14-05-2020 Aydın BALCI

Kendi ha­ki­mi­yet de­vir­le­rin­de Ab­ba­si­ler hem ha­li­fe id­di­asın­da­ki­ler­le (Fa­ti­mi­ler ve En­dü­lüs Eme­vi­le­ri) uğ­raş­mış hem de ha­ne­dan­la­rı­na göz diken diğer güç odak­la­rı ile sa­vaş­mış­lar­dır. Bu savaş ve uğ­raş­la­rın­da kendi güç­le­ri ye­ter­li, ol­ma­ma­ya baş­la­yın­ca on­la­rı tek bir güç ko­ru­du: o za­man­ki Türk Dev­le­ti Sel­çuk­lu­lar. Sel­çuk­lu­lar Oğuz Yabgu Dev­le­ti'ne isyan eden Sel­çuk Bey ta­ra­fın­dan ku­rul­muş­tu. Ku­rul­duk­la­rı gün­den beri İsla­mi­ye­ti kabul eden bu Türk dev­le­ti hi­la­fe­te bağ­lı­lı­ğı­nı bu ma­ka­mı ayak­ta tu­ta­rak gös­te­ri­yor­du. Bütün hü­küm­dar­lar ha­li­fe­yi ta­nı­mış ve ken­di­le­ri­ni onun ko­ru­yu­cu­su ola­rak gör­müş­ler ve İslam dün­ya­sın­da­ki güç odak­la­rı­na karşı (Bü­vey­ho­ğul­la­rı,Fa­ti­mi­ler,İran­lı­lar,…) onu ko­ru­muş­lar­dır. Yine aynı gö­re­vi üst­le­nen Tuğ­rul Bey şimdi taht­ta­dır. Sel­çuk­lu o de­vir­ler­de Asya'nın en geniş top­rak­la­rı­na sahip dev­le­tiy­di. Sel­çuk Bey'den sonra hemen bü­yü­yüp ge­niş­le­yen sı­nır­la­rı ile kısa za­man­da büyük bir güç ha­li­ni aldı. Tuğ­rul Bey dev­le­tin ida­re­si­ni kar­de­şi Çağrı Bey ile pay­la­şı­yor­du. (Bu durum Türk dev­let­le­rin­de gö­rü­len bir du­rum­dur, örnek ola­rak: Bil­ge-Kül Tigin, Orhan Ala­ed­din,…) Bu muh­te­şem ya­pı­yı Ab­ba­si hi­la­fe­ti de fark et­miş­ti ve bu dev­le­ti ta­ma­men kendi yan­la­rı­na çek­mek is­ti­yor ve aynı za­man­da ken­di­le­ri için yap­tık­la­rı için bir mü­ka­fat ver­mek is­ti­yor­du. 24 Ocak 1058 ta­ri­hin­de bu mü­ka­fa­tı ver­mek için Ab­ba­si­ler bir tören ha­zır­la­dı. Tuğ­rul Bey hu­zu­ra ça­ğı­rıl­mış­tı. Atına at­la­yıp sa­ra­ya gitti. Sa­ray­da onu ha­li­fe­nin ya­nın­da­ki asil­za­de­ler kar­şı­la­dı. Sonra Sul­ta­nı ha­li­fe­nin ya­nı­na al­dı­lar. Ha­li­fe yer­den yedi arşın (476 cm) yük­sek­lik­te­ki tah­tın­day­dı. Sa­rı­ğı ve cüb­be­si si­yah­tı,elin­de al­tın­dan bir asa tu­tu­yor­du. Ar­ka­sın­da da Re­su­lul­lah (SAV)'ın hır­ka­sı du­ru­yor­du. Bütün Bağ­dat ileri ge­len­le­ri top­lan­mış­tı. Tuğ­rul Bey ha­li­fe­yi se­lam­la­dı. Sul­ta­nı ha­li­fe­nin hiz­met­çi­le­ri bir diğer tahta oturt­tu­lar.?Ha­li­fe Kaim ter­cü­man (veya bazı kay­nak­lar­da ve­zir­le­ri) ara­cı­lı­ğıy­la Tuğ­rul Bey'e şöyle hitap etti:

“Mü­min­le­rin emiri cid­di­ye­ti­ni­zi övü­yor, gay­ret­le­ri­ni­zi al­kış­lı­yor, ken­di­si­ne yakın bu­lun­ma­nız­dan zevk du­yu­yor ve şah­sı­nı­zı se­vi­yor. Al­la­hın ken­di­si­ne ihsan etmiş ol­du­ğu ül­ke­le­ri ve mem­le­ket­le­ri sizin ida­re­ni­ze verdi.?Onun için Al­lah­tan kor­kun ve hük­mü­nüz al­tın­da­ki mem­le­ket­ler­de doğru dü­rüst ha­re­ket edin ve Al­la­hın ni­met­le­ri­ne şük­re­din.”

Böy­le­ce Tuğ­rul Bey İslam dün­ya­sı­nın tüm si­ya­si ha­ki­mi­ye­ti­ni meşru şe­kil­de elde edi­yor­du.
Ha­li­fe­nin bu söz­le­ri üze­ri­ne Tuğ­rul Bey'e boyun bağı tek olan yedi siyah el­bi­se giy­dir­di­ler. Bu­nun­la yedi ik­li­min ha­ki­mi­ye­ti tem­sil edil­miş oldu. Ba­şı­na da al­tın­la iş­len­miş siyah bir sarık ge­çir­di­ler. Sa­rı­ğın üze­rin­de kıy­met­li taş­lar­dan ya­pı­lı iki süm­bül ile iş­len­miş bir taç bu­lu­nu­yor­du ve her taşın üze­rin­de on beşer inci ve bun­la­rın uç­la­rın­da iki altın bağ bu­lu­nu­yor­du. Bu sarık ile de Arap­la­rın ve Arap ol­ma­yan ka­vim­le­rin tacı bir­leş­miş oldu.?Sul­tan boy­nu­na ge­çi­ril­mek is­te­nen al­tın­dan ya­ka­yı kabul et­me­di; kö­le­ler ta­ra­fın­dan Sul­ta­nın om­zu­na ko­nul­du. Bu giy­dir­me me­ra­si­mi bit­ti­ğin­de Sul­tan Tuğ­rul Bey ha­li­fe­nin elini öpmek için hamle etti ancak sa­rı­ğı­nın ağır­lı­ğın­dan do­la­yı çok zor­luk çekti. Ha­li­fe ona üstü altın harf­ler­le iş­le­me­li 3 mor san­cak he­di­ye etti. Ay­rı­ca ha­ki­mi­yet sem­bo­lü olan şa­ha­ne bir mührü de Sul­ta­na verdi ve te­la­lar­la emir ve­re­rek onu Doğu ve Ba­tı­nın Sul­ta­nı ( Me­lik-i Meş­rık u Mağ­rib)ilan et­tir­di. Tuğ­rul Bey ha­li­fe­nin hu­zu­run­dan çe­ki­lir­ken elini iki kere öptü. Ha­li­fe­nin hu­zu­run­dan ay­rıl­dık­tan sonra da sul­ta­nı kö­le­ler sa­ra­yı­na kadar gö­tür­dü.

Bu me­ra­sim ile Türk­ler tüm İslam ale­mi­nin ha­ki­mi olu­yor ve ko­ru­yu­cu­lu­ğu­nu üst­le­ni­yor­lar­dı. Ha­li­fe artık ru­ha­ni bir lider ko­nu­mu­na ge­ti­ri­li­yor ve tüm idari işler Sul­tan Tuğ­rul Bey'in yet­ki­si­ne so­ku­lu­yor­du. Çin'den Ana­do­lu'ya kadar Türk ha­ki­mi­ye­ti kabul edi­li­yor ve Sel­çuk­lu­lar dünya gücü ha­li­ne ge­li­yor­lar­dı. Mu­az­zam bir teş­ki­la­tın ba­şı­na geçen Tuğ­rul Bey artık Fa­ti­mi­ler üze­ri­ne se­fer­ler dü­zen­le­yecek yeni fetih plan­la­rı ya­pa­cak ve bu yeni

fetih plan­la­rın­da Ana­do­lu'yu keş­fe­de­cek­ti. Tarih sah­ne­si Sel­çuk­lu­lar ile dol­ma­ya ha­zır­la­nı­yor­du.


Bu yazı 1115 defa okunmuştur.



Aydın BALCI Diğer Yazıları
Çok Okunan Haberler
Köşe Yazarları
Anketimize Katılın

Web sitemize nasıl ulaştınız?

Reklam
Tavsiye
Arama Motorları
Diğer