Yazlıkçının Not defteri…
22 Haziran 2026, Pazartesi 16:13Ege ve Akdeniz sahillerinde yaşayanlar yaz ayları yaklaşınca yaylalara başlayan
atlı develi kervanlarla, kamyonlarla göç edenler gibi, günümüzde Büyükşehrin
boğucu ortamından kentlerden özellikle güney ve batıdaki sahil kasabalarına
arabalar, karavanlarla yola çıkanların hikayeleri bitmiyor.
Çocukluğumun geçtiği 19960-70’li yıllarda, Kadirli’de, yaz gelince sıcak ve
sivrisinekten kaçmak için kamyona yüklenilen birkaç ailenin yükü ile Çokak ve
Meyremçil yaylasına gittiğimizi ama yola çıkma hazırlıklarımızın kaç gün
sürdüğünü ,ya da büyüklerimizin ne kadar uğraştıklarını hatırlayamıyorum. Bize
eşyaları kamyona yükleme ve kamyon üzerinde yol boyunca eşyalar düşmesin
diye eşyalara sahip olma işi düşüyordu.
Toroslarda bir çeşme kıyısında çadır da ya da kiralanan bir toprak damlı bir ev
olurdu yayla evimiz. Toprak damların aşağıya yağmur suların sızmasını önlemek
için yüzeyi sıklaştırmak için silindir şeklindeki loğlar ile taşımacılıkta kullanılan
öküzlerin çektiği kağnı sesleri kuş seslerine karışırdı. Okak’taki yayladığımız
günlerde babam Hacı Çulhaoğlu bir gün pille çalışan Sierra marka bir radyo
getirmişti. Büyüklerimizin ajans dedikleri haberleri dinlediği radyo biz çocukları
bir kutudan gelen türküler, şarkılar, aranjman denilen pop müzik tanıştırıyordu.
Günlerimiz, harman yerinde buğday ve arpayı sapından ayırmak için kullanılan
öküz ya da atla çekilen altında çakmak taşı çakılı kızak şeklindeki döven ile
çalışan köylülerin çalışmalarını izleyerek, bazen biz de yardım ederek geçerdi.
Bazen de,biz çocuklar toplanıp dağlara ,tepelere çıkardık. Ayı inleri denilen
kuyulardan çıkardığımız karı torbalara taşıyıp pekmezle karıştırıp karsambaç
denilen tatlımızla şenlendiğimiz günler de olurdu.
Günümüzde özellikle Akdeniz ve Çukurova’da kıyı bölgelerimizde yaşayanlar
yaylaya çıkmaya devam ediyor, sahildeki evlerini büyük kentlerinden deniz kum
tatili için gelenlere küçük pansiyon haline getirip sezonluk kiralayıp yaylama
geleneğinden vazgeçmiyorlar. Zamanla kendi yayla evlerini yapıp her yıl yaylaya
çıkanlar için de, artık birkaç saatlik yolculukla sadece birkaç eşya ile rahat araba
ile yayla evlerine ulaşmak mümkün olmuş. Günlük otobüs seferleri de yaz
aylarında konuluyormuş. Biz kentlerden yaşayanların deniz kıyısında sahil kasabalarının
birindebir
pansiyon, otel,çadır ya da bir ev kiralayarak deniz kenarında tatil yapmaya
başlamaları, zamanla yayla evi gibi kendi evine sahip olmaya dönüşmüş. Yaz
ayları gelince otobüs, tren ya da arabalar ile sahil kentlerimize doğru yola
çıkanların yoğunluğu artıyor, özellikle okulların tatile girmesi ile, mola
noktalarında kalabalık nedeniyle park yeri bulmak için beklemek bile
gerekebiliyor. Gittikleri tatil kasaba ve şehirlerde canlılık getirenlerden kendi
evi olanlara da yazlıkçı adı verilmiş.
Eskinin yaylacısı, günümüzün yazlıkçısı olarak her kışı geçirdiğimiz Ankara’dan
yazlığımızın olduğu Datça’ya gidişimizin bir hikayesi oluyor. Yıllardır Ankara’dan
Datça’ya yola çıkmak için, evin toplanması, daha önce not defterine yazdığımız
götürüleceklerin seçilmesi, paketlenmesi, arabanın bakımının yapılması bilinen
ve bilinmeyen işlerin yerine getirilmesi gerekiyor. Arabaya eşyaları yerleştirip
hareket etmeden önce, evin pencere ve kapıları son kez kontrol edilmek
zorunda kalınıyor. Yolda unutulan bir şey olduysa, geri dönmek de var.
Yol üzerinde Sivrihisar, Afyon, Dinar, Kale’de kah çay, kah yemek molaları
vererek Datça’ya ulaşıyoruz. Yol boyunca uzun süre kapalı kalan evi hangi
durumda bulacağımız tedirginliğini yaşamadan edemiyoruz. Eve ulaşıp yorgun
argın kapıyı açtığımızda, akan dökülen bir şey görmediysek, ve her şeyi çalışır
durumda bulunca, oh çekiyoruz.. Her olasılığa karşılık kışlık evden getirdiğimiz
kahvaltılık malzemeler arasından çıkardığımız çay demleyip ya da kahve yapıp
seviniyoruz.
Geçmişte banyo penceresini açık unutunca kedilerin evi yuva yapıp çoğaldıkları
her tarafı birbirine katmış olduklarını görmüştük. Kırılan birkaç eşyanın tamiri
için parça almaya gittiğim hırdavatçının ‘sen haline şükret, geçenlerde bir
yazlıkçı evin kapısını açınca, evde farelerin koşuşturduğunu ve eşyaları
parçalanmış halde görünce, otele gitmek zorunda kalmışlar’ deyişini
hatırlıyorum.
Eve yerleşmek, nemlenen giysileri havalandırmak, temizlik yapılması evde
normal yaşamın sürdürülmesi 1-2 hafta sürüyor. Dökülen boya, sıva ya da tamir
gerektiren arıza olmuşsa, tamirci ve usta aramak yaptırmak bu süreyi
uzatabiliyor. Eğer yazlıkçı 1 ay için geldiyse, koşuşturmalar arasında denize girerek tatilini de yapmaya çalışıyor. Sezonluk gelenlerin durumu, koşuşturma
uzun vadeye yayıldığı için daha iyi oluyor.
Yaz sezonu bitip, yaşadığımız şehre dönüşe geçince, kışlık evde bizleri benzer
bir süreç bekliyor buluyoruz. Ankara’ya gecenin bir saatinde ulaştığımızda
TV’nin çalışmadığını görmüş, ertesi günü çağırdığımız tamirci, kablolu
bağlantısının yıldırım düşmesiyle hasar gördüğünü, TV’nin sağlam oluşuna
sevinmemiz gerektiğini söylemişti.
Yaylacı ya da Yazlıkçı olmanın yararları diyorum, bu yaşadıklarımıza…
Okunma Sayısı: 171


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.