17-01-2020 MİSAFİR YAZAR

Ya­şa­mı­nın baş­la­rın­da otçul olan insan, buzul ça­ğı­nın ge­tir­di­ği zo­run­lu­luk­lar son­ra­sı baş­la­dı­ğı av­cı­lık fa­ali­ye­tiy­le bir­lik­te et­çil­li­ğe geç­ti­ğin­den bu güne hay­van­lar­da huzur kal­ma­dı.
İnsa­nın hiç­bir zaman doy­ma­yan her ko­nu­da­ki aç­lı­ğı, öl­dür­me ko­nu­sun­da da do­yum­suz­laş­tı ve git­tik­çe artan bi­çim­de vah­şi­leş­ti.
İhti­ya­cı bir iken yüz öl­dür­dü. İhti­ya­cı yok­ken de öl­dür­dü. Zevk için öl­dür­dü. Yet­me­di, kendi tü­rü­nü de öl­dür­dü. Zevk için, mal için, top­rak için, para için, inanç için, öl­dür­müş olmak için, dur­mak­sı­zın öl­dür­dü.
Sa­de­ce öl­dür­mek de tat­min et­me­di in­sa­nı!
Öl­dü­rür­ken nasıl daha fazla acı ve­re­bi­le­ce­ği­ni de dü­şü­ne­rek, de­ne­ye­rek, his­se­de­rek öl­dür­me­ye baş­la­dı. İşken­ce ede­rek, ya­ka­rak, eze­rek, bo­ğa­rak, de­fa­lar­ca kur­şun­la­ya­rak, de­ği­şik bi­çim­ler­de ama acı çek­ti­re­rek öl­dür­me­ye baş­la­dı.
Kendi tü­rü­ne de diğer tür­de­ki can­lı­la­ra da uy­gu­la­dı.
Öl­dü­re­me­dik­le­ri­ni sakat bı­rak­tı. Hay­van­la­rın ba­cak­la­rı­nı, kuy­ruk­la­rı­nı, ku­lak­la­rı­nı kesti, tek­me­le­di, so­pa­lar­la dö­ve­rek sa­kat­la­dı, ara­bay­la ezdi, zehir verdi, kay­nar su döktü, bir şe­kil­de hem acı verdi hem sa­kat­la­dı.
Aynı şey­le­ri, faz­la­sıy­la kendi so­yu­na da uy­gu­la­dı!
Evrim ge­çir­mez olay­dın ey insan de­ni­len ya­ra­tık.
Soyun tü­ken­sey­di de kur­tul­say­dı bu dünya, doğa ve diğer can­lı­lar.
Soyun tü­ken­sey­di de or­man­lar için­de­ki can­lı­la­rıy­la bir­lik­te yan­ma­say­dı.
Soyun tü­ken­sey­di de sa­vaş­lar ol­ma­say­dı, iklim de­ğiş­me­se, doğa ve can­lı­lar zarar gör­me­sey­di.
Adını insan koyup, ken­di­si­ni dün­ya­da­ki en akıl­lı ya­ra­tık ola­rak görüp dün­ya­da­ki tüm top­rak­la­rın, do­ğa­nın ve can­lı­la­rın sa­hi­biy­miş gibi dav­ran­ma­sıy­la baş­la­dı, do­ğa­ya ve diğer can­lı­la­ra karşı zu­lü­mü.
Atomu par­ça­la­ma­yı öğ­ren­di­ğin­de ya­pa­bi­le­ce­ği vah­şe­tin sı­nır­la­rı­nı ken­di­si dahi bil­mi­yor­du ki vah­şe­ti­nin sı­nır­la­rı­nın ol­ma­dı­ğı­nı ya­şa­ya­rak gördü!
Do­ğa­nın, DNA'nın, ya­şa­mın sır­la­rı­nı çöz­me­ye devam eden insan, her ba­şa­rı­sı son­ra­sın­da ken­di­si­nin ne kadar üstün bir ya­ra­tık ol­du­ğu­nun al­tı­nı koyu renk­li ka­lem­ler­le çi­zi­yor­du.
As­lın­da hiç de öyle ol­ma­dı­ğı­nı bi­li­yor­du!
Kök hüc­re­den sperm yap­ma­yı ba­şa­rıp, böy­le­ce üre­mek için mut­lak an­lam­da er­ke­ğe ih­ti­yaç kal­ma­dı­ğı­nı da (Bu buluş belki ve uma­rım erkek ege­men sis­te­min de yok ol­ma­sı­nı sağ­la­ya­cak­tır) or­ta­ya koydu ama ko­lu­nu ya da ba­ca­ğı­nı kay­bet­ti­ğin­de, kay­bet­ti­ği uz­vu­nu ye­ni­le­ye­bi­len bir se­men­der veya zebra ba­lı­ğı kadar da ola­ma­dı!
Ömür­le­ri yarım saat ile bir gün ara­sın­da de­ği­şen mayıs si­nek­le­ri bu kısa ya­şam­la­rı­na üreme dâhil her şeyi sığ­dı­ra­bi­lir­ken, insan, or­ta­la­ma yet­miş yıl­lık öm­rü­ne in­san­lı­ğı­nı sığ­dı­ra­ma­dı.
Öğ­ren­dik­le­riy­le ya­şa­mı­nı bir­kaç yıl uza­ta­bil­di ama azami yüz yirmi beş yıl ya­şa­ya­bi­le­ce­ği­ni de bulan insan, or­ta­la­ma üç bin yıl ya­şa­yan bir se­ko­ya ağacı ya da dört yüz yıl­dan fazla ya­şa­yan de­niz­ta­ra­ğı kadar ya­şa­ma­nın sır­rı­nı bu­la­ma­dı!
İnsan ne kadar ge­li­şir­se ge­liş­sin, ne kadar çok bil­gi­ye eri­şir­se eriş­sin, bir kö­pe­ğin duy­du­ğu ses­le­ri du­ya­ma­ya­cak, dep­re­mi ön­ce­den his­se­de­bi­len bir hay­van kadar ola­ma­ya­cak!
Kuş­lar gibi uça­ma­ya­cak, bu­ka­le­mun gibi renk de­ğiş­ti­re­me­yecek ve özel­lik­le de gel­di­ği nokta, kay­bet­ti­ği gü­zel­lik­ler, ka­zan­dı­ğı çir­kin­lik­le­ri ölçü ola­rak al­dı­ğı­mız­da, bir hay­van gibi kar­şı­lık­sız, çı­kar­sız, ön­yar­gı­sız se­ve­me­yecek!
Dü­şü­nü­yo­rum da aile­si­ne bir hay­van dahil etmek is­te­yen (“sa­hip­len­me” ke­li­me­si itici ve mül­ki­yet içer­di­ği için kul­lan­ma­ma­ya özen gös­te­ri­yo­rum) in­san­lar bile, bir­lik­te ola­cak­la­rı can­lı­yı se­çer­ken fi­zik­sel özel­lik­le­ri­ne, cins­le­ri­ne, tü­yü­ne, ren­gi­ne ve özel­lik­le de sağ­lık­lı olup ol­ma­dık­la­rı­na çok dik­kat edi­yor­lar.
Hay­va­nı hay­van ol­du­ğu için değil de tüy rengi, cinsi, fi­zik­sel gü­zel­li­ği ne­de­niy­le aile­le­ri­ne dâhil etmek is­ti­yor­lar. En­gel­li olan­lar, hasta olan­lar, kürkü güzel gö­rün­me­yen­ler evlat ol­ma­ya layık ola­rak gö­rül­mü­yor! El­bet­te bu be­lir­le­mem genel için değil. Yine de bu be­lir­le­me­yi yap­ma­yı zo­run­lu kı­la­cak kadar var­lar.
Re­ha­bi­li­te mer­ke­zi­miz­den bu güne kadar en­gel­li hay­van is­te­yen iki kişi oldu. Bi­ri­si bir daha hiç gel­me­di. Di­ğe­ri ise im­kan­la­rı el­ver­me­di­ği için gel­me­di. Mer­ke­zi­miz­de üç ba­cak­lı dört, bi­ri­si ta­ma­men diğer kıs­men iki kör hay­va­nı­mız var. Neden bun­la­rın da bir evi, bir aile­si ol­ma­sın?
Gerçi insan kendi so­yun­dan en­gel­li­le­re bile iyi gözle bak­maz­ken hay­van­lar­da­ki en­gel­li­le­re iyi gözle bak­ma­la­rı­nı bek­le­mek belki de fazla iyim­ser­lik oldu, kim bilir!
Ben yine de az da olsa iyi in­san­la­rın, insan ol­ma­ya ça­lı­şan­la­rın var­lı­ğı­nı bi­le­rek umut­la­rı­mı her zaman diri tut­ma­ya ça­lı­şı­yo­rum.
Ne kadar vah­şi­le­şir­se vah­şi­leş­sin, in­san­la­rın için­de­ki iyi olan­la­rın bir gün ama mut­la­ka ka­za­na­ca­ğı­na olan inan­cım asla yok ol­ma­dı, ol­ma­ya­cak da.

Kötü olan kö­tü­lü­ğü­nün al­tın­da ezi­lecek, ya­rat­tı­ğı ce­hen­nem­de ya­na­cak, iyi mut­la­ka kendi cen­ne­ti­ni ya­ra­ta­cak­tır.
El­bet­te bunun ol­ma­sı için de iyi ola­nın biraz daha fazla gay­ret gös­ter­me­si de ge­re­kecek.
Güzel gün­le­re daha hızlı ulaş­mak di­le­ği ile,,,


Bu yazı 3426 defa okunmuştur.



MİSAFİR YAZAR Diğer Yazıları
Çok Okunan Haberler
Köşe Yazarları
Anketimize Katılın

Web sitemize nasıl ulaştınız?

Reklam
Tavsiye
Arama Motorları
Diğer