LAÇİNNN
Muğla
24 Temmuz, 2026, Cuma
  • DOLAR
    44.51
  • EURO
    51.67
  • ALTIN
    6625.8
  • BIST
    12.938
  • BTC
    66595.100$

(Knidos)-3

23 Temmuz 2026, Perşembe 15:41

Dayanışmanın Güzel Günleri

Rüzgârın antik taşların arasından usulca geçtiği, denizin tuz kokusunun çocukluğuma sindiği o eski (Knidos) günleri… Sanki dün gibi… Hafızamın en derin köşelerinde hâlâ capcanlı duran o günlere her döndüğümde, içimde tarifsiz bir sıcaklık beliriyor.

Bugün geriye dönüp baktığımda anlıyorum ki, çocukluğumun en kıymetli mirası ne denizdi ne de (Knidos)’un görkemli taşları…

Benim için en büyük zenginlik, o yıllarda insanların birbirlerine duyduğu güven, sevgi ve dayanışmaydı.

(Knidos)’ta yaşayan herkes, gerçekten de büyük bir ailenin fertleri gibiydi. Kimin kapısında duman tütmüyorsa komşusu bunu hissederdi. Kimin bir şeye ihtiyacı varsa söylemesine gerek kalmadan yardım eli uzanırdı. Fakirdik belki… Ama paylaşmasını biliyorduk. Yoksulduk… Ama hiçbir zaman kendimizi yalnız hissetmiyorduk.

Biz çoban çocuklarının hayatı da işte bu dayanışmanın içinde geçerdi.

Hafta içi okul olduğu için Yazıköy’de dede ve ninelerimizin yanında kalır, hafta sonu ise hem anne babamızı görmek hem de özlem gidermek için ailelerimizin bulunduğu çoban yerlerine giderdik. Annelerimizin bizi yıkayıp saçlarımızı taradığı o anlar… Yıkanmış okul önlüklerimizi özenle bohçaya koyuşları… Pazartesi sabahı bizi yeniden okul yoluna uğurlarken gözlerindeki o sessiz sevgi…

Çoban aileleri, Yazıköy ile (Knidos) arasındaki Bali Bele, Esebele, Saat Taşı, Gargıcak, Domuzini, Döşeme, Hayladın ve Barkaz gibi su kaynaklarının bulunduğu bölgelere yerleşirdi. Oralarda ya insanların sığınabileceği doğal bir mağara ya da taşlardan örülmüş küçük bir dam bulunurdu. Aynı zamanda keçileri yağmurdan ve ayazdan koruyacak ağıllar da vardı. Bu evlerin birçoğu imece usulüyle yapılmıştı.

Kışın daha korunaklı yerlerde yaşanır, yaz geldiğinde ise suya yakın yaylalara göç edilirdi. Bugün “göç” dediğimiz o yolculuklar, bizim için hayatın olağan bir parçasıydı.

Pazartesi sabahları ise yeniden okul yolu başlardı.

Çoğu zaman kilometrelerce yolu yürüyerek giderdik.

O yıllarda bugünkü gibi yağmurluklar, montlar, su geçirmez ayakkabılar yoktu. Naylon bile köy hayatına henüz girmemişti. Yağmur altında yürür, okulun kapısından içeri girdiğimizde siyah okul önlüklerimiz üzerimize yapışmış olurdu.

Sınıfta yanan sobanın etrafına dizilir, önlüklerimizi çıkartıp kurutmaya çalışırdık.

Sobanın üzerinde yükselen o buhar…

Belki yalnızca ıslanan elbiselerimizi kurutmuyordu; çocuk yüreğimizdeki üşümeyi de alıp götürüyordu.

Okulumuz da oldukça mütevazıydı. Aynı çatı altında iki derslik ve küçük bir yönetici odasından ibaretti. Birinci, ikinci ve üçüncü sınıflar tek öğretmenle büyük derslikte, dördüncü ve beşinci sınıflar ise diğer derslikte eğitim görürdü. Öğretmenlerimiz Köy Enstitüsü mezunuydu.

Sait Karaman öğretmenimiz, bize yalnızca ders anlatmazdı. Okul bahçesine çakıldak dediğimiz kabuklu bademleri gömer, onların filizlenmesini sabırla izletirdi. Böylece bize emeği, sabrı ve doğanın mucizesini öğretirdi.

O yıllarda öğretmenler köyün en saygın insanlarıydı. Büyüklerimiz onların yanında ayağa kalkar, sözlerine dikkat ederdi. Gazeteler bile onların sayesinde köye ulaşır, kahvede herkes tarafından okunurdu.

Bugün düşündükçe içim burkuluyor…

Çünkü o günlerde sahip olduğumuz şeylerin değerini belki de yeterince anlayamamıştık.

Ama şimdi biliyorum ki…

Biz aslında çok zengindik.

Devam edecek.

20 Temmuz 2026 / Berlin
Kaptan: Aslan Atilla Yorulmaz


Okunma Sayısı: 289

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.