LAÇİNNN
Muğla
15 Mayıs, 2026, Cuma
  • DOLAR
    44.51
  • EURO
    51.67
  • ALTIN
    6625.8
  • BIST
    12.938
  • BTC
    66595.100$

DÖRDÜNCÜ CEMRE

19 Haziran 2015, Cuma 11:29

     İki kör bir­lik­te ye­me­ğe otu­rur­lar. Sof­ra­da, köfte, sarma, bak­la­va var­dır. Uya­nık olan eliy­le yok­lar, ka­ba­ca he­sap­lar. " Bun­lar iki­mi­zi do­yur­ma­ya yet­mez, iki­şer iki­şer ala­yım, nasıl olsa gör­mü­yor" der. Hızlı hızlı, iki­şer iki­şer ye­me­ğe baş­lar. Ne var ki kar­şı­sın­da­ki­nin nasıl ye­di­ği­ni gör­me­di­ği için te­laş­la­nır. Ağzı dolu bir halde, ar­ka­da­şı­na söy­le­nir, " ar­ka­da­şım, telaş etme, iki­mi­ze de yeter, teker teker ye, çif­ter çif­ter alma" der. Hal­bu­ki di­ğe­ri sakin ve tek tek ye­mek­te­dir.

     Kişi, ken­di­si gibi bilir kar­şı­sın­da­ki­ni, sözü tam bu du­rum­lar için­dir. Kendi dü­şün­ce­miz, ne kadar çir­kin ve ne kadar yan­lış olur­sa olsun, bizi ra­hat­sız etmez. Kar­şı­mız­da­ki, acaba öyle mi dü­şü­nü­yor benim için de­yin­ce mi­de­miz bu­la­nır. Ne­le­ri ge­zin­di­ri­riz zih­ni­miz­de, de­ve­ler bale yapar, til­ki­ler vals. Yine de bat­maz bize, yine de bat­maz. 

      İle­ti­şim, der­di­mi­zi sı­kın­tı­sız an­la­ta­bil­me, ha­ya­tı so­run­suz ya­şa­ya­bil­me sa­na­tı­dır. Fark­lı bir çok yön­tem­le ko­lay­la­şır işler. Ben dili ko­nuş­mak, em­pa­ti yap­mak, ço­cuk­la­rın soh­bet­le­ri­ne kadar girdi. Bu za­man­da ile­ti­şi­min dok­to­ra­sı­nı ya­pı­yor cümle in­san­lık. Alet ede­vat ile­tiş­ti­ri­yor bir­bi­ri­mi­ze.  
   
     Öyle ki söz­cük­ler harf kay­be­di­yor, sü­ra­ti­miz­den. SELAM, slm, AL­LA­HA EMA­NET OL, aeo olu­yor. Selam dua ve se­la­met di­le­ği iken, söy­le­ye­ne du­ya­na, ya­za­na oku­ya­na huzur ve­rir­ken, üç harf ve duy­gu­dan mah­rum bir şekil alı­yor. Uzun uzun Al­la­ha ema­net eder­ken, tes­li­mi­yet, iyi niyet, ay­rı­lık hüznü ve ye­ni­den gö­rüş­me di­le­ği­ni his­se­der­di iki taraf, yine üç küçük ruh­suz harfe kaldı ifa­de­si. 

     Kay­be­den sa­de­ce söz­cük­ler değil, İle­ti­şe­me­yen ruh­lar­da kay­be­di­yor. Duy­gu­lar ye­te­rin­ce do­yu­rul­ma­yın­ca, hır­çın­la­şı­yor gö­nül­ler. Her şeyin kolay ol­du­ğu, ulaş­ma­nın, ile­tiş­me­nin bin çeşit yolu ol­du­ğu halde, bu za­man­da in­ti­har­la­rın ve ci­na­yet­le­rin ço­ğal­ma­sı, ta­ham­mül­süz­lü­ğün had saf­ha­ya ulaş­ma­sı tezat değil mi. 
İnsan ince de­tay­lar­la be­ze­li bir mu­am­ma. Em­sal­siz öl­çü­de mü­kem­mel bir sanat eseri. Ya­ra­ta­nın baş ya­pı­tı, şa­he­se­ri. 

     Sanat emek ister, te­la­şa gel­mez. Ese­rin ka­ti­li­dir acele. Ruhu din­le­ye din­le­ye, dem­le­ye dem­le­ye iler­le­mek ge­re­kir. İki ke­lam­lık ile­tiş­me­ler, ye­mek­le­ri vit­rin­le­re dol­du­rup, ko­ku­la­rı­nı yayıp ver­me­me­ye ben­zi­yor. 

     So­nun­da aç­lı­ğa da­ya­na­ma­yan bi­ri­le­ri çıkıp, kapı pen­ce­re in­di­ri­yor. Çır­pı­nıp te­pin­di­ğin halde, fer­ya­dın anlam bul­mu­yor­sa, en ya­kı­nın­da olan, eş, kar­deş, anne, baba olsa ne yazar, yapa yal­nız­sın de­mek­tir.

     Ken­di­mi­ze zaman ayır­ma­dan, ruhu, gönlü çöz­me­den, an­la­şıl­ma­yı bek­le­ye­me­yiz. Ken­din aç­lı­ğı­nı tes­pit et­me­den, do­yu­rul­ma­yı uma­maz­sın. Her açlık aynı sin­yal zi­li­ni çalar. 

     Hır­çın­lık ve hu­zur­suz­luk. Ruhun mu, be­de­nin mi, zih­nin mi, inan­cın mı, han­gi­si aç, be­lir­le­mek ge­re­kir. Aksi halde, uy­ku­su bas­tı­rın­ca, acık­tım diye ağ­la­yan çocuk gibi yemek yer ve uy­ku­yu ka­çı­rır­sın. Kendi var­lı­ğın­la ile­ti­şi­min bu halde iken, dı­şa­rı­dan bi­ri­le­ri­nin seni an­la­ma­ma­sı­na veya yan­lış an­la­ma­sı­na öfke ya­pa­maz­sın.

     Nasıl dü­şü­nü­yor­sa öyle an­lı­yor insan. Senin bak­tı­ğın pen­ce­re­den bak­ma­yan, başka ha­li­ni gö­rüyor dün­ya­nın. Senin ışı­ğın­dan de­ğil­se ışığı, rengi başka olu­yor ay­dın­lı­ğı­nın.

     Bütün der­di­miz, so­run­suz bir şe­kil­de ken­di­mi­zi an­la­ta­bil­mek. Sa­çı­mız­dan, renk se­çi­mi­mi­ze kadar. Tut­tu­ğu­muz takım, sev­di­ği­miz sa­nat­çı, iz­le­di­ği­miz dizi, din­le­di­ği­miz müzik, hep ru­hu­muz­dan aç­tı­ğı­mız pen­ce­re­ler, zor­la­ma­yın beni, an­la­yın işte. Buyum, böy­le­yim de­mek­tir.​Anlama­ya­nı zor­la­ma­dan uzak­laş­mak veya ses­siz­ce kabul etmek de yü­rek­li­lik­tir. 

     Mü­sa­ma­ha, kar­şın­da­ki­ni bütün siv­ri­lik­le­ri, ha­ta­la­rı, uça­rı­lık­la­rı ile dış­la­ma­dan, in­cit­me­den, zarar ver­me­den, de­ğiş­tir­me­ye ça­lış­ma­dan kabul et­mek­tir. Sana ben­ze­me­ye­ne ta­ham­mü­lün yoksa, in­san­lı­ğın ta­mam­lan­ma­mış, oluş­ma­mış­tır.

     Sev­gi­ye kılıf bu­lan­lar var. Kar­şı­lık bek­le­me­den sev­me­yi an­la­ma­yan­lar. An­la­ma­dı­ğı­na deli diyor insan. Aşka hi­ka­ye, aşığa hasta di­yo­ruz artık. Ken­di­ne gü­ven­mek­le oran­tı­lı­dır hoş­gö­rü, biraz yük­se­ğe çıkıp kar­ma­şa­yı ora­dan iz­le­mek gibi hoş gören yük­se­lir. Ka­pı­şan iti­şen aşa­ğı­da kalır.

     Ge­liş­mek LG te­le­viz­yon veya te­le­fon­lar­la ol­mu­yor. Tab­let ve lap­top­lar sa­de­ce daha fazla za­ma­nı­mı­zı alı­yor. Bizi ge­liş­tir­mek bir yana ge­liş­me­mi­zi en­gel­li­yor­lar. Pay­la­şıl­ma­yan dert büyür, se­vinç yok olur. Ruhun gı­da­sı gönül soh­bet­le­ri­dir. gönül soh­bet­le­ri ise, göze ba­ka­rak, eli tu­ta­rak sı­ca­cık ya­pı­lır. Tek­no­lo­ji düş­ma­nı, de­ği­lim elbet, ancak sa­rı­la­ma­dan, do­ku­na­ma­dan, görüp se­ve­me­den ya­pı­lan ile­tiş­me­ler beni ya­ra­lı­yor, bu açık. 

     Ca­nı­nın sık­kın yü­re­ği­nin dar ol­du­ğu­nu gö­zün­den an­la­yan bi­ri­le­ri varsa, dünya se­nin­dir, için­de­ki­ler­de hatta daha faz­la­sı...​Kah­ve­nin ha­tı­rı­nı kırk yıla yük­sel­ten kö­pü­ğü değil mu­hab­be­ti­dir. Sahip çık­ma­lı o se­ans­la­ra. Sabah kah­ve­le­ri­niz mer­can köşk­lü, soh­bet­le­ri­niz derin mu­hab­bet­li olsun...


Okunma Sayısı: 4403

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.