DÖRDÜNCÜ CEMRE
26 Haziran 2015, Cuma 16:34 Özlediğini hissettir, bir kaç görmemişti. İçi sıkıntılı, sinesi dardı. Aradı bir kaç kez açan olmadı, telini. Mesaj attı üst üstte cevap gelmedi. Tuhaf, dostu hemen açar, hemen yazardı. Telaşla dışarı çıktı. Evine gidip kapısını çaldı içeriden televizyon sesini duyuyordu kapıyı uzun uzun çaldı açan olmadı.
Başına bir şey gelmiştir diye endişelenip yanan yüreği, başka bir acıyla doldu. Dostu onu görmek istemiyordu. Hatasını söyleyip düzeltme şansı bile vermeden silmişti onu. Yaşadıklarını geçirirken aklından yanağından süzülenleri siliyordu yavaş yavaş.
Kabuk bağlıyor yüreklerimiz yaralandığı yerlerden. Kuruyor, bükülüyor, katılaşıyor. Üstelik sokaktaki insandan değil kıymet verdiklerimizden. Sevdiklerimizden. Ateşin yaktıkığnı, bıçağın kestiğini soğuğun üşüttüğünü, biberi düşmeyi öğreniyoruz, küçükken. Köpekten, kediden, kuştan, böcekten sakınıyoruz büyümeden, tehlikeyi koklayacak kaçmayı, endişelenmeyi, savunmayı biliyoruz.
Peki neden insanın zararından korunmayı öğrenmiyoruz. Bu tecrübe tek kişilik. Sıfırdan başlıyoruz her insanda. Melek diye heveslenerek, ilahi lütuf sayıyoruz. Sonra yavaş yavaş görmeye başlıyoruz insan olduğunu, kusurlarını, hisslerini, başkalıklarını ümit ve muhabbetle yanılmayı dileyip "ama ben seviyorum onu" limanda çekiyoruz, ümit teknemizi zaman yuta yuta bitiriyor sevinçleri ve yine fiyasko.
Sebep hazır "insan işte çiğ süt emmiş" bizim hiç kabahatimiz yok. Oysa kendi celladımızı, kendimiz yetiştiriyoruz.
Önce kanatlar takıp ruhumuzda uçmasına izin veriyoruz. Yetmiyor, sevinçlerimize ışık kabul ediyoruz. Kendi bıçağımızı, kendimiz bileyliyoruz. Işıl ışıl olana kadar, manalar manalar yüklüyoruz. Gönlümüzde yer verip zehrimizi besliyoruz. Isısı güneş nemi için yağmur oluyoruz. Biz ne kadar çok emek verirsek, içindeki çiğ süt o kadar çabuk ekşiyor. İnsan bu bozuğu hiç çekilmiyor.
Mecburuz bir bakıma yalnız yaşanmıyor hayat. yüreğimizde fışkıran bir sevgi, dağılan hoşgörü sınırsız iyi niyet, efil efil ümit rüzgarları var. Şarjımız diğer yüreklerden. Severek besleniyor ruhlarımız. Güvenerek güçleniyor. Öyleyse sorun nedir. Aralarında bir hata yapıyor olmalıyız. Hep kötüleri, hamları, çiğleri düşmüyor her halde bize.
Geleni, maskesi ve kostümü ne olursa olsun, evirip çevirip içindeki gizli zararları ortaya çıkarıyoruz. Pisilerden aslan, kuşlardan kartal, köpüşlerden kurtlar fışkırtıyoruz. Gereksiz ilgi-alaka,gazla kıymet vererek. Kıymeti yoksa içinde, hemen çamurlaşıyor.
Çömleği defalarca pişirmenin sebebide bu işte, çamurlaşmasını engellemek sürmedik at, düşmedik yiğit olmaz, silkinip kalkabilmek maharettir. Yeniden ümitle sarılıyor yürek. Eski desenleri, gönül duvarlarına tablo sayarak.
Mümin aynı yerden iki kere ısırılmaz buyurulur efendimiz (sav) düşe kalka büyütsek de içimizdeki çocuğu aynı yanlışa düşmemeyi, aynı yanılgıyı yaşamamayı salık veriyor.
İlk bakışta zarar etmiş gibi görünür insan ancak asla kaybetmeyeceği nimettir kazandığı tecrübe. Her şey kaybolur gider ama tecrübeler hep bizde kalır. Sonraki hayatımızı net gösteren, parlak gözlük camları gibidir.
Ağaçta meyve vermeden önce çiçek açıyor boynu bükülüp dökülen çiçeğin hemen dibinden meyvesi püslüyor. Tecrübe meyvelerde ümit ve sevinç çiçekleri dökülünce çıkıyor. Acıtsada kalan ömrümüzde tatlı meyveler bırakıyor.
Her yanılgıda biraz daha kalınlaşıyor, uçuşan gönül tülleri kıpırdamaz oluyor. Bir tatlı tebessümle eriyen kalp, ayaklarına serilen yüreklere, basıp geçiyor. Birer büyük madlya hazırlamalı, yoğurdu üfleyerek yedirten dostlara hediye etmek için.
Tecrübe pahalı bir nimet. Bedeli peşin ödenen. Etkili acı bir reçete hepimize. Gönlün kaç yanılma hakkı vardır. Limit ne zaman dolar. Daha kaç kerte havalanır sevinç balonu ve nerede çakılır yere. Hayat bu. Böyle devam eder devran, son nefese kadar ıdakiki dostları tabutun içinden göreceğiz. Ne yazık ki kalkıp sarılma şansımız olmayacak.Çürüğünü, çiğini ayırt etmeye yorulmayalım.
Gönlümüzde hissettiklerimize bol bol sarılalım.
Okunma Sayısı: 6039


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.