LAÇİNNN
Muğla
29 Eylül, 2026, Salı
  • DOLAR
    44.51
  • EURO
    51.67
  • ALTIN
    6625.8
  • BIST
    12.938
  • BTC
    66595.100$

ESM İLE AHLAKLANMAK - 23 EL-BEDΑ, EL-BÂKÎ, EL-VÂRİS, ER-REŞÎD

28 Eylül 2026, Pazartesi 15:38

*Can Dostlar!*

*Esmâ ile Ahlaklanmak* yolculuğumuzda bugün de Rabbimizin güzel isimlerinden *el-Bedî‘, el-Bâkî, el-Vâris ve er-Reşîd* esmâlarını işlemeye çalışacağız.

Rabbimizden niyazımız; bizleri yaratılıştaki eşsizliği gören, fâni olana aldanmayan, sahip olduklarını emanet bilen ve doğru yolu Rabbinden isteyen kullarından eylesin.
Gayret bizden; yardım, kolaylık ve gönüllerde yer etmek Âlemlerin Rabb’indendir.
Bu dört güzel isim birlikte okunduğunda bize çok derin bir kulluk ölçüsü verir:

**Allah eşsiz yaratır; kul ibretle bakar.  
Allah bâkîdir; kul fâni dünyaya aldanmaz.  
Allah Vâris’tir; kul sahip olduklarını emanet bilir.  
Allah Reşîd’dir; kul doğru yolu ve isabetli davranışı Rabbinden ister.**
Öyleyse bu bölümün ana omurgası şudur:
**Yaratılış tesadüf değil, Allah’ın eşsiz sanatıdır.  
Dünya kalıcı değil, geçici bir imtihan alanıdır.  
Mülk bizim değil, bize verilmiş emanettir.  
Doğru yol nefsin arzusu ile değil, Rabbin rehberliğiyle bulunur.**

## EL-BEDΑ: EŞSİZ YARATAN RAB

*El-Bedî‘*, örneksiz, benzersiz, eşsiz yaratan; gökleri ve yeri yoktan var eden Allah demektir.

İnsan bir şey yaparken çoğu zaman bir örneğe bakar, bir modelden yararlanır, daha önce yapılmış olanı geliştirir. Fakat Rabbimizin yaratması böyle değildir. O, varlığı bir örneğe muhtaç olmadan yaratır. Gökleri, yeri, insanı, canlıları, geceyi, gündüzü, suyu, toprağı, rengi, sesi, kokuyu ve hayatın bütün düzenini eşsiz bir ölçüyle var eder.

Kur’an şöyle buyurur:
*“O, gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. Bir işin olmasını dilediğinde ona sadece ‘Ol’ der; o da olur.”*  
(Bakara, 2:117)
El-Bedî‘ ismini tanıyan insan, yaratılışa sıradan bakmaz. Göğe bakınca yalnız maviliği görmez; Rabbimizin kudretini düşünür. Toprağa bakınca yalnız çamuru görmez; onda hayatın filizlenmesini seyreder. Bir bebeğin yüzüne bakınca yalnız güzellik görmez; yaratılışın mucizesini fark eder. Kendi bedenine bakınca yalnız et ve kemik görmez; Allah’ın ölçüyle var ettiği büyük bir emaneti düşünür.

İnsan alıştığı şeyleri bazen basit zanneder.
Her gün doğan güneşi sıradan görür.
Her gün aldığı nefesi unutur.
Her gün akan suyu fark etmez.
Her gün çalışan kalbini düşünmez.

Oysa alışkanlık, nimetin değerini azaltmaz. Biz unutsak da yaratılışın her köşesi Rabbimizin ayetleriyle doludur.

Kur’an şöyle buyurur:
*“Yeryüzünde kesin bilgiyle inanacak olanlar için ayetler vardır. Kendi benliğinizde de ayetler vardır. Görmüyor musunuz?”*  
(Zâriyât, 51:20-21)

El-Bedî‘ ismi kula bakmayı öğretir; ama sadece gözle bakmayı değil, ibretle bakmayı öğretir. Çünkü göz her şeyi görebilir; fakat kalp uyanık değilse gördüğünden ders çıkaramaz.
Bu ismi tanıyan kul, Rabbimizin eşsiz yaratışını fark ettikçe kibirden uzaklaşır. Çünkü kendisini de, aklını da, bedenini de, yeteneğini de kendisi yaratmamıştır. Kendisine verilen her güzellik, Allah’ın lütfudur.
*O hâlde kendimize soralım:*
*Ben yaratılıştaki eşsizliği ibretle mi okuyorum, yoksa alışkanlık perdesiyle bakıp geçiyor muyum?*

## EL-BÂKÎ: KALICI OLAN, VARLIĞI SONSUZ RAB

*El-Bâkî*, varlığı sona ermeyen, kalıcı olan, her şey fâni iken kendisi bâkî kalan Allah demektir.
Dünya geçicidir. İnsan geçicidir. Mal geçicidir. Makam geçicidir. Gençlik geçicidir. Alkış geçicidir. Güç geçicidir. Güzellik geçicidir. İnsan ne kadar tutunmak isterse istesin, dünya elinde kalıcı değildir.
Kur’an şöyle buyurur:
*“Yeryüzünde bulunan her şey fanidir. Ancak celâl ve ikram sahibi Rabbinin zatı bâkî kalacaktır.”*  
(Rahmân, 55:26-27)
El-Bâkî ismi, insanın kalbine büyük bir uyanış verir. Çünkü insan çoğu zaman geçici olanı kalıcı zanneder. Dünyaya öyle bağlanır ki sanki hiç ayrılmayacakmış gibi yaşar. Biriktirir, yarışır, hırs yapar, kırar, kırılır, incitir, incinir; ama sonunda her şeyin geçeceğini unutur.
Oysa kalıcı olan Allah’tır.
Kulun dünya ile ilişkisi de bu bilgiye göre kurulmalıdır. Dünya terk edilmesi gereken bir yer değil; doğru yaşanması gereken bir imtihan alanıdır. İnsan çalışır, kazanır, aile kurar, üretir, emek verir. Fakat bütün bunları kalıcı zannetmez. Hepsini Allah’ın rızasına götüren birer emanet ve imkân olarak görür.

Kur’an şöyle buyurur:
*“Sizin yanınızdaki tükenir; Allah katında olan ise kalıcıdır.”*  
(Nahl, 16:96)
Bu ayet bize değer ölçüsünü öğretir. İnsanların yanında değerli görünen her şey kalıcı olmayabilir. Allah katında değerli olan ise kaybolmaz. Bir güzel söz, bir adaletli duruş, bir iyilik, bir tövbe, bir gönül onarma, bir hakkı sahibine teslim etme, bir yetimin başını okşama, bir haksızlıktan vazgeçme Allah katında değer bulur.
El-Bâkî ismini tanıyan insan, fâni olanı ilah edinmez. Geçici dünyanın süsüne aldanmaz. Kalıcı değerin peşine düşer. “Benden geriye ne kalacak?” diye düşünür. Kırdığım kalpler mi, yaptığım haksızlıklar mı, yoksa hayırlı izler mi?
*Şu hâlde kendimize soralım:*
*Ben fâni olana mı bağlanıyorum, yoksa Allah katında kalıcı olacak güzellikler mi biriktiriyorum?*

## EL-VÂRİS: HER ŞEYİN SONUNDA KENDİSİNE KALDIĞI RAB

*El-Vâris*, bütün varlığın sonunda kendisine döndüğü, mülkün gerçek sahibi olan ve her şey yok olurken mülkü baki kalan Allah demektir.

İnsan dünyada sahip olduğunu zanneder. Evim der, malım der, makamım der, toprağım der, ailem der, gücüm der. Fakat insan dünyadan ayrıldığında bunların hiçbirini yanında götüremez. İnsan gider; geride bıraktıkları başkalarına kalır. Sonunda her şey Allah’a döner.

Kur’an şöyle buyurur:

*“Şüphesiz dirilten de öldüren de Biziz; asıl vâris olan da Biziz.”*  
(Hicr, 15:23)

El-Vâris ismini tanıyan kul, sahiplik iddiasını yumuşatır. Çünkü bilir ki kendisine verilen her şey emanettir. Mal emanet, makam emanet, evlat emanet, beden emanet, zaman emanet, bilgi emanet, kalem emanet, söz emanet.

Emanet bilinci olmayan insan, sahip olduklarıyla azabilir. “Benim” dediği şeyleri dilediği gibi kullanabileceğini zanneder. Oysa mülk Allah’ın ise kul, sahip olduklarını Allah’ın razı olacağı şekilde kullanmakla sorumludur.

Kur’an şöyle buyurur:

*“Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır.”*  
(Âl-i İmrân, 3:180)

Bu ayet insana şu hakikati hatırlatır: Bize verilenler geçici olarak elimizdedir. Asıl sahip Allah’tır. O hâlde kul, elindeki imkânı zulümde, kibirde, gösterişte ve haksızlıkta kullanamaz.

El-Vâris’i tanıyan insan, dünyaya kazık çakmaya çalışmaz. Geride güzel bir iz bırakmaya çalışır. Mal bırakacaksa helalinden bırakır. Söz bırakacaksa doğru söz bırakır. Hatıra bırakacaksa hayırla anılacak bir ahlâk bırakır. Evlatlarına yalnız miras değil; adalet, merhamet, doğruluk ve Allah bilinci bırakmaya çalışır.

Çünkü insanın asıl mirası, arkasında bıraktığı maldan önce, Rabbine götürdüğü ameldir.
*O zaman kendimize soralım:*
*Ben sahip olduklarımı emanet bilerek mi kullanıyorum, yoksa geçici sahipliği kalıcı zannedip haddi mi aşıyorum?*

## ER-REŞÎD: DOĞRUYA, OLGUNLUĞA VE İSABETLİ YOLA YÖNELTEN RAB

*Er-Reşîd*, doğruya yönelten, kullarına isabetli yolu gösteren, işlerinde hikmet ve olgunluk bulunan Rab demektir.

İnsan bazen yolu şaşırır. Doğru sandığı şey yanlış çıkabilir. Faydalı zannettiği şey zarar verebilir. Kazanç sandığı şey kayba dönüşebilir. Nefsinin arzusunu akıl, kalabalığın yönünü hakikat, alışkanlığını din zannedebilir.
Bu yüzden kul, yalnız kendi aklına güvenerek yürüyemez. Aklını kullanır; fakat aklını Rabbimizin ayetleriyle terbiye eder. Çünkü doğru yolu gösteren Allah’tır.
Kur’an’da gençlerin duası şöyle aktarılır:
*“Rabbimiz! Bize katından rahmet ver ve işimizde bize doğru bir çıkış yolu hazırla.”*  
(Kehf, 18:10)
Bu dua, kulun Rabbinden yalnız kurtuluş değil, doğru yöneliş istediğini gösterir. İnsan bazen bir çıkış arar; fakat her çıkış hayırlı olmayabilir. Kul, Rabbinden hem rahmet hem de isabetli yol ister.

Kur’an şöyle buyurur:

*“Allah kimi doğru yola iletirse, işte doğru yolu bulan odur. Kimi de saptırırsa, artık ona doğruyu gösterecek bir dost bulamazsın.”*  
(Kehf, 18:17)

Er-Reşîd ismini tanıyan kul, doğruyu bulmayı kendi üstünlüğü saymaz. “Ben bilirim” diyerek kibirlenmez. “Benim aklım yeter” diyerek vahyin ölçüsünden uzaklaşmaz. Çünkü insanın doğruya ulaşması da, doğru yolda kalması da Rabbimizin rahmetiyle mümkündür.

Bu isim bize olgunluk da öğretir. Rüşd, yalnız doğruyu bilmek değil; doğruyu yerinde, zamanında, ölçülü ve ahlâklı şekilde uygulayabilmektir.

Bir insan doğru bir sözü yanlış üslupla söyleyebilir.
Haklı bir davayı haksız bir yöntemle savunabilir.
İyi bir niyeti kırıcı bir dile dönüştürebilir.
Bilgiyi kibir, eleştiriyi yıkım, nasihati baskı hâline getirebilir.

Er-Reşîd ismini tanıyan kul, Rabbinden yalnız bilgi değil; hikmet, ölçü, olgunluk ve isabet ister. Hakka çağırırken kırmamayı, uyarırken ezmemeyi, konuşurken adaletten ayrılmamayı, susarken de hakkı gizlememeyi öğrenmeye çalışır.

*Burada kendimize soralım:*
*Ben doğruyu yalnız bilmekle mi yetiniyorum, yoksa doğruyu ölçülü, hikmetli ve güzel bir ahlâkla yaşamaya mı çalışıyorum?*

## EŞSİZ YARATILIŞ, KALICILIK, EMANET VE DOĞRU YOL BİLİNCİ

*Can Dostlar!*

Bugün üzerinde durduğumuz bu 4 güzel isim hayatımızın her alanına ölçü koyar.

*Bir kez daha özetlemek gerekirse:*

*El-Bedî‘* bize, Rabbimizin gökleri ve yeri örneksiz ve eşsiz yarattığını hatırlatır. Kula düşen, yaratılışa alışkanlıkla değil; ibret, şükür ve tefekkürle bakmaktır.
*El-Bâkî* kalıcı olanın yalnız Allah olduğunu öğretir. Kula düşen, fâni dünyaya aldanmadan Allah katında kalıcı olacak iyiliklerin peşine düşmektir.
*El-Vâris* her şeyin sonunda Allah’a döneceğini bildirir. Kula düşen, sahip olduklarını emanet bilmek ve onları Allah’ın razı olacağı şekilde kullanmaktır.
*Er-Reşîd* doğruya, olgunluğa ve isabetli yola yönelten Rabbimizi tanıtır. Kula düşen, doğruyu yalnız bildiğini sanmak değil; Rabbinden rüşd, hikmet ve güzel ahlâk istemektir.
Unutmayalım:

*Allah Bedî‘dir; kul yaratılıştaki eşsizliği ibretle okur.*
*Allah Bâkî’dir; kul fâni olana aldanmaz.*
*Allah Vâris’tir; kul sahip olduklarını emanet bilir.*
*Allah Reşîd’dir; kul doğru yolu ve olgun davranışı Rabbinden ister.*
Esmâ ile ahlaklanmak; Rabbimizin güzel isimlerini yalnız dilde anmak değil, o isimlerin bize öğrettiği kulluk bilincini hayata taşımaktır.
Rabbimiz bizleri; yaratılışa ibretle bakan, fâni olana aldanmayan, emanet bilinciyle yaşayan, doğruyu hikmet ve güzel ahlâkla taşıyan kullarından eylesin.
Kalplerimizi rüşd ile olgunlaştırsın, amellerimizi kalıcı hayırlara dönüştürsün, bize verilen emanetleri hakkıyla taşımayı nasip etsin.
*Esmâullâh ahlâkı ile ahlaklanma gayreti içinde olan gönül dostlarına selam olsun.*

*“Esmâ ile Ahlaklanmak”ta yeniden buluşmak üzere.*

*Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın Can Dostlar!*


Okunma Sayısı: 178

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.