<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Datça Haberler, Datça Güncel Olayları Yayınlayan Tek Yerel Gazetedir.</title>
        <link>https://www.datca-haber.com/</link>
        <description>Muğla&#039;nın Datça ilçesinde haftanın iki günü Datça yarımadasındaki olayları, haberleri  yayın yapan yerel gazetedir. Datça ile ilgili günlük olan olayları güncel</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ GELİN AĞLATMA HAVASI(ı)-62)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-gelin-aglatma-havasii-62-2901</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-gelin-aglatma-havasii-62-2901</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ GELİN AĞLATMA HAVASI(ı)-62)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Irafa koydum fincanı</p>

<p>Gidiyor evlerin canı,</p>

<p>Oluyor gız gelin oluyor,</p>

<p>Evleri yalnız kalıyor.</p>

<p>Oluyor gız gelin oluyor,</p>

<p>Anası yalnız kalıyor.</p>

<p>***</p>

<p>Ağlama gelin ağlama,</p>

<p>Vardın sevdiğin adama</p>

<p>Ağlama gelin ağlama</p>

<p>Gittin sevdiğin adama.</p>

<p>***</p>

<p>Irafa koydum kaşığı</p>

<p>Gidiyor evlerin yakışığı</p>

<p>Oluyor gız gelin oluyor,</p>

<p>Anası da evde ağlıyor</p>

<p>***</p>

<p>Ağlama gelin ağlama,</p>

<p>Vardın sevdiğin adama.</p>

<p>Ağlama gelin ağlama</p>

<p>Gittin sevdiğin adama.</p>

<p>***</p>

<p>Irafa koydum böberi</p>

<p>Gidiyor evlerinin dilberi</p>

<p>Oluyor gız gelin oluyor,</p>

<p>Anası yalnız kalıyor.</p>

<p>***&nbsp;</p>

<p>Ağlama gelin ağlama,</p>

<p>Vardın sevdiğin adama.</p>

<p>Ağlama gelin ağlama</p>

<p>Gittin sevdiğin adama.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Muğla ve çevresindeki düğünlerin kına gecelerinde, gelinin kınası</p>

<p>yakıldıktan sonra, gelini ağlatma amacıyla söylenen türküdür. Çok eski bir</p>

<p>türküdür ve Anadolu’nun başka bölgelerinde de benzeri sözlerin kullanıldığı</p>

<p>görülmektedir. “raf” sözcüğü, “ıraf” şeklinde çokça söylenir.</p>

<p>Anadolu’nun çoğu yerlerinde “Kınayı getir aney”, “Yüksek yüksek</p>

<p>tepelere EV kurmasınlar” gibi benzer türküler de vardır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 16:08:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HALK AĞIZLARINDA ATASÖZLERİ</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/halk-agizlarinda-atasozleri-2900</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/halk-agizlarinda-atasozleri-2900</guid>
                <description><![CDATA[HALK AĞIZLARINDA ATASÖZLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>-Dost sanma şanlı vaktin dostunu(Giresun)</p>

<p>-Dostuna borçlu olma(Brdur)</p>

<p>-Dostuna güvenerek yola çıkan,yolda kalır(Isprta)</p>

<p>-Dostun ağzı aranmaz,düşmanın ağzı bağlanmaz(Ordu)</p>

<p>-Dostun attığı gül onulmaz yara açar(Amsya)</p>

<p>-Dostun dost olsun,düşmanın kör olsun(Iğdır,Kars)</p>

<p>-Dostun sertliğinden korkma,düşmanın yaltaklanmasından kork(Artvin)</p>

<p>-Dost uyur da düşman uyumaz(Ank.)</p>

<p>-Dost yüze söyler,düşman ardından söyler(Amasya)</p>

<p>-Dökmeyen toplamaz(Mlatya)</p>

<p>-Dökülen su kabını doldurmaz(Ordu)</p>

<p>-Dört duvar ayıp sıtar (SITMAK:Saklamak)(Btlis)</p>

<p>-Dövme kapısını yüzük taşıyla,döverler kapını balta başıyla(Sivas)</p>

<p>-Dövüş günü bulunma, ertesi gün bir ayıp diyen bulunur(Isprta)</p>

<p>-Dul herif kuyruk yedirir,genç oğlan yumruk yedirir(Van)</p>

<p>-Dumanlı dağlar görünmez(Çnakkale)</p>

<p>-Dumansız baca,çekişmedik karı-koca olmaz(Giresun)</p>

<p>-Dut yaprak açtı soyun,dut yaprak döktü giyin(Knya,Artvin)</p>

<p>-Düğün aşıyla dost gönüllenmez(G.ant.)</p>

<p>-Düğün ekmeğiyle it tavlanmaz(Sivas)</p>

<p>-Düğün seninse de duvarı tuta tuta oyna(G.ant)</p>

<p>-Düğünün tadı el ilen,harmanın tadı yel ilen olur(Uşak)</p>

<p>-Dünya bir değirmendir döner,insan oğlu bir fenerdir bir gün söner(Malatya)</p>

<p>-Dünya bir padişaha az,iki padişaha çok(Malatya)</p>

<p>-Dünya bir yağlı kuyruk, yiyene aşk olsun(G.Ant.)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 16:08:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HAZIR YOĞURTLARA DİKKAT!/SOLİTİN!</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/hazir-yogurtlara-dikkatsolitin-2899</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/hazir-yogurtlara-dikkatsolitin-2899</guid>
                <description><![CDATA[HAZIR YOĞURTLARA DİKKAT!/SOLİTİN!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>-Ankara’da Hıfsızsıhha’daki iki bilim insanı ölüm tehditleri alıyor, bazı firmalar</p>

<p>tarafından . Niye mi ?İşte gerekçesi: SOLİTİN!</p>

<p>Solitin Nedir?</p>

<p>-Gıdalarda bulunmaması gereken bir kimyasal ajan</p>

<p>-Melanimsi bir plastik</p>

<p>-Sütlere, ayrana, yoğurta, yani sütün girdiği her türlü ürüne katılıyor.</p>

<p>-Çünkü, müthiş bir kıvam arttırıcı(Siz taş gibi ne güzel yoğurt yediğinizi sanıyorsunuz</p>

<p>hala değil mi?)</p>

<p>-Gıdaların bozulmaması için zaman kazandırıyor</p>

<p>-Firmaların daha çok sütün karıştığı ürün stoklamasını sağlıyor.</p>

<p>-Maliyeti düşürüyor</p>

<p>-Çocuklarımıza 10,20,50 kuruşa bundan dolayı gofret, bir liraya çikolata alabiliyoruz.</p>

<p>(Ne güzel değil mi? Herkes ucuz ucuz kanser yesin, böbrek hastalığı yutsun, şizofren olsun!)</p>

<p>-SOLİTİN, doğada en bol ve bedava bulunan ,bulunabilin alçı taşı, tebeşir gibi bir</p>

<p>şey(Bir sürü kimyasal adı yazmamak için basitleştirerek anlatıyorum)</p>

<p>-Böbreklerin kanı süzmesini engelliyor(Neden son yıllarda böbrek hastalıklarının</p>

<p>sürekli arttığını anlayabiliyor musunuz?)</p>

<p>-Almanya Solingen Üniversitesi hocaları, şizofreni(erken bunama) ile solitin kullanımı</p>

<p>arasında ilişkiler olduğunu söylüyorlar(Bakın çevrenize, deli dediğiniz, ama deli değil de</p>

<p>şizofren olan insanların çoğaldığını göreceksiniz)</p>

<p>-Ne yazık ki hiçbir üretici firma ürünlerinin üzerinde solitin katkısını bildirmiyor. Böyle</p>

<p>olunca da iş bize düşüyor. Aşağıda solitinli ürünün nasıl anlaşılacağını anlatmaya çalışacağım.</p>

<p>-Eğer bu yazıdan sonra aldığınız(yukarıda saydığım ) ürünlerin birinden</p>

<p>şüpheleniyorsanız:</p>

<p>-Aldığınız sıvı ürünler(süt, ayran, çikolatalı yoğurt) için şu deneyi kendiniz</p>

<p>yapabilirsiniz:</p>

<p>BİR METALİ(çatal; kaşık vs) EL YAKACAK DÜZEYDE ISITIN VE TEST ETMEK</p>

<p>İSTEDİĞİNİZ SIVIYA BATIRARAK ÇALKALAMA HAREKETİ YAPIN.METALİ ÇIKARDIĞINIZDA</p>

<p>BİRBİRİNDEN AYRILMIŞ ÖBEKLER HALİNDE BEYAZ TOPAKLAR GÖRÜRSENİZ O ÜRÜNDE S O</p>

<p>L İ T İ N VAR DEMEKTİR.</p>

<p>-PEYNİR VS.TÜRÜ ÜRÜNLERDE İSE ÜRÜNDEN BİR PARÇA ALARAK SİRKELİ SUYA</p>

<p>KOYUN. EĞER SİRKELİ SUYUN ÜZERİNDE BEYAZIMSI BİR TABAKA GÖRÜRSENİZ O ÜRÜNDE S</p>

<p>O L İ T İ N VAR DEMEKTİR.</p>

<p>-ÇİKOLATA,GOFRET TÜRÜ ÜRÜNLERDE İSE ÜRÜNÜ ELİNİZDE BASİTÇE KIRIN,EĞER</p>

<p>KIRIĞIN HER İKİ TARAFINDA SÜT BEYAZI NOKTALAR VARSA O ÜRÜNDE S O L İ T İ N VARDIR.</p>

<p>Biz aydın olma görevimizi ,tüketici dostu olma görevimizi yapıyoruz. Gerisi size</p>

<p>kalmış.</p>

<p>Sağlıklı beslenmeniz dileğiyle</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 16:08:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Knidos-6  İris Love’un Kazı Ekibi, Halil Balıkçı ve “Bu da Kısmet”in Hikâyesi</title>
                <category>Aslan Atilla Yorulmaz</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/knidos-6-iris-loveun-kazi-ekibi-halil-balikci-ve-bu-da-kismetin-hikayesi-2898</link>
                <author>atillayorulmaz@hotmail.com (Aslan Atilla Yorulmaz)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/knidos-6-iris-loveun-kazi-ekibi-halil-balikci-ve-bu-da-kismetin-hikayesi-2898</guid>
                <description><![CDATA[Knidos-6  İris Love’un Kazı Ekibi, Halil Balıkçı ve “Bu da Kısmet”in Hikâyesi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluğumun (Knidos)’unda Amerikalı arkeolog İris Love ve kazı ekibi de vardı. Onlar yalnızca antik kentin geçmişini gün ışığına çıkarmak için çalışan insanlar değildi; zamanla (Knidos)’un günlük hayatının ve bizim çocukluk hatıralarımızın ayrılmaz bir parçası oldular.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kazı ekibinin ihtiyaçlarını karşılamak, köylerle Datça arasındaki ulaşımı sağlamak için kullandıkları bir Land Rover cipleri vardı. Bu aracı çoğunlukla İris Love kullanırdı. O yılların bozuk, taşlı ve tozlu yollarında, arkasında büyük bir toz bulutu bırakarak ilerleyen Land Rover ve direksiyon başındaki İris Love’un görüntüsü hâlâ gözlerimin önündedir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bugün geçmişe dönüp baktığımda, o şartlarda (Knidos)’ta arkeolojik kazı yürütmenin ne kadar zor olduğunu çok daha iyi anlayabiliyorum. Elektrik yoktu. Datça’da doğru dürüst bir market bulunmuyordu. Telefon, cep telefonu, internet, WhatsApp gibi bugünün vazgeçilmez iletişim araçlarının hiçbiri hayatımızda yoktu. Olası bir sağlık sorunu, kaza veya acil durumda (Knidos)’ta bulunan jandarmanın telefonundan yararlanılırdı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Soğutma imkânı bulunmadığı için kazı ekibinin yiyecek ve içecek ihtiyacı çoğunlukla günlük olarak temin edilir, alınan ürünler kısa sürede tüketilirdi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kazıda çalışan Yazıköylüler, ailelerinin yetiştirdiği ihtiyaç fazlası patlıcan, biber, domates ve soğanı kazı evine getirirdi. Kazı evi olarak Fenerci Mehmet Amca’nın restoranı kullanılıyordu. Köylüler, getirdikleri ürünlerin parasını kazıdaki yevmiyelerinden ayrı olarak hafta sonunda alırlardı. Ekibin ekmeği ise Yazıköy’deki Topuz Dede’nin fırınından sağlanırdı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bu alışveriş yalnızca kazı ekibinin ihtiyacını karşılamıyor, aynı zamanda köylülerin yetiştirdiği ürünleri değerlendirmesine ve aile bütçesine küçük de olsa katkı sağlamasına yardımcı oluyordu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>O yıllarda hayat zordu. İmkânlar sınırlıydı; fakat insanlar birbirlerinin ihtiyacını bilir, ellerindekini paylaşırdı. Bugün her şeye daha kolay ulaşıyoruz ama o günlerdeki yardımlaşmanın, samimiyetin ve insan sıcaklığının giderek azaldığını düşünüyorum. Belki de çocukluğuma duyduğum özlemin içinde en çok bu duyguyu arıyorum.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kazı ekibinin büyük bölümü Amerikalıydı. Köylüler, ekili arazilerine zarar veren yaban domuzlarını zaman zaman avlardı. Avlanan bu domuzlar İris Love tarafından temizletilir ve (Knidos)’ta kazı ekibinin mutfağında değerlendirilirdi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kazı Evinin Aşçısı Halil Balıkçı</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>O yıllarda biraz İngilizce bilen ve kazı ekibinin aşçılığını yapan kişi; bugün Datçalıların “Yorgo Halil”, “Halil Balıkçı” ya da teknesinin adından dolayı “Bu da Kısmet” diye tanıdığı Halil Abimizdi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Halil Abi uzun boylu, güçlü, çevik ve sportmen bir insandı. Kazı ekibinin balık ihtiyacı çoğu zaman onun serbest dalışlarına bağlıydı. Denize girdiğinde yalnızca o gün tüketilecek kadar balık avlar, ihtiyacından fazlasını denizden çıkarmazdı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Onun denize bakışı son derece sade ama bir o kadar da anlamlıydı:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>“Balık denizde kaldığı sürece hem canlıdır hem de tazedir. İhtiyaç olduğunda yine avlanabilir.”</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bugün denizlerin, kıyıların ve balıkların nasıl hoyratça tüketildiğini gördükçe Halil Abi’nin bu sözlerini çok daha anlamlı buluyorum. O, “sürdürülebilirlik” sözcüğü hayatımıza girmeden yıllar önce denizden yalnızca ihtiyaç kadar yararlanmak gerektiğini biliyor ve bunu yaşayarak gösteriyordu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Ben dünyayı dolaşmış bir denizci değilim. Ancak uzun denizcilik hayatım boyunca dünyanın dörtte üçüne yayılan denizlerde yelken açtım, seyir yaptım; farklı ülkeler, limanlar, insanlar ve denizcilik kültürleri tanıdım. Büyük teknelerde çalıştım, uzun rotalarda görev aldım, fırtınalarla ve açık denizlerle mücadele ettim.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bunca yılın ve bunca deniz milinin ardından şunu daha iyi öğrendim: Gerçek denizcilik yalnızca uzaklara gitmek, büyük tekneler kullanmak veya dünyayı dolaşmak değildir. Gerçek denizcilik, denize saygı duymak, ondan yalnızca ihtiyacın kadarını almak ve arkasında zarar bırakmamaktır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Halil Abi’nin daha o yıllarda gösterdiği bu davranış, benim gözümde gerçek bir denizcilik terbiyesiydi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>(Knidos)’ta elektrik yoktu. Jeneratör akşam saatlerinde çalıştırılır, gece yarısına varmadan kapatılırdı. Motorun uğultusu kesildiği anda yerini dalgaların, rüzgârın ve gece kuşlarının sesi alırdı. Ardından (Knidos), yıldızların ve karanlığın içinde derin bir sessizliğe bürünürdü.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Şehir ışıklarından uzak gökyüzü öylesine açık ve büyüktü ki insan kendisini sonsuzluğun altında küçücük hissederdi. Daha sonraki yıllarda dünyanın dörtte üçüne yayılan denizlerde seyir yaparken, açık denizde birçok yıldızlı geceye şahit oldum. Fakat çocukluğumun (Knidos)’unda, jeneratör sustuktan sonra gökyüzünde beliren yıldızların güzelliğini hiçbir yerde unutamadım.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Belki de insanın ilk gördüğü deniz, ilk tanıdığı gökyüzü ve ilk duyduğu dalga sesi, hayatı boyunca içinde yaşamaya devam ediyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İlk Kez Tattığım Yaban Domuzu Eti</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Halil Abi’nin pişirdiği yaban domuzu etinden yemek bana da nasip olmuştu. Hayatımda ilk defa bir kez tattığım bu etin lezzeti, aradan geçen onca yıla rağmen hâlâ damağımdadır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Çobanlık yapan ailem, bir gün beni Kargıcak’ta bırakıp dağdaki keçileri kontrol etmeye gitmişti. Ben de onları ana yoldan takip ederken yolum yine (Knidos)’a düştü.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Öğle yaklaşmıştı. Güneş tepede yakıyor, taşlı yolun sıcaklığı ayaklarıma vuruyordu. Karnım aç, ayaklarım toz içindeydi. Tam o sırada mangalda pişen etin kokusunu aldım ve kokuyu takip ederek kazı evinin önündeki kumsala yöneldim.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Halil Abi, kızıl korların üzerindeki mangalda et pişiriyordu. Etin yağları ateşin üzerine damladıkça cızırtılar yükseliyor, mangalın dumanı tuzlu deniz havasına karışıyordu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Beni görünce ete nasıl baktığımı hemen anladı. Fakat bunun yaban domuzu eti olduğunu ve ailemin böyle bir şeyi nasıl karşılayacağını düşünerek bana vermekte tereddüt etti.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Ben de:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>“Bunun domuz eti olduğunu biliyorum Halil Abi. Ama yine de yemek istiyorum. Çok acıktım,” dedim.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Halil Abi, mangalda iyice pişmiş, neredeyse yumruğum büyüklüğündeki bir et parçasını şişe geçirerek bana uzattı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İlk lokmayı aldığımda etin kendine özgü tadı, mangalın is kokusu ve kullanılan baharatlar birbirine karıştı. Çok acıkmıştım. Eti büyük bir iştahla yemeye devam ettim.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Çocuklukta ilk kez tattığımız bazı lezzetler yalnızca damağımıza değil, hafızamıza da yerleşir. O gün yediğim et de benim için öyleydi. Belki Halil Abi çok güzel pişirmişti, belki de açlığım o lezzeti gözümde büyütmüştü. Ama ne olursa olsun o kumsalı, mangalın dumanını ve Halil Abi’nin bana uzattığı eti hiç unutmadım.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Yıllar sonra farklı ülkelerin mutfaklarını tanıdım, dünyanın dörtte üçündeki denizlerde pek çok sofraya oturdum. Ancak insanın çocukluğunda, açlıkla ve merakla tattığı bir lokmanın yerini hiçbir gösterişli sofra tutmuyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Sadun Boro’nun Yazdığı İsim: “Bu da Kısmet”</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Halil Abi’nin bende bıraktığı bir başka değerli hatıra, büyük denizci Sadun Boro ile (Knidos)’ta yollarının kesişmesidir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Sadun Boro, dünya seyahatini tamamladıktan sonra Datça’ya ve (Knidos)’a gelmişti. O sırada kıyı boyunca kayığıyla dolaşan köylümüz Dursun Muslu (Knidos)’ta bulunmadığı için Sadun Boro’yu Halil Abi kendi teknesiyle karaya çıkarmıştı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Halil Abi teknesini yeni denize indirmişti; fakat teknenin üzerinde henüz bir isim yoktu. O yıllarda Datça’da tekneye isim yazacak bir tabela ustası bulmak da kolay değildi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Teknenin isimsiz olduğunu öğrenen Sadun Boro:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>“Böyle güzel bir teknenin mutlaka bir adı olmalı,” dedi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Ardından kendi teknesini göstererek:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>“Benimkinin adı Kısmet. Sen de buna Kısmet de,” diye ekledi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Halil Abi bu öneriyi memnuniyetle kabul etti.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Sadun Boro, sahilden bulduğu bir odun kömürünü eline aldı ve beyaz boyalı teknenin üzerine büyük harflerle:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>KISMET</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>yazdı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Böylece teknenin adı bir tabela ustasının fırçasından değil, dünya denizcilik tarihine adını yazdırmış büyük denizci Sadun Boro’nun elinden çıktı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Ben Sadun Boro gibi dünyanın çevresini dolaşmadım. Fakat meslek hayatım boyunca dünyanın dörtte üçüne yayılan denizlerde yelken açtım, seyir yaptım ve kaptanlık görevinde bulundum. Dünyanın çeşitli kıyılarını, limanlarını ve insanlarını tanıdım. Yine de denizcilik hayatımın temelinde her zaman çocukluğumun (Knidos)’u vardı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Uzak denizlerde ne zaman beyaz bir yelken görsem, bir teknenin kıçında anlamlı bir isim okusam veya yıldızların altında vardiya tutsam, aklımın bir köşesinde hep (Knidos) bulunurdu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Çünkü insan ne kadar uzağa giderse gitsin, ilk denizini içinde taşır. Benim ilk denizim, ilk limanım ve denizciliğe açılan ilk pencerem (Knidos)’tu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Daha sonraki yıllarda Halil Abi bir charter teknesi yaptırdı ve ona “Bu da Kısmet” adını verdi. Bu ismin bir başka anlamı daha vardı: Halil Abi’nin oğlunun adı da Kısmet’ti. Böylece bu isim hem ailesinin hem de denizcilik hayatının ayrılmaz bir parçası oldu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Halil Abi, geçtiğimiz yıllara kadar “Bu da Kısmet” adlı teknesiyle charter yaptı. Teknesine, mesleğine ve denizciliğine her zaman büyük bir gururla sahip çıktı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Benim için “Bu da Kısmet” yalnızca bir teknenin adı değildir. O ismin içinde Halil Abi’nin emeği, Sadun Boro’nun denizci ruhu, Dursun Muslu’nun hatırası ve eski Datça’nın samimiyeti vardır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Ben dünyanın dörtte üçüne yayılan denizlerde seyir yapmış olsam da bazı anıların mesafesi deniz miliyle ölçülmez. İnsan bazen binlerce mil yol alır ama çocukluğunun kıyısından hiçbir zaman tam olarak ayrılamaz.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bugün o günleri düşündüğümde bazen mangalda pişen etin, bazen denizden yeni çıkmış balığın kokusunu duyar gibi olurum. Jeneratör sustuktan sonra (Knidos)’a çöken o derin sessizlik yeniden kulaklarımda belirir. İris Love’un kullandığı Land Rover’ın tozlu yollardaki görüntüsü, Halil Abi’nin mangal başındaki hâli ve Sadun Boro’nun beyaz teknenin üzerine kömürle yazdığı o kelime yeniden gözlerimin önüne gelir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Çocukluk hatıraları böyledir. Bazen bir koku, bazen bir ses, bazen bir insan, bazen de beyaz bir teknenin üzerine odun kömürüyle yazılmış tek bir kelime, insanı yıllar öncesine götürmeye yeter:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kısmet…</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>26 Ağustos 2026 – Datça</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 16:08:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/03/aslan-atilla-yorulmaz-1710325420.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Datça’nın Ucunda, Tarihin Kalbinde: Knidos</title>
                <category>Mehmet ÖLMEZ</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/datcanin-ucunda-tarihin-kalbinde-knidos-2897</link>
                <author>mehmetolmez048@hotmail.com (Mehmet ÖLMEZ)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/datcanin-ucunda-tarihin-kalbinde-knidos-2897</guid>
                <description><![CDATA[Datça’nın Ucunda, Tarihin Kalbinde: Knidos]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ege ile Akdeniz’in tam kucaklaştığı yerdir Tekir Burnu. Rüzgârı hiç eksik olmaz, dalgası eksik olmaz; ama en çok da tarihi, suları aşıp gelen hikâyeleri eksik olmaz. Haritayı önünüze koyup Muğla’nın o uzun, kıvrımlı Datça Yarımadası’nın en uç noktasına parmağınızı bastığınızda, tarihin en zarif kentlerinden birine, Knidos’a dokunursunuz.<br />
Knidos, iki deniz arasında sadece bir coğrafi kesişim noktası değildir; medeniyetlerin, bilimin ve sanatın da kesiştiği devasa bir açık hava tiyatrosudur. Bir tarafı Ege’nin hırçın mavisine, diğer tarafı Akdeniz’in durgun ve derin sularına bakar. Zamanında denizciler için bir sığınak olan bu çifte limanlı kent, günümüzde zamana direnen taşlarıyla hâlâ geçmişin heybetini fısıldar.<br />
Antik çağın en önemli bilim merkezlerinden biri olan Knidos, astronomide Eudoxus’u, mimaride İskenderiye Feneri’nin mimarı Sostratos’u ve tıpta dönemin en büyük ekollerinden birini yetiştirmiş bir bilgi yuvasıydı. Ancak kenti tarihin unutulmaz sayfalarına kazıyan tek şey bilim değildi; sanata olan tutkuları ve tarihin ilk çıplak kadın heykeli olan "Knidos Aphrodite'i" idi. Praxiteles’in ellerinden çıkan bu zarafet, antik dünyada o kadar büyük bir yankı uyandırmıştı ki kentin ünü kıtaları aşmış, sadece heykeli görmek için uzak diyarlardan gemiler kalkar olmuştu.<br />
Bugün Knidos’un patikalarında yürürken, akropolise doğru tırmanıp Deveboynu Feneri’ne yüzünüzü döndüğünüzde kentin ruhunu hissedersiniz. Gün batımında Güneş, Ege ile Akdeniz’in buluştuğu o sonsuz ufukta süzülürken antik tiyatronun basamaklarına çöken sessizlik, aslında binlerce yıllık bir sohbetin devamıdır. Zaman kaybolur; geriye sadece rüzgârın ve dalgaların sesi kalır.<br />
Yolunuz Datça’ya, yarımadanın sonuna düşerse Knidos’ta mutlaka durun. İki denizin birbirine karıştığı o fenerin dibinde oturun ve sadece seyredin. Çünkü Knidos, taşın ve denizin birleştiği değil; tarihin ve insan ruhunun mavilikle buluştuğu yerdir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 16:08:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/mehmet-olmez-1765739910.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 16  EL-MÂCİD, EL-VÂHİD, ES-SAMED, EL-KÂDİR</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-16-el-macid-el-vahid-es-samed-el-kadir-2896</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-16-el-macid-el-vahid-es-samed-el-kadir-2896</guid>
                <description><![CDATA[ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 16  EL-MÂCİD, EL-VÂHİD, ES-SAMED, EL-KÂDİR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar!</p>

<p>Bugünkü “Esmâ ile Ahlaklanmak” beraberliğimizde; köhneleşmiş iz’anlara fikir ve anlayış katacağını umduğumuz el-Mâcid, el-Vâhid, es-Samed ve el-Kâdir esmâlarıyla gönül kapımızı aralamak istedik.</p>

<p>Her zaman olduğu gibi gayret bizden; gönüllerde yer etmek ise Âlemlerin Rabb’indendir.</p>

<p>Esmâü’l-Hüsnâ, Rabbimizi tanıtan güzel isimlerdir. Fakat bu isimler yalnız dilde tekrar edilen kelimeler olarak kalmamalıdır. Her bir isim, kulun kalbine bir ölçü, davranışına bir istikamet, hayatına bir sorumluluk bilinci kazandırmalıdır.</p>

<p>Bugün üzerinde duracağımız bu dört güzel isim bize şu hakikati hatırlatır:</p>

<p>Allah Mâcid’dir; kul şerefi dünyalık gösterişte değil, Rabbine kullukta arar.<br />
Allah Vâhid’dir; kul kalbini parçalı ilahlara, çıkarlara ve korkulara dağıtmaz.<br />
Allah Samed’dir; kul ihtiyaç kapısını yalnız Rabbine açar.<br />
Allah Kâdir’dir; kul kendi gücünü mutlak görmez, aczini ve Rabbine muhtaçlığını bilir.</p>

<p>EL-MÂCİD: ŞANI YÜCE, LÜTFU BOL OLAN RAB</p>

<p>El-Mâcid, şanı yüce, ikramı bol, lütfu geniş, değeri ve yüceliği sonsuz olan Allah demektir.</p>

<p>İnsan dünyada değer arar. Bazen bu değeri malda, makamda, çevrede, soyda, bilgide veya insanların övgüsünde bulacağını zanneder. Fakat bunların hepsi geçicidir. Bugün var olan yarın azalabilir. Bugün alkışlayanlar yarın unutabilir. Bugün güçlü görünen yarın zayıflayabilir.</p>

<p>Gerçek yücelik Allah’a aittir.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:</p>

<p>“Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. O yücedir, büyüktür.”<br />
(Şûrâ, 42:4)</p>

<p>El-Mâcid’i tanıyan kul, şerefi insanların gözünde büyük görünmekte aramaz. Çünkü insanın gerçek değeri, Rabbine karşı kulluğunda; hakka bağlılığında, adaletinde, merhametinde, emanete sadakatinde ve güzel ahlâkında ortaya çıkar.</p>

<p>Dünyalık imkânlar insanı geçici olarak öne çıkarabilir; fakat insanı Allah katında değerli kılan şey, o imkânları nasıl kullandığıdır.</p>

<p>Malı varsa şükürle mi taşıyor?<br />
Makamı varsa adaletle mi kullanıyor?<br />
Bilgisi varsa tevazu ile mi paylaşıyor?<br />
Sözü varsa hakkı mı büyütüyor, kendisini mi?</p>

<p>El-Mâcid’i tanıyan insan, kendisini büyütmeye çalışmaz; Rabbini yüceltir. İnsanlara tepeden bakmaz; yaratılmışlara Allah’ın kulları olarak değer verir. Çünkü bilir ki kulun şerefi, Allah’a yakınlıkta ve O’nun razı olduğu ahlâkta saklıdır.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“Kim izzet istiyorsa bilsin ki izzet bütünüyle Allah’ındır.”<br />
(Fâtır, 35:10)</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Ben değeri ve şerefi Allah’ın rızasında mı arıyorum, yoksa geçici dünyanın övgüsünde mi?</p>

<p>EL-VÂHİD: BİR VE TEK OLAN RAB</p>

<p>El-Vâhid, bir ve tek olan, eşi, benzeri, ortağı bulunmayan Allah demektir.</p>

<p>Tevhid, yalnız dil ile “Allah birdir” demek değildir. Tevhid, kalbin yönünü de birlemektir. Korkularımızı, umutlarımızı, beklentilerimizi, kulluğumuzu ve güvenimizi Allah’ın ölçüsüne bağlamaktır.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:<br />
“De ki: Allah her şeyin yaratıcısıdır. O, birdir; her şeye üstün gelen Kahhâr’dır.”<br />
(Ra‘d, 13:16)</p>

<p>Allah Vâhid ise, kul kalbini parçalı ilahlara dağıtmamalıdır. İnsan bazen diliyle Allah der; fakat hayatında malı, makamı, çıkarı, korkuyu, çevre baskısını veya nefsinin arzusunu ölçü hâline getirir. İşte tevhidin en çok sınandığı yer burasıdır.</p>

<p>Allah bir ise ölçümüz de O’nun indirdiği hak olmalıdır.</p>

<p>Allah bir ise kulluğumuz da yalnız O’na olmalıdır.</p>

<p>Allah bir ise rızayı da, yardımı da, affı da, izzeti de O’ndan beklemeliyiz.<br />
Rabbimiz İhlâs sûresinde şöyle buyurur:</p>

<p>“De ki: O Allah birdir.”<br />
(İhlâs, 112:1)</p>

<p>Bu ayet, insanın bütün hayatına yön verecek kadar derindir. Allah’ın birliğine iman eden kul, hayatını ikiye bölmez. Camide başka, çarşıda başka; evde başka, işte başka; yalnızken başka, kalabalıkta başka davranmamaya çalışır.</p>

<p>Tevhid, insanı toparlar.<br />
Kalbi dağınıklıktan kurtarır.<br />
Kulluğu gösterişten arındırır.<br />
İnsanı yaratılmışlara kul olmaktan özgürleştirir.</p>

<p>El-Vâhid’i tanıyan insan, hiçbir gücü Allah’ın yerine koymaz. İnsanlara değer verir ama onları ilahlaştırmaz. Sebeplere sarılır ama sebepleri mutlaklaştırmaz. Dünyayı yaşar ama dünyayı kalbinin ilahı yapmaz.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Kalbimin yönü gerçekten Allah’a mı dönük, yoksa korkularım ve çıkarlarım beni parçalara mı ayırıyor?</p>

<p>ES-SAMED: HER ŞEYİN KENDİSİNE MUHTAÇ OLDUĞU RAB</p>

<p>Es-Samed, hiçbir şeye muhtaç olmayan, bütün varlığın kendisine muhtaç olduğu, ihtiyaç sahiplerinin yöneldiği Allah demektir.</p>

<p>İnsan muhtaçtır.<br />
Nefese muhtaçtır.<br />
Rızka muhtaçtır.<br />
Sağlığa muhtaçtır.<br />
Güvene muhtaçtır.<br />
Merhamete muhtaçtır.<br />
Bağışlanmaya muhtaçtır.<br />
Hidayete muhtaçtır.</p>

<p>Rabbimiz ise Samed’dir. O hiçbir şeye muhtaç değildir. Her şey O’na muhtaçtır.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“Allah Samed’dir.”<br />
(İhlâs, 112:2)</p>

<p>Bu kısa ayet, insanın haddini bildiren büyük bir hakikattir. İnsan ne kadar güçlü görünürse görünsün, muhtaçtır. En zengin insan da nefesini satın alamaz. En güçlü insan da ölümü durduramaz. En bilgili insan da Allah’ın öğrettiği kadar bilir.</p>

<p>Es-Samed’i tanıyan kul, ihtiyaç kapısını yalnız Rabbine açar. Elbette insanlardan yardım isteyebilir, sebeplere başvurabilir, tedbir alabilir. Fakat kalbin asıl dayanacağı kapı Allah’tır.</p>

<p>Çünkü insanlar sınırlıdır.<br />
İmkânlar sınırlıdır.<br />
Güçler sınırlıdır.<br />
Ömür sınırlıdır.<br />
Fakat Allah’ın rahmeti, bilgisi ve kudreti sınırsızdır.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>“Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise hiçbir şeye muhtaç değildir, hamde layıktır.”<br />
(Fâtır, 35:15)</p>

<p>Es-Samed’i tanıyan insan, muhtaçlığını kibirle örtmeye çalışmaz. Dua eder. Sığınır. Tövbe eder. Yardımı Allah’tan bekler. Kendisine verilen nimeti de kendi gücünden bilmez.</p>

<p>Bu isim aynı zamanda kulun insanlara karşı davranışını da güzelleştirir. Kendi muhtaçlığını bilen insan, başkasının ihtiyacını küçümsemez. Yardım isteyen birini hor görmez. Düşeni ezmez. Zayıfı aşağılamaz. Çünkü bilir ki herkes Allah’a muhtaçtır.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Ben muhtaçlığımı Rabbime yöneliş sebebi mi yapıyorum, yoksa kibirle gizlemeye mi çalışıyorum?</p>

<p>EL-KÂDİR: HER ŞEYE GÜCÜ YETEN RAB</p>

<p>El-Kâdir, her şeye gücü yeten, dilediğini yapmaya kadir olan, hiçbir şey kendisini aciz bırakamayan Allah demektir.</p>

<p>İnsan sınırlı güç sahibidir. Bir şeye niyet eder ama başaramayabilir. Plan yapar ama şartlar değişebilir. Sağlığına güvenir ama hastalanabilir. Malına güvenir ama kaybedebilir. Gençliğine güvenir ama yaşlanır.</p>

<p>Allah ise Kâdir’dir. O’nun kudreti eksilmez, yorulmaz, zayıflamaz.</p>

<p>Kur’an’da sık sık şöyle buyrulur:</p>

<p>“Şüphesiz Allah her şeye güç yetirendir.”<br />
(Bakara, 2:20)</p>

<p>El-Kâdir’i tanıyan insan, kendi gücünü mutlak görmez. “Ben istersem olur” diyerek haddi aşmaz. Çalışır, gayret eder, tedbir alır; fakat sonucu Allah’a bırakır.</p>

<p>Bu isim kulun kalbine hem umut hem de edep verir.</p>

<p>Umut verir; çünkü Allah’ın gücü her şeye yeter. Kapılar kapansa da Rabbimizin açacağı kapılar vardır. İnsan çaresiz kalsa da Allah çaresiz değildir. Gönül daralsa da Allah’ın rahmeti geniştir.</p>

<p>Edep verir; çünkü kul kendi kudretini abartmaz. Sahip olduğu gücü insanlara baskı yapmak için kullanmaz. Makamını, parasını, bilgisini ve imkânını zulme dönüştürmez.</p>

<p>El-Kâdir’i tanıyan kul bilir ki güç Allah’ın emanetidir. Emanet ise hesap ister.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“Göklerin ve yerin mülkünün Allah’a ait olduğunu bilmez misin? Sizin Allah’tan başka ne bir dostunuz ne de bir yardımcınız vardır.”<br />
(Bakara, 2:107)</p>

<p>Bu ayet, insanı sahte güçlerden gerçek kudrete yöneltir. Bizi yaratan, yaşatan, rızıklandıran, öldüren ve yeniden diriltecek olan Rabbimizdir.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Ben gücümün sınırlı, Rabbimin kudretinin sınırsız olduğunu bilerek mi yaşıyorum?</p>

<p>ŞEREF, TEVHİD, MUHTAÇLIK VE KUDRET BİLİNCİ</p>

<p>Can Dostlar!</p>

<p>Bugün üzerinde durduğumuz bu dört güzel isim, hayatımızın her alanına ölçü koyar.</p>

<p>Bir kez daha özetlemek gerekirse:</p>

<p>El-Mâcid bize, gerçek şan ve yüceliğin Allah’a ait olduğunu öğretir. Kula düşen, değeri dünyalık gösterişte değil, Rabbine kullukta aramaktır.</p>

<p>El-Vâhid Allah’ın bir ve tek olduğunu bildirir. Kula düşen, kalbini parçalı ilahlardan, korkulardan, çıkarlardan ve hevadan arındırmaktır.</p>

<p>Es-Samed her şeyin Allah’a muhtaç olduğunu hatırlatır. Kula düşen, ihtiyaç kapısını Rabbine açmak ve muhtaçlara merhametle bakmaktır.</p>

<p>El-Kâdir Rabbimizin her şeye gücü yettiğini gösterir. Kula düşen, kendi gücünü mutlak görmeden, sebeplere sarılıp Allah’a güvenmektir.</p>

<p>Unutmayalım:</p>

<p>Allah Mâcid’dir; kul şerefi gösterişte değil kullukta arar.</p>

<p>Allah Vâhid’dir; kul kalbini başka ilahlara dağıtmaz.</p>

<p>Allah Samed’dir; kul muhtaçlığını Rabbine yöneltir.</p>

<p>Allah Kâdir’dir; kul kendi gücünü mutlaklaştırmaz.</p>

<p>Esmâ ile ahlaklanmak; Rabbimizin güzel isimlerini yalnız dilde anmak değil, o isimlerin bize öğrettiği kulluk bilincini hayata taşımaktır.</p>

<p>Rabbimiz bizleri; şerefi O’nun rızasında arayan, tevhid üzere yaşayan, muhtaçlığını Rabbine arz eden, gücünü emanet bilip adalet ve iyilik yolunda kullanan kullarından eylesin.</p>

<p>Esmâullâh ahlâkı ile ahlaklanma gayreti içinde olan gönül dostlarına selam olsun.</p>

<p>“Esmâ ile Ahlaklanmak”ta yeniden buluşmak üzere.</p>

<p>Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın Can Dostlar!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 16:08:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ GARİBİM MESTAN (61)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-garibim-mestan-61-2895</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-garibim-mestan-61-2895</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ GARİBİM MESTAN (61)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Akkovan köyünün tozlu yolları,</p>

<p>Dağının ormanı kuynar (*)çamları</p>

<p>Çeşmeleri yok ki akmaz suları</p>

<p>Kuyuda can verdi garibim Mestan.</p>

<p>***</p>

<p>Su almaya gittim akşama yakın,</p>

<p>Kuyudan olmasın ecelin sakın,</p>

<p>Umutlar tükendi ölüme yakın</p>

<p>Kuyuda can verdi garibim Mestan.</p>

<p>***</p>

<p>Acı haber geldi koştuk yanına,</p>

<p>Toplandı komşular kuyu başına</p>

<p>Çaresiz Mestan’ım düşmüş kuyuna</p>

<p>Kuyuda can verdi garibim Mestan</p>

<p>***</p>

<p>Köylüm ağıt eder tutar yasını</p>

<p>Bir kova su için yaktın başını</p>

<p>Mermerden yaptırın mezar taşını</p>

<p>Kuyuda can verdi garibim Mestan.</p>

<p>KUYNAR:Kunar, Künar: Fıstık çamı</p>

<p>Çok yakın tarihlerde yakılmış bir türküdür. (2003 gibi) Muğla-Akkovan</p>

<p>köyüne iki arkadaş ziyaret için giderler. Gidenler de sanatçıdır. Bunlar</p>

<p>İbrahim Ethem Yağcı ve Aşık Abbas Balcı’dır. Akkaovan köyüne vardıkları</p>

<p>zaman , arkadaşları Mestan’ın , o gün öldüğünü öğrenirler. BLu olay</p>

<p>sanatçıları derinden etkiler. Cenaze defninden sonra , kendi köyüne dönen</p>

<p>sanatçı Aşık Abbas balcı, bu türküyü söyler.</p>

<p>Türkü ağıt özellikler taşımaktadır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 16:08:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HALK AĞZINDA ATASÖZLERİ</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/halk-agzinda-atasozleri-2894</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/halk-agzinda-atasozleri-2894</guid>
                <description><![CDATA[HALK AĞZINDA ATASÖZLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>-Dibi görünmeyen bardaktan(kaptan, gölden)su içme(Van,D.bkr,Isprta,Afyn)</p>

<p>-Diken battığı yerden çıkar(Ordu)</p>

<p>-Diken olup ayağa sokulunca,gül ol,yakaya takıl(Kerkük)</p>

<p>-Dilenci ile yalancının sözüne güven olmaz(Isprta)</p>

<p>-Dilin kemiği yok ama,kemiği kırar(Aydın)</p>

<p>-Dil kısa iken dost,uzayınca düşman olur(Artvin)</p>

<p>-Dirgen yiyen sıpa bir daha harmana gelmez(Adana)</p>

<p>-Dirlik olmayan yerde varlık olmaz(Dybakır)</p>

<p>-Diş kiri karın doyurmaz(Van)</p>

<p>-Diz yamanır,boğaz yamanmaz(Afyon)</p>

<p>-Doğan doğandan tatlı; doğacak ondan tatlı(G.Ant,Adana)</p>

<p>-Doğru bacanın doğru dumanı çıkar(Malatya)</p>

<p>-Doğru duran hür yaşar(doğru durmayan zor yaşar)(Kütahya)</p>

<p>-Doğru yoldan giden yorulmaz(Ordu)</p>

<p>-Doğruyu söyle de bir gün daha yaşa(Skarya)</p>

<p>-Doğuran avrat, azraili yenmiş(G.Ant.)</p>

<p>-Dokuz düşün, bir söyle(Antlya)</p>

<p>-Doluya tutulan yağmurdan korkmaz(Btlis)</p>

<p>-Don olmayınca uçkur da olmaz(Sinop)</p>

<p>-Donunun yırtığına bakmadan poyraza karşı gitme(Brdur)</p>

<p>-Dost beğenmeyen,dostsuz kalır(Samsun)</p>

<p>-Dost için ölmeli,düşman için dirilmeli(Giresun)</p>

<p>-Dost kazanmaya bak,düşmanı anan da doğurur(Amasya)</p>

<p>-Dostluk,görünceye kadar değil,ölünceye kadar olmalı(Bilecik)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 16:08:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>PARAYLA KANSER SATIN ALACAĞINIZA ORGANİK GIDA SATIN ALIN!</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/parayla-kanser-satin-alacaginiza-organik-gida-satin-alin-2893</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/parayla-kanser-satin-alacaginiza-organik-gida-satin-alin-2893</guid>
                <description><![CDATA[PARAYLA KANSER SATIN ALACAĞINIZA ORGANİK GIDA SATIN ALIN!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Geçen günlerde yazdığım bir yazı üzerine kaç telefon aldım bilmiyorum. Bir de</p>

<p>gazeteyi internette bulup okumayanlar şikayette bulundu. “-Bir yazı varmış</p>

<p>kaçırdık,internette de gazeteye ulaşamıyoruz” türlü serzenişler geldi. Devamı var mı dediler.</p>

<p>Ben de hem de çok fazla yazacağım bu konu hakkında dedim. İşte bildiklerimi sizinle</p>

<p>paylaşıyorum.</p>

<p>Ben Samsunluyum.Samsun’un Çarşamba ilçesinde geçti çocukluğum.Elmaları yerden</p>

<p>toplayıp,tozunu,çamurunu şöyle bir siler yerdik. Hıyarı,domatesi dalından koparıp,yine</p>

<p>kolumuza sürter yerdik.Yumurtanın lezzetine doyulmazdı,hele bir de tereyağına kırılmışsa.</p>

<p>Ben köy çocuğuyum. Sebze de yaptım. Tüm otları kazma ile,elle yolardık. İlaç</p>

<p>bilmezdik.Ninem ısırgan otundan sular dökerdi böcekleri kaçırmak için. Daha neler neler…</p>

<p>Sonra balık çok olurdu. Öyle her balığı yemezdik yani. İstavrit en düşük balıklardandı.</p>

<p>Hamsinin yüzüne çok bakılmazdı. . Yine mi hamsi? Denirdi evlerde.Palamut çift satılırdı. Tek</p>

<p>alamazdınız.Çifti 150 kuruştu. Lüfer çoktu. Bir de bizim Yeşilırmak’ta 100 kiloya kadar yayın</p>

<p>balığı tutulur ki,tadına doyum olmazdı. Bunlar yeni nesillere masal gibi geliyordur.</p>

<p>Köyün ve kasabanın fırınları,fırıncıları vardı. Özellikle bayram önceleri nokullar,</p>

<p>güveçler atılırdı fırınlara. Fırıncı hakkı da verilirdi hani.</p>

<p>Mevsimler okullarımızın kapısına gelirdi.</p>

<p>Kestane kebapçı, macuncu(çubuğa sarılıp verilen renkli şekerler) tereyağlı diye satılan</p>

<p>un kurabiyecisi gelirdi.Meyveler bitince okullar da biterdi .</p>

<p>Bize ve öğretmen olarak biz ”ürettiğiyle kendini besleyebilen yedi ülkeden biri”diye</p>

<p>tanınırdık. Şeker bulunmazdı,azdı,yağ karaborsaydı,kahve hiç yoktu denecek kadar azdı(-</p>

<p>Çocuklar büyüklerin yanında kahve içmez sözü kıtlıkta uydurulmuştu!) Ama gıda,yerel ve</p>

<p>gerçekti.Kimse aç değildi.</p>

<p>Ben çocukken,35 milyon kadar nüfusumuz vardı.</p>

<p>50 milyon küçükbaş hayvan yetiştiriliyordu.Nüfusumuz iki katına çıktı,şimdiki hayvan</p>

<p>sayımız 24 milyon. Lüfer avımız on yıl öncesinin dörtte birine,(4 bin tona kadar düşmüş</p>

<p>durumda).30 yıl kadar önce 60 milyon olan büyükbaş hayvan sayımız bugün on milyon ve</p>

<p>artmıyor, eksiliyor. TÜİK’in rakamlarına göre, buğday üretimi %8.8,arpa %28.6,kırmızı</p>

<p>mercimek %78.8,nohut %20.3 ve kuru fasulye %38 oranında azaldı. Şeker pancarı ise %34.6</p>

<p>oranında geriledi.Patates üretimi %19,kavun-karpuz üretimi ise %10 düştü.</p>

<p>Benim çocukluğumda, kuruyemişçide iğde, leblebi tozu, keçiboynuzu, ege ve mabel</p>

<p>sakızları, bir de muzlu ve fıstıklı çikolata satılırdı.</p>

<p>Sonra Coca Cola, kulağa takılan Walkman, güzel popoların taşıdığı Wranglerler,Adidas</p>

<p>Top Tenler….Bunları ithal ederken,tarımı da yok edecek tarım ürünleri ithal etmeye başladık.</p>

<p>Bu ithalatla birlikte,tarım hastalıkları,tarım ilaçları girdi ülkemize. Tabii beraberinde</p>

<p>kanser de… Ve başka hastalıklar da.…Tabii bu arada köylü de kalmadı gibi…</p>

<p>Yüzde 70-80 lerde diye ifade edilen şehirleşmenin karşılığı ,sanayi ürünü tavuklar ve</p>

<p>süttozu ile çırpılmış,soya yağıyla kıvam katılmış peynirlerdir artık….Anneler,yeni doğmuş</p>

<p>çocuklarına paraya kıyıp,organik sebze alırken,babalar gıdanın aile bütçesindeki yerini</p>

<p>kontrol altında tutmak zorunda…Zira, yenilenecek dizüstü bilgisayarları, cep telefonları</p>

<p>sırada.</p>

<p>Değerli veliler, çocuklarımız daha ilkokul sıralarında buluğ çağına eriyorlar. Niye?</p>

<p>Memleketim nüfusuna denk cep telefonu aboneliği olduğunu da söylemiş olayım bu&nbsp;</p>

<p>Son söz olarak,bırakın bu Batılıların palavralarını,biz eski beslenme alışkanlıklarımıza</p>

<p>dönelim. Kendi bildiğimizle üretelim. İlaçsız,hormonsuz.Şimdilik bu kadar….</p>

<p>arada.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 16:08:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MÜJDELER   OLSUN</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mujdeler-olsun-2892</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mujdeler-olsun-2892</guid>
                <description><![CDATA[MÜJDELER   OLSUN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kurtuluş&nbsp; &nbsp;savaşımız&nbsp; &nbsp;büyük&nbsp; dönüm&nbsp; noktalarından&nbsp; biri&nbsp; &nbsp;olan&nbsp; ,30&nbsp; &nbsp;Ağustos&nbsp; &nbsp;Zaferinin&nbsp; &nbsp;müjdecisi&nbsp; &nbsp; olan BÜYÜK&nbsp; TAARRUZun&nbsp; başlatıldığı&nbsp; &nbsp; gündü&nbsp; &nbsp;dün. (26&nbsp; &nbsp;Ağustos).Dokuz&nbsp; &nbsp;Eylülde&nbsp; İZMİR'de&nbsp; &nbsp;sonuçlandığı&nbsp; &nbsp;unutulurmu.?</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Ülkemizin&nbsp; &nbsp; ve&nbsp; dünyamızın&nbsp; &nbsp;cennet&nbsp; köşelerinden&nbsp; &nbsp; &nbsp; biri&nbsp; &nbsp;olan&nbsp; &nbsp;ilçemizde, kamu&nbsp; önderliğinde&nbsp; ,yaşayanlarımızla&nbsp; &nbsp; çevre&nbsp; &nbsp;kirliliği&nbsp; &nbsp;sorunu&nbsp; &nbsp; son&nbsp; bulmuştur,</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İlçe&nbsp; &nbsp;sakinlerimiz,her gün&nbsp; &nbsp;güne&nbsp; birbirlerine&nbsp; &nbsp;selam&nbsp; &nbsp;vererek, güzel&nbsp; dileklerde&nbsp; &nbsp;başlamaktadır,</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Ülkede&nbsp; &nbsp; en&nbsp; &nbsp;ucuz&nbsp; &nbsp;elektrik&nbsp; &nbsp; ve&nbsp; suyun&nbsp; tüketildiği, kesintilerin&nbsp; &nbsp; -arzaların&nbsp; &nbsp;olmadığı-tarihe&nbsp; karıştığı&nbsp; &nbsp;öğrenilmiştir,</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Tüm&nbsp; &nbsp;ulaşımın&nbsp; elektrikli&nbsp; &nbsp;araçlarla&nbsp; &nbsp;yapıldığı,gürültü&nbsp; kirliliğinde&nbsp; &nbsp; artık&nbsp; &nbsp;unutulduğu,sessizliğin&nbsp; sessizliğinin&nbsp; &nbsp;çınladığı,</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Tüm&nbsp; yapılaşmalarda,doğaya&nbsp; &nbsp;uygun&nbsp; planların&nbsp; &nbsp; yapıldığı,uygulandığı,</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kamu&nbsp; tarafından&nbsp; &nbsp;tüm&nbsp; yarımada&nbsp; &nbsp; içinde&nbsp; &nbsp; ulaşımın&nbsp; &nbsp;elektrikli&nbsp; &nbsp;araçlarla&nbsp; &nbsp; &nbsp;bedava&nbsp; &nbsp; verildiği,</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Çarşı&nbsp; &nbsp; ve pazarlarda&nbsp; kimselerin&nbsp; &nbsp;kandınılmadığı,</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Yaşayan&nbsp; yeni&nbsp; kuşağın, ilçe&nbsp; dışında bir&nbsp; &nbsp;gelecek&nbsp; &nbsp;aramadığını,</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Geçmişin&nbsp; &nbsp;aynası&nbsp; &nbsp;olan&nbsp; &nbsp;Müzelerin, ortak&nbsp; kültür&nbsp; &nbsp;alanlarının (tiyatro/sergi&nbsp; &nbsp; ve spor&nbsp; &nbsp;salonlarının) her&nbsp; &nbsp;bakımdan&nbsp; yeterince&nbsp; &nbsp;mükemmel&nbsp; &nbsp;olduğunu,</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Sağlık&nbsp; &nbsp; ve&nbsp; sosyal&nbsp; &nbsp;bakım&nbsp; tesislerinin&nbsp; &nbsp;dünya&nbsp; &nbsp;standartlarının&nbsp; &nbsp; çok&nbsp; üstünde&nbsp; &nbsp; olduğu,</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Doğadan kendi&nbsp; &nbsp;elektrik&nbsp; &nbsp;enerjisini&nbsp; &nbsp;üreterek (rüzgar/güneş)&nbsp; kendine&nbsp; yeten&nbsp; bir&nbsp; kent&nbsp; olmayı&nbsp; becerdiğini, bununda&nbsp; &nbsp; uluslararası&nbsp; &nbsp;kuruluşlarca&nbsp; &nbsp;tescil&nbsp; edildiğini,sonuç&nbsp; &nbsp;olarak, dünyanın&nbsp; &nbsp; İDEAL&nbsp; KENTİ&nbsp; unvanını&nbsp; kazandığını,</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Antik&nbsp; dönemden de&nbsp; &nbsp; olduğu&nbsp; &nbsp;gibi,&nbsp; ALTERNATİF&nbsp; &nbsp;TIP&nbsp; &nbsp; &nbsp; uygulamalarının&nbsp; &nbsp;en mükemmel&nbsp; &nbsp;olarak&nbsp; &nbsp; &nbsp;gerçekleştirildiği,</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Deniz&nbsp; &nbsp; ulaşımında da&nbsp; bir&nbsp; devrim&nbsp; &nbsp;olarak&nbsp; &nbsp;nitelendirilen, elektrikli&nbsp; &nbsp;araçların&nbsp; kullanıldığını,</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Diyebilmeyi&nbsp; &nbsp;ne&nbsp; kadar&nbsp; &nbsp;arzu&nbsp; &nbsp;ederdim.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Burası&nbsp; &nbsp; için&nbsp; &nbsp; gerçekleştirilen&nbsp; &nbsp;her türlü&nbsp; &nbsp;olumlu&nbsp; &nbsp; dokunuşu&nbsp; &nbsp;öğrendiğim&nbsp; zaman,&nbsp; MÜJDELER&nbsp; &nbsp;OLSUN&nbsp; ,MÜJDELER&nbsp; &nbsp;OLSUN&nbsp; &nbsp;DATÇA/DATÇALILAR&nbsp; ,MÜJDELER&nbsp; &nbsp;OLSUN&nbsp; ÜLKEM&nbsp; &nbsp; diyebilmeyi&nbsp; &nbsp; &nbsp;ümit&nbsp; etmek ,hayal&nbsp; &nbsp;etmek&nbsp; bile&nbsp; &nbsp; güzel.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>N&nbsp; &nbsp;E&nbsp; R D E.......!!!!!!!!!!!!!!</p>

<p>&nbsp;&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 16:08:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 15  EL-MÜMÎT, EL-HAYY, EL-KAYYÛM, EL-VÂCİD</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-15-el-mumit-el-hayy-el-kayyum-el-vacid-2891</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-15-el-mumit-el-hayy-el-kayyum-el-vacid-2891</guid>
                <description><![CDATA[ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 15  EL-MÜMÎT, EL-HAYY, EL-KAYYÛM, EL-VÂCİD]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar!</p>

<p>Bugün Esmâ ile Ahlaklanmak yolculuğumuzda, çorak gönülleri Derya ile buluşturan el-Mümît, el-Hayy, el-Kayyûm ve el-Vâcid isimleriyle tanışmaya çalışacağız.</p>

<p>Gayret ve çaba bizden; yardım ve gönüllere nakşetmek ise her zaman olduğu gibi Âlemlerin Rabbindendir.</p>

<p>Esmâü’l-Hüsnâ, Rabbimizi tanıtan güzel isimlerdir. Her bir isim, kulun gönlüne bir uyarı, hayatına bir ölçü, ahlâkına bir güzellik kazandırır. Rabbini tanıyan insan, kendisini de tanır. Kendisini tanıyan insan, haddini bilir. Haddini bilen insan ise hayatını gelişigüzel yaşamaz.</p>

<p>Bugün üzerinde duracağımız bu dört güzel isim bize şu hakikati hatırlatır:</p>

<p>Allah ölümü yaratır; kul hayatı gafletle tüketmez.<br />
Allah Hayy’dır; kul hayatı O’ndan bilir.<br />
Allah Kayyûm’dur; kul kendi kendine ayakta durduğunu zannetmez.<br />
Allah Vâcid’dir; kul kaybolmuşluk içinde bile Rabbinden kopmaz.</p>

<p>EL-MÜMÎT: ÖLÜMÜ YARATAN RAB</p>

<p>El-Mümît, ölümü yaratan, hayatı sona erdiren, her canlıyı belirlenen süre sonunda dünya hayatından çıkaran Allah demektir.</p>

<p>Ölüm, insanın en çok unuttuğu ama en kesin karşılaşacağı hakikatlerden biridir. İnsan çoğu zaman uzun yaşayacakmış gibi plan yapar, hiç ölmeyecekmiş gibi hırs biriktirir, hesap vermeyecekmiş gibi davranır. Fakat Kur’an bize hayatın da ölümün de Allah’ın yaratması içinde olduğunu bildirir.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>“O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır.”<br />
(Mülk, 67:2)</p>

<p>Bu ayet bize büyük bir ölçü verir. Ölüm, yalnız hayatın bitişi değildir; hayatın nasıl yaşandığını ortaya çıkaran büyük bir hakikattir.</p>

<p>İnsan ölümün zamanını, yerini ve şeklini çoğu zaman seçemez. Fakat ölüm gelinceye kadar nasıl yaşayacağını seçer. Merhameti mi seçecek, zulmü mü? Doğru sözü mü seçecek, yalanı mı? Adaleti mi seçecek, tarafgirliği mi? Şükrü mü seçecek, nankörlüğü mü?</p>

<p>El-Mümît’i tanıyan kul, ölümü karanlık bir korku olarak değil; hayatı ciddiye çağıran bir uyarı olarak düşünür. Ölümü hatırlamak, insanı hayattan koparmamalı; bilakis hayatı daha doğru, daha adaletli ve daha anlamlı yaşamaya çağırmalıdır.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra Bize döndürüleceksiniz.”<br />
(Ankebût, 29:57)</p>

<p>Madem dönüş Rabbimizedir, öyleyse hayatı O’nun ölçüsüne göre yaşamak gerekir.</p>

<p>El-Mümît’i tanıyan insan; kimseye zulmetmemeye, kul hakkı yememeye, kırdığı gönlü onarmaya, tövbeyi ertelememeye ve iyiliği geciktirmemeye çalışır.</p>

<p>Çünkü ölümün geleceğini bilen insan, bugünü daha dikkatli yaşar.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Ölümü hatırlamak beni korkuya mı sürüklüyor, yoksa hayatımı güzelleştirmeye mi çağırıyor?</p>

<p>EL-HAYY: DAİMA DİRİ OLAN, HAYATIN KAYNAĞI RAB</p>

<p>El-Hayy, daima diri olan, hayatı kendinden olan, bütün canlılara hayat veren Allah demektir.</p>

<p>Bizim hayatımız verilmiştir. Nefesimiz, kalbimiz, aklımız, bedenimiz, zamanımız ve ömrümüz bize emanettir. Biz yaşarız; fakat hayatı kendimiz var etmeyiz. Biz nefes alırız; fakat nefesi kendimiz yaratmayız.</p>

<p>Rabbimiz ise Hayy’dır. O’nun hayatı başlangıçsız ve sonsuzdur. O uyuklamaz, unutmaz, yorulmaz, eksilmez.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:</p>

<p>“Allah, O’ndan başka ilah yoktur; Hayy’dır, Kayyûm’dur. O’nu ne uyuklama tutar ne de uyku.”<br />
(Bakara, 2:255)</p>

<p>El-Hayy ismi, kulun kalbine hem güven hem de sorumluluk verir.</p>

<p>Güven verir; çünkü Rabbimiz diridir, yakındır, bilir, görür, işitir ve kullarını başıboş bırakmaz.<br />
Sorumluluk verir; çünkü hayat Allah’tan gelmişse, hayat Allah’ın ölçüsüne göre yaşanmalıdır.</p>

<p>El-Hayy’ı tanıyan insan, hayatı yalnız bedenin hareketi olarak görmez. Kalbin de diri olması gerektiğini bilir. Çünkü insan bazen bedenen yaşar ama kalben kurur. Merhameti azalır, duası zayıflar, Kur’an’la bağı gevşer, haksızlığa alışır, güzel söze uzaklaşır.</p>

<p>Kalbin diriliği; Allah’ı hatırlamakla, Kur’an’a yönelmekle, doğru sözle, tövbeyle, merhametle ve salih amelle korunur.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:<br />
“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere çağırdığı zaman Allah’a ve Elçisine icabet edin.”<br />
(Enfâl, 8:24)</p>

<p>Demek ki Allah’ın çağrısı, insana gerçek hayatı kazandırır. Bu hayat sadece nefes almak değil; hakikati görmek, adaleti ayakta tutmak, merhameti büyütmek ve kulluk bilinciyle yaşamaktır.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Ben yalnız bedenimi mi yaşatıyorum, yoksa kalbimi de Allah’ın ayetleriyle diri tutuyor muyum?</p>

<p>EL-KAYYÛM: HER ŞEYİ AYAKTA TUTAN RAB</p>

<p>El-Kayyûm, kendi varlığı kendinden olan, hiçbir şeye muhtaç bulunmayan, bütün varlığı ayakta tutan, koruyan ve yöneten Allah demektir.</p>

<p>İnsan kendisini bazen kendi gücüyle ayakta duruyor zanneder. “Ben çalıştım, ben kazandım, ben kurdum, ben başardım” der. Oysa insanın ayakta durması bile Allah’ın lütfudur.</p>

<p>Kalbimiz O’nun izniyle atar.<br />
Nefesimiz O’nun izniyle devam eder.<br />
Aklımız O’nun verdiği imkânla düşünür.<br />
Yeryüzü O’nun koyduğu düzenle bizi taşır.<br />
Gece ve gündüz O’nun yasasıyla akar.<br />
Güneş, su, toprak ve hava O’nun rahmetiyle hayatımıza hizmet eder.</p>

<p>Rabbimiz Bakara 255’te kendisini Hayy ve Kayyûm olarak tanıtır. Bu iki isim birlikte çok derin bir hakikati gösterir: Hayatın kaynağı da Allah’tır, hayatı ayakta tutan da Allah’tır.</p>

<p>El-Kayyûm’u tanıyan kul, kendi kendine yeterli olduğunu zannetmez. Dayanağını yalnız malda, makamda, sağlıkta, gençlikte, çevrede veya güçte aramaz.&nbsp;</p>

<p>Çünkü bunların tamamı değişebilir. Bugün güçlü olan yarın zayıflayabilir. Bugün var olan imkân yarın azalabilir.</p>

<p>Ama Allah Kayyûm’dur. O’nun kudreti sarsılmaz. O’nun gözetimi eksilmez.</p>

<p>El-Kayyûm’u tanıyan insan, sebeplere sarılır ama kalbini sebeplere esir etmez. Çalışır, tedbir alır, gayret eder; fakat sonucu Rabbine bırakır. Çünkü bilir ki her şeyi ayakta tutan Allah’tır.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise hiçbir şeye muhtaç değildir, hamde layıktır.”<br />
(Fâtır, 35:15)</p>

<p>Bu ayet, insanın haddini bildirir. Biz muhtacız. Rabbimiz ise hiçbir şeye muhtaç değildir. Bu hakikati bilen kul, gururla değil; şükürle, dua ile ve sorumlulukla yaşar.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Ben ayakta duruşumu kendi gücümden mi biliyorum, yoksa beni ayakta tutan Rabbimi mi hatırlıyorum?</p>

<p>EL-VÂCİD: HİÇBİR ŞEYE MUHTAÇ OLMAYAN, DİLEDİĞİNİ BULAN RAB</p>

<p>El-Vâcid, dilediğini dilediği zaman bulan, hiçbir şey kendisinden kaybolmayan, hiçbir şeye muhtaç olmayan, zenginliği ve kudreti tam olan Allah demektir.</p>

<p>İnsan kaybeder. Malını kaybeder, sağlığını kaybeder, gençliğini kaybeder, dostlarını kaybeder, yolunu kaybeder, bazen kendisini bile kaybeder gibi olur.&nbsp;<br />
Fakat Allah için kaybolmuşluk yoktur. O’nun ilminden hiçbir şey uzak düşmez. O’nun kudretinden hiçbir şey kaçamaz.</p>

<p>El-Vâcid ismi, kula iki büyük hakikat öğretir.<br />
Birincisi: Allah hiçbir şeye muhtaç değildir.</p>

<p>İkincisi: Kul ne kadar kaybolmuş hissederse hissetsin, Rabbine dönüş kapısı açıktır.</p>

<p>İnsan bazen dünyada kendisini çok yoksul hisseder. Yalnız kalır, imkânı daralır, gönlü kırılır, eli boşalır. Fakat kul Rabbini bulmuşsa, en büyük dayanağı bulmuştur. Rabbinden kopmuşsa, dünyanın bütün imkânları içinde bile içi boş kalabilir.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:<br />
“Seni yoksul bulup zengin etmedi mi?”<br />
(Duhâ, 93:8)</p>

<p>Bu ayet, Allah’ın kuluna lütfunu hatırlatır. İnsan bir şeylere sahip olduğunda da, bir şeylerden mahrum kaldığında da Rabbini unutmazsa yolunu kaybetmez.</p>

<p>El-Vâcid’i tanıyan kul, değeri yalnız elde ettiklerinde aramaz. Çünkü insan bazen dünyalık kazanırken kendisini kaybedebilir. Mal artar ama huzur azalır. Makam yükselir ama merhamet düşer. İnsanlar çoğalır ama gönül yalnızlaşır.</p>

<p>Asıl kazanç, Rabbini unutmamaktır.</p>

<p>Asıl zenginlik, Allah’a muhtaç olduğunu bilmektir.</p>

<p>Asıl kayıp, insanın Rabbinden uzak düşmesidir.</p>

<p>El-Vâcid’i tanıyan insan, kaybettiklerinde de Rabbine yönelir; bulduklarında da Rabbine hamd eder. Çünkü bilir ki veren de Allah’tır, kayıpların içinden yeni kapılar açan da Allah’tır.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Dünyada bir şeyler kazanırken Rabbime yakınlığımı kaybediyor muyum?</p>

<p>ÖLÜM, HAYAT, DAYANAK VE GERÇEK ZENGİNLİK</p>

<p>Can Dostlar!</p>

<p>Bugün üzerinde durduğumuz bu dört güzel isim, hayatımızın her alanına ölçü koyar.</p>

<p>Bir kez daha özetlemek gerekirse:</p>

<p>El-Mümît bize ölümü yaratanın Allah olduğunu hatırlatır. Kula düşen, ölümü unutmadan hayatını adalet, merhamet, tövbe ve salih amelle güzelleştirmektir.</p>

<p>El-Hayy hayatın gerçek kaynağının Allah olduğunu öğretir. Kula düşen, yalnız bedenini değil kalbini de diri tutmaktır.</p>

<p>El-Kayyûm bütün varlığı ayakta tutanın Rabbimiz olduğunu bildirir. Kula düşen, kendi kendine yeterli olduğunu zannetmeden Allah’a dayanarak yaşamaktır.</p>

<p>El-Vâcid hiçbir şeye muhtaç olmayan, dilediğini bulan ve hiçbir şey kendisinden kaybolmayan Rabbimizi tanıtır. Kula düşen, gerçek zenginliği Rabbine yakınlıkta aramaktır.</p>

<p>Unutmayalım:</p>

<p>Allah ölümü yaratır; kul hayatı gafletle tüketmez.<br />
Allah Hayy’dır; kul hayatı O’ndan bilir.<br />
Allah Kayyûm’dur; kul kendi kendine ayakta durduğunu zannetmez.<br />
Allah Vâcid’dir; kul dünyada kaybolsa da Rabbine dönüş kapısını unutmaz.</p>

<p>Esmâ ile ahlaklanmak; Rabbimizin güzel isimlerini yalnız dilde anmak değil, o isimlerin bize öğrettiği kulluk bilincini hayata taşımaktır.</p>

<p>Rabbimiz bizleri; ölümü unutmayan, hayatı emanet bilen, kalbini diri tutan, dayanağını Rabbinde bulan ve gerçek zenginliği O’na yakınlıkta arayan kullarından eylesin.</p>

<p>Esmâullâh ahlâkı ile ahlaklanma gayreti içinde olan gönül dostlarına selam olsun.</p>

<p>“Esmâ ile Ahlaklanmak”ta yeniden buluşmak üzere.</p>

<p>Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın&nbsp;</p>

<p>Can Dostlar!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 16:08:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Knidos-5     Fenerci Birol Bora.</title>
                <category>Aslan Atilla Yorulmaz</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/knidos-5-fenerci-birol-bora-2890</link>
                <author>atillayorulmaz@hotmail.com (Aslan Atilla Yorulmaz)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/knidos-5-fenerci-birol-bora-2890</guid>
                <description><![CDATA[Knidos-5     Fenerci Birol Bora.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Benim için Knidos Feneri ne kadar önemliyse, o fenerin ışığını yıllarca yaşatan fenerciler de en az onun kadar önemliydi.<br />
Çünkü çocukluğumun Knidos’unda fener yalnızca geceleri denizcilere yol gösteren bir ışık değildi. O ışığın arkasında insanlar vardı. Fırtınada, yağmurda, ayazda, gök gürültüsünde görevlerinin başından ayrılmayan insanlar…<br />
Denizde olan bilir; karanlık bir gecede uzaktan görünen bir fener ışığı insana yalnızca yön göstermez, güven de verir.<br />
Biz çocukken o ışığın kendiliğinden yandığını düşünmezdik. Bilirdik ki yukarıda bir fenerci vardır. Hava ne kadar kötü olursa olsun görevini yapacak, o ışığı yakacak ve sabaha kadar denizin karanlığına gönderecektir.<br />
İşte o insanlardan biri Fenerci Mehmet Amca, diğeri de ondan sonra Knidos Feneri’nin bekçiliğini devralan kardeşi Birol Bora idi.<br />
Birol Abi de ağabeyi gibi görevine son derece bağlıydı. Fırtına çıktı, yağmur başladı, şimşekler çaktı diye fenercilik ertelenemezdi.<br />
Çünkü denizin mazereti olmadığı gibi, fenercinin de mazereti olmazdı.<br />
Fenerden Gelen Saz Sesi<br />
Birol Abi’nin dünyası yalnızca fenerden ibaret değildi.<br />
Onun çok başka bir tarafı daha vardı.<br />
Sazı…<br />
Fenerci Mehmet Amca gibi Birol Abi de müzik aleti çalardı. Fakat onun eline en çok yakışan sazıydı.<br />
Bir de dikkatimi çeken şuydu: Ben onun sazından pek hüzünlü türküler duyduğumu hatırlamam.<br />
Sanki hayat zaten yeterince zordu.<br />
Fırtına vardı, yalnızlık vardı, ulaşım zordu, kış geceleri uzundu. Belki de bu yüzden Birol Abi sazını eline aldığında hüzün değil, neşe arardı.<br />
Seksenli yılların Knidos’unu bugün gözümün önüne getirdiğimde onu akşam saatlerinde, o yıllarda bulunan dört restorandan birinde otururken görür gibi olurum.<br />
Kendine bir yer ayarlar, sazını duvardaki çiviye asardı.<br />
Önünde rakısı ve su bardağı…<br />
Yanında da kendi elleriyle hazırladığı mezeleri…<br />
Ama o mezeler bugünkü restoranlarda önümüze konulanlardan biraz farklıydı.<br />
Çünkü onlar Knidos’un denizinden ve kayalarından çıkardı.<br />
Kendi kuruttuğu ahtapot…<br />
Kara diken dediğimiz deniz kestanesinin yumurtaları…<br />
Üzerlerine biraz zeytinyağı ve limon…<br />
Bir de bugün birçok yerde kaya koruğu olarak bilinen, denizin hemen kıyısındaki kayaların üzerinde yetişen bitkiden hazırladığı turşusu…<br />
Merak edip soranlara bildiklerini saklamazdı.<br />
Nasıl topladığını, nasıl temizlediğini, nasıl hazırladığını anlatır; sonra da önündeki tabağı uzatıp tattırırdı.<br />
Belki o yıllarda farkında değildik ama bugün adına gastronomi kültürü dediğimiz şey, Birol Abi’nin küçücük sofrasında zaten vardı.<br />
Üstelik kitaplardan öğrenilmiş bir gastronomi değildi bu.<br />
Denizden, kayadan, rüzgârdan ve yaşamın kendisinden öğrenilmiş bir mutfaktı.<br />
Ben de Ondan Çok Şey Öğrendim<br />
Ben de Knidos’a gelip gittikçe Birol Abi’nin bu engin bilgisinden faydalandım.<br />
Ahtapot kurutmayı ondan öğrendim.<br />
Deniz kestanesinin yumurtalarıyla spagetti hazırlamayı…<br />
O yıllarda küçük limanda bolca bulunan pinaları çıkarıp, beyaz etli kısmını zeytinyağı, limon ve karabiberle meze yapmayı…<br />
Denizin bize sunduğu kabuklulardan nasıl yararlanılacağını…<br />
Bugün hâlâ bunlardan bazılarını hazırladığımda aklıma Birol Abi gelir.<br />
Bir lokmanın insanı elli yıl geriye götürebileceğini o zamanlar bilmiyordum.<br />
Şimdi biliyorum.<br />
Bazen bir ahtapot kokusu, bazen zeytinyağına sıkılmış bir limon, insanın önüne yıllardır görmediği bir sofrayı yeniden kurabiliyor.<br />
Ve o sofranın başında kaybettiğimiz insanlar yeniden oturuyor.<br />
Birol Abi’nin Sofrası<br />
Benim hatırladığım kadarıyla Birol Abi’nin o mütevazı sofrasına yıllar içinde çok farklı insanlar oturdu.<br />
Duayen denizci Sadun Boro, Türkiye’nin tanınmış iş insanları, gazetecileri, siyasetçileri…<br />
Ama o sofraya oturduğunuz zaman kim olduğunuzun pek önemi kalmazdı.<br />
Çünkü Birol Abi’nin sofrasında makam yoktu.<br />
Sofra vardı, deniz vardı, sohbet vardı.<br />
Birkaç kadehten sonra sıra saza gelirdi.<br />
Duvardaki çividen sazını indirir, o akşam restoranda kimlerin bulunduğuna bakardı.<br />
Çoğunluk İtalyansa onların bildiği neşeli melodilere geçerdi.<br />
“Ya Mustafa, ya Mustafa…”<br />
Türkler çoğunluktaysa bu defa başka bir tanıdık melodi yükselirdi:<br />
“Üsküdar’a gider iken aldı da bir yağmur…”<br />
Bir anda masalar birbirine yaklaşır, yabancılar tanıdık olur, küçük Knidos limanının gecesine saz sesi karışırdı.<br />
“Sazın Telleri Isındı”<br />
Ama Birol Abi’nin değişmez bir kuralı vardı:<br />
İstek üzerine çalmazdı.<br />
Kimse ona:<br />
“Birol Abi, şunu da çal.”<br />
“Şu türküyü de söyle.”<br />
diye fazla ısrar edemezdi.<br />
Çünkü o sazı başkalarını eğlendirmek için değil, kendi gönlü istediği için çalardı.<br />
Bu konuda tam bir Alexis Zorba idi.<br />
Özgürdü.<br />
Canı ne isterse onu çalardı.<br />
Birisi fazla ısrar etti mi sazı bırakır, kalkar ve yeniden duvardaki çivisine asardı.<br />
Sonra kadehine uzanır:<br />
“Sazın telleri ısındı.”<br />
derdi.<br />
Mesele kapanırdı.<br />
O saatten sonra Knidos’ta hiçbir kuvvet Birol Abi’ye yeniden saz çaldıramazdı.<br />
Ben onun bu hâlini çok severdim.<br />
Çünkü Birol Abi başkalarının istediği gibi yaşamaya çalışanlardan değildi.<br />
Kendi gibi yaşayan adamlardandı.<br />
Kırmızı Jawa<br />
Bir de kırmızı motosikleti vardı.<br />
Çekoslovak yapımı Jawa…<br />
Köye gidip gelirken onu kullanırdı.<br />
Ağabeyi Mehmet Bora gibi Birol Abi de mekanikten iyi anlardı. Jawa’yı gerektiğinde neredeyse son vidasına kadar sökerdi.<br />
Parçaları önüne dizer, temizler, tamir eder, yeniden toplardı.<br />
Sonra sıra en sevdiği ana gelirdi.<br />
Motoru çalıştırır ve sesini dinlerdi.<br />
O motorun düzgün çalıştığını duyduğunda yüzünde beliren memnuniyeti bugün bile hatırlıyorum.<br />
Bu nedenle köyde motosikleti olanların başı sıkıştığında ilk akla gelen insanlardan biri Birol Abi’ydi.<br />
“Birol’a bir gösterelim…”<br />
denirdi.<br />
O da elinden geldiğince yardımcı olurdu.<br />
Knidos Feneri ve Fenercisi<br />
Birol Bora’nın hayatı ve fenerciliği daha sonraki yıllarda başkalarının da dikkatini çekti.<br />
Ölümünden önce Güzel Gier Yücel, kendisiyle randevulaşıp uzun bir söyleşi yaptı. Bu söyleşi daha sonra “Knidos Feneri ve Fenercisi” başlığı altında Dağarcık Türkiyem dergisinde yayımlandı.<br />
Bugün düşünüyorum da Birol Abi’yi tek bir kelimeyle anlatabilmek mümkün değil.<br />
O benim hafızamda;<br />
fırtınalı gecelerde görevini aksatmayan fenerci,<br />
duvardaki çivide asılı sazı,<br />
kendi elleriyle hazırladığı mezeleri,<br />
altındaki kırmızı Jawa motosikleti,<br />
elindeki rakı kadehi,<br />
esprileri,<br />
inatçılığı,<br />
özgürlüğü<br />
ve kendine has yaşam biçimiyle kaldı.<br />
Fakat hepsinden önemlisi, o artık benim için çocukluğumun Knidos’undan kalan güzel bir insan yüzüdür.<br />
Yıllar geçiyor.<br />
İnsanlar gidiyor.<br />
Mekânlar değişiyor.<br />
Çocukken üzerinde koştuğumuz yollar, denize girdiğimiz koylar, akşamları oturduğumuz sofralar başka bir hâl alıyor.<br />
Ama insanın hafızasında bazı ışıklar hiç sönmüyor.<br />
Belki fenerlerin lambaları değişiyor; gazyağının yerini elektrik, elektriğin yerini güneş enerjisi alıyor.<br />
Ama insanın çocukluğunda yanan bazı fenerler hiç otomatikleşmiyor.<br />
Onları hâlâ birileri yakıyor sanki.<br />
Mehmet Amca…<br />
Birol Abi…<br />
Ve çocukluğumun Knidos’unda tanıdığım diğer güzel insanlar…<br />
Şimdi geriye dönüp baktığımda hep aynı şeyi düşünüyorum:<br />
Ne güzel insanlar varmış benim çocukluğumun Knidos’unda.<br />
Ben onların arasında büyüdüm.<br />
Onlardan denizi, sofrayı, paylaşmayı, emeği ve belki de en önemlisi insanın yaptığı işe saygı duymasını öğrendim.<br />
Bugün onları tek tek hatırladıkça içimde hem büyük bir mutluluk hem de tarif etmesi zor bir özlem beliriyor.<br />
Çünkü artık şunu çok iyi biliyorum:<br />
İnsan bazen bir yeri değil, o yerde bıraktığı insanları özlüyor.<br />
Ben de o güzel insanları hatırladıkça çocukluğumu;<br />
çocukluğumu hatırladıkça da eski Knidos’u biraz daha özlüyorum. &nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
22/ Agostos/ 2026 Datça .<br />
Kaptan;Aslan Atilla Yorulmaz.<br />
Not: fotoğraflar; Gökçer KARAAĞAÇ arşivinden.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 17:03:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/03/aslan-atilla-yorulmaz-1710325420.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BU YALANI NASIL TASDİK EDEYİM?</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/bu-yalani-nasil-tasdik-edeyim-2889</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/bu-yalani-nasil-tasdik-edeyim-2889</guid>
                <description><![CDATA[BU YALANI NASIL TASDİK EDEYİM?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Temel bir ağanın yanında kahyalık yapmaktadır. Ağa çok palavracı biri. Palavracı ki,<br />
artık köylüler doğru konuşsa bile hiç inanmamaya başlamışlar.<br />
Bu işe Temel’de bozuluyormuş. Bir gün Temel’i karşısına almış:<br />
-Bak Temel , demiş. Benim huyumu bilirsin…Biraz abartırım…Ne zaman yalan<br />
söylesem sen tasdik et…Her tasdik edişinde sana tasdik başına on dolar vereceğim.<br />
Bu anlaşma Temel’i de memnun etmiş. Artık ağa ne zaman yalan söylese( o abantı<br />
diyormuş ) Temel’e dönüp, tasdik için:<br />
-Öyle değil mi Temel diyormuş…<br />
Temel de:<br />
-Evet, uşaklar, pen de pileyrum. Diye onaylıyor ve on doları alıyor.<br />
Bir gün ağa, bir toplantıda anlatmaya başlamış:<br />
-Bizim orada bir sene bir kış oldu ki, kediler damdan dama atlarken havada donup<br />
kalıyorlardı.<br />
Bakmış, köylüler homurdanıyor, kimse inanmaz durumda.<br />
Ağa Temel’e dönmüş<br />
-Öyle değil mi Temel?<br />
Fakat temel’de ses yok!<br />
-Yahu Temel,öyle değil mi söylesene!<br />
Temel:<br />
-Ağam, ha bu yalan on dolara tastik edulacak cibu değul da. Yüz dolar verursan<br />
onaylarum…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 16:40:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YÖRESEL AĞIZLARDA ATASÖZLERİ</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/yoresel-agizlarda-atasozleri-2888</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/yoresel-agizlarda-atasozleri-2888</guid>
                <description><![CDATA[YÖRESEL AĞIZLARDA ATASÖZLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>-Davulun sesi sonradan çıkar(Artvin)<br />
-Dayım adam olmadıktan sonra ha şehirli olmuş,ha köylü(Amasya)<br />
-Değirmenciye salgı salmışlar,o da müşteriye salmış(Mltya)<br />
-Değirmende yoğurt öğünmez(Kstmonu)<br />
-Değirmene giden buğday öğütür,gitmeyen nöbet sorar(Rize,Artvin)<br />
-Dek duran tekme yemez(Mlatya)<br />
-Deli kadının yaptığını,akıllı kadı bozamaz(Amasya)<br />
-Delikanlı obursun yumruk yersun, ehtiyar olursun funduk yersun(Rize)<br />
-Delinin ipiyle kuyuya inilmez(Afyon,çnkırı)<br />
-Delinin tahtadan davulu olmaz ya(Amsya)<br />
-Deli utanmaz, sahibi utanır(Bolu,Van)<br />
-Deliye borç etme,ya düğünde ya bayramda ister(Ankara<br />
-Deliyle bal yiyeceğime, akıllıyla taş çekerim(Bolu)<br />
-Deme dostuna,der dostuna;ikisi birlenip saman teperler postuna(Giresun)<br />
-Demir kapı ağaç kapıya muhtaç olur(Samsun,Ordu,Van,Malatya)<br />
-Dene altını mihenk taşında, insanı iş başında(Mlatya)<br />
-Deniz yoğurt olmuş da yemeye kaşık bulunmamış(Sivas)<br />
-Depme elin kapısını, deperler kapını(Ankara,Düzce)<br />
-Dertli derdini anlatırken, dertsizin uykusu gelir(Knya)<br />
-Devede boy var ama eşeğin ardına düşer(Ankara,E.şehir,Burdur)<br />
-Devenin yemediği ot başını ağrıtır(başına zarar)(Antalya,Konya)<br />
-Dığaskanın(loğusa) kırk gün mezarı açık durur(Sivas)<br />
-Dışarı çıkarken havaya,içeri girerken insanların yüzüne bak(Bolu)<br />
-Dibi görünmedik göle batılmaz (Amasya)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 16:40:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ(60)  GARGI DERESİNİN PIRNAR ODUNU -II</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri60-gargi-deresinin-pirnar-odunu-ii-2887</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri60-gargi-deresinin-pirnar-odunu-ii-2887</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ(60)  GARGI DERESİNİN PIRNAR ODUNU -II]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gargı deresinin pırnar odunu(*)<br />
Nacaklar mı kesti yavrum budunu<br />
A yavrum aman sürmelim<br />
Haydindi sürün gidelim<br />
Kaşları karalım hop nina ni nah<br />
Kendisi kibarım oy nina ni nah<br />
Oyna da güzelim,nay ninay na.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;(*) PIRNAR: Meşe palamudu</p>

<p>Geçen hafta aynı türkünün birinci versiyonunu anlatmıştım. Bu<br />
türkülerin ortak özelliği Bodrum ve Datça arasında söylenmesidir. İki<br />
tarafta sahip çıkar. Ama bu türkü tam Datça kokar.<br />
Yaşanmış gerçek bir hikayeden alınmıştır. Gargı (Kargı) Deresi,<br />
Datça’nın bir zamanlar bahçelerin, ekim alanlarının olduğu bir yerdir. Şimdi<br />
atık alanı, sanayi sitesi falan oldu. Yani betona gömüldü!<br />
Bir zamanlar bu yörede, dini bayramlardan üç gün önce gençlerin at<br />
ve eşeklerle şarkı ve türküler eşliğinde pırnar odununa gitmeleri bir<br />
gelenekti.bPırnar odunu sert ve dayanıklıdır. En çok da gargı deresi<br />
çevresinde bulunurdu.<br />
1940 lı yıllarda Kurban Bayramı öncesi, Gargı deresine topluca oduna<br />
gidilir. Bu gençler arasında, Datça’nın en güzel kızı Nergis’le nişanlı olan<br />
Osman da vardır. Osman, dere içinde pırnar odunu keserken, aklı da hep<br />
nişanlısındadır. Onu düşünürken, baltayla kendi ayağına vurur. Ayağı diz<br />
üstünden kopar. Etraftaki arkadaşları yardımına koşarlar Osman’ın kopan<br />
bacağıyla birlikte, eşeğe yükleyip götürmeye çalışırlar. Haber, Nergis’e tez<br />
elden ulaştırılınca, cümle ahali buraya koşar . Nergis sevdiğinin kopmuş<br />
bacağını görünce sesli olarak kıyameti koparır. Osman yolda kan<br />
kaybından ölür. Nişanlısı Nergis de ölümü üzerine ağıt yakar.<br />
Bu türkü özgün olarak Datça yöresinden derlenmiştir. Başka yerler<br />
sahip çıksa da Datça kokar yani.<br />
Fethiye’den, Bodrum’a kadar değişik sözlerle söylenen bir türküdür.<br />
Eklemeler ve çıkarmalar da olmuştur. Muzaffer Sarısözen tarafından ,Mustafa Coşkun’dan derlenerek TRT<br />
arşivlerine girmiştir</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 16:40:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>NİŞASTA BAZLI ŞEKERDEN (nbş) UZAK DURUN</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/nisasta-bazli-sekerden-nbs-uzak-durun-2886</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/nisasta-bazli-sekerden-nbs-uzak-durun-2886</guid>
                <description><![CDATA[NİŞASTA BAZLI ŞEKERDEN (nbş) UZAK DURUN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bahsettiğimiz nişasta, annelerimizin, ninelerimizin yaptığı nişasta<br />
değil söz edeceğimiz.<br />
Bugün mısırdan, pirince, buğdaydan patatese, bitkilerdeki fazla<br />
şekeri glikozu depolamak için bulunan karbonhidrat/nişasta, kimyasal<br />
işlemler sonucu “nişasta şeysine” dönüştürülüyor.<br />
Böylece, ısıya, soğutmaya, dondurmaya ve zamana dayanıklı hale getiriliyor.<br />
Sadece yiyeceklerde kullanıldığını sanmayın. Tekstil, kağıt, oluklu<br />
mukavva, tutkal ve yapıştırıcı sanayiinde de endüstriyel nişasta şeysikullanılıyor,</p>

<p>*Bunu dünyanın başına Amerika bela etti.<br />
*Nişasta bazlı şeker genel olarak “glikoz ile” fruktoz<br />
“türevlerinden oluşuyor.<br />
*Vücudun enerji kaynağı şeker, birçok bitkide var. Üzüm gibi “Kan<br />
şekeri “olarak da bilinir.<br />
*Fruktoz ise genel olarak meyvelerde bulunan şekerdir.<br />
*Yani süt hariç, her karbonhidrat kaynağında glikoz ve fruktoz<br />
bulunur. (Sütte bulunana galaktoz denir)<br />
*Mısır gibi kimi bitkilerdeki nişastanın kimyasal yollarla glikoz ve<br />
fruktoza dönüştürülmesi sonucu elde edilen şekere de Nşasta Bazlı Şeker<br />
(NBŞ) denir. Buğday, pirinç gibi bitkilerden elde edilir. En çok mısırdan eldi edilir. Halk arasında buna Mısır Şurubu da denir.<br />
*Bazen şunu duyarız” Ne yediysem doymuyorum. Bu NBŞ li<br />
yediklerinizden olabilir.<br />
*Buna mısır şurubu denmesine aldanmayın. Bildiğiniz şerbetle bir ilgisi yoktur.</p>

<p>VÜCUDUUMUZA HANGİ ETKİLERİ YAPIYOR?</p>

<p>*Vücudumuz yakıt bankası gibi çalışır<br />
*Besinlerden aldığı yakıtı hücrelerimizin kullanabilmesi için enzime<br />
çevirecek şekilde tasarlanmıştır.<br />
*Yediğimiz, ekmek, makarna, kepek pirinç gibi karbonhidratlar ,<br />
hücrelerimizin hayatta kalması için kanımızda yeterli miktarda glikoz/şeker<br />
bulunması şarttır.&nbsp;<br />
*Oluşan glikoz/şeker kan yoluyla tüm vücuda taşınır.<br />
*Doğal olmayan glikoz, vücudumuzu tahrip eder, diyabet, kalp<br />
yetersizliği, midede sürekli şişkinlik, aşırı gaz çıkarmaya kadar, sinir<br />
asabiyetinden, Alzheimer, pankreas rahatsızlıkları, daha onlarca sayabiliriz.<br />
*Doğal yiyeceklerden alınan fruktoz zararsız değildir. Fruktoz<br />
metabolizması karaciğerde gerçekleşmektedir.<br />
*Mısır şurubu ve kimyasal tatlandırıcılar yüksek tansiyon,<br />
safrakesesi taşları, kanser ve prostat gibi vücutta tamiri zor tahribatlara<br />
yol açar. Sadece şu örneği vererek bitirelim. Son yıllarda ABD’de son yıllarda üç kattan fazla görülen karaciğer kanserlerinin sebebinin mısır şurubu bilimsel olarak kanıtlandı.&nbsp;<br />
O halde, tüm hazır gıdaların özellikle şekerle yapılan ürünlerin üzerini, yani içindekileri mutlaka okuyun. Mısır şurubu ya da NBŞ yazan hiçbir ürünü almayın.<br />
Bunlar; gazlı, gazsız içeceklerde, tüm bisküvilerin bir kısmında, hazır dondurmalarda, bazı katkılı tatlı ürünlerde bulunur.&nbsp;<br />
Aman dikkat!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 16:40:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BİRAZ   ARKEOLOJİ-BİRAZ  TARİH</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/biraz-arkeoloji-biraz-tarih-2885</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/biraz-arkeoloji-biraz-tarih-2885</guid>
                <description><![CDATA[BİRAZ   ARKEOLOJİ-BİRAZ  TARİH]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yerel &nbsp; basınımızda &nbsp;bir &nbsp; iki &nbsp; kere, &nbsp;ulusal &nbsp; &nbsp;basınımızda &nbsp; &nbsp;ise &nbsp; hiç &nbsp; yer &nbsp; bulmadı desem &nbsp;yeridir. &nbsp; DATÇA &nbsp;KIZLAN &nbsp;OSMANLI &nbsp; &nbsp;DÖNEMİ BATIĞI &nbsp;. &nbsp;Sosyal &nbsp; medyamızı &nbsp; &nbsp; takip &nbsp; ettiklerini &nbsp; &nbsp;tahmin &nbsp; ettiğim &nbsp; bazı &nbsp;dostlarım &nbsp; &nbsp;ise &nbsp; sahi &nbsp; &nbsp;öylemi &nbsp; &nbsp;haberimiz &nbsp; &nbsp;/haberim &nbsp; &nbsp;olmadı &nbsp; şeklindeki &nbsp; &nbsp;tepkilerin &nbsp;hiç &nbsp; yabancısı &nbsp;değilim. &nbsp;Bu &nbsp; &nbsp; ve &nbsp; benzeri &nbsp; kültür &nbsp;haberlerine &nbsp; toplumumuz &nbsp; &nbsp;çooooook &nbsp; &nbsp;uzak &nbsp; &nbsp;ve &nbsp; ilgisiz. HelE &nbsp;bu &nbsp; &nbsp;günlerde &nbsp; ekonominin/politikanın &nbsp;tavan &nbsp; &nbsp; yaptığınıda &nbsp; düşünürsek &nbsp;varın &nbsp; siz &nbsp; &nbsp;işlerin &nbsp;hallerine.</p>

<p>Biz &nbsp; konumuza &nbsp; dönelim:</p>

<p>Osmanlı &nbsp; dönemimizin , &nbsp;şimdilik 1670 &nbsp;yıllarına &nbsp; &nbsp; tarihlenen &nbsp; &nbsp;bu &nbsp;ahşap &nbsp;tekne ,Burgaz &nbsp; &nbsp;Uzun Azmak &nbsp; gebekum &nbsp;mevkiinde &nbsp; kıyıya &nbsp; &nbsp;oldukça &nbsp; yakın sığ &nbsp;bir &nbsp; yerde ,yarı &nbsp;kuma &nbsp; &nbsp;gömülmüş &nbsp; &nbsp;vaziyette &nbsp; &nbsp;,oldukça &nbsp;talandanda &nbsp; nasibini &nbsp; &nbsp;almış. 2020 &nbsp;yılında fark &nbsp; &nbsp;edilir &nbsp; &nbsp;ve &nbsp;Ege &nbsp; Üniversitemizin &nbsp; &nbsp; &nbsp;ilgisini &nbsp; çeker. &nbsp; İlk &nbsp; başlarda &nbsp;küçük /önemsiz &nbsp; bir &nbsp;buluntu &nbsp; &nbsp; sanılırken, &nbsp;elde &nbsp; &nbsp;edilen buluntular, oldukça &nbsp; ilgi &nbsp; çekici.Bulduğu &nbsp; yere &nbsp; çöküp &nbsp;kalmasının &nbsp; nedeni, &nbsp;zaman &nbsp; &nbsp;içinde &nbsp; aydınlanacaktır. Osmanlı &nbsp; dönemine &nbsp; &nbsp;ait &nbsp;silahlar &nbsp;ve &nbsp;çin &nbsp; porselenleri -PİPOLAR çok &nbsp; ilginç.Benim &nbsp; asıl &nbsp; ilgimi &nbsp; çeken &nbsp; &nbsp; ise, bu &nbsp; &nbsp; geminin &nbsp;nereden &nbsp; &nbsp;gelip,nereye &nbsp; &nbsp;gittiği &nbsp; &nbsp;ve taşıdığı &nbsp; eşyalar &nbsp; &nbsp;ve &nbsp;buralarda &nbsp; ne &nbsp; &nbsp;işi &nbsp; &nbsp;vardı.Gemi &nbsp;mürettebatı &nbsp;ve &nbsp; silahlar. &nbsp;Herhalde &nbsp; buralarda &nbsp;MAVİ &nbsp; TUR &nbsp;seyahati &nbsp;yapmıyordu. &nbsp;İşi &nbsp; &nbsp;bırakalım &nbsp; &nbsp;uzmanlarına.</p>

<p>Öyle &nbsp; &nbsp;görünüyor ki &nbsp;yarım adamız &nbsp; etrafında ,çeşitli &nbsp; tarihlere &nbsp; &nbsp; ait &nbsp;pek &nbsp; çok &nbsp; batığın &nbsp; &nbsp;varlığı. &nbsp;Konuya &nbsp; tarihi, &nbsp; bilimsel &nbsp; sosyal &nbsp;açıdan &nbsp; Datçamızın &nbsp; &nbsp;önemi &nbsp; &nbsp; bir kat &nbsp;daha &nbsp; &nbsp;arttığı &nbsp; &nbsp;gerçeği.</p>

<p>Gerçek &nbsp; olan &nbsp;şu &nbsp;ki,DATÇA MIZ &nbsp; &nbsp; YALNIZCA &nbsp; &nbsp; KNİDOS &nbsp; &nbsp;değildir. &nbsp; &nbsp;Bunu &nbsp; destekleyen &nbsp;buluntular &nbsp; &nbsp;daha &nbsp; &nbsp; fazla &nbsp; &nbsp;gün &nbsp; &nbsp;ışığına &nbsp; &nbsp;çıktığı &nbsp; &nbsp;sürece, DATÇA MIZDA &nbsp; &nbsp;BİR &nbsp;ETNOGRAFYA/ ARKEOLOJİ &nbsp; &nbsp;müzesinin &nbsp; &nbsp; &nbsp;açılmasının &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;önemi &nbsp; &nbsp; ve &nbsp; gereği. &nbsp; Böyle &nbsp; &nbsp;ilgisiz &nbsp; davranırsak &nbsp;bu &nbsp; &nbsp;gemi &nbsp; buluntusu &nbsp;da &nbsp; ,restore &nbsp; &nbsp;edilse &nbsp; bile &nbsp; Bodrum &nbsp; sualtı &nbsp; &nbsp; müzesinde &nbsp; yer &nbsp; &nbsp;alır. Elin &nbsp; adamı &nbsp; Knidos &nbsp;Amforazını &nbsp;ilçesinin &nbsp; &nbsp;sembolü &nbsp; yapar. &nbsp;Sağlam &nbsp; bulduklarınıda &nbsp;Atina &nbsp; Arkeoloji &nbsp; Müzesinde &nbsp; ismi &nbsp; &nbsp;ile &nbsp; &nbsp;anılan salonda &nbsp; &nbsp;sergiler.</p>

<p>Daha &nbsp; söylenecek &nbsp; yazılacak &nbsp; &nbsp;o &nbsp;kadar &nbsp; çok &nbsp;şey &nbsp; &nbsp;varki, &nbsp;sırası &nbsp; &nbsp; gelince &nbsp; &nbsp;inşallah.</p>

<p>SAĞLICAKLA</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 16:40:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MEKANIM DATÇA OLSUN</title>
                <category>Mehmet ÖLMEZ</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mekanim-datca-olsun-2884</link>
                <author>mehmetolmez048@hotmail.com (Mehmet ÖLMEZ)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mekanim-datca-olsun-2884</guid>
                <description><![CDATA[MEKANIM DATÇA OLSUN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ege ile Akdeniz’in bir kılıç gibi uzanan o incecik yarımadada birbirine sarıldığı noktaya, Datça’ya adım attığınız an, dünyayla aranıza sarsılmaz bir mesafe girer. Virajlı ve dik yolların ardında saklanan bu coğrafya, sıradan bir kaçış noktası değil; doğanın, tarihin ve sadeliğin zamana karşı direndiği son kaledir. Can Yücel’in o unutulmaz vasiyetiyle "Mekanım Datça olsun" derken işaret ettiği şey, yalnızca bir kasabaya duyulan sevgi değil; bu toprağın insana sunduğu filtresiz ve cömert hakikattir.<br />
Datça, toprağının ve denizinin bereketiyle her mevsim ayrı bir hikaye anlatır. Henüz kış bitmeden, şubat ayında badem ağaçlarının duvak gibi beyaz ve erguvani çiçeklerle örttüğü ovalar, yarımadayı adeta bir masal diyarına çevirir. Palamutbükü’nden Hayıtbükü’ne, Ovabükü’nden Kurubük ve Domuzbükü’ne uzanan el değmemiş koylar, akvaryum berraklığındaki sularıyla Akdeniz’in en bakir saklı cennetleridir. Bu büklerde zaman, saatin yelkovanıyla değil; poyrazın esişiyle ve zeytin ağaçlarının yapraklarındaki hışırtıyla ölçülür.<br />
Yarımadanın kalbi sayılan Eski Datça ise geleneksel taş mimarisiyle geçmişin hafızasını günümüze taşır. Ustaca işlenmiş taş evler, ahşap panjurlar ve begonvillerin gölgelediği dar sokaklar, bölgenin özgün kimliğini koruma kararlılığını gösterir. Bu sokaklarda yürürken havaya karışan kekik ve adaçayı kokusu, Datça gastronomy’sinin simgeleri olan ballı badem, bademli incir ve baharda dağlardan toplanan kuzu göbeği mantarının eşsiz lezzetiyle tamamlanır.<br />
Öte yandan yarımadanın en uç noktasında yükselen kadim Knidos Antik Kenti, Datça’nın sadece doğasıyla değil, üç bin yıllık köklü geçmişiyle de büyülediğini hatırlatır. Ege ve Akdeniz’i aynı anda gören Knidos Feneri’nde gün batımını izlemek, Edebi ve tarihi bir mirasa tanıklık etmektir.<br />
Datça; kentsel gürültüye, kontrolsüz hıza ve betonlaşmaya karşı doğallığını koruyan dirençli bir duruştur. İki denizin rüzgarını göğsünde toplayan bu yarımada; hızı unutanların, yavaşlayanların ve ruhunu dinlemek isteyenlerin sonsuz mekânıdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 16:40:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/mehmet-olmez-1765739910.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 14   EL-MUHSÎ, EL-MÜBDÎ, EL-MUÎD, EL-MUHYÎ</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-14-el-muhsi-el-mubdi-el-muid-el-muhyi-2883</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-14-el-muhsi-el-mubdi-el-muid-el-muhyi-2883</guid>
                <description><![CDATA[ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 14   EL-MUHSÎ, EL-MÜBDÎ, EL-MUÎD, EL-MUHYÎ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>*Can Dostlar!*</p>

<p>Bizleri bir kez daha *“Esmâ ile Ahlaklanmak”* yolculuğunda buluşturan Rabbimize hamdolsun.</p>

<p>Bugünkü konularımız; lâl olmuş dillere hikmet ve hayat bahşeden *el-Muhsî, el-Mübdî, el-Muîd ve el-Muhyî* isimleri olacaktır.</p>

<p>Gayret bizden; gönüllere nakşetmek ise her zaman olduğu gibi Âlemlerin Rabbinden.</p>

<p>Konu *Esmâ ile ahlaklanmak* olunca, bundan 20 sene önce yayımlanmış olan kitabımızın önsözünde geçen şu beytimizi de paylaşalım:</p>

<p>*Kur’an ile iç içe ol, o doğruyu gösteren Hak,*<br />
*Bir de bakıvermişsin, Kur’an olmuş sana ahlâk.*</p>

<p>Ne güzel bir hatırlatma…<br />
Kur’an ile iç içe olan insan, yalnız bilgi çoğaltmaz; ahlâkını da güzelleştirir. Rabbini tanıdıkça kendisini tanır. Kendisini tanıdıkça haddini bilir. Haddini bildikçe sözü, niyeti, ameli ve hayatı istikamet bulur.</p>

<p>Bugün üzerinde duracağımız bu dört güzel isim bize şu hakikati hatırlatır:</p>

<p>**Allah sayar; kul hesapsız yaşamaz.<br />
Allah başlatır; kul her başlangıcı temiz niyetle yapar.<br />
Allah döndürür; kul dönüş gününü unutmaz.<br />
Allah hayat verir; kul hayatı emanet bilir.**</p>

<p>## EL-MUHSÎ: HER ŞEYİ SAYAN, KUŞATAN VE KAYDEDEN RAB</p>

<p>*El-Muhsî*, her şeyi sayan, bilen, kuşatan; hiçbir söz, hiçbir amel, hiçbir niyet ve hiçbir izi kaybolmayan Allah demektir.</p>

<p>İnsan unutur. Bugün söylediğini yarın hatırlamaz. Yaptığı bir iyiliği büyütür, yaptığı bir haksızlığı küçültür. Bazen zamanın akışı içinde birçok şeyi geride bıraktığını zanneder. Fakat Rabbimiz el-Muhsî’dir. O’nun ilminden hiçbir şey kaybolmaz.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:<br />
*“Şüphesiz Biz, ölüleri diriltiriz. Onların önceden yaptıklarını ve bıraktıkları izleri yazarız. Biz her şeyi apaçık bir kitapta sayıp kaydetmişizdir.”*<br />
(Yâsîn, 36:12)</p>

<p>Bu ayet insana çok derin bir muhasebe yaptırır. Çünkü yalnız yaptıklarımız değil, geride bıraktığımız izler de önemlidir.</p>

<p>Bir söz söyleriz, yıllarca bir kalpte iz bırakır.<br />
Bir iyilik yaparız, bir hayatın yönü değişir.<br />
Bir haksızlık ederiz, onun acısı uzun süre devam eder.<br />
Bir evlat yetiştiririz, onun ahlâkında izimiz kalır.<br />
Bir fitne yayarız, onun ateşi bizden sonra da yanabilir.<br />
Bir hayra vesile oluruz, onun bereketi bizden sonra da devam edebilir.</p>

<p>El-Muhsî’yi tanıyan insan, hayatı gelişigüzel yaşamaz. Zamanının, sözünün, malının, bilgisinin, görevinin ve etkisinin hesabını düşünür. Çünkü bilir ki Allah yalnız büyük işleri değil, küçük gördüğümüz şeyleri de sayar ve bilir.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:<br />
*“O gün Allah onların hepsini diriltecek ve yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah onları sayıp kaydetmiştir; onlar ise unutmuşlardır. Allah her şeye şahittir.”*<br />
(Mücâdele, 58:6)</p>

<p>İnsan unutabilir; fakat Allah unutmaz.</p>

<p>Bu bilgi kulun kalbine hem dikkat hem de umut verir. Dikkat verir; çünkü hiçbir haksızlık kaybolmaz. Umut verir; çünkü hiçbir iyilik de zayi olmaz.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:<br />
*Rabbim her şeyi sayıp kaydederken, ben hayatımı hangi izlerle dolduruyorum?*</p>

<p>## EL-MÜBDÎ: İLK BAŞLATAN RAB</p>

<p>*El-Mübdî*, yaratmayı ilk başlatan, varlığı yoktan var eden, başlangıcı veren Allah demektir.</p>

<p>Her şeyin bir başlangıcı vardır. Hayatın, nefesin, insanın, göğün, yerin, zamanın ve bütün varlığın başlangıcı Allah’ın yaratmasıyladır.</p>

<p>İnsan bir iş başlatabilir, bir bina yapabilir, bir yazı yazabilir, bir tohum ekebilir. Fakat insan yoktan var edemez. İnsan ancak Allah’ın yarattığı malzemeyi kullanır; Allah’ın verdiği akılla düşünür; Allah’ın verdiği bedenle çalışır; Allah’ın koyduğu düzen içinde hareket eder.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:<br />
*“Allah yaratmayı başlatır, sonra onu tekrar eder. Sonra O’na döndürüleceksiniz.”*<br />
(Rûm, 30:11)</p>

<p>Bu ayet, el-Mübdî ve el-Muîd isimlerini aynı çizgide buluşturur. Başlatan da Allah’tır, döndüren de Allah’tır.</p>

<p>El-Mübdî’yi tanıyan insan, her başlangıcında Rabbini hatırlar. Bir işe başlarken niyetini temiz tutar. “Ben yaptım, ben başardım, ben kurdum” diyerek kendisini merkeze koymaz. Çünkü bilir ki başlangıcın asıl sahibi Allah’tır.</p>

<p>Bir günümüz başlarken de Rabbimizin lütfuyla başlar.<br />
Bir nefesimiz başlarken de O’nun izniyle başlar.<br />
Bir hayır kapısı açılırken de O’nun rahmetiyle açılır.</p>

<p>El-Mübdî’yi tanıyan kul, hayra başlamaktan korkmaz. Çünkü bazen insan “Ben yapamam, ben yetişemem, ben başaramam” diyerek güzel işlerden geri durur. Oysa kul niyetini düzeltir, elinden geleni yapar, sonucu Rabbine bırakır.</p>

<p>Bir iyiliğe başlamak da kulluktur.<br />
Bir tövbeye başlamak da kulluktur.<br />
Bir barışı başlatmak da kulluktur.<br />
Bir güzel söze başlamak da kulluktur.<br />
Bir yetimin gönlünü almaya başlamak da kulluktur.<br />
Bugün kendimize soralım:</p>

<p>*Ben her başlangıcımı Allah’ın adıyla, temiz niyetle ve hayra yönelerek mi yapıyorum?*</p>

<p>## EL-MUÎD: YENİDEN DÖNDÜREN, TEKRAR DİRİLTEN RAB</p>

<p>*El-Muîd*, yaratılmışı tekrar döndüren, ölümden sonra yeniden dirilten, başlangıcı dönüşe bağlayan Allah demektir.</p>

<p>İnsan dünyaya gelir, yaşar, yorulur, yaşlanır ve ölür. Fakat ölüm yok oluş değildir. Kur’an, insanın Rabbine döndürüleceğini tekrar tekrar hatırlatır.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:<br />
*“O, yaratmayı başlatan ve sonra onu tekrar edendir. Bu, O’na göre pek kolaydır.”*<br />
(Rûm, 30:27)</p>

<p>El-Muîd ismi insana büyük bir hesap bilinci kazandırır. Çünkü eğer dönüş varsa, hayat başıboş değildir. Eğer yeniden diriliş varsa, haksızlıklar sahipsiz kalmayacaktır. Eğer Rabbimize döneceksek, bugün yaptığımız her tercihin bir karşılığı olacaktır.</p>

<p>Bu isim, zalime uyarıdır.<br />
Mazluma tesellidir.<br />
Gaflete düşene çağrıdır.<br />
Tövbe etmek isteyene umuttur.</p>

<p>El-Muîd’i tanıyan insan, dönüş gününü unutmaz. Ölümü düşünür ama hayattan kopmaz. Ahireti düşünür ama dünyadaki sorumluluklarını terk etmez. Bilir ki dünya, ahiretin tarlasıdır. Burada ekilen, orada karşılık bulacaktır.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:<br />
*“Sonra dönüşünüz yalnız Rabbimizedir. O size yaptıklarınızı haber verecektir.”*<br />
(Zümer, 39:7)</p>

<p>Bu ayet insana şu soruyu sordurur:<br />
Ben Rabbime ne ile döneceğim?<br />
Kırdığım kalplerle mi?<br />
Yediğim haklarla mı?<br />
Gizlediğim doğrularla mı?</p>

<p>Yoksa tövbeyle, merhametle, adaletle, doğru sözle ve salih amelle mi?</p>

<p>El-Muîd’i tanıyan kul, her gününü dönüş gününe hazırlık bilir. Çünkü insan nereye gideceğini bilirse, yolunu ona göre seçer.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:<br />
*Ben Rabbime döneceğimi bilerek mi yaşıyorum, yoksa hiç dönmeyecekmişim gibi mi davranıyorum?*</p>

<p>## EL-MUHYÎ: HAYAT VEREN RAB</p>

<p>*El-Muhyî*, hayat veren, ölüden diriyi çıkaran, yeryüzünü ölümünden sonra dirilten, kalplere de hayat bahşeden Allah demektir.</p>

<p>Hayat, insanın kendi malı değildir. İnsan kendi nefesini yaratmamıştır. Kalbini kendisi çalıştırmamıştır. Gözünü, kulağını, aklını, duygusunu ve ömrünü kendisi var etmemiştir. Hayatı veren Allah’tır.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:<br />
*“O, size hayat veren, sonra sizi öldürecek, sonra yine diriltecek olandır. Şüphesiz insan çok nankördür.”*<br />
(Hac, 22:66)</p>

<p>Bu ayet, insana hayatın sahibini hatırlatır. Hayatı Allah veriyorsa, hayat Allah’ın ölçüsüne göre yaşanmalıdır.</p>

<p>El-Muhyî’yi tanıyan insan, ömrünü boşa harcamaz. Hayatı yalnız yemek, içmek, kazanmak, tüketmek ve oyalanmak için görmez. Kendisine verilen her günü bir emanet bilir.</p>

<p>Hayat, iyilik için verilmiştir.<br />
Hayat, kulluk için verilmiştir.<br />
Hayat, adalet için verilmiştir.<br />
Hayat, merhamet için verilmiştir.<br />
Hayat, doğru söz ve güzel amel için verilmiştir.</p>

<p>Rabbimiz yeryüzünün dirilişini bize ibret olarak gösterir:</p>

<p>*“Allah’ın rahmetinin izlerine bak! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor. Şüphesiz O, ölüleri de diriltecektir. O, her şeye güç yetirendir.”*<br />
(Rûm, 30:50)</p>

<p>Kurumuş toprak yağmurla dirilir. Sararmış dallar yeniden yeşerir. Sessiz toprak canlanır. Bu manzara, insana hem dünyadaki rahmeti hem de ahiretteki dirilişi hatırlatır.</p>

<p>Fakat el-Muhyî isminin bir de kalbe bakan yönü vardır. Bazen insan bedenen yaşar ama kalbi ölmeye başlar. Merhameti azalır, adaleti zayıflar, duası kurur, secdesi alışkanlığa dönüşür, Kur’an’la bağı gevşer. İşte böyle zamanlarda kalbin yeniden dirilmeye ihtiyacı vardır.</p>

<p>Kalp Kur’an’la dirilir.<br />
Dua ile dirilir.<br />
Tövbe ile dirilir.<br />
Merhametle dirilir.<br />
Adaletle dirilir.<br />
Güzel sözle dirilir.<br />
Salih amelle dirilir.</p>

<p>El-Muhyî’yi tanıyan kul, yalnız bedeninin yaşamasına değil, kalbinin diri kalmasına da dikkat eder.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:<br />
*Rabbimin verdiği hayatı, kalbimi diri tutacak amellerle mi yaşıyorum?*</p>

<p>## SAYILAN, BAŞLAYAN, DÖNEN VE DİRİLEN BİR HAYAT</p>

<p>*Can Dostlar!*</p>

<p>Bugün üzerinde durduğumuz bu dört güzel isim, hayatımızın her alanına ölçü koyar.</p>

<p>*Bir kez daha özetlemek gerekirse:*</p>

<p>*El-Muhsî* bize, Allah’ın her şeyi sayıp kuşattığını ve hiçbir izi kaybetmediğini hatırlatır. Kula düşen, hesapsız yaşamamak ve geride güzel izler bırakmaktır.<br />
*El-Mübdî* yaratmayı ilk başlatanın Allah olduğunu öğretir. Kula düşen, her hayırlı başlangıcı temiz niyetle ve Allah’ın adıyla yapmaktır.<br />
*El-Muîd* Rabbimizin yeniden döndüren ve dirilten olduğunu bildirir. Kula düşen, dönüş gününü unutmadan yaşamaktır.<br />
*El-Muhyî* hayat verenin Allah olduğunu gösterir. Kula düşen, hayatı emanet bilmek ve kalbini diri tutacak amellerle yaşamaktır.</p>

<p>Unutmayalım:</p>

<p>*Allah sayar; kul hesapsız yaşamaz.*<br />
*Allah başlatır; kul başlangıçlarını temiz niyetle yapar.*<br />
*Allah döndürür; kul Rabbine döneceğini unutmaz.*<br />
*Allah hayat verir; kul hayatı O’nun rızasına göre yaşar.*<br />
Esmâ ile ahlaklanmak; Rabbimizin güzel isimlerini yalnız dilde anmak değil, o isimlerin bize öğrettiği kulluk bilincini hayata taşımaktır.</p>

<p>Rabbimiz bizleri; sözünün, izinin ve amelinin hesabını düşünen; hayra temiz niyetle başlayan; dönüş gününü unutmayan; kendisine verilen hayatı iman, adalet, merhamet ve salih amelle dirilten kullarından eylesin.</p>

<p>*Esmâullâh ahlâkı ile ahlaklanma gayreti içinde olan gönül dostlarına selam olsun.*</p>

<p>*“Esmâ ile Ahlaklanmak”ta yeniden buluşmak üzere.*</p>

<p>*Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın Can Dostlar!*</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 16:40:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 13  EL-KAVİYY, EL-METÎN, EL-VELİYY, EL-HAMÎD</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-13-el-kaviyy-el-metin-el-veliyy-el-hamid-2882</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-13-el-kaviyy-el-metin-el-veliyy-el-hamid-2882</guid>
                <description><![CDATA[ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 13  EL-KAVİYY, EL-METÎN, EL-VELİYY, EL-HAMÎD]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>*Can Dostlar!*</p>

<p>Bugün de nasip olursa Esmâ’dan, dalgaların gönül sahilimize getirdiği incilerden *el-Kaviyy, el-Metîn, el-Veliyy ve el-Hamîd* isimlerini, elimizin ve dilimizin yettiği nispette işlemeye çalışacağız.</p>

<p>Çaba bizden, yardım ise her zaman olduğu gibi Âlemlerin Rabbindendir.</p>

<p>Esmâü’l-Hüsnâ, Rabbimizi tanıtan en güzel kapılardır. Fakat bu kapılardan girerken unutmamamız gereken önemli bir ölçü vardır: Allah’ın isimleri Allah’a mahsustur. Kul, Allah gibi güçlü, Allah gibi sarsılmaz, Allah gibi dost ve yardımcı, Allah gibi hamde layık olamaz. Fakat kul, Rabbini bu isimlerle tanıdıkça kendi haddini bilir; gücünü zulme değil iyiliğe, dostluğunu çıkara değil hakka, şükrünü sadece dile değil hayata taşımaya çalışır.</p>

<p>Bugün üzerinde duracağımız bu dört güzel isim bize şu hakikati hatırlatır:</p>

<p>**Allah Kaviyy’dir; kul gücünü zulme değil, adalete kullanır.<br />
Allah Metîn’dir; kul dayanağını geçici güçlerde değil, Rabbinde arar.<br />
Allah Veliyy’dir; kul dostluğunu haktan, merhametten ve sadakatten yana kurar.<br />
Allah Hamîd’dir; kul nimeti kendinden bilmez, hamd ve şükürle taşır.**</p>

<p>## EL-KAVİYY: GÜCÜN GERÇEK SAHİBİ RAB</p>

<p>*El-Kaviyy*, mutlak güç sahibi olan, kudreti eksilmeyen, hiçbir şey karşısında zayıf düşmeyen Allah demektir.</p>

<p>İnsan dünyada bazen güçlü olduğunu zanneder. Bedeni güçlüdür, malı çoktur, makamı vardır, çevresi kalabalıktır, sözü dinlenmektedir. Fakat insanın gücü sınırlıdır. Bugün var olan güç, yarın azalabilir. Gençlik gider, sağlık zayıflar, makam değişir, servet elden çıkar, kalabalıklar dağılır.</p>

<p>Rabbimizin gücü ise eksilmez, zayıflamaz, tükenmez.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:<br />
*“Şüphesiz rızık veren, sağlam kuvvet sahibi olan ancak Allah’tır.”*<br />
(Zâriyât, 51:58)</p>

<p>Bu ayet, kulun kalbine büyük bir ölçü koyar. Rızkı veren de Allah’tır, gücü veren de Allah’tır. İnsan sahip olduğu imkânı kendi mutlak gücü gibi görmemelidir.</p>

<p>El-Kaviyy’i tanıyan kul, gücü eline geçirdiğinde haddi aşmaz. Çünkü güç, insanı ya şükre götürür ya da kibre sürükler. Gücünü Allah’ın emaneti bilen kişi, onunla mazlumu ezer mi? Yetimin hakkına uzanır mı? Zayıfı hor görür mü? Sözünü kırıcı, elini haksız, makamını baskıcı hâle getirir mi?</p>

<p>Güç ahlâkla birleşirse rahmet olur.<br />
Güç adaletle birleşirse güven olur.<br />
Güç merhametle birleşirse sığınak olur.<br />
Fakat güç kibirle birleşirse zulüm olur.<br />
Kur’an bize açık bir ölçü öğretir:</p>

<p>*“Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha yakındır.”*<br />
(Mâide, 5:8)</p>

<p>El-Kaviyy’i tanıyan insan, gücü haklı çıkmak için değil, hakkı ayakta tutmak için kullanır. Kendisine verilen kuvveti başkasını susturmak, ezmek, korkutmak ve sindirmek için değil; adaleti, iyiliği ve emaneti korumak için kullanır.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:<br />
*Bana verilen gücü, Allah’ın emaneti olarak mı taşıyorum; yoksa insanlara üstünlük aracı mı yapıyorum?*</p>

<p>## EL-METÎN: SARSILMAZ KUDRET SAHİBİ RAB</p>

<p>*El-Metîn*, kudreti sağlam, hükmü sarsılmaz, gücü gevşemeyen, hiçbir şey karşısında acze düşmeyen Allah demektir.</p>

<p>İnsan dayanak arar. Bazen malına dayanır, bazen makamına, bazen çevresine, bazen aklına, bazen de kendi planlarına güvenir. Elbette insan çalışmalı, tedbir almalı, sebeplere sarılmalıdır. Fakat sebeplerin tamamı sınırlıdır. Asıl dayanılacak olan Rabbimizdir.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:<br />
*“Allah dilediğine lütufta bulunur. Allah büyük lütuf sahibidir.”*<br />
(Bakara, 2:105)<br />
Ve yine Rabbimiz, kendisine güvenen kullarına şu ölçüyü verir:</p>

<p>*“Kim Allah’a tevekkül ederse, O ona yeter.”*<br />
(Talâk, 65:3)</p>

<p>El-Metîn’i tanıyan insan, geçici güçlere aldanmaz. Çünkü dünya dayanakları bazen insanı yarı yolda bırakabilir. Sağlık zayıflayabilir, dostlar azalabilir, imkânlar daralabilir, yollar kapanabilir. Fakat Rabbimizin kudreti sarsılmaz.</p>

<p>Bu isim, kula derin bir güven verir.<br />
Zor zamanda yıkılmamayı öğretir.<br />
Darlıkta ümitsizliğe düşmemeyi öğretir.<br />
Kalabalıklar dağılsa bile Allah’a dayanmayı öğretir.</p>

<p>İnsanların desteği azalsa bile doğru bildiği yolda sabırla yürümeyi öğretir.</p>

<p>El-Metîn’i tanıyan kul, güvendiği şeyleri gözden geçirir. Kalbini geçici şeylere bağlamaz. Elinden geleni yapar; fakat son sözü Allah’ın söylediğini bilir.</p>

<p>Bugün kendimize sormalıyız:</p>

<p>*Ben hayatımı sarsılacak şeylerin üzerine mi kuruyorum, yoksa sarsılmaz kudret sahibi Rabbime mi dayanıyorum?*</p>

<p>## EL-VELİYY: GERÇEK DOST VE YARDIMCI RAB</p>

<p>*El-Veliyy*, dost, koruyucu, yardımcı, kuluna yakın olan ve onu gözeten Allah demektir.</p>

<p>İnsan hayatta dost arar. Kendisine güvenilecek bir kapı, sığınılacak bir gönül, zor zamanda yanında duracak bir el ister. Fakat bütün dostlukların en sağlamı, Allah’ın dostluğudur. Çünkü insanların desteği sınırlı, Allah’ın yardımı sınırsızdır.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyurulur:<br />
*“Allah iman edenlerin velisidir; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.”*<br />
(Bakara, 2:257)</p>

<p>Bu ayet, el-Veliyy isminin hayatımıza bakan yönünü çok güzel gösterir. Allah’ın dostluğu, insanı karanlıkta bırakmaz. Cehaletin, zulmün, şirkin, haksızlığın, korkunun ve umutsuzluğun karanlığından aydınlığa çıkarır.</p>

<p>El-Veliyy’i tanıyan kul, dostluklarını da gözden geçirir.</p>

<p>Ben kimin dostuyum?<br />
Hakkın mı, çıkarın mı?<br />
Mazlumun mu, zalimin mi?<br />
Adaletin mi, tarafgirliğin mi?<br />
Merhametin mi, kibrin mi?</p>

<p>Kul, Allah’ı veli bilirse dostluğunu da Allah’ın razı olduğu ölçüye göre kurar. Çünkü Allah’ın dostluğunu arayan kişi, zulmün sofrasında yer aramaz. Haksızlığı alkışlamaz. Yakını yanlış yaptığında onu körü körüne savunmaz. Sevmediği biri doğru söylediğinde onu yok saymaz.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>*“Sizin veliniz ancak Allah’tır, O’nun elçisidir ve iman edenlerdir.”*<br />
(Mâide, 5:55)</p>

<p>Bu ayet bize dostluğun iman, sorumluluk ve hak ölçüsüyle kurulması gerektiğini hatırlatır.</p>

<p>El-Veliyy’i tanıyan insan, başkaları için de güvenilir bir dost olmaya çalışır. Dostluk sadece güzel günde yanında bulunmak değildir. Zor zamanda terk etmemek, hakkı incitmeden söylemek, emaneti korumak, dua etmek, gönül almak ve gerektiğinde kardeşini yanlıştan çevirmeye çalışmaktır.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:<br />
*Ben dostluğumu Allah’ın razı olduğu ölçüye göre mi kuruyorum, yoksa çıkar ve tarafgirlik üzerine mi?*</p>

<p>## EL-HAMÎD: HAMDE LAYIK OLAN RAB</p>

<p>*El-Hamîd*, her türlü övgüye layık olan, bütün nimetlerin gerçek sahibi, yaptığı her iş hikmetli ve güzel olan Allah demektir.</p>

<p>İnsan nimete kavuştuğunda çoğu zaman kendisini öne çıkarır. “Ben kazandım, ben başardım, ben yaptım” demeye başlar. Elbette insan gayret eder; fakat gayret edecek gücü de Allah verir. Akıl Allah’tandır, beden Allah’tandır, zaman Allah’tandır, imkân Allah’tandır, nefes Allah’tandır.</p>

<p>Bu yüzden hamd yalnız dilde söylenen bir kelime değildir. Hamd, nimetin sahibini bilmek ve nimeti O’nun razı olacağı şekilde kullanmaktır.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:<br />
*“Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise Ganî’dir, Hamîd’dir.”*<br />
(Fâtır, 35:15)</p>

<p>Bu ayet, insanın hakikatini gösterir. Biz muhtacız; Rabbimiz ise hiçbir şeye muhtaç değildir. Biz verilenle yaşarız; O verendir. Biz eksiliriz; O eksilmez. Biz unuturuz; O unutmaz.</p>

<p>El-Hamîd’i tanıyan kul, nimeti kendinden bilmez.</p>

<p>Sağlığı varsa hamd eder.<br />
Rızkı varsa hamd eder.<br />
Ailesi varsa hamd eder.<br />
İmanı varsa hamd eder.<br />
Tövbe kapısı açıksa hamd eder.</p>

<p>Bir hayra vesile olmuşsa yine hamd eder.<br />
Fakat hamd sadece sözde kalmamalıdır. Dil “Elhamdülillah” derken, hayat nimete nankörlük ediyorsa orada eksik vardır.</p>

<p>El-Hamîd’i tanıyan insan, nimeti israf etmez. Rızkı harama taşımaz. Bilgiyi kibir aracı yapmaz. Makamı zulme çevirmez. Kalemi fitneye kullanmaz. Kendisine verilen her imkânı şükür ve sorumluluk bilinciyle taşımaya çalışır.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:<br />
*“Şükrederseniz elbette size artırırım.”*<br />
(İbrâhîm, 14:7)</p>

<p>Şükür, nimetin sahibini bilmek; hamd ise o sahibin bütün övgüye layık olduğunu kalp, dil ve hayatla kabul etmektir.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:<br />
*Dilimle hamd ettiğim nimetleri, hayatımda şükür ve sorumlulukla taşıyor muyum?*</p>

<p>## GÜÇ, DAYANAK, DOSTLUK VE HAMD BİLİNCİ</p>

<p>*Can Dostlar!*</p>

<p>Bugün üzerinde durduğumuz bu dört güzel isim, hayatımızın her alanına ölçü koyar.</p>

<p>*Bir kez daha özetlemek gerekirse:*</p>

<p>*El-Kaviyy* bize gücün gerçek sahibinin Allah olduğunu öğretir. Kula düşen, gücü zulme değil adalete, baskıya değil iyiliğe kullanmaktır.<br />
*El-Metîn* Rabbimizin sarsılmaz kudret sahibi olduğunu bildirir. Kula düşen, geçici dayanaklara aldanmadan Rabbine güvenmektir.<br />
*El-Veliyy* Allah’ın gerçek dost ve yardımcı olduğunu hatırlatır. Kula düşen, dostluğunu hak, adalet, merhamet ve sadakat üzerine kurmaktır.<br />
*El-Hamîd* hamde layık olanın yalnız Allah olduğunu gösterir. Kula düşen, nimeti kendinden bilmemek, hamdi şükür ve güzel ahlâkla hayata taşımaktır.</p>

<p>Unutmayalım:</p>

<p>*Allah güçlüdür; kul gücüyle zorbalık yapmaz.*<br />
*Allah sarsılmaz kudret sahibidir; kul geçici güçlere aldanmaz.*<br />
*Allah velidir; kul dostluğunu haktan yana kurar.*<br />
*Allah hamde layıktır; kul nimeti şükürle ve iyilikle taşır.*</p>

<p>Esmâ ile ahlaklanmak; Rabbimizin güzel isimlerini yalnız dilde anmak değil, o isimlerin bize öğrettiği kulluk bilincini hayata taşımaktır.</p>

<p>Rabbimiz bizleri; gücünü adaletle kullanan, dayanağını Rabbinde bulan, dostluğunu hak üzere kuran, nimetleri hamd ve şükürle taşıyan kullarından eylesin.</p>

<p>*Esmâullâh ahlâkı ile ahlaklanma gayreti içinde olan gönül dostlarına selam olsun.*</p>

<p>*“Esmâ ile Ahlaklanmak”ta yeniden buluşmak üzere.*</p>

<p>*Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın Can Dostlar!*</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 15:18:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HAFIZA KAYBI…</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/hafiza-kaybi-2881</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/hafiza-kaybi-2881</guid>
                <description><![CDATA[HAFIZA KAYBI…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Temel epey bir yaşlı. Hafıza ve beyin hasarı şikayeti ile hastaneye kaldırmışlar. Doktor<br />
gelmiş, hasar seviyesini tespit için ona bir iki sormaya başlamış:<br />
-Nerede olduğunu biliyor musun?<br />
-Şehir hastanesi.<br />
-Peki hangi Şehir?<br />
-Ankara…<br />
-Benim kim olduğumu biliyor musun?<br />
-Dr. Fahrettin…<br />
Doktor, cevaplardan mutlu, bir ara arkasını dönünce, Temel hemşireye;<br />
-İnşallah daha fazla soru sormaz.<br />
Hemşire:<br />
-Neden çekiniyorsunuz?<br />
Temel:<br />
-Çünkü sorduğu soruların hepsinin cevabı önlüğünün cebinin üzerinde yazıyordu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 15:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HALK AĞIZLARINDA ATA SÖZLERİ</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/halk-agizlarinda-ata-sozleri-2880</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/halk-agizlarinda-ata-sozleri-2880</guid>
                <description><![CDATA[HALK AĞIZLARINDA ATA SÖZLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>-Çocuklan gitme işe, tut kulağına işe(Skarya)</p>

<p>-Çocuksuz ev,çepersiz bahçeye benzer(Elazığ,Artvin)</p>

<p>-Çok beslenen eşekler,atlarla tepişir(İzmir,Manisa)</p>

<p>-Çok dostu olanın,hiç dostu yoktur(Artvin)</p>

<p>-Çok karınca deveyi öldürür(D,bakır,Giresun)</p>

<p>-Çok konuşanda var bir yalan,çok zenginde var bir haram(Konya)</p>

<p>-Çok malın hesabı,Az malın azabı çok olur(Elazığ)</p>

<p>-Çok ye, ol helek, az ye ol melek(Sivas)</p>

<p>-Çorak tarlada bostan yetişmez(Kütahya)</p>

<p>-Çöplüğü görmeden,süpürge arama(Amasya)</p>

<p>-Çuvalın ağzı dururken dibi açılmaz(Samsun)</p>

<p>-Çürük iple kuyuya inilmez(Bolu)</p>

<p>-Çürük merdivenle dama çıkılmaz(Bolu)</p>

<p>-Çürüksüz koz(ceviz) olmaz(Isparta)</p>

<p>-Dağ adamı, hasta eder sağ adamı(G.Ant, Konya, samsun)</p>

<p>-Dağ başında çam kadı,pelit müftü(Samsun)</p>

<p>-Dağda öküz,düğünde kız seçilmez(Artvin)</p>

<p>-Dağ deyip dangırdama, dağın sahibi vardır(Kstamonu) DANGIRDAMA: Bağırıp, çağırma</p>

<p>-Dağ gülü bağda bitmez,bağ gülü dağda bitmez(Tokat)</p>

<p>-Dağ kuşu dağda,bağ kuşu bağda(Isparta,Sivas)</p>

<p>-Daldaki elmaya kırk kişi taş atar,kısmet kiminse onun olur(Elazığ)</p>

<p>-Dam yanarsa sıçan da(beraber)yanar(G.Ant.,Van;Bitlis)</p>

<p>-Darı kadar eri olanın dağ kadar yeri olur(Niğde)</p>

<p>-Davasını bilmeyene şahit olma(Aydın)</p>

<p>-Davulu çalan,zurnayı da çalar(Aydın)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 15:17:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TAVUK ALIRKEN VE PİŞİRİRKEN AMAN DİKKAT!</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/tavuk-alirken-ve-pisirirken-aman-dikkat-2879</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/tavuk-alirken-ve-pisirirken-aman-dikkat-2879</guid>
                <description><![CDATA[TAVUK ALIRKEN VE PİŞİRİRKEN AMAN DİKKAT!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Mangal diyorsunuz. Onun üzerine kanat atıyorsunuz. Olmadı tavuk</p>

<p>pirzola…Ama tavuk alırken ve yerken hasta olup olmadığınızı bilmiyorsunuz.</p>

<p>Size tavuk seçiminde bazı önerilerde bulunmak istiyorum.</p>

<p>*Çiğ tavuktan bakteriler yoluyla salmonella gibi hastalıklar yayılabilir ki,</p>

<p>çok tehlikeli bir hastalıktır.</p>

<p>*O nedenle,çiğ tavukla temas ettikten sonra ellerinizi 20 saniye sabunla</p>

<p>yıkayınız.</p>

<p>*Çiğ tavuktan, kesme tahtalarınıza, mutfak gereçlerine, tezgahlara ve</p>

<p>başka yiyeceklere de bakteri sıçrayabilir.</p>

<p>*Çiğ tavuğu buzdolabında saklarken de, mutlaka iyice sarınız. Öteki</p>

<p>yiyeceklerle direkt temas ettirmeyiniz.</p>

<p>Peki bayat tavukla taze tavuğu nasıl ayırt edelim?</p>

<p>RENK: Tavuğun rengi pembedir. Bozulmaya başladığında rengi değişir, gri</p>

<p>bir hal alır. Tavuğun rengi değişmeye başladığında, hemen pişirip, tüketin. Çok</p>

<p>grileşmişse sakın tüketmeyin.</p>

<p>KOKU: Bozulan tavukta çok güçlü, ekşimsi bir koku olur. Eğer çiğ tavuktan</p>

<p>böyle bir koku alıyorsanız, tüketmeyiniz.</p>

<p>DOKU:Çiğ tavuk normalde dışı cilalı gibi, hafif kaygan bir yapıya sahiptir.</p>

<p>Ancak bu kayganlık çoğalırsa tavuk bozulmuştur.</p>

<p>*Pişmiş tavuk, 3-4 gün içinde tüketilmezse bozulabilir.</p>

<p>*Eğer derin dondurucu da , tavuk saklayacaksanız, mutlaka bütün tavuk</p>

<p>saklamaya çalışın. Çünkü parça tavuk , bütün tavuğa göre daha çabuk bozulur.</p>

<p>*Derin dondurucuda parça tavuğun ömrü , 9 aya kadar uzayabilir.</p>

<p>*Bütün tavuğun ömrü ise 12 aya kadar sürebilir.</p>

<p>Bir küçük anımsatma daha; marketten veya bakkaldan aldığınız tavuğun</p>

<p>son kullanma tarihine bakın. O tarihten 2-3 gün öncesini hedef alın…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 15:17:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ GARGI DERENİN PIRNAR ODUNU(59)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-gargi-derenin-pirnar-odunu59-2878</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-gargi-derenin-pirnar-odunu59-2878</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ GARGI DERENİN PIRNAR ODUNU(59)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gargı deresinin pırnardandır odunu</p>

<p>Nacaklar mı yardı senin ak budunu</p>

<p>***</p>

<p>Aman aman gel gaçalım,</p>

<p>Arabacı yol ver geçelim,</p>

<p>Hanımlara fistan biçelim,</p>

<p>Erkeklere mintan dikelim.</p>

<p>***</p>

<p>Altın tuğlu mektup geldi yârimden,</p>

<p>Okudukça geçtim kendi kendimde,</p>

<p>***</p>

<p>Aman aman gel gaçalım,</p>

<p>Arabacı yol ver geçelim,</p>

<p>Hanımlara fistan biçelim,</p>

<p>Erkeklere mintan dikelim.</p>

<p>***</p>

<p>Arabacı doldur bi yudum da içelim,</p>

<p>İçelim içelim kendimizden geçelim.</p>

<p>***</p>

<p>Aman aman gel gaçalım,</p>

<p>Arabacı yol ver geçelim,</p>

<p>Hanımlara fistan biçelim</p>

<p>Erkeklere mintan dikelim</p>

<p>PIRNAR: Meşe palamudu</p>

<p>Datça yöresinden, Bodrum yöresine geçen ve her iki bölgede de</p>

<p>bilinen bir türküdür. Kargı Deresi değirmencisi Hakkı Çavuş(Datçalılar</p>

<p>anımsar) , aynı zamanda eğlence ve içki sohbetlerine katılır. Bodrum</p>

<p>Ortakent (Müsgebi) ten keman ve cümbüş ustası, Köroğlu lakaplı Hasan</p>

<p>Hüseyin Salım ile kardeşi Darbukacı Fatmacık tarafından yayıldığı</p>

<p>konusunda, Bodrumlu müzisyen Mehmet Uslu not düşmektedir. Ayrıca</p>

<p>Marçal yörükleri arasında da türkünün farklı söyleyişine rastlanmıştır.</p>

<p>Bu türkünün ikinci bir versiyonu daha vardır. Onuda gelecek</p>

<p>sayımızda anlatalım.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 15:17:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YAZ MEVSİMİNİ   YAŞARKEN</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/yaz-mevsimini-yasarken-2877</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/yaz-mevsimini-yasarken-2877</guid>
                <description><![CDATA[YAZ MEVSİMİNİ   YAŞARKEN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir&nbsp; yaz&nbsp; mevsimininde&nbsp; yavaş&nbsp; yavaş&nbsp; &nbsp;son&nbsp; &nbsp; &nbsp;günlerine&nbsp; &nbsp; doğru&nbsp; &nbsp;koşarken, sevdiğim&nbsp; &nbsp; &nbsp;bazı&nbsp; dostlarımıda&nbsp; &nbsp; sonsuzluğa&nbsp; &nbsp; &nbsp;uğurladım. Hayatın&nbsp; &nbsp; kanunu&nbsp; &nbsp;bu,İKİ&nbsp; KAPILI&nbsp; &nbsp;HANDA&nbsp; &nbsp; &nbsp;GİDİYORUZ&nbsp; &nbsp; GÜNDÜZ&nbsp; &nbsp; GECE.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Su&nbsp; her zaman&nbsp; &nbsp;olduğu&nbsp; &nbsp; gibi,&nbsp; ilçemizin&nbsp; &nbsp; ,hatta&nbsp; ülkemizin&nbsp; &nbsp; en&nbsp; büyük&nbsp; &nbsp;sorunu. Üzülerek&nbsp; &nbsp; &nbsp;ifade&nbsp; &nbsp;etmeliyim ki, kamu&nbsp; tarafından&nbsp; &nbsp;yapılması&nbsp; &nbsp; gereken&nbsp; yatırımların&nbsp; &nbsp; gecikmesi, yanlış&nbsp; &nbsp; &nbsp;çözüm&nbsp; &nbsp;yollarının&nbsp; tercih&nbsp; &nbsp; edilmesi&nbsp; kullanıcılarında&nbsp; ,akılcı&nbsp; kullanım&nbsp; &nbsp;alışkanlıklarından&nbsp; &nbsp;yoksun&nbsp; &nbsp; olmaları&nbsp; &nbsp; &nbsp;sorunun&nbsp; &nbsp;önümüzdeki&nbsp; &nbsp;yıllarda&nbsp; dahada&nbsp; kronik&nbsp; &nbsp;bir&nbsp; &nbsp;sorun&nbsp; &nbsp;olma&nbsp; &nbsp; yolunda&nbsp; &nbsp; ilerlemekte&nbsp; &nbsp; olduğunun&nbsp; &nbsp; &nbsp;belirtilerini&nbsp; &nbsp; görüyoruz.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kırsal&nbsp; kesimde&nbsp; &nbsp;yaşayıp ,geçimini&nbsp; &nbsp;topraktan&nbsp; &nbsp;sağlayan larımızın sesine&nbsp; kulak&nbsp; &nbsp; vermesi&nbsp; &nbsp; gerekenlerin kulaklarını&nbsp; tıkamaları,kalkınmayı&nbsp; &nbsp;yalnızca&nbsp; &nbsp;yapılaşmada&nbsp; &nbsp; görenlerin&nbsp; &nbsp;yanlış&nbsp; &nbsp;tercihleri/uygulamaları&nbsp; nerelere&nbsp; kadar&nbsp; &nbsp; gidecek&nbsp; &nbsp;bakalım.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Son&nbsp; yıllarımızın&nbsp; &nbsp;ümit&nbsp; &nbsp; veren&nbsp; &nbsp;ve&nbsp; beni&nbsp; &nbsp; umutlandıran&nbsp; &nbsp;gün&nbsp; sebzelerinden&nbsp; &nbsp; olan&nbsp; ,DOMATES/PATATES&nbsp; &nbsp;üretiminden&nbsp; uzaklaşan vatandaşlarımız,hizmet&nbsp; &nbsp;sektörüne&nbsp; &nbsp; bel&nbsp; &nbsp;bağladı. Bu&nbsp; &nbsp;günlerde konaklama&nbsp; &nbsp; alanında&nbsp; &nbsp;bir&nbsp; hareketlilik&nbsp; görünüyorsada,Eylül&nbsp; &nbsp; ayından&nbsp; &nbsp; itibaren&nbsp; o da&nbsp; &nbsp; bitecek. Hayat&nbsp; pahalılığı&nbsp; başta&nbsp; &nbsp;olmak&nbsp; üzere başka&nbsp; &nbsp;diğer&nbsp; nedenler,&nbsp; &nbsp;yatırımcılarımızın ve&nbsp; dolayısı&nbsp; &nbsp; ile&nbsp; &nbsp; çalışanlarının&nbsp; &nbsp; yüzünü&nbsp; &nbsp;pek&nbsp; &nbsp; güldürdü denemez.Bu&nbsp; &nbsp;alan,Datçamız&nbsp; &nbsp; için&nbsp; yıl&nbsp; boyunca&nbsp; devamlı&nbsp; tatminkar&nbsp; &nbsp;istihdam&nbsp; &nbsp;yaratmadığı&nbsp; &nbsp;ortada. Yapılaşma&nbsp; çıkış&nbsp; yolunu&nbsp; hep&nbsp; birlikte&nbsp; &nbsp;sorgulayalım&nbsp; artık.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Denizdeki&nbsp; balık popülasyonunun&nbsp; &nbsp;artması&nbsp; &nbsp; için,yapıldığını&nbsp; &nbsp; öğrendiğimiz ,&nbsp; denize yavru&nbsp; &nbsp;balık&nbsp; &nbsp; bırakma&nbsp; yöntemi,bir&nbsp; &nbsp;çıkış&nbsp; &nbsp;yolu mudur,yoksa&nbsp; dostlar&nbsp; alışverişte&nbsp; &nbsp; &nbsp;görsün&nbsp; kabilinden&nbsp; &nbsp;bir&nbsp; &nbsp;eylem midir.?Doğal üreme&nbsp; &nbsp; alanlarında yumurtlama&nbsp; mevsiminde&nbsp; &nbsp;,avlanmanın&nbsp; &nbsp; yarattığı&nbsp; &nbsp;zararı anlayabiliyormuyuz.Hatta&nbsp; &nbsp;onlar&nbsp; &nbsp; için&nbsp; &nbsp; yapay da olsa yaşam&nbsp; alanı&nbsp; &nbsp;yaratabiliyor muyuz?,(devre&nbsp; dışı&nbsp; bırakılan gemi&nbsp; &nbsp;otobüs&nbsp; hatta&nbsp; uçak&nbsp; gibi&nbsp; &nbsp;ulaşım&nbsp; &nbsp;araçlarının batırarak)</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bir&nbsp; diğer sorunumuz&nbsp; &nbsp; ise,:&nbsp; kısa&nbsp; dönem&nbsp; &nbsp;veya&nbsp; &nbsp;uzun&nbsp; süreler&nbsp; &nbsp;Datçamızda&nbsp; &nbsp;yaşayanlarımızın&nbsp; &nbsp;ilçemizde&nbsp; &nbsp;yaşayanlarımızın&nbsp; &nbsp; ,yarattığı-bıraktığı&nbsp; &nbsp;sorunlar hep&nbsp; &nbsp;gündem&nbsp; konusu&nbsp; &nbsp;olmakta.&nbsp; Başta&nbsp; &nbsp; evcil&nbsp; hayvanlar&nbsp; olmak&nbsp; &nbsp;üzere, dönüştürülmesi&nbsp; &nbsp; gereken&nbsp; &nbsp;evsel-sanayi&nbsp; &nbsp;atıkları&nbsp; ortak&nbsp; &nbsp;sorunumuz.&nbsp; &nbsp;Bir&nbsp; bütünlük&nbsp; &nbsp; içinde,sebep/neden&nbsp; &nbsp;olan larımızla&nbsp; &nbsp; sorumlu&nbsp; &nbsp;olanlarımızın&nbsp; &nbsp;,çözüm&nbsp; &nbsp;odaklı&nbsp; ortak bir&nbsp; noktada&nbsp; &nbsp;sorumluluk&nbsp; &nbsp;alarak&nbsp; &nbsp;buluşması&nbsp; zamanı&nbsp; &nbsp; &nbsp;gelip&nbsp; &nbsp; geçmekte..</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Her&nbsp; &nbsp;sorunun&nbsp; &nbsp;kaynağı /nedeni&nbsp; siz&nbsp; &nbsp; &nbsp;olacaksınız, sonrada&nbsp; &nbsp;çözsünler/halletsinler&nbsp; &nbsp; şeklinde&nbsp; &nbsp; &nbsp;sıyrılıp&nbsp; &nbsp;çıkacaksınız.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>YOK&nbsp; &nbsp;ÖYLE&nbsp; &nbsp;BİR&nbsp; &nbsp;DÜNYA&nbsp; &nbsp; YOK&nbsp; &nbsp;ÖYLE&nbsp; BİR&nbsp; DATÇA...</p>

<p>Hadi&nbsp; &nbsp;siz&nbsp; karar&nbsp; &nbsp; verin&nbsp; &nbsp;bakalım.!!!!!!!</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>SAĞLICAKLA,,,,,&nbsp; &nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 15:17:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 12  EL-MECÎD, EL-BÂİS, EŞ-ŞEHÎD, EL-VEKÎL</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-12-el-mecid-el-bais-es-sehid-el-vekil-2876</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-12-el-mecid-el-bais-es-sehid-el-vekil-2876</guid>
                <description><![CDATA[ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 12  EL-MECÎD, EL-BÂİS, EŞ-ŞEHÎD, EL-VEKÎL]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar!</p>

<p>Temmuz ayının başlarında başlamış olduğumuz “Esmâ ile Ahlaklanmak” konulu yazı dizimize hız kesmeden devam ediyoruz. Böylece 6 haftayı geride bıraktık. Zaman akıp gidiyor. Zannederim başlangıçta tahmin ettiğimiz gibi bu hizmeti 12 haftada tamamlayacağız. Rabbimizden kolaylık ihsan etmesini diliyoruz.</p>

<p>Bugün de inşallah ufkumuza ışık tutacak olan el-Mecîd, el-Bâis, eş-Şehîd ve el-Vekîl esmâlarını işleyeceğiz.</p>

<p>Gayret bizden, yardım Âlemlerin Rabbindendir.</p>

<p>Esmâü’l-Hüsnâ, Rabbimizi tanıtan güzel isimlerdir. Fakat bu isimleri yalnız dilde tekrar etmek yeterli değildir. Her bir isim, kalbimize bir ölçü, hayatımıza bir istikamet, ahlâkımıza bir güzellik kazandırmalıdır.</p>

<p>Bugün üzerinde duracağımız bu dört güzel isim bize şu hakikati hatırlatır:</p>

<p>Allah Mecîd’dir; kul şerefi dünyalık gösterişte değil, Rabbine kullukta arar.<br />
Allah Bâis’tir; kul gafletten uyanır, dirilişi ve hesabı unutmaz.<br />
Allah Şehîd’dir; kul her sözünün ve işinin Allah’ın şahitliği altında olduğunu bilir.<br />
Allah Vekîl’dir; kul sebeplere sarılır ama sonucunu Rabbine bırakır.</p>

<p>EL-MECÎD: ŞANI YÜCE, İKRAMI BOL OLAN RAB</p>

<p>El-Mecîd, şanı yüce, değeri sonsuz, ikramı bol, lütfu geniş olan Allah demektir.</p>

<p>İnsan dünyada şeref ve değer arar. Bazen bunu makamda, servette, soydan gelen övünçte, insanların alkışında veya kalabalıkların desteğinde bulacağını zanneder. Fakat Kur’an bize gerçek yüceliğin ve şerefin kaynağını hatırlatır.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>“O, çok bağışlayandır, çok sevendir. Arş’ın sahibidir, Mecîd’dir.”<br />
(Burûc, 85:14-15)</p>

<p>Bu ayette Rabbimiz hem bağışlayan, hem seven, hem de Mecîd olarak tanıtılır. Demek ki Allah’ın yüceliği yalnız kudretle değil; rahmet, bağışlama, sevgi ve ikramla birlikte anlaşılmalıdır.</p>

<p>El-Mecîd’i tanıyan insan, şerefi kibirde aramaz.<br />
Kendini büyük göstermeye çalışmaz.<br />
İnsanları küçülterek değer kazanacağını zannetmez.<br />
Malıyla, makamıyla, bilgisiyle, çevresiyle böbürlenmez.</p>

<p>Çünkü bilir ki gerçek yücelik Allah’a aittir. Kulun güzelliği ise Rabbine bağlılığı, ahlâkı, merhameti, adaleti ve emanete sadakatiyle ortaya çıkar.</p>

<p>Kur’an’da izzetin Allah’a ait olduğu bildirilir:</p>

<p>“Kim izzet istiyorsa bilsin ki izzet bütünüyle Allah’ındır.”<br />
(Fâtır, 35:10)</p>

<p>El-Mecîd’i tanıyan kul, insanların övgüsüne esir olmaz. Yaptığı iyiliği gösteriş için yapmaz. Allah katında değerli olmanın, insanların gözünde büyük görünmekten daha önemli olduğunu bilir.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Ben şerefi ve değeri Allah’ın rızasında mı arıyorum, yoksa insanların alkışında mı?</p>

<p>EL-BÂİS: DİRİLTEN, UYANDIRAN, YENİDEN KALDIRAN RAB</p>

<p>El-Bâis, dirilten, uyandıran, yeniden kaldıran, ölümden sonra insanı tekrar var edecek olan Allah demektir.</p>

<p>Bu isim, insana hayatın yalnız bu dünyadan ibaret olmadığını hatırlatır. İnsan ölür, fakat yok olup gitmez. Bir gün yeniden diriltilir, yaptıklarıyla yüzleşir, Rabbine döndürülür.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:<br />
“Kıyamet mutlaka gelecektir; onda hiçbir şüphe yoktur. Allah kabirlerde bulunanları diriltecektir.”<br />
(Hac, 22:7)</p>

<p>Bu ayet, insanın dünya hayatına bakışını değiştirir. Eğer ölüm son değilse, hayat da başıboş değildir. Eğer diriliş varsa, her sözün, her işin, her haksızlığın, her iyiliğin ve her tercihin bir karşılığı vardır.</p>

<p>El-Bâis’i tanıyan insan, gaflet uykusunda yaşamaz.</p>

<p>Ömrünü yalnız yemek, içmek, kazanmak, tüketmek ve oyalanmak için harcamaz.<br />
Ölümü düşünür ama ümitsizliğe düşmez.<br />
Dirilişi düşünür ama hayatı terk etmez.<br />
Hesabı düşünür ama Rabbimizin rahmetinden de ümit kesmez.</p>

<p>El-Bâis ismi bize yalnız öldükten sonra dirilişi değil, dünya hayatında da uyanmayı hatırlatır. İnsan bazen gafletle yaşar. Kalbi kararır, dili sertleşir, merhameti azalır, ibadeti alışkanlığa döner, haksızlığı normal görmeye başlar. İşte böyle anlarda insanın yeniden uyanmaya ihtiyacı vardır.</p>

<p>Bir ayetle uyanır.<br />
Bir dua ile uyanır.<br />
Bir musibetle uyanır.<br />
Bir ölüm haberiyle uyanır.<br />
Bir yetimin bakışıyla uyanır.<br />
Bir secdede içinin titremesiyle uyanır.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>“Biliniz ki Allah, yeryüzünü ölümünden sonra diriltir. Akledesiniz diye ayetleri size açıkladık.”<br />
(Hadîd, 57:17)</p>

<p>Toprak nasıl kuruduktan sonra yağmurla diriliyorsa, insanın kalbi de Allah’ın ayetleriyle, tövbeyle, dua ile ve salih amelle yeniden dirilebilir.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Ben dirilişe inanan biri olarak mı yaşıyorum, yoksa ölüm ve hesap yokmuş gibi mi davranıyorum?</p>

<p>EŞ-ŞEHÎD: HER ŞEYE ŞAHİT OLAN RAB</p>

<p>Eş-Şehîd, her şeye şahit olan, hiçbir söz ve davranış kendisinden gizli kalmayan, kullarının yaptıklarını bilen Allah demektir.</p>

<p>İnsan çoğu zaman başkalarının görmesine göre yaşar. İnsanların yanında daha dikkatli olur; yalnız kaldığında gevşeyebilir. Kalabalıkta doğru görünür; gizlide başka davranabilir. Fakat Rabbimiz eş-Şehîd’dir. O, her şeye şahittir.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“Şüphesiz Allah her şeye şahittir.”<br />
(Hac, 22:17)</p>

<p>Bu ayet, insanın bütün hayatına ölçü koyar.</p>

<p>Söylediğimiz söze Allah şahittir.<br />
Verdiğimiz söze Allah şahittir.<br />
Tuttuğumuz emanete Allah şahittir.</p>

<p>Kırdığımız kalbe Allah şahittir.<br />
Yaptığımız iyiliğe Allah şahittir.<br />
Kimsenin görmediği sabra Allah şahittir.<br />
Kimsenin bilmediği haksızlığa da Allah şahittir.</p>

<p>Eş-Şehîd’i tanıyan kul, kendisini yalnız hissetmez. Mazlumsa bilir ki Allah şahittir. Emeği görülmediyse bilir ki Allah şahittir. Hakkı yenmişse bilir ki Allah şahittir.</p>

<p>Ama bu isim aynı zamanda büyük bir sorumluluk da yükler. İnsan gizlide yaptığı yanlışı “kimse bilmiyor” diye küçümseyemez. Allah şahitse, hiçbir şey kaybolmaz.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görendir.”<br />
(Hadîd, 57:4)</p>

<p>Eş-Şehîd’i tanıyan insan, şahitliğinde de dürüst olur. Gördüğünü eğip bükmez. Kendi tarafı için yalan söylemez. Sevdiği haksızsa onu örtmez. Sevmediği haklıysa hakkını teslim eder.</p>

<p>Çünkü Allah’ın şahitliğine inanan kul, kendi şahitliğini kirletmekten sakınır.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:<br />
Allah’ın şahit olduğu bir hayatı, ben hangi söz ve davranışlarla kirletiyorum?</p>

<p>EL-VEKÎL: GÜVENİLİP DAYANILAN RAB</p>

<p>El-Vekîl, kendisine güvenilen, kullarının işlerini en güzel şekilde gözeten, dayanılıp sığınılan Allah demektir.</p>

<p>İnsan hayatta birçok yük taşır. Geçim derdi, aile sorumluluğu, hastalık, yaşlılık, gelecek endişesi, evlat kaygısı, iş sıkıntısı, toplumun hâli… Bazen insanın omuzları ağırlaşır. İşte kul böyle zamanlarda bilir ki Rabbimiz el-Vekîl’dir.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“Vekil olarak Allah yeter.”<br />
(Ahzâb, 33:3)</p>

<p>Bu ayet, kalbe büyük bir huzur verir. Fakat tevekkülü tembellik zannetmemek gerekir. Allah’a tevekkül etmek, sebepleri terk etmek değildir. Kul elinden geleni yapar, gayret eder, doğru yolu arar, helal sebeplere sarılır; sonra sonucu Allah’a bırakır.</p>

<p>El-Vekîl’i tanıyan insan, hem çalışır hem güvenir.</p>

<p>Hem tedbir alır hem teslim olur.<br />
Hem dua eder hem gayret eder.<br />
Hem sorumluluğunu yerine getirir hem de sonucu Rabbine havale eder.<br />
Kur’an’da müminlerin zor zamanda söyledikleri söz şöyle bildirilir:<br />
“Allah bize yeter. O ne güzel vekildir.”<br />
(Âl-i İmrân, 3:173)</p>

<p>Bu söz, çaresizliğin değil; Allah’a güvenmenin sözüdür. Mümin, her şey kolayken değil, zor zamanda da Rabbine dayanmayı öğrenir.</p>

<p>El-Vekîl’i tanıyan kul, insanların elindeki gücü mutlak görmez. Rızkını yalnız patronundan, huzurunu yalnız şartlardan, geleceğini yalnız planlarından bilmez. Elbette insanlara teşekkür eder, sebeplere değer verir; fakat kalbini sebeplere esir etmez.</p>

<p>Çünkü vekil olarak Allah yeter.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Ben sebeplere sarıldıktan sonra sonucu Rabbime bırakabiliyor muyum, yoksa her şeyi kendi gücümle kontrol etmeye mi çalışıyorum?</p>

<p>YÜCELİK, DİRİLİŞ, ŞAHİTLİK VE TEVEKKÜL BİLİNCİ</p>

<p>Can Dostlar!</p>

<p>Bugün üzerinde durduğumuz bu dört güzel isim, hayatımızın her alanına ölçü koyar.</p>

<p>Bir kez daha özetlemek gerekirse:</p>

<p>El-Mecîd bize, şan ve yüceliğin Allah’a ait olduğunu hatırlatır. Kula düşen, değeri dünyalık gösterişte değil, Allah’ın rızasında aramaktır.</p>

<p>El-Bâis Rabbimizin dirilten ve uyandıran olduğunu öğretir. Kula düşen, gafletten uyanmak, dirilişi ve hesabı unutmadan yaşamaktır.</p>

<p>Eş-Şehîd Allah’ın her şeye şahit olduğunu bildirir. Kula düşen, gizlide ve açıkta Allah’ın şahitliği altında olduğunu bilerek davranmaktır.</p>

<p>El-Vekîl güvenilip dayanılacak gerçek merciin Allah olduğunu gösterir. Kula düşen, sebeplere sarılmak ama kalbini sonuca değil Rabbine bağlamaktır.</p>

<p>Unutmayalım:</p>

<p>Allah Mecîd’dir; kul şerefi gösterişte değil kullukta arar.<br />
Allah Bâis’tir; kul gaflet uykusundan uyanır.<br />
Allah Şehîd’dir; kul hiçbir sözünün kaybolmadığını bilir.<br />
Allah Vekîl’dir; kul gayret eder, Rabbine dayanır.</p>

<p>Esmâ ile ahlaklanmak; Rabbimizin güzel isimlerini yalnız dilde anmak değil, o isimlerin bize öğrettiği kulluk bilincini hayata taşımaktır.</p>

<p>Rabbimiz bizleri; şerefi O’nun rızasında arayan, diriliş ve hesap bilinciyle yaşayan, her hâlinin Allah’ın şahitliği altında olduğunu bilen, sebeplere sarılıp sonucu Rabbine bırakan kullarından eylesin.</p>

<p>Esmâullâh ahlâkı ile ahlaklanma gayreti içinde olan gönül dostlarına selam olsun.</p>

<p>“Esmâ ile Ahlaklanmak”ta yeniden buluşmak üzere.</p>

<p>Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın Can Dostlar!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 16:43:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TEMEL TORPİLİ ANLAMIYOR!</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/temel-torpili-anlamiyor-2875</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/temel-torpili-anlamiyor-2875</guid>
                <description><![CDATA[TEMEL TORPİLİ ANLAMIYOR!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir fabrikanın ustabaşı olan Dursun, bakmış sırada Temel de var, İçinden<br />
-Ha bu hemşerime kolay soru sorayım da işe girsin, diye düşünmüş.<br />
Dursun, ilk soruyu yapıştırmış:<br />
-Temel, de bakalım, bahçede 7 koyunun var, bir de ben verdim kaç etti.?<br />
Temel hiç düşünmeden,<br />
-9 eder, demiş.<br />
Dursun içinden(Bu biraz zor oldu, biraz daha kolay sorayım )demiş.<br />
-Peki Temel, bahçede 3 koyunun var, bir de ben verdim, deyince<br />
-Temel: 5 eder demiş.<br />
Dursun, Allah deyip, son soruyu da sormuş,biraz da kızarak:<br />
-Ula de bakalım, 1 koyunun var, bir de ben verdim, kaç eder?<br />
Temel hiç duraksamadan: Üç, deyince.. Dursun:<br />
-Yahu hiçbir sorumu bilemedin. Seni nasıl işe alayım?<br />
Temel:<br />
-Hepsi doğruydu.<br />
-Nasıl, demiş Dursun<br />
Temel:<br />
-Ula senin verdiklerin, bahcedekiler, bir de benim evdeki koyunum var, de bakalım<br />
yalanım var mı?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 16:43:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YİYECEKLERİNİZİ BUZDOLABINDA NASIL SAKLAMALISINIZ?</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/yiyeceklerinizi-buzdolabinda-nasil-saklamalisiniz-2874</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/yiyeceklerinizi-buzdolabinda-nasil-saklamalisiniz-2874</guid>
                <description><![CDATA[YİYECEKLERİNİZİ BUZDOLABINDA NASIL SAKLAMALISINIZ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>*Yumurtaları kendi ambalajında ve kapak ya da kapağa yakın yerde</p>

<p>saklamayın</p>

<p>*En hassas ürünlerden biri bebek mamasıdır. Kesinlikle son tüketim</p>

<p>tarihinden sonra kullanmayın</p>

<p>*Ambalajlı süt açıldıktan sonra kullanılmalı, tekrar saklanmamalı. Ekşime</p>

<p>vs. gibi kesme, çökelek gibi deneyimler yapılmamalıdır.</p>

<p>*Yoğurdun üzerindeki sudan korkmayın. Ancak renk değişikliği, küf varsa</p>

<p>tüketmeyin</p>

<p>*Krema ve kaymak paket açıldıktan sonra tüketilmelidir.</p>

<p>*Labne, krem peynir ve taze lor peynirinin üzeri küflenmişse, sadece küfü</p>

<p>atıp tüketmek doğru değildir. Küflenen peynir kesinlikle tüketilmemelidir.</p>

<p>*Kaşar ve eski kaşar küflenmişse, 2,5 cm kadar küflü bölüm atılıp</p>

<p>kullanılabilir. Çünkü sert peynirlerde bakteri dağılımı çok olmaz.</p>

<p>*Yeşillikler, yıkandıktan sonra çok iyi kurutulup, dolaba öyle konulmalıdır.</p>

<p>*Yemeklik yağlar zamanla bozulabilir. Koku ve tat durumuna göre</p>

<p>değerlendirin. Ekşi koku varsa tüketmeyin</p>

<p>*Beyaz peynir kendi salamurası içinde, ya da vakumlanarak saklanmalıdır.</p>

<p>*Evde pişirilen sebze yemekleri 3 veya 4 gün içinde tüketilmelidir.</p>

<p>*Artan pilav ve makarnalar dışarıda bekletilmemelidir. Soğutulup dolaba</p>

<p>atılmalıdır.</p>

<p>*Sağlam ve açılmamış konserveler tam bir bombadır. Her ne kadar</p>

<p>üzerinde TETT yazsa da, siz yine de kutulara bakın, şişmiş., ezilmiş</p>

<p>konserveleri almayın, böyle olursa da kullanmayın</p>

<p>*Vakumlanmamış, ancak dilimlenmiş şarküteri ürünlerine dikkat!(Salam,</p>

<p>sucuk, pastırma) 3 veya 4 gün içinde tüketilmelidir.</p>

<p>*Mayonez ve ketçap gibi ürünler açıldıktan kısa süre içinde tüketilmelidir.</p>

<p>*Zeytin, turşu ve öteki salamura içindeki ürünlerin kapakları iyi kapatılmalı.</p>

<p>Alınırken temiz kaşık kullanılmalıdır.</p>

<p>Bu şekilde saklanmayan veya saklanan ürünlerin zararlarını da</p>

<p>arayıp inceleyebilirsiniz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 16:43:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HALK AĞIZLARINDA ATASÖZLERİ</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/halk-agizlarinda-atasozleri-2873</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/halk-agizlarinda-atasozleri-2873</guid>
                <description><![CDATA[HALK AĞIZLARINDA ATASÖZLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>-Cılk yumurtadan cücük(civciv) çıkmaz(nevşhir)</p>

<p>-Cömert eli kimse kesmez(Isprta,svas)</p>

<p>-Çabuk parlayan çabuk söner(Adana,D.bakır,İzmr)</p>

<p>-Çakaldan kurt olmaz, gene kurtoğlu kurt gerek(G.ant)</p>

<p>-Çakalın eniği kurt olmaz,aslanın yatağı yurt olmaz(Van)</p>

<p>-Çakal olup, aslan peşinde koşma(Isprta)</p>

<p>-Çakmadık tabancayı belinde gezdirme(Ank.)</p>

<p>-Çalışırsan hakır hakır, aşın pişer fakır fakır(E.şehir)</p>

<p>-Çam dalı ağıl olmaz, el oğlu oğul olmaz(Uşak,Dnzli,Adana)</p>

<p>-Çamın közü, yalancının sözü olmaz(Mlatya,Ordu)</p>

<p>-Çamur olmayan yerde hamur olmaz(Samsun)</p>

<p>-Çarşamba yalan diyenin,Perşembe yüzü kara çıkar(Van)</p>

<p>-Çarşıdaki ete soğan doğrama(Isprta)</p>

<p>-Çarşıdaki pirinç pilavını düşünen evdeki bulgur pilavını da kaybeder(E.şehir)</p>

<p>-Çarşı iti ile ava gidilmez(Adana,Mltya,bitls)</p>

<p>-Çaydaki balığa yağ kızartma(Ankara)</p>

<p>-Çelik gibi sert,hamur gibi yumuşak olma(Sivas)</p>

<p>-Çerden çöpten odun olmaz(Konya)</p>

<p>-Çiftçinin ahmağı bostancı,talebenin ahmağı destancı olur(Artvin)</p>

<p>-Çiftçinin ambarı sabanın ucundadır(Bolu,Malatya,D.bakır)</p>

<p>-Çiftçi üç şeyden zengindir;arıdan,karıdan,darıdan(Ank.)</p>

<p>-Çoban olmadan sürü olmaz(Çnakkale)</p>

<p>-Çocuğu banağa,komşuyu çanağa alıştırma(Denizli)</p>

<p>-Çocuk,evin meyvesidir(Ank.)</p>

<p>-Çocukla, itin hatırı kalmaz(Smsun)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 16:43:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ FİKRİYE HANIM(58)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-fikriye-hanim58-2872</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-fikriye-hanim58-2872</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ FİKRİYE HANIM(58)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Deniz üstünde gemiler,</p>

<p>Dombul dombul memeler,</p>

<p>Memelerin uç vermiş (Fikriye Hanım)</p>

<p>İlik tutamaz düğmeler.</p>

<p>***</p>

<p>Dam üstünde sazım var,</p>

<p>Sana bir çift sözüm var,</p>

<p>Söylemeye utandım(Fikriye Hanım)</p>

<p>Al yanakta gözüm var</p>

<p>***</p>

<p>Balta hurdum meşeye</p>

<p>Rakı da d7oldur şişeye,</p>

<p>Gel sarılalım yatalım(Fikriye Hanım)</p>

<p>İkimiz bir döşeğe.</p>

<p>Bur türkünün de anonim manilerden üretildiği görülmektedir. Bu</p>

<p>konu hakkında yeterli araştırma yapılmamıştır. Böyle olunca da, kimi Muğla</p>

<p>türküsü başka yerlerde başka biçimlerde karşımıza çıkmaktadır. Buna</p>

<p>benzer türküleri birçok ünlüden de duymuş olmalısınız.</p>

<p>Burada alımlı, çalımlı bir kadından söz edilmektedir. Keyif türküsüdür.</p>

<p>Bodrum yöresinde düğünlerde kadınlar tarafından söylenmektedir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 16:43:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tatil Trendlerinde Değişimler ve Turizm sektörüne etkileri…</title>
                <category>Adil Çulhaoğlu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/tatil-trendlerinde-degisimler-ve-turizm-sektorune-etkileri-2871</link>
                <author>adilculhaoglu@gmail.com (Adil Çulhaoğlu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/tatil-trendlerinde-degisimler-ve-turizm-sektorune-etkileri-2871</guid>
                <description><![CDATA[Tatil Trendlerinde Değişimler ve Turizm sektörüne etkileri…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sırt Çantalı, oto stopla ülkeler gezilip kartpostalların gönderildiği yıllardan,bir kaç saatlik uçuşla, her</p>

<p>şey dahil konaklanılan bir sahil veya şehir oteli,bir apart otel,bir kruvaziyer gemi veya guletten</p>

<p>fotoğraflar ve videoların bir tuşla gönderildiği yıllara gelen turizm sektörü ile yerel yönetimler tatil</p>

<p>trentlerindeki değişimlere ayak uydurmaya, aynı zamanda ortaya çıkan problemlere çözüm bulmaya</p>

<p>çalışıyor.</p>

<p>Tatil yapmanın tekrar eden bir moda gibi,1970-80'li yılların tatil yapma şekli yeniden karşımıza genç</p>

<p>kuşağın talebi olarak karşımıza çıkıyor,ama aynı zamanda,tatilci gönderen ülkelerdeki demorafik ve</p>

<p>sosyo- ekonomik değişimlere paralel olarak bir tatilden beklentilerin de değişmekte olduğu</p>

<p>gözlenmektedir.Daha fazla kişiye özel tatil,ama seyahat ederek keşfedilmemiş yerleri ilk keşfedenler</p>

<p>olmak,farklı küçük yerlerde konaklanan otellerde yarım pansiyon konaklama,akşam yemeklerinin</p>

<p>otellerin anlaşmalı olduğu farklı lokantalarda yenilebilme imkanı,apart otel ya da kiralık evlerde</p>

<p>kalarak bir şehri tanımanın ötesinde,şehirde yaşama duygusunu tatma isteği gibi farklı seyahat</p>

<p>türlerinin yanında ekolojik sorunlara karşı sosyal sorumluluk taşımak isteyen farklı bir tatilci kuşağı</p>

<p>turizm sektörünü değişime zorluyor.</p>

<p>Bu duruma en en son örnek olarak,turist gönderen Avrupa ülkelerinde iklim değişikliği için karşı</p>

<p>gösterilerin ortaokul öğrencilerin gösteri yapmalarına kadar inen çevre duyarlılığı,toplumun bütün</p>

<p>kesimlerinde dokunulmamış doğa,temiz çevreyle ilgili duyarlılığın çok fazla olduğu ve</p>

<p>olacağını,gidilecek tatil yerlerine de bu duyarlılıkların taşındığı,tatil için seçilen beldelerde aranan</p>

<p>özellikler arasnda ilk sırada yer almaya başladığı görülmektedir.Öyle ki bir çok avrupa şehirinde çevre</p>

<p>kirliliğinden kaçış için uçakların gece bir saatten sonra yapılmasına yasak getirilmiş.Hatta uçak yakıtına</p>

<p>vergi getirilmesi de sık sık gündeme yer almaktadır..</p>

<p>İnsanların tatil yapma alışkanlıklarındaki değişimler tatilci kabul eden ülkeler,şehirler ve beldelerinde</p>

<p>olumlu olumsuz değişimlere neden olmaktadır.Avrupa'nın İtalya, İspanya, Yunanistan gibi ülkelerin</p>

<p>Akdeniz kıyılarındaki Santorini, Mallorca, Barcelona başta olmak üzere, tatil beldelerinde “Tourist Go</p>

<p>Home” sloganlarının duvarlara yazılmasına kadar uzanan olumsuz tavırlar ve davranışlarla ilgili</p>

<p>geçmiş yıllarda görülen medyadaki haberlerin https://www.turizmaktuel.com/public/haber/turk-</p>

<p>turizminin-gucu bu yıl da artarak devam ettiği gözleniyor.</p>

<p>Turizmde ana sezonun başladığı bu günlerde, Akdeniz’deki bazı tatil beldelerinde yaşanan yoğunluk</p>

<p>nedeniyle ortaya çıkan su sıkıntısı, oluşan çöplerin kaldırılmaması,çevre kirliği gibi alt yapı</p>

<p>problemlerinin yanında farklı problemlerden de bahsedilmektedir.Tatil beldelerinde tatiliclerin,</p>

<p>restorant ve barlar gibi eğlence yeme içme ve eğlence yerlerinden sokaklara taşmalarıyla ortaya</p>

<p>çıkan gürültü kirliliği gibi çeşitli etmenler ve yerel yönetimlerce alınan tedbirler,bunun yerel halkın</p>

<p>günlük yaşamlarına olumsuz yansımalarının prostestolara neden olduğu ifade olunmaktadır.</p>

<p>Kruvaziyer gemilerin yanaştığı limanlarda neden oldukları gaz salınımı gibi olumsuz çevresel etkiler</p>

<p>sonucu,bu gemilerin demirlemeisne sınırlama getiren Mallorca 'nın ardından, neden olduğu bir kaza</p>

<p>sonucu Venedik'te gösteriler yapılması bu duruma başka bir örnek olarak verilebilir.</p>

<p>Daha da önemlisi,bir çok ülke tarafından belirli mebleğın üzerinde gayrimenkul satın alanlara</p>

<p>vatandaşlık verilmesi,bunun da yeni yapılaşmaya yol açması nedeniyle özellikle tarihi yerlerin</p>

<p>bulunduğu semtler ile kent merkezlerinde otantik havanın bozulduğu,gayrimenkul fiyatlarını&nbsp;</p>

<p>yükselttiği,şehirlilerin konut satın almalarını güçleştirdiği ve kenar semtlere taşınmak zorunda</p>

<p>kaldıkları olduğu yolunda bilgilere medyada rastlanıyor.</p>

<p>Diğer yandan şehir merkezlerinde turistlere evlerin kısa süreli kiralanmasının tercih edilmesindeki</p>

<p>yoğun artışın,kira artışlarına yol açması ,normal şehirlinin kiralık ev bulma sorunu yaşaması,onları</p>

<p>ekonomik olarak olumsuz bir etmen. City turizm ‘in yoğunlaştığı şehirlerde evleri kiraya veren</p>

<p>firmalara tepkiler artıyor. Bütçelerine uygun kiralık konut bulamakta güçlük yaşayan şehirliler de</p>

<p>kenar mahallelere gitmek zorunda kalmaktadır.Şehirlilerin kenar semtlere gittiği şehirlerde,turistlerin</p>

<p>olmadığı zamanlarda boş meydanlar ve caddeleriyle ıssızlaşan kent merkezleri ile karşı karşıya</p>

<p>kalnıyor.</p>

<p>Şehir merkezlerinin sadece turistlere kaldığı haberlerini görünce, yıllar önce dinlediğim bir</p>

<p>hikayeyi hatırladım.Ankara'da bir fotoğraf gezisi için gittiğimiz Nallıhan'nın bir köyünde bir hanın</p>

<p>sadece temel kalıntılarını görmüş ,kahvede sohbet ettiğim köyün yaşlılarından hanın tarihçesini</p>

<p>öğrenmek için bilgi almak istemiştim.'Beyim o zamanlar kervanlar buraya gelip burada</p>

<p>konaklıyorlardı. Bizden saman ve yiyecek istiyorlardı.Oysa bizim samanımız ve yiyeceğimiz ancak bize</p>

<p>yetiyordu.Bir gece hanı yıkıp yayalalara göçtük ve 5 yıl gelmedik' diye cevap vermişti.</p>

<p>Ülkemizde,başta İstanbul, İzmir,Antalya,Mersin Trabzon gibi büyük kentlerimizde yabancılara konut</p>

<p>satışları nedeniyle konut fiyatlarının ve kiraların yükelmesinin benzer sorunları yaşatmaya başladığı</p>

<p>bilinmektedir. Bir örnek vermek gerekirse,İstanbul'da Taksim,Talimhane,İstiklal Caddesi ,Beyoğlu ve</p>

<p>tarihi yarımada da turist konaklamaları yoğunlaşmasının getirdiği çevresel sorunların ve çözüm</p>

<p>beklentilerin gittikçe arttığı gözlenmektedir.</p>

<p>Tatilci tercihlerindeki değişimler, turizm sektöründe daha birçok değişikliklere neden olacağını</p>

<p>bekleyip görmek gerekiyor…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 16:43:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/02/adil-culhaoglu-1709211157.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>NEREYE  KOŞUYORUZ</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/nereye-kosuyoruz-2870</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/nereye-kosuyoruz-2870</guid>
                <description><![CDATA[NEREYE  KOŞUYORUZ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son&nbsp; &nbsp;günlerde&nbsp; &nbsp;hep&nbsp; &nbsp; olumsuz&nbsp; şahsımı&nbsp; &nbsp;üzen&nbsp; haberler&nbsp; &nbsp; alıyorum.&nbsp;</p>

<p>Geçen&nbsp; &nbsp;hafta&nbsp; &nbsp; içinde, 50&nbsp; yılın&nbsp; üstünde&nbsp; dostluğumuz&nbsp; &nbsp;olan ,&nbsp; mesai&nbsp; &nbsp; ağabeyimiz Datça Mıza&nbsp; &nbsp;demir&nbsp; &nbsp; atmış&nbsp; Nail&nbsp; &nbsp;TANRIVERDİ&nbsp; &nbsp;ağabeyimizi&nbsp; &nbsp;sonsuzluğa&nbsp; &nbsp; uğurladık. (Çalışma&nbsp; Ataşesi/ Müşaviri)&nbsp; Çok&nbsp; &nbsp;sevdiği&nbsp; Hızırşah&nbsp; mezarlığına&nbsp; defnettik.</p>

<p>Dün&nbsp; &nbsp;ise, Rahmetli&nbsp; &nbsp; Ali KOLCU&nbsp; Amcamın&nbsp; (Ali&nbsp; &nbsp;Çavuş)&nbsp; torunu&nbsp; &nbsp;Mehmet&nbsp; SEZER&nbsp; &nbsp;ı&nbsp; &nbsp;da&nbsp; &nbsp;kaybettik.Yıllar&nbsp; &nbsp; &nbsp;önce&nbsp; &nbsp;kaybettiği Babası&nbsp; &nbsp;ile,geçen&nbsp; yıl kaybettiğimiz&nbsp; &nbsp;Annesi&nbsp; &nbsp;ile&nbsp; &nbsp; aynı&nbsp; yerde&nbsp; &nbsp;buluştular. Kendilerine&nbsp; &nbsp; rahmetler&nbsp; &nbsp; ve&nbsp; sevenlerine&nbsp; &nbsp; ailelerine&nbsp; &nbsp; &nbsp;sabırlar&nbsp; dilerim.</p>

<p>Bugün&nbsp; &nbsp;sizlerle&nbsp; &nbsp; farklı&nbsp; bir&nbsp; konuyu&nbsp; &nbsp;paylaşmak&nbsp; &nbsp;istiyorum.</p>

<p>Yaz&nbsp; &nbsp;günlerinin&nbsp; &nbsp;en&nbsp; sıcak&nbsp; &nbsp;günlerini&nbsp; &nbsp;yaşıyoruz.&nbsp; Maşallah&nbsp; hayatın&nbsp; &nbsp;akışı&nbsp; &nbsp; içinde&nbsp; düğünlerde&nbsp; hayatın&nbsp; &nbsp;bir&nbsp; &nbsp; gerçeği.&nbsp; &nbsp;Ancak&nbsp; bu&nbsp; sıcak&nbsp; günlerde&nbsp; zaten&nbsp; tüketilen&nbsp; &nbsp; ALKOL&nbsp; &nbsp;tavan&nbsp; &nbsp;yapmakta.&nbsp; Elbette&nbsp; &nbsp; alkolün&nbsp; &nbsp; faydaları&nbsp; diyecek&nbsp; değilim ,Sigara&nbsp; &nbsp; ile&nbsp; &nbsp;birlikte&nbsp; &nbsp;tüketilen&nbsp; -harcanan hayat&nbsp; kendilerinin.&nbsp; Yalnız&nbsp; &nbsp;alkol alınınca&nbsp; &nbsp;araç&nbsp; kullanımı&nbsp; başkalarınıda&nbsp; &nbsp; ilgilendiriyor. Kaçak&nbsp; &nbsp;üretilen bilhassa&nbsp; Rakı,&nbsp; &nbsp;sonuçları kimilerinin&nbsp; &nbsp;umrunda&nbsp; değil.Herkes&nbsp; &nbsp;biraz&nbsp; aklını&nbsp; &nbsp;başına&nbsp; &nbsp;toplama&nbsp; zamanı&nbsp; &nbsp; geldi&nbsp; &nbsp; geçiyor.Kamu&nbsp; &nbsp; görevlilerimiz&nbsp; herkesin&nbsp; &nbsp;nefsine&nbsp; kelepçe&nbsp; &nbsp;takacak&nbsp; değil.</p>

<p>Bir&nbsp; diğer&nbsp; &nbsp;gözlemim&nbsp; &nbsp; ise. OBEZİTE,&nbsp; Konu&nbsp; &nbsp; genetik&nbsp; veya&nbsp; &nbsp; beslenmeden&nbsp; &nbsp;deselerde ,bilhassa&nbsp; &nbsp;bayanlar&nbsp; &nbsp; için&nbsp; büyük&nbsp; tehlike.Beslenme&nbsp; &nbsp; alışkanlıklarının sonuçları ,spor&nbsp; &nbsp;salonlarında&nbsp; &nbsp;çözümde&nbsp; &nbsp;üretiliyor mu&nbsp; &nbsp;acaba.?Bu Konunun&nbsp; &nbsp;bence&nbsp; sağlık&nbsp; &nbsp; sorumlularımızca&nbsp; &nbsp;yüksek&nbsp; &nbsp;sesle&nbsp; &nbsp; dile&nbsp; &nbsp; getirilmesinde&nbsp; &nbsp; öncü&nbsp; &nbsp;olmaları&nbsp; &nbsp; &nbsp;gerekmez mi.?&nbsp; &nbsp;Hazır&nbsp; &nbsp; gıdalar&nbsp; &nbsp;herkes&nbsp; &nbsp;için&nbsp; &nbsp;tehlike&nbsp; &nbsp;densede,kapitalist&nbsp; dünya&nbsp; beslenme&nbsp; &nbsp;konusu&nbsp; &nbsp; ile&nbsp; &nbsp;insan hayatı&nbsp; &nbsp; ile&nbsp; &nbsp;kumar&nbsp; &nbsp; oynuyor.Para&nbsp; &nbsp; &nbsp; gelsin kazanılsın&nbsp; yeter.&nbsp; !!!</p>

<p>İlçemizde ;,</p>

<p>KANSER&nbsp; &nbsp;vakalarının&nbsp; artış&nbsp; nedenleri&nbsp; &nbsp;ve&nbsp; sonuçları&nbsp; hakkında&nbsp; bir&nbsp; çalışma&nbsp; &nbsp; var mıdır&nbsp; &nbsp; acaba.?</p>

<p>Bilhassa&nbsp; merkez&nbsp; mahallemizde&nbsp; trafikten&nbsp; herkes&nbsp; şikayetçi&nbsp; &nbsp;ancak, kuralları&nbsp; &nbsp;bozan&nbsp; uymayanlarda&nbsp; kendileri.&nbsp; &nbsp;Hani&nbsp; derler ya&nbsp; &nbsp;HEM KEL&nbsp; &nbsp;HEMDE&nbsp; &nbsp;FODUL... HEM SUÇLU&nbsp; &nbsp;HEMDE&nbsp; &nbsp;GÜÇLÜYÜM&nbsp; &nbsp; diyorlar.&nbsp; Ne&nbsp; diyelim.?</p>

<p>İlgililerimizin&nbsp; &nbsp;/sorumlularımızın&nbsp; &nbsp;dikkatlerine:</p>

<p>Bazı&nbsp; sokak-caddelerde&nbsp; NAVİGASYON&nbsp; DÜZENLEMESİ&nbsp; &nbsp; İLE&nbsp; TRAFİK&nbsp; İŞARETLERİ&nbsp; &nbsp; &nbsp;UYUMLU&nbsp; &nbsp;DEĞİL.</p>

<p>Bizden&nbsp; &nbsp;hatırlatması.</p>

<p>Sağlıcakla ...</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 16:43:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ FERAYE (57)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-feraye-57-2869</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-feraye-57-2869</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ FERAYE (57)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Feraye’dir gızın adı Feraye<br />
Öf yar yandım aman aman<br />
Esmer yârim de aman da Feraye<br />
Amman da Amman Feraye<br />
Türkmen gızı gatarlamış mayayı<br />
Öf yar yandım aman aman<br />
Esmer yârim de ah aman aman mayayı<br />
Amman da amman mayayı.</p>

<p>***<br />
Hop dirinna nay, ninna nay, nina nay<br />
Amman da amman Feraye</p>

<p>***<br />
Demirciler demir döver tunç olur<br />
Öf yar yandım aman aman<br />
Esmer yârim de , aman tunç olur.<br />
Amman amman tunç olur<br />
Sevip sevip ayrılması güç olur<br />
Öf yar yandım aman aman<br />
Esmer yârim de, ah aman güç olur<br />
Amman amman da güç olur.</p>

<p>***<br />
Hop dirinna nay, ninna nay, nina nay<br />
Amman da amman Feraye &nbsp;&nbsp;</p>

<p>1402-1424 yılları arasında egemenlik süren Menteşe Beyliği beylerinden Yakup Bey7in oğlu İlyas Bey, henüz beylik mertebesine erişmeden Marçal dağlarında avlanırken, güzel bir çoban kızı görür. Kız öylesine alımlı ve güzeldir ki…İlyas bey, buna ilgisiz kalamaz. İlk görüşte abayı yakar. Utana sıkıla kıza yaklaşır ve ona olan duygularını doğrudan açıklar. Feraye’ye evlenme teklif eder. Kız da yaşamında ilk kez gördüğü ve kendisine ilgi duyan bu yabancı gence karşı kayıtsız kalmamıştır. Aralarında bu konuşma geçtikten sonra Feraye “BABAM BİLİR KİMİNLE EVLENECEĞİMİ” der ve babasından istetmesini söyler. Artık ok yaydan çıkmıştır ve İlyas Bey için bu kızdan vaz geçmek zordur. Gider, anasına ve babasına durumu anlatır. Evde hiç ummadığı bir tepkiyle karşılaşır. &nbsp;Çünkü İlyas Bey, bir bey oğludur ve her önüne gelen kıza aşık olamaz. Evleneceği kızın da bir bey kızı olması gerekmektedir. İlyas bey diretince, babası razı olur . Menteşe Beyi olarak kızı istemeye gider. Her şey olumludur. Koca bir beyin kızlarını istemesinden Feraye’nin babası da mutludur. Kız alınıp, verilir. Ancak arada bir sorun daha vardır. Feraye’nin abisi Mıstık ,gurbette olduğu için bu alıp vermelerden geç haberdar olur. Öğrendiğinde Feraye çoktan verilmiştir. Evliliğine karşı çıkar, ne dedilerse, ne ettilerse ikna olmaz Feraye’nin abisinin bir sebebi şudur” Ben daha büyüğüm, evlenme sırası bendedir” diyerek evliliğe karşı çıkar, böylece evlenme işi suya düşer. Bu arada İlyas Bey ile Feraye arasındaki aşk korlanmıştır. Kaçmaktan başka çareleri kalmamıştır. Marçal Dağlarından katarlanmış maya ile, Dipsiz kapuz adı verilen bölgede buluşup, deveye yüklediği eşyalarla kaçmak düşüncesindedirler.&nbsp;<br />
Bunu duyan Feraye’nin ağabeyi Mıstık o bölgede pusu kurup bekler, Feraye’yi pusu kurarak öldürür. Bu durumu Feraye’nin uçurumdan atılmasından sonra öğrenen İlyas Bey ağıt yakar. Bahsettiğimiz türkü bu olaydan esinlenerek yakılmıştır. O günden sonra Ula yakınlarındaki bu bölgeye “Kanlı Kapız”, “Dipsiz kuyu” adları verilmiştir. Kanlı Kapız adının Marçal Dağlarında da olması, türkünün çok sevilen bir türkü olmasındandır. Türkü bazı kaynaklara göre milas türküsü olarak da geçer.<br />
Muzaffer Sarısözen ve ekibi tarafından, Galip Birgili ve Raziye Gülten’den derlenmiştir. Bu yazıyı okurken, türküyü de lütfen Müzeyyen Senar’dan dinleyin.&nbsp;<br />
Kızının adı da Feraye’dir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 15:49:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HALK AĞIZLARINDA ATASÖZLERİ</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/halk-agizlarinda-atasozleri-2868</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/halk-agizlarinda-atasozleri-2868</guid>
                <description><![CDATA[HALK AĞIZLARINDA ATASÖZLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>-Buğday yanında acı ot da sulanır(Brdur,Bolu,Mlatya,Mersin,Antalya)</p>

<p>-Bu oynamanın bir ağlaması vardır(kars)</p>

<p>-Buz üstünde bina tutmaz(Konya)</p>

<p>-Bülbülle gezen güle, ördekle gezen göle gider(Bolu)</p>

<p>-Bütün kuşlar incir yeselerdi, sahiplerine bir şey kalmazdı(Hakkari)</p>

<p>-Bütünü bölme, yarımı alma, aç da durma(Konya)</p>

<p>-Büyük büyüklüğünü bilmezse, küçük küçüklüğünü bilmez(Malatya)</p>

<p>-Büyük kapının büyük tokmağı olur(Ank.)</p>

<p>-Büyük kızın gönlü gelinlik isterse, küçük kızı yontarlar(G.Ant)</p>

<p>-Büyükler elma yer, küçüklerin dişleri körelir(Hkkari)</p>

<p>-Büyük öküz ölmeden yeri belli olmaz(Artvin)</p>

<p>-Büyük taşı el, küçük taşı yel kaldırır(Elazığ)</p>

<p>-Büyük yerde küçülmeden, küçük yerde büyümek iyidir((kstamonu)</p>

<p>-Caba(bedava) verilen eşeğin dişlerine bakılmaz(İskeçe)</p>

<p>-Cahile söz yetmez, çalıda gül bitmez(Adana,Bolu)</p>

<p>-Cana gelen, mala gelsin(Van)</p>

<p>-Canavar derisinden post olmaz(Samsun)</p>

<p>-Canavarı ormandan açlık çıkarır(Antalya)</p>

<p>-Canı sopa isteyen keçi, çobanın azığını yermiş(Kyseri)</p>

<p>-Can yakanın canı olmaz(Ordu)</p>

<p>-Can yanınca tay anasını geçer(Samsun)</p>

<p>-Cavurun(gavur) ekmeğini yiyen kılıcını sallar(Dnzli)</p>

<p>-Cennet de bu dünyada, cehennem de(Malatya)</p>

<p>-Cevahir çarşısında boncuk satılmaz(Mlatya,Bolu)</p>

<p>-Cevizle ekmek yemesi, güzelle muhabbet etmesi(Isparta)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 15:49:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SÜT İÇMEZSEK NE OLUR?</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/sut-icmezsek-ne-olur-2867</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/sut-icmezsek-ne-olur-2867</guid>
                <description><![CDATA[SÜT İÇMEZSEK NE OLUR?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>ABD’li bilim insanı Robert Kohen ABD için şöyle söylüyor ”Eğer süt</p>

<p>ürünleri ortadan kaybolsaydı;belki ABD öldürücü hastalıklar listesinde bir</p>

<p>numara olan kolesterol nedeniyle kalp hastalıkları, problemi olmayan,bir ülke</p>

<p>olurdu. Kanser sorunu olmayan bir topluluk olurduk. Büyük bir olasılıkla daha</p>

<p>az;lösemi,menenjit,diyabet,osteoporoz,alerji olaylarımız olurdu.</p>

<p>VEEE...NEDEN SÜT İÇMEYE ZORLANIYORUZ?</p>

<p>Küresel Finans Oligarşisinin(KFO) büyük hedeflerinden biri merkezi gıda</p>

<p>sisteminin yapılandırılması ve bu sayede “tüm insanlığın beslenmesini merkezi</p>

<p>olarak elde tutabilme” amacına ulaşmada,önemli stratejik girişimleri</p>

<p>gerçekleştirebilmiş olmasıdır. Yani yemezsek de yediriyorlar,içmezsek de</p>

<p>içiriyorlar!</p>

<p>Robert Kohen gibi bilim insanları olmasa bu bilgilerin hiçbirine</p>

<p>ulaşamayacaktık. Bu insanlar kimi zaman tehdit ediliyor,kimi zaman ölümle</p>

<p>tehdit ediliyorlar. İyi ki yılmıyorlar,bu bilgileri bize kadar ulaştırıyorlar. Biz de</p>

<p>size aktarabiliyoruz.</p>

<p>NE YAPMALIYIZI?</p>

<p>“Bireysel direniş kurtuluşun başlangıcıdır” Değerli tüketiciler, durum ne</p>

<p>kadar iç karartıcı görünüyorsa da, o kadar umutsuz değil. Sadece bilincimizde”</p>

<p>değişmezler” sınıfındaki bazı bilgi yapı taşlarını yerinden oynatmayı göze</p>

<p>almamız gerekecek.Her bireyin kendisi ve çocukları için yeni bir beslenme</p>

<p>modelini adım adım oluştururken, bazı değişimleri göze alması gerekecektir.</p>

<p>Bildiğiniz gibi toplumsal değişim ve dönüşümler toplumları sarsar ama,güzel</p>

<p>günlerin habercisidir. Tıpkı beslenmede sizin yapacağınız değişiklikler gibi. Önce</p>

<p>bireyin kendisini teslimiyet duygusundan kurtarması gerekir. Bireysel direniş</p>

<p>kurtuluşun başlangıcıdır,bu olanaksız değil.</p>

<p>Gelin ezberleri bozalım...!</p>

<p>Etrafımızdaki her şey hızlı bir şekilde değişmekte. Bu diyalektiğin olmazsa</p>

<p>olmazıdır. Yaşamımızda bize rağmen,bize yön veren politik ve toplumsal</p>

<p>gelişmeleri anlamak,yorumlayabilmek için yeterli bilgi birikimine sahip miyiz?</p>

<p>Gelecekten;çocuklarımız ve gelecek kuşaklar için kaygılı mıyız?Çağdaş birer</p>

<p>aydın ve sorumluluk duygusunu yitirmemiş bireyler olarak,beslenme</p>

<p>konusunda da bildiklerimizi gözden geçirmek ve değişik açılardan yeniden ve</p>

<p>tekrar bakmak zorunluluğundayız. Kısaca “ezber bozma” zamanı gelmiştir.</p>

<p>-Çağdaş ve aydın bir insanın,küresel merkezin sinsi planlarını anlama ve</p>

<p>kendi kişisel tepkisini akıllı bir şekilde oluşturma birikimi vardır.</p>

<p>-Çağımızda İnternet diye bir olanağımız var.İsteyen herkes gerekli</p>

<p>bilgilere kısmen de olsa,internet üzerinden ulaşabilir. Yabancı dil bilenlerin bu</p>

<p>olanağı daha fazladır.</p>

<p>-Kişisel bilgi birikimini zenginleştirmek için,pekala arkadaş ve komşu grupları kurularak hep</p>

<p>birlikte yararlanılabilecek bilgi havuzu” oluşturabiliriz.(devam edecek)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 15:48:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 11   EL-MUCÎB, EL-VÂSİ, EL-HAKÎM, EL-VEDÛD</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-11-el-mucib-el-vasi-el-hakim-el-vedud-2866</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-11-el-mucib-el-vasi-el-hakim-el-vedud-2866</guid>
                <description><![CDATA[ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 11   EL-MUCÎB, EL-VÂSİ, EL-HAKÎM, EL-VEDÛD]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>*Can Dostlar!*</p>

<p>*“Esmâ ile Ahlaklanmak”* konulu yazı dizimize bugün de puslu semalarımızı aydınlatan *el-Mucîb, el-Vâsî, el-Hakîm, el-Vedûd* kandilleriyle girelim.</p>

<p>Gayret bizden, yardım niyazımız Âlemlerin Rabbindendir.</p>

<p>Esmâü’l-Hüsnâ, Rabbimizi tanımaya açılan güzel kapılardır. Her bir isim, gönlümüze bir ışık, ahlâkımıza bir ölçü, hayatımıza bir istikamet verir. Çünkü insan Rabbini tanıdıkça kendisini de tanır; haddini bilir, sözünü düzeltir, niyetini arındırır, davranışlarını güzelleştirmeye çalışır.</p>

<p>Bugün üzerinde duracağımız dört güzel isim bize şu hakikati hatırlatır:</p>

<p>**Allah dualara karşılık verendir; kul duasını diri tutar.<br />
Allah’ın rahmeti ve lütfu geniştir; kul dar gönüllü olmaz.<br />
Allah hükmünde hikmet sahibidir; kul acele hüküm vermekten sakınır.<br />
Allah Vedûd’dur; kul sevgiyi, merhameti ve gönül bağını çoğaltır.**</p>

<p>## EL-MUCÎB: DUAYA KARŞILIK VEREN RAB</p>

<p>*El-Mucîb*, kullarının duasına karşılık veren, çağrısını işiten, yönelişini bilen ve kulunu cevapsız bırakmayan Allah demektir.</p>

<p>İnsan bazen kalabalıklar içinde duyulmadığını zanneder. Bazen derdini anlatacak bir kapı bulamaz. Bazen dili konuşsa da kalbi tam anlatamaz. Fakat Rabbimiz el-Mucîb’dir. Kulunun açık sözünü de bilir, içinden geçen duasını da bilir.</p>

<p>Kur’an’da Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>*“Kullarım sana Beni sorarlarsa, şüphesiz Ben yakınım. Bana dua ettiğinde dua edenin duasına karşılık veririm.”*<br />
(Bakara, 2:186)</p>

<p>Bu ayet, dua eden kalpler için büyük bir rahmet kapısıdır. Rabbimiz uzak değildir. Kulu duyulmaz, görülmez, unutulmuş ve sahipsiz değildir.</p>

<p>Fakat duayı yalnız dille istemek olarak anlamamak gerekir. Dua; kulun Rabbine yönelmesi, haddini bilmesi, aczini itiraf etmesi ve çıkış yolunu O’ndan beklemesidir.</p>

<p>El-Mucîb’i tanıyan insan, ümidini kesmez. Kapılar kapansa da dua kapısının açık olduğunu bilir. Fakat duasını ederken kendi sorumluluğunu da terk etmez. Çalışır, gayret eder, helal yollara sarılır, sonra sonucunu Rabbine bırakır.</p>

<p>Kur’an’da Salih Peygamber’in kavmine şöyle dediği bildirilir:</p>

<p>*“O’ndan bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim yakındır, dualara karşılık verendir.”*<br />
(Hûd, 11:61)</p>

<p>El-Mucîb’i tanıyan kul, yalnız kendi derdi için değil; mazlumlar, hastalar, yoksullar, evlatlar, anne babalar, dargın gönüller ve bütün insanlık için de dua eder.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>*Ben duayı yalnız sıkışınca mı hatırlıyorum, yoksa hayatımın her hâlinde Rabbime yönelmeyi biliyor muyum?*</p>

<p>## EL-VÂSİ: RAHMETİ, İLMİ VE LÜTFU GENİŞ OLAN RAB</p>

<p>*El-Vâsî*, rahmeti geniş, ilmi geniş, lütfu geniş, bağışı geniş olan Allah demektir.</p>

<p>İnsan daralır. Gönlü daralır, imkânı daralır, ufku daralır, sabrı daralır. Bazen kendi küçük hesabını her şey zanneder. Fakat Rabbimiz el-Vâsî’dir. O’nun rahmeti de bilgisi de lütfu da bizim dar ölçülerimize sığmaz.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>*“Doğu da batı da Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yönü oradadır. Şüphesiz Allah Vâsî’dir, Alîm’dir.”*<br />
(Bakara, 2:115)</p>

<p>Bu ayet, insana büyük bir genişlik öğretir. Allah’ın rahmetini kendi dar kalıplarımıza hapsetmemeliyiz. Allah’ın lütfunu yalnız kendi çevremize, kendi grubumuza, kendi anlayışımıza ait zannetmemeliyiz.</p>

<p>El-Vâsî’yi tanıyan insanın gönlü de genişler.</p>

<p>İnsanlara hemen kapı kapatmaz.<br />
Hata yapanın dönüş ihtimalini yok saymaz.</p>

<p>Kendi bilgisini mutlak görmez.</p>

<p>Kendi rızkını paylaşmaktan korkmaz.</p>

<p>Farklı insanlara merhametle ve adaletle bakmayı öğrenir.</p>

<p>Rabbimiz başka bir ayette şöyle buyurur:</p>

<p>*“Allah dilediğine kat kat verir. Allah Vâsî’dir, Alîm’dir.”*<br />
(Bakara, 2:261)</p>

<p>Allah’ın geniş lütfunu tanıyan insan cimrilikle daralmaz. Bilir ki veren Allah’tır. Kulun elindeki nimet, yalnız saklamak için değil; şükürle, paylaşmakla ve iyilikle bereketlenmek içindir.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>*Rabbimin rahmeti genişken, ben hangi konuda kalbimi daraltıyorum?*</p>

<p>## EL-HAKÎM: HÜKMÜNDE HİKMET SAHİBİ RAB</p>

<p>*El-Hakîm*, hükmünde hikmet sahibi olan, her şeyi yerli yerince yapan, hiçbir işi boş ve anlamsız olmayan Allah demektir.</p>

<p>İnsan çoğu zaman olayların yalnız görünen yüzüne bakar. Hemen sevinir, hemen üzülür, hemen hüküm verir, hemen sonuç bekler. Fakat Rabbimiz el-Hakîm’dir. O’nun takdirinde, hükmünde, emrinde ve yaratmasında hikmet vardır.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:</p>

<p>*“O, kulları üzerinde mutlak hâkimdir. O, Hakîm’dir, Habîr’dir.”*<br />
(En‘âm, 6:18)</p>

<p>El-Hakîm’i tanıyan insan acele hüküm vermekten sakınır. Her bilmediğine itiraz etmez. Kendi dar bakışıyla Allah’ın geniş hikmetini ölçmeye kalkmaz.</p>

<p>Bazen istediğimiz bir kapı açılmaz; fakat kapanan kapı bizi büyük bir zarardan korur.</p>

<p>Bazen gecikme gibi gördüğümüz şey, bizi olgunlaştıran bir bekleyiş olur.</p>

<p>Bazen ağır gelen imtihan, kalbimizi dünyadan alıp Rabbimize yaklaştırır.</p>

<p>El-Hakîm’i tanıyan kul, hayatta olup bitenlere hikmet arayan bir gözle bakar. Fakat bu, haksızlık karşısında susmak değildir. Hikmet; adaleti terk etmek değil, adaleti doğru zamanda, doğru sözle, doğru ölçüyle ayakta tutmaktır.</p>

<p>Kul da hikmetli davranmayı öğrenmelidir.</p>

<p>Sözünde hikmet aramalıdır.</p>

<p>Öfkesinde ölçü aramalıdır.</p>

<p>Kararında adalet aramalıdır.</p>

<p>Uyarısında merhamet aramalıdır.</p>

<p>Bilgisinde tevazu aramalıdır.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>*“Kime hikmet verilirse ona pek çok hayır verilmiştir.”*<br />
(Bakara, 2:269)</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>*Ben olaylara yalnız nefsimin istediği yerden mi bakıyorum, yoksa Rabbimin hikmetini arayan bir kalple mi?*</p>

<p>## EL-VEDÛD: SEVGİSİ VE ŞEFKATİ BOL OLAN RAB<br />
*El-Vedûd*, kullarını seven, sevilmeye en layık olan, sevgisi ve rahmetiyle gönülleri kuşatan Allah demektir.</p>

<p>İnsan sevgiye muhtaçtır. Sevilmek ister, değer görmek ister, unutulmamak ister. Fakat sevgilerin en temiz kaynağı Rabbimizdir. Allah’ın sevgisi, kulun kalbine güven ve huzur verir.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:</p>

<p>*“O, çok bağışlayandır, çok sevendir.”*<br />
(Burûc, 85:14)</p>

<p>El-Vedûd isminin el-Gafûr ile birlikte anılması çok anlamlıdır. Rabbimiz hem bağışlayandır hem çok sevendir. Kulunun dönüşünü ister, ona rahmet kapısını açar.</p>

<p>El-Vedûd’u tanıyan insan, sevgiyi yalnız sözde bırakmaz. Sevgi, hayatta merhamet olarak görünmelidir. Sevgi; ailede şefkat, komşulukta güven, toplumda adalet, ihtiyaç sahibine destek, kırgın gönle onarım olarak yansımalıdır.</p>

<p>Sevgi sadece “seviyorum” demek değildir.</p>

<p>Sevgi, incitmemeye çalışmaktır.</p>

<p>Sevgi, emanete sahip çıkmaktır.</p>

<p>Sevgi, zor zamanda yanında durmaktır.</p>

<p>Sevgi, affa kapı aralamaktır.</p>

<p>Sevgi, insanı Allah’ın yarattığı bir can olarak değerli görmektir.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>*“İman edip salih ameller işleyenler için Rahmân bir sevgi var edecektir.”*<br />
(Meryem, 19:96)</p>

<p>Demek ki sevgi yalnız duygusal bir hâl değil; iman ve salih amelle beslenen bir rahmet iklimidir.</p>

<p>El-Vedûd’u tanıyan insan, kalbini kinle, nefretle, hasetle ve düşmanlıkla doldurmaktan sakınır. Elbette haksızlığa karşı durur; fakat bunu kalbini zehirleyerek değil, adaletle ve Rabbine sığınarak yapar.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>*Ben sevgiyi yalnız dilimde mi taşıyorum, yoksa davranışlarımla da görünür kılıyor muyum?*</p>

<p>## DUA, GENİŞLİK, HİKMET VE SEVGİ AHLÂKI<br />
*Can Dostlar!*</p>

<p>Bugün üzerinde durduğumuz bu dört güzel isim, hayatımızın her alanına ölçü koyar.</p>

<p>*Bir kez daha özetlemek gerekirse:*</p>

<p>*El-Mucîb* bize, Rabbimizin dualara karşılık verdiğini hatırlatır. Kula düşen, ümidini kaybetmeden Rabbine yönelmektir.</p>

<p>*El-Vâsî* Allah’ın rahmetinin, ilminin ve lütfunun geniş olduğunu öğretir. Kula düşen, dar gönüllü olmamak, nimeti paylaşmak ve Allah’ın rahmetini dar kalıplara hapsetmemektir.</p>

<p>*El-Hakîm* Rabbimizin hükmünde hikmet sahibi olduğunu bildirir. Kula düşen, acele hüküm vermemek, sözünde ve davranışında hikmet aramaktır.</p>

<p>*El-Vedûd* Allah’ın sevgisi ve rahmetiyle kullarına yöneldiğini gösterir. Kula düşen, sevgiyi sözde bırakmayıp merhamet, adalet ve iyilik olarak hayata taşımaktır.</p>

<p>Unutmayalım:</p>

<p>*Allah Mucîb’dir; kul duasını diri tutar.*</p>

<p>*Allah Vâsî’dir; kul gönlünü daraltmaz.*</p>

<p>*Allah Hakîm’dir; kul acele ve ölçüsüz hüküm vermez.*</p>

<p>*Allah Vedûd’dur; kul sevgiyi merhametle büyütür.*</p>

<p>Esmâ ile ahlaklanmak; Rabbimizin güzel isimlerini yalnız dilde anmak değil, o isimlerin bize öğrettiği kulluk bilincini hayatımıza taşımaktır.</p>

<p>Rabbimiz bizleri; duası diri, gönlü geniş, sözü hikmetli, kalbi sevgi ve merhametle dolu kullarından eylesin.</p>

<p>*Esmâullâh ahlâkı ile ahlaklanma gayreti içinde olan gönül dostlarına selam olsun.*</p>

<p>*“Esmâ ile Ahlaklanmak”ta yeniden buluşmak üzere.*</p>

<p>*Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın Can Dostlar!*</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 15:47:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İKİ DİRHEM BİR ÇEKİRDEK</title>
                <category>Mehmet ÖLMEZ</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/iki-dirhem-bir-cekirdek-2865</link>
                <author>mehmetolmez048@hotmail.com (Mehmet ÖLMEZ)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/iki-dirhem-bir-cekirdek-2865</guid>
                <description><![CDATA[İKİ DİRHEM BİR ÇEKİRDEK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bu sözü özellikle orta yaş üzerindeki herkes hayatında bir ya da birkaç kez duymuştur Günün ilk ışıklarıyla sokağa adım attığınızda, tepeden tırnağa özenle hazırlanmış, her detayında bir zarafet barındıran birini görürsünüz.&nbsp;<br />
Söz kilitlenir, bakışlar o kişiye çevrilir ve eski bir İstanbul alışkanlığıyla içten içe dökülür o ifade: "Bir dirhem bir çekirdek." Günümüzde şıklığı anlatmak için kullandığımız bu köklü deyimin kalbinde ise doğanın en mütevazı ama en şaşırtıcı mucizelerinden biri yatar: Harnup, yani bildiğimiz adıyla keçiboynuzu.<br />
Osmanlı esnafının, kuyumcularının ve tüccarlarının dünyasında "çekirdek" denince akla tek bir şey gelirdi: Harnup meyvesinin o sert, pürüzsüz tohumları. Doğanın insanlığa sunduğu büyüleyici bir matematiksel mucizedir bu çekirdekler. Meyvenin boyutu, ağacın yetiştiği toprak ya da iklim ne olursa olsun, bir keçiboynuzunun her bir çekirdeği istisnasız tam 0,2 gram ağırlığındadır. Hiçbir hassas kantarın şaşmadığı çağlarda, sarrafların en güvenilir ölçü standardı işte bu simetrik doğa harikasıydı. Bir Osmanlı altını, tam olarak bir dirhem (3,2 gram) ve üzerine eklenen tek bir keçiboynuzu çekirdeği kadar tartılırdı. Dolayısıyla bir insana "bir dirhem bir çekirdek" demek, onu tam ayarında dökülmüş pırıl pırıl bir altınla, milimetrik bir kusursuzlukla eş tutmaktı.<br />
Bugün "hızlı moda" furyasının ortasında, niteliği niceliğe kurban ediyoruz. Dolaplar dolusu kıyafetin içinde, keçiboynuzu çekirdeğinin temsil ettiği o sarsılmaz "altın oranı" ve özeni unutuyoruz. Oysa harness ya da harnup çekirdeği bize zarafetin gösterişli devasa boyutlarda değil, doğadaki tek bir çekirdek kadar küçük ama değişmez detaylarda gizli olduğunu hatırlatır. Şıklık; pahalı etiketlerde değil, kumaşın dokusunda, kesimin hassasiyetinde ve kişinin o giysiyi keçiboynuzunun o dimdik duruşu gibi gururla taşıyabilmesindedir.<br />
Eski zaman insanı, sokağa çıkarken gösterdiği özenle muhatabına "Sene değer veriyorum" mesajı verirdi. Ayakkabının boyasından yaka iğnesinin duruşuna kadar her şey, o tek bir harnup çekirdeği kadar hassas dengelerin ürünüydü.<br />
Günümüzün tekdüzeleşen dünyasında, aynadaki yansımamıza bakarken doğanın bize keçiboynuzu çekirdeğiyle öğrettiği o büyük dersi hatırlamalıyız: Hayatımızı ve tarzımızı alelade değil, bir dirhem ve bir çekirdek kadar tam ayarında, eksiksiz ve incelikle yaşamak elimizde. Çünkü gerçek şıklık, tıpkı harnup çekirdeği gibi, zamanın ve modanın rüzgarına karşı hiç değişmeyen o kusursuz dengede saklıdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 16:09:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/mehmet-olmez-1765739910.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ŞUNDAN    BUNDAN   ONDAN</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/sundan-bundan-ondan-2864</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/sundan-bundan-ondan-2864</guid>
                <description><![CDATA[ŞUNDAN    BUNDAN   ONDAN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Birazdan &nbsp; &nbsp;fazla &nbsp; geç &nbsp;olduğunun &nbsp; &nbsp;farkındayım &nbsp; &nbsp;ancak,öğrenmeninde &nbsp; &nbsp;yaşı &nbsp; &nbsp; ve &nbsp; zamanı &nbsp; &nbsp;olmuyormuş. &nbsp;Bunu &nbsp; biraz &nbsp; geç &nbsp; anlasamda.</p>

<p>Kısmet &nbsp; olursa,onyıl &nbsp; önce &nbsp;yabanisini (kel) dikerek &nbsp; aşıladığımız &nbsp;zeytinlerimizden &nbsp;bu &nbsp;yılda &nbsp; biraz &nbsp;zeytin alacağız &nbsp; gibi. &nbsp;Yağmurlar &nbsp; &nbsp;ve &nbsp; diğer &nbsp; &nbsp;iklim &nbsp;koşulları &nbsp; &nbsp;iyi &nbsp; &nbsp; giderse &nbsp; &nbsp;elbette. Diğer &nbsp; ağaç &nbsp; mahsullerinde &nbsp; olduğu &nbsp; &nbsp;gibi, &nbsp;mahsulü &nbsp;koruma &nbsp; &nbsp;ve &nbsp; &nbsp;geliştirme &nbsp; konusunda &nbsp;pek &nbsp; iyi &nbsp; &nbsp;yeterli &nbsp; &nbsp;bilginin &nbsp; olmadığını,bugün &nbsp; bir daha &nbsp; &nbsp;iyi &nbsp; &nbsp;anladım. Olgunlaşmakta &nbsp; &nbsp;olan &nbsp; zeytinin &nbsp; &nbsp;bir &nbsp; zararlısıda &nbsp;Akdeniz &nbsp; &nbsp;sineği. Bundan &nbsp; kurtulmanın &nbsp; yolunun &nbsp;sineği &nbsp; zehirliyerem &nbsp; yok &nbsp; &nbsp;etmek &nbsp; &nbsp;olduğunu &nbsp; &nbsp;önerirler. &nbsp;Dolayısı &nbsp; &nbsp;ile &nbsp; organik &nbsp; &nbsp;üretime &nbsp; &nbsp;elveda. Halbuki &nbsp;yarımadanın &nbsp;hemen &nbsp;hemen &nbsp; yerinde &nbsp;doğal &nbsp; olarak &nbsp; bulunan &nbsp;TESBİH &nbsp; AĞACI &nbsp; meyvesinin &nbsp; suyunun &nbsp; bu &nbsp; zararlıdan &nbsp; kurtulmanın &nbsp; &nbsp;bir &nbsp; yol &nbsp; olduğunu,ürünün &nbsp; kurtarılmasında &nbsp; doğal &nbsp;bir &nbsp;mücadele &nbsp; yöntemi &nbsp;olduğunu &nbsp; &nbsp;öğrenmek te &nbsp; &nbsp;varmış. Zararlıyı &nbsp; &nbsp;uzaklaştırması &nbsp;nedeni &nbsp; &nbsp; ile &nbsp;ürünün ( organik ) &nbsp;yapısına &nbsp; hiçbir &nbsp; zararıda &nbsp;olmayacağı &nbsp; &nbsp;gibi, &nbsp;BEDAVA &nbsp; &nbsp; İLAÇ. &nbsp;!!!!! &nbsp; Diğer &nbsp; meyve &nbsp; &nbsp;ve &nbsp; sebze &nbsp; zararlarından &nbsp; &nbsp; kurtulmak &nbsp; &nbsp;için &nbsp; &nbsp; doğal &nbsp;mücadele &nbsp; &nbsp;yöntemi.</p>

<p>Bu &nbsp; köşeden &nbsp;defalarca &nbsp; hatırlatmaya &nbsp; çalıştığım &nbsp; bir &nbsp; konuda, yarımada mızda &nbsp; ILGIN &nbsp; &nbsp;ağacı &nbsp;popülasyonunu &nbsp; artırmanın &nbsp; &nbsp; önemi. Poleninin &nbsp; arılar &nbsp; tarafından &nbsp; &nbsp;çok &nbsp; arandığı &nbsp; &nbsp;ve &nbsp;bakım &nbsp; istemeyen &nbsp; &nbsp;ve &nbsp;tuzlu &nbsp; sudan &nbsp; &nbsp;etkilenmeyen &nbsp; bu &nbsp; ağaç &nbsp; PALAMUT &nbsp; &nbsp;adasına &nbsp; ve &nbsp;tüm &nbsp; kıyılarımıza &nbsp; yakışmazmı.?</p>

<p>Yarımadamızın &nbsp;doğal &nbsp;dokusuna &nbsp; &nbsp;uyum &nbsp; sağlamış ÜZÜM &nbsp;türünün &nbsp; &nbsp;Betçe &nbsp; Yazıköy &nbsp;yabanındaki &nbsp; son &nbsp; köklerini &nbsp;kaybetmemek &nbsp; ,çoğaltmak &nbsp; &nbsp;ve &nbsp; geliştirmek &nbsp; &nbsp; &nbsp;için &nbsp; &nbsp;bir &nbsp; kampanyaya &nbsp; ne &nbsp; dersiniz.?</p>

<p>DATÇA &nbsp; Hurmamız &nbsp; &nbsp;ise &nbsp;benim &nbsp; hep &nbsp; aklımda &nbsp; &nbsp;olan &nbsp; ve &nbsp; &nbsp;geliştirilmesi &nbsp; &nbsp;düşünülmelidir &nbsp;derim. Münferit &nbsp; birkaç &nbsp; &nbsp; çaba &nbsp; BOŞ gibi &nbsp; &nbsp;geliyor &nbsp;bana.</p>

<p>&nbsp;Datçam İle &nbsp; &nbsp; özdeşleşmiş &nbsp; &nbsp;olan &nbsp; &nbsp;BADEM &nbsp;gündemimizde &nbsp; &nbsp; ne &nbsp; zamana &nbsp;kadar &nbsp; kalabilecek.BİR &nbsp; BADEMCİLİK &nbsp;GELİŞTİRME &nbsp; &nbsp; ENSTİTÜSÜ ne &nbsp; zaman &nbsp; &nbsp; gündemimize &nbsp; &nbsp; gelebilecek.?</p>

<p>Dedikoduları &nbsp; duyan &nbsp; &nbsp;varsa, deniz &nbsp; kirliliği &nbsp;ilçemizin &nbsp; gündemine &nbsp; &nbsp;girmiş &nbsp; &nbsp;görünüyor. &nbsp; &nbsp;Şayet &nbsp; doğru &nbsp; &nbsp; ise, kamu &nbsp; &nbsp;görevli &nbsp; &nbsp; ve &nbsp; sorumluları &nbsp; &nbsp;ile &nbsp; &nbsp;HEPİMİZ &nbsp; &nbsp;SUÇLUYUZ.</p>

<p>Kimseleri &nbsp; hedef &nbsp; &nbsp;almadan &nbsp; &nbsp;,benden &nbsp; &nbsp;söylemesi.....</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 16:05:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Labirentten Sempozyuma: Kadınların Dansı</title>
                <category>Okan ÖZALP</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/labirentten-sempozyuma-kadinlarin-dansi-2863</link>
                <author>arkeologdatca@gmail.com (Okan ÖZALP)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/labirentten-sempozyuma-kadinlarin-dansi-2863</guid>
                <description><![CDATA[Labirentten Sempozyuma: Kadınların Dansı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Zaman Otobüsü"nün motoru, kuantum boşluğunda hafifçe uğuldadıktan sonra durdu. Rehberimiz kapıyı açtığında bizi karşılayan şey, Ege rüzgarının getirdiği taze kekik kokusu ve uzaktan gelen ritmik aulos sesleriydi. Antik Yunan’ın kalbindeydik.<br />
Otobüsten indiğimizde, üzerlerinde khiton ve peplosları olan, zarafetleri ve atletik yapılarıyla büyüleyici bir grup kadın bizi bekliyordu. En öndeki kadın, elindeki lyrayı bir kenara bırakıp gülümsedi.&nbsp;<br />
"Hoş geldiniz gelecekten gelen yabancılar," dedi kadın. Adı Myrine'ydi, bir khoreutes (koro üyesi) idi. "Bizim dünyamızda dans sadece eğlence değil, tanrılara bir görevdir. Platon hocamız der ki; dans zihni ve bedeni terbiye eder, insana sağlık ve güzellik katar. Bugün sizlere bu sözün doğruluğunu göstereceğim!"<br />
Bizi dairesel bir pistin (orkhestra) kenarına götürdü. "Toplu halde dansımıza khoreia deriz," diye açıkladı. "Elimizdeki lyranın etrafında dairesel bir halka oluştururuz. Amacımız ortadaki kutsal nesneyi ya da kişiyi arındırmaktır. Giritli kardeşlerimiz gibi bazen ellerimizi serbest bırakır, kendi eksenimizde döneriz; eteklerimiz rüzgârda bir çiçek gibi açılır. Erkeklerimizde ava gitmeden önce ve avdan dönüşte benzer bir dans yaparlar. Düğünlerde, bayramlarda, törenlerde, tapınaklarda, cenazelerde dans, birlikteliğimizin ve kültürümüzün bir parçasıdır. Toplumsal dayanışmamızın temelidir.’’<br />
Gündüz ile akşamın nöbet değiştirme aralığında bir andronun (erkekler odası) içine girdik. Burada bizi daha canlı, daha kıvrak hareketleri olan kadınlar karşıladı. Aralarından biri, bir el üstünde dururken diğer eliyle kılıçların arasından süzülüyordu. Kılıç dansı tecrübe ister, akrobatik bir danstır.<br />
"Ben bir hetairayım," dedi nefes nefese kalarak. "Symposionlarda erkeklerle sadece sohbet etmeyiz; özel danslarda yaparız. Bak, şu gördüğün Lukianos; az önce sarhoş bir edayla dans ederek herkesi büyüledi. Biz vücudumuzu içe ve dışa bükerek imkânsız hareketler yaparız. İsterseniz deneyin, kollarınızı yukarı kaldırın ve parmak uçlarınızda sıçrayın!"<br />
Zaman yolcularından birkaçımız, bu profesyonel dansçıların elini tutarak onların ritmine katıldı. Ayaklarımız çıplaktı ve kilin preslenmesi ile yapılmış evin zemini sıcacıktı. Müziğin ve dansın eşliğinde bir gün geçirmiştik.<br />
Ertesi gün otobüsümüz Brauron’daki Artemis Tapınağı’na yanaştığında, safran rengi elbiseler giymiş küçük kızların bir ayı gibi homurdanarak dans ettiğini gördük.<br />
"Bu Arkteia dansı," dedi küçük bir kız çocuğu. "Biz Artemis’in 'küçük ayılarıyız'. Kutsal ayının intikamını almak ve vebadan kurtulmak için bu safran elbiseleri giyip onun hareketlerini taklit ediyoruz. Bu dans bizim çocukluktan genç kızlığa geçiş törenimiz."<br />
Hemen yan tarafta ise bir grup genç, bir yılan gibi spiral çizerek hızla sola doğru koşturuyordu. "Bu da Geranos, yani Turna Dansı! Minetoros’un labirentinden kurtuluşu kutluyoruz. Haydi, siz de kuyruğa takılın!" diye bağırdılar. El ele tutuştuk ve karmaşık ama büyüleyici bir yılan kavisinin parçası olduk. Sistrumların(çıngıraklı çalgılar) ritmi ile durduğumuz an parmak uçlarımız ile sıçrıyor, dizlerimizi yere vuruyor ve yine halay çeker gibi dönemeye devam ediyorduk. Her sıçrama da tanrı ile yüz yüze konuşur gibi hissediyorduk kendimizi. O kadar çok döndükten sonra her sıçrayışta transa geçiyordu insan.<br />
Son durağımızda hava aniden ağırlaştı. Karşımızda miğferli, kalkanlı ve mızraklı kadınlar vardı. Ama bir ordu gibi değil, bir sanatçı gibi hareket ediyorlardı.<br />
"Şaşırmayın," dedi Spartalı bir kadın. Sparta’da her kadın savaşçı doğar. "Burası Sparta. Biz kadınlar da askeri eğitim alırız. Bu yaptığımız pyrrhike dansıdır. Savaşçı tanrıça Athena’nın doğuşundaki o ilk adımları taklit ederiz. Eğilmek, saldırıdan kaçmak, mızrağı doğru açıyla savurmak... Hepsi bir danstır. Bu dans bizi çocuk doğuracak kadar güçlü, acıya dayanıklı ve düşmanı karşılayacak kadar cesur ve çevik kılar. Dansımızın temeli vahşi hayvanların saldırılarına ve onların saldırılarına karşı savunma yapan hayvanların taklidine dayanır. Dansımızda saldırı ve savunma iç içedir."<br />
Güneş batarken, Doğu kökenli uzun kollu ceketler ve konik başlıklar giymiş bir grup kadın yere diz çöktü. "Buna Oklasma derler," dediler. Hızla diz çöküp gövdelerini döndürmeye başladılar. "Bu dansta en yukarı sıçradığımız an, tanrının görüntüsüne ulaştığımız andır."<br />
Zaman Otobüsü'nün kornası çaldığında, hepimiz ter içinde ama zihnimiz berraklaşmış bir halde koltuklarımıza döndük. Dansımız yarım kalmıştı ama bazı hikayeler yarım kalsada, hayatımıza kattığı renkler için yaşanmaya değerdi. Kapılar kapanırken Myrine arkamızdan seslendi:<br />
"Gelecekte de dans etmeyi bırakmayın! Çünkü dans, insanın doğayla ve tanrılarla kurduğu en eski, en temiz dildir."</p>

<p>Kaynakça: DENİZ KARAHAN, ANTİK DÖNEMDE KADIN VE DANS, Yüksek Lisans Tezi, 2022.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 16:08:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2026/02/okan-ozalp-1770905444.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 10  EL-AFÜVV, EL-HASÎB, EL-CELÎL, ER-RAKÎB</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-10-el-afuvv-el-hasib-el-celil-er-rakib-2862</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-10-el-afuvv-el-hasib-el-celil-er-rakib-2862</guid>
                <description><![CDATA[ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 10  EL-AFÜVV, EL-HASÎB, EL-CELÎL, ER-RAKÎB]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar!</p>

<p>Yaklaşık bir ay önce başlamış olduğumuz “Esmâ ile Ahlaklanmak” konulu yazı dizimizin 10. bölümünü işlemeye çalışacağız. Rabbim inşallah tamamlamayı nasip eder.</p>

<p>Bugün de köşemizi dolduracak inciler; el-Afüvv, el-Hasîb, el-Celîl ve er-Rakîb olacaktır.</p>

<p>Gayret bizden, yardım Âlemlerin Rabbindendir.</p>

<p>Esmâü’l-Hüsnâ, Rabbimizi tanıtan güzel isimlerdir. Fakat bu isimler yalnız dilimizde kalırsa, gönlümüzü ve hayatımızı yeterince inşa etmez. Asıl mesele, Rabbimizi tanıdıkça kulluğumuzu güzelleştirmek; sözümüzü, ahlâkımızı, adaletimizi, merhametimizi ve sorumluluk bilincimizi bu tanımanın ışığında yeniden gözden geçirmektir.</p>

<p>Bugün üzerinde duracağımız bu dört güzel isim bize şu hakikati hatırlatır:</p>

<p>Allah affedicidir; kul affa muhtaç olduğunu unutmaz.<br />
Allah hesabı görendir; kul her sözünün ve işinin hesabını düşünür.<br />
Allah Celîl’dir; kul O’nun yüceliği karşısında haddini bilir.<br />
Allah Rakîb’dir; kul her an gözetildiğini bilerek yaşar.</p>

<p>EL-AFÜVV: AFFEDEN, SİLEN, BAĞIŞLAYAN RAB</p>

<p>El-Afüvv, affeden, bağışlayan, kulunun hatasını silen, tövbe kapısını açık tutan Allah demektir.</p>

<p>İnsan hata yapabilen bir varlıktır. Bazen diliyle kırar, bazen eliyle haksızlık eder, bazen kalbiyle kirlenir, bazen de gafletle yolunu şaşırır. Fakat Rabbimizin rahmeti geniştir. O, kulunun dönüşünü ister.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:</p>

<p>“Şüphesiz Allah çok affedicidir, çok bağışlayandır.”<br />
(Nisâ, 4:99)</p>

<p>Bu ayet, insana umut verir. Çünkü kul, kusurunu gördüğünde ümitsizliğe düşmemelidir. Günahı hafife almak ne kadar yanlışsa, Allah’ın rahmetinden ümit kesmek de o kadar yanlıştır.</p>

<p>El-Afüvv’ü tanıyan insan, önce kendi affa muhtaç olduğunu bilir. Bu bilgi onu kibirden korur. İnsan başkasının hatasını büyütürken, kendi hatalarını unutursa adaletli davranamaz.</p>

<p>Affetmek, zulme razı olmak değildir.</p>

<p>Affetmek, haksızlığı doğru saymak değildir.</p>

<p>Affetmek, hakkı yok saymak değildir.</p>

<p>Fakat affetmek; intikamı büyütmemek, dönüş kapısını kapatmamak, hata yapanı sonsuza kadar geçmişine mahkûm etmemek ve kalbi kinle taşlaştırmamaktır.</p>

<p>Rabbimizin affını uman kul, insanlara karşı da daha insaflı olmalıdır. Çünkü hepimiz Rabbimizin bağışlamasına muhtacız.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Ben Allah’tan af isterken, insanların hataları karşısında ne kadar insaflı davranıyorum?</p>

<p>EL-HASÎB: HESABI GÖREN, KULUNA YETEN RAB</p>

<p>El-Hasîb, hesabı en iyi gören, kullarının yaptıklarını bilen, hiçbir şeyi karşılıksız bırakmayan ve kuluna yeten Allah demektir.</p>

<p>İnsan bazen yaptığı işin unutulduğunu zanneder. Bazen iyiliği görülmez, emeği bilinmez, hakkı teslim edilmez. Bazen de yaptığı haksızlığın gizli kaldığını düşünür. Fakat Allah el-Hasîb’dir. Her şeyi bilir, her şeyi kaydeder, her şeyin hesabını görür.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“Allah, hesap görücü olarak yeter.”<br />
(Nisâ, 4:6)</p>

<p>Bu ifade, kulun kalbine hem güven hem sorumluluk yerleştirir.</p>

<p>Güven verir; çünkü Allah kimsenin emeğini zayi etmez.</p>

<p>Sorumluluk verir; çünkü Allah kimsenin haksızlığını da karşılıksız bırakmaz.</p>

<p>El-Hasîb’i tanıyan insan, hesabı yalnız insanlara vermeyeceğini bilir. Bu yüzden sözünde, ticaretinde, aile hayatında, görevinin başında, komşuluğunda ve şahitliğinde daha dikkatli olur.</p>

<p>Bir yetimin hakkı varsa, hesabı vardır.</p>

<p>Bir emanet varsa, hesabı vardır.</p>

<p>Bir söz verilmişse, hesabı vardır.</p>

<p>Bir kalp kırılmışsa, hesabı vardır.</p>

<p>Bir iftira atılmışsa, hesabı vardır.</p>

<p>Bir iyilik yapılmışsa, onun da Allah katında değeri vardır.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:</p>

<p>“Kim zerre kadar hayır işlerse onu görür. Kim de zerre kadar şer işlerse onu görür.”<br />
(Zilzâl, 99:7-8)</p>

<p>El-Hasîb’i tanıyan kul, hayatını gelişigüzel yaşamaz. Her adımının, her sözünün, her imkânının, her ihmalinin ve her tercihinin hesabı olduğunu bilir.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Bugün Rabbimin huzurunda hesabını veremeyeceğim hangi sözden, hangi işten, hangi haksızlıktan vazgeçmeliyim?</p>

<p>EL-CELÎL: YÜCELİK VE AZAMET SAHİBİ RAB</p>

<p>El-Celîl, yücelik, azamet, büyüklük ve ululuk sahibi olan Allah demektir.</p>

<p>Kulun kalbinde Allah’ın yüceliği yer ederse, dünyanın geçici büyüklükleri insanı aldatamaz. Çünkü makamlar geçer, servetler el değiştirir, beden yorulur, güç azalır, alkışlar susar. Fakat Rabbimizin yüceliği bakidir.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:</p>

<p>“Yeryüzünde bulunan her canlı yok olacaktır. Azamet ve ikram sahibi Rabbinin zatı ise baki kalacaktır.”<br />
(Rahmân, 55:26-27)</p>

<p>Bu ayet, insana büyük bir hakikat gösterir. Dünyada tutunduğumuz her şey geçicidir. Kalıcı olan yalnız Rabbimizdir. Öyleyse insan geçici olanla böbürlenmemeli, kalıcı olan Rabbinin huzurunda haddini bilmelidir.</p>

<p>El-Celîl’i tanıyan insanın kalbi büyüklük iddiasından arınır. Çünkü bilir ki gerçek celal, azamet ve yücelik Allah’a aittir.</p>

<p>Bu isim insana vakar kazandırır; fakat kibir kazandırmaz.</p>

<p>Vakar, insanın Allah’ın verdiği onuru korumasıdır.</p>

<p>Kibir ise insanın kendisini başkalarından üstün görmesidir.</p>

<p>Vakar, hakkı terk etmez.</p>

<p>Kibir, hakkı kendine göre eğmeye çalışır.</p>

<p>Vakar, insanı olgunlaştırır.</p>

<p>Kibir, insanı körleştirir.</p>

<p>El-Celîl’i tanıyan kul, Allah’ın yüceliği karşısında kendi küçüklüğünü fark eder. Bu fark ediş insanı değersizleştirmez; aksine onu daha bilinçli, daha ölçülü ve daha sorumlu hâle getirir.</p>

<p>Bugün kendimize sormalıyız:</p>

<p>Rabbimin celalini ve yüceliğini bilirken, hâlâ hangi geçici şeyle böbürleniyorum?</p>

<p>ER-RAKÎB: HER AN GÖZETEN RAB</p>

<p>Er-Rakîb, gözeten, denetleyen, kullarının hâlinden haberdar olan, hiçbir şey kendisinden gizli kalmayan Allah demektir.</p>

<p>İnsan çoğu zaman başkalarının görmesine göre davranır. İnsanların yanında daha dikkatli, yalnız kaldığında daha gevşek olabilir. Fakat er-Rakîb olan Rabbimiz, kulunu her hâliyle bilir ve görür.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:</p>

<p>“Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.”<br />
(Nisâ, 4:1)</p>

<p>Bu ayet, insanın bütün hayatına ölçü koyar. Çünkü Allah’ın gözetimi altında olduğunu bilen kişi, yalnız kalınca da kul olduğunu unutmaz.</p>

<p>Kimse görmediğinde de haramdan sakınır.</p>

<p>Kimse duymadığında da yalan söylemez.</p>

<p>Kimse takip etmediğinde de emaneti korur.</p>

<p>Kimse hesap sormadığında da görevini ihmal etmez.</p>

<p>Kimse fark etmediğinde de iyiliği terk etmez.</p>

<p>Er-Rakîb’i tanıyan insan, hayatını çift yüzlü yaşamaktan sakınır. Açıkta başka, gizlide başka olmamaya gayret eder. Çünkü Allah’ın gözetimi yalnız davranışlarımızı değil, niyetlerimizi de kuşatır.</p>

<p>Bu isim insana korkuyla birlikte derin bir güven de verir. Çünkü Allah yalnız hataları gözetmez; iyilikleri de görür. Kimsenin bilmediği bir sabrı, sessizce yapılan bir yardımı, içten edilen bir duayı, gizlice tutulan bir emaneti de Allah bilir.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görendir.”<br />
(Hadîd, 57:4)</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Ben insanların görmediği yerde de Allah’ın gözetimi altında olduğumu bilerek mi yaşıyorum?</p>

<p>AF, HESAP, CELAL VE GÖZETİM BİLİNCİ</p>

<p>Can Dostlar!</p>

<p>Bugün üzerinde durduğumuz bu dört güzel isim, hayatımızın her alanına ölçü koyar.</p>

<p>Bir kez daha özetlemek gerekirse:</p>

<p>El-Afüvv bize Rabbimizin affediciliğini hatırlatır. Kula düşen, affa muhtaç olduğunu bilmek, tövbeye yönelmek ve insanlara karşı insaflı olmaktır.</p>

<p>El-Hasîb Allah’ın hesabı en iyi gören Rab olduğunu öğretir. Kula düşen, sözünün, işinin, emanetinin ve tercihinin hesabını düşünerek yaşamaktır.</p>

<p>El-Celîl yücelik ve azametin Allah’a ait olduğunu bildirir. Kula düşen, geçici dünya imkânlarıyla böbürlenmeden haddini bilmektir.</p>

<p>Er-Rakîb Allah’ın her an gözeten Rab olduğunu gösterir. Kula düşen, gizlide ve açıkta aynı sorumluluk bilinciyle yaşamaktır.</p>

<p>Unutmayalım:</p>

<p>Allah affeder; kul affa muhtaç olduğunu unutmaz.</p>

<p>Allah hesabı görür; kul hesapsız yaşamaz.</p>

<p>Allah Celîl’dir; kul yücelik iddiasına kapılmaz.</p>

<p>Allah Rakîb’dir; kul gözetildiğini bilerek yaşar.</p>

<p>Esmâ ile ahlaklanmak; Rabbimizin güzel isimlerini yalnız dilde anmak değil, o isimlerin bize öğrettiği kulluk bilincini hayatımıza taşımaktır.</p>

<p>Rabbimiz bizleri; affını isteyen, hesabını düşünen, yüceliği yalnız Rabbine veren, gizlide ve açıkta O’nun gözetimi altında yaşadığını bilen kullarından eylesin.</p>

<p>Esmâullâh ahlâkı ile ahlaklanma gayreti içinde olan gönül dostlarına selam olsun.</p>

<p>“Esmâ ile Ahlaklanmak” (11)’de buluşmak üzere.</p>

<p>Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın Can Dostlar!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 16:05:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>NASREDDİN HOCA’NIN ÇÖMLEĞİ…</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/nasreddin-hocanin-comlegi-2861</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/nasreddin-hocanin-comlegi-2861</guid>
                <description><![CDATA[NASREDDİN HOCA’NIN ÇÖMLEĞİ…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Nasreddin Hoca’nın Subaşı’na işi düşer. Subaşı rütvetçinin biridir. Nasreddin Hoca<br />
bunu bilir.<br />
Nasreddin Hoca, bir çömleğin dibine dışkı doldurup, üzerini bal ile düzeltir.<br />
Subaşı’na çömleği uzatınca, Subaşı Hoca’nın istediği belgeyi verir.<br />
Hoca ayrıldıktan sonra işin farkına varır Subaşı. Arkasından adamını Hoca’ya gönderir.<br />
Hoca’ya yetişen Subaşı’nın adamı:<br />
-Hoca Efendi, ilamda bir yanlışlık varmış…Subaşı düzeltmek için geri istiyor.<br />
-Kusura bakma evlat, der Hoca…Yanlışlık ilamda değil benim çömlekte!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 16:07:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÜRÜN ETİKETİ OKUYOR MUSUNUZ?</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/urun-etiketi-okuyor-musunuz-2860</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/urun-etiketi-okuyor-musunuz-2860</guid>
                <description><![CDATA[ÜRÜN ETİKETİ OKUYOR MUSUNUZ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ya da şöyle diyelim, alışveriş yaptığınız yerlerden aldığınız, ürünlerin</p>

<p>üzerindeki İÇİNDEKİLER kısmını okuyor musunuz?</p>

<p>Bu zamana kadar okumadıysanız, bundan sonra okuyun derim.</p>

<p>Hepimizin çokça tükettiği kimi ürünlerin içerisinde hangi tehlikeli</p>

<p>maddeler var, biliyor musunuz?</p>

<p>İşte bazıları;</p>

<p>*Mayonez ve salata soslarında kıvam arttırıcı, kolesterol ve tansiyonu</p>

<p>etkileyici maddelerdir(hekimler böyle diyor)</p>

<p>*Düşük kalorili tatlılar ve salata soslarında Karbonsimetilselüloz-</p>

<p>E466) bulunuyor.</p>

<p>*Ekmek, kek, spor içecekleri ve bitkisel sütlerde 80 Polisorbat -E433)</p>

<p>bulunuyor</p>

<p>*Dondurma ve vegan ürünlerde kullanılan karajenon (E407) ve</p>

<p>margarinde yer alan -E 471 kodlu yağ asitleri de koruyucu sistemleri</p>

<p>zayıflatan unsurlar arasında.</p>

<p>*Liste çok uzun, ancak Dünya Sağlık Örgütü’nce en riskli olanları</p>

<p>burada anlatmak istiyorum. Listenin başında ise sosis, salam ve</p>

<p>pastırma gibi işlenmiş kırmızı etlerde kullanılan nitrit ve</p>

<p>nitratlardır.</p>

<p>*İçinizde sakızla tanışmayan, bazılarını sevmeyeniniz yoktur.</p>

<p>Sakızlardaki beyazlatıcı olarak kullanılan titanyum dioksit (E171) insan</p>

<p>DNA’sına zarar veren en etkili zehirlerdir!...</p>

<p>*Diyet kolalar, ketçaplar ve şekersiz ürünlerde kullanılan aspartam,</p>

<p>sakarin, suklaroz ve asesil fanı gibi yapay tatlandırıcılar…</p>

<p>PEKİ NE YAPMALIYIZ?</p>

<p>Size yüzde yüz bir reçete veremem. Zaten bunu kimse veremez. O</p>

<p>kadar çoklar ki. Ben bile bu tuzakların çoğuna düşen biriyim. Hiç değilse ne</p>

<p>kadar kaçabiliriz , nereden başka yol bulabiliriz sorununu paylaşmak</p>

<p>istedim sizinle.</p>

<p>Hiç değilse şunları yapabiliriz;</p>

<p>*Ambalajlı ve uzun raf ömürlü gıdaların azaltılması ilk akla gelendir.</p>

<p>Hiçbir hazır et ürününü eve yaklaştırmayın. Özellikle kırmızı et ürününü.&nbsp;</p>

<p>*Ev yapımı taze gıdalara öncelik verin. Paket üzerindeki İÇİNDEKİLERİ</p>

<p>iyi okuyun</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 16:05:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YÖRESEL AĞIZLARDA ATASÖZLERİ</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/yoresel-agizlarda-atasozleri-2859</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/yoresel-agizlarda-atasozleri-2859</guid>
                <description><![CDATA[YÖRESEL AĞIZLARDA ATASÖZLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>-Bak tarağına,al bezini(Van,Rize)</p>

<p>-Baktın ibrik akıyor;evvel götünü yu,sonra aptes boz(G.Ant.)</p>

<p>-Baktın kar havası,eve gel kör olası(Blecik)</p>

<p>-Baktın martın dokuzu,sal çayıra öküzü(tokat)</p>

<p>-Bal arıdan,kavga karıdan çıkar(Afyon)</p>

<p>-Balığı tutmadan,tavayı ateşe koyma(Skarya)</p>

<p>-Balık tutanın paçası ıslanır(Afyn)</p>

<p>-Balı olandan,pekmez esirgenmez(Sinop)</p>

<p>-Bal küpünden sirke,sirke küpünden bal sızmaz(Knya)</p>

<p>-Baltanı taşa çal,ağaca değme(Ankara)</p>

<p>-Basıra arpa ekmeği muhana(bahane)(Ankra)</p>

<p>-Baskın basanın,söz kesenin(Isprta)</p>

<p>-Başağı dik ekinin tanesi olgun olmaz(Bolu)</p>

<p>-Baş başa vermeyince iş bitmez(Brdr,Çnakkale,Smsun;Van,Ankara)</p>

<p>-Başı bunlu olanın,malı ucuz olur(Isprta)</p>

<p>-Başkasına kuyu kazan kendi düşer(Rize,Ank.)</p>

<p>-Batacak ördek,götün götün gider(Van)</p>

<p>-Batan kayık yan gider(Ordu)</p>

<p>-Batmanla gider,dirhemle çıkmaz(Afyn)</p>

<p>-Bayram kemiğiyle köpek tavlanmaz(Bolu)</p>

<p>-Bazan teker döner,bazen dingil(Gresun)</p>

<p>-Bekar gözü ile kız alınmaz(Bolu)</p>

<p>-Bekar gözü ile kız,Yaya gözü ile kız alma(Bitlis)</p>

<p>-Bereket sabanın ucundadır(Mlatya)</p>

<p>-Bildiğin ayranı,bilmediğin yoğurda değişme(Elazığ.Mlatya)</p>

<p>-Binde bir gelinen yere gül döşerler,her gün gelinen yere kül döşerler(Niğde)</p>

<p>-Bir alaca dananın şerri yedi köye domunur(Artvin)</p>

<p>-Bir çocuğun kırk ebesi olursa,ya kör olur,ya topal(Isprta)</p>

<p>-Bir deliyle bir akıllı bir kılı kırmamış(Mlatya)</p>

<p>-Bir demet gül,bir harman ottan iyidir(Yeşilyurt)</p>

<p>-Bir ekmeklik unun varsa,erbabına yaptır(Smsun)</p>

<p>-Bir elle diken,iki elle toplar(Mlatya)</p>

<p>-Bir gemiyi iki reis batırır(Kerkük-Irak)</p>

<p>-Bir götü boklu dana,bir dam sığırı boklarmış(Bolu)</p>

<p>-Bir hatır,iki hatır,üçüncüsünde vur yatır(Artvin,Van,Mlatya,G.Ant.,Kyseri)</p>

<p>-Biribiri(hısım,akraba),adamı yer diri diri(Sivas)</p>

<p>-Bir iğnenin yokluğu yokluktur(Afyon)</p>

<p>-Bir insan eşek olunca,semer vuran çok olur(Bolu)</p>

<p>-Bir malın iyisini alırsan tek alırsın,kötüsünü ise çok kezler(Yzgat,Ank.)</p>

<p>-Bir osuruk dokuz doktora bedeldir(Giresun)</p>

<p>-Bir söz yola getirir,bir söz yoldan çıkarır(G.Ant)</p>

<p>-Bir topal bit,bir gecede yedi yastık dolaşır(Isparta,Çankırı,Bitlis)</p>

<p>-Bol ekmek harmanda,bol et kurbanda(Dnizli)</p>

<p>-Borcun iyisi olmaz,borçlunun iyisi olur(Van)</p>

<p>-Borç vermek zordur,borç istemek ondan da zordur(Aydın)</p>

<p>-Boynuz öküze,semer eşeğe yük olmaz(Mlatya)</p>

<p>-Buğdayı,arpayı taşlı yerden,kızı kaşlı yerden al(G.Ant.)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 16:05:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ FADİME’M(56)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-fadimem56-2858</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-fadimem56-2858</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ FADİME’M(56)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Fadimem geliyor elinde tütün,</p>

<p>Gız seni sevenin yüreği bütün,</p>

<p>Sallanma Fadimem dallara tutun,</p>

<p>Fadimem Fadimem gül Fadimem</p>

<p>Gül dibine gel Fadimem</p>

<p>***</p>

<p>Fadimem gine yakmış ocağı,</p>

<p>Fadimemin belindedir kuşağı,</p>

<p>Kokusu da sarmış köşe bucağı</p>

<p>Sallanma Fadimem dallara tutun</p>

<p>Fadimem Fadimem gül Fadimem</p>

<p>Gül dibine gel Fadimem</p>

<p>***</p>

<p>Fadimem kızmış kaşını çatıyor,</p>

<p>Fadimem kaşı canlar yakıyor,</p>

<p>Dertlerime bin dert katıyor.</p>

<p>Sallanma Fadimem dallara tutun,</p>

<p>Fadimem Fadimem gül Fadimem</p>

<p>Gül dibine gel Fadimem.</p>

<p>Birçok yörede söz ve ezgi söylenen “Fadime” türküsüne benzerliği</p>

<p>görülen türkünün söz ve müziği Kültür Bakanlığı Mahalli sanatçımız</p>

<p>Mehmet Topçuoğlu’na aittir.</p>

<p>Buna benzer Al Fadimem Gül Fadimem yanakları bal Fadimem gibi</p>

<p>türküler de değişik versiyonlardır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 16:05:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>VERİRSE HAK VERİR, VERMEZSE HAK VERMEZ!</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/verirse-hak-verir-vermezse-hak-vermez-2857</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/verirse-hak-verir-vermezse-hak-vermez-2857</guid>
                <description><![CDATA[VERİRSE HAK VERİR, VERMEZSE HAK VERMEZ!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bektaşi yolda bir şaire rastlar, nereye gittiğini sorar.<br />
Şair de:<br />
-Bey’e bir kaside yazdım. Belki birkaç kuruş ihsan eder. İstersen sen de gel. Der<br />
Bektaşi de şairin peşine düşer. Şair kasidesini Bey’e sunar. Bey okur. Birkaç kuruş<br />
verir. Bu sırada Bektaşi’de bir kağıda bir şeyler çiziktirir.Bey’e uzatır. Bey okuyunca, çıkarır<br />
Bektaşi’ye bir kese altın verir.<br />
Şair şaşkındır!<br />
-Yahu, sen ne yazdın ki bey o kadar memnun kalıp,bir kese altın verdi?<br />
Bektaşi:<br />
-Erenlerim, benim aklım öyle övgüye gelmez. Şöyle yazmıştım:<br />
-“ Eğer bana bir şey lütfedeceksen veren Hak’tır,sen memursun. /<br />
Eğer bir şey vermeyecek olursan,vermeyen Hak’tır, sen mazursun”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 17:22:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ(55) EYÜB’ÜM</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri55-eyubum-2856</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri55-eyubum-2856</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ(55) EYÜB’ÜM]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Eyüp’ümün gezdiği dağlar meşeli,<br />
Elleri kolları ırakı konyak şişeli<br />
Öf ulan da aman benzimi soldurdu<br />
Sultan’ımın ardına düşeli.<br />
***<br />
Karadağlar’da geyik yok<br />
Ağlama sultanım ondan başka Eyüp yok.<br />
Eyüp’ün ölüsü ayazlarda katılmış<br />
Kanlı bohçası tellallara satılmış<br />
İbiş Dayı köpekleri bağladı<br />
Kör Arap beni pencerede avladı<br />
Çirkin Ali kollarımı bağladı.<br />
***<br />
Yerkesik’in ince minaresi minaresi<br />
Sarık kalmış Kerimoğlu’nun cigaresi<br />
***<br />
Haydi anam oyunbaz<br />
Oyunlarına doyulmaz, Kör olası Kör Arap<br />
Uykusunda adam vurulmaz.<br />
***<br />
Arap beni Çakallık’ta avladı<br />
Kör kurşunu ciğerimi dağladı,<br />
Eyüp’ümün kanlı gömleği giderken<br />
Anacığı ardından ağladı.</p>

<p>Kerimoğlu Eyüp zeybek adına yakıştırılmış, kısa sözlü ekleme türkülerdendir. Asıl Kerimoğlu türküsüyle hiçbir ilgisi yoktur. Kadın oyun havası gibi, yörenin desdümbek (Darbuka) ya da leğenle türkü yakan kadınlarının uydurduğ3u sözlerden oluşur. Ezgi bakımından Kerimoğlu<br />
türküsüne benzetilmeye çalışılmıştır.<br />
Türkü, Kerimoğlu’nun ne yaşamındaki kesitlerle, Kerimoğlu Eyüp Zeybek, ağabeyi Hüseyin efe ve Hüseyin Efe’nin arkadaşlarından Kocaoğlan lakaplı Kavaklar’ın Mehmet, bugünkü Menteşe mahallesi olan eski adıyla Çakallar’da pusuya düşürülmüşlerdir. Bu baskın sırasında Eyüp öldürülmüş, arkadaşları da yaralı ele geçirilmiştir. Olayın olduğu tarih 1901<br />
olarak kayıtlardadır. (ileride asıl Kerimoğlu türküsünü “Kerimoğlu Zeybeği”<br />
olarak sunmaya çalışacağız.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 17:22:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YÖRESEL AĞIZLARDA ATASÖZLERİ</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/yoresel-agizlarda-atasozleri-2855</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/yoresel-agizlarda-atasozleri-2855</guid>
                <description><![CDATA[YÖRESEL AĞIZLARDA ATASÖZLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>-Ağ ipin pamuğa zararı var(Van)<br />
-Ağlamak akçe etmez(Ordu)<br />
-Ağlaya ağlaya eken,güle güle biçer(Konya,Malatya)<br />
-Ağlayan çocuktan iş memul(ümit) edilmez(Erzurum)<br />
-Ağlayan göze kimse gülmez(Ordu)<br />
-Ağlayanın malı gülene hayır etmez(Sivas,Van,Ank.,Malatya,Elazığ,Sinop)<br />
-Ağ mal ,kara gün içindir(Artvin)</p>

<p>-Ağ ottan(kalın,sert ot)balta sapı olmazsa,birini yine yap(Kars)<br />
-Ağrımadık başa çaput sarma(Kayseri)<br />
-Ağrısız başım, kaygusuz aşım(Konya)<br />
-Ağustosta beyni kaynamayanın,zemheride kazanı kaynamaz(Malatya)<br />
-Ağustosta yatanı zemheride bünelek( sığır sineği ) tutmuş(Tokat)<br />
-Ağzında bal olan arının,kuyruğunda iğnesi vardır(Konya)<br />
-Ağzının höreğine (yiyecek) göre danış(Iğdır,Kars)<br />
-Ağzı yımbıldıyanın (yamulma, kımıldama ) sırtı gümbürder(Samsun)<br />
-Ahali ayaklanırsa padişahı tahttan indirir(G.Ant)<br />
-Ahmağın karnı doyunca,çarığına bakar(Malatya)<br />
-Ak akçe ile,ak baldıra güven olmaz(G.Ant)<br />
-Akan çay her zaman kütük getirmez(Aydın)</p>

<p>-Akara kokara bakma,çuvala girene bak(Malatya)<br />
-Ak curun(ağaçtan oluk, kurna) akamazsa ,kara curun kol gibi(G.Ant)<br />
Akçalı adamdan dağlar korkar(Sivas)<br />
-Akı köpeğe atarlar,karayı yemeğe katarlar(Isparta)<br />
-Akıllı oğlun varmış malı neylersin,akılsız oğlun varmış malı neylersin(İzmir)<br />
-Akıllı olsa her sakallı kişi,keçiye danışır(sakallılara)danışırlar her işi(Bolu)<br />
-Akıllı olsun,düşman olsun(Konya)<br />
-Akıllı sözünü delillerle,deli yeminlerle(Ank.)<br />
-Akıllıyı arkada tutma,ahmağı kılavuz etme(Bolu,Aydın;Sinop)<br />
-Akıllı yolunu şaşırınca,deli sevinir(Bolu)<br />
-Akıl malı yer,mal aklı yemez(Elazığ)<br />
-Akılsız baş,neyler tıraş(Isparta)<br />
-Akıl toprak değil,herkes başına savura(Van)<br />
-Ak itin,ayrancıya zararı var(Sivas)<br />
-Ak it, kara it, hepsi bir it(Bolu,G.Ant.)<br />
-Ak köpeğe koyun diye sarılma(Ankara)<br />
-Aklı başında olan,eşeğini dağdan taştan indirir(Afyon)<br />
-Aklı kısayla,boyu köseyle arkadaş olma(Ankara)<br />
-Aklınla gör,elinle yap(Bolu,Kastamonu,Malatya)<br />
-Aklınla gör kalbinle işle(Konya)<br />
-Aklın var parayı neylen, aklın yok gene parayı neylen(Sivas)<br />
-Aklı yetmeyenin devesini gütme(Adana)<br />
-Akranı ile uçmayan kuş,semada hu çeker(Sivas)<br />
-Akşam bulutu kızarırsa eynine abayı al, sabah bulutu kızarırsa eline yabayı al(Amasya)<br />
-Akşam kapısı örtük,sabah kapısı açık gerek(Malatya)<br />
-Ak tumana(dona) gök mavi yamalık vurulmaz(Malatya)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 17:21:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>EVİMİZDEKİ GİZLİ KATİLLER!PFAS GERÇEĞİ)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/evimizdeki-gizli-katillerpfas-gercegi-2854</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/evimizdeki-gizli-katillerpfas-gercegi-2854</guid>
                <description><![CDATA[EVİMİZDEKİ GİZLİ KATİLLER!PFAS GERÇEĞİ)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>*Sabah kahvaltısında teflon tavada bir güzel omlet yaptınız.<br />
*Yanına da yapışmaz ızgarada ekmek kızarttınız.<br />
*Kahvaltıdan kalkıp, ellerinizi yıkamaya gittiniz plastik sabunluktan<br />
ellerinizi yıkadınız.<br />
*Hatta kıllarının neden yapıldığını bilmediğiniz diş fırçası ile dişlerinizi<br />
fırçaladınız.<br />
*Evden çıkacaksanız, yağmurlu bir gün su geçirmeyen montunuzu<br />
giydiniz. Ayağınıza ne olur ne olmaz diye altı plastik botunuzu da ayağınıza<br />
geçirdiniz.<br />
*Yağmur şiddetli. Bir kahveye oturdunuz, kağıt bardaktan kahve veya<br />
çay içtiniz.<br />
*Makyaj yapma, suya dayanıklı güneş kremi de kullandınız. Daha<br />
onlarca yüzlerce sayarım.<br />
Ben dahil hepimiz kullanıyoruz. Ama bunların bir ortak özelliği var,<br />
bir çoğu kamuoyunda “sonsuz kimyasallar” olarak bilinen PFAS içeriyor.<br />
PFAS; “per-ve polifloroalkil” maddeler. 1940 lı yıllardan bu yana,<br />
suya, yağa, ısıya dayanıklılık sağlamak için kullanılıyor.<br />
Bugün mutfak gereçlerinden tekstil ürünlerine, gıda ambalajlarından<br />
elektronik eşyalara kadar her alanda kullanılıyor. Özellikleri; “Dayanıklı,<br />
uzun ömürlü ve işlevsel olmaları”<br />
Bu kadar güzellik bir arada olursa, şüphe de içinde oluyor. Ne denir “<br />
Cehenneme giden yolun taşları rengarenktir…” Yani bunların çevreye<br />
zararları sayılamayacak kadar çoktur. Doğada kimi zor çözülür, bazıları da<br />
hiç çözülmez. Yani yok olmaz. Ben çevresel yönünü burada kesip, insan<br />
sağlığına bıraktığı kalıcı etkilerden birkaçını sıralamak istiyorum.<br />
Bağışıklık sisteminde olumsuz etkileri var<br />
*Bu karaciğer işlevlerinde bozukluğa, bazı kanser türlerini<br />
tetikleyebileceği anlatılıyor. Bu nedenle bazı ülkelerde kullanım alanları<br />
daraltılıyor.<br />
Bu nedenle İsveç’in attığı adım önem kazanıyor; Ülke Avrupa<br />
Birliğinin ortak düzenlemesini beklemeden PFAS içeren giysi, ayakkabı,<br />
kozmetik, mutfak gereçleri ve benzeri birçok tüketici ürününü<br />
2028(den itibaren yasaklamayı planlıyor. Bu arada sevindiren bir haber var; PFAS’ın kirlettiği toprakları<br />
temizlemek için çözümler bulunduğu bildiriliyor. Bunu da bir başka yazıda<br />
yazalım.</p>

<p>PEKİ BU ETKİLERDEN KURTULMAK İÇİN NELER YAPALIM?</p>

<p>*Tek kullanımlık ürünleri azaltın,<br />
*Satın aldığınız ürünlerin içerik bilgilerini inceleyin. Mümkün<br />
olduğunda PFAS içermeyen alternatifleri tercih edin,<br />
*Üreticilerden , ürün içerikleri hakkında daha fazla şeffaflık talep<br />
edin,<br />
*Su ve yağ itici özellik taşıyan ürünleri yalnızca gerçekten gereksinim<br />
duyduğunuz durumlarda tercih edin,<br />
*Bireysel seçimler önemli, ancak kalıcı çözüm, üreticilerin daha<br />
güvenli ürünler geliştirmesinden9 geçiyor.<br />
*Türkiye’de toprak (güveç) gibi ürünler, Çelik tencereler, hele bakır<br />
mutfakr gereçleri çok ünlüdür. Bunları tercih edin,<br />
*Plastik değil. Cam, PFAS değil, daha dayanıklı seramik kupalar vs .<br />
tercih edin.<br />
En önemlisi bir eşya vs. alırken piyasa kontrolü yapın. Acele etmeyin!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 17:21:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 9  EL-ALİYY, EL-KEBÎR, EL-HAFÎZ, EL-MUKÎT</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-9-el-aliyy-el-kebir-el-hafiz-el-mukit-2853</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-9-el-aliyy-el-kebir-el-hafiz-el-mukit-2853</guid>
                <description><![CDATA[ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 9  EL-ALİYY, EL-KEBÎR, EL-HAFÎZ, EL-MUKÎT]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>*Can Dostlar!*</p>

<p>Esmâü’l-Hüsnâ yolculuğumuza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Rabbimizin güzel isimleri, gönül dünyamızı aydınlatan birer nur; hayatımıza yön veren birer ölçüdür.</p>

<p>Bugün gönül kâsemize düşen güzel isimler; *el-Aliyy, el-Kebîr, el-Hafîz ve el-Mukît* olacaktır.<br />
Gayret bizden, yardım Âlemlerin Rabbindendir.</p>

<p>Bu dört güzel isim bize şu hakikati hatırlatır:<br />
**Allah yücedir; kul yüceliği kibirde değil, kullukta arar.<br />
Allah büyüktür; kul büyüklük taslamaz.<br />
Allah koruyandır; kul emaneti korur.<br />
Allah Mukît’tir; kul rızkı, gücü ve imkânı emanet bilir.**</p>

<p>Kur’an’da Rabbimiz şöyle buyurur:<br />
*“Bu böyledir. Çünkü Allah hakkın ta kendisidir. O’ndan başka yalvardıkları ise bâtıldır. Şüphesiz Allah, yücedir, büyüktür.”*<br />
(Hac, 22:62)</p>

<p>Bu ayet, bugün işleyeceğimiz iki ismi aynı hakikatte buluşturur: *el-Aliyy ve el-Kebîr.* Yücelik de büyüklük de mutlak anlamda Allah’a aittir. Kulun değeri ise kendisini büyük görmesinde değil; Rabbini büyük bilmesinde ve O’nun ölçüsüne teslim olmasındadır.</p>

<p>## EL-ALİYY: YÜCELİK YALNIZ ALLAH’A AİTTİR</p>

<p>*El-Aliyy*, yüceliği mutlak olan, her şeyin üstünde bulunan, hiçbir varlıkla kıyaslanamayacak derecede üstün ve yüce olan Allah demektir.</p>

<p>İnsan dünyada bazen yükselmeyi yanlış yerde arar. Makam yükselirse kendisini yücelmiş zanneder. Mal çoğalırsa değerinin arttığını düşünür. İnsanlar alkışlarsa kıymet kazandığını sanır.</p>

<p>Oysa Kur’an bize yüceliğin gerçek kaynağını hatırlatır:<br />
*“Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. O, yücedir, büyüktür.”*<br />
(Şûrâ, 42:4)</p>

<p>El-Aliyy’i tanıyan insan, yüceliği makamda, parada, soyda, kalabalıkta ve insanların övgüsünde aramaz. Çünkü bunların hepsi geçicidir. Bugün verilen yarın alınabilir. Bugün alkışlayan yarın unutabilir. Bugün yüksek görünen yarın düşebilir.</p>

<p>Gerçek yücelik, Allah’a kulluktadır.<br />
Allah katında yükselmek; insanları ezmekle değil, hakka teslim olmakla mümkündür.</p>

<p>Yücelmek isteyen insan, önce nefsini ilah edinmekten uzak durmalıdır. Çünkü nefsinin her isteğini ölçü yapan kişi, dışarıdan yüksek görünse bile iç dünyasında alçalabilir.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>*“Allah, içinizden iman edenleri ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltir.”*<br />
(Mücâdele, 58:11)</p>

<p>Demek ki Allah katındaki yükselişin yolu; iman, ilim, güzel amel, adalet, merhamet ve sorumluluk bilincidir.</p>

<p>El-Aliyy’i tanıyan kul, başkasını aşağılayarak yükselmeye çalışmaz. İnsanları basamak olarak görmez. Kendisini başkalarının üstünde değil, Allah’ın huzurunda sorumlu bir kul olarak görür.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:<br />
*Ben yüceliği Allah’ın rızasında mı arıyorum, yoksa insanların gözünde büyük görünmekte mi?*</p>

<p>## EL-KEBÎR: MUTLAK BÜYÜKLÜK SAHİBİ RAB</p>

<p>*El-Kebîr*, büyüklüğü mutlak olan, kudreti ve azameti her şeyin üstünde bulunan Allah demektir.<br />
İnsan bazen küçük bir imkânla büyüklük taslar. Bir makam elde eder, kendisini vazgeçilmez zanneder. Biraz mal kazanır, insanlara yukarıdan bakar. Biraz bilgi öğrenir, başkalarını küçümser.</p>

<p>Fakat el-Kebîr olan Allah’ı tanıyan insan, kendi sınırını bilir.<br />
Rabbimiz şöyle buyurur:<br />
*“Gizliyi de açığı da bilen, büyük ve yüce olan Allah’tır.”*<br />
(Ra‘d, 13:9)<br />
Allah büyükse, kul büyüklük taslamaz.</p>

<p>Allah büyükse, insan kendi gücünü mutlak görmez.<br />
Allah büyükse, hiçbir makam, hiçbir servet, hiçbir kalabalık insanı azdırmamalıdır.</p>

<p>Kur’an insanı kendi haddine çağırır:</p>

<p>*“Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen ne yeri yarabilirsin ne de dağlara boyca ulaşabilirsin.”*<br />
(İsrâ, 17:37)<br />
Bu ayet, insanın kalbindeki sahte büyüklük iddiasını sarsar.</p>

<p>Ey insan! Ne kadar büyüdüğünü düşünürsen düşün, yeri yaramazsın. Ne kadar yükseldiğini zannedersen zannet, dağlara ulaşamazsın. Öyleyse bu kibir niye?</p>

<p>El-Kebîr’i tanıyan kul, büyüklüğün Allah’a ait olduğunu bilir. Bu bilgi onu küçültmez; aksine kibirden kurtarır. Çünkü insan Rabbini büyük bildiğinde, dünyanın geçici büyüklüklerine esir olmaz.</p>

<p>Kendisine verilen imkânı zulme çevirmez.<br />
Gücünü başkalarını ezmek için kullanmaz.<br />
Sözünü insanları kırmak için keskinleştirmez.<br />
Bilgisini üstünlük aracı yapmaz.<br />
Bugün kendimize sormalıyız:<br />
*Kalbimde Allah mı büyük, yoksa nefsimin büyüttüğü dünya kaygıları mı?*</p>

<p>## EL-HAFÎZ: KORUYAN, GÖZETEN VE ZAYİ ETMEYEN RAB</p>

<p>*El-Hafîz*, koruyan, gözeten, muhafaza eden, hiçbir şeyi zayi etmeyen Allah demektir.<br />
İnsan çoğu zaman güvende olmak ister. Malını, ailesini, sağlığını, geleceğini, itibarını ve hayatını korumaya çalışır. Elbette insan sebeplere sarılmalıdır. Fakat gerçek koruyanın Allah olduğunu unutmamalıdır.</p>

<p>Kur’an’da Yakup Peygamber’in dilinden şöyle bildirilir:<br />
*“Allah en hayırlı koruyandır. O, merhametlilerin en merhametlisidir.”*<br />
(Yûsuf, 12:64)<br />
Bu ayet, güvenin kaynağını gösterir. İnsan tedbir alır; ama sonucu Allah’a bırakır. Çünkü kulun koruması sınırlıdır, Allah’ın koruması ise rahmeti ve bilgisiyle kuşatıcıdır.</p>

<p>El-Hafîz’i tanıyan insan, yalnız korunmayı beklemez; kendisine verilen emanetleri de korur.</p>

<p>Ailesi emanettir.<br />
Sözü emanettir.<br />
Malı emanettir.<br />
Görevi emanettir.<br />
Zamanı emanettir.<br />
Bedeni emanettir.<br />
Kalemi emanettir.<br />
İnsanların güveni emanettir.</p>

<p>Kul, el-Hafîz olan Rabbini tanıdıkça, emanete ihanet etmekten sakınır. Kendisine bırakılan sırrı korur. Yetimin hakkını korur. Kamu malını korur. Aile içindeki güveni korur. Söz verdiğinde sözünü korur.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:<br />
*“Şüphesiz Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emreder.”*<br />
(Nisâ, 4:58)</p>

<p>El-Hafîz ismi bize şunu da hatırlatır: Allah kulun iyiliğini de zayi etmez. Kimsenin görmediği bir hayrı Allah bilir. Sessizce yapılan bir yardım, gizli bir dua, sabırla taşınan bir yük, haksızlıktan kaçınmak için gösterilen gayret Allah katında kaybolmaz.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:<br />
*Ben, Allah’ın bana emanet ettiği şeyleri ne kadar koruyorum?*</p>

<p>## EL-MUKÎT: RIZIKLANDIRAN, GÜÇ VEREN VE HER ŞEYE ÖLÇÜYLE YETEN RAB</p>

<p>*El-Mukît*, her varlığa rızkını ulaştıran, yaşama gücü veren, ihtiyaçları bilen, her şey üzerinde kudret ve gözetim sahibi olan Allah demektir.</p>

<p>İnsan hayatını sürdürebilmek için sayısız nimete muhtaçtır. Bir lokma ekmek, bir yudum su, bir nefes hava, bir anlık sağlık, bir parça huzur… Bunların hiçbiri kendiliğinden değildir.<br />
Rabbimiz her varlığı bilir, gözetir ve yaşaması için gereken imkânı yaratır.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyurulur:<br />
*“Kim güzel bir işe aracılık ederse, ondan kendisine bir pay vardır. Kim de kötü bir işe aracılık ederse, ondan da kendisine bir pay vardır. Allah her şey üzerinde Mukît’tir.”*<br />
(Nisâ, 4:85)</p>

<p>Bu ayet, el-Mukît ismini çok önemli bir sorumlulukla birlikte öğretir. İnsan yalnız yaptığı işten değil; destek olduğu, aracılık ettiği, güç verdiği şeylerden de sorumludur.</p>

<p>Bir iyiliğe vesile olmak güzeldir.<br />
Bir haksızlığı büyütmeye aracılık etmek ise ağır bir sorumluluktur.</p>

<p>El-Mukît’i tanıyan insan, kime güç verdiğine dikkat eder. Hangi sözü yaydığına dikkat eder. Hangi işe destek olduğuna dikkat eder. Hangi kapıyı açtığına, hangi kötülüğe zemin hazırladığına dikkat eder.</p>

<p>Çünkü Allah her şeyi görür, bilir ve karşılıksız bırakmaz.</p>

<p>El-Mukît ismi bize rızık ahlâkını da öğretir. Rızkı veren Allah’tır. Kul, kendisine verilen nimeti israf etmez, hor kullanmaz, yalnız kendisine ait zannetmez.</p>

<p>Bir sofrada nimet varsa, orada şükür olmalıdır.<br />
Bir elde imkân varsa, orada paylaşma olmalıdır.<br />
Bir gönülde güç varsa, orada zayıfı gözetme olmalıdır.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>*“Nice canlı vardır ki rızkını taşıyamaz. Onları da sizi de Allah rızıklandırır. O, işitendir, bilendir.”*<br />
(Ankebût, 29:60)</p>

<p>Bu ayet, rızık endişesiyle kalbi daralan insana güven verir. Fakat aynı zamanda nimeti hoyratça kullanan insana da uyarıdır. Çünkü rızkı veren Allah ise, nimeti kullanmanın da bir ahlâkı olmalıdır.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:<br />
*Ben Allah’ın verdiği rızkı ve gücü hayra mı taşıyorum, yoksa kötü işlere destek mi yapıyorum?*</p>

<p>## YÜCELİK, BÜYÜKLÜK, KORUMA VE RIZIK AHLAKI</p>

<p>*Can Dostlar!*<br />
Bugün üzerinde durduğumuz bu dört güzel isim, hayatımızın her alanına ölçü koyar.</p>

<p>*Bir kez daha özetlemek gerekirse:*</p>

<p>*El-Aliyy* bize yüceliğin Allah’a ait olduğunu öğretir. Kula düşen, yüceliği kibirde değil, kullukta aramaktır.<br />
*El-Kebîr* büyüklüğün yalnız Rabbimize ait olduğunu bildirir. Kula düşen, büyüklük taslamadan haddini bilmektir.<br />
*El-Hafîz* Allah’ın koruyan ve gözeten Rab olduğunu hatırlatır. Kula düşen, kendisine verilen emanetleri korumaktır.<br />
*El-Mukît* rızık veren, güç veren ve her şeyi kuşatan Rabbimizi tanıtır. Kula düşen, nimeti israf etmemek, gücü hayra taşımak ve kötüye aracılık etmekten sakınmaktır.</p>

<p>Unutmayalım:<br />
*Allah yücedir; kul yüceliği kullukta arar.*<br />
*Allah büyüktür; kul büyüklük taslamaz.*<br />
*Allah korur; kul emaneti korur.*<br />
*Allah Mukît’tir; kul rızkı, gücü ve imkânı sorumlulukla taşır.*<br />
Esmâ ile ahlaklanmak; Rabbimizin güzel isimlerini yalnız dilde anmak değil, o isimlerin bize öğrettiği kulluk bilincini hayatımıza taşımaktır.</p>

<p>Rabbimiz bizleri; yüceliği Allah’ın rızasında arayan, büyüklük taslamaktan sakınan, emanetleri koruyan, nimeti şükürle taşıyan ve gücünü hayra vesile kılan kullarından eylesin.</p>

<p>*Esmâullâh ahlâkı ile ahlaklanma gayreti içinde olan gönül dostlarına selam olsun.*</p>

<p>*Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın Can Dostlar!*</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 17:20:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HEKİMLİK DİKKAT İSTER</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/hekimlik-dikkat-ister-2852</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/hekimlik-dikkat-ister-2852</guid>
                <description><![CDATA[HEKİMLİK DİKKAT İSTER]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hoca tıp öğrencilerine öğüt veriyordu:<br />
-Çocuklar, iyi doktor olmak için iki koşul var. Biri dikkatli olacaksınız, diğeri<br />
tiksinmeyeceksiniz.<br />
Öğrenciler;<br />
-Biz de dikkatliyiz, biz de tiksinmeyiz”<br />
Diye yüksekten atınca. Hoca bir kap idrar getirtti. ..Parmağını batırıp, ağzına götürdü.<br />
-Hadi bunu yapın bakalım, dedi.<br />
Çocuklar, istemeyerek de olsa, parmaklarını idrara batırıp ağızlarına götürdüler…<br />
Sonunda idrar sınavı bitmiş oldu.<br />
-Efendim inandınız mı?<br />
-Evet tiksinmediğiniz belli ama, dikkatli değilsiniz…Çünkü ben işaret parmağımı idrara<br />
sokup, orta parmağımı ağzıma götürmüştüm.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>TRABZON’A GİTMİZ.</p>

<p>Temel uçakla Trabzon’a gidecekmiş. Oturmuş bir yere rastgele. Asıl yer sahibi gelmiş:<br />
-Beyefendi burası benim yerim, kalkar mısınız? İşte biletim..<br />
-Hayır, kalkmam.<br />
-Beyefendi biletimi de gösterdim, burası benim yerim lütfen kalkar mısınız?<br />
-Hayır, demiş Temel yine.<br />
Yer sahibi gider, hostese başvurur.Hostes gelir Temel’e;<br />
-Beyefendi burası sizin yeriniz değil, kalkar mısınız lütfen…<br />
-Kalkmam..<br />
Hostes çare bulamayınca kaptana başvurur.<br />
Kaptan gelir, Temel’in kulağına bir şey fısıldar ve temel anında kalkar, gider arka<br />
tarafa oturur.<br />
Herkes hayret etmiş, nasıl yaptı diye. Biz o kadar uğraştık kalkmadı. Bir söz ile kaptan<br />
nasıl kaldırdı diye. Dayanamayıp kaptana sorarlar:<br />
-Dedim ki burası Trabzon’a gitmez!...</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>TEMEL LORD OLUNCA</p>

<p>Temel İngiltere’ye gider. Önce bir dil öğrenir. İngiliz gibi davranmaya başlar.<br />
İngiliz lordlarına özendiği için onlar gibi elbise diktirir.<br />
Bir şemsiye ve bir de pipo edinir.<br />
Terzi onu giydirdikten sonra:<br />
-Mösyö, gerçek bir İngiliz lordu oldunuz, der.<br />
Temel gözleri nemli şunları söyler:<br />
-Ah der Ah! Hindistan’ı kaybetmemiz ne büyük bir felaket!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 15:57:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Zamanın ve Rüzgârın Bilediği Toprak: Datça’nın Kadim Hafızası</title>
                <category>Mehmet ÖLMEZ</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/zamanin-ve-ruzgarin-biledigi-toprak-datcanin-kadim-hafizasi-2851</link>
                <author>mehmetolmez048@hotmail.com (Mehmet ÖLMEZ)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/zamanin-ve-ruzgarin-biledigi-toprak-datcanin-kadim-hafizasi-2851</guid>
                <description><![CDATA[Zamanın ve Rüzgârın Bilediği Toprak: Datça’nın Kadim Hafızası]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ege’nin hırçın dalgaları ile Akdeniz’in durgun sularının birbirine sarıldığı o daracık yarımadada, zaman başka bir ritimle akar. Bugün kıvrımlı yollarından geçerken hissettiğimiz o tarifsiz dinginlik, aslında binlerce yıllık devasa bir birikimin, rüzgârla harmanlanmış sessiz fısıltısıdır. Datça, sadece coğrafi bir kara parçası değil; medeniyetlerin kök salıp büyüdüğü, doğayla tarihin iç içe geçtiği canlı bir hafıza mekânıdır.<br />
Her şey, bu toprakların ilk yerleşikleri olan Karyalılar ve ardından yarımadaya kendi ruhunu üfleyen Dorlar ile başladı. M.Ö. 1000 civarında bölgeye adım atan Dorlar, kurdukları birliklerle Datça’yı Akdeniz’in en önemli dinsel ve siyasal merkezlerinden birine dönüştürdü. Ticaret yollarının ve denizciliğin gelişmesiyle kentin kalbi yarımadanın en uç noktasına, yani Knidos’a taşındığında ise tarih sahnesinde adeta bir bilim ve sanat patlaması yaşandı. İskenderiye Feneri’nin mimarı Sostratos, gezegenlerin hareketini çözen büyük matematikçi Eudoxus ve çıplak Aphrodite heykeliyle antik dünyaya yön veren heykeltıraş Praxiteles; hepsi bu rüzgârlı coğrafyanın havasını soludu. Knidos, o dönem sadece limanlarına yanaşan gemilerle değil, kütüphaneleri, tiyatroları ve rasathaneleriyle de Akdeniz’in ilim feneriydi.<br />
Yıllar devrildikçe yarımadanın çehresi de değişti. Roma’nın bereketli zeytinlikleri ve şarap bağları, Bizans dönemiyle birlikte yerini piskoposluk merkezlerine ve kanyonlara gizlenmiş manastırlara bıraktı. VII. yüzyılda Akdeniz’i kasıp kavuran korsan saldırıları ve Arap akınları, insanları kıyılardan iç kesimlere çekilmeye zorladı. İşte tam da bu dönemde Datça, kabuğuna çekilerek köylerinde özgün kültürünü maya gibi tutmaya başladı. 13. yüzyılın sonlarında Menteşe Beyliği’nin, ardından da Yıldırım Bayezid ile Osmanlı Devleti’nin parçası olan yarımada, bir süre Sultan V. Mehmed Reşad’ın anısına "Reşadiye" adıyla anılsa da, Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte öz adı olan Datça’ya yeniden kavuştu.<br />
Bugün Eski Datça’nın daracık taş sokaklarında yürürken ya da Hızırşah ve Burgaz gibi köylerin asırlık dokusuna tanıklık ederken, aslında o kesintisiz tarih zincirinin bir parçası olduğumuzu hissederiz. Antik çağın zeytinyağı işliklerinden Osmanlı dönemi taş mimarisine, dokuma tezgahlarından badem çiçeklerine uzanan bu köklü miras; Datça’yı sadece bir tatil beldesi değil, geçmişin ve geleceğin buluştuğu zamansız bir yurt kılıyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 15:57:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/mehmet-olmez-1765739910.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 8  EL-HABÎR, EL-HALÎM, EL-AZÎM, EŞ-ŞEKÛR</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-8-el-habir-el-halim-el-azim-es-sekur-2850</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-8-el-habir-el-halim-el-azim-es-sekur-2850</guid>
                <description><![CDATA[ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 8  EL-HABÎR, EL-HALÎM, EL-AZÎM, EŞ-ŞEKÛR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>*Can Dostlar!*</p>

<p>Esmâü’l-Hüsnâ yolculuğumuza, gönül dünyamızı ve hayatımızı aydınlatan güzel isimlerle devam ediyoruz. Rabbimizin güzel isimleri, yalnız dilimizle tekrar ettiğimiz kelimeler değildir. Her bir isim, kalbimize bir ölçü, ahlâkımıza bir incelik, hayatımıza bir yön verir.</p>

<p>Bugün gönül kâsemize düşen güzel isimler; *el-Habîr, el-Halîm, el-Azîm ve eş-Şekûr* olacaktır.</p>

<p>Gayret bizden, yardım Âlemlerin Rabbindendir.</p>

<p>Bu dört güzel isim bize şu hakikati hatırlatır:</p>

<p>**Allah her şeyden haberdardır; kul gizlide de açıkta da sorumlulukla yaşar.<br />
Allah Halîm’dir; kul öfkesine esir olmaz, mühletin kıymetini bilir.<br />
Allah Azîm’dir; kul büyüklük iddiasından uzak durur.<br />
Allah Şekûr’dur; kul iyiliği küçük görmez, nimeti şükürle taşır.**</p>

<p>## EL-HABÎR: HER ŞEYDEN HABERDAR OLAN RAB</p>

<p>*El-Habîr*, her şeyin iç yüzünü bilen, görüneni de görünmeyeni de kuşatan, insanın niyetinden, davranışından ve sakladığından haberdar olan Allah demektir.</p>

<p>İnsan çoğu zaman yalnız görüneni bilir. Bir olayın dış yüzünü görür, ama kalpteki niyeti bilemez. Bir davranışa bakar, fakat onun arkasındaki derdi, korkuyu, niyeti ve imtihanı tam olarak kavrayamaz.</p>

<p>Fakat Allah el-Habîr’dir. O, yalnız olanı değil; olanın iç yüzünü de bilir.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyurulur:</p>

<p>*“Yaratan bilmez mi? O, Latîf’tir, Habîr’dir.”*<br />
(Mülk, 67:14)</p>

<p>Bu ayet insana hem güven hem de sorumluluk verir.</p>

<p>Güven verir; çünkü kimsenin anlamadığı derdimizi Allah bilir. Kalbimizde taşıdığımız acıyı, kimseye anlatamadığımız duamızı, sessizce katlandığımız yükü Allah bilir.</p>

<p>Sorumluluk verir; çünkü sakladığımız niyeti de Allah bilir. Dışarıdan iyi görünen bir işin içinde gösteriş varsa, Allah onu da bilir. Güzel sözün ardında hesap varsa, Allah onu da bilir. Haksızlığı örtmek için kurulan cümleyi de Allah bilir.</p>

<p>El-Habîr’i tanıyan insan, bilmediği konularda kesin hüküm vermekten sakınır. İnsanların niyetini okur gibi konuşmaz. Zanna dayanarak karar vermez. Çünkü bilir ki hakikatin bütün yüzünü bilen yalnız Allah’tır.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>*“Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp; bunların hepsi ondan sorumludur.”*<br />
(İsrâ, 17:36)</p>

<p>Bugün kendimize sormalıyız:</p>

<p>*Ben, bilmediğim şeyler hakkında konuşurken el-Habîr olan Rabbimin huzurunda olduğumu hatırlıyor muyum?*</p>

<p>## EL-HALÎM: MÜHLET VEREN, ACELE CEZALANDIRMAYAN RAB</p>

<p>*El-Halîm*, kullarının hatalarına rağmen hemen cezalandırmayan, mühlet veren, dönüş kapısını açık tutan, yumuşaklık ve hikmetle muamele eden Allah demektir.</p>

<p>İnsan acelecidir. Hemen kızar, hemen hüküm verir, hemen karşılık ister, hemen sonucu görmek ister. Fakat Rabbimiz Halîm’dir. Kula mühlet verir. Hatasından dönmesi için kapı açar. Yanlışından vazgeçmesi için fırsat tanır.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:</p>

<p>*“Eğer Allah, insanları kazandıkları yüzünden hemen hesaba çekecek olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirlenmiş bir süreye kadar erteler.”*<br />
(Fâtır, 35:45)</p>

<p>Bu ayet, Rabbimizin kullarına verdiği mühleti gösterir. Fakat bu mühlet, insanı aldatmamalıdır. Allah’ın hemen cezalandırmaması, kulun yaptığı yanlışı önemsiz kılmaz. Tam tersine bu mühlet, tövbe ve ıslah için büyük bir rahmettir.</p>

<p>El-Halîm’i tanıyan insan, öfkesini ilah edinmez. Her yanlışta kırıp dökmeye kalkmaz. İnsanlara dönüş imkânı tanır. Fakat haksızlığa da razı olmaz. Halîm olmak; zulmü onaylamak değil, hikmetle, sabırla ve ölçüyle davranmaktır.</p>

<p>Ailede, komşulukta, iş hayatında ve toplumda ne çok şeye ihtiyaç duyuyoruz: Acele hüküm vermemeye, öfkeyle konuşmamaya, kırmadan uyarmaya, tövbe kapısını kapatmamaya…</p>

<p>Rabbimizin Halîm olduğunu bilen kul, kendisine verilen mühleti boşa harcamaz. “Nasıl olsa bir şey olmuyor” diyerek gaflete düşmez. Bilir ki mühlet, ihmal için değil; dönüş içindir.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>*Rabbim bana mühlet verirken, ben bu mühleti tövbe ve ıslah için kullanıyor muyum?*</p>

<p>## EL-AZÎM: MUTLAK BÜYÜKLÜK SAHİBİ RAB</p>

<p>*El-Azîm*, azameti sınırsız, büyüklüğü mutlak, yüceliği her şeyin üstünde olan Allah demektir.</p>

<p>İnsan bazen dünyadaki küçük imkânları büyütür. Malını büyük görür, makamını büyük görür, bilgisini büyük görür, çevresini büyük görür. Fakat Kur’an insana asıl büyüklüğün Allah’a ait olduğunu hatırlatır.</p>

<p>Ayete’l-Kürsî’nin sonunda Rabbimiz şöyle tanıtılır:</p>

<p>*“O, yücedir, Azîm’dir.”*<br />
(Bakara, 2:255)</p>

<p>El-Azîm’i tanıyan insan, kendisini büyük görme hastalığından uzaklaşır. Çünkü Allah’ın azametini bilen kul, kendi sınırını da bilir.</p>

<p>İnsan yaratılmıştır.</p>

<p>Gücü sınırlıdır.</p>

<p>Bilgisi sınırlıdır.</p>

<p>Ömrü sınırlıdır.</p>

<p>Nefesi bile kendisine emanet verilmiştir.</p>

<p>O hâlde insanın büyüklük taslaması ne kadar anlamsızdır!</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>*“Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen ne yeri yarabilirsin ne de dağlara boyca ulaşabilirsin.”*<br />
(İsrâ, 17:37)</p>

<p>El-Azîm’i tanıyan kul, kalbinde Allah’ı büyük tutar. İnsanlardan korkuyu, makamdan beklentiyi, maldan güven arayışını kalbinde büyütmez. Çünkü bilir ki büyük olan Allah’tır; diğer her şey O’nun karşısında sınırlı ve geçicidir.</p>

<p>Bu isim bize kulluk terbiyesi verir:</p>

<p>Allah büyükse, nefsim mutlak ölçü olamaz.</p>

<p>Allah büyükse, malım beni azdıramaz.</p>

<p>Allah büyükse, makamım beni kibirlendiremez.</p>

<p>Allah büyükse, insanların alkışı beni hakikatten koparamaz.</p>

<p>Bugün kendimize sormalıyız:</p>

<p>*Kalbimde en büyük yeri Rabbim mi tutuyor, yoksa dünya kaygıları mı?*</p>

<p>## EŞ-ŞEKÛR: AZ İYİLİĞİ BİLE KARŞILIKSIZ BIRAKMAYAN RAB</p>

<p>*Eş-Şekûr*, kulunun az bir iyiliğini bile karşılıksız bırakmayan, samimi gayreti değerli kılan, verilen emeği zayi etmeyen Allah demektir.</p>

<p>İnsan bazen yaptığı iyiliğin görülmediğini düşünür. Bir emek verir, kimse fark etmez. Birine destek olur, teşekkür bile edilmez. Bir haksızlık karşısında doğru durur, yalnız kalır. Bir dua eder, bir sabır gösterir, bir kötülükten vazgeçer; ama bunun değerini kimse bilmez.</p>

<p>Fakat Allah eş-Şekûr’dur. O, kulunun samimi gayretini bilir ve karşılıksız bırakmaz.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyurulur:</p>

<p>*“Şüphesiz Rabbimiz çok bağışlayandır, şükrün karşılığını fazlasıyla verendir.”*<br />
(Fâtır, 35:34)</p>

<p>Bu isim, insanın iyilik azmini güçlendirir. Çünkü Allah katında hiçbir hayır kaybolmaz.</p>

<p>Bir güzel söz kaybolmaz.</p>

<p>Bir yetime uzanan el kaybolmaz.</p>

<p>Bir mazluma verilen destek kaybolmaz.</p>

<p>Bir haksız kazançtan vazgeçmek kaybolmaz.</p>

<p>Bir gönlü incitmemek için susmak kaybolmaz.</p>

<p>Bir secdede dökülen gözyaşı kaybolmaz.</p>

<p>Eş-Şekûr’u tanıyan insan, yaptığı iyiliği insanların görmesine bağlamaz. “Kimse bilmiyor” diye hayırdan vazgeçmez. “Takdir edilmedim” diye güzel ahlâkı terk etmez. Çünkü bilir ki Allah bilmektedir ve Allah karşılıksız bırakmaz.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>*“Kim zerre kadar hayır işlerse onu görür. Kim de zerre kadar şer işlerse onu görür.”*<br />
(Zilzâl, 99:7-8)</p>

<p>Bu ayet, insanın küçük gördüğü şeylerin Allah katında kaybolmadığını gösterir. O hâlde iyiliği küçük görmeyelim. Bir tebessüm, bir selâm, bir dua, bir gönül alma, bir doğru söz, bir emaneti koruma… Bunların hepsi Allah katında değer bulabilir.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>*İyiliği insanların takdirine göre mi yapıyorum, yoksa eş-Şekûr olan Rabbimin bildiğini bilerek mi?*</p>

<p>## HER ŞEYDEN HABERDAR, HALÎM, AZÎM VE ŞEKÛR OLAN RABBİN HUZURUNDA</p>

<p>*Can Dostlar!*</p>

<p>Bugün üzerinde durduğumuz bu dört güzel isim, hayatımızın her alanına ölçü koyar.</p>

<p>*Bir kez daha özetlemek gerekirse:*</p>

<p>*El-Habîr* bize, Allah’ın her şeyin iç yüzünden haberdar olduğunu hatırlatır. Kula düşen, zanla hüküm vermemek ve gizlide de açıkta da dürüst olmaktır.</p>

<p>*El-Halîm* Rabbimizin mühlet verdiğini öğretir. Kula düşen, bu mühleti gaflete değil tövbeye ve ıslaha çevirmektir.</p>

<p>*El-Azîm* büyüklüğün yalnız Allah’a ait olduğunu bildirir. Kula düşen, kibirden uzak durmak ve Rabbini kalbinde en büyük bilmektir.</p>

<p>*Eş-Şekûr* Allah’ın hiçbir samimi iyiliği zayi etmediğini gösterir. Kula düşen, iyiliği insanların takdirine göre değil Allah’ın rızası için yapmaktır.</p>

<p>Unutmayalım:</p>

<p>*Allah Habîr’dir; kul bilmediği konuda haddini bilir.*</p>

<p>*Allah Halîm’dir; kul öfkesini büyütmez, dönüş kapısını kapatmaz.*</p>

<p>*Allah Azîm’dir; kul büyüklük taslamaz.*</p>

<p>*Allah Şekûr’dur; kul iyiliği küçük görmez.*</p>

<p>Esmâ ile ahlaklanmak; Rabbimizin güzel isimlerini yalnız dilde anmak değil, o isimlerin bize öğrettiği kulluk bilincini hayata taşımaktır.</p>

<p>*Esmâullâh ahlâkı ile ahlaklanma gayreti içinde olan gönül dostlarına selam olsun.*</p>

<p>*Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın Can Dostlar!*</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 15:57:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DÜNYANIN EN GÜZEL SÖZCÜKLERİ…</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/dunyanin-en-guzel-sozcukleri-2849</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/dunyanin-en-guzel-sozcukleri-2849</guid>
                <description><![CDATA[DÜNYANIN EN GÜZEL SÖZCÜKLERİ…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dil Öğrenme Platformu BABBEL’in 75 ‘den fazla dili kapsayan</p>

<p>araştırmasında en güzel sözcükler tespit edilmiştir. Türkçe’den de</p>

<p>YAKAMOZ listeye girmiştir.</p>

<p>İşte en güzel sözcükler;</p>

<p>Kaititanga: (Maori dillerinden , Birinci seçilen sözcük) Gelecek</p>

<p>nesiller için koruma ve gözetme yönündeki manevi sorumluluğu ifade</p>

<p>ediyor.</p>

<p>Mamihlapinatapai( Yagghan): İki kişinin bir şey başlatmak istediği</p>

<p>ancak ikisinin de tereddüt ettiği anda birbirlerine attıkları anlamlı bakış</p>

<p>Hiraeth(Galce): Kaybedilmiş ya da hiçbir zaman gerçekten</p>

<p>tanınmamış bir yuvaya veya zamana duyulan, derin, buruk özlem.</p>

<p>Zephyr(Yunanca): Hafif, yumuşak ve ferahlatıcı bir esinti.</p>

<p>Aura(Yunanca) :Bir insanı çevreleyen kendine özgü etki, enerji</p>

<p>veya atmosfer</p>

<p>İkigai(Japonca): İnsana her sabah yataktan kalkma motivasyonu</p>

<p>veren yaşam amacı veya anlamı.</p>

<p>Kintsugi(Japonca): Kırık seramikleri altınla tamir etmek ve kırık</p>

<p>izlerini gururla sergileme sanatı.</p>

<p>Luftmensch(Yidiş): Pratik meselelerden çok fikirleri ve hayalleriyle</p>

<p>yaşayan idealist veya hayalperest kişi</p>

<p>Naz(Urduca): Koşulsuz sevildiğini bilmekten doğan kendine güven</p>

<p>ve gurur duygusu</p>

<p>Saudade(Portekizce): Eksikliği hissedilen birine veya bir şeye</p>

<p>duyulan ve aynı anda hem acı veren , hem de güzel olan derin özlem</p>

<p>Poronkusema(Fince): Bir Ren geyiğinin idrarını yapması</p>

<p>gerekmeden önce kat edebileceği mesafeyi ifade eden geleneksel uzaklık</p>

<p>ölçüsü</p>

<p>Ojalha(İspanyolca): Bir şeyin gerçekleşmesi yönündeki güçlü dilek</p>

<p>ve umut ifadesi</p>

<p>Iriy(Ukraynaca): Efsaneye göre kışın ruhların ve kuşların göç ettiği</p>

<p>mistik, sıcak diyar.</p>

<p>Ubuntu(Zulu): “Ben bir olduğumuz için varım” fikrine dayanan</p>

<p>ortak insanlık felsefesi</p>

<p>YAKAMOZ: Ay ışığının su yüzeyindeki gümüşi parıltısı.</p>

<p>Benim buna küçük bir itirazım var. Yakamoz bir canlıdır. O gümüşi</p>

<p>parıltı o canlıdan kaynaklanır. Açın Türkçe sözlüklere bakın aynen şöyle</p>

<p>yazar:</p>

<p>Yakamoz: Uyarıldığında veya hareket ettiğinde mavi ve yeşil renkli</p>

<p>ışık saçan tek hücreli bir deniz canlısıdır. (Halk arasında küreklerin</p>

<p>kımıltısıyla bir ışık kırılması olarak anlatılır. Bu yanlıştır. )</p>

<p>Ama Türkçe’den bir sözcüğün listeye girmesi sevindiricidir.</p>

<p>UBUNTU(Ortak Yaşam Felsefesi)</p>

<p>Bir bilim insanı Afrika’da bir deney yapmak ister. Bir tür oyun.</p>

<p>Yakınlardaki bir ağacın dibine, bir sepet dolusu güzel yiyecekler</p>

<p>koyar. Ağaçtan 100 metre öteye de çocukları dizer. Der ki; “ Ağaca koşarak</p>

<p>kim varırsa, sepetteki o güzel yiyecekleri o kazanacaktır. Hazır mısınız?,</p>

<p>Başla!”</p>

<p>Çocuklar ne yapmış biliyor musunuz?</p>

<p>Hepsi el ele tutuşmuş ve birlikte koşmuşlar. Ağaca geldiklerinde de</p>

<p>sepetteki yiyecekleri paylaşmış ve afiyetle yemişler.</p>

<p>Bilim insanı şaşırmış ve sormuş: “-Bunu neden yaptınız? İriniz</p>

<p>kazanabilir ve bütün yiyeceklere sahip olabilirdi”</p>

<p>Çocuklar yanıt vermiş: UBUNTU…</p>

<p>Afrika’da anlamı şudur” Diğerleri üzgünken biri nasıl mutlu</p>

<p>olabilir? Başka bir deyişle” Ancak birlikteyken varız”</p>

<p>Küçük bir not ekleyerek bitireyim; yüzyıllardır sınıf savaşımı denen</p>

<p>kavganın özetidir bu. Milyonlarca, hatta milyarlarca emekçinin hep birlikte</p>

<p>doymasının özetidir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 15:39:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YÖRESEL AĞIZLARDA ATASÖZLERİ(Özlü Sözler)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/yoresel-agizlarda-atasozleriozlu-sozler-2848</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/yoresel-agizlarda-atasozleriozlu-sozler-2848</guid>
                <description><![CDATA[YÖRESEL AĞIZLARDA ATASÖZLERİ(Özlü Sözler)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>-Aşık sazından utanmaz(G.Ant.)</p>

<p>-Aşık sazla,maşuk (sevilen) nazla avunur(Bolu)</p>

<p>-Aşını arayan eşini bulur(Van)</p>

<p>-Aşını pişir söyle,sözünü döşür söyle(G.Ant.)</p>

<p>-Aşını yiyen,kaşığını taşır(İzmir)</p>

<p>-Aş pişirenin,iş kuşananın(Sivas)</p>

<p>-Ata binen ayan(ileri gelen) olmaz,malını güden çoban olmaz(Isprta)</p>

<p>-At alırsan taydan,kız alırsan soydan al(Isprta)</p>

<p>-Atası ne ise ötesi de odur(Giresun)</p>

<p>-Atasına düşman olan,evladına dost olmaz(Elazığ)</p>

<p>-Atasız uşak(evlat),yularsız eşek gibidir(Isparta,Konya,Malatya)</p>

<p>-Ata yolu doğru yoldur(Kastamonu)</p>

<p>-At bacağı,avrat kucağı doldurmalıdır(Sivas)</p>

<p>-Ateş hem nardır,hem nurdur(Isp.)</p>

<p>-Ateşin üzerin ateşle gidilmez(Samsun)</p>

<p>-Ateş olmayınca kazan kaynamaz(Ankara)</p>

<p>-Atım yelin çayırında otlasın,yelin atı çayırımda otlamasın(Elazğ)</p>

<p>-Atın ardında,kadının önünde,arabanın yanında gitme(Bitlis)</p>

<p>-Atının nalını,mıhını hesap eden at alamamış(Girsun)</p>

<p>-Atını veren yaya gidermiş(Mltya)</p>

<p>-Atın iyisi alayda,kabın iyisi kalayda belli olur(adana)</p>

<p>-Atın iyisine doru derler,yiğidin iyisine deli derler(G.ant.,Bitlis)</p>

<p>-Atın yerine eşek bağlanmaz(Tokat)</p>

<p>-Atın yorgunluğunu yem,yiğidin yorgunluğunu dem alır(Isp)</p>

<p>-At ile avradın yediği sayılmaz(Konya)</p>

<p>-At ile eşek tepişince arada sahibi ezilir(Erzrum)</p>

<p>-At kazığı koparır,kendi...tüne batırır(Artvin)</p>

<p>-Atla konuşan at,itle konuşan it olur(E.şehir)</p>

<p>-Atma taş ile gönül kırılmaz(tkat)</p>

<p>-At murat,katır devlet,eşek kısmet,deve gurbettir(Giresun)</p>

<p>-At pazarında eşek anırmaz(Van)</p>

<p>-At sineğinin yeri atın.g.tüdür.(Mlatya)</p>

<p>-Attan iner eşeğe binersin,onu da bulamaz yayan gidersin(İçel)</p>

<p>-At üstünden yol göstermesi kolaydır(Sinop)</p>

<p>-At üstünde odun kırılmaz(Kstmnu)</p>

<p>-Avanın(devlet memuru) yüzü soğuktur(Afyon)</p>

<p>-Avradı boşayan topuğuna bakmaz(G.ant)</p>

<p>-Avrat lazım kalçalı,oğlan doğursun aslan pençeli(G.Ant)</p>

<p>-Avrat vardır arpadan aş eder,avrat vardır bulguru keş eder(Isprta)</p>

<p>-Av,vuranın değil,alanındır(Van)</p>

<p>-Ayak gitmez ise,el getirmez(Konya)</p>

<p>-Ayda yılda gelene hoş geldin,günde(hergün) gelene oşt geldin(Malatya,Giresun)</p>

<p>-Ayda gelen gül üstüne,günde gelen kül üstüne(Erzrum)</p>

<p>-Ay ışığında kestane silkilmez(Isp)</p>

<p>-Aynan yoksa komşuna bak(Artvin)</p>

<p>-Ayran içerim,böyle biçerim,yerim böreği çalarım orağı(Niğde)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 15:39:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ EYMELİ AYŞEM(54)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-eymeli-aysem54-2847</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-eymeli-aysem54-2847</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ EYMELİ AYŞEM(54)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Evleri var haneyli</p>

<p>Gapları var galeyli</p>

<p>Hayatlada gezinen</p>

<p>Gomşu gızı değil mi?</p>

<p>***</p>

<p>Eğmeli Ayşem eğmeli</p>

<p>Saç topuğa değmeli</p>

<p>Gomşuda güzel variken</p>

<p>Kimlere boyun eğmeli?</p>

<p>***</p>

<p>Yaylada bülbül öter</p>

<p>Aşıklar sevda çeker,</p>

<p>Senin ananın ettiği</p>

<p>Bene ölümden beter.</p>

<p>***</p>

<p>Eğmeli Ayşem eğmeli</p>

<p>Saç topuğa değmeli</p>

<p>Komşuda güzel variken</p>

<p>Kimlere boyun eğmeli</p>

<p>***</p>

<p>Anan dediği başka</p>

<p>Baksaya yaşı gaçtka</p>

<p>Ben elleri neyleyim,</p>

<p>İkimiz boyda yaşta.</p>

<p>***</p>

<p>Eğmeli Ayşem eğmeli</p>

<p>Saç topuğa değmeli</p>

<p>Komşuda güzel variken</p>

<p>Kimlere boyun eğmeli.</p>

<p>Muğla merkez türkülerindendir. Yakın bir geçmişe kadar kız</p>

<p>düğünlerinde kadınlar tarafından çalıp , söylenen bir türküdür.</p>

<p>Pisili kemancı Tahir usta tarafından yakılıp söylendiği rivayet olunur.</p>

<p>Başka yerlerde güzel arayan bir gencin, komşu kızının</p>

<p>göremeeyişinin yakınmasını anlatır.</p>

<p>Mahalli sanatçı İbrahim Ethem Yağcı, eski saz ustalarından</p>

<p>derleyerek kayıtlara geçirmiştir.</p>

<p>Bir küçük not daha ekleyelim; türkü yukarıdaki gibidir. Hiç</p>

<p>değişikliğe uğramamıştır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 15:39:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GİYİM EŞYALARINI ALIRKEN NELERE DİKKAT EDELİM?</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/giyim-esyalarini-alirken-nelere-dikkat-edelim-2846</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/giyim-esyalarini-alirken-nelere-dikkat-edelim-2846</guid>
                <description><![CDATA[GİYİM EŞYALARINI ALIRKEN NELERE DİKKAT EDELİM?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Benim gençliğimde yamalı pantolon,hatta çorap bile giyilirdi(ben de giyenlerdenim)</p>

<p>Şimdilerde kimse yamalı elbise giymiyor,hatta modası geçti diye kat kat elbiseler dolaplarda</p>

<p>eskiyor. Biz sizin ekonominizi düşündüğümüz için(her zaman ki gibi) size bazı önerilerimiz</p>

<p>olacak. Bugün aldığımızı yarın atacak mankenlerden ve mirasyedilerden değiliz.Onlar buraları</p>

<p>zaten okumuyorlar...</p>

<p>Giyim Eşyası Satın Alma Kararı Vermeden Önce şunlara Dikkat Ediniz:</p>

<p>*İlk adımda NEYE ihtiyacınız olduğunu doğru olarak saptayabilmek için,elinizdeki</p>

<p>elbiselerin bir listesini çıkarın.</p>

<p>*Daha sonra,bu giyim eşyalarını küçük düzeltmelerle günün koşullarına uydurmaya</p>

<p>çalışınız.(Daraltma,bollaştırma,küçük dikişler vb. gibi)</p>

<p>*Tüm bunlardan sonra gerçek ihtiyaçlarınızı tespit ediniz.</p>

<p>*Saptadığınız noksanlıkları ihtiyaç sırasına koyarak listeleyiniz. Örneğin,kışlık bir</p>

<p>ceketiniz varsa,Datça gibi yerde palto almadan da yaparım diyorsanız....gibi.</p>

<p>*İhtiyaç duyduklarınızı renk,model kumaş cinsi gibi özelliklerini belirleyiniz.</p>

<p>*Bence,öncelikle gereksinim önde tutulmalı,modaya uyulmamalıdır. Sağlık,ekonomi</p>

<p>ve öncelik</p>

<p>*Satın alınacak giyim eşyalarının her türlü renge uyum sağlayacak kombinasyonda</p>

<p>olmasına dikkat ediniz. Pastel renkler hemen hemen her türlü başka giysiyle giyilebilir. Eğer</p>

<p>beyaz bir ceket almayı düşünüyorsanız,bunu her türlü gömlekle giyemeyeceğinizi düşünün!</p>

<p>*Satın almayı düşündüğünüz giyim eşyalarının farklı mevsimlerde ve uzun süre</p>

<p>giyilebilen,kolayca yıkanabilen,dayanıklı ve buruşmayan bir kumaş olmasına özellikle dikkat</p>

<p>ediniz.Giyim eşyalarının maliyetinin onların bakımı ve temizlenmeleri için harcanacak para ile</p>

<p>giderek artacağını unutmayınız.</p>

<p>*Alışverişe çıkmadan mutlaka bir harcama planı yapınız.</p>

<p>*Planlamayı ekonomik hale getirmek için aynı kalitedeki giyim eşyalarının değişik</p>

<p>yerlerdeki fiyatlarını araştırın,kıyaslayın.Yani geziniz..</p>

<p>*Eğer beni dinlerseniz(dinlemezsiniz ya) bu planlamaları ailedeki tüm fertler için</p>

<p>yapınız. Tabii işportadan 5 liraya aldığınız tişörtün planlaması olmaz,diyeceksiniz,bence o bile</p>

<p>olmalı. Ama benim anlattığım giyim eşyası dediğimiz bugünden yarına kullanıp atacağgınız</p>

<p>kağıt mendil değildir. Bütçede epey bir yer tutar.</p>

<p>Giyim Eşyası Seçiminde Şunlara Dikkat Ediniz:</p>

<p>*Alış verişi aceleye getirmeyiniz. Mağazaların tenha olduğu zamanı seçiniz</p>

<p>*Kesin karar verdikten sonra tüm mağazaları gezin,fiyat ve kalite kontrolü yapınız</p>

<p>*Ölçü ve beden bilginiz kesin değilse,alacağınız giyim eşyalarını mutlaka deneyiniz</p>

<p>*Birlikte alış verişe çıktığınız kimselerin kararınızı etkilemelerine izin vermeyiniz.</p>

<p>*Satın alacağınız giyim eşyalarının yan ürünlerini, örneğin: fermuar, astar, düğme vb.</p>

<p>dikkatle kontrol ediniz</p>

<p>*Temizlenme,ütülenme ve benzeri tüm bilgileri edinin. Üzerinde bu bilgi işaretleri</p>

<p>olmayan giyim eşyalarını almayınız.</p>

<p>*Her hangi bir değiştirme işlemi gerekiyorsa satış fişi veya fatura alınız. Bunu</p>

<p>alamıyorsanız,nereden aldığınızı belgeleyecek bir belge alınız.</p>

<p>Biz paramızı alın terimizle kazanıyoruz. O nedenle alın terimizin hakkını alabilmeliyiz.</p>

<p>Bunun için de daha seçici olmalıyız.</p>

<p>Tükenmeden Tüketmeniz dileğiyle</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 15:39:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BİR TATİLCİ MÜJEN SOSLU, BİR RESİM SERGİSİ   MUTLULUK VE MUTSUZLUK…</title>
                <category>Adil Çulhaoğlu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/bir-tatilci-mujen-soslu-bir-resim-sergisi-mutluluk-ve-mutsuzluk-2845</link>
                <author>adilculhaoglu@gmail.com (Adil Çulhaoğlu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/bir-tatilci-mujen-soslu-bir-resim-sergisi-mutluluk-ve-mutsuzluk-2845</guid>
                <description><![CDATA[BİR TATİLCİ MÜJEN SOSLU, BİR RESİM SERGİSİ   MUTLULUK VE MUTSUZLUK…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tatilcilerin güneş ve kumdan sonra akşamları, sanat sokaklarında her türden el sanatı ürünlerinin</p>

<p>satıldığı tezgahlar arasında yürüyüşe yapmaları, beğendiklerini alanların yanında, amfitiyatroda bir</p>

<p>konsere, galeri salonlarındaki resim sergilerini gezerek sanatçılarla sohbet edenler tatil yörelerimizde</p>

<p>sanatla dolu akşamlar da yaşıyorlar.</p>

<p>Geçtiğimiz gün Datça’da Liman Sergi salonunda gezdiğim bir sergide yorgun, kafası karışık mutsuz</p>

<p>insan figürlerin yansıtan tabloları görünce Nazım Hikmet’in Abidin Dino’ya ‘Sen mutluluğun resmini</p>

<p>çizebilir misin ‘diye sorduğunu hatırladım. Sanatçı Müjen hanımla bir süre sohbet edince, kendisine</p>

<p>adeta ‘mutsuzluğun’ resmini yaptığını söyleyince iki tablonun yanına götürdü beni. Gülen bir yüz,</p>

<p>diğeri gülücükler saçan iki idi tablolar. Gülücükler saçan sevdiğini söyleyen bir yüz, gülen tabloda ise,</p>

<p>sevildiğini duyunca şaşıran ve şaşkın bir yüz ifadesini yansıtıyor, diyerek sanatçı, çoğu resimde doğru</p>

<p>mutsuz yüzler var, tablolar arasında mutluluğu yansıtan var, işte tablolar da bunlar tablolar</p>

<p>hakkında açıklamada bulunuyordu.</p>

<p>Sanatçı ile sanat yaşamı hakkında sohbet ediyoruz bir süre. Müjen Soslu,1974 yılı Balıkesir 'de</p>

<p>dünyaya gelmiş. Ailesinin desteği , lisede resim öğretmenlerinin de yönlendirmesiyle 1993-1997</p>

<p>yılları arasında kendini Atatürk üniversitesinde bulmuş ve resim iş eğitimi heykel ana sanat dalında</p>

<p>sanat eğitim almış, sonra resim öğretmenliğine adım atmış. Öğretmenlikten arta kalan zamanlarda,</p>

<p>resmin yanında ve heykel alanında da çalışan eserlerine sürrealizme yer verse de, sanatçının. çizgileri</p>

<p>zamanla daha çok ekspresyonizm ve soyut sanata dönüşmüş.</p>

<p>İAAF İstanbul İzmir ve Bodrum, CONTEMPORARY ART İSTANBUL uluslararası fuarlarda eşitli karma</p>

<p>sergilerde eserlerini sanat severlerin beğenisine sunan sanatçı, ilk kişisel sergisini tatilini geçirdiği</p>

<p>Datça’da, Belediyenin Liman sanat galerisinde 27 Temmuz/2 Ağustos tarihlerini açmanın mutluluğunu</p>

<p>yaşatmanın ve tatile gelenlere yaşatmanın kendisi için büyük sevinç olduğunu belirtiyordu.</p>

<p>Sanatçı ile sohbetin sonunda salondan Datça tatilcilerinin de, Kültür ve Sanat yaşamına katkı</p>

<p>yapmaya başlamalarının, Datça’ya turizminin cazibesini artırdıklarına şahit olmaktan ben de mutlu bir</p>

<p>yüzle ayrılıyordum…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 15:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/02/adil-culhaoglu-1709211157.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SUÇ ALETİ</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/suc-aleti-2844</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/suc-aleti-2844</guid>
                <description><![CDATA[SUÇ ALETİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir gün Temel Dursun’u bıçakla çok ağır yaralamış. Dursun ölümden dönmüş. Temel’i tutuklamışlar. Daha sonra hakim karşısına çıkarmışlar.<br />
Hakim suç aleti olan bıçağı göstermiş:</p>

<p>-Bunu tanıyor musun?<br />
-Tanimayrum.<br />
Hakim bir daha sormuş, “Tanıyor musun?<br />
-Tanimayrum da , demiş<br />
Neyse Temel suç aletini tanımayınca, hakim başka deliller için mahkemeyi ertelemiş.<br />
Daha sonraki mahkemede, hakim yine sormuş:</p>

<p>-Bu bıçağı tanıyor musun?<br />
Temel:<br />
-Taniyrum, haçim Bey!<br />
Nereden tanıyorsun bakalım?<br />
-Dün göstermiştinuz ya haçim bey…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 17:28:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ(53)   EYDİM ERİK DALINI</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri53-eydim-erik-dalini-2843</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri53-eydim-erik-dalini-2843</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ(53)   EYDİM ERİK DALINI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Eydim erik dalını<br />
Sevdim hafız gelini<br />
Gelin ömrün çok olsun<br />
Bildin garip halini.<br />
***<br />
Çarşıdan aldım inci,<br />
Cici de kunduram cici.<br />
Öyle bir yar sevmişim<br />
Gavrılmış badem içi.<br />
***<br />
Erik dalıın eymeli<br />
Meyvesini yemeli<br />
Gomşularda gız varken,<br />
Kimlere boyun eğmeli.<br />
***<br />
Şu dağların meşesi,<br />
Elinde ırakı şişesi,<br />
Nahal benden vazgeçtin?<br />
Ciğerine ateş düşesi.<br />
***<br />
Eydim erik dalını<br />
Sevdim güzel gelini<br />
Aşıklar mezarlığında<br />
Yıkadılar nazik tenini.</p>

<p>Bodrum yöresi türkülerimizdendir.. Evlendikten sonra kocası tarafından ilgi göremeyen Hafız gelinin öyküsünden yakıldığı bilinmektedir. Ancak türküde bunu gösteren çok belirti yoktur. Sadece” şu dağların meşesi, elinde ırakı şişesi/nasıl benden vaz geçtin/ciğerine ateş düşesi” dizelerinde görülür. Bunun dışındaki sözlerde ise “kavrulmuş badem içi gibi” benzetmesiyle bir güzelden söz edilirken, bir yandan da “ Komşularında kız varken, kimlere boyun eğmeli” diyen bir oğlan anasının sözü de vardır. Genel olarak mani örgüsü ve ölçülerine uygun söyleyiş görülür. Ayrıca hem bir güzelleme, hem de bir hüznü anlatır Türkünün sözleri araştırmacı yazar ve müzisyen Mehmet Uslu tarafından derlenerek kayıt altına alınmıştır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 17:27:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YÖRESEL AĞIZLARDA ATASÖZLERİ</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/yoresel-agizlarda-atasozleri-2842</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/yoresel-agizlarda-atasozleri-2842</guid>
                <description><![CDATA[YÖRESEL AĞIZLARDA ATASÖZLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>-Anasız çocuk kanatsız kuş gibidir(Konya)<br />
-Anasız kuzu melemez(Konya)<br />
-Ana tavuğa kış deme,civcivlerinden olursun(Amasya)<br />
-Anaya asu(asi) gelen onmaz(Tokat)<br />
-Anaya babaya hizmet,Tanrıya ibadet(Malatya)<br />
-Ana yüreği güveç gibi,baba yüreği bakır tencere gibi kaynarmış(Malatya)</p>

<p>-Anlamaz dosttan,anlar düşman daha iyidir(Giresun)<br />
-Anlar anlamazdan korkulur(Elazığ)<br />
-Anlayana uşak ol,anlamayana efendi olma(Amasya)<br />
-Aptalda gümüş masat ne gezer(G.Ant)<br />
-Aptal eşeğe kim olsa biner(Aydın,Konya)<br />
-Arabanın yürük tarafına binme(Ordu)<br />
-Aranan yere erinme,aranmayan yere görünme(Kırşhr)</p>

<p>-Arap Arap’tan kırk yol sonra hayfını almış,”tez”(ne çabuk) aldım demiş(G.Ant)<br />
-Arap at,kıl çulun içinde de belli olur(Adana)<br />
-Arayan bulur,isteyen alır(Mltya)<br />
-Arazi eve,at yere,avrat ere yakın olmalı(Artvin)<br />
-Ardında yüz köpek harlamayan(havlamayan) kurt,kurt değildir(Burdur,Çankırı)<br />
-Ar eden,kar etmez(Isp,Svs,Tokat)<br />
-Ar,gözden;kör,yüzden anlaşılır(B.kesir))<br />
-Arığın.iki zabuna kalkar(Niğde)<br />
-Arı ile karının sırrına eerilmez(Konya)<br />
-Arı iyi olursa balı Bağdat’tan getirir(Kırşehir)<br />
-Arı kahrı çekmeyen,balın kahrın ne bilsin?(Mltya)<br />
-Arık etten yağlı tirit olmaz(B.kesir)<br />
-Arif olan anlar,horoz olan banlar(Van)<br />
-Arkadaş bin ise az,düşman bir ise çok(Kerkük)<br />
-Arkadaşı dıştan değil,içten seç(Samsun)<br />
-Arkadaşlık unutulmaz,insan derisi giyilmez(Elazığ)<br />
-Arkanı dönersen taş(yumruk) vuran çok olur(G.ant)<br />
-Arkası yara olan hayvan,karganın nerden geldiğini bilir(Tunceli)</p>

<p>-Arpadan da un olur ama yufkası açılmaz(Aydın)<br />
-Arpa eken arpa biçer(Isparta)<br />
-Arpayı taşlı yerden,kızı kaşlı yerden(G.ant,Afyon)<br />
-Arsıza ar neylesin,gömleği yok don neylesin(Adana,İçel)<br />
-Arsız adama söz neylesin,kokmuş ete buz neylesin(G.ant)<br />
-Arsız neden arlanır,çingir(yırtık) giyer sallanır(Bitlis)<br />
-Arslandan doğan arslan olur(Hakkari,Burdur,İçel)<br />
-Arşınına göre bez yırtılmaz(Bursa)<br />
-Asıl görgüden yüksektir(Mltya)<br />
-Askerliğin işine,dağların kışına,fakirin..kişine akıl ermezmiş(Tokat)<br />
-Aslanlar kazanır,tilkiler yer(Mltya)<br />
-Aslan varken kediye ciğer düşmez(Samsun)<br />
-Aslı olmasa,Kerem yanmaz(Mltya)<br />
-Aş,haranıyla,tuz kararıyla(Ordu,Tokat)<br />
-“Aşık ne için ağlarsın?”demişler,”Gülmemek için”demiş(B.kesir)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 17:27:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>FİYAT ETİKETİ</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/fiyat-etiketi-2841</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/fiyat-etiketi-2841</guid>
                <description><![CDATA[FİYAT ETİKETİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>MADDE 54-</p>

<p>(1) Perakende satışa arz edilen malların veya ambalajlarının yahut<br />
kaplarının üzerine kolaylıkla görülebilir ve okunabilir şekilde tüketicinin<br />
ödeyeceği tüm vergiler dahil satış fiyatı ve birim fiyatını gösteren,üretim yeri<br />
ve ayırıcı özelliklerini içeren etiket konulması;etiket konulması mümkün<br />
olmayan hallerde aynı bilgileri kapsayan listelerin görülebilecek şekilde uygun<br />
yerlere asılması zorunludur. Hizmetlerin tarife ve fiyatlarını gösteren listeler<br />
de bu madde hükmüne göre düzenlenerek asılır.</p>

<p>(2)Etiket,tarife ve fiyat listelerinde belirtilen fiyat ile kasa fiyatı arasında<br />
fark olması durumunda tüketici lehine olan fiyat uygulanır.</p>

<p>(3) İndirimli satışa konu edilen mal veya hizmetlerin indirimi satış<br />
fiyatı,indirimden önceki fiyatı,tarife ve fiyat listeleri ile etiketlerinde gösterilir.<br />
İndirimli satışa konu edilen mal veya hizmetlerin indirimden önceki fiyattan<br />
daha düşük fiyata satışa sunulduğunun ispatı satıcı veya sağlayıcıya aittir.</p>

<p>(4)Bakanlık,<br />
Belediyeler ve İlgili Odalar,bu madde hükümlerinin<br />
uygulanması ve izlenmesine ilişkin işleri yürütmekle görevlidir.<br />
Yönetmeliğe eklenen ve siz tüketicileri yakından ilgilendiren bir hüküm<br />
daha var. Bunu altını çizerek anlatmak istiyorum;</p>

<p>“,,,Restoran . kafe ve benzeri işletmelerde servis ,masa, kuver ücreti<br />
veya benzeri adlarla , fiyat listesinde yer almayan ilave ücret talep edilemez. “</p>

<p>Bahşiş ise tamamen tüketicinin kendi iradesine bağlı olup, gönüllülük<br />
esasına dayalıdır.<br />
Siz tüketicilere bir şeyi daha anımsatmak istiyorum;<br />
Bir restorana, içkili bir yere gittiniz. Orada masaya oturmadan, önce<br />
girişte tüm fiyat listelerini kontrol edin.<br />
&nbsp;Eğer size yol gösteren hizmetli, garson<br />
vs. Şunu diyorsa hiç ciddiye almayın;<br />
-Efendim masada fiks menümüz vardır. Oradan bakabilirsiniz.<br />
Tamam orada da bakacaksınız zaten. Ancak girmeden girişteki fiyat<br />
listelerinin fotoğrafını çekin. Hesap öderken de girdiğiniz yerde yazanı ödeyin.&nbsp;<br />
Eğer ikisi arasında fark varsa ödemeyin. Bunu yapanlara karşı polis dahil,<br />
zabıtayı da çağırın Veya bir başka zaman Ticaret Bakanlığına şikayette bulunun.</p>

<p>Değerli Tüketiciler;<br />
Satın aldığınız her şeyin fiyat etiketi,satın aldığınız her hizmetin tarife listesi olmak zorundadır.Maddenin birinci fıkrasında,ambalajlarda,kaplarda vb.<br />
yerlerde görülebilir,okunabilir bir fiyat etiketi bulundurmak zorunluluğu vardır.</p>

<p>Bazı mallarda veya hizmetlerde fiyat etiketi konulamayabilir. Bunun<br />
içinde bir tarife listesi zorunluluğu vardır.</p>

<p>Tarife ve fiyat listeleri de bu madde kapsamında görülebilir,okunabilir bir<br />
şekilde asılır.<br />
Bu maddede önemli bir konu da indirimli satışlardır. Artık her önüne<br />
gelen indirimli satış yapamayacak. Bunu izne bağlayan hükümler var.&nbsp;<br />
Ayrıca indirimli fiyattan önceki fiyatı isterse tüketici satıcıdan isteyebilir.<br />
Yine önemli bir şey daha. Bu maddenin yürütülmesi ve denetlenmesinde<br />
Bakanlık(Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Piyasa Denetimi ve Gözetimi Genel<br />
Müdürlüğü ) ve Esnaf ve Ticaret Odaları sorumludur.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 17:27:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 7  ES-SEMÎ, EL-BASÎR, EL-HAKEM, EL-LATÎF</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-7-es-semi-el-basir-el-hakem-el-latif-2840</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-7-es-semi-el-basir-el-hakem-el-latif-2840</guid>
                <description><![CDATA[ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 7  ES-SEMÎ, EL-BASÎR, EL-HAKEM, EL-LATÎF]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar!</p>

<p>Yaklaşık 20 gün önce Esmâü’l-Hüsnâ başlıklı, er-Rahmân ile başlamış olduğumuz yazı dizimize ara vermeden kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bugüne kadar 30’a yakın esmâyı işlemiş olduk. Aşağı yukarı esmânın üçte biri kadar. Bugün de inşallah es-Semî, el-Basîr, el-Hakem, el-Latîf isimlerini işleyeceğiz.</p>

<p>Gayret bizden, yardım Âlemlerin Rabbindendir.</p>

<p>Esmâü’l-Hüsnâ, Rabbimizi tanıtan en güzel kapılardır. Fakat bu kapılardan yalnız dilimizle değil; kalbimizle, ahlâkımızla ve hayatımızla da girmek gerekir.</p>

<p>Allah’ın isimleri Allah’a mahsustur. Kul, Allah gibi işiten, Allah gibi gören, Allah gibi hükmeden, Allah gibi her inceliği bilen olamaz. Fakat kul, Rabbini bu isimlerle tanıdıkça; sözüne, bakışına, kararına ve davranışlarına çekidüzen verir.</p>

<p>Bugün gönül kâsemize düşen bu dört güzel isim bize şunu hatırlatır:</p>

<p>Allah işitir; kul sözünün hesabını düşünür.<br />
Allah görür; kul gizlide de açıkta da ölçülü yaşar.<br />
Allah hükmeder; kul hakkı kendi keyfine göre eğip bükmez.<br />
Allah Latîf’tir; kul incelik, nezaket ve hikmetle davranmayı öğrenir.</p>

<p>ES-SEMÎ: HER ŞEYİ İŞİTEN RAB</p>

<p>Es-Semî, her şeyi işiten, açıkta söyleneni de gizlide fısıldananı da bilen Allah demektir.</p>

<p>İnsan bazen sözünü yalnız insanların duyduğunu zanneder. Kalabalıkta başka, yalnızken başka konuşabilir. Yüz yüze gelince yumuşak, arkasından kırıcı olabilir. Fakat es-Semî olan Rabbimiz, söylenen her sözü işitir.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah sizin karşılıklı konuşmanızı işitir. Şüphesiz Allah işitendir, görendir.”<br />
(Mücâdele, 58:1)</p>

<p>Bu ayet, bize çok büyük bir hakikat öğretir: İnsanların duymadığı feryadı Allah duyar. Kalabalıkların önemsemediği sesi Allah işitir. Mazlumun iç çekişi, çaresizin duası, kırılmış kalbin sızısı Allah’a gizli değildir.</p>

<p>Es-Semî’yi tanıyan insan, diline dikkat eder.</p>

<p>Yalan söylemekten sakınır.</p>

<p>Gıybetten uzak durur.</p>

<p>İftira etmez.</p>

<p>Boş ve kırıcı sözleri çoğaltmaz.</p>

<p>Bir insanın onurunu incitecek cümleleri kolayca kurmaz.</p>

<p>Çünkü bilir ki söz ağızdan çıkar, fakat kaybolmaz. Allah her sözü işitir.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>“İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında gözetleyen, kaydeden bir görevli bulunmasın.”<br />
(Kâf, 50:18)</p>

<p>O hâlde kendimize soralım:</p>

<p>Benim sözlerim, es-Semî olan Rabbimin huzuruna çıkacak sözler midir?</p>

<p>EL-BASÎR: HER ŞEYİ GÖREN RAB</p>

<p>El-Basîr, her şeyi gören, hiçbir davranış kendisinden gizli kalmayan Allah demektir.</p>

<p>İnsanların bakışı sınırlıdır. İnsan görüneni görür; çoğu zaman niyeti, arka planı, gizli emeği ve görünmeyen acıyı bilmez. Fakat Allah her şeyi görür.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“Şüphesiz Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emreder. Allah bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah işitendir, görendir.”<br />
(Nisâ, 4:58)</p>

<p>Bu ayette emanet, adalet, işitme ve görme bir arada anılır. Demek ki Allah’ın gördüğünü bilen insan; emanete ihanet edemez, adaleti keyfine göre kullanamaz, insanların hakkını görmezden gelemez.</p>

<p>El-Basîr’i tanıyan kul, yalnız insanların gördüğü yerde düzgün davranmaz. Kimsenin görmediği yerde de Rabbimin gördüğünü bilerek yaşar.</p>

<p>Gizlide haksızlık yapmaz.</p>

<p>Emaneti zayi etmez.</p>

<p>Yetimin hakkını yemez.</p>

<p>Ölçü ve tartıda aldatmaz.</p>

<p>Bir görevi ihmal ederken “kimse görmedi” diye rahatlamaz.</p>

<p>Çünkü Allah görmektedir.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“Allah, yaptıklarınızı görendir.”<br />
(Bakara, 2:110)</p>

<p>Bu bilinç insanı korkuyla ezmek için değil; sorumlulukla diri tutmak içindir. Allah’ın gördüğünü bilen insan, yaptığı iyiliğin de kaybolmayacağını bilir. Kimsenin fark etmediği güzel bir davranışı Allah görür. Gizlice yapılan bir yardım, sessizce edilen bir dua, incitmeden gösterilen bir sabır, Allah katında kaybolmaz.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Ben insanların bakışına göre mi yaşıyorum, yoksa el-Basîr olan Rabbimin gördüğünü bilerek mi?</p>

<p>EL-HAKEM: HÜKMÜN GERÇEK SAHİBİ RAB</p>

<p>El-Hakem, hükmün gerçek sahibi olan, hak ile hükmeden, adaletle karar veren Allah demektir.</p>

<p>İnsanlar hüküm verirken yanılabilir. Duygularına kapılabilir. Menfaatine göre davranabilir. Kendi tarafına başka, karşı tarafa başka ölçü uygulayabilir. Fakat Allah’ın hükmünde haksızlık yoktur.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:</p>

<p>“Allah’tan başka bir hakem mi arayayım? Oysa size Kitab’ı açıklanmış olarak indiren O’dur.”<br />
(En‘âm, 6:114)</p>

<p>Bu ayet, kulun ölçüsünü belirler. Mümin için son ölçü; kalabalıkların sözü, geleneklerin baskısı, grubun çıkarı, öfkenin sesi veya nefsin arzusu değildir. Ölçü Allah’ın indirdiği Kitap’tır.</p>

<p>El-Hakem’i tanıyan insan, hakkı kendi tarafına göre eğip bükmez.</p>

<p>Yakını haksızsa onu savunmaz.</p>

<p>Sevmediği biri doğruysa hakkını teslim eder.</p>

<p>Kendi çıkarına ters düşse bile adaletten vazgeçmez.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>“Ey iman edenler! Kendinizin, anne babanızın ve yakınlarınızın aleyhine bile olsa Allah için adaleti titizlikle ayakta tutan şahitler olun.”<br />
(Nisâ, 4:135)</p>

<p>Bu ayet, el-Hakem isminin ahlâkımıza yansımasıdır. Allah’ın hükmüne teslim olan insan, adaleti kendi menfaatine göre değiştirmez.</p>

<p>Bugün toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz ölçülerden biri de budur. Çünkü tarafgirlik çoğaldığında adalet zayıflar. Kişiye göre hüküm vermek, hakikati yaralar. “Bizden olsun da ne olursa olsun” anlayışı, el-Hakem olan Rabbimizin ölçüsünden uzaklaşmaktır.</p>

<p>Bugün kendimize sormalıyız:</p>

<p>Ben hüküm verirken Allah’ın adaletini mi gözetiyorum, yoksa kendi tarafımın çıkarını mı?</p>

<p>EL-LATÎF: İNCELİĞİYLE KUŞATAN RAB</p>

<p>El-Latîf, kullarına lütfuyla yaklaşan, en ince hâlleri bilen, görünmeyen yollarla ikram eden, rahmeti ve hikmetiyle kuşatan Allah demektir.</p>

<p>İnsan çoğu zaman hayatındaki incelikleri fark edemez. Bir gecikmenin rahmet olduğunu, bir kapanan kapının koruma olduğunu, bir küçük iyiliğin büyük bir dönüşe vesile olduğunu sonradan anlar. Allah Latîf’tir; kulunun görmediğini görür, bilmediğini bilir, anlamadığı yerde bile ona lütfuyla muamele eder.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“Allah kullarına Latîf’tir; dilediğini rızıklandırır. O güçlüdür, azizdir.”<br />
(Şûrâ, 42:19)</p>

<p>El-Latîf’i tanıyan insan, hayatın kaba tarafında kaybolmaz. İnceliği öğrenir. Nazik olmayı, gönül kırmamayı, sözü ölçülü söylemeyi, ihtiyaç sahibini incitmeden desteklemeyi, hatayı yüzüne vurmadan uyarmayı, insanın kalbini hesaba katmayı öğrenir.</p>

<p>Çünkü bazen bir söz insanı yıkar; bazen bir söz insanı ayağa kaldırır.</p>

<p>Bazen küçük bir tebessüm gönle ferahlık olur.</p>

<p>Bazen sessiz bir dua, kırık bir kalbe umut taşır.</p>

<p>Bazen incitmeden yapılan bir yardım, insanın onurunu korur.</p>

<p>El-Latîf ismi bize şunu öğretir: Kulluk yalnız büyük işlerde değil, ince davranışlarda da görünür.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>“Yaratan bilmez mi? O Latîf’tir, Habîr’dir.”<br />
(Mülk, 67:14)</p>

<p>Bizi yaratan Rabbimiz, kalbimizin en ince sızılarını da bilir. O hâlde biz de kullarına kaba, kırıcı ve hoyrat davranmaktan sakınmalıyız.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Ben insanların kalbine incelikle mi dokunuyorum, yoksa sözüm ve tavrımla onları yoruyor muyum?</p>

<p>İŞİTEN, GÖREN, HÜKMEDEN VE İNCELİKLE KUŞATAN RABBİN HUZURUNDA</p>

<p>Can Dostlar!</p>

<p>Bugün üzerinde durduğumuz bu dört güzel isim, hayatımızın her alanına ölçü koyar.</p>

<p>Es-Semî bize, sözlerimizin Allah’ın işitmesi altında olduğunu hatırlatır.</p>

<p>El-Basîr davranışlarımızın Allah’ın görmesi altında olduğunu bildirir.</p>

<p>El-Hakem hüküm ve ölçünün Allah’a ait olduğunu öğretir.</p>

<p>El-Latîf ise hayatımıza incelik, nezaket ve derinlik kazandırır.</p>

<p>Unutmayalım:</p>

<p>Allah işitir; kul sözünü temiz tutar.</p>

<p>Allah görür; kul gizlide de açıkta da doğruluğu gözetir.</p>

<p>Allah hükmeder; kul adaleti kendi çıkarına göre eğmez.</p>

<p>Allah Latîf’tir; kul da kaba değil ince, kırıcı değil onarıcı olmaya çalışır.</p>

<p>Esmâ ile ahlâklanmak, Allah’ın güzel isimlerini yalnız anmak değil; o isimlerin bize öğrettiği kulluk ölçüsünü hayatımıza taşımaktır.</p>

<p>Satırlarımıza üç beytimiz ile nokta koyalım:</p>

<p>Din denilince akla, önce ahlak gelmeli,<br />
Yapılan her eylemi, ilk ahlaktan bilmeli.</p>

<p>Esmâ’nın öngördüğü, ahlaklı insan olmak,<br />
Onun sonucunda da Rızâ-yı Hakk’ı bulmak.</p>

<p>İlâhî Sen bizleri yirmi dört ayar eyle,<br />
Ancak Senin yardımın ulaştığı süreyle.</p>

<p>“Esmâ ile Ahlaklanmak” (8)’de buluşmak üzere.</p>

<p>Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın Can Dostlar!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 17:26:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Datça’nın İki Beyaz Altını: Ballı Badem ve Bademli İncir</title>
                <category>Mehmet ÖLMEZ</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/datcanin-iki-beyaz-altini-balli-badem-ve-bademli-incir-2839</link>
                <author>mehmetolmez048@hotmail.com (Mehmet ÖLMEZ)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/datcanin-iki-beyaz-altini-balli-badem-ve-bademli-incir-2839</guid>
                <description><![CDATA[Datça’nın İki Beyaz Altını: Ballı Badem ve Bademli İncir]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ege ile Akdeniz’in kucaklaştığı o incecik kara parçasında, rüzgârın bile başka koktuğu bir yer vardır: Datça. Hani Can Yücel’in “Mekânım Datça olsun” diyerek huzuru koynunda bulduğu, zamanın biraz daha yavaş, hayatın ise çok daha lezzetli aktığı yer.<br />
Datça denince akla elbette deniz, bükler ve o meşhur oksijeni bol hava gelir. Ama bu coğrafyayı damaklarda unutulmaz kılan asıl şey, toprağın ve emeğin cömertçe sunduğu o iki kadim lezzettimdir: Ballı Badem ve Bademli İncir<br />
&nbsp;Güneşin ve Rüzgârın Sütü: Ballı Badem<br />
Datça bademi, sıradan bir çerez değildir. Şubat ayında daha bahar gelmeden patlayan o beyaz-pembe çiçekler, yaz ortasına doğru dünyanın en kıymetli meyvelerinden birine dönüşür. Nurlu, ak, diş bademi... Çeşidi çoktur ama hepsinin ortak noktası, Datça’nın o nemşiz, poyrazlı havasında kazandığı o konsantre lezzettir.<br />
İşte bu badem, Datça’nın çam ve çalı balıyla buluştuğunda ortaya basit ama büyüleyici bir lezzet çıkar: Ballı Badem<br />
Taze ya da hafif kavrulmuş çıtır bademlerin, o yoğun, kehribar rengi balla kav kavanozda buluşması... Sadece bir tatlı değil; enerjinin, tazeliğin ve Datça güneşi ile çam kokusunun kaşık kaşık damakta erimesidir. Sabah kahvaltısında bir kaşık aldığınızda, günün geri kalanına Ege rüzgârını arkalayıp başlarsınız.<br />
Ege Coğrafyasının Şiranesi: Bademli İncir<br />
Gelelim Datça’nın lezzet zirvesine: Bademli İncir<br />
Bu lezzet, Ege mutfağının “az malzeme ile devasa lezzet yaratma” felsefesinin en somut örneğidir. Gün kurusu, doğal yöntemlerle kurutulmuş etli incirlerin içi açılır; içerisine Datça’nın o iri, tatlı bademleri yerleştirilir. Kimi zaman hafifçe susamla zenginleştirilir, kimi zaman fırınlanarak o doğal şekerinin karamelize olması sağlanır.<br />
İncirin lokum gibi yumuşaklığı ile bademin o sert, karakteristik çıtırtısı birleştiğinde ortaya çıkan doku uyumu inanılmazdır. İncirin doğal aroması, bademin yağıyla birleşir ve ortaya ne rafine şeker ne de yapay bir katkı maddesi isteyen, tamamen doğanın ürettiği kusursuz bir gastronomi harikası çıkar. Yanına demleme bir çay ya da Ege usulü bir kahve koyduğunuzda, ikramın en zarifini yapmış olursunuz.<br />
&nbsp;Bir Tatlıdan Fazlası<br />
Datça’nın ballı bademi de bademli inciri de sadece birer yöresel ürün değildir. Onlar, yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan insanların doğayla kurduğu o saygılı ilişkinin birer simgesidir. Ne sanayi tipi üretimle ruhunu kaybeder bu lezzetler, ne de yapay tatlandırıcılarla hile kabul eder.<br />
Eğer yolunuz Datça’ya düşerse, taş sokaklarda yürürken bir yerel üreticiden bu lezzetleri tadın. Yolunuz düşmüyorsa bile, sofranıza ulaştığında bir anlığına gözlerinizi kapatın. Bir kaşık ballı badem ya da bir ısırık bademli incir size Datça’nın poyrazını, deniz tuzunu ve o eşsiz güneşini getirmeye yetecektir.<br />
Çünkü bazı lezzetler doyurmak için değil, hissettirmek için vardır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 16:00:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/mehmet-olmez-1765739910.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HABER   YORUM</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/haber-yorum-2838</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/haber-yorum-2838</guid>
                <description><![CDATA[HABER   YORUM]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Her&nbsp; hafta&nbsp; çarşamba&nbsp; &nbsp; günü ,&nbsp; ÖZBEL semtinde&nbsp; &nbsp; bulunan&nbsp; &nbsp;kafeterya nın&nbsp; &nbsp;yanında&nbsp; &nbsp; köylü&nbsp; &nbsp; &nbsp;vatandaşlarımız ,&nbsp; &nbsp;ürünlerini&nbsp; &nbsp;getirerek&nbsp; pazarlarlar.&nbsp; İki&nbsp; &nbsp;küçük&nbsp; &nbsp;sokağa&nbsp; &nbsp; &nbsp; T&nbsp; &nbsp;yerleştirdikleri&nbsp; &nbsp; tezgahlarında&nbsp; hep&nbsp; kendi&nbsp; &nbsp;ürünlerini&nbsp; semt&nbsp; &nbsp;sakinlerimizin&nbsp; beğenisine&nbsp; sunarlar&nbsp; &nbsp;ve&nbsp; &nbsp;genelliklede&nbsp; ,öğleye&nbsp; kadar&nbsp; tüm&nbsp; ürünler satılır/tükenir.Yani&nbsp; &nbsp; öğleden&nbsp; &nbsp;sonraları&nbsp; &nbsp; burada&nbsp; &nbsp;pazar&nbsp; &nbsp; esnafını&nbsp; &nbsp; &nbsp;bulamazsınız.Sabahları&nbsp; &nbsp;semt&nbsp; sakinlerinin&nbsp; &nbsp; sohbet&nbsp; &nbsp;alanıdırda.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Ancak:</p>

<p>Pazar&nbsp; &nbsp; girişinde&nbsp; ,Belediyemizin&nbsp; &nbsp; MOBİL&nbsp; ATIK&nbsp; GETİRME&nbsp; &nbsp; &nbsp;MERKEZİ&nbsp; nin&nbsp; ikinci&nbsp; &nbsp;el&nbsp; &nbsp; (genellikle) ihtiyaç&nbsp; &nbsp; fazlası&nbsp; &nbsp; eşyalarını&nbsp; koydukları&nbsp; kutular, gereksinimi&nbsp; &nbsp;olan&nbsp; &nbsp;vatandaşlara&nbsp; &nbsp; ulaştırılması&nbsp; &nbsp; &nbsp;için&nbsp; &nbsp;bırakılır.&nbsp; Güzel&nbsp; bir&nbsp; hizmet,veren/alan&nbsp; &nbsp;birbirberini&nbsp; tanımasalarda,&nbsp; iyi&nbsp; bir&nbsp; dayanışma.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bu&nbsp; kutular&nbsp; &nbsp;ve&nbsp; &nbsp;çevresinin&nbsp; durumunu&nbsp; &nbsp; ,geçen&nbsp; &nbsp;Heziran&nbsp; &nbsp; ayı&nbsp; başlarında&nbsp; &nbsp;sizlerin&nbsp; &nbsp;bilgi&nbsp; &nbsp;ve&nbsp; &nbsp;beğenisine sunmuştuk. Bu&nbsp; kutunun&nbsp; &nbsp;taşarcasına&nbsp; ,bilinçli&nbsp; &nbsp; veya&nbsp; &nbsp;bilinçsiz !!!&nbsp; &nbsp;olarak tepe&nbsp; &nbsp;tepe&nbsp; &nbsp; evsel&nbsp; &nbsp;ÇÖP&nbsp; le&nbsp; doldurduğunu, haber&nbsp; &nbsp;olarak&nbsp; geçmemiz&nbsp; üzerine, sorumluların&nbsp; burasını&nbsp; &nbsp;boşaltarak&nbsp; &nbsp;temizlediğini, gördük. Bu&nbsp; konuda&nbsp; &nbsp; semt&nbsp; sakinlerinin&nbsp; duyarlılığının&nbsp; &nbsp; &nbsp;önemini&nbsp; hatırlattık.&nbsp; &nbsp;Ancak&nbsp; &nbsp; değişen&nbsp; &nbsp;birşey&nbsp; &nbsp;olmamış ki,&nbsp; &nbsp; iki&nbsp; &nbsp;gün&nbsp; &nbsp; önce&nbsp; &nbsp; &nbsp;aynı&nbsp; &nbsp;manzara&nbsp; &nbsp; ile&nbsp; &nbsp;karşılaşıyoruz.&nbsp; &nbsp;Sözlü&nbsp; &nbsp;uyarımız&nbsp; &nbsp; karşılık&nbsp; &nbsp;bulmuş ki,&nbsp; sorumlularca tekrar&nbsp; &nbsp;temizlik&nbsp; yapılmış.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>ÇOk&nbsp; &nbsp;sıcak&nbsp; &nbsp;günleri&nbsp; &nbsp;yaşadığımız&nbsp; &nbsp; şu&nbsp; &nbsp;yaz&nbsp; &nbsp;günlerinde&nbsp; vatandaşlarımız&nbsp; &nbsp; &nbsp;ve&nbsp; &nbsp;semt&nbsp; &nbsp;sakinlerinin&nbsp; &nbsp;duyarlılıkları&nbsp; sorumluların&nbsp; &nbsp;ve&nbsp; &nbsp;yetkililerinin&nbsp; &nbsp;beklentisi.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 16:00:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DATÇA      İÇİN   ARGE</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/datca-icin-arge-2837</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/datca-icin-arge-2837</guid>
                <description><![CDATA[DATÇA      İÇİN   ARGE]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Uçuk&nbsp; &nbsp; &nbsp;fikirler de&nbsp; &nbsp; olsa&nbsp; ,bazı&nbsp; &nbsp;düşünce&nbsp; &nbsp; &nbsp;ve&nbsp; &nbsp; görüşleri mi&nbsp; &nbsp; siz&nbsp; &nbsp; &nbsp;Datça Lılarla&nbsp; &nbsp; paylaştığımı ,bu&nbsp; &nbsp;köşeden&nbsp; &nbsp; sizlere&nbsp; &nbsp; &nbsp;aktarmaya&nbsp; &nbsp; gayrek&nbsp; &nbsp;ettiğimi&nbsp; &nbsp;bilirsiniz.&nbsp;</p>

<p>Kişisel/kurumsal&nbsp; görüş&nbsp; &nbsp;anlayışına&nbsp; &nbsp; saygılı&nbsp; &nbsp;olsamda, İlçemde&nbsp; &nbsp; görmeyi&nbsp; &nbsp; ve&nbsp; &nbsp;yaşamanmasını&nbsp; &nbsp; arzu&nbsp; &nbsp;ettiğim&nbsp; konulardaki&nbsp; &nbsp; &nbsp;fikirlerimi&nbsp; &nbsp;sizlerle&nbsp; paylaşmaya&nbsp; &nbsp;devam&nbsp; &nbsp;edeceğim.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Pek Çok&nbsp; vatandaşımızı&nbsp; ilgilendiren&nbsp; ,yapılaşma&nbsp; ve&nbsp; imar&nbsp; &nbsp; anlayışının&nbsp; &nbsp;yanlış&nbsp; taraflarını&nbsp; &nbsp;defalarca yazdım&nbsp; &nbsp;söyledim. Yarımadanın&nbsp; &nbsp; ve&nbsp; yörenin&nbsp; konut&nbsp; &nbsp;üretiminde ,hiç&nbsp; &nbsp;olmazsa&nbsp; &nbsp;dış&nbsp; cephelerde&nbsp; renk,&nbsp; biçim görüntü&nbsp; bütünlüğünün&nbsp; &nbsp;,bir&nbsp; &nbsp;estetik&nbsp; &nbsp;birlikteliği sağlayacağını, bununda&nbsp; yamalı&nbsp; &nbsp;bohça&nbsp; &nbsp;görünümünden&nbsp; kurtulmanın&nbsp; sağlanabileceğini&nbsp; &nbsp;söyledik.&nbsp; Üzülerek&nbsp; &nbsp; uygulamada&nbsp; &nbsp; bunu&nbsp; &nbsp; göremiyoruz,görmemekteyizde.&nbsp; Bu&nbsp; &nbsp;alanda&nbsp; bir&nbsp; &nbsp;anlayış&nbsp; birliğinin&nbsp; &nbsp; sağlanması&nbsp; &nbsp; &nbsp;için, yerel&nbsp; &nbsp;yönetimin&nbsp; kararlılığı şart&nbsp; &nbsp;elbette. Bir&nbsp; &nbsp; imar&nbsp; ruhsatı&nbsp; &nbsp; düzenlenirken,&nbsp; kırt&nbsp; türlü&nbsp; kuralda&nbsp; &nbsp;bu&nbsp; &nbsp;da aranmalı. Artık&nbsp; konutlarda, sarnıç&nbsp; &nbsp; ve&nbsp; kendi&nbsp; &nbsp; elektriğini&nbsp; üreten&nbsp; akıllı&nbsp; &nbsp; ev&nbsp; /konut&nbsp; &nbsp;anlayışı&nbsp; öncülüğü düşünülmeli. Hatta&nbsp; &nbsp; atık&nbsp; suyunu&nbsp; arıtarak&nbsp; birdaha&nbsp; &nbsp; kullanabilmeyi&nbsp; planlamalı. Çünkü&nbsp; &nbsp;yarınlar&nbsp; &nbsp; yani&nbsp; &nbsp; gelecek&nbsp; &nbsp; günler&nbsp; &nbsp;pek yağışlı&nbsp; &nbsp; &nbsp;geçmeyebilir,gidişat&nbsp; &nbsp;öyle.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Hizmet&nbsp; &nbsp; sektöründe,APART/OTEL/ VB&nbsp; &nbsp;yapılar,tüm&nbsp; yıl&nbsp; &nbsp;boyunca&nbsp; &nbsp;tam&nbsp; kapasite&nbsp; &nbsp;ile&nbsp; &nbsp; çalışmamakta.İnsanlarımızı&nbsp; tarımsal&nbsp; &nbsp;üretimden&nbsp; kopması&nbsp; &nbsp;pek&nbsp; &nbsp;iyi&nbsp; &nbsp; olmadı. Kamunun tarım&nbsp; &nbsp;alanında&nbsp; &nbsp;yol&nbsp; &nbsp; gösterici&nbsp; &nbsp; görevini&nbsp; tam&nbsp; &nbsp;anlamı&nbsp; &nbsp; ile&nbsp; &nbsp;yaptığını&nbsp; &nbsp; söyleyebilirmisiniz. ? Birkaç&nbsp; &nbsp;seneye&nbsp; &nbsp;kadar,Tütün&nbsp; &nbsp; üretiminden&nbsp; &nbsp; sonra&nbsp; ,bilhassa&nbsp; &nbsp;Karaköy&nbsp; &nbsp; ve&nbsp; Kızlan&nbsp; &nbsp;Köylerimizde&nbsp; &nbsp;üretilmekte&nbsp; &nbsp; olan&nbsp; &nbsp; GÜZ&nbsp; DOMATESİ&nbsp; &nbsp;üretimi&nbsp; bitti&nbsp; &nbsp; sayılır.&nbsp; Tohum/gübre/işçilik enerji&nbsp; &nbsp;ve&nbsp; ilaç&nbsp; &nbsp;maliyetleri&nbsp; &nbsp;üreticiyi&nbsp; &nbsp;bu&nbsp; &nbsp;alandanda&nbsp; &nbsp; &nbsp; uzaklaştırdı. Toprağını&nbsp; satıp bankaya&nbsp; &nbsp; faize&nbsp; &nbsp;yatırmak,&nbsp; Apart&nbsp; a&nbsp; yatırım&nbsp; &nbsp;yapmak&nbsp; &nbsp;ne&nbsp; zamana&nbsp; kadar&nbsp; &nbsp; sürüp&nbsp; &nbsp;gidecek.&nbsp; Zaten&nbsp; yerel&nbsp; toprak&nbsp; mülkiyeti&nbsp; &nbsp;hızla&nbsp; &nbsp; el&nbsp; değiştirmekte. Farklı&nbsp; &nbsp;alanlarda&nbsp; &nbsp;istihdam&nbsp; &nbsp;yolları&nbsp; &nbsp; bulmak&nbsp; &nbsp; zorundayız. Bir&nbsp; zamanlar&nbsp; Datça Mızda ÇAM&nbsp; Balı&nbsp; &nbsp;üretiliyor duk.&nbsp; Tarım&nbsp; &nbsp; ilaçları,arıların&nbsp; yaşamını&nbsp; &nbsp; &nbsp;etkilediği&nbsp; &nbsp; gibi, yeterince&nbsp; &nbsp; çam&nbsp; &nbsp;ormanıda&nbsp; &nbsp; bırakmadık.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Doğamızı&nbsp; &nbsp;bu&nbsp; kadar&nbsp; &nbsp;hoyrat /acımasız&nbsp; &nbsp; kullanmamız&nbsp; &nbsp;sonucunda ,artık&nbsp; &nbsp;yarımadamızda&nbsp; &nbsp;sağlıklı&nbsp; &nbsp; &nbsp;içme&nbsp; &nbsp;suyuda&nbsp; &nbsp;bulmak&nbsp; &nbsp; sorun&nbsp; &nbsp; oldu.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Diğer&nbsp; bir&nbsp; &nbsp;konu&nbsp; &nbsp; ise,&nbsp; güneşin&nbsp; &nbsp;bu&nbsp; kadar&nbsp; &nbsp; cömert&nbsp; davrandığı&nbsp; &nbsp;yöremizde,ulaştırmada&nbsp; &nbsp;elektrikli&nbsp; &nbsp;araçları&nbsp; &nbsp;neden&nbsp; &nbsp; &nbsp;toplu&nbsp; taşımada&nbsp; &nbsp; &nbsp;kullanmıyoruz? Taksilerde&nbsp; &nbsp; ve&nbsp; il&nbsp; &nbsp; genelindeki&nbsp; &nbsp; &nbsp;taşımada&nbsp; &nbsp;hatta&nbsp; &nbsp;denizde&nbsp; &nbsp; &nbsp;gezi&nbsp; &nbsp;teknelerinde&nbsp; &nbsp;kullanabilmeyi&nbsp; bir&nbsp; &nbsp;araştırsak , bu&nbsp; &nbsp;alanda&nbsp; &nbsp;kamu&nbsp; hizmetlerinde&nbsp; &nbsp;öncelik&nbsp; &nbsp; &nbsp;olsa.,&nbsp; iyi&nbsp; bir&nbsp; &nbsp;örnek&nbsp; &nbsp; olamaz mı.?</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Belediyemizin&nbsp; &nbsp;bulunduğu&nbsp; &nbsp;binanın&nbsp; &nbsp; çatısına&nbsp; &nbsp;acaba&nbsp; kaç&nbsp; &nbsp; güneş&nbsp; &nbsp;paneli&nbsp; &nbsp;konabilir. AYDEM&nbsp; &nbsp; e&nbsp; &nbsp;kaç&nbsp; TL&nbsp; &nbsp;aylık&nbsp; &nbsp; elektrik&nbsp; &nbsp; &nbsp; faturası&nbsp; &nbsp; ödüyoruz .Birilerinin&nbsp; &nbsp;kulağına&nbsp; &nbsp;birazcık&nbsp; kar&nbsp; &nbsp;suyu&nbsp; kaçırmak&nbsp; &nbsp;zararlı&nbsp; &nbsp;olmaz&nbsp; herhalde.?.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Ülkemizde&nbsp; &nbsp;pek çok&nbsp; &nbsp;yerleşim&nbsp; &nbsp;yerinde&nbsp; &nbsp;toplu&nbsp; taşıma&nbsp; &nbsp;elektrikli&nbsp; &nbsp; araçlarla&nbsp; &nbsp; yapılmakta.&nbsp; &nbsp;Amerika Yı&nbsp; &nbsp; yeniden&nbsp; &nbsp;keşfedecek&nbsp; değiliz.!!!!</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Ben&nbsp; &nbsp; hatırlatmak&nbsp; &nbsp; &nbsp;isterim.Bir&nbsp; düşünelim&nbsp; &nbsp; araştıralım&nbsp; &nbsp;soruşturalım.</p>

<p>&nbsp;Ne&nbsp; dersiniz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 16:00:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MAHALLİ SİYASET..</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mahalli-siyaset-2836</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mahalli-siyaset-2836</guid>
                <description><![CDATA[MAHALLİ SİYASET..]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bu fotoğrafın nerede &nbsp;ne zaman çekildiğini doğrusu bende bilmiyorum..sülalemizin pek sevip saydığım bizim kuşaktan iki kuşak genç Barış Kaya kardeşim göndermiş..Fotoğrafın çekildiği mekan bana Datçamızın Sındı köyümü hatırlattı..<br />
Bende &nbsp;bu köyle ilgili mahalli ve siyasi bir anımı aktarmadan geçemedim doğrusu..<br />
12.eylül.1980 sonrası askeri diktanın izin verdiği ölçüde demokrasi (!) denemelerine geçildi..bende kendimi cebren ve kerhen güya sosyal demokrat&nbsp;<br />
S O D E P Datça parti. Başkanı olarak buldum..<br />
Başkanımız da siyasetle uzaktan yakından ilgisi olmayan ve kendisini bu vesile ile tanımak sohbet etmek şerefine eriştiğim E r d a l -İ n ö n ü..<br />
Karşımızda ,rakip parti Rahmetli Turgut Özal'ın kırduğu. A n a p...<br />
Lafı uzatmayalım..<br />
Tesadüf bu ya.<br />
Datçanın Sındı köyünde mahalli.seçimler nedeniyle klasik bir köy kahvesinde rakip parti adayları buluştu..<br />
O günün koşullarında adaylar oy dilendiler.Kendi partilerinin son derece saygılı bir şekilde reklamını ysptılsr.<br />
Övünmek gibi olmasın sıkı bir gözlemciyimdir<br />
Kahvede oturanlara. Çaktırmadan göz ucuyla<br />
&nbsp;Baktım ki..<br />
Eli bastonlu. Bakla gözlüklü bir dedecik her konuşan adaya bıyık altından gülüyor<br />
.Yavaşça yanına ysklaştım fısıltı halinde sordum..<br />
--Sence bu seçimleri hangi parti kazanır ?<br />
Öyle bir cevap verdi ki .<br />
---Eşşek düzüldüğü ağacın dibinde&nbsp;<br />
Dolanır evladım..!<br />
23-07-2026 Y.Ziya Özalp&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 16:00:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YAVAŞLA…</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/yavasla-2835</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/yavasla-2835</guid>
                <description><![CDATA[YAVAŞLA…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Temel otobanda basmış gaza gidiyor…<br />
Bakmış bir tabela:</p>

<p>-YAVAŞLA 80 km.<br />
Hızını o an 80’e indirmiş Temel.&nbsp;<br />
Az sonra bir tabela daha:<br />
-YAVAŞLA 60 Km.</p>

<p>Temel 60’a inmiş.&nbsp;</p>

<p>Merakla giderken yeniden bir tabela:</p>

<p>-YAVAŞLA 40 Km…<br />
“Yolda çalışma var galiba !” diyerek 40’a düşürmüş hızını.Epeyce sonra bir tabela daha<br />
-YAVAŞLA 15 Km.<br />
Talimata uyarak 15 Km’ye düşmüş Temel.&nbsp;</p>

<p>Yolun en sağından tıngır mıngır gidiyor.<br />
Ama meraktan da çatlayacak. Uflaya puflaya bir saat daha gittikten sonra yeni bir tabela görmüş:</p>

<p>-Yavaşla’ya Hoş Geldiniz…Nüfus: 2500</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 16:00:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YÖRESEL AĞIZLARDA ATASÖZLERİ</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/yoresel-agizlarda-atasozleri-2834</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/yoresel-agizlarda-atasozleri-2834</guid>
                <description><![CDATA[YÖRESEL AĞIZLARDA ATASÖZLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ak yaşmak leke götürmez(Isparta)</p>

<p>Alaca bulutun sıcağı,topal kızın kucağı.Niğde)</p>

<p>Alacak kız ay görünür, evleri saray. G.Ant.)</p>

<p>Alacaklı camuştan (manda) kuvvetlidir (Van)</p>

<p>Alakargada alacağın olsun,ne verir ne inkar eder.(Isparta,N.şhr)</p>

<p>Al at, hem kapar, hem teper(Van)</p>

<p>Alçacık eşek binmeye kolaydır,yünlüce koyun yolmaya kolaydır.Afyon)</p>

<p>Alçak duvar olma,her gelen üstünden geçer.(Bolu)</p>

<p>Alçak gönül, yüce dövlettir.Tokat)</p>

<p>Alçaklara ev yapma sel için,yükseklere harman yapma yel için, ihtiyarlıkta görpe alma el</p>

<p>için(Sivas)</p>

<p>Alçak tavuk kendini ferik gösterir(Ankara)</p>

<p>Aldığını vermeyen, aradığını bulamaz(Ankara,Zngldk)</p>

<p>Alet,sahibinin elinde işler(Malatya)</p>

<p>Alıcı kuş dindiğinden(gagasından) bellidir(Van)</p>

<p>Alıncaya kadar sen kendilerine yalvar,aldıktan sonra kendileri sana yalvarsın(G.Ant)</p>

<p>Alın terlemeyince mal kazanılmaz(Van)</p>

<p>Alışmak,kudurmaktan beterdir(Amasya)</p>

<p>Alışverişte dostluk olmaz(Malatya)</p>

<p>Alim olmak istersen al kalemi yaz,cahil olmak istersen al kalemi durma kaz(Van)</p>

<p>Allah adamı it etsin ,rut(aç ve çıplak) etmesin(Van)</p>

<p>Allahın işiyle,eşeğin yaşı bilinmez(Bolu)</p>

<p>Allahın verdiği taşar dökülür,kulun verdiği başa kakılır(Niğde)</p>

<p>Allah kimine bal verir parmak vermez,kimine parmak verir bal vermez(Isparta)</p>

<p>Allahümme pirden, kendini sakın kelinen körden, topal da geliyor çekilin yoldan(Ankara)</p>

<p>Allah yar olduktan sonra, kılıcın ağaç olsa da keser(Hakkari)</p>

<p>Allah yazın ayransız,kışın yorgansız etmesin(Isparta</p>

<p>Alma ahı. indirir şahı(G.Ant.)</p>

<p>Alma garibin ahını, çekersin günahını. (Bolu)</p>

<p>Alma(elma) malım olsun,satılmazsa çir(elma kurusu) ederim(Bitlis)</p>

<p>Almanın biri bin kuruşa ise yine soy,hıyarın bini bir paraya ise yine soyma(G.Ant.)</p>

<p>Altına at düşenin,gönlüne murat düşer(Giresun)</p>

<p>Altını zaptetmeye, gümüşten el ister(Antalya)</p>

<p>Altın kapılının,ağaç kapılıya işi düşer(Çorum)</p>

<p>Altın kılıç,demir kapıyı açar(Ank.)</p>

<p>Altın toprağın yüzündedir(Konya)</p>

<p>Ammim(emmim)dayım, hepsinden aldım payım(Malatya)</p>

<p>Anadan gören sergen dizer,babadan gören saban düzer(Ank.)</p>

<p>Ana ile kızı dövüşmüş, k omşu da sahi sanmış(G.Ant.)</p>

<p>Analık, pekmez getir banalık; babalık, dibi getir kapalık (Niğde)”Analığın üvey çocuklarına iyi</p>

<p>bakmadığını,babalığın iyi baktığını anlatır.”</p>

<p>Anana sövenin yanına var, yonga yoranın yanına varma(B.kesir)</p>

<p>Anandan evvel ahıra girme(Mlatya, İçel, Burdur, G,Ant, Isparta,Konya,Giresun,Tokat,Ordu)</p>

<p>Ananın çıktığı dala kız sallangaç kurar(G.Ant)</p>

<p>Anası çıkarsa daşa, oğlağı çıkar öte başa(Isparta)</p>

<p>Anasına göre danası olur(Giresun,Artvin;Kırklareli</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 16:00:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ(52)  EV YAPTIRDIM TUĞLADAN</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri52-ev-yaptirdim-tugladan-2833</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri52-ev-yaptirdim-tugladan-2833</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ(52)  EV YAPTIRDIM TUĞLADAN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ev yaptırdım tuğladan</p>

<p>Bir yar sevdim Muğla’dan</p>

<p>Göz gördü gönül sevdi</p>

<p>Ayırmasın yaradan.</p>

<p>***</p>

<p>Böyle olsun böyle olsun</p>

<p>Her günümüz böyle olsun,</p>

<p>Bize de nazar edenin</p>

<p>İki de gözü kör olsun.</p>

<p>***</p>

<p>Ak koyunlar yaylad7a</p>

<p>Kuzuları ardında.</p>

<p>Başka yâri neyleyeyim</p>

<p>Benim yârim yanımda.</p>

<p>***</p>

<p>Gül kopardım dalından,</p>

<p>Tuttum yârin kolundan.</p>

<p>Öptüm öptüm kokladım</p>

<p>Yarin al yanağından.</p>

<p>***</p>

<p>Ak koyunum meliyor,</p>

<p>Dağdan inmiş geliyor.</p>

<p>Yarim börekler yapmış,</p>

<p>Gelsin diye bekliyor.</p>

<p>***</p>

<p>Abbasi’nin sevinci</p>

<p>Saydım saydım yedinci.</p>

<p>Yedisinin içinde</p>

<p>Benim yârim birinci.</p>

<p>Abbas Balcı’nın aşık tarzı söylediği, Muğla’nın güzel türkülerindendir.</p>

<p>Bir anlamda kendi yaşamını anlatır. Dışarıdan gelip, Muğlalı bir güzelle</p>

<p>evlilik ve mutluluğunu paylaşır.</p>

<p>Çoğu Muğla türküsünde olduğu gibi mani tarzında söylenmektedir.</p>

<p>Tarihine bakılırsa 2004 yılına aittir. Yani yeni türkülerdendir. Arşiv kaydı</p>

<p>yoktur.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 16:00:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BULAŞIK MAKİNESİ HAKKINDA</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/bulasik-makinesi-hakkinda-2832</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/bulasik-makinesi-hakkinda-2832</guid>
                <description><![CDATA[BULAŞIK MAKİNESİ HAKKINDA]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazıyı bulaşık makinesi alacaklar,ya da yenileyeceklerin okumasında yarar var.</p>

<p>BULAŞIK MAKİNESİ SEÇERKEN:</p>

<p>*Su ve elektrik enerjisi kullanımındaki verimliliğine bakınız. A sınıfı bir bulaşık</p>

<p>makinesi seçtiğinizde su elektrik tüketimi oldukça düşecektir. Çamaşır makinesinde olduğu</p>

<p>gibi eski tip bir bulaşık makinesi ile modern çamaşır makinesi karşılaştırıldığında bir çevrimde</p>

<p>1b65 yerin,1.05 kwh enerji harcandığı görülür. Ayarıca yıkamada kullanılan su miktarında da</p>

<p>azalma olacaktır.</p>

<p>*Program sayısının çokluğuna bakmayınız,kullanabileceğiniz program sayısında</p>

<p>olana,daha az para ödeyeceğinizi unutmayınız.</p>

<p>*Özellikle düşük sıcaklık,hızlı program seçeneklerinin olmasına önem veriniz.</p>

<p>*Sepet ve içindeki bölmelerin ayarlanabilmesine önem veriniz.</p>

<p>*Su taşıma emniyetlerinin olmasına dikkat ediniz.</p>

<p>BULAŞIK MAKİNESİ KULLANIRKEN:</p>

<p>*Makinenizi ilk aldığınızda önce boş yıkama gerçekleştiriniz(zaten kuracak olan servis</p>

<p>elemanları bunları size anlatacaklardır)</p>

<p>*Aşırıya kaçmadan tam kapasitede yıkamaya özen gösteriniz.</p>

<p>*Bulaşık makinesine koyacağınız kirli tabakları iyi sıyırırsanız(neden bu sıyırma,neden</p>

<p>sıyırıp ta yeniden yıkıyoruz?)daha az deterjan kullanabilirsiniz. Çok deterjan iyi yıkama</p>

<p>anlamına gelmez(aksine daha çok kimyasal demektir) Az kirli bulaşıklar için daha az deterjan</p>

<p>kulanınız. Böylece çevreye daha az kimyasal madde salınmasına katkı sağlamış olursunuz.</p>

<p>*Belirli yıkama aralıklarında tuz ve parlatıcı yüklemelerini yapınız.(Bu konularda zaten</p>

<p>makinenizi kuran yetkili servis elemanları sizi bilgilendirecektir.Kullanma kılavuzunuzu iyi</p>

<p>okuyun!)Özellikle tuz tuz bölgesinin aktif kalabilmesi için zamanında tuz yüklenmesini</p>

<p>sağlayınız.</p>

<p>*Kurutma aşamasını sonuna kadar beklemeden kapağını açarsanız,enerji</p>

<p>tasarrufunuza biraz destek olursunuz.</p>

<p>ÜTÜ SEÇERKEN VE KULLANIRKEN NELERE DİKKAT EDELİM?</p>

<p>Evlerimizde en çok enerji tükettiğimiz aletlerin başında ütü ve fırınlarımız gelir.</p>

<p>Çoğumuz ütünün nasıl kullanılacağını bilmiyoruz. En basiti kablosunu nasıl toplayacağımızı</p>

<p>da...</p>

<p>*Ütü seçerken,şebeke suyu kullanımına uygun olanları,kendi kendine kireç tabakasını</p>

<p>temizleyebilenleri tercih ediniz.(beni dinlerseniz,bugünlerde biraz yağmur suyu biriktirin.</p>

<p>Ütünüzün haznesine bu sudan ilave edin)</p>

<p>*Elektrik enerjisi kullanımındaki verimliliğine bakınız.Yüksek güçlü bir ütü ile düşük</p>

<p>güçlü bir ütü arasında çoğu zaman bir işlev farkı yoktur.</p>

<p>*Taban malzemesi çizilmeyen bir kaplamaya(seramik vb.) sahip,kumaş üzerinde rahat</p>

<p>kayan ütüleri tercih ediniz.</p>

<p>*Termostat ayarını kumaş cinslerine göre en düşük düzeyde ayarlayınız. Bu durumda</p>

<p>su damlacıklar halinde kumaş üzerinde kalıyorsa,buhar ayarını kısınız(çok fazla su,aşırı sıcak</p>

<p>olmadan buharlaşamaz ve çok aşırı sıcak çamaşır ömrünü azaltır)</p>

<p>*Ütünüzün fişini işiniz bitmeden birkaç dakika önce prizden çekiniz.</p>

<p>*Ütü kablonuzu ütünüzün üzerinde ayrılmış olan kısma sarmayın,bırakın serbest</p>

<p>kalsın,kablo zorlanmamış olur ve ömrü uzar.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 16:00:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ESMÂ İLE AHLÂKLANMAK - 6  EL-HÂFİD, ER-RÂFİ, EL-MUİZZ, EL-MÜZİLL</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-6-el-hafid-er-rafi-el-muizz-el-muzill-2831</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-6-el-hafid-er-rafi-el-muizz-el-muzill-2831</guid>
                <description><![CDATA[ESMÂ İLE AHLÂKLANMAK - 6  EL-HÂFİD, ER-RÂFİ, EL-MUİZZ, EL-MÜZİLL]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar!</p>

<p>Hayatımızın vazgeçilmez güzelliklerinden biri olması gereken Esmâ’dan bugün de gönül kâsemize düşenler; el-Hâfid, er-Râfi, el-Muizz, el-Müzill olacaktır.</p>

<p>Esmâü’l-Hüsnâ, yalnız dilimizle tekrar ettiğimiz güzel isimler değildir. Her bir isim, Rabbimizi tanımaya; Rabbimizi tanıdıkça da hayatımızı, ahlâkımızı ve duruşumuzu yeniden gözden geçirmeye çağırır.</p>

<p>Bugün üzerinde duracağımız bu dört isim, insana çok önemli bir ölçü kazandırır:</p>

<p>Allah alçaltır; kul kimseyi hor görmez.<br />
Allah yükseltir; kul yüceliği makamda değil, Allah’ın rızasında arar.<br />
Allah aziz kılar; kul izzetini haktan koparmaz.<br />
Allah zillete düşürür; kul kibir, zulüm ve haksızlıktan sakınır.</p>

<p>İnsan çoğu zaman yükselmeyi makam, servet, şöhret, alkış ve kalabalıkla ölçer. Alçalmayı ise fakirlik, yalnızlık, güçsüzlük veya insanların gözünde küçük görülmek zanneder. Oysa Kur’an bize başka bir ölçü öğretir.</p>

<p>Allah katında yücelik, insanın dış görünüşüyle, servetiyle, soyuyla, makamıyla veya kendisini ne kadar güçlü gösterdiğiyle ölçülmez. Asıl değer; takvâda, adalette, doğrulukta, merhamette ve Allah’a karşı sorumluluk bilincindedir.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>“Ey insanlar! Şüphesiz Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Birbirinizi tanıyasınız diye sizi halklara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerliniz, O’na karşı sorumluluk bilinci en güçlü olanınızdır.”<br />
(Hucurât, 49:13)</p>

<p>Bu ayet, insanın sahte üstünlük iddialarını yıkar. Irk, soy, memleket, zenginlik, makam ve çevre; insanı Allah katında değerli kılan ölçüler değildir. Allah katında değer, insanın Rabbine karşı nasıl bir kul olduğuyla ilgilidir.</p>

<p>EL-HÂFİD: ALÇALTAN RAB</p>

<p>El-Hâfid, dilediğini alçaltan, kibir ve zulümle yükselmeye çalışanları hak ettikleri yere indiren Allah demektir.</p>

<p>Bu isim kula çok ciddi bir uyarı yapar: İnsan kendisini ne kadar yüksek görürse görsün, Allah’ın ölçüsünden kaçamaz.</p>

<p>Kur’an’da kıyamet için şöyle buyurulur:</p>

<p>“O, alçaltıcı ve yükselticidir.”<br />
(Vâkıa, 56:3)</p>

<p>Bu ayet, insanın dünya ölçülerinin ahirette tersine dönebileceğini hatırlatır. Dünyada yüksek görünenler alçalabilir; dünyada hor görülenler Allah katında yükselebilir.</p>

<p>Demek ki insan, geçici dünya ölçülerine aldanmamalıdır.</p>

<p>Bir makam insanı yükseltmez; o makamda adaletli olmak insanı yüceltir.</p>

<p>Bir servet insanı değerli kılmaz; o serveti helal yoldan kazanıp hayra kullanmak değer kazandırır.</p>

<p>Bir kalabalık insanı haklı yapmaz; hakka bağlılık insanı değerli kılar.</p>

<p>El-Hâfid’i tanıyan insan, gücüne güvenip insanlara tepeden bakmaz. Çünkü bilir ki Allah dilerse yükseleni indirir, kibirleneni alçaltır, kendisini yenilmez sananı çaresiz bırakır.</p>

<p>Kur’an, böbürlenerek yürüyen insana şöyle seslenir:</p>

<p>“Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen ne yeri yarabilirsin ne de dağlara boyca ulaşabilirsin.”<br />
(İsrâ, 17:37)</p>

<p>Bu ayet, insanı kendi sınırına çağırır.</p>

<p>Ey insan! Ne kadar güçlü olursan ol, yeri yaramazsın. Ne kadar büyüdüğünü zannetsen de dağlara ulaşamazsın. Öyleyse bu kibir niye?</p>

<p>Bugün kendimize sormalıyız:</p>

<p>Ben Allah’ın alçaltabileceği bir dünyada, hangi gücü kalıcı zannediyorum?</p>

<p>ER-RÂFİ: YÜKSELTEN RAB</p>

<p>Er-Râfi, dilediğini yükselten, kulunu derece derece yücelten Allah demektir.</p>

<p>İnsanı gerçek anlamda yükselten, insanların alkışı değil; Allah’ın rızasıdır. İnsanların gözünde büyük görünmek mümkündür. Fakat asıl mesele, Allah katında değerli bir kul olabilmektir.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“Allah, içinizden iman edenleri ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltir.”<br />
(Mücâdele, 58:11)</p>

<p>Bu ayet, yükselişin ölçüsünü gösterir. İman, ilim, sorumluluk, adalet ve güzel amel insanı yüceltir.</p>

<p>Er-Râfi’yi tanıyan insan, yükselmek için haksızlığa başvurmaz. Başkasını ezerek, karalayarak, hakkını yiyerek, yalanla ve hileyle yükselmeye çalışmaz. Çünkü bilir ki gerçek yükseliş Allah’ın elindedir.</p>

<p>Bazen dünyada sessiz, gösterişsiz, kimsenin fazla fark etmediği insanlar vardır. Fakat onlar Allah katında değerlidir. Bir yetimin duasını alırlar. Bir yoksulun yükünü hafifletirler. Bir haksızlığa engel olurlar. Bir kırık kalbi onarırlar. Belki adları çok bilinmez; fakat Allah onların yaptığını bilir.</p>

<p>İşte gerçek yükseliş budur.</p>

<p>Er-Râfi’yi tanıyan kul, insanlara basamak gibi bakmaz. Herkesi geçilecek, kullanılacak, ezilecek biri olarak görmez. Çünkü yükselmek, başkalarını aşağı itmekle değil; Allah’ın razı olduğu bir hayat yaşamakla mümkündür.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Ben yükselmeyi insanların gözünde mi arıyorum, Allah’ın rızasında mı?</p>

<p>EL-MUİZZ: İZZET VEREN RAB</p>

<p>El-Muizz, dilediğini aziz kılan, izzet ve onur veren Allah demektir.</p>

<p>Kur’an bize izzetin kaynağını açıkça bildirir:</p>

<p>“Kim izzet istiyorsa bilsin ki izzet bütünüyle Allah’ındır.”<br />
(Fâtır, 35:10)</p>

<p>İzzet; insanın onurunu, haysiyetini ve değerini Allah’ın ölçüsünde korumasıdır. İzzet, kibir değildir. Kibir başkasını küçük görür; izzet ise insanı harama, yalana, zulme ve haksızlığa boyun eğmekten korur.</p>

<p>El-Muizz’i tanıyan insan, izzeti yanlış yerde aramaz.</p>

<p>Servette aramaz.</p>

<p>Makamda aramaz.</p>

<p>İnsanların alkışında aramaz.</p>

<p>Kalabalıkların desteğinde aramaz.</p>

<p>Kendi grubunun üstün gelmesinde aramaz.</p>

<p>İzzeti Allah’ın rızasında, hakka bağlılıkta, doğru sözde ve adaletli duruşta arar.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>“De ki: Ey mülkün sahibi Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden de çekip alırsın. Dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın. Hayır Senin elindedir. Şüphesiz Sen her şeye güç yetirensin.”<br />
(Âl-i İmrân, 3:26)</p>

<p>Bu ayet, hem el-Muizz hem de el-Müzill isimlerinin hayatımıza bakan yönünü gösterir. Aziz kılan da Allah’tır, zillete düşüren de Allah’tır.</p>

<p>El-Muizz’i tanıyan insan, onurunu haksız kazanca satmaz. Makam için eğilip bükülmez. İnsanların hoşnutluğu için hakkı gizlemez. Dünyalık menfaat için Allah’ın ölçüsünü terk etmez.</p>

<p>Çünkü bilir ki Allah’ın aziz kıldığını insanlar değersizleştiremez. Allah’ın değer verdiğini dünyanın alkışı artırmaz, dünyanın kınaması azaltmaz.</p>

<p>Bugün kendimize sormalıyız:</p>

<p>İzzetimi Allah’ın rızasında mı koruyorum, yoksa insanların beğenisine mi teslim ediyorum?</p>

<p>EL-MÜZİLL: ZİLLETE DÜŞÜREN RAB</p>

<p>El-Müzill, dilediğini zillete düşüren, kibir, zulüm, haksızlık ve inkâr yolunda direnenleri alçaltan Allah demektir.</p>

<p>Bu isim insana ağır ama gerekli bir uyarı yapar. Çünkü insan bazen yükseldiğini zannederken aslında alçalır. Malı artar ama merhameti azalır. Makamı büyür ama adaleti küçülür. Sözü çoğalır ama doğruluğu eksilir. İnsanlar onu alkışlar ama Allah katındaki değeri düşer.</p>

<p>Asıl zillet, fakirlik değildir.</p>

<p>Asıl zillet, makam sahibi olmamak değildir.</p>

<p>Asıl zillet, insanların seni tanımaması değildir.</p>

<p>Asıl zillet; hakkı bildiği hâlde terk etmek, zulme razı olmak, kibirle yaşamak, emanete ihanet etmek ve Allah’ın ölçüsünü çıkarına göre eğip bükmektir.</p>

<p>Kur’an, münafıkların izzeti yanlış yerde aradıklarını bildirirken şöyle buyurur:</p>

<p>“Onlar, ‘Andolsun, Medine’ye dönersek, üstün olan zayıf olanı oradan mutlaka çıkaracaktır’ diyorlardı. Oysa izzet Allah’a, Elçisine ve müminlere aittir. Fakat münafıklar bilmezler.”<br />
(Münâfikûn, 63:8)</p>

<p>Bu ayet bize şunu öğretir: İzzeti Allah’tan başka yerde arayan insan, sonunda zillete düşer. Çünkü geçici güçlere yaslanan kişinin dayanağı da geçicidir.</p>

<p>El-Müzill’i tanıyan insan, zillete götüren yollardan sakınır.</p>

<p>Kibirden sakınır.</p>

<p>Zulümden sakınır.</p>

<p>Haksızlıktan sakınır.</p>

<p>Yalandan sakınır.</p>

<p>Kul hakkından sakınır.</p>

<p>Dünyalık çıkar için hakikati satmaktan sakınır.</p>

<p>Bazen insanı alçaltan şey, başına gelen musibet değil; musibet karşısında Rabbinden kopmasıdır. Bazen insanı alçaltan şey, malının azlığı değil; az mal için haksızlığa yönelmesidir. Bazen insanı alçaltan şey, insanların onu önemsememesi değil; onun insanları küçümsemesidir.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Beni Allah katında zillete düşürecek hangi alışkanlıkları terk etmeliyim?</p>

<p>YÜCELİK VE ALÇALIŞIN GERÇEK ÖLÇÜSÜ</p>

<p>Can Dostlar!</p>

<p>Bugün gönül kâsemize düşen bu dört güzel isim, bizi sahte ölçülerden kurtarmaya çağırır.</p>

<p>El-Hâfid bize, kibirle yükselmek isteyenleri Allah’ın alçaltabileceğini hatırlatır.</p>

<p>Er-Râfi gerçek yükselişin Allah’ın rızasında olduğunu öğretir.</p>

<p>El-Muizz izzetin Allah’tan geldiğini bildirir.</p>

<p>El-Müzill zillete götüren yolun kibir, zulüm ve haksızlık olduğunu gösterir.</p>

<p>Unutmayalım:</p>

<p>Allah alçaltır; kul kimseyi hor görmez.</p>

<p>Allah yükseltir; kul başkasını ezerek yükselmeye çalışmaz.</p>

<p>Allah aziz kılar; kul izzetini haksızlığa satmaz.</p>

<p>Allah zillete düşürür; kul kibir ve zulüm yolundan sakınır.</p>

<p>Yeryüzünde bazı insanlar yüksek koltuklarda oturur ama Allah katında düşmüş olabilir.</p>

<p>Bazı insanlar sade bir hayat yaşar ama Allah katında yücelmiş olabilir.</p>

<p>Bazı insanlar çok alkışlanır ama hakikatten uzaklaşmış olabilir.</p>

<p>Bazı insanlar sessizce iyilik eder, kimse bilmez ama Allah bilir.</p>

<p>Öyleyse yükselmek istiyorsak, insanları ezerek değil; Rabbimizin ölçüsüne yönelerek yükselmeliyiz.</p>

<p>Aziz olmak istiyorsak, izzeti Allah’tan başka kapılarda aramamalıyız.</p>

<p>Alçalmaktan korkuyorsak, fakirlikten değil; kibirden, haksızlıktan, yalandan ve zulümden korkmalıyız.</p>

<p>Esmâullâh ahlâkı ile ahlaklanma gayreti içinde olan gönül dostlarına selam olsun.</p>

<p>Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın Can Dostlar!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 16:00:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Knidos-4</title>
                <category>Aslan Atilla Yorulmaz</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/knidos-4-2830</link>
                <author>atillayorulmaz@hotmail.com (Aslan Atilla Yorulmaz)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/knidos-4-2830</guid>
                <description><![CDATA[Knidos-4]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Fenerci Mehmet Amca ve Hayatın Öğrettikleri</p>

<p>Hafta sonlarının en güzel sürprizlerinden biri Fenerci Mehmet Amca’nın motosikletiydi&nbsp;</p>

<p>Fener’deki ailesinin ihtiyaçlarını karşılamak için köye geldiğinde, dönüş yolunda bazen bizi de götürürdü. Ama önce mutlaka motosikletini durdurur, yolun üzerindeki iri taşları gösterirdi:</p>

<p>“Haydi bakalım çocuklar, önce şu taşları kenara çekelim.”</p>

<p>Biz de nefes nefese çalışır, yolu temizlerdik.</p>

<p>İşimizi bitirdiğimizde gülümser, “Hadi şimdi binin.” derdi.</p>

<p>O zamanlar bunun küçük bir oyun olduğunu sanıyorduk.</p>

<p>Yıllar sonra anladım ki…</p>

<p>Mehmet Amca bize fark ettirmeden hayatın en önemli derslerinden birini veriyormuş:</p>

<p>Emek vermeden hiçbir karşılık beklememeyi…</p>

<p>Mehmet Amca yalnızca fenerin bekçisi değildi.</p>

<p>O, aynı zamanda (Knidos)’un neşesiydi.</p>

<p>Kemanı da cümbüşü de büyük bir ustalıkla çalardı. Hiçbir müzik eğitimi almamıştı. Ama bazı insanlar vardır ki, onların öğretmeni hayatın kendisidir.</p>

<p>Ne zaman eline cümbüşünü alsa etrafına neşe yayılırdı.</p>

<p>Bir gün olsun hüzünlü bir türkü söylediğini hatırlamıyorum.</p>

<p>Hep yüzleri güldüren ezgiler çalardı:</p>

<p>“Tin tin tinimini hanım seni seviyor canım…”<br />
“Şeftali ağaçları, türlü çiçek başları, yaktı yandırdı beni yârin hilal kaşları…”</p>

<p>Belki de o ezgiler, fenerde yalnız geçen gecelerin sessizliğine karşı verdiği en güzel cevaptı.</p>

<p>Bodrum’a geldiği gün ise bunu herkes duyardı.</p>

<p>Akşam hangi meyhanede buluşulacağı kısa sürede belli olurdu.</p>

<p>Ve o sofraların en çok beklenen kişisi yine Mehmet Amca olurdu.</p>

<p>Masasında Bodrum’un önemli isimleri bulunurdu: Zeki Müren, Gümrük Muhafaza Müdürü Fevzittin Işıldar, süngerciliğin öncülerinden Gavur Ali’nin oğlu Elçin Karayel, Gümlen Ayaz ve Otel Sami…</p>

<p>Onları bir araya getiren şey makam ya da şöhret değildi.</p>

<p>Onları bir araya getiren dostluktu.</p>

<p>Ve o dostluğun tam ortasında, yüzünden tebessümü hiç eksik olmayan Fenerci Mehmet Amca vardı.</p>

<p>Bugün çocukluğuma döndüğümde yalnızca taş evleri, keçileri ya da denizi hatırlamıyorum…</p>

<p>İnsanların birbirine güvenerek yaşadığı, emeğin değer gördüğü, dostluğun her şeyden üstün olduğu o güzel günleri hatırlıyorum.</p>

<p>Ve içimde derin bir özlem büyüyor…</p>

<p>Belki de bu yüzden…</p>

<p>Ben (Knidos)’u özlerken, aslında en çok o insanları özlüyorum.</p>

<p>Devam edecek.</p>

<p>22 Temmuz 2026 / Berlin<br />
Kaptan: Aslan Atilla Yorulmaz</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 16:00:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/03/aslan-atilla-yorulmaz-1710325420.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TEMEL’İN KAR ÖNLEMİ</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/temelin-kar-onlemi-2829</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/temelin-kar-onlemi-2829</guid>
                <description><![CDATA[TEMEL’İN KAR ÖNLEMİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Müthiş bir kar yağmaktadır.&nbsp;<br />
Göz gözü görmüyor. Temel de yoldadır. Önünü arkasını,<br />
sağını solunu görmemektedir. Ne yapacağını bilmez bir durumdadır. Aklına babasının öğüdü<br />
gelir:<br />
“…-Tipiye yakalanır, bir yerleri görmez olursan, hemen dur, bir kar kürecisini bekle.<br />
Onun arkasına yapış, onun arkasından hiç ayrılmadan devam et…<br />
Uzun zaman bekledikten sonra, gerçekten bir kar küreyicisi gelir. Temel de arkasına<br />
takılıp, yaklaşık bir saat onunla, adım adım gider.<br />
Bir müddet sonra, kar küreyici durur, Temel de durur.<br />
Küreyicinin şoförü aşağı iner:<br />
-Yahu bir saattir, peşimden ayrılmıyorsun.Peşimde ne arıyorsun?<br />
Temel:<br />
-Babam söylemişti, kar yağınca bir kar küreyicisi bul, bir an bile bırakma ve takip et<br />
demişti,<br />
-Tamam yiğidim o zaman. Dedi aracına dönerken<br />
-Belediye otoparkının temizliğini bitirdik, hadi şimdi karşı ki AVM ninkine geçiyoruz.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><br />
BALIK DİYE…<br />
İki kadın sabah kahvesinde sohbet ederken, biri:<br />
-Kocan her hafta balığa gittiğini söylüyor. Buna inanıyor musun, tatlım? Diye<br />
sormuş.<br />
-Ne var bunda neden inanmayacak mışım?<br />
-Belki bir ilişkisi var…Bu olasılık hiç aklına gelmiyor mu?<br />
-Asla…!&nbsp;<br />
Demiş diğer kadın.<br />
Çünkü demiş;</p>

<p>-Bir gün bile “Bak ben ne yakaladım “ elinde bir balıkla hiç eve gelmedi…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 16:16:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YÖRESEL AĞIZLARDA ATASÖZLERİ</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/yoresel-agizlarda-atasozleri-2828</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/yoresel-agizlarda-atasozleri-2828</guid>
                <description><![CDATA[YÖRESEL AĞIZLARDA ATASÖZLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>-Abdaldan paşa olmaz(Kilis,G.Antep)<br />
-Abdalın korkağı taşın büyüğüne sarılır(Batman,Feke,İçel)<br />
-Abdestsiz dedene namaz mı dayanır(Ankara-Çankırı)<br />
-Abrulun (Nisan’ın) Onunda ya on horum(ot destesi) ot,ya öküzün gönünü kurut(Ordu)<br />
-Acele eden kancık kör doğurur(Çırakman,Samsun)<br />
-Acemi ağa, acemi çoban tutar(Yerköy,Yzgt)<br />
-Acemi erkekten kadın bile korkar(Anamas,Eğirdir,Isparta)<br />
-Acemi öküzü yedeğe alırlar(Sivrihisar,E.şehir)<br />
-Acıkan ite at yetişmez(Gürün-Svs)<br />
-Acın amanı, tokun imanı olmaz(Ordu,Artvin)<br />
-Acın teknesinde döngel göynümez (olgunlaşmaz)(Niksar-Tokat)<br />
-Acı soğan kabuğunu acıtır(Kadirli,Adana)<br />
-Acı söz baş belası, tatlı söz gönül yarasıdır(Yeşilyurt,Malatya)<br />
-Acı su sabun köpürtmez(Erfelek,Sinop)<br />
-Aç adama, arpa ekmeği etten lezzetli gelir(Buuursa)<br />
-Aç ayu ünemez (oynamaz),(Bitlis)<br />
-Aç doymam, çıplak donmam sanır.(Kilis,G.ant)<br />
-Aç geğirir, hızan (görmemiş) öğünür(örünür),(Van)<br />
-Aç gez, tok görün(Hekimhan Mlty)<br />
-Açık göte kim olsa tükürür(Gölhisar,Burdur)<br />
-Açık kapı melamet, kapalı kapı selamet((Bitlis)<br />
-Aç it fırına bakmakla doymaz(van)<br />
-Aç itin yanağında yal bulunmaz(Akkuş,Ordu)<br />
-Aç it koyun gütmez(Ordu)<br />
-Aç köpek kurttan korkar(G.ant)<br />
-Aç kurt komşu kuzuyu yemez(Bursa)<br />
-Açla çıplağın gönlü şen olur(Bucak,Burdur)<br />
Aç ol, topal ol, kör ol, fakat topraksız olma(Hatay)<br />
-Aç ölme, tok gezme(Burdur)<br />
-Aç yatmak, borç ile karın doyurmaktan yeğdir(Kastamonu,Afyon)<br />
-Adam adamı bilsin, bir çürük elma olsun(Tunceli)<br />
-Adamın ağzına bakarlar, atına ona göre nal çakarlar<br />
-Adamın eli ok olmazsa, karnı tok olmaz(Van)<br />
-Adamın hödüğü, pınarın gözünden içermiş(Malatya)<br />
-Adana’dan gelen eşek kırk gün anırır(Malatya)<br />
-Ad, bir gök boncuktur(Eğirdir,Isparta)<br />
-Afiyet ola demekle deniz içilmez(Mudurnu,Bolu)<br />
-Ağacı çok olan yerde kıtlık olmaz(Tarsus,İçel)<br />
-Ağacın çürüğü özünden olur(Kadirli,Adana)<br />
-Ağaç dalıyla gürler(Adana,Tunceli,Ankara)<br />
-Ağaç gider çalı kalır, çalı gider çakıl kalır(Çamlıdere,Ankara)<br />
-Ağaç sevgisi, evlat sevgisidir(Biga,Çnkkl)<br />
-Ağaçsız memleket duvaksız geline benzer(Samsun,Tunceli)<br />
-Ağanın malı çıkar, uşağın canı(Akşehir,Konya)<br />
-Ağır yük çevik ata engel olur(Mudurnu,Bolu)<br />
-Ağız tetik, dil tüfek(Antalya)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 15:59:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ(51)  EVLERİNİN ÖNÜ KAVAK</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri51-evlerinin-onu-kavak-2827</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri51-evlerinin-onu-kavak-2827</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ(51)  EVLERİNİN ÖNÜ KAVAK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>(Sarı Gelin)</p>

<p>Evlerinin önü kavak<br />
Yağmur yağar ufak ufak<br />
Eli kına geydi duvak<br />
Kalk gidelim Sarı Gelin</p>

<p>***</p>

<p>Sarı gelin sarı Gelin<br />
Gel ömrümün yâri gelin<br />
Uğrun uğrun bakma öyle<br />
Yüreğimi yakma gelin.</p>

<p>***</p>

<p>Gelin olan böyle mi olur<br />
Yanağında al olmaz mı?<br />
Sana yandım Sarı Gelin<br />
Seni seven deli olmaz mı?</p>

<p>***</p>

<p>Sarı Gelin Sarı Gelin<br />
Gel ömrümün yâri gelin<br />
Uğrun uğrun bakma öyle<br />
Yüreciğimi yakma gelin.</p>

<p>Fethiye yöresine ait bir türküdür<br />
Kaynak kişi olarak Bayram Salman’ın adı geçmektedir. Derleyen ve<br />
notaya alan da yine Bayram Salman’dır.<br />
Türküyle ilgili olarak iki farklı söyleyiş görülmektedir. Ancak daha çok,<br />
yörede kullanılan sözler, iki dörtlükten ibarettir.<br />
Türküyle ilgili bir hikaye ve olay belirlenememiştir. Türkünün yöredeki<br />
diğer adı ise SARI GELİNdir. Ancak, bir başka Sarı Gelin türküsü daha vardır. Aslı SAR GELİNdir.<br />
Ama bu yöre türküsüyle bir ilgisi yoktur.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 15:41:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>EKŞİ MAYA MI?</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/eksi-maya-mi-2826</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/eksi-maya-mi-2826</guid>
                <description><![CDATA[EKŞİ MAYA MI?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gerçekten ekşi maya mı aldığınız ekmekler?<br />
Hangi markete gitseniz, hangi fırına gitseniz, köşe başlarındaki<br />
bakkallarda bile artık Ekşi maya ekmek satılır oldu.<br />
Peki bu ekmekler gerçekten ekşi maya mıdır?<br />
Ekşi maya denilen ekmek bilimsel olarak fermente ekmek olarak<br />
anılır.<br />
Şu anki gıda mevzuatında yasal bir “ekşi maya” tarifi olmadığından<br />
bir kandırmacadır gidiyor.<br />
Gerçek bir ekşi maya ekmekte , “un, su, tuz ve ekşi maya<br />
kültürü(starter) bulunur.<br />
Eğer içinde, ticari maya, koruyucu veya tatlandırıcı asitler varsa o<br />
geleneksel yöntemle yapılmamıştır. Yani ekşi maya ekmek değildir!<br />
Gözenek ve dokusunu inceleyin;<br />
Gerçek ekşi maya gözenek ve dokusunu inceleyin. Homojen9<br />
değildir. İçinde irili ufaklı düzensiz hava boşlukları bulunur ve çiğnenmesi ,<br />
kabuğunun çıtırı nedeniyle kolaydır.<br />
Eğer aşırı yumuşak fabrika çıkışı gibi pürüzsüz dokuda ise<br />
şüphelenin.<br />
Şu ifadelere sakın kanmayın;<br />
“Köy ekmeği”,” Tahıllı ekmek”, “Çok tahıllı “ gibi ifadelere<br />
sakın kanmayın. Bu ifadeler ekşi maya ekmeği tarif etmez. Bunlar ekmeğin<br />
içindeki malzemeyi anlatır. Fermantasyon tekniğini anlatmaz.<br />
Ekşi maya ekmek dosttur!<br />
Lahana turşusu, yoğurt yediğimizde doğrudan canlı dost bakterileri<br />
(tabii gerçek probiyotik yoğurttan söz ediyorum) bünyemize alırız. Ekşi<br />
mayada da bu faydalı bakteriler vardır. Ancak pişirme sırasında yüksek<br />
ısı nedeniyle bakterilerin kendisi fırında ölür.<br />
Burada çok uzun bir yazının konusu olacak bir konudan söz etmek<br />
istiyorum. Ekmek alıyorsanız en az 400 gram olsun. Çünkü küçük ekmekler<br />
z hızlı ısıda pişirildikleri için, sıkıntılıdır. Bu kadar yeter!<br />
Devam edelim; fermente ekmek yüksek ısıya rağmen yine dosttur!<br />
Bağırsaklara şu şekilde katkı sağlamaya devam eder. Mikropların bıraktığı<br />
organik asitler, bağırsak asidinin hafif asidik kalmasına yardımcı olarak zararlı bakterilerin çoğalmasını engeller. Kan şekerinin aniden yükselmesini<br />
önleyerek glikoz dengesini daha yumuşak sağlar.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 15:41:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ESMÂ  İLE    AHLÂKLANMAK  -   5: ER-REZZÂK, EL-FETTÂH, EL-ALÎM, EL-KÂBID, EL-BÂSIT</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-5-er-rezzak-el-fettah-el-alim-el-kabid-el-basit-2825</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-5-er-rezzak-el-fettah-el-alim-el-kabid-el-basit-2825</guid>
                <description><![CDATA[ESMÂ  İLE    AHLÂKLANMAK  -   5: ER-REZZÂK, EL-FETTÂH, EL-ALÎM, EL-KÂBID, EL-BÂSIT]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar!</p>

<p>Esmâü’l-Hüsnâ yolculuğumuza devam ediyoruz. Rabbimizin güzel isimleri, yalnız dilimizle tekrar ettiğimiz kelimeler değildir. Her biri kalbimize bir ölçü, hayatımıza bir istikamet, ahlâkımıza bir güzellik kazandırır.</p>

<p>Bugün “ahlâka ahlâk katan” Esmâ ile Ahlâklanmak köşemize misafir olan güzel isimler şunlardır:</p>

<p>Er-Rezzâk, el-Fettâh, el-Alîm, el-Kâbıd ve el-Bâsit.</p>

<p>Bu isimler bize hayatın çok temel hakikatlerini hatırlatır:</p>

<p>Allah rızık verir; kul nimeti sahiplenmez, şükreder ve paylaşır.<br />
Allah kapılar açar; kul ümitsizliğe düşmez.<br />
Allah her şeyi bilir; kul zanla hüküm vermez.<br />
Allah daraltır ve genişletir; kul darlıkta isyanı, genişlikte şımarıklığı seçmez.</p>

<p>Kur’an’da Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>“Şüphesiz rızık veren, sağlam kuvvet sahibi olan ancak Allah’tır.”<br />
(Zâriyât, 51:58)</p>

<p>Bu ayet, bugünkü yazımızın ana kapısını açar. Çünkü insanın en çok sınandığı alanlardan biri rızıktır. Rızık yalnız para değildir. Nefes rızıktır. Sağlık rızıktır. Akıl rızıktır. Zaman rızıktır. Aile rızıktır. Güven rızıktır. İman kapısının açık olması en büyük rızıktır.</p>

<p>ER-REZZÂK: RIZKIN GERÇEK SAHİBİNİ TANIMAK</p>

<p>Er-Rezzâk, rızkı sürekli veren, kullarına ihtiyaç duydukları imkânları ulaştıran, bütün canlıları gözeten Allah demektir.</p>

<p>İnsan çalışır, emek verir, alın teri döker. Fakat çalışacak bedeni, düşünecek aklı, kullanacağı zamanı, ekip biçeceği toprağı, soluyacağı havayı ve içeceği suyu kendisi yaratmamıştır.</p>

<p>Bu sebeple mümin, rızkı yalnız kendi becerisinin sonucu gibi görmez. Çalışır; fakat rızkı Allah’tan bilir. Gayret eder; fakat nimeti sahiplenmez. Kazanır; fakat şükretmeyi unutmaz.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>“Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın.”<br />
(Hûd, 11:6)</p>

<p>Bu ayet, insana güven verir. Fakat bu güven tembelliğe çağrı değildir. Kur’an, insana çalışmayı, gayret etmeyi, helal kazanç aramayı ve verilen nimetin hesabını düşünmeyi öğretir.</p>

<p>Er-Rezzâk’ı tanıyan insan, rızık endişesiyle harama yönelmez. Başkasının hakkını gasp etmez. Ölçüde ve tartıda hile yapmaz. Zayıfın payını görmezden gelmez. Çünkü bilir ki rızkı veren Allah’tır; haramla çoğalan şey bereket değildir.</p>

<p>Rızık ahlâkı, yalnız kazanmakla değil, paylaşmakla da ilgilidir.</p>

<p>Allah verdiğinde kulun kalbi genişlemelidir. Kendisine verilen imkânı yalnız kendi çevresinde dolaştırmamalıdır. Sofrasında, sözünde, bilgisinde, malında ve zamanında başkalarına da hayır kapısı açmalıdır.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Rızkı Allah’tan biliyor muyum; yoksa elimdekileri yalnız kendi başarım gibi mi görüyorum?</p>

<p>EL-FETTÂH: KAPILARI AÇAN, HAK İLE BÂTILI AYIRAN RAB</p>

<p>El-Fettâh, kapıları açan, hükmüyle hak ile bâtılı ayıran, kullarına çıkış yolları gösteren Allah demektir.</p>

<p>İnsan bazen hayatında kapılar kapanmış gibi hisseder. İş daralır, gönül sıkışır, çözüm görünmez, yollar tıkanır. Fakat kul bilir ki kapıları açan Allah’tır.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>“De ki: Rabbimiz hepimizi bir araya toplayacak, sonra aramızda hak ile hükmedecektir. O, Fettâh’tır, Alîm’dir.”<br />
(Sebe, 34:26)</p>

<p>Bu ayette el-Fettâh ismi el-Alîm ismiyle birlikte anılır. Çünkü Allah’ın açtığı kapılar bilgisizce, ölçüsüzce ve hikmetsizce değildir. O, hak ile hükmeder; neyin açılacağını, neyin kapanacağını en iyi bilendir.</p>

<p>El-Fettâh’ı tanıyan insan, ümitsizliğe teslim olmaz. Kapılar kapandığında isyanı değil, duayı; paniklemeyi değil, sabrı; harama yönelmeyi değil, helal çıkış yollarını arar.</p>

<p>Bazen kapanan kapı da rahmet olabilir.</p>

<p>İnsan bir şeyi çok ister; fakat o şey onun için hayırlı olmayabilir. Bazen Rabbimiz, bizi istediğimiz kapıdan değil, bizim bilmediğimiz başka bir kapıdan geçirir.</p>

<p>Kur’an şöyle bildirir:</p>

<p>“Kim Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşırsa, Allah ona bir çıkış yolu açar ve onu ummadığı yerden rızıklandırır.”<br />
(Talâk, 65:2-3)</p>

<p>Bu ayet, el-Fettâh isminin hayata bakan yönünü çok güzel gösterir. Takvâ ile yaşayan, yani Allah’ın sınırlarını gözeten kul için Rabbimiz çıkış yolları yaratır.</p>

<p>Fakat unutmayalım: Açılan kapı yalnız maddi imkân kapısı olmayabilir. Bazen anlayış kapısı açılır. Bazen sabır kapısı açılır. Bazen tövbe kapısı açılır. Bazen iyi bir dost kapısı açılır. Bazen insanın kalbine ferahlık kapısı açılır.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Kapılar kapandığında Rabbime mi yöneliyorum, yoksa ümitsizlikle ölçüyü mü kaybediyorum?</p>

<p>EL-ALÎM: HER ŞEYİ BİLEN RAB</p>

<p>El-Alîm, gizliyi ve açığı, geçmişi ve geleceği, kalplerin içinden geçeni, insanın söylediğini ve sakladığını bilen Allah demektir.</p>

<p>İnsan sınırlı bilir. Bazen gördüğünü eksik görür, duyduğunu yanlış anlar, bilmediği hâlde hüküm verir. Bu yüzden Kur’an, insana bilmediği şeyin peşine düşmemeyi öğretir.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>“Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp; bunların hepsi ondan sorumludur.”<br />
(İsrâ, 17:36)</p>

<p>Bu ayet, çağımız için çok büyük bir ahlâk ölçüsüdür. Bugün insanlar çoğu zaman duyduklarını araştırmadan aktarıyor, görmedikleri şey hakkında hüküm veriyor, zanna dayanarak insanları suçluyor.</p>

<p>Oysa el-Alîm’i tanıyan insan, her şeyi bilmediğini bilir.</p>

<p>Bilmediği yerde susmayı öğrenir.</p>

<p>Zanla hüküm vermekten sakınır.</p>

<p>Dedikoduya malzeme taşımaz.</p>

<p>Bir insanın kalbini okuyor gibi konuşmaz.</p>

<p>Kendi bilgisini mutlaklaştırmaz.</p>

<p>Allah’ın her şeyi bildiğini bilen kul, gizlide ve açıkta daha dikkatli olur. Çünkü insanlardan sakladığını Allah’tan saklayamaz. Kalbin niyetini de Allah bilir, dilin sözünü de Allah bilir, elin yaptığını da Allah bilir.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“Göklerde ve yerde ne varsa Allah bilir. Allah her şeyi bilendir.”<br />
(Hucurât, 49:16)</p>

<p>El-Alîm’i tanımak, insanı hem tevazuya hem sorumluluğa çağırır.</p>

<p>Tevazuya çağırır; çünkü kulun bilgisi sınırlıdır.</p>

<p>Sorumluluğa çağırır; çünkü Allah her şeyi bilmektedir.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Bilmediğim konuda susmayı, bildiğim konuda adaletle konuşmayı başarabiliyor muyum?</p>

<p>EL-KÂBID: DARALTAN, TUTAN, SINIR KOYAN RAB</p>

<p>El-Kâbıd, dilediği zaman daraltan, tutan, kısan, kulunu darlıkla sınayan Allah demektir.</p>

<p>Hayat her zaman genişlik içinde geçmez. Bazen rızık daralır. Bazen beden yorulur. Bazen insanın gönlü sıkışır. Bazen imkânlar azalır. Bazen yollar yavaşlar.</p>

<p>Bu hâller insana ağır gelir. Fakat Kur’an bize darlığın da bir imtihan olduğunu bildirir.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>“Sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile mutlaka sınarız. Sabredenleri müjdele.”<br />
(Bakara, 2:155)</p>

<p>Bu ayet, darlığın hayatın dışında değil, imtihanın içinde olduğunu öğretir.</p>

<p>El-Kâbıd’ı tanıyan insan, dar zamanda hemen isyana düşmez. Rabbine sığınır. Sebeplere sarılır. Sabırla yol arar. Darlığı, Allah’tan uzaklaşma sebebi değil; Allah’a yönelme vesilesi yapar.</p>

<p>Dar zamanlar insanı tanıtır.</p>

<p>Genişlikte şükür kolay görünür; fakat darlıkta sabır insanın iç dünyasını açığa çıkarır.</p>

<p>Darlıkta dilimiz bozuluyor mu?</p>

<p>Darlıkta harama yöneliyor muyuz?</p>

<p>Darlıkta insanlara haksızlık ediyor muyuz?</p>

<p>Darlıkta Rabbimize güvenimizi kaybediyor muyuz?</p>

<p>Kur’an, zorlukla birlikte kolaylık olduğunu hatırlatır:</p>

<p>“Şüphesiz zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten zorlukla beraber bir kolaylık vardır.”<br />
(İnşirâh, 94:5-6)</p>

<p>El-Kâbıd ismi, insana her daralmanın sonsuza kadar sürmeyeceğini; darlığın içinde bile Rabbimizin bilgisi, hikmeti ve rahmeti bulunduğunu hatırlatır.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Daraldığımda Rabbime mi yaklaşıyorum, yoksa umutsuzlukla kendimi mi tüketiyorum?</p>

<p>EL-BÂSIT: GENİŞLETEN, AÇAN, FERAHLIK VEREN RAB</p>

<p>El-Bâsit, genişleten, ferahlık veren, rızkı ve imkânı açan Allah demektir.</p>

<p>Darlığı Allah bildirdiği gibi, genişliği de Allah verir. İnsan bazen rızkının açıldığını, gönlünün ferahladığını, işlerinin kolaylaştığını, kapıların genişlediğini görür. İşte o zaman da başka bir imtihan başlar.</p>

<p>Çünkü darlık sabırla sınar; genişlik şükürle sınar.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>“Allah dilediği kimseye rızkı genişletir de daraltır da.”<br />
(Ra‘d, 13:26)</p>

<p>Bu ayet, kulun rızık karşısındaki dengesini kurar. Daralınca ümitsizliğe düşmeyeceğiz; genişleyince de şımarmayacağız.</p>

<p>El-Bâsit’i tanıyan insan, genişlik zamanında Rabbini unutmaz. Nimet artınca kibirlenmez. Sofrası genişleyince kalbi daralmaz. İmkânı çoğalınca merhameti azalmaz.</p>

<p>Çünkü genişlik de bir emanettir.</p>

<p>Allah’ın verdiği imkân, insanın yalnız kendisini büyütmesi için değil; iyiliği büyütmesi içindir.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“Rabbinin nimetine gelince; onu anlat.”<br />
(Duhâ, 93:11)</p>

<p>Nimeti anlatmak, gösteriş yapmak değildir. Nimeti Allah’tan bilmek, şükretmek ve o nimeti hayra taşımaktır.</p>

<p>Genişlik zamanında insanın kalbi daha cömert olmalıdır.</p>

<p>Daha çok paylaşmalıdır.</p>

<p>Daha çok şükretmelidir.</p>

<p>Daha çok infak etmelidir.</p>

<p>Daha çok gönül almalıdır.</p>

<p>Daha çok sorumluluk hissetmelidir.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Allah bana genişlik verdiğinde, ben bu genişliği kimin hayatına ferahlık olarak taşıyorum?</p>

<p>DARLIK VE GENİŞLİK ARASINDA KULLUK</p>

<p>Can Dostlar!</p>

<p>Bugün üzerinde durduğumuz bu beş güzel isim, insanın hayatını baştan sona kuşatır.</p>

<p>Er-Rezzâk bize rızkın gerçek sahibini tanıtır.</p>

<p>El-Fettâh kapıları açanın Allah olduğunu hatırlatır.</p>

<p>El-Alîm her şeyi bilen Rabbimizin huzurunda yaşadığımızı bildirir.</p>

<p>El-Kâbıd darlığın da imtihan olduğunu öğretir.</p>

<p>El-Bâsit genişliğin de şükür istediğini gösterir.</p>

<p>Unutmayalım:</p>

<p>Allah rızık verir; kul nimeti gasp etmez.</p>

<p>Allah kapı açar; kul ümitsizliğe teslim olmaz.</p>

<p>Allah bilir; kul zanla hüküm vermez.</p>

<p>Allah daraltır; kul sabrı öğrenir.</p>

<p>Allah genişletir; kul şükrü ve paylaşmayı çoğaltır.</p>

<p>Hayat bazen daralır, bazen genişler. Bazen kapılar kapanır, bazen beklemediğimiz yerden açılır. Bazen rızık çoğalır, bazen azalır. Fakat müminin yönü değişmemelidir.</p>

<p>Darlıkta sabır.</p>

<p>Genişlikte şükür.</p>

<p>Bilgide tevazu.</p>

<p>Rızıkta emanet bilinci.</p>

<p>Kapılar kapanınca dua.</p>

<p>Kapılar açılınca hamd.</p>

<p>İşte Esmâ ile ahlâklanmak, Rabbimizin güzel isimlerini hayatın her hâline ölçü kılmaktır.</p>

<p>Rabbimiz bizleri; rızkı O’ndan bilen, kapıları O’ndan bekleyen, bilgide haddini bilen, darlıkta sabreden, genişlikte şükreden, nimetleri hayra taşıyan kullarından eylesin.</p>

<p>Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın can dostlar.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 15:41:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>(Knidos)-3</title>
                <category>Aslan Atilla Yorulmaz</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/knidos-3-2824</link>
                <author>atillayorulmaz@hotmail.com (Aslan Atilla Yorulmaz)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/knidos-3-2824</guid>
                <description><![CDATA[(Knidos)-3]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dayanışmanın Güzel Günleri</p>

<p>Rüzgârın antik taşların arasından usulca geçtiği, denizin tuz kokusunun çocukluğuma sindiği o eski (Knidos) günleri… Sanki dün gibi… Hafızamın en derin köşelerinde hâlâ capcanlı duran o günlere her döndüğümde, içimde tarifsiz bir sıcaklık beliriyor.</p>

<p>Bugün geriye dönüp baktığımda anlıyorum ki, çocukluğumun en kıymetli mirası ne denizdi ne de (Knidos)’un görkemli taşları…</p>

<p>Benim için en büyük zenginlik, o yıllarda insanların birbirlerine duyduğu güven, sevgi ve dayanışmaydı.</p>

<p>(Knidos)’ta yaşayan herkes, gerçekten de büyük bir ailenin fertleri gibiydi. Kimin kapısında duman tütmüyorsa komşusu bunu hissederdi. Kimin bir şeye ihtiyacı varsa söylemesine gerek kalmadan yardım eli uzanırdı. Fakirdik belki… Ama paylaşmasını biliyorduk. Yoksulduk… Ama hiçbir zaman kendimizi yalnız hissetmiyorduk.</p>

<p>Biz çoban çocuklarının hayatı da işte bu dayanışmanın içinde geçerdi.</p>

<p>Hafta içi okul olduğu için Yazıköy’de dede ve ninelerimizin yanında kalır, hafta sonu ise hem anne babamızı görmek hem de özlem gidermek için ailelerimizin bulunduğu çoban yerlerine giderdik. Annelerimizin bizi yıkayıp saçlarımızı taradığı o anlar… Yıkanmış okul önlüklerimizi özenle bohçaya koyuşları… Pazartesi sabahı bizi yeniden okul yoluna uğurlarken gözlerindeki o sessiz sevgi…</p>

<p>Çoban aileleri, Yazıköy ile (Knidos) arasındaki Bali Bele, Esebele, Saat Taşı, Gargıcak, Domuzini, Döşeme, Hayladın ve Barkaz gibi su kaynaklarının bulunduğu bölgelere yerleşirdi. Oralarda ya insanların sığınabileceği doğal bir mağara ya da taşlardan örülmüş küçük bir dam bulunurdu. Aynı zamanda keçileri yağmurdan ve ayazdan koruyacak ağıllar da vardı. Bu evlerin birçoğu imece usulüyle yapılmıştı.</p>

<p>Kışın daha korunaklı yerlerde yaşanır, yaz geldiğinde ise suya yakın yaylalara göç edilirdi. Bugün “göç” dediğimiz o yolculuklar, bizim için hayatın olağan bir parçasıydı.</p>

<p>Pazartesi sabahları ise yeniden okul yolu başlardı.</p>

<p>Çoğu zaman kilometrelerce yolu yürüyerek giderdik.</p>

<p>O yıllarda bugünkü gibi yağmurluklar, montlar, su geçirmez ayakkabılar yoktu. Naylon bile köy hayatına henüz girmemişti. Yağmur altında yürür, okulun kapısından içeri girdiğimizde siyah okul önlüklerimiz üzerimize yapışmış olurdu.</p>

<p>Sınıfta yanan sobanın etrafına dizilir, önlüklerimizi çıkartıp kurutmaya çalışırdık.</p>

<p>Sobanın üzerinde yükselen o buhar…</p>

<p>Belki yalnızca ıslanan elbiselerimizi kurutmuyordu; çocuk yüreğimizdeki üşümeyi de alıp götürüyordu.</p>

<p>Okulumuz da oldukça mütevazıydı. Aynı çatı altında iki derslik ve küçük bir yönetici odasından ibaretti. Birinci, ikinci ve üçüncü sınıflar tek öğretmenle büyük derslikte, dördüncü ve beşinci sınıflar ise diğer derslikte eğitim görürdü. Öğretmenlerimiz Köy Enstitüsü mezunuydu.</p>

<p>Sait Karaman öğretmenimiz, bize yalnızca ders anlatmazdı. Okul bahçesine çakıldak dediğimiz kabuklu bademleri gömer, onların filizlenmesini sabırla izletirdi. Böylece bize emeği, sabrı ve doğanın mucizesini öğretirdi.</p>

<p>O yıllarda öğretmenler köyün en saygın insanlarıydı. Büyüklerimiz onların yanında ayağa kalkar, sözlerine dikkat ederdi. Gazeteler bile onların sayesinde köye ulaşır, kahvede herkes tarafından okunurdu.</p>

<p>Bugün düşündükçe içim burkuluyor…</p>

<p>Çünkü o günlerde sahip olduğumuz şeylerin değerini belki de yeterince anlayamamıştık.</p>

<p>Ama şimdi biliyorum ki…</p>

<p>Biz aslında çok zengindik.</p>

<p>Devam edecek.</p>

<p>20 Temmuz 2026 / Berlin<br />
Kaptan: Aslan Atilla Yorulmaz</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 15:41:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/03/aslan-atilla-yorulmaz-1710325420.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Datça’da yıllar sonra Turist kaçıran Rüzgarlı ve buz gibi deniz suyunda tatil günleri yaşamak…</title>
                <category>Adil Çulhaoğlu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/datcada-yillar-sonra-turist-kaciran-ruzgarli-ve-buz-gibi-deniz-suyunda-tatil-gunleri-yasamak-2823</link>
                <author>adilculhaoglu@gmail.com (Adil Çulhaoğlu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/datcada-yillar-sonra-turist-kaciran-ruzgarli-ve-buz-gibi-deniz-suyunda-tatil-gunleri-yasamak-2823</guid>
                <description><![CDATA[Datça’da yıllar sonra Turist kaçıran Rüzgarlı ve buz gibi deniz suyunda tatil günleri yaşamak…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bu yıl Datça’da eskiyen kanalizasyon su hattı ile meydana gelen arızaların giderilmesi gibi alt yapı ve</p>

<p>asfaltlama çalışmaları sezonun başlamasına denk gelmesi, bir çok şikayete neden oldu. Belediye ve</p>

<p>çeşitli kuruluşlarca yürütülen çalışmaların neden olduğu çok sık ve uzun süren Elektrik ve su kesintileri</p>

<p>de ayrı şikayet konusu sanal medyada yer alınca, tatilcilerin rezervasyonunda duraksamaya neden</p>

<p>olduğu turizm sektörünce ifade olundu.</p>

<p>Okulların tatile girmesiyle otellerde doluluk memnuniyet verici hale gelmesi, Temmuz ayının ikinci</p>

<p>yarısı tatilini gelinmişti. Son bir haftadır, Datça’nın serinleten ama deniz suyunun insanı titreten</p>

<p>meşhur rüzgarı yüzmek isteyenlerin şikayetine neden olduğunu yolunda şikayetleri okuyunca,</p>

<p>Datça’nın bitmeyen rüzgarı nedeniyle de turistlerin kaçtığı günleri hatırladım.</p>

<p>Datça’da Turizm Danışma Müdürü olarak görev yaptığım 1997-2002 yıllarında ana caddede bir</p>

<p>pansiyonun önünden geçerken benim yaklaştığımı görmeyen pansiyon sahibinin, dalgalı denize bakıp</p>

<p>ellerini açıp, ‘Yeter.. Yeter.. Esme ..Artık..‘ diye seslendiğini duymuş, arkasını dönüp beni görünce de’</p>

<p>dolu 3-5 oda vardı , rüzgar yüzünden onlar da bu gün gitti..’ demişti</p>

<p>O yıllarda, Su kesintileri, fosseptik çektirme, limandaki barlarda yapılan yüksek volümlü müzik ve</p>

<p>işletmelerin plaj ile kıyılardaki şezlongların yarattığı rahatsızlıklar gibi problemler şikayet kounusu</p>

<p>oluyordu. Yerleşik nüfusunun 25 bin yaz aylarında 200 bini geçtiği Datça’da, günümüzde artan</p>

<p>nüfusla tatilci sayısı birleşince geçmişte yaşanan sıkıntılara elektrik kesintileri ve kilitlenen trafik ve</p>

<p>park problemi yaşanan sıkıntıyı artırıyordu.</p>

<p>Hatta geçtiğimiz yıl Bayram tatilinin getirdiği yoğunluk sonucu , geçmiş yıllardaki ’Datça’ya gelmeyin,</p>

<p>Eylül’de gelin’ çağrısına gerek kalmamış, elektrik ve su kesintileri gelenleri kaçırtmış, bu konuyu</p>

<p>işleyen medya haberleri de gelmek için yapılan rezervasyonların iptal edilmesine yol açmıştı.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan yüksek enflasyon nedeniyle yaşanan ekonomik sıkıntılar etkisini tatilcilerin kalış</p>

<p>sürelerinde kısaltmaya gittikleri sektörde temsilcileri tarafından ifade ediliyor. Sahillere yakın</p>

<p>tesislerde doluluk sevindirici olsa bile sahilden uzak tesislerin doluluk oranları istenilen seviyeye</p>

<p>ulaşmamış görünüyor. Dokuz günlük tatile çıkanların işlemelere bir nefes aldırdığı bir geçek ancak</p>

<p>yaptıkları harcamaları karşılamaları sonunda ana tatil dönemini yaşamaları için zamana ihtiyacı</p>

<p>oldukları, bu durumun sezonu sonbahar aylarının sonuna kadar uzatabileceği söyleyebiliriz.</p>

<p>Tatilcilerin kahvaltıdan vazgeçtikleri sadece, konaklama tesislerinde oda ücretiyle kaldıkları görülüyor.</p>

<p>Portatif masa ve sandalyelerle özellikle , Hastanealtı plajında olmak üzere, plajlarda kendi sofralarını</p>

<p>kurdukları, kendi akşamlarını ve eğlencelerini yaşayarak, tatillerini daha ekonomik yaptıklarını</p>

<p>gözlemlemek mümkün.</p>

<p>Öte yandan sahilden şehir uzaklaştıkça şehir içindeki her türden işletmede daha düşük fiyatlarla</p>

<p>yeme içme imkanları mevcut olması,’Datça’da her keseye uygun tatil yapılabilir kılıyor. Bir bardak</p>

<p>çayı sahildeki 30-50Tl’ye,iç kısımlarda 20 tl’ye mümkün.</p>

<p>Tatilciler Datça’dan bu sezon da dinlenmiş olarak büyük şehirlere, bir daha gelmek üzere dönecekler</p>

<p>diyebiliriz…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 15:41:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/02/adil-culhaoglu-1709211157.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ESMÂ İLE AHLÂKLANMAK - 4  EL-MUSAVVİR, EL-GAFFÂR, EL-KAHHÂR, EL-VEHHÂB</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-4-el-musavvir-el-gaffar-el-kahhar-el-vehhab-2822</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-4-el-musavvir-el-gaffar-el-kahhar-el-vehhab-2822</guid>
                <description><![CDATA[ESMÂ İLE AHLÂKLANMAK - 4  EL-MUSAVVİR, EL-GAFFÂR, EL-KAHHÂR, EL-VEHHÂB]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar!</p>

<p>Esmâü’l-Hüsnâ yolculuğumuza devam ediyoruz. Önceki yazılarımızda Rabbimizin güzel isimlerini yalnız dilimizle anmakla kalmayıp, bu isimlerin bize öğrettiği kulluk bilincini hayatımıza taşımaya çalışmıştık.</p>

<p>Bugün de kısmet olursa el-Musavvir, el-Gaffâr, el-Kahhâr ve el-Vehhâb isimleri üzerinde duracağız.</p>

<p>Bu dört güzel isim bize derin bir kulluk ölçüsü kazandırır:</p>

<p>Allah şekil verir; kul yaratılmışı küçümsemez.<br />
Allah çok bağışlar; kul tövbe kapısını kapatmaz.<br />
Allah bütün güçlerin üstündedir; kul zorbalığa yönelmez.<br />
Allah karşılıksız verir; kul nimeti sahiplenmez, paylaşmayı öğrenir.</p>

<p>Kur’an’da Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>“O Allah’tır; yaratan, yoktan var eden, şekil veren O’dur. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde ne varsa O’nu tesbih eder. O, Azîz’dir, Hakîm’dir.”<br />
(Haşr, 59:24)</p>

<p>Bu ayet, Rabbimizin yaratma kudretini ve varlığa verdiği ölçüyü hatırlatır. İnsan kendi suretini seçmemiştir. Gözünü, kulağını, yüzünü, bedenini, kabiliyetini ve hayatını kendisi var etmemiştir. Bu yüzden insanın yaratılmış bir varlığı küçümsemesi, aslında Yaratan’ın sanatını fark edememesidir.</p>

<p>EL-MUSAVVİR: SURET VEREN, ŞEKİL VEREN RAB</p>

<p>El-Musavvir, yarattığı varlıklara şekil veren, suret veren, her şeyi ölçü, hikmet ve güzellikle var eden Allah demektir.</p>

<p>İnsan aynaya baktığında yalnız yüzünü görmemelidir. Gözünün, kulağının, elinin, kalbinin, aklının ve nefesinin kendisine verilmiş bir emanet olduğunu da hatırlamalıdır.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>“Sizi rahimlerde dilediği gibi şekillendiren O’dur. O’ndan başka ilah yoktur. O, Azîz’dir, Hakîm’dir.”<br />
(Âl-i İmrân, 3:6)</p>

<p>Bu ayet insana haddini bildirir. İnsan kendi yaratılışının sahibi değildir. Kendisine verilen bedeni, yetenekleri ve imkânları bir üstünlük sebebi yapamaz.</p>

<p>Ten rengiyle, yüz güzelliğiyle, bedensel gücüyle, diliyle, soyuyla, memleketiyle veya dış görünüşüyle başka bir insanı küçümsemek, el-Musavvir olan Rabbimizi gereği gibi tanımamaktır.</p>

<p>Allah her insana bir suret vermiştir. Her insan, Allah’ın yarattığı bir candır. Bu yüzden insanları dış görünüşlerine göre hor görmek, alay etmek, küçümsemek veya değersizleştirmek mümin ahlâkıyla bağdaşmaz.</p>

<p>Kur’an bize şöyle seslenir:</p>

<p>“Ey insan! Seni yaratan, düzenleyen, ölçülü kılan; dilediği surette seni birleştiren cömert Rabbine karşı seni aldatan nedir?”<br />
(İnfitâr, 82:6-8)</p>

<p>Bu soru hepimize yöneltilmiştir.</p>

<p>Seni yaratan, düzenleyen, sana suret veren Rabbine karşı seni aldatan nedir?</p>

<p>El-Musavvir’i tanıyan insan; yaratılmışa saygıyla bakar, bedeniyle böbürlenmez, başkasının görüntüsüyle alay etmez, kendisine verilen güzelliği veya kabiliyeti Allah’ın emaneti bilir.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Ben insanlara Allah’ın yarattığı bir can olarak mı bakıyorum, yoksa onları dış görünüşleriyle mi değerlendiriyorum?</p>

<p>EL-GAFFÂR: ÇOK BAĞIŞLAYAN RAB</p>

<p>El-Gaffâr, kullarının günahlarını örten, tövbe edenleri tekrar tekrar bağışlayan, dönüş kapısını açık tutan Allah demektir.</p>

<p>İnsan hata yapabilen bir varlıktır. Bazen bilerek, bazen bilmeyerek yanlışlara düşer. Bazen diliyle kırar, bazen eliyle haksızlık eder, bazen kalbiyle kirlenir, bazen de ihmal ve gaflet içinde kalır.</p>

<p>Fakat Rabbimizin rahmeti geniştir. O, kulunun dönüşünü ister.</p>

<p>Kur’an’da Nûh Peygamber’in kavmine şöyle seslendiği bildirilir:</p>

<p>“Rabbinizden bağışlanma dileyin. Şüphesiz O, çok bağışlayandır.”<br />
(Nûh, 71:10)</p>

<p>El-Gaffâr’ı tanıyan insan, günahını hafife almaz; fakat Rabbinden de ümidini kesmez. Çünkü günahı küçümsemek insanı gaflete, rahmetten ümit kesmek ise karanlığa sürükler.</p>

<p>Kur’an’ın dengesi şudur:</p>

<p>Kul hatasını görür.</p>

<p>Pişman olur.</p>

<p>Rabbine döner.</p>

<p>Düzeltmeye çalışır.</p>

<p>Bağışlanmayı Allah’tan ister.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>“De ki: Ey kendilerinin aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.”<br />
(Zümer, 39:53)</p>

<p>Bu ayet, kırılmış ve günah yükü altında ezilmiş kalpler için büyük bir rahmet kapısıdır. İnsan ne kadar yorulmuş, ne kadar düşmüş, ne kadar kirlenmiş olursa olsun; samimi dönüş kapısı açıktır.</p>

<p>El-Gaffâr’ı tanıyan insan, kendi hataları için tövbe kapısını açık gördüğü gibi, başkalarının dönüş kapısını da kapatmaz. İnsanları geçmiş hatalarına mahkûm etmez. Hata yapanı hemen silip atmaz. Islah ve dönüş ihtimalini küçümsemez.</p>

<p>Affetmek, zulme razı olmak değildir. Fakat intikamı büyütmemek, hatadan döneni ezmemek, bir insanın geçmişini sürekli yüzüne vurmamak da güzel ahlâktır.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Ben Rabbimin bağışlamasını isterken, insanların dönüşüne ne kadar imkân tanıyorum?</p>

<p>EL-KAHHÂR: BÜTÜN GÜÇLERİN ÜSTÜNDE OLAN RAB</p>

<p>El-Kahhâr, her şeye üstün gelen, hiçbir gücün kendisine karşı koyamayacağı, bütün varlığı hükmü altında tutan Allah demektir.</p>

<p>Bu isim, insana çok büyük bir hakikati hatırlatır: Dünyada güçlü görünen hiçbir güç mutlak değildir. Servet, makam, ordular, kalabalıklar, unvanlar ve iktidarlar geçicidir. Mutlak kudret yalnız Allah’a aittir.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyurulur:</p>

<p>“De ki: Allah her şeyin yaratıcısıdır. O, tektir, her şeye üstün gelen Kahhâr’dır.”<br />
(Ra‘d, 13:16)</p>

<p>El-Kahhâr ismi, kula korkuyla birlikte derin bir teslimiyet bilinci de verir. İnsan nefsinin, hırsının, kibrinin, öfkesinin ve güç tutkusunun kendisini esir almasına izin vermemelidir. Çünkü kul da, kulun sahip olduğu güç de Allah’ın hükmü altındadır.</p>

<p>Tarih boyunca nice güçlüler gelip geçmiştir. Kendilerini yenilmez zannedenler, bir gün güçlerini kaybetmişlerdir. Nice servet sahipleri, mallarına güvenmiş; nice makam sahipleri, koltuklarını kalıcı sanmış; nice zorbalar, insanları korkutarak ayakta kalacaklarını düşünmüşlerdir.</p>

<p>Fakat Kur’an bize şunu öğretir:</p>

<p>Allah’ın hükmü karşısında hiçbir güç bağımsız değildir.</p>

<p>El-Kahhâr’ı tanıyan insan, gücü eline geçirdiğinde kahretmeye kalkmaz. İnsanlara baskı kurmaz. Zayıfı ezmez. Makamını zulme dönüştürmez. Çünkü bilir ki her şeyin üstünde olan Allah’tır.</p>

<p>Bu isim, mazluma da umut verir. Çünkü zulmeden ne kadar güçlü görünürse görünsün, Allah’ın kudretinden kaçamaz. Kırılan kalbi, ezilen hakkı, duyulmayan feryadı Allah bilir.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>“O gün onlar ortaya çıkarlar. Onların hiçbir şeyi Allah’a gizli kalmaz. Bugün mülk kimindir? Tek ve Kahhâr olan Allah’ındır.”<br />
(Mü’min, 40:16)</p>

<p>Bu ayet, dünyanın geçici güçlerine aldanan herkese büyük bir uyarıdır.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Ben gücü Allah’ın emaneti olarak mı görüyorum, yoksa başkaları üzerinde baskı kurma aracı mı yapıyorum?</p>

<p>EL-VEHHÂB: KARŞILIKSIZ VEREN RAB</p>

<p>El-Vehhâb, karşılıksız veren, lütfu geniş olan, kuluna nimet ve imkân bahşeden Allah demektir.</p>

<p>İnsan çoğu zaman elindekileri kendi emeğinin sonucu olarak görür. Elbette çalışmak önemlidir. Fakat insan çalışacak gücü, düşünecek aklı, nefes alacak bedeni, değerlendirecek zamanı ve içinde yaşayacağı dünyayı kendisi yaratmamıştır.</p>

<p>Rabbimiz, kuluna sayısız nimet verir.</p>

<p>Nefes verir.</p>

<p>Rızık verir.</p>

<p>Aile verir.</p>

<p>Akıl verir.</p>

<p>İman kapısı açar.</p>

<p>Tövbe imkânı verir.</p>

<p>Sevgi verir.</p>

<p>Umut verir.</p>

<p>Gönle ferahlık verir.</p>

<p>Kur’an’da şöyle dua edilir:</p>

<p>“Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize katından rahmet bağışla. Şüphesiz Sen Vehhâb’sın, çok bağışta bulunansın.”<br />
(Âl-i İmrân, 3:8)</p>

<p>Bu dua bize şunu öğretir: Hidayet de Allah’ın bir lütfudur; kalbin istikamette kalması da Allah’ın bağışıdır. İnsan imanını, aklını, iyiliğini ve doğru yolda kalmasını kendinden bilmemelidir.</p>

<p>El-Vehhâb’ı tanıyan insan, kendisine verilen nimetleri sahiplenmez. Şükreder, paylaşır, cimrilikten sakınır. Çünkü karşılıksız veren Rabbini tanıyan kul, iyiliği yalnız karşılık bekleyerek yapmaz.</p>

<p>Bir tebessüm de ikramdır.</p>

<p>Güzel söz de ikramdır.</p>

<p>Bir yetimin başını okşamak da ikramdır.</p>

<p>Bir yaşlının yükünü hafifletmek de ikramdır.</p>

<p>Bilgiyi paylaşmak da ikramdır.</p>

<p>Dargınları barıştırmak da ikramdır.</p>

<p>İhtiyaç sahibine el uzatmak da ikramdır.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>“Rabbinin nimetine gelince; onu anlat.”<br />
(Duhâ, 93:11)</p>

<p>Nimeti anlatmak, yalnız sözle övünmek değildir. Nimeti Allah’tan bilmek, şükürle taşımak ve hayra vesile kılmaktır.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Allah’ın bana karşılıksız verdiği nimetleri, ben kimin hayatına iyilik olarak taşıyorum?</p>

<p>ESMÂ İNSANI YENİDEN İNŞA EDER</p>

<p>Can Dostlar!</p>

<p>Bugün üzerinde durduğumuz bu dört isim, insanı derin bir muhasebeye çağırır.</p>

<p>El-Musavvir bize, Allah’ın varlığa suret ve ölçü verdiğini hatırlatır. Kula düşen, yaratılmışı küçümsememektir.</p>

<p>El-Gaffâr Rabbimizin bağışlamasının genişliğini bildirir. Kula düşen, tövbeye yönelmek ve insanların dönüş kapısını kapatmamaktır.</p>

<p>El-Kahhâr bütün güçlerin üstünde Allah’ın hükmünün bulunduğunu öğretir. Kula düşen, gücü zulme çevirmemek ve haddini bilmektir.</p>

<p>El-Vehhâb Allah’ın karşılıksız veren Rab olduğunu gösterir. Kula düşen, nimeti sahiplenmeden şükretmek ve paylaşmaktır.</p>

<p>Unutmayalım:</p>

<p>Allah suret verir; kul surete bakıp insan küçümsemez.</p>

<p>Allah çok bağışlar; kul hatasında ümitsizliğe düşmez, başkasının tövbe kapısını kapatmaz.</p>

<p>Allah Kahhâr’dır; kul kimseye kahırla ve zulümle davranmaz.</p>

<p>Allah Vehhâb’dır; kul nimeti emanet bilir ve iyiliği çoğaltır.</p>

<p>Esmâü’l-Hüsnâ, yalnız dilin zikri değil; kalbin terbiyesi, ahlâkın inşası ve hayatın istikametidir.</p>

<p>Rabbimiz bizleri; güzel isimlerini tanıyan, o isimlerle dua eden, yaratılmışlara saygı duyan, bağışlanma kapısına yönelen, gücü zulme çevirmeyen ve nimetleri hayra taşıyan kullarından eylesin.</p>

<p>Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın can dostlar.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 16:06:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ     EVLER KUŞU YUVA YAPTI(50)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-evler-kusu-yuva-yapti50-2821</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-evler-kusu-yuva-yapti50-2821</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ     EVLER KUŞU YUVA YAPTI(50)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Evler guşu yuva yaptı başıma</p>

<p>Gelin de okun gabrimin daşına</p>

<p>Kömür gözlüm ayrılık var bilmezdim,</p>

<p>Bu da geldi bu gün bahtsız başıma.</p>

<p>***</p>

<p>Susadım da sularından isterim,</p>

<p>Dere nere geliyoru gösterin,</p>

<p>Ben neyleyim de ellerim yârini,</p>

<p>İlle de ben sevdiğimi isterim.</p>

<p>***</p>

<p>İğneli şamının aman gulpu yok (ŞAMI: Yemeni, başörtüsü)</p>

<p>Bu gün de bize güzelim uyku yok</p>

<p>Eğer anan seni bene vermezse,</p>

<p>Ahirette de ikimize sorgu yok.</p>

<p>Muğla’nın merkez türkülerindendir. Ev kuşu denilen ev</p>

<p>güvercinleridir. Eskiden Muğla’da birçok evde güvercin beslenirdi. Bunu</p>

<p>hala yapanlar var. Bu kuşlar nereye giderse gitsin , kendi evlerine geri</p>

<p>dönerler.</p>

<p>Güvercinlerin geri dönüşleri gibi ölüm nedenleriyle evinden, eşinden</p>

<p>ayrılan kızın geride kalan sevdasını ve yaşama özlemini yansıtan bir</p>

<p>türküdür.</p>

<p>İkinci dörtlüğünden sonra da türkü sözleri anonim bir maniden</p>

<p>alınmıştır. Buruda da; eğer anası sevdiğine vermezse, kaçma düşüncesi</p>

<p>işlenmiştir.</p>

<p>Türkü derlemesi ve doğuşuyla ilgili yazılı kaynak yoktur, Mahalli</p>

<p>sanatçımız İbrahim Etem Yağcı’nın sözlü derleme çalışmaları sonrası,</p>

<p>türkünün birçok sözü, toparlanarak ölçülü hale getirilmiş, çalınıp</p>

<p>söylenmeye yeniden başlanmıştır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 16:06:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KREDİ KARTI AİDATI ZORUNLU MU?</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/kredi-karti-aidati-zorunlu-mu-2820</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/kredi-karti-aidati-zorunlu-mu-2820</guid>
                <description><![CDATA[KREDİ KARTI AİDATI ZORUNLU MU?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bankaların aldığı kredi kartı aidatı zorunlu değildir. Ancak, kredi</p>

<p>veren(banka vs) YILLIK ÜYELİK AİDATI altında bir bedel talep edebilir. Buna</p>

<p>bankalar(kredi verenler) isterlerse alırlar. Ancak, bankalar tüketiciye yıllık</p>

<p>ücreti olmayan kredi kartı vermek zorundadır.</p>

<p>6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’dan aktaralım;</p>

<p>Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere İlişkin Usul ve Esaslar</p>

<p>Hakkındaki Tebliğ’e göre Kredi kartlarından Yıllık Üyelik Ücreti alınabilir.</p>

<p>Dikkat edilirse alınabilir diye yazdım. Bunu banka isterse almayabilir.</p>

<p>Zaten bazı bankalar maaşınızı oradan alıyorsanız, telefon, su, elektrik gibi</p>

<p>faturalarınızı oradan ödüyorsanız bunu almıyor.</p>

<p>Ama maaşınızı kredi kartınızın olduğu bankadan almıyorsunuz,</p>

<p>otomatik ödemeyi d6e o bankadan yapmıyorsunuz, banka isterse sizden</p>

<p>bu parayı alabilir. Ama bunun bazı kıstasları var gelin tüketici lehine olan o</p>

<p>maddeleri anlatalım;</p>

<p>“Kart çıkaran kuruluşlar, yıllık üyelik ücreti ve benzeri ad</p>

<p>altında ücret tahsil etmedikleri bir kredi kartı türü sunmak</p>

<p>zorundadır…Finansal tüketiciler tarafından yapılan ücretsiz kredi</p>

<p>kartı başvurularının kuruluşlarca reddedilmesi halinde, bu</p>

<p>başvuruya istinaden yıllık üyelik ücreti olan kredi kartı verilemez.</p>

<p>(Adı geçen tebliğ Madde 11(1)</p>

<p>Değerli tüketiciler;</p>

<p>Öyle puan toplayacağım, bilmem ne avantajım olacak, sonra da</p>

<p>aidat ödemem diye Hakem Heyetlerini meşgul etmeyin. Eğer ücretsiz,</p>

<p>ama puansız kart istiyorsanız, bankaya başvurun size bunu vermek</p>

<p>zorundalar. Dahası da var, bu verilen ücretsiz kart diğer kartların yaptığı</p>

<p>her işi yapabiliyor. Para çekme, yatırma, para gönderme vs. Yalnız bu</p>

<p>kartların bazılarıyla taksitli ödeme yaptırmıyorlar. Bu da yasal.</p>

<p>Bir başka hakkınız daha var.</p>

<p>Kredi kartı aldınız, ancak 6-7 ay hiç kullanmadınız. Bu kart da ücretli</p>

<p>olsun. Bu karta da ücret ödemiyorsunuz.</p>

<p>“ Kesintisiz olarak, en az yükseksen gün süreyle hareket görmeyen</p>

<p>kredi kartları hareketsiz kart kabul edilir ve bu kartlara hareketsiz kaldığı</p>

<p>müddetçe yıllık üyelik ücreti yansıtılamaz.” Aynı tebliğin 11 Maddesinin 6</p>

<p>Bendi.</p>

<p>Ancak burada bir durum var, kredi verenler, böyle kartları haber</p>

<p>vererek kapatabilirler …</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 16:06:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AYIP  NE   ANLAMA    GELİYORSA</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/ayip-ne-anlama-geliyorsa-2819</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/ayip-ne-anlama-geliyorsa-2819</guid>
                <description><![CDATA[AYIP  NE   ANLAMA    GELİYORSA]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Rahmetli&nbsp; &nbsp;Babam : ASLAN&nbsp; &nbsp;YATTIĞI&nbsp; &nbsp;YERDEN&nbsp; &nbsp;BELLİ&nbsp; OLUR&nbsp; &nbsp;derdi.&nbsp; &nbsp;Şimdi&nbsp; &nbsp;nerden&nbsp; &nbsp;çıktı&nbsp; &nbsp;bu söz&nbsp; diyeceksiniz.?</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Söyleki :</p>

<p>Geçen&nbsp; Haziran&nbsp; &nbsp;ayı&nbsp; başlarında .&nbsp; ÖZBEL&nbsp; pazar&nbsp; &nbsp; yeri&nbsp; &nbsp;çevresinde&nbsp; ,kullanılmış&nbsp; giyim&nbsp; &nbsp;eşyalarının toplandığı&nbsp; kutuların&nbsp; &nbsp;rezaletini&nbsp; bu&nbsp; köşemde&nbsp; dile&nbsp; &nbsp; getirmiş.gazetemizdede&nbsp; &nbsp;konuyu&nbsp; &nbsp; haber&nbsp; &nbsp;olarak&nbsp; &nbsp;geçmiştik.&nbsp; &nbsp;Bugün 19 Temmuz&nbsp; 2026 görüyorum ki&nbsp; değişen&nbsp; &nbsp;birşey&nbsp; yok. Yine&nbsp; &nbsp;aynı&nbsp; kutuların&nbsp; ÇÖP&nbsp; toplama&nbsp; &nbsp;amaçlı&nbsp; &nbsp; farz&nbsp; &nbsp;edilerek&nbsp; !!!&nbsp; &nbsp;tepe&nbsp; &nbsp;tepe&nbsp; çöple&nbsp; &nbsp;doldurulmasını&nbsp; &nbsp;nasıl&nbsp; &nbsp;yorumlarsınız.?&nbsp; takdiri&nbsp; &nbsp; sizlere&nbsp; bırakıyorum.&nbsp; Söz Konusu&nbsp; &nbsp;uyarıdan&nbsp; &nbsp;sonra, Belediye&nbsp; yetkililerinin&nbsp; &nbsp;ikiletmeden&nbsp; &nbsp; &nbsp;özür&nbsp; dileyerek&nbsp; &nbsp;atıkları&nbsp; &nbsp; ortadan&nbsp; &nbsp;kaldırmaları&nbsp; &nbsp; &nbsp;güzelde,&nbsp; &nbsp;sonuç&nbsp; &nbsp;ortada.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İlçelerimiz&nbsp; &nbsp; arasında çevre&nbsp; kirliliğinde&nbsp; &nbsp; edindiğimiz&nbsp; &nbsp; başarının&nbsp; sebebi&nbsp; yerel&nbsp; &nbsp;yönetim&nbsp; &nbsp; ve&nbsp; &nbsp; ilgililer&nbsp; diyerek&nbsp; ,zeytinyağı&nbsp; &nbsp;gibi&nbsp; &nbsp;suyun&nbsp; &nbsp;üstüne&nbsp; &nbsp;çıkmanın&nbsp; &nbsp;anlamı&nbsp; &nbsp;yok.&nbsp; Şehirde&nbsp; &nbsp; yaşamanın&nbsp; &nbsp;bir&nbsp; &nbsp;sorumluluğu&nbsp; &nbsp; var.Olmalıda.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Eğitim /kültür&nbsp; gibi&nbsp; &nbsp;evrensel&nbsp; değerlerde ,sokaklarına&nbsp; &nbsp;yabancı&nbsp; &nbsp;KÜLTÜR/BİLİM&nbsp; &nbsp; adamlarının&nbsp; &nbsp; &nbsp; isimlerini&nbsp; &nbsp; vererek&nbsp; &nbsp; &nbsp;farklılık&nbsp; &nbsp;yarattığımızı&nbsp; &nbsp;sananlar,&nbsp; önce&nbsp; &nbsp;çevrelerine&nbsp; &nbsp;bir&nbsp; &nbsp;bakmalılar.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Hani&nbsp; &nbsp; o&nbsp; popülerleşmiş&nbsp; bir&nbsp; &nbsp;söz&nbsp; &nbsp; vardır ya,&nbsp; şeyh&nbsp; &nbsp;uçmaz&nbsp; müritleri&nbsp; &nbsp; uçurur&nbsp; diye, bende&nbsp; diyorum ki bir&nbsp; şehri,&nbsp; &nbsp;öncelikle&nbsp; yaşayanlar&nbsp; sahiplenir&nbsp; &nbsp; ve&nbsp; temiz&nbsp; tutar&nbsp; sahiplenirler.&nbsp; Kamu&nbsp; &nbsp;sorumluları&nbsp; &nbsp;sihirbaz&nbsp; değiller ki&nbsp; &nbsp;bir&nbsp; dokunuşta&nbsp; herşeyi&nbsp; &nbsp;düzeltsinler.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kendim&nbsp; dahil&nbsp; ,&nbsp; &nbsp;kimseyi&nbsp; &nbsp; ayırt&nbsp; &nbsp; etmeden&nbsp; &nbsp; &nbsp;hepimiz&nbsp; &nbsp; az&nbsp; çok&nbsp; &nbsp; &nbsp;SUÇLUYUZ.</p>

<p>Düzelme&nbsp; &nbsp;düzeltme&nbsp; &nbsp; &nbsp; öncelikle&nbsp; kendinizden&nbsp; &nbsp;başlamalı. Bunun&nbsp; &nbsp;her&nbsp; alanda&nbsp; &nbsp;olmasını&nbsp; &nbsp;temenni&nbsp; &nbsp;ediyorum.&nbsp; Yazılıda&nbsp; &nbsp; &nbsp;olmasa da&nbsp; doğanın&nbsp; &nbsp;bir&nbsp; kanunu&nbsp; &nbsp;vardır&nbsp; ,şehirde&nbsp; yaşamanın&nbsp; &nbsp; &nbsp;kuralı&nbsp; &nbsp; ve&nbsp; &nbsp;sorumluluğu&nbsp; &nbsp; VARDIR.&nbsp; Herkesin&nbsp; &nbsp;her şeyi&nbsp; &nbsp; istediği&nbsp; &nbsp;gibi&nbsp; &nbsp;yapmak&nbsp; &nbsp;şeklinde&nbsp; &nbsp;özgürlüğü&nbsp; &nbsp; olamaz.&nbsp; &nbsp;YOK&nbsp; &nbsp;ÖYLE&nbsp; &nbsp;BİR&nbsp; DÜNYA. /&nbsp; &nbsp;YOK&nbsp; &nbsp;ÖYLE&nbsp; BİR&nbsp; &nbsp; DATÇA.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Sözkonusu&nbsp; yer&nbsp; &nbsp; gözüme&nbsp; batan&nbsp; noktalardan&nbsp; biri.&nbsp; Çok&nbsp; &nbsp; şükür,&nbsp; ayak&nbsp; &nbsp;bastığımız&nbsp; her&nbsp; &nbsp;yeri&nbsp; &nbsp;kirletmeden&nbsp; &nbsp; edemiyoruz.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Aferin&nbsp; &nbsp; &nbsp;hepimize&nbsp; &nbsp;doğrusu,</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 16:06:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Knidos (2)</title>
                <category>Aslan Atilla Yorulmaz</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/knidos-2-2818</link>
                <author>atillayorulmaz@hotmail.com (Aslan Atilla Yorulmaz)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/knidos-2-2818</guid>
                <description><![CDATA[Knidos (2)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Fenerin Işığında Büyüyen Çocukluğumuz**<br />
Knidos’taki çocukluk yıllarımın en silinmez simgelerinden biri hiç kuşkusuz deniz feneriydi. Bugün hâlâ tuz kokulu rüzgârlara göğüs gererek dimdik ayakta duran bu fener, yalnızca karanlık sularda yolunu arayan gemilere ışık tutan bir yapı değildi; aynı zamanda bizim çocukluğumuza yön veren, geceleri içimizi güvenle dolduran sessiz bir bekçiydi.<br />
1931 yılında inşa edilen bu fener, o yıllarda elektrikle değil, keskin kokusunu hâlâ hatırladığım gazyağıyla çalışıyordu. Her akşam güneş kızıl bir çizgi hâlinde ufkun ardına çekilirken yakılan o ışık, gecenin koyu lacivert karanlığını yararak denizcilere umut olurdu. O ışığın hiç sönmemesi ise sabır, emek ve dikkat isteyen bir görevdi. Fenerin içindeki aynalar, küçücük bir alevi çoğaltarak öyle güçlü bir ışığa dönüştürürdü ki, Knidos Feneri’nin çakan ışığı Bodrum’dan—yaklaşık 22 deniz mili öteden—bile fırtınalı gecelerde seçilebilirdi.<br />
Yazın kavurucu günlerinde Knidos çevresinde tahıl ekenler—arpa, buğday, çavdar ve burçak yetiştiren köylüler—hububatı toplamak için gündüzün yakıcı sıcağından kaçınır, gece çalışmayı tercih ederdi. Serin batı rüzgârının teni okşadığı o saatlerde, orakların ritmik sesiyle biçim yaparken fenerin ışığı onların da yolunu aydınlatır, tarlaların üzerine düşen o solgun parıltı geceyi daha yaşanır kılardı.<br />
Fenerde Mehmet Bora Amca, eşi Hayriye Teyze ve çocukları Safinaz, Adnan ile benim yaşıtım olan Altan yaşardı. Fener onların hem yuvası hem de sorumluluğuydu. Denizden gelen tuzlu rüzgârın, martıların keskin çığlıklarının ve yalnızlığın iç içe geçtiği o hayat, bugün düşündüğümde derin bir fedakârlığın ve sessiz bir direncin hikâyesi gibi geliyor bana.<br />
Altan bizim yaşlarımızdaydı. Ancak o, biz çoban çocuklarına göre biraz daha şanslıydı. Babası, fenerin ihtiyaçlarını karşılamak ve gazyağı temin etmek için zaman zaman Bodrum’a giderdi. Her dönüşünde oğluna küçük ama bizim için büyülü hediyeler getirirdi: tenekeden yapılmış kayıklar, makaralı oltalar, ince misinalar, maske, palet ve şnorkeller…<br />
Bizler ise onları hayranlıkla izler, dokunmaya bile çekinirdik.<br />
Çünkü bizim oyuncaklarımız dükkânlardan değil, hayal gücümüzün derinliklerinden doğardı. Telden tekerlekli arabalar yapar, çam kabuklarını ustaca yontarak küçük kayıklara dönüştürürdük. Misinamız olmadığında en ince ve sağlam ipleri bulur, bambu kamışların ucuna bağlayarak balık avlamaya çalışırdık. Denizin tuzlu kokusu eşliğinde yakaladığımız her balık, bize dünyanın en büyük zaferi gibi gelirdi.<br />
Saatlerce antik kentin güneşle ısınmış taşları üzerinde oynardık. Kiremit parçalarıyla yere üçgenler, altıgenler çizer; keçi dışkılarından yaptığımız ve “Çavuşcuk” adını verdiğimiz oyunlarla zamanın nasıl geçtiğini fark etmezdik.<br />
Ama çocukluğumun bir başka yüzü daha vardı; bugün düşündüğümde bana hep “Lost” gibi gelen, gizemli ve keşif dolu anlar…<br />
Antik kentin yıkık duvarları arasında dolaşırken kendimizi sanki başka bir dünyanın içinde hissederdik. Yıkılmış sütunların gölgeleri, yarı toprağa gömülmüş taşlar, kim bilir kaç bin yıl öncesinden kalma izler… Bizim için bunlar sadece taş değildi; saklı hikâyelerin, bilinmeyen insanların ve kaybolmuş zamanların parçalarıydı. Bazen bir mağaranın ağzında durur, içeri bakarken kalbimizin hızlandığını hissederdik. İçeride ne vardı? Kimler yaşamıştı? O karanlık boşluk bize hem korku hem de tarifsiz bir merak verirdi.<br />
Denizin kıyısında, dalgaların aşındırdığı kayaların arasında dolaşırken de aynı duyguyu yaşardım. Sanki her taşın altında başka bir sır, her dalganın içinde başka bir hikâye vardı. Gün batımında gökyüzü kızıl renge büründüğünde, fenerin ışığı henüz yanmamışken, Knidos bana dünyanın en uzak, en yalnız ama en büyülü yeri gibi görünürdü. O anlarda içimde hem bir huzur hem de açıklayamadığım bir hüzün olurdu.<br />
Düşünüyorum da, çocukluğumuzda hiç uçurtma uçurtmamışız.<br />
Bunun nedenini yıllar sonra denizcilik mesleğine başladığımda daha iyi kavradım. Knidos’un hâkim rüzgârları çoğu zaman batı, kuzeybatı ve kuzeyden sert eserdi. Yönünü sık sık değiştiren, gücünü hiç kaybetmeyen bu rüzgârlar uçurtmaya fırsat tanımazdı. Belki de bu yüzden biz gökyüzüne değil, hep ufka uzanan denize bakarak büyüdük.<br />
Fenerci ailesinin de hayvanları vardı. Ancak onların en değerli yardımcısı bir katırdı. Gazyağı tenekeleri aşağıdaki iskeleden fenerin bulunduğu tepeye bu güçlü hayvanın sırtında taşınırdı. Katır; eşekten daha iri ve dayanıklı, attan ise biraz daha küçük ama son derece güçlü bir yük hayvanıydı. Her adımında taşların üzerinde yankılanan nal sesleri, fenerin günlük hayatının ayrılmaz bir parçasıydı.<br />
Ailenin ayrıca Bodrum’a gidip gelebilecek bir kayığı ve o yıllar için büyük bir nimet sayılan üç tekerlekli sepetli motosikleti bulunuyordu. Sağlık sorunlarında, resmi işlerde ve acil durumlarda bu motosiklet, Knidos’un dış dünyayla kurduğu en önemli bağlardan biriydi; motorunun sesi uzaklardan duyulduğunda içimize bir rahatlama yayılırdı.<br />
Mehmet Amca yalnızca bir fener bekçisi değildi.<br />
O aynı zamanda maharetli bir ustaydı.<br />
Fenerin mekanik aksamını kendi elleriyle onarır, motorunun bakımını titizlikle yapar, lehim gerektiren ince işleri sabırla tamamlardı. O yıllarda Knidos’ta bozulan radyoların da adeta doktoruydu. Çoğu evin sessizliğe gömülen sesi, onun ustalığı sayesinde yeniden yankılanırdı.<br />
Knidos’ta yaşayan ailelerin büyük bölümü geçimini keçi yetiştiriciliği ve çobanlıkla sağlardı. Denizi meslek edinenlerin sayısı ise oldukça azdı. Bunlardan biri, “Kavurmacı” lakabıyla tanınan Dursun Muslu idi. Denizi ve akıntılarını avucunun içi gibi bilen bu usta balıkçı, yıllar sonra dünya turunu tamamlayan Sadun Boro’yu Türk karasularında ilk karşılayan ve Knidos’ta karaya çıkaran kişi olarak denizcilik tarihimizde yerini aldı. O an, Sadun Boro’nun Vira Demir kitabındaki unutulmaz fotoğrafla ölümsüzleşti.<br />
Dursun Muslu’nun kayığında hiçbir zaman bir motor makina olmadı. O hep aşırtma yelken ve kürekle bu denizin ve rüzgârın kahrını en çekti.<br />
Fenerci ailesine yardım eden “Gabak Mehmet” lakaplı Mehmet Arkalı ise görünmeyen kahramanlardan biriydi. Gazyağı tenekelerini katır sırtında fenere taşır, boşalanları yeniden doldurulmak üzere hazır hâle getirirdi. Kurak dönemlerde ise katırın iki yanına yerleştirilen ahşap kasalara doldurulan tenekelerle fenere tatlı su taşırdı.<br />
Aslında 1931 yılında fener inşa edilirken büyük bir yağmur suyu sarnıcı da yapılmıştı. Ancak yaz aylarında bu su çoğu zaman yetmezdi. İşte o zaman katırın sırtındaki tenekeler yalnızca su değil, fenerde yaşayan ailenin hayatını da taşırdı. Hayriye Teyze titiz, görgülü bir kadındı. Fenerdekilerin yiyip içeceği her şey onun marifetli ellerinden çıkardı. Temizliğe büyük önem verir, nevresim ve çarşafları her hafta yıkar, kurutmak için çamaşır ipine bile ihtiyaç duymadan maki çalılarının üzerine sererdi. Toplandığında o çarşafların mis gibi kokmasını isterdi.<br />
Zamanla fenerin çalışma sistemi de değişti. Gazyağıyla başlayan bu yolculuk, daha sonra likit gazla (tüp sistemiyle) devam etti. Günümüzde ise güneş enerjisiyle çalışan modern bir düzene kavuştu. Fotosel adı verilen bir sistem sayesinde artık hava karardığında kendiliğinden yanıyor, gün doğduğunda ise sessizce sönüyor. Eskiden gece boyunca başında nöbet tutulan o ışık, bugün fenerci olmadan da görevini sürdürüyor.<br />
Bugün geriye dönüp baktığımda, çocukluğumuzun en büyük zenginliğinin oyuncaklarımız değil, birlikte yaşadığımız insanlar olduğunu daha iyi anlıyorum.<br />
Fenerin geceleri denize düşen titrek ışığı, Mehmet Amca’nın çalışkanlığı, Hayriye Teyze’nin içten gülümsemesi, Altan’la paylaştığımız o saf ve sınırsız çocukluk günleri…<br />
Ve o “Lost” gibi hissettiren anlar… bilinmeyene duyduğumuz merak, keşfetmenin heyecanı, korkuyla karışık hayranlık…<br />
Hepsi şimdi hafızamın en derin köşesinde, hiç sönmeyen bir fener ışığı gibi yaşamaya devam ediyor.<br />
Knidos’un taşları nasıl binlerce yılın izlerini saklıyorsa, benim yüreğim de o günlerin sesini, kokusunu ve insanlarını aynı canlılıkla taşımayı sürdürüyor. Belki bugün fener farklı bir sistemle çalışıyor, yollar değişti, insanlar değişti; ama çocukluğumun o ışığı hâlâ içimde yanıyor. Ve ne zaman Knidos’a baksam, önce o feneri, sonra da o ışığın etrafında geçen o masum, rüzgâr kokulu ve biraz da gizemli yıllarımı görüyorum.<br />
15/Temmuz /2026<br />
Kaptan; Aslan Atilla Yorulmaz</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 15:01:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/03/aslan-atilla-yorulmaz-1710325420.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ESMÂ İLE AHLÂKLANMAK - 3  EL-CEBBÂR, EL-MÜTEKEBBİR, EL-HÂLIK, EL-BÂRİ</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-3-el-cebbar-el-mutekebbir-el-halik-el-bari-2817</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-3-el-cebbar-el-mutekebbir-el-halik-el-bari-2817</guid>
                <description><![CDATA[ESMÂ İLE AHLÂKLANMAK - 3  EL-CEBBÂR, EL-MÜTEKEBBİR, EL-HÂLIK, EL-BÂRİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar!</p>

<p>Esmâü’l-Hüsnâ yolculuğumuza devam ediyoruz. Önceki yazılarımızda Rabbimizin güzel isimlerini yalnız dilimizle anmakla kalmayıp, o isimlerin bize öğrettiği kulluk bilincini hayatımıza taşımanın önemine dikkat çekmiştik.</p>

<p>Bugün de kısmet olursa el-Cebbâr, el-Mütekebbir, el-Hâlık ve el-Bâri isimleri üzerinde durmaya çalışacağız.</p>

<p>Bu isimler, insana çok önemli bir ölçü kazandırır:</p>

<p>Allah büyüktür; kul büyüklük taslamaz.<br />
Allah yaratır; kul yaratılmışlara emanet bilinciyle bakar.<br />
Allah onarır; kul kırmamaya ve kırılanı onarmaya çalışır.<br />
Allah ölçüyle var eder; kul da hayatında ölçüyü bozmamaya gayret eder.</p>

<p>Kur’an’da Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>“O Allah ki, O’ndan başka ilah yoktur. Melik’tir, Kuddûs’tür, Selâm’dır, Mü’min’dir, Müheymin’dir, Azîz’dir, Cebbâr’dır, Mütekebbir’dir. Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır.”<br />
(Haşr, 59:23)</p>

<p>Bir sonraki ayette ise şöyle buyrulur:</p>

<p>“O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah’tır. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde ne varsa O’nu tesbih eder. O, Azîz’dir, Hakîm’dir.”<br />
(Haşr, 59:24)</p>

<p>Bu iki ayet, bugün üzerinde duracağımız isimleri aynı kapıda buluşturur. Allah mutlak kudret sahibidir; büyüklük yalnız O’na aittir. Yaratmak, ölçüyle var etmek ve varlığa şekil vermek yalnız O’nun kudretindedir.</p>

<p>Kul ise bu isimler karşısında haddini bilir, Rabbini yüceltir ve yaratılmışlara karşı sorumluluğunu hatırlar.</p>

<p>EL-CEBBÂR: KIRIKLARI ONARAN, MUTLAK KUDRET SAHİBİ RAB</p>

<p>El-Cebbâr, Allah’ın mutlak kudret sahibi olduğunu; dilediğini yerine getiren, eksikleri gideren, kırıkları onaran, kulunu toparlayan ve hükmü karşısında hiçbir gücün duramayacağı Rab olduğunu bildirir.</p>

<p>Bu isim kula iki büyük hakikati hatırlatır.</p>

<p>Birincisi: Allah’ın kudreti karşısında hiçbir güç mutlak değildir.</p>

<p>İkincisi: Allah, kırılmış kalpleri, dağılmış umutları, eksilmiş güçleri ve çaresiz kalan kullarını rahmetiyle toparlayandır.</p>

<p>İnsan bazen hayatta kırılır. Bedeni yorulur, kalbi incinir, gücü azalır, umutları zedelenir. Her kapı kapanmış gibi olur. İşte kul o zaman bilir ki Rabbi el-Cebbâr’dır; kırığı onaran, zayıfı ayağa kaldıran, dağılmış olanı toparlayan O’dur.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>“Kullarım sana Beni sorarlarsa, şüphesiz Ben yakınım. Bana dua ettiğinde dua edenin duasına cevap veririm.”<br />
(Bakara, 2:186)</p>

<p>El-Cebbâr’ı tanıyan insan, kırıldığında umutsuzluğa düşmez; Rabbine yönelir. Fakat bu ismin kulda yanlış anlaşılmaması gerekir. Kul cebbarlık taslamaz. İnsanlara zorbalık yapmaz. Gücünü baskıya, makamını ezmeye, sözünü kırmaya dönüştürmez.</p>

<p>Kur’an, zorbalığı ve haddi aşmayı kınar. Gücü kendinde mutlak gören insan, zamanla insanlara tepeden bakmaya başlar. Oysa el-Cebbâr olan Allah’tır; kula düşen, gücü varsa onarmak, imkânı varsa destek olmak, sözü varsa incitmeden söylemektir.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Ben gücümü kırmak için mi kullanıyorum, onarmak için mi?</p>

<p>EL-MÜTEKEBBİR: BÜYÜKLÜK YALNIZ ALLAH’A AİTTİR</p>

<p>El-Mütekebbir, mutlak büyüklük ve yücelik sahibi olan Allah demektir. Büyüklük Allah’a yakışır; kula yakışan ise haddini bilmek, tevazu ve kulluktur.</p>

<p>İnsan için kibir, çok tehlikeli bir hastalıktır. Çünkü kibir, insanın hem Rabbine hem de insanlara karşı ölçüsünü bozar. Kibirli insan, hakkı duyduğunda eğilmek istemez; hatasını gördüğünde kabul etmekte zorlanır; kendisine verilen nimetleri kendinden bilir.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>“Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen ne yeri yarabilirsin ne de dağlara boyca ulaşabilirsin.”<br />
(İsrâ, 17:37)</p>

<p>Bu ayet, insanı kendi sınırına çağırır.</p>

<p>Ey insan! Ne kadar büyürsen büyü, yeri yaramazsın. Ne kadar yükselirsen yüksel, dağlara ulaşamazsın. Öyleyse bu kibir niye?</p>

<p>Kur’an, Allah’ın kibirlenenleri sevmediğini bildirir:</p>

<p>“Şüphesiz Allah, büyüklük taslayanları sevmez.”<br />
(Nahl, 16:23)</p>

<p>El-Mütekebbir’i tanıyan insan, büyüklük iddiasından vazgeçer. Çünkü bilir ki mutlak yücelik Allah’a aittir. Kulun değeri ise kendisini büyük göstermesinde değil, Rabbine karşı kulluğunu bilmesindedir.</p>

<p>Kibir insanı sertleştirir.</p>

<p>Tevazu insanı güzelleştirir.</p>

<p>Kibir insanı yalnızlaştırır.</p>

<p>Tevazu insanı sevdirir.</p>

<p>Kibir hakikate perde olur.</p>

<p>Tevazu hakikate kapı açar.</p>

<p>Bugün kendimize sormalıyız:</p>

<p>Ben hak karşısında eğilebiliyor muyum; yoksa nefsimi savunmak için gerçeği mi örtüyorum?</p>

<p>EL-HÂLIK: YARATAN YALNIZ ALLAH’TIR</p>

<p>El-Hâlık, yoktan var eden, yaratmayı takdir eden, varlığa hayat veren Allah demektir.</p>

<p>Kur’an’ın en temel çağrılarından biri şudur: İnsanın kendisini ve çevresindeki varlıkları düşünmesi. Çünkü yaratılış üzerinde düşünen insan, kendisinin başıboş olmadığını fark eder.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>“Allah, her şeyin yaratıcısıdır. O, her şey üzerinde vekildir.”<br />
(Zümer, 39:62)</p>

<p>İnsan neyi üretirse üretsin, neyi planlarsa planlasın, neyi inşa ederse etsin; yaratma Allah’a aittir. İnsan ancak Allah’ın yarattığı malzemeyi kullanır, Allah’ın verdiği akılla işler, Allah’ın koyduğu düzen içinde hareket eder.</p>

<p>Bu hakikat insana tevazu kazandırır.</p>

<p>Çünkü insan kendi bedenini yaratmamıştır.</p>

<p>Aklını kendisi üretmemiştir.</p>

<p>Gözünü, kulağını, kalbini, nefesini kendisi var etmemiştir.</p>

<p>Dünyayı, toprağı, suyu, havayı, güneşi ve geceyi kendisi kurmamıştır.</p>

<p>El-Hâlık’ı tanıyan insan, yaratılmış her varlığa daha dikkatli bakar. İnsanı küçümsemez, canlıyı hor görmez, nimeti israf etmez, tabiatı hoyratça tüketmez.</p>

<p>Çünkü bilir ki yaratılan her şey, Allah’ın kudretinin bir ayetidir.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır.”<br />
(Mülk, 67:2)</p>

<p>Demek ki yaratılış, sadece var olmak değildir. Hayat bir imtihandır. İnsan bu dünyada nasıl yaşadığıyla, nimete nasıl davrandığıyla, gücü nasıl kullandığıyla ve yaratılmışlara nasıl muamele ettiğiyle sınanmaktadır.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Yaratılmışlara Allah’ın eseri ve emaneti olarak mı bakıyorum, yoksa onları çıkarıma göre mi değerlendiriyorum?</p>

<p>EL-BÂRİ: ÖLÇÜYLE VAR EDEN, YARATTIĞINI DÜZENLEYEN RAB</p>

<p>El-Bâri, yarattığını ölçüyle var eden, onu uyumlu ve dengeli kılan, her varlığı kendi yaratılışına uygun şekilde düzenleyen Allah demektir.</p>

<p>Allah yalnız yaratmakla kalmaz; yarattığını ölçüsüz, başıboş ve anlamsız bırakmaz. Her şeyde bir düzen, hikmet ve ölçü vardır.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“O ki yarattı, düzenledi; ölçü koydu ve yol gösterdi.”<br />
(A‘lâ, 87:2-3)</p>

<p>Bu ayet, yaratılıştaki düzeni ve yönlendirmeyi bize hatırlatır. İnsan bedeni bir ölçüyle yaratılmıştır. Gökler bir ölçüyle işler. Gece ve gündüz bir düzen içinde gelir. Toprak, su, rüzgâr, yağmur ve güneş bir ölçü içinde hayatımıza hizmet eder.</p>

<p>El-Bâri’yi tanıyan insan, ölçüsüz yaşamaktan sakınır.</p>

<p>Sözünde ölçü arar.</p>

<p>Harcamalarında ölçü arar.</p>

<p>Sevgi ve öfkesinde ölçü arar.</p>

<p>Yargısında ölçü arar.</p>

<p>İbadetinde, ticaretinde, aile hayatında ve toplumsal ilişkilerinde dengeyi korumaya çalışır.</p>

<p>Çünkü Rabbimiz ölçüyle yaratmış, insandan da ölçüyü bozmamasını istemiştir.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyurulur:</p>

<p>“Göğü yükseltti ve ölçüyü koydu. Sakın ölçüde taşkınlık yapmayın.”<br />
(Rahmân, 55:7-8)</p>

<p>Bu ayet, yalnız tartı ve teraziye değil; hayatın bütün dengesine işaret eder. İnsan ölçüyü bozduğunda zulüm ortaya çıkar. İsraf ölçüsüzlüktür. Kibir ölçüsüzlüktür. Öfke ölçüsüzlüğü kalpleri kırar. Hırs ölçüsüzlüğü insanı harama yaklaştırır.</p>

<p>Bugün kendimize sormalıyız:</p>

<p>Allah’ın ölçüyle yarattığı hayatta, ben hangi ölçüyü bozuyorum?</p>

<p>ESMÂ BİZE HADDİMİZİ VE YOLUMUZU GÖSTERİR</p>

<p>Can Dostlar!</p>

<p>Bugün üzerinde durduğumuz bu dört isim, insanı derin bir muhasebeye çağırır.</p>

<p>El-Cebbâr bize, kırıkları onaran ve mutlak kudret sahibi olan Rabbimizi tanıtır. Kula düşen, zorbalık değil; onarmak ve destek olmaktır.</p>

<p>El-Mütekebbir büyüklüğün yalnız Allah’a ait olduğunu bildirir. Kula düşen, kibir değil; tevazu ve kulluktur.</p>

<p>El-Hâlık yaratmanın yalnız Allah’a ait olduğunu öğretir. Kula düşen, yaratılmışlara emanet bilinciyle bakmaktır.</p>

<p>El-Bâri her şeyin ölçüyle ve hikmetle var edildiğini hatırlatır. Kula düşen, ölçüyü bozmadan yaşamaktır.</p>

<p>Unutmayalım:</p>

<p>Allah büyüktür; kul büyüklük taslamaz.</p>

<p>Allah yaratır; kul yaratılmışlara merhamet ve emanet bilinciyle yaklaşır.</p>

<p>Allah onarır; kul kırmamaya ve kırılanı onarmaya çalışır.</p>

<p>Allah ölçü koyar; kul o ölçüye göre yaşamayı öğrenir.</p>

<p>Rabbimiz bizleri; güzel isimlerini tanıyan, o isimlerle dua eden, haddini bilen, kibirden uzak duran, yaratılmışlara merhametle bakan ve hayatında ölçüyü koruyan kullarından eylesin.</p>

<p>Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın can dostlar.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 15:01:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ ESKİHİSAR’DAN GELİN OLDUM(49)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-eskihisardan-gelin-oldum49-2816</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-eskihisardan-gelin-oldum49-2816</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ ESKİHİSAR’DAN GELİN OLDUM(49)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Eskihisar’dan gelin oldum, düştüm yoluma,</p>

<p>Kimselerim yok mu benim tutsun koluma(u)</p>

<p>Ağlayın dostlar ağlayın bakın halime,</p>

<p>Bir gecelik saramadım allı geline(i)</p>

<p>(görmeyenler görsün şu garip de halime(i)</p>

<p>***</p>

<p>Hastaneye giderken de düştüm yoluma,</p>

<p>Karagözlü Behiye’m gelsin de önüme,</p>

<p>Ağlayın dostlar ağlayın, bakın halime</p>

<p>Bir gecelik saramadım allı geline(i)</p>

<p>***</p>

<p>Kapubağ’da çalınıyor zurnalar sazlar,</p>

<p>Sürü sürü gelip geçiyor gelinlik kızlar,</p>

<p>Ağlayın dostlar ağlayın, bakın halime</p>

<p>Bir gecelik saramadım allı geline(i)</p>

<p>Mustafa (Öztürk) adlı bir çocuk, küçükken Cazgırlar köyünden</p>

<p>Kapudağ Köyündeki Baylanlar ailesine evlatlık olarak getirilir.</p>

<p>Aile bu çocuğu yetiştirirken her türlü özeni gösterir. Ancak çocuk sık</p>

<p>sık hastalanır. Doktor, Mustafa’nın verem hastası olduğunu, evde iyi</p>

<p>bakılmasını gerektiğini söyler. Devamında da evlenmemesi için uyarır.</p>

<p>Ancak, aile bu olayı hem Mustafa’dan, hem de yakın çevresinden gizler.</p>

<p>Evlenme çağına gelince de, Eskihisar Köyünden Alibaşlar7ın Koca</p>

<p>Mehmet7in evlatlık kızı Behice’yi isterler. Kız alınır verilir. Böylece Behiye,</p>

<p>Eskihisar’dan Baylanlar köyüne gelin gelir.</p>

<p>1942 yılının güz aylarında gerçekleşen bu düğün sonrası, gerdek</p>

<p>gecesi sabahı Mustafa’nın ağzından kan gelir. Acele Mustafa’yı doktora</p>

<p>götürmeye çalışırlarsa da , mustafa yolda ölür. Ölüm haberi herkesi</p>

<p>üzüntüye boğar. Behice gelinin adaşı, aynı köyden Behice Özel tarafından</p>

<p>yakıldığı bilinen, dolayısıyla söz ve ezgisi ona ait olan Yatağan-Kapudağ</p>

<p>türküsüdür.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 15:39:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BU GIDALARI ALMAYIN,YEMEYİN! HATTA BU YAZIYI KESİP SAKLAYIN!</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/bu-gidalari-almayinyemeyin-hatta-bu-yaziyi-kesip-saklayin-2815</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/bu-gidalari-almayinyemeyin-hatta-bu-yaziyi-kesip-saklayin-2815</guid>
                <description><![CDATA[BU GIDALARI ALMAYIN,YEMEYİN! HATTA BU YAZIYI KESİP SAKLAYIN!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tüketicilerin sağlığını tehlikeye düşürecek</p>

<p>şekilde,bozulmuş,değiştirilmiş gıdaları üreten ve satan firmaların adı,ürün adı,markası ile</p>

<p>parti ve seri numarası ile takviye edici gıda grubunu internet sayfasında teşhir etti.</p>

<p>Takviye edici gıdalar adı altında teşhir edilen.kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye</p>

<p>düşürecek şekilde bozulmuş,değiştirilmiş gıdaları üreten firmalar ve satanlar aşağıdadır.</p>

<p>Biz tüm bilgileri değil,siz tüketicileri ilgilendiren bilgileri vereceğiz.</p>

<p>İşte o firmalar ve satıcılar:</p>

<p>ÜRÜNÜN MARKASI ÜRÜN ADI İÇİNDEKİ KARIŞTIRILMIŞ ÜRÜN</p>

<p>-Yalçıntepe</p>

<p>Tulum Peyniri</p>

<p>Bitkisel yağ</p>

<p>-Narin Süt ve Süt ürünleri</p>

<p>Tulum Peyniri</p>

<p>Bitkisel yağ</p>

<p>-Ilgaz Yaylası</p>

<p>Kaşar peyniri</p>

<p>Bitkisel yağ</p>

<p>-Kültürova</p>

<p>Ezine Keçi peyniri</p>

<p>İnek ve koyun sütü</p>

<p>-Kültürova</p>

<p>Ezine koyun peyniri</p>

<p>Keçi ve inek sütü</p>

<p>-Sönmez</p>

<p>Yoğurt</p>

<p>Bitkisel yağ</p>

<p>-SBS</p>

<p>Tam yağlı.Kaymak yoğurt</p>

<p>Bitkisel yağ</p>

<p>-Keklik kardeşler</p>

<p>Tam yağlı kaymaklı yoğurt</p>

<p>Bitkisel yağ</p>

<p>-Yopey</p>

<p>Pastörize,yağ.kaym.yoğurt Bitkisel yağ ve jelatin</p>

<p>-Baltaş</p>

<p>Süzme yoğurt</p>

<p>Bitkisel yağ</p>

<p>-Balkaymak</p>

<p>Kahvaltılık tereyağı</p>

<p>Bitkisel yağ</p>

<p>-ÖRS Star</p>

<p>Tereyağı</p>

<p>Bitkisel yağ</p>

<p>-Turabozan</p>

<p>Tereyağı</p>

<p>Bitkisel yağ</p>

<p>-Çerkezeli</p>

<p>Manda kaymağı</p>

<p>Bitkisel yağ</p>

<p>-Lokman Hacı Kaymak</p>

<p>Kaymak</p>

<p>Nişasta</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken et ürünleri</p>

<p>-Can-Et</p>

<p>Dana kıyma</p>

<p>Kanatlı et tespiti</p>

<p>-Can-Et</p>

<p>Dana kıyma</p>

<p>Sakatat tespiti</p>

<p>-Mas-Et</p>

<p>Dana kıyma</p>

<p>Kanatlı eti tespiti</p>

<p>-Şekilet</p>

<p>Dana kıyma</p>

<p>Kanatlı eti</p>

<p>-Şekilet</p>

<p>Kuzu kuşbaşı</p>

<p>Kanatlı eti</p>

<p>-Mera Hatipoğlu</p>

<p>Sucuk</p>

<p>Kanatlı eti</p>

<p>-Ana mantı gözl.evi</p>

<p>Fırın köfte(dana eti)</p>

<p>Kanatlı eti</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken bal ürünleri</p>

<p>-Tatzade</p>

<p>Süzme bal</p>

<p>Balda şeker,c13,c4 oranları</p>

<p>-Maxitat</p>

<p>Süzme Çiçek balı</p>

<p>Balda protein ve ham bal.......</p>

<p>-Damla Bacı</p>

<p>Süzme Çiçek balı</p>

<p>Balda protein ve ham bal</p>

<p>-Bayella</p>

<p>Süzme salgı balı</p>

<p>Balda protein ve ham bal</p>

<p>DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN TAKVİYE EDİCİ GIDALAR</p>

<p>-Vamax:Epimedyumlu Bitkisel Karışımlı Kapsül (İlaç etkin maddesi/Thiodimetil sildenafil)</p>

<p>Magic Power:Bitkisel Karışım Kapsül(İlaç etkin maddesi/Thio sildenafil)</p>

<p>Bu son yazdığım iki üründeki bu kimyasallar insan sağlığı açısından çok tehlikeliymiş.</p>

<p>Siz bu listeyi yine saklayın. Bunları da ve benzerlerini de kullanmayın,yemeyin!</p>

<p>Sağlıklı tüketimler.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 15:01:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ(48)  ERKEN GİDER TARLAYA</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri48-erken-gider-tarlaya-2814</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri48-erken-gider-tarlaya-2814</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ(48)  ERKEN GİDER TARLAYA]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üç tarlada tütünüm var<br />
Ne güzel de seçimi var<br />
Sen de tütün içimi var<br />
Güzeldir tütüncü kızı</p>

<p>***</p>

<p>Aklımı başımdan aldın<br />
Beni sevdalara saldın<br />
Biraz önce yaramazdın<br />
Güzeldir tütüncü kızı</p>

<p>***</p>

<p>Uyumaz gece yarıya<br />
Erken gider tarlaya<br />
Başlar tütün kırmaya<br />
Güzeldir tütüncü kızı</p>

<p>***</p>

<p>Tembeldir şehirli kızı<br />
Çalışkandır köylü kızı<br />
Ne kışı vardır ne yazı<br />
Güzeldir tütüncü kızı<br />
***</p>

<p>Melemen bardakları<br />
Tütüncünün çardakları<br />
İncelmiş parmakları<br />
Güzeldir tütüncü kızı &nbsp;</p>

<p><br />
Yatağan yöresine ait az bilinen türkülerimizdendir. Genel olarak<br />
yörenin (bir zamanlar) geçim kaynağı tütündür. Tütün işi yapan bir güzele<br />
yakıldığı sanılıyor. Ancak kimin yaktığı , hangi olayla bağıntılı olduğu<br />
bilinmiyor.<br />
Türkünün değişik derlemeleri yapılmıştır. Sözlerde zaman zaman bazı<br />
değişiklikler ve karışmalar görülmektedir.<br />
Muğlalı ses sanatçılarından rahmetli Memiş Günüç tarafından<br />
çalınıp söylenmiştir. Yatağanlı müzisyen Ali Fuat Aydın tarafından da<br />
notaya alınmıştır.<br />
Benden küçük bir not: Türküde şehirli kazın tembelliği söyleniyor.<br />
Tütüncü kızın çalışkanlığını anlatmak için yapılmış bir haksızlıktır! Bir de<br />
artık köylü kızı kaldı mı?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 11:45:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HAZIR YOĞURTLARA DİKKAT!/SOLİTİN!</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/hazir-yogurtlara-dikkatsolitin-2813</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/hazir-yogurtlara-dikkatsolitin-2813</guid>
                <description><![CDATA[HAZIR YOĞURTLARA DİKKAT!/SOLİTİN!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>-Ankara’da Hıfsızsıhha’daki iki bilim insanı ölüm tehditleri alıyor,bazı firmalar<br />
tarafından . Niye mi ?İşte gerekçesi:SOLİTİN!<br />
Solitin Nedir?<br />
-Gıdalarda bulunmaması gereken bir kimyasal ajan<br />
-Melanimsi bir plastik<br />
-Sütlere,ayrana,yoğurta,yani sütün girdiği her türlü ürüne katılıyor.<br />
-Çünkü,müthiş bir kıvam arttırıcı(Siz taş gibi ne güzel yoğurt yediğinizi sanıyorsunuz<br />
hala değil mi?)<br />
-Gıdaların bozulmaması için zaman kazandırıyor<br />
-Firmaların daha çok sütün karıştığı ürün stoklamasını sağlıyor.<br />
-Maliyeti düşürüyor<br />
-Çocuklarımıza 10,20,50 kuruşa bundan dolayı gofret,bir liraya çikolata alabiliyoruz.<br />
(Ne güzel değil mi? Herkes ucuz ucuz kanser yesin,böbrek hastalığı yutsun,şizofren olsun!)<br />
-SOLİTİN,doğada en bol ve bedava bulunan,bulunabilin alçı taşı,tebeşir gibi bir şey(Bir<br />
sürü kimyasal adı yazmamak için basitleştirerek anlatıyorum)<br />
-Böbreklerin kanı süzmesini engelliyor(Neden son yıllarda böbrek hastalıklarının<br />
sürekli arttığını anlayabiliyor musunuz?)<br />
-Almanya Solingen Üniversitesi hocaları,şizofreni(erken bunama) ile solitin kullanımı<br />
arasında ilişkiler olduğunu söylüyorlar(Bakın çevrenize,deli dediğiniz,ama deli değil de<br />
şizofren olan insanların çoğaldığını göreceksiniz)<br />
-Ne yazık ki hiçbir üretici firma ürünlerinin üzerinde solitin katkısını bildirmiyor. Böyle<br />
olunca da iş bize düşüyor. Aşağıda solitinli ürünün nasıl anlaşılacağını anlatmaya çalışacağım.<br />
-Eğer bu yazıdan sonra aldığınız(yukarıda saydığım ) ürünlerin birinden<br />
şüpheleniyorsanız:<br />
-Aldığınız sıvı ürünler(süt,ayran,çikolatalı yoğurt) için şu deneyi kendiniz<br />
yapabilirsiniz:<br />
BİR METALİ(çatal;kaşık vs) EL YAKACAK DÜZEYDE ISITIN VE TEST ETMEK İSTEDİĞİNİZ<br />
SIVIYA BATIRARAK ÇALKALAMA HAREKETİ YAPIN.METALİ ÇIKARDIĞINIZDA BİRBİRİNDEN<br />
AYRILMIŞ ÖBEKLER HALİNDE BEYAZ TOPAKLAR GÖRÜRSENİZ O ÜRÜNDE S O L İ T İ N VAR<br />
DEMEKTİR.<br />
-PEYNİR VS.TÜRÜ ÜRÜNLERDE İSE ÜRÜNDEN BİR PARÇA ALARAK SİRKELİ SUYA<br />
KOYUN. EĞER SİRKELİ SUYUN ÜZERİNDE BEYAZIMSI BİR TABAKA GÖRÜRSENİZ O ÜRÜNDE S<br />
O L İ T İ N VAR DEMEKTİR.<br />
-ÇİKOLATA,GOFRET TÜRÜ ÜRÜNLERDE İSE ÜRÜNÜ ELİNİZDE BASİTÇE KIRIN,EĞER<br />
KIRIĞIN HER İKİ TARAFINDA SÜT BEYAZI NOKTALAR VARSA O ÜRÜNDE S O L İ T İ N VARDIR.<br />
Biz aydın olma görevimizi,tüketici dostu olma görevimizi yapıyoruz. Gerisi size<br />
kalmış.<br />
Sağlıklı beslenmeniz dileğiyle</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 11:45:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ESMÂ İLE AHLÂKLANMAK - 2      EL-MELİK, EL-KUDDÛS, EL-AZÎZ, EL-MÜ’MİN, EL-MÜHEYMİN</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-2-el-melik-el-kuddus-el-aziz-el-mumin-el-muheymin-2812</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-2-el-melik-el-kuddus-el-aziz-el-mumin-el-muheymin-2812</guid>
                <description><![CDATA[ESMÂ İLE AHLÂKLANMAK - 2      EL-MELİK, EL-KUDDÛS, EL-AZÎZ, EL-MÜ’MİN, EL-MÜHEYMİN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>*Can Dostlar!*</p>

<p>Önceki yazımızda kalemimize söz geçiremedik. Sanki o bize hükmetti; bizi aldı, Esmâü’l-Hüsnâ’ya, yani Allah’ın en güzel isimlerine götürdü. Anlaşılan bu konu, bir yazıyla geçilecek kadar kısa değil. İnşallah 9 veya 10 haftaya yayılabilecek bir yazı dizisi olarak gönül dünyamıza ve hayatımıza ışık tutmaya devam edecek.</p>

<p>Geçen hafta Esmâü’l-Hüsnâ’dan *er-Rahmân, er-Rahîm, el-Adl, el-Gafûr, el-Afüv, es-Selâm, el-Hak ve el-Kerîm* isimlerine temas etmiştik. Bu isimlerin bize yalnız Rabbimizi tanıtmakla kalmadığını; merhamet, adalet, bağışlama, güven, doğruluk ve ikram gibi ahlâkî güzellikleri de hatırlattığını görmeye çalışmıştık.</p>

<p>Bugün de kısmet olursa *el-Melik, el-Kuddûs, el-Azîz, el-Mü’min ve el-Müheymin* isimleri üzerinde durmaya çalışacağız.</p>

<p>Rabbimizden niyazımız odur ki; güzel isimlerini yalnız dilimizde değil, kalbimizde, ahlâkımızda ve hayatımızda da bereketli kılsın.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyurulur:</p>

<p>*“O Allah ki, O’ndan başka ilah yoktur. Melik’tir, Kuddûs’tür, Selâm’dır, Mü’min’dir, Müheymin’dir, Azîz’dir, Cebbâr’dır, Mütekebbir’dir. Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır.”*<br />
(Haşr, 59:23)</p>

<p>Bu ayet, bize Rabbimizi tanıtan büyük bir kapı açar. Fakat bu kapıdan girerken önemli bir ölçüyü unutmamak gerekir:</p>

<p>Allah’ın isimleri Allah’a mahsustur. Kul, Allah’ın isimlerini sahiplenemez; Allah gibi hüküm sahibi, mutlak temiz, mutlak güçlü, mutlak güven kaynağı veya her şeyi kuşatan gözetici olamaz.</p>

<p>Fakat kul, Rabbini tanıdıkça O’nun razı olduğu ahlâka yönelir. İşte Esmâ ile ahlâklanmak, tam da bu bilinçtir.</p>

<p>## EL-MELİK: MÜLKÜN GERÇEK SAHİBİNİ TANIMAK</p>

<p>*El-Melik*, mutlak hükümranlık sahibi olan, mülkün gerçek sahibi bulunan Allah demektir.</p>

<p>İnsan dünyada bazı şeylere sahip olduğunu zanneder. Evi, tarlası, parası, makamı, ailesi, çevresi, gücü ve imkânları vardır. Fakat Kur’an bize mülkün asıl sahibini hatırlatır:</p>

<p>*“De ki: Ey mülkün sahibi Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden de çekip alırsın. Dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın. Hayır Senin elindedir. Şüphesiz Sen her şeye güç yetirensin.”*<br />
(Âl-i İmrân, 3:26)</p>

<p>Bu ayet, insana haddini bildirir.</p>

<p>Sahip olduğumuz hiçbir şey mutlak anlamda bizim değildir. Hepsi bize verilmiş birer emanettir. Bugün elimizde olan, yarın elimizden çıkabilir. İnsan, kendisine verilen nimeti kendi kudretinden bilirse Karunlaşır. Fakat onu Allah’ın emaneti bilirse şükreder, paylaşır ve hesabını düşünür.</p>

<p>El-Melik’i tanıyan insan; malıyla kibirlenmez, makamıyla insan ezmez, gücünü zulme dönüştürmez. Çünkü bilir ki gerçek mülk Allah’ındır.</p>

<p>Bugün kendimize sormalıyız:</p>

<p>*Bana verilen imkânları mülk zannıyla mı taşıyorum, emanet bilinciyle mi?*</p>

<p>## EL-KUDDÛS: TEMİZ OLAN RABBİN HUZURUNDA ARINMAK</p>

<p>*El-Kuddûs*, her türlü eksiklikten, kusurdan, haksızlıktan ve noksanlıktan uzak olan Allah demektir.</p>

<p>Rabbimiz mutlak temizdir. O’nun hükmünde zulüm yoktur, bilgisinde eksiklik yoktur, rahmetinde kir yoktur.</p>

<p>Kul ise eksik, unutkan ve hata yapabilen bir varlıktır. Bu sebeple kulun görevi, kendisini tertemiz ilan etmek değil; arınmaya çalışmaktır.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>*“Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kirleten ise ziyana uğramıştır.”*<br />
(Şems, 91:9-10)</p>

<p>El-Kuddûs’ü tanıyan insan, kalbini kirleten şeylere karşı uyanık olur.</p>

<p>Kibir kalbi kirletir.</p>

<p>Haset kalbi kirletir.</p>

<p>Yalan sözü kirletir.</p>

<p>Haksız kazanç rızkı kirletir.</p>

<p>Gıybet kardeşliği kirletir.</p>

<p>Zulüm toplumu kirletir.</p>

<p>Arınmak yalnız beden temizliği değildir. Elbette beden temizliği önemlidir; fakat Kur’an’ın istediği temizlik, kalbin, sözün, kazancın, ilişkinin ve niyetin de temizlenmesidir.</p>

<p>İnsan bazen elbisesine bulaşan küçük bir lekeyi hemen fark eder; fakat kalbine bulaşan kibri, hasedi, öfkeyi ve haksızlığı fark etmekte gecikir.</p>

<p>O hâlde kendimize soralım:</p>

<p>*Rabbim el-Kuddûs iken, ben kalbimi ve hayatımı hangi kirlerden arındırmaya çalışıyorum?*</p>

<p>## EL-AZÎZ: İZZETİN KAYNAĞINI DOĞRU BİLMEK</p>

<p>*El-Azîz*, mutlak üstünlük, güç ve izzet sahibi olan Allah demektir.</p>

<p>İnsan izzeti bazen malda, makamda, kalabalıkta, alkışta veya gücü elinde tutmakta arar. Fakat Kur’an izzetin kaynağını açıkça bildirir:</p>

<p>*“Kim izzet istiyorsa bilsin ki izzet bütünüyle Allah’ındır.”*<br />
(Fâtır, 35:10)</p>

<p>Gerçek izzet Allah’a aittir. Kulun izzeti ise Allah’a kullukta, hakka bağlılıkta ve haksızlık karşısında onurlu duruşta ortaya çıkar.</p>

<p>El-Azîz’i tanıyan insan, izzetini insanların beğenisine satmaz. Haksız kazanç için eğilmez. Zulmün sofrasında güç aramaz. İnsanların alkışı için hakkı gizlemez.</p>

<p>Çünkü bilir ki Allah’ın yücelttiğini kimse alçaltamaz; Allah’ın alçalttığını da kimse gerçek anlamda yüceltemez.</p>

<p>İzzet, kibir değildir.</p>

<p>Kibir, insanın kendisini başkalarından üstün görmesidir.</p>

<p>İzzet ise insanın Allah’ın verdiği onuru harama, yalana ve zulme teslim etmemesidir.</p>

<p>Bugün kendimize sormalıyız:</p>

<p>*İzzeti Allah’ın rızasında mı arıyorum, insanların alkışında mı?*</p>

<p>## EL-MÜ’MİN: GÜVEN VEREN RABBİN KULLARI</p>

<p>*El-Mü’min*, güven veren, güvenin kaynağı olan, kullarına emniyet ve güvenlik bahşeden Allah demektir.</p>

<p>İman kelimesiyle emniyet kelimesi aynı kökten gelir. Bu bile bize büyük bir ders verir. İman eden insan, çevresine güven veren insan olmalıdır.</p>

<p>Kur’an, gerçek güvenin Allah’a yönelmekle mümkün olduğunu bildirir:</p>

<p>*“İman edenler ve imanlarına zulüm karıştırmayanlar var ya; işte güven onlarındır ve doğru yolda olanlar da onlardır.”*<br />
(En‘âm, 6:82)</p>

<p>El-Mü’min’i tanıyan insanın dili güven vermelidir.</p>

<p>Sözüne güvenilmelidir.</p>

<p>Emanetine güvenilmelidir.</p>

<p>Ticaretine güvenilmelidir.</p>

<p>Şahitliğine güvenilmelidir.</p>

<p>Komşuluğuna güvenilmelidir.</p>

<p>Ailesi onun yanında kendisini güvende hissetmelidir.</p>

<p>İnsanlar, “Bundan bana zarar gelmez” diyebilmelidir.</p>

<p>Eğer bir insan çok konuşuyor ama sözü güven vermiyorsa; çok ibadet ediyor ama insanlar onun yanında huzur bulamıyorsa; çok doğru bildiğini söylüyor ama dilinden korkuluyorsa, orada iman ile emniyet arasındaki bağ yeniden düşünülmelidir.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>*Benim bulunduğum yerde insanlar daha mı güvende, yoksa daha mı tedirgin?*</p>

<p>## EL-MÜHEYMİN: HER ŞEYİ GÖZETEN RABBİN HUZURUNDA YAŞAMAK</p>

<p>*El-Müheymin*, her şeyi gözeten, koruyup denetleyen, hiçbir şey kendisinden gizli kalmayan Allah demektir.</p>

<p>İnsan bazen yalnız kaldığında kimsenin kendisini görmediğini zanneder. Oysa Allah kulunun içinden geçeni de bilir, söylediğini de bilir, yaptığını da bilir.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>*“Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görendir.”*<br />
(Hadîd, 57:4)</p>

<p>Bu ayet, korkutmak için değil; insanı diri tutmak için büyük bir uyarıdır.</p>

<p>Allah’ın gözetimi altında yaşadığını bilen kişi; yalnız insanların gördüğü yerde düzgün davranmaz. Kimsenin görmediği yerde de ölçüsünü korumaya çalışır.</p>

<p>El-Müheymin’i tanıyan insan, gizlide de açıktaki gibi olmaya gayret eder.</p>

<p>Kalabalıkta dürüst, yalnızken gevşek olmaz.</p>

<p>İnsanların yanında adaletli, kendi menfaati söz konusu olduğunda haksız olmaz.</p>

<p>Söz verirken dikkatli, sözünü tutarken ihmalkâr olmaz.</p>

<p>Çünkü bilir ki Allah görmektedir.</p>

<p>Bu bilinç, insanı boğmaz; aksine toparlar. Kul, Rabbinden kaçamayacağını bildiğinde, Rabbine sığınmayı öğrenir.</p>

<p>Bugün kendimize sormalıyız:</p>

<p>*Ben, Allah’ın beni gördüğünü bilerek mi yaşıyorum; yoksa yalnız insanların görmesine göre mi davranıyorum?*</p>

<p>## ESMÂ HAYATI İNŞA ETSİN</p>

<p>Can Dostlar!</p>

<p>Bugün üzerinde durduğumuz bu beş isim, insanın hayatına büyük ölçüler koyar.</p>

<p>*El-Melik* bize mülkün gerçek sahibini hatırlatır.</p>

<p>*El-Kuddûs* bizi arınmaya çağırır.</p>

<p>*El-Azîz* izzetin Allah katında olduğunu öğretir.</p>

<p>*El-Mü’min* güven veren insan olmaya çağırır.</p>

<p>*El-Müheymin* ise her an Allah’ın huzurunda yaşadığımızı bildirir.</p>

<p>Eğer bu isimleri yalnız dilimizde tekrar eder, fakat hayatımıza taşımazsak, Esmâ bize yeterince yön vermemiş olur.</p>

<p>Mülkün Allah’a ait olduğunu bilen insan, emanete riayet eder.</p>

<p>Allah’ın Kuddûs olduğunu bilen insan, kalbini kirlerden arındırmaya çalışır.</p>

<p>İzzetin Allah’a ait olduğunu bilen insan, haksız gücün önünde eğilmez.</p>

<p>Allah’ın güven verdiğini bilen insan, başkalarına güven veren biri olur.</p>

<p>Allah’ın her şeyi gördüğünü bilen insan, gizlide ve açıkta aynı doğrulukta yaşamaya gayret eder.</p>

<p>Unutmayalım:</p>

<p>*Esmâü’l-Hüsnâ, yalnız dilin zikri değil; kalbin terbiyesi, ahlâkın inşası ve hayatın istikametidir.*</p>

<p>Rabbimiz bizleri; güzel isimlerini tanıyan, o isimlerle dua eden ve o isimlerin bize öğrettiği kulluk bilincini hayatına taşıyan kullarından eylesin.</p>

<p>*Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın can dostlar.*</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 11:45:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Brüksel’de bir Meydan Jourdan Place</title>
                <category>Adil Çulhaoğlu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/brukselde-bir-meydan-jourdan-place-2811</link>
                <author>adilculhaoglu@gmail.com (Adil Çulhaoğlu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/brukselde-bir-meydan-jourdan-place-2811</guid>
                <description><![CDATA[Brüksel’de bir Meydan Jourdan Place]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Brüksel’e arabayla geldiğim ilk günlerden bir gün şehirde kaybolduğumu fark ettim..<br />
Elimdeki harita ile caddelerin levhalarına bakmaktan, arkadan gelen arabaların kornalarından<br />
sıkıldım, yorulduğumu hissedip ilk gördüğüm park yerine girdim.Bir meydanın içinde bir<br />
park yeriydi burası.<br />
Park otomatından bir bilet alıp arabanın önüne koyup, meydanda şöyle bir göz gezdirdim ve<br />
ilk gözüme çarpan kafeteryaya daldım. Kahve içip dinlenmek, nereye geldiğimi öğrenmek<br />
istiyordum.<br />
Kafeteryada yan yana dizilmiş küçük masalar bizim kahvelerdeki tavla masalarını hatırlattı<br />
bana. Emekliler ile genç öğrenciler olduğunu tahmin ettiğim insanlar kahve ve bira<br />
çoğunluktaydı. Sigaralarını tüttürenler de vardı. Türkiye’de yasak, Avrupa’nın başkentinde<br />
serbest mi sorusu aklıma takıldı. Yiyecek servisi yapılmayan, sadece içecek servisi yapılan<br />
yerlerde sigaranın serbest olduğunu öğrendim. Kafeteryada oyun makinesinin başında birkaç<br />
kişi şansını deniyordu.<br />
Sonraki günlerde sabahları geldiğim yer oldu Jourdan Place. Yaşlılar evine yaptığı para<br />
yardımlar nedeniyle 19.yüzyılda Doktorluk yapan Dr.Jourdan’dan almış adını meydan.<br />
Brüksel’in en meşhur fritçisi olduğunu öğrendiğim Fritçi Antiones, alışveriş yerleri,<br />
lokantalar, banka şubeleri kafeteryalar, kitapçılar, döner büfesi, dikkatimi ilk çeken yerler<br />
oldu. Meydanda hafta sonu semt pazarı kuruluyor. Meydanın yakınlarında, yaptığım gezilerde<br />
şehir merkezine uzak olmadığımı fark ettim. Brüksellilerin Cart de Eureupienne yakınına<br />
gelmişim tesadüfen. Tabiat tarihi müzesi Meydandan bir sokak aşağıda, Leopold Parkının<br />
yanında karşıma çıktı.Parkın içinden yürüyerek Avrupa Parlamento binası ile Avrupa<br />
Birliğinin binalarına ulaşılabiliniyor.<br />
Kaybolduğum gün karşıma çıkanlara adres sorduğum gibi, bana da adres soranlar oldu.<br />
Öğrenmiştim çevreyi haritayla gezerek. Yabancıları zor duruma düşüren nedenin cadde<br />
levhalarının Fransızca ve Flamanca 2 dilde olmasının olduğunu fark ettim. Trende, metroda,<br />
iki dilden yapılan anonslar durak adları huzursuz ediyor insanı doğru yolda mıyım diye.<br />
Metrodaki vagonların eskiliği,yeniliği hangi bölgede olunduğu konusunda fikir veriyor. Eski<br />
vagonlar Walon, yeniler Flaman semtlerine gidiyormuş. Yabancı olarak 2 dili bir kentte<br />
yaşamanın zorluğunu görüyordum. Münih’te yaşadığım yıllarda alışveriş caddesinde karşıma<br />
çıkan Japon turist grubundakilerin rehberi kaybetmemek için uğraşmalarını<br />
hatırlıyorum.Türkiye’de Latin alfabesiyle öğrenim görmüş olmanın ve dilimize giren<br />
Fransızca sözcüklerin varlığının bana sağladığı yararları unutamıyorum.Orta düzeydeki<br />
İngilizcem karşıma çıkan benim gibi yabancıysa anlaşmak daha kolay oldu.<br />
Jourdan Place ve çevresinde yaptığım gezilerde bakımlı caddeler, geleneksel binaların<br />
yerlerini hızla yeni binalara bırakmakta olduğunu gördüm. Tanıdıkça bizdekinin aksine<br />
Brüksel şehrinin meydan zengini olduğunu gördüm. Küçük bir park, kafeteryalar, restoranlar<br />
çeşitli dükkânlarla çevrili meydanlara nerdeyse adım başı rastlamak mümkün. Şehrin her<br />
türden yoğunluğundan uzaklaşılan, insana nefes aldıran, dinlendiren yerler olarak meydanlar<br />
şehrin görülmeye değer zenginliğini oluşturuyor.<br />
Brüksel’e yolunuz düşerse benim 2009 yılında unutulmaz zaman geçirdiğim meydanlardan<br />
birinde gibi birkaç saat geçirin derim.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 11:46:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/02/adil-culhaoglu-1709211157.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ŞUNDAN  BUNDAN   ONDAN</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/sundan-bundan-ondan-2810</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/sundan-bundan-ondan-2810</guid>
                <description><![CDATA[ŞUNDAN  BUNDAN   ONDAN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir &nbsp; KABOTAJ &nbsp; BAYRAMINI DA &nbsp; &nbsp; yaşadık &nbsp; bitti &nbsp; gitti. &nbsp;Her &nbsp; olay &nbsp; gibi,kaç &nbsp; kabotaj &nbsp; bayramı &nbsp; &nbsp;gibi &nbsp; .tarihe &nbsp;not &nbsp; düşebileceğimiz &nbsp; olaylara &nbsp; şahit &nbsp; olacağız &nbsp; acaba.? İnanınız &nbsp;ve &nbsp;kutlu &nbsp; olsun &nbsp; gibi &nbsp; &nbsp;söylemler &nbsp;beni &nbsp;hiç &nbsp;tatmin &nbsp; etmiyor. &nbsp;Konunun ,bağımsızlığımızın &nbsp; temel &nbsp;taşlarından &nbsp;biri &nbsp; olan,köşe &nbsp;noktalarından &nbsp; biri &nbsp; olan &nbsp; kabotajın &nbsp; öneminin &nbsp; ,yalnızca &nbsp; &nbsp; göstermelik &nbsp; olarak &nbsp;bir &nbsp; &nbsp;festival &nbsp;/şenlik &nbsp; gibi &nbsp; anılması &nbsp; &nbsp;inanınız &nbsp; beni &nbsp;pek &nbsp; mutlu &nbsp; etmemekte. Düşününüz &nbsp; bu &nbsp; Cumhuriyetimiz &nbsp; kurulmadan/başlangıçta ,limanlarımız &nbsp; arasında &nbsp;her türlü &nbsp; taşımacılık &nbsp; ve &nbsp;seyahat &nbsp;özgürlüğümüzün &nbsp; &nbsp;olmadığını &nbsp; düşünürsek, nereden &nbsp;nerelere &nbsp; &nbsp; gelmişiz. &nbsp;İşte &nbsp; &nbsp;ben &nbsp; bu &nbsp; yüzden &nbsp;Cumhuriyetimizin &nbsp; kazanımlarından &nbsp;biri &nbsp; &nbsp;olan &nbsp; KABOTAJ &nbsp; HAKKININ &nbsp; &nbsp;öneminin &nbsp; herkes &nbsp;tarafından korunması &nbsp; &nbsp;ve &nbsp;kullanılmasının &nbsp; değerinin &nbsp;herkesce &nbsp; ve &nbsp;her &nbsp;kurumca &nbsp; benimsenmesini &nbsp; &nbsp;önemsiyorum. &nbsp;N e &nbsp; dersiniz.? &nbsp;HERŞEYE &nbsp;RAĞMEN KABOTAJ &nbsp; &nbsp; &nbsp;BAYRAMIMIZ &nbsp; KUTLU &nbsp; OLSUN !!!!!! &nbsp;</p>

<p>İlçemizde &nbsp; yollar &nbsp;yollar &nbsp; tam &nbsp;bir &nbsp; şantiyeye &nbsp; &nbsp;döndü. Ulaşımı &nbsp; &nbsp;felç &nbsp; &nbsp; eden &nbsp;bu &nbsp; uygulama,bir &nbsp;süre &nbsp;daha &nbsp; zaman &nbsp; alacak &nbsp; gibi. Alt &nbsp; yapının tamamlanmamış &nbsp; olması ,bilhassa &nbsp; asfalt &nbsp; kaplama &nbsp; &nbsp;işlerini &nbsp; zorlaştırmakta. Bu &nbsp; nedenle, bazı &nbsp; yollarda &nbsp; yapılmakta &nbsp; olan &nbsp; işlerin &nbsp;geceleri &nbsp; yapılması &nbsp;biraz &nbsp;daha &nbsp; &nbsp;iyi &nbsp; &nbsp;olmaz mı &nbsp; &nbsp;acaba.? Yatırımcı &nbsp;/yükleniciler &nbsp; arasında &nbsp; bir &nbsp;koordune &nbsp; eksikliğine,birde &nbsp; biz &nbsp; vatandaşlarımızın &nbsp;vurdumduymazlığı &nbsp;ve &nbsp;sorumsuzluğu/hoşgörüsüzlüğü &nbsp; eklenince &nbsp; işler &nbsp;kaosa &nbsp;dönüyor.<br />
Kilise-kültür &nbsp;evi &nbsp;bakımsızlığı neden &nbsp; mevzuat &nbsp; hazretlerinin hışmından &nbsp;kurtulamaz &nbsp; &nbsp;acaba. Yapılan kültürel &nbsp; etkinliklerinin &nbsp; bu &nbsp;mekanda &nbsp;icra &nbsp; edilmesi &nbsp; kimselerin &nbsp; hoşuna &nbsp; &nbsp;gitmemekte. &nbsp;Sorun &nbsp;nerde &nbsp; &nbsp; anlamak/anlatmak &nbsp; zor.</p>

<p>Bazıları &nbsp; duyar &nbsp; umudu &nbsp; &nbsp;ile:, yeni &nbsp; yapılmakta &nbsp;olan &nbsp;mezarlığın &nbsp; su &nbsp; &nbsp;ihtiyacının, &nbsp;eski &nbsp;Datça &nbsp; mahallemizin &nbsp; &nbsp;çeşmesini &nbsp; besleyen &nbsp; &nbsp;su &nbsp; kaynağından &nbsp; &nbsp;getirilecek &nbsp;suyun,mezarlık &nbsp; içinde &nbsp; &nbsp;uygun &nbsp; bir çeşme &nbsp;ile &nbsp; buluşturulması &nbsp; &nbsp; çok &nbsp;mu &nbsp; zordur &nbsp; acaba.? &nbsp;derim, iyi &nbsp; olur &nbsp;lafından &nbsp; &nbsp;başka &nbsp; duyduğum birşey &nbsp; yok.Bu &nbsp;konuda &nbsp;fedakarlıkta &nbsp; bulunmak &nbsp;isteyen &nbsp;DATÇALILARI &nbsp;DUYAR &nbsp; &nbsp;GİBİYİM. &nbsp; Biraz &nbsp; ilgi &nbsp; &nbsp;yeterde &nbsp; artar. &nbsp;Bu &nbsp;konuda &nbsp; hiç &nbsp; olmazsa &nbsp; &nbsp;mahalle &nbsp; muhtarımızın &nbsp;konunun &nbsp;takipçisi &nbsp; olması &nbsp; beklenir.</p>

<p>Bilhassa &nbsp; merkez &nbsp; &nbsp;İskele &nbsp; Mahallesinde &nbsp;trafik NAVİGASYON ile &nbsp;çelişmekte.Trafik &nbsp; işaretleri &nbsp; ile &nbsp; &nbsp;uyumsuz. Artık &nbsp; &nbsp;sorumlusu/yetkilisi &nbsp; &nbsp;KİMSE:? &nbsp; &nbsp; ARANIYOR-SORULUYOR.</p>

<p>Tekrardan &nbsp; bıkmayacağım ,birileri &nbsp;ilgi &nbsp;duyar &nbsp; &nbsp;umudu &nbsp; ile &nbsp;yazmaya &nbsp;devam &nbsp; &nbsp;edeceğim,KARGI &nbsp; SEMTİNDEKİ &nbsp; &nbsp; ŞAPEL. &nbsp; &nbsp;Garipliğin &nbsp; &nbsp;unutulmuşluğun &nbsp; örneği &nbsp; olarak &nbsp; &nbsp;gözümüzün &nbsp; &nbsp;önünde. Görülür &nbsp;duyulur,ilgilenilir &nbsp; &nbsp;ümidi &nbsp; ile. &nbsp;!!!</p>

<p>Şundan &nbsp; bundan &nbsp; ondan &nbsp;dedik. &nbsp;Unuttuklarımız &nbsp; &nbsp;bizleri &nbsp; &nbsp;affetsin. &nbsp;!!!<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 11:46:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yazın Parfüm Kullanırken Dikkat! Güneş Lekesine Davetiye Çıkarmayın</title>
                <category>Sibel Doğan</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/yazin-parfum-kullanirken-dikkat-gunes-lekesine-davetiye-cikarmayin-2809</link>
                <author>ssibeldogan@hotmail.com (Sibel Doğan)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/yazin-parfum-kullanirken-dikkat-gunes-lekesine-davetiye-cikarmayin-2809</guid>
                <description><![CDATA[Yazın Parfüm Kullanırken Dikkat! Güneş Lekesine Davetiye Çıkarmayın]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında çoğumuz evden çıkmadan önce güneş koruyucumuzu sürüyor, ardından da parfümümüzü sıkıyoruz. Ancak çok az kişinin bildiği önemli bir detay var: Bazı parfümler ve esansiyel yağlar güneş ışığıyla birleştiğinde ciltte kalıcı lekelere neden olabilir.<br />
Bu durum tıpta fototoksik reaksiyon olarak adlandırılır.</p>

<p>Fototoksik Reaksiyon Nedir?</p>

<p>Bazı bitkisel özler ve koku bileşenleri güneş ışığıyla temas ettiğinde ciltte hassasiyet oluşturabilir. Sonuç olarak kızarıklık, yanma hissi, su toplaması ve sonrasında kahverengi lekeler gelişebilir.<br />
Bu reaksiyon herkeste görülmez; ancak özellikle açık tenli, hassas ve lekeye yatkın ciltlerde risk daha yüksektir.</p>

<p>Hangi Kokular Daha Risklidir?</p>

<p>Özellikle turunçgil ailesine ait bazı uçucu yağlar fototoksik etki gösterebilir.</p>

<p>Bunlardan en bilineni:</p>

<p>* Bergamot<br />
* Limon<br />
* Misket limonu (lime)<br />
* Acı portakal<br />
* Greyfurt</p>

<p>Bu içerikler özellikle güneşe çıkmadan önce cilde uygulandığında risk oluşturabilir.</p>

<p>Parfümü Nereye Sıkmalıyız?</p>

<p>Yaz aylarında parfümü doğrudan güneşe maruz kalan bölgelere uygulamaktan kaçınmak gerekir.</p>

<p>Özellikle;</p>

<p>* Boyun<br />
* Dekolte<br />
* Omuzlar<br />
* Bileklerin dış yüzeyi</p>

<p>güneşe açık bölgeler olduğu için daha dikkatli olunmalıdır.</p>

<p>Parfümü kıyafet üzerine veya güneş görmeyen bölgelere uygulamak daha güvenli bir tercih olabilir.</p>

<p>Güneş Lekesiyle Karıştırılabilir</p>

<p>Yaz sonunda boyunda, dekoltede veya bileklerde oluşan bazı kahverengi lekelerin nedeni yalnızca güneş değildir.</p>

<p>Kullanılan parfümler, bazı kozmetik ürünler ve hatta bergamot gibi bitkisel içerikler de güneş ışığıyla birleşerek bu lekelerin oluşmasına katkıda bulunabilir.</p>

<p>Uzman Notu<br />
Parfüm kullanmayı bırakmanız gerekmez. Önemli olan doğru zamanda ve doğru bölgeye uygulamaktır.<br />
Özellikle lekeye yatkın bir cildiniz varsa veya doğum kontrol hapı kullanıyor, hamilelik ya da hormon tedavisi sürecinde bulunuyorsanız güneşe çıkmadan önce boyun ve dekolte bölgesine parfüm sıkmamaya özen gösterin.</p>

<p>Yaz İçin Ferahlatıcı Vücut Spreyi</p>

<p>Malzemeler</p>

<p>* 100 ml gül suyu<br />
* 1 yemek kaşığı saf aloe vera jel</p>

<p>Malzemeleri temiz bir sprey şişesinde karıştırın ve buzdolabında saklayın.<br />
Gün içinde yüz hariç boyun ve vücuda ferahlık amacıyla uygulanabilir.<br />
Bu karışım parfüm yerine geçmez; ancak sıcak yaz günlerinde cilde ferahlık hissi vermeye yardımcı olabilir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 16:22:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2026/06/sibel-dogan-1780577581.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ESMÂ İLE AHLÂKLANMAK: RABBİNİ TANIMAK, HAYATA GÜZELLİK TAŞIMAK</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-rabbini-tanimak-hayata-guzellik-tasimak-2808</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-rabbini-tanimak-hayata-guzellik-tasimak-2808</guid>
                <description><![CDATA[ESMÂ İLE AHLÂKLANMAK: RABBİNİ TANIMAK, HAYATA GÜZELLİK TAŞIMAK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>*Can Dostlar!*</p>

<p>İnsan, kimi sevdiğini ve kimi örnek aldığını zamanla davranışlarıyla belli eder. Kalbinde büyüttüğü şey, sözüne; sözü, tavrına; tavrı da hayatına yansır.</p>

<p>Kulun Rabbini tanıması da yalnız dil ile Allah’ın güzel isimlerini söylemekten ibaret değildir. Allah’ın isimlerini tanımak; O’nun rahmetini, adaletini, bağışlamasını, koruyup gözetmesini, hükmündeki hikmeti ve kudretini fark etmektir. Bu tanıma, insanın kalbini ve ahlâkını değiştirmelidir.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>*“En güzel isimler Allah’ındır. O hâlde O’na o güzel isimlerle dua edin.”*<br />
(A‘râf, 7:180)</p>

<p>Allah’ın isimleri, O’nu tanımamız için bize açılan kapılardır. Fakat burada önemli bir ölçü vardır:</p>

<p>Allah’ın isimleri ve sıfatları eksiksiz, sınırsız ve yalnız O’na mahsustur. Kul, Allah gibi rahmet sahibi, hüküm sahibi veya bağışlayıcı olamaz. Ancak Rabbini tanıdıkça, O’nun razı olduğu ahlâka yönelir; merhameti, adaleti, affı, doğruluğu ve iyiliği hayatında çoğaltmaya çalışır.</p>

<p>İşte esmâ ile ahlâklanmak; Allah’ın isimlerini dilde taşırken, onların bize öğrettiği kulluk bilincini hayata taşımaktır.</p>

<p>## RAHMÂN VE RAHÎM’İ TANIYAN, MERHAMETİ ÇOĞALTIR</p>

<p>Kur’an’ın hemen her sûresinin başında Rabbimizi Rahmân ve Rahîm olarak anarız.</p>

<p>Rahmân; rahmeti geniş olan, nimetlerini bütün varlığa ulaştırandır.</p>

<p>Rahîm ise rahmetiyle kulunu kuşatan, ona dönüş kapısı açan Rabbimizdir.</p>

<p>Rabbimizin rahmetini tanıyan insan, sertliği ve kırmayı hayatının alışkanlığı hâline getiremez. Ailesine, komşusuna, yaşlıya, çocuğa, yoksula ve kendisinden farklı olana karşı daha merhametli olmaya çalışır.</p>

<p>Merhamet, haksızlığa göz yummak değildir. Merhamet; insanı aşağılamadan uyarmak, ihtiyaç sahibini küçültmeden desteklemek, hata yapanın dönüş kapısını kapatmamak ve güç elindeyken incitmemektir.</p>

<p>Bugün kendimize sormalıyız:</p>

<p>*Rabbimin rahmetini dilimde anarken, çevremdeki insanlara karşı ne kadar merhametliyim?*</p>

<p>## EL-ADL’İ TANIYAN, ADALETİ AYAKTA TUTAR</p>

<p>Allah, hükmünde adalet sahibidir. O, kimseye haksızlık etmez.</p>

<p>Kur’an, insandan da adaleti ayakta tutmasını ister:</p>

<p>*“Ey iman edenler! Allah için adaleti titizlikle ayakta tutan şahitler olun. Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha yakındır.”*<br />
(Mâide, 5:8)</p>

<p>Allah’ın adaletini tanıyan kişi, yalnız kendisi için adalet istemez. Yakını için başka, uzak olan için başka bir ölçü kullanmaz. Sevdiği haksız olduğunda susmaz; sevmediği doğru söylediğinde onu dinlemeyi bilir.</p>

<p>Adalet; ailede, iş yerinde, alışverişte, şahitlikte, mirasta, komşulukta ve her türlü ilişkide Allah’ın ölçüsüne bağlı kalabilmektir.</p>

<p>Kişinin ahlâkı, en çok da kendi menfaati ile adalet karşı karşıya geldiğinde ortaya çıkar.</p>

<p>## EL-GAFÛR VE EL-AFÜV’Ü TANIYAN, BAĞIŞLAMAYI ÖĞRENİR</p>

<p>İnsan hata yapar. Bazen yanlış söyler, bazen kırar, bazen ihmal eder, bazen de pişman olacağı işler yapar.</p>

<p>Rabbimiz bağışlaması geniş olandır. O, kulunun dönüşünü ister; tövbe kapısını kapatmaz.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>*“Bir kötülüğün karşılığı, onun kadar bir kötülüktür. Kim affeder ve düzeltirse, onun ödülü Allah’a aittir.”*<br />
(Şûrâ, 42:40)</p>

<p>Affetmek, zulme razı olmak değildir. Hakkı yok saymak da değildir. Fakat insanın gücü varken intikamı büyütmemesi; karşısındakinin dönüşüne kapı aralaması; kırgınlığı nesilden nesle taşımaması büyük bir ahlâktır.</p>

<p>Rabbimizin bağışlamasını uman insan, başkalarının hataları karşısında daha ölçülü ve daha insaflı olmayı öğrenmelidir.</p>

<p>## ES-SELÂM’I TANIYAN, GÜVEN VEREN İNSAN OLUR</p>

<p>Allah es-Selâm’dır. Esenlik ve güven O’ndandır.</p>

<p>Kur’an’da selâm; yalnız bir selamlaşma ifadesi değildir. Selâm, insanın dilinden, elinden ve tavrından başkasına zarar gelmemesidir.</p>

<p>Rabbimiz Rahmân’ın kullarını anlatırken şöyle buyurur:</p>

<p>*“Rahmân’ın kulları, yeryüzünde alçak gönüllülükle yürürler. Cahiller kendilerine söz attığında ‘selâm’ derler.”*<br />
(Furkan, 25:63)</p>

<p>İnsanların yanında kendisini güvende hissettiği kişi olmak, büyük bir kulluk işaretidir.</p>

<p>Sözümüz korku mu veriyor, güven mi?</p>

<p>Evimizde huzur mu büyütüyoruz, gerginlik mi?</p>

<p>İnsanların kusurunu yayarak mı konuşuyoruz, yoksa onarmaya mı çalışıyoruz?</p>

<p>Es-Selâm’ı tanıyan insan; bulunduğu yere kavga değil, esenlik taşımaya gayret eder.</p>

<p>## EL-HAK’KI TANIYAN, HAKTAN AYRILMAZ</p>

<p>Allah el-Hak’tır. Hak O’ndandır; hakikat O’nun bilgisi ve hükmüyle ölçülür.</p>

<p>Bu sebeple müminin ölçüsü; kendi tarafı, alışkanlığı, çıkarı veya çevresinin beklentisi olmamalıdır. Hak nerede ise onun yanında durmak gerekir.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>*“Hakkı bâtılla karıştırmayın ve bile bile hakkı gizlemeyin.”*<br />
(Bakara, 2:42)</p>

<p>El-Hak’kı tanıyan insan, doğruyu eğip bükmez. Menfaatine gelince başka, aleyhine olunca başka konuşmaz. Şahitliğini, ticaretini, aile içindeki tavrını ve sözünü hakka bağlamaya çalışır.</p>

<p>Çünkü Allah’ın adı anıldığı hâlde insanların hakkı yeniyorsa, dildeki söz hayatımıza yeterince inmemiş demektir.</p>

<p>## EL-KERÎM’İ TANIYAN, İYİLİĞİ VE İKRAMI ÇOĞALTIR</p>

<p>Allah el-Kerîm’dir. O, lütfu geniş olandır; kuluna nimet verir, dönüş yolunu açar, iyiliği karşılıksız bırakmaz.</p>

<p>Kul da kendisine verilen imkânı yalnız kendi çevresinde dolaştırmamalıdır. İkram; yalnız sofraya davet etmek değildir. Güzel söz söylemek, gönül almak, ihtiyaç sahibini gözetmek, bilgiyi paylaşmak, yaşlıya destek olmak ve bir insanın yükünü hafifletmek de ikramdır.</p>

<p>Kur’an’ın ölçüsü açıktır:</p>

<p>*“Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara vermeyi emreder.”*<br />
(Nahl, 16:90)</p>

<p>İyilik, imkânı olanın lütfu değil; insanın Rabbine karşı sorumluluğudur.</p>

<p>## ESMÂ DİLDE KALMAMALI, HAYATA YANSIYABİLMELİDİR</p>

<p>Allah’ın isimlerini anmak elbette güzeldir. Fakat esmânın bereketi, insanın ahlâkına yansıdığı ölçüde görünür olur.</p>

<p>Rahmân’ı anan merhameti,</p>

<p>El-Adl’i anan adaleti,</p>

<p>El-Gafûr’u anan bağışlamayı,</p>

<p>Es-Selâm’ı anan güveni,</p>

<p>El-Hak’kı anan doğruluğu,</p>

<p>El-Kerîm’i anan iyiliği çoğaltmalıdır.</p>

<p>Aksi hâlde dilimiz Allah’ın isimlerini söylerken, davranışlarımız o isimlerin bize öğrettiği kulluk yönünün tersine düşebilir.</p>

<p>Bugün hepimizin kendisine sorması gereken soru şudur:</p>

<p>*Ben Rabbimin güzel isimlerini sadece dilimde mi taşıyorum; yoksa o isimlerin bana öğrettiği ahlâkı hayatıma da yansıtmaya çalışıyor muyum?*</p>

<p>Unutmayalım:</p>

<p>*Rabbini tanıyan insan, insanlara karşı daha adaletli olur.*</p>

<p>*Rabbini tanıyan insan, gücü eline geçtiğinde daha merhametli olur.*</p>

<p>*Rabbini tanıyan insan, hata karşısında daha insaflı; nimet karşısında daha şükredici olur.*</p>

<p>Allah bizleri; O’nun güzel isimlerini tanıyan, o isimlerle dua eden ve hayatında rahmeti, adaleti, doğruluğu, güveni ve iyiliği çoğaltan kullarından eylesin.</p>

<p>*Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın can dostlar.*</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 16:20:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ(47)    ENTARİSİ ALA BENZİYOR</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri47-entarisi-ala-benziyor-2807</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri47-entarisi-ala-benziyor-2807</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ(47)    ENTARİSİ ALA BENZİYOR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Entarisi ala benziyor,<br />
Şeftalisi bala benziyor<br />
Olamaz biçare kız nişanlıdır<br />
U kızın nişanlısı delikanlıdır</p>

<p>***</p>

<p>Entarisi al basamadan<br />
Kalk gidem kolcu basmadan,<br />
Olamaz biçare kız nişanlıdır<br />
U kızın nişanlısı delikanlıdır.</p>

<p>***</p>

<p>Entarisi biçim biçim,<br />
Ölüyorum senin için<br />
Olamaz biçare kız nişanlıdır<br />
U kızın nişanlısı delikanlıdır.</p>

<p>Öyküsü bulunmaya Bodrum türkülerindendir. Bu türkünün bir<br />
özelliği de , Yunanca’ya uyarlanmış olmasıdır. Bir genç kızın nişanlandıktan<br />
sonra, başka birisinin onun peşine düşmesi, Anadolu geleneklerine uygun<br />
bir davranış değildir. Türkünün sözlerinden de anlaşıldığına göre<br />
sevdalanılan kızın hem nişanlı olduğu, hem de nişanlısının delikanlı birisi<br />
olduğu yani , peşine düşmeye kalkıldığında nişanlısıyla çatışmayı göze<br />
almak gerektiğini vurgular.<br />
Türkünün sözlerini ve müziğini derleyen Bodrumlu sanatçı Mehmet<br />
Uslu’dur. Aynı zamanda derlediği bu türküyü notaya da almıştır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 16:19:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GÜNLERİN ADLARI NE ANLAMA GELİYOR?</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/gunlerin-adlari-ne-anlama-geliyor-2806</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/gunlerin-adlari-ne-anlama-geliyor-2806</guid>
                <description><![CDATA[GÜNLERİN ADLARI NE ANLAMA GELİYOR?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Cuma………: (Arapça)Toplanma,toplama<br />
Cumartesi..:(Ertesi,Türkçe)<br />
Pazar…………(Farsça) Ba:Yemek,Zar:Yer<br />
Pazartesi…..(Farsça) Ertesi,Türkçe<br />
Salı…………….(İbranice) Üçüncü<br />
Çarşamba…(Farsça) Cehar şenbe(dördüncü gün)<br />
Perşembe….(Farsça) Penç şenbe(beşinci gün</p>

<p><br />
AYLARIN ADLARI NEREDEN GELİYOR.</p>

<p><br />
Ocak……………..Türkçe(Kışın evde ateş yakılan yer<br />
Şubat…………….Süryanice(Şabat,şobat;ikinci gün,dinlenme günü)<br />
Mart……………..Latince(Maritus,mitolojik bir isim,Mars’tan gelmektedir)<br />
Nisan……………Süryanice(bolluk,bereket)<br />
Mayıs……………Latince(Tanrıça Maria’nın adı)<br />
Haziran…………Süryanice(sıcak)<br />
Temmuz………Arapça,Süryanice(Tamu,z,çok sıcak)<br />
Ağustos………..Latince(Roma İmparatoru Augostus’un adından)<br />
Eylül…………….Süryanice(Üzüm,üzüm ayı)<br />
Ekim…………….Türkçe(Toprağı ekmekten)<br />
Kasım……………Arapça(Bölen)<br />
Aralık……………Türkçe(İki zaman dilimi arası)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 16:19:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DOĞA OLAYLARI-BAĞ,BAHÇE BAKIMI TAKVİMİ(2000 Yıllık Takvim)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/doga-olaylari-bagbahce-bakimi-takvimi2000-yillik-takvim-2805</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/doga-olaylari-bagbahce-bakimi-takvimi2000-yillik-takvim-2805</guid>
                <description><![CDATA[DOĞA OLAYLARI-BAĞ,BAHÇE BAKIMI TAKVİMİ(2000 Yıllık Takvim)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>2 Ocak Fırtına(3 gün)<br />
8 Ocak Zemheri Fırtınası (30 Ocak’a kadar)<br />
17 Ocak Fırtına<br />
18 Ocak Fırtına<br />
23 Ocak Fırtına<br />
25 Ocak Kışın Şiddeti<br />
28 Ocak Ayandon Fırtınası<br />
31 Ocak Hamsin Başlangıcı</p>

<p>ŞUBAT AYI<br />
1 Şubat Fırtına<br />
4 Şubat Fırtına(3 gün)<br />
7 Şubat Fırtına(3 gün)<br />
10 Şubat Fırtına( Ağaç Dikme Zamanı)<br />
13 Şubat Fırtına<br />
20 Şubat 1 Cemre Havaya<br />
23 Şubat Fırtına<br />
27 Şubat 2 Cemre Suya<br />
28 Şubat Leyleklerin Gelme Zamanı</p>

<p>MART AYI<br />
1 Mart fırtına<br />
2 Mart Ağaçlara su yürüme zamanı 6 Mart Üçüncü cemre toprağa<br />
7 Mart Bağ budama zamanı<br />
11 -14 Mart Kocakarı Fırtınası<br />
12 Mart Hüsum Fırtınası<br />
15 Mart Kırlangıçların gelme zamanı<br />
20 Mart İlk Baharın Başlangıcı<br />
21 Mart Gece-gündüz eşitlenmesi(Nevruz)<br />
24 Mart Koz Kavuran Fırtınası<br />
26 Mart Çaylak Fırtınası<br />
28 Mart Haşaratın Kıpırdanışı<br />
29 Mart Fırtına<br />
30 Mart Ağaçların Yeşermeye Başlaması</p>

<p>NİSAN AYI<br />
02 Nisan Çiçeklerin Açma zamanı<br />
03 Nisan Bülbüllerin ötmeye başlaması<br />
08 Nisan KırlangıçFırtınası<br />
11 nisan Fırtına (üç gün)<br />
14 Nisan Lale Mevsimi<br />
16 Nisan Kuğu Fırtınası<br />
21 Nisan Fırtına(üç gün)<br />
24 Nisan İpekböceğinin Yumurtadan Çıkması<br />
28 Nisan Serçelerin Yavrulama Zamanı<br />
29 Nisan Fırtına&nbsp;</p>

<p>MAYIS AYI<br />
3-4 Mayıs Çiçek Fırtınası<br />
6 Mayıs Hıdrellez<br />
7 Mayıs Fırtına<br />
13 Mayıs Fırtına<br />
17 mayıs Filizkıran Fırtınası<br />
18 Mayıs Gül Mevsimi<br />
20 Mayıs Kokulya Fırtınası<br />
21 Mayıs Ülker Fırtınası<br />
28 Mayıs Sıcakların Başlaması<br />
29 Mayıs Koyun Kırkma Zamanı<br />
30 Mayıs Kabak Meltemi Fırtınası</p>

<p>HAZİRAN AYI<br />
03 Haziran Fırtına (Üç gün)<br />
7 Haziran Ekin Biçme Zamanı<br />
10 Haziran Ülker Doğumu Fırtınası<br />
16 Haziran Güney Rüzgarlarının esmesi<br />
20 Haziran Uzun günlerin başlangıcı<br />
21 Haziran En uzun Gündüz/Yaz mevsimi başlangıcı<br />
22 Haziran Gündönümü fırtınası<br />
23 Haziran Yaprak Aşısı Zamanı<br />
27 Haziran Kızılak Fırtınası<br />
29 Haziran Yaprak Fırtınası(2 Temmuz’a kadar)&nbsp;</p>

<p>TEMMUZ AYI<br />
11 Temmuz Çark Dönümü Fırtınası<br />
16 Temmuz Fırtına (2 gün)<br />
18 temmuz Sıcakların Artması<br />
25 Temmuz Fırtına(2 gün)<br />
28 Temmuz Karaerik Fırtınası<br />
30 Temmuz Kızılerik fırtınası</p>

<p>AĞUSTOS AYI<br />
1-8 Ağustos Eyyamı Bahur Günleri(En sıcak günler)<br />
14 Ağustos Fırtına<br />
17 Ağustos Fırtına<br />
18 Ağustos Yemişlerin Olgunlaşmaya Başlaması<br />
20 Ağustos Fırtına (2 gün)<br />
28 Ağustos Leyleklerin Sıcak Ülkelere Gitme Zamanı<br />
31 Ağustos Mircan(Mercan) Fırtınası</p>

<p>EYLÜL AYI<br />
07 Eylül Bıldırcın Geçimi Fırtınası<br />
07 Eylül(Koç Ayırma Zamanı)<br />
13 Eylül Çaylak Fırtınası<br />
22 EylülGündüz İle GeceninEşitlenmesi<br />
24 Eylül Yaprak Dökümü<br />
25 Eylül Fırtına<br />
28 Eylül Kestane Fırtınası<br />
29 Eylül Ağaçlarda Suların azalması 30 Eylül Turna Geçimi Fırtınası</p>

<p>EKİM AYI<br />
1 Ekim Sıcakların Sona Ermesi<br />
2 Ekim Turnaların Göç Etme Zamanı<br />
4 Ekim Koç Katımı Fırtınası<br />
9 Ekim Yaprak Dökümü Fırtınası<br />
15 Ekim Yağmur Mevsiminin başlaması<br />
18 Ekim Kırlangıç Fırtınası<br />
19 Ekim Ağaç Dikme Zamanı<br />
22 Ekim Bağbozumu Fırtınası<br />
27 Ekim Balık Fırtınası<br />
31 Ekim Ağaç Budama Zamanı</p>

<p>KASIM AYI<br />
02 Kuş Geçimi Fırtınası<br />
03 Kasım Lodos Rüzgarları<br />
07 Kasım Fırtına<br />
09 Kasım Çiy Düşme Zamanı<br />
12 Kasım Pastırma Yazı<br />
16 Kasım Haşaratın Saklanması<br />
24 Kasım Soğukların Başlaması<br />
27 Kasım Ağaçların Su çekilme zamanı<br />
28 Kasım Fırtına&nbsp;</p>

<p>ARALIK AYI<br />
01 AralıkKeskin rüzgarlar<br />
02 Aralık Ülker Dönümü fırtınası<br />
09 Karakış Fırtınası(karakış başlangıcı)<br />
12 Aralık Fırtına<br />
19 Aralık Fırtına<br />
21 Aralık Gündönümü fırtınası<br />
21 AralıkEn Uzun Gece/Kış mevsiminin Başlangıcı<br />
28 Aralık Fırtına<br />
29 Aralık Şiddetli Soğuklar</p>

<p>NOT: Bu Doğa Takvimi Anadolu Halkları tarafından(Finike-El takvimi) 2000 yıldır kullanılmaktadır. Her ne kadar küresel ısınma bu takvimi<br />
yanıltmaya çalışsa da, Anadolu’da hala geçerlidir.<br />
(O.K)<br />
Orhan KESKİNSOY</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 16:18:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ EMİNE’İN ISDARI (46)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-eminein-isdari-46-2803</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-eminein-isdari-46-2803</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ EMİNE’İN ISDARI (46)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Emine’min ısdarı</p>

<p>Ala ala sıkışır</p>

<p>Çatık kaşlarını yol</p>

<p>Kirpik sene yakışır.</p>

<p>***</p>

<p>Çakır da gözlerine vurgunum</p>

<p>Aman Emine’m</p>

<p>Çatık kaşlarına gırgınım</p>

<p>Aman Emine’m</p>

<p>***</p>

<p>Çatık kaşlarını yolmazsan</p>

<p>Ben de sana dargınım</p>

<p>Yangın Emine’m</p>

<p>***</p>

<p>Dolu dığan daşmaz mnı</p>

<p>Yollar bundan aşınmaz mı</p>

<p>Çatık kaşlarını yolmazsam</p>

<p>Yarin sene küsmez mi?</p>

<p>***</p>

<p>Çakır da gözlerine vurgunum</p>

<p>Aman Emine’m</p>

<p>Çatık kaşlarına gırgınım</p>

<p>Aman Emine’m</p>

<p>***</p>

<p>Çatık kaşlarını yolmazsan</p>

<p>Ben de sana dargınım</p>

<p>Yangın Emine’m</p>

<p>Fethiye-Çamköy yöresine ait bu türküyü yöre sanatçısı Enver</p>

<p>çatal 1995 yılında derleyerek notaya almıştır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 15:18:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CERN: SHİVA\&#039;NIN DANSI VE KÜRESEL SİSTEM GÜNCELLEMELERİ Mİ?</title>
                <category>Astrolog Funda Gülgün Tamsü</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/cern-shivanin-dansi-ve-kuresel-sistem-guncellemeleri-mi-2802</link>
                <author>fundagulgun26@gmail.com (Astrolog Funda Gülgün Tamsü)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/cern-shivanin-dansi-ve-kuresel-sistem-guncellemeleri-mi-2802</guid>
                <description><![CDATA[CERN: SHİVA\'NIN DANSI VE KÜRESEL SİSTEM GÜNCELLEMELERİ Mİ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>"Sevgili dostlar, bugün sizlerle son günlerde sessizliğiyle gündemi meşgul eden, yerin<br />
kilometrelerce altında devasa bir enerji döngüsüne ev sahipliği yapan CERN<br />
hakkında konuşalım istiyorum.<br />
Ancak konumuz sadece bilimsel bir deney değil; CERN ne zaman kapansa dünya<br />
neden başka bir yöne evriliyor? Gelin, modern dünyanın bu 'gizli laboratuvarına' farklı<br />
bir gözle bakalım..."<br />
CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi), modern bilimin kalbinin attığı yer olarak<br />
bilinir. Ancak yeraltındaki o devasa tünellerde yapılan "bakım" çalışmaları, son yirmi<br />
yılda dikkat çekici bir örüntü oluşturuyor. CERN ne zaman kapansa, dünya üzerinde<br />
tuhaf bir hareketlilik başlıyor. Acaba bu sadece teknik bir süreç mi, yoksa bir tür<br />
"sistem güncellemesi" mi?<br />
Önce, bu yapının merkezindeki o çarpıcı sembole bakalım. CERN’ün bahçesinde<br />
ziyaretçileri karşılayan, o meşhur "Dans Eden Shiva" (Nataraja) heykeli... Hint<br />
mitolojisinde Shiva, evrenin yıkım ve yeniden yaratılış döngüsünü simgeler. Bir eliyle<br />
evreni yok ederken, diğer eliyle onu yeniden kurar. CERN, modern bilimin tapınağı<br />
olarak neden bu "yok edici ve yaratıcı" tanrıyı merkeze yerleştirdi?<br />
CERN’ün devasa dairesel tünelleri ile Shiva’nın dansı arasındaki paralellik ürkütücü<br />
derecede net. Onlar orada maddeyi çarpıştırarak bir nevi "modern bir yıkım ve<br />
yaratım dansı" icra ediyorlar. "Tanrı Parçacığı"nı ararken, aslında bu kadim dansı,<br />
atom altı seviyede kendi teknolojileriyle taklit mi ediyorlar? Bu heykel, sadece estetik<br />
bir tercih değil; CERN’in "maddeyi parçalara ayırarak evrenin kodlarına ulaşma"<br />
vizyonunun sessiz ve en güçlü beyanıdır.<br />
İşte bu sembolik "sessizlik" dönemlerinin, küresel tarihimizdeki izleri:</p>

<p>2008: Büyük Hadron Çarpıştırıcısı ilk kez çalıştırıldı. Hemen ardından, küresel<br />
finans sistemini kökünden sarsan o büyük kriz patlak verdi.&nbsp;</p>

<p>2013: CERN ilk büyük kapanma dönemine girdiğinde, Çelyabinsk meteorunun<br />
şokuyla dünya sarsıldı.</p>

<p>2019–2022: Uzun süreli sessizlik dönemi; küresel kapanmaların, tedarik zinciri<br />
krizlerinin ve toplumsal kırılmaların yaşandığı bir "dönüşüm" süreci olarak<br />
tarihe geçti.</p>

<p>2026–2030: Ve şimdi tekrar sessizlik... "High-Luminosity" (Yüksek Parlaklık)<br />
yükseltmesi ile kapasitesi 10 katına çıkarılacak olan bu sistem, yapay zekanın<br />
bilincimizi dönüştürdüğü bir dönemde tekrar "bakıma" alındı.<br />
Bu döngüler basit birer teknik zorunluluk mu, yoksa perde arkasında işleyen daha<br />
büyük bir mekanizmanın parçası mı? Maddeyi en küçük parçalarına ayırıp<br />
çarpıştırırken, aslında yaşadığımız gerçekliğin sınırlarını mı yeniden yazıyoruz?<br />
2030 yılına kadar sürecek olan bu "Büyük Sessizlik", teknik bir aksaklık veya zorunlu<br />
bir bakım değil; belki de insan bilincinin bir sonraki boyuta geçişi için gereken<br />
enerjisel bir hizalanma sürecidir. Makine sustuğunda, arkasında bıraktığı boşluğu<br />
neyle dolduracağımız bizlerin elinde. CERN'in yeraltındaki tünelleri evrenin kapılarını<br />
zorlamaya devam edebilir; ama asıl keşif, o kapıların ötesinde ne bulacağımızı hayal<br />
edebilen zihinlerde gerçekleşecek.<br />
Bu noktada, modern fiziğin sınırlarından biraz uzaklaşıp kadim Hint metinlerine<br />
geri dönmek istiyorum; Kadim bilgilerde Shiva, sadece yıkımın değil, aynı zamanda<br />
yeniden yaratılışın efendisidir. Tarih boyunca anlatılageldiği üzere, o dansını<br />
sürdürdüğü sürece evrende kozmik bir denge hüküm sürer; Shiva’nın dansıyla<br />
evrende düzeni sağladığına ve dansı durduğunda Dünya’da kaosun başladığına<br />
inanılır. İşte bu noktada, bir döngü sona ererken diğeri başlar, eski gerçeklik yerini<br />
yenisine bırakır.<br />
Bu kadim sembolizmin, modern dünyanın kalbinde, CERN’de yer almasının hiç de<br />
tesadüf olmadığını artık hepimiz anlamış bulunmaktayız.<br />
Şu sıralar CERN’ün kapanışı ve büyük bakım süreci, tıpkı Shiva’nın dansına kısa bir ara vermesi gibi; küresel sistemin bir sonraki seviyeye geçişi için bir duraklama<br />
dönemini temsil ediyor olabilir mi? Makine sustuğunda başlayan bu sessizlik, sadece<br />
bir bakım değil, sanki evrenin bir sonraki 'yazılım güncellemesi' öncesi bekleyişidir.&nbsp;</p>

<p>Funda Gülgün Tamsü olarak sormadan edemiyorum:</p>

<p>Sizce makine 2030’da yeniden çalıştığında, biz hâlâ aynı dünyada mı<br />
uyanacağız? Shiva dansına tekrar başladığında, acaba bizler hangi gerçekliğin<br />
içinde yerimizi alıyor olacağız?"</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 15:17:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/04/astrolog-funda-gulgun-tamsu-1744644939.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>(Knidos)-1</title>
                <category>Aslan Atilla Yorulmaz</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/knidos-1-2801</link>
                <author>atillayorulmaz@hotmail.com (Aslan Atilla Yorulmaz)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/knidos-1-2801</guid>
                <description><![CDATA[(Knidos)-1]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ben Knidos’ta Doğdum<br />
İnsan bazen bir şehre, bazen bir eve, bazen de çocukluğuna özlem duyar. Ama bazı özlemler vardır ki yalnızca bir mekâna değil; bir ruha, bir zamana, bir kokuya, bir sese ve bir ışığa duyulur.<br />
Benim özlemimin adı ise (Knidos)’tur.<br />
Ben 1960 yılında (Knidos)’ta doğdum.<br />
Bugün dünyanın dört bir yanından gelen insanların hayranlıkla gezdiği bu eşsiz antik kent, benim için önce bir ören yeri değil; çocukluğumun geçtiği, denizi öğrendiğim, insanı tanıdığım ve hayata gözlerimi açtığım yuvaydı.<br />
Rüzgârın taşlara çarparken çıkardığı o kendine özgü sesi, sabah serinliğine karışan iyot kokusunu ve güneşin Ege’nin üzerinden ağır ağır yükselişini bugün bile aynı canlılıkla hatırlıyorum.<br />
O yılların (Knidos)’u bugünkünden çok farklıydı.<br />
Ne giriş kapıları vardı…<br />
Ne gişeler…<br />
Ne güvenlik kulübeleri…<br />
Ne de düzenlenmiş yürüyüş yolları…<br />
Taşlar vardı.<br />
Deniz vardı.<br />
Keçiler vardı.<br />
Sabahın ilk ışıklarıyla sürüler hâlinde dolaşan, antik taşların arasında sessizce ilerleyen, bazen tapınak kalıntılarının gölgesinde dinlenen keçiler…<br />
Biz çocuklar için onlar yalnızca birer hayvan değildi; hayatımızın doğal bir parçasıydılar.<br />
Onlarla birlikte büyür, onları güder, bazen de oyun arkadaşımız gibi görürdük.<br />
Boyunlarındaki çanların sesi, günün saatini gösteren görünmez bir saat gibiydi.<br />
Ve bütün yokluklara rağmen mutlu insanlar vardı.<br />
Yüzlerinde yorgunluk, ellerinde nasır, ama gözlerinde huzur…<br />
Sanki herkes bu toprağın bir parçasıydı; toprak da onları tanıyordu.<br />
O günlerde, üzerinde doğduğum yuvarlak yapının Afrodit Tapınağı olduğunu bilmiyordum.<br />
Onu yapan büyük heykeltıraşın Praxiteles olduğunu da bilmiyordum.<br />
Ama bilmeden de olsa tarihin tam ortasında yaşıyor, onunla birlikte büyüyordum.<br />
Çevrede yaşayan ailelerin büyük bölümü çobanlık yapıyordu.<br />
Cumhuriyet’in ilk yıllarının yokluğunu ve yoksulluğunu yaşamış bu insanlar, bütün zorluklara rağmen çocuklarının kendilerinden daha iyi bir hayat sürmesini istiyordu.<br />
Onların en büyük hayali; çocuklarının okuyup meslek sahibi olması, yoklukla değil umutla büyümesiydi.<br />
Akşam ateşlerinin etrafında anlatılan hikâyelerde, sessiz bakışlarda ve nasırlı ellerde hep aynı umut vardı.<br />
Ben de o ailelerden birinin ortanca oğluydum.<br />
Bugün Afrodit Tapınağı’nın bulunduğu bölgede dünyaya geldim.<br />
O yıllarda antik kentin büyük bölümü henüz toprak altındaydı.<br />
Biz tarihin üzerinde değil, tarihle birlikte yaşıyorduk.<br />
Bu yüzden benim (Knidos) ile kurduğum bağ, yalnızca tarihî bir ilgi değildir.<br />
Ben dünyayı burada tanıdım.<br />
İlk arkadaşlarımı burada edindim.<br />
Denizin dilini burada öğrendim.<br />
Dalgaların kıyıya vuruşundan havanın nasıl değişeceğini, rüzgârın yönünden günün nasıl geçeceğini burada öğrendim.<br />
Dünyanın dört bir yanından gelen insanları ilk kez burada gördüm.<br />
Belki de hayatım boyunca peşinden gittiğim merak duygusunun temeli işte burada atıldı.<br />
Çünkü her yeni insan, benim için yeni bir dünyaydı.<br />
Çocukluk yıllarımda sevgili dayım Sinyor’un Demirkaymak adlı sünger ve balıkçı teknesi vardı.<br />
Kıbrıs Barış Harekâtı öncesinde yıllarca Yunan süngercilerle çalışmış, denizi yalnızca bir meslek değil, bir hayat biçimi olarak yaşayan insanlardan biriydi.<br />
Onun anlattığı deniz hikâyeleri, ufkumu genişleten ilk masallar oldu.<br />
O yıllarda Amerikalı arkeolog Iris Love başkanlığındaki ekip (Knidos)’ta kazılar yürütüyordu.<br />
Yüzlerce köylümüz bu kazılarda çalışıyor, aile bütçelerine katkı sağlıyordu.<br />
Kazılar yalnızca bilimsel bir çalışma değil, aynı zamanda bölgenin sosyal hayatının da önemli bir parçasıydı.<br />
Ben henüz yedi yaşındaydım.<br />
Kazı ekibinde görev yapan üç genç yabancı araştırmacı, biz çoban çocuklarına temel İngilizce öğretmeye başladı.<br />
Çevremizde yabancı dil bilen neredeyse hiç kimse yoktu.<br />
“Yes” ve “No” diyerek başlayan o küçük derslerin hayatımın yönünü değiştireceğini elbette o günlerde bilmiyordum.<br />
Bugün farklı ülkelerden insanlarla iletişim kurabiliyor, çeşitli dillerde konuşabiliyorsam, bunun ilk adımları o günlerde atılmıştır.<br />
Bu nedenle bana çocuk yaşta yeni bir dünyanın kapısını aralayan herkese, milliyeti ne olursa olsun, bugün de teşekkür duygusuyla bakıyorum.<br />
Yıllar sonra Iris Love hakkında farklı değerlendirmeler yapıldı.<br />
Sevenler de oldu, eleştirenler de…<br />
Bu değerlendirmelerin tarihî ve hukuki yönünü uzmanlarına bırakıyorum.<br />
Ben yalnızca kendi hayatımdaki izini anlatıyorum.<br />
Çünkü benim hafızamda kalan, çocuk yaşta bana öğrenmenin değerini hissettiren insanlarla kurduğum ilk bağdır.<br />
Daha sonraki yıllarda (Knidos)’taki kazılar Türk üniversitelerinin değerli bilim insanlarına emanet edildi.<br />
Bu gelişmeyi her zaman memnuniyetle karşıladım.<br />
Kendi tarihimizin, kendi bilim insanlarımız tarafından araştırılması hepimiz adına gurur verici bir adımdı.<br />
Ancak zaman ilerledikçe (Knidos) da değişmeye başladı.<br />
Kurallar arttı.<br />
Güvenlik önlemleri çoğaldı.<br />
Girişler denetlenmeye başladı.<br />
Bütün bunların amacı tarihî mirası korumaktı ve buna her zaman saygı duydum.<br />
Fakat içimde yıllardır cevabını aradığım bir soru vardı.<br />
Acaba (Knidos) korunurken, yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan insanların hatıraları, bilgileri ve aidiyet duyguları da aynı özenle korunabiliyor muydu?<br />
İşte benim sorguladığım konu hep bu olmuştur.<br />
Çünkü ben (Knidos)’un yalnızca taşlarını değil, yaşayan hafızasını da gördüm.<br />
Benim çocukluğumda elektrik yoktu.<br />
Şebeke suyu yoktu.<br />
Modern tuvaletler yoktu.<br />
Bugünkü imkânların hiçbiri yoktu.<br />
Ama insanlar vardı.<br />
Ve o insanlar, bütün imkânsızlıklara rağmen yaşadıkları yere güçlü bir aidiyet duygusuyla bağlıydılar.<br />
Dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçiler ayrılırken yeniden geleceklerini söylerdi.<br />
Biz çocuklar ise onların anlattığı dünyaları dinleyerek büyürdük.<br />
Ben o insanlardan para kazanmadım.<br />
Ama bilgi kazandım.<br />
Dil öğrendim.<br />
Farklı kültürleri tanıdım.<br />
Hayata daha geniş bir pencereden bakmayı öğrendim.<br />
Bugün geriye dönüp baktığımda görüyorum ki (Knidos), bana yalnızca doğduğum yeri değil, dünyaya açılan ilk kapıyı da verdi.<br />
Ve belki de en önemlisi…<br />
Bana ait olmanın ne demek olduğunu öğretti.<br />
Bu yazı dizisini kaleme almaktaki amacım ne birilerini suçlamak ne de geçmişi romantikleştirmektir.<br />
Benim amacım çok daha sade ve çok daha samimidir.<br />
(Knidos) yalnızca taşlardan ibaret değildir.<br />
Onun bir de yaşayan hafızası vardır.<br />
O hafızayı oluşturan çobanlar, balıkçılar, süngerciler, emekçiler, aileler ve bu topraklarda doğup büyüyen insanlar da bu kültürel mirasın ayrılmaz bir parçasıdır.<br />
Ben de o tanıklardan yalnızca biriyim.<br />
Ve şimdi, çocukluğumun (Knidos)’unu anlatmaya başlıyorum.<br />
Devam edecek…<br />
4/Temmuz /2026<br />
Kaptan; Aslan Atilla YORULMAZ</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 15:16:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/03/aslan-atilla-yorulmaz-1710325420.webp"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
