<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Datça Haberler, Datça Güncel Olayları Yayınlayan Tek Yerel Gazetedir.</title>
        <link>https://www.datca-haber.com/</link>
        <description>Muğla&#039;nın Datça ilçesinde haftanın iki günü Datça yarımadasındaki olayları, haberleri  yayın yapan yerel gazetedir. Datça ile ilgili günlük olan olayları güncel</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>TRT INT’ te Datça’yı Anlatmak…</title>
                <category>Adil Çulhaoğlu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/trt-int-te-datcayi-anlatmak-2731</link>
                <author>adilculhaoglu@gmail.com (Adil Çulhaoğlu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/trt-int-te-datcayi-anlatmak-2731</guid>
                <description><![CDATA[TRT INT’ te Datça’yı Anlatmak…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’mizin bulunduğu bölgemizdeki savaş ve çatışmaların olduğu ayları yaşadığımız<br />
günlerin getirdiği sıkıntıların turizm sektöründe neden olduğu daralmanın medyada yer<br />
alması, 1999 yılında yaşadıklarımızı hatırlattı.<br />
Yıllar önce, TRT’nin, 1999 yılındaki Marmara depremi ve Uzakdoğu başta olmak üzere, 2001 krizinin ayak seslerinin duyulduğu zamanlarda Türk turizminde yaşanan krizin iç turizmi canlandırarak aşılması amacıyla, Tatil Yörelerini tanıtan TRT İNT kanalındaki programa<br />
katılmıştık.<br />
TRT İzmir stüdyolarında TRT İNT kanalında canlı yayınlanan yöreleri tanıtan programa<br />
Datça’dan konuşmacı olarak, dönemin Belediye Başkanı merhum Erol Karakullukçu ile<br />
Turizm Müdürü olarak ben, İzmir’e davet edilmiştik. Belediye Başkanı Datça’nın bir tatil<br />
kasabası başta turizm sezonuna hazırlık, çevresel sorunları, ben de turizm konularında bilgi<br />
verecektik.<br />
&nbsp;<br />
Programın yayınlanacağı günden bir gün öncesinde Erol Bey ile yola çıkmaya karar verdik.<br />
Katılacağım özel etkinlikler için hazır takım elbise, gömlekten oluşan giysiyi askısıyla beraber<br />
alıp, arabaya yerleştirip, Erol Bey ile İzmir’e hareket etmiştik. İzmir’e vardığımızda TRT İzmir<br />
stüdyolarının bulunduğu Fuar alanına yakın Alsancak semtinde otele yerleştik. TRT’ye ertesi<br />
sabah gitmeden önce takım elbise ve gömleği yeniden ütületmiş odaya getirtmiştim. Sabah gömleği giyip kravatı bağladığımda bir sürpriz beni bekliyordu.<br />
Gömleğin yakası birbirine kavuşmuyordu. Uzun süredir giymediğim gömlek ne kadar süre<br />
giymemişim ki, şişmanlayınca boynum kalınlaşmış, dar gelmişti. Yeni bir gömlek almak için<br />
otel dışına çıkıp bir butik aradığımda Alsancak’ta otele yakın bir mağaza bulamadan otele dönmek zorunda kalıyordum. İzmir’in Alsancak’ında bir gömlek bulamamak, ayrı bir sürpriz<br />
olmuştu benim için.<br />
Fuar alanına gitmek için yürüyerek gitmeye ve yol da gömlek bulabileceğimiz bir dükkan aramaya karar veriyorduk. Her gördüğümüz dükkana girip benim kalınlaşan boynuma uygun<br />
gömlek sormaya başlamıştık. En sonunda küçük bir butikte şişmanlayan bana uygun bir<br />
gömlek bulmuş, satıcı hanımın gömleği ütülemeyi kabul etmesiyle yeni gömlekle kravatlı<br />
olmuştum.<br />
Artık sürprizlerden kurtulmuş, rahatlamış olarak TRT stüdyosuna gitmiş, sunucunun bu<br />
haziran gününde ceketsiz olarak stüdyoya girebileceğimizi söyleyince, kendimizi Datça’da gibi<br />
rahat hissetmeye başlamıştık.<br />
Tatil beldelerini tanıtan programda, biz de Datça’yı tatilcilere anlatıyorduk, ben 1500 yatak kapasitesi olan Datça’da 45 gün gibi kısa süren sezonu yaşayan tatil kasabası özelliği<br />
taşıdığını, tarih ve doğa zenginliği bozulmamış nadir tatil beldesinden biri olduğundan, Datça yarımadasının yat turizmi için öneminin büyük olduğundan söz ediyordum. Datça’dan<br />
görüntülerin gösterilmesi sonunda ve sunucunun sorularını cevaplıyorduk.<br />
Gösterilen görüntülerde turizmcilerin ve tatilcilerin dile getirdikleri konuları, Erol Bey ile cevaplıyorduk. Gelen telefon bağlantılarında Datça’nın pahalı oluşunun konu edilmesi<br />
üzerine, seyirciler adına sunucu’ tatil yapmanın bütçesi nedir, pahalı mıdır Datça’da ’ diye<br />
sormuştu. ‘Datça’da her keseye uygun tatil imkanı var ’ şeklinde pahalı sözcüğünü telaffuz<br />
etmeden cevap vermiştik. Ayrıca, programı seyredenler arasında yapılan çekilişle, 2 çifte<br />
Datça’da 1 hediye edilmişti.<br />
Program su gibi akıp gitmiş, her katılımcının hissettiği gibi anlatacak daha çok şeyimiz vardı<br />
düşüncesiyle stüdyodan ayrıldığımızda Datça’dan ilk düşünceler ve eleştirileri telefonumuzu<br />
açtığımızda almaya başlamıştık. Bense yıllar öncesinden arkadaşım Selahattin Yılmaz’ın canlı<br />
yayına Mersin’den bağlanmasıyla sesini duymamın verdiği sevinci yaşamıştım.<br />
Belediye başkanı Erol Bey ve Turizm müdürü ben TRT INT ’in programında Datça’yı temsil etmiş olmanın rahatlığı ile Datça’ya dönmüş, videoya alınmış programın tamamını<br />
seyredince, söyleyebildiklerimiz ve zamanın yetmemesi nedeniyle söyleyemediklerimiz<br />
üzerine uzun süre sohbete etmiştik.<br />
Datça’ya döndükten sonra, sabah büroya giderken Atatürk caddesinde seyyar simit büfesinde satış yapan bir hanım,’ Müdür bey, Datça’mızı iyi tanıttınız, çok teşekkür ederim’<br />
diyerek size bir simit ikram etmek istiyorum’ diyerek bir simit uzatmıştı. Simit satıcısı Hatice<br />
hanımın bu jesti, programdaki konuştuklarımızı, şu konuyu da gündeme getirseydiniz, bunu<br />
da söyleseydiniz şeklindeki eleştirilere en iyi cevap olmuştu. Benim için de moral olmuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 May 2026 16:00:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/02/adil-culhaoglu-1709211157.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İLGİLİ  MAKAMA</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/ilgili-makama-2730</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/ilgili-makama-2730</guid>
                <description><![CDATA[İLGİLİ  MAKAMA]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bu &nbsp;köşeden &nbsp;yıllardır ,görebildiğim ,hatta &nbsp;duyduğum &nbsp;aksaklık &nbsp; &nbsp;ve &nbsp; eksikleri ,takdir &nbsp; &nbsp;ettiklerimiz &nbsp; &nbsp; olursada &nbsp;tebrik &nbsp; &nbsp;ederek,hedef &nbsp; &nbsp;göstermeden &nbsp;sizlere &nbsp;duyurmaya &nbsp; &nbsp;gayret &nbsp; ediyorum. &nbsp;Bir &nbsp;duyan, kişi &nbsp; &nbsp;veya &nbsp;Kurum /MAKAM &nbsp;olur &nbsp;umudu &nbsp; &nbsp;ile &nbsp;bu &nbsp; iş &nbsp;bizim &nbsp; diyenlerle &nbsp;karşılaşmak &nbsp; umuduyla,yola &nbsp;devam. İlçemizin &nbsp; merkez &nbsp; mahallesi &nbsp;diyebileceğimiz &nbsp;Hızırşah &nbsp; da ,son &nbsp; günlerde &nbsp; inşaat &nbsp;epey &nbsp; &nbsp;hareketli. &nbsp;Yasaların &nbsp; ardına &nbsp;dolaşılarak /uydurularak &nbsp;sorun &nbsp; çözmekte &nbsp; &nbsp;epey &nbsp;marifetliyiz. &nbsp;Besihane &nbsp;bile &nbsp;bir &nbsp; çırpıda &nbsp; konuta &nbsp; dönüştürülebilir. Perde &nbsp;betonları &nbsp; istinat &nbsp; duvarları &nbsp; keyfe &nbsp;keder. &nbsp;Çevre &nbsp; estetiği &nbsp; gibi &nbsp; bir &nbsp;meseleleride &nbsp; yoktur.Burada &nbsp; &nbsp;kimselerin &nbsp; konut &nbsp;yapmalarına &nbsp; karşı &nbsp; olduğum &nbsp; &nbsp;falan &nbsp;yok.Yalnızca &nbsp; ilgili &nbsp;makamların, nerelerde &nbsp; halgi &nbsp; ölçü &nbsp; ve kurallarda yapılaşmanın &nbsp; olabileceği &nbsp;açıkça &nbsp; sık &nbsp; sık &nbsp; anlatılmalı/bilgilendirilmelidir. &nbsp;Kimlerin &nbsp;tekelinde, diye &nbsp;yorumlara &nbsp; fırsat &nbsp; bırakılmadan.!!!!! Yoksa ,estetik &nbsp; katili &nbsp;dediğin &nbsp;pergole &nbsp;/ plan dışı &nbsp;çıkma &nbsp;katlarla &nbsp;çıkma &nbsp;katlarla &nbsp; daha &nbsp; çoooook &nbsp; karşılaşırız. &nbsp; &nbsp;Geçmiş &nbsp;yıllarda &nbsp;çıkarılan &nbsp; &nbsp;İMAR &nbsp;AFLARI &nbsp; &nbsp;ise &nbsp;bir &nbsp; kamu otoritesinin &nbsp; eksikliği &nbsp;değil midir.? Yıkıp &nbsp;yapmayı bir &nbsp;marifet &nbsp; saymak &nbsp; &nbsp;ise ,ayrı &nbsp; bir &nbsp; yaramız.Yaptığımız &nbsp;Eski &nbsp;Hükümet &nbsp;Konağı, &nbsp;Öğretmenevi, Dorya &nbsp; Otel &nbsp; ve &nbsp;Tur Aş &nbsp; tesisleri &nbsp; &nbsp;yıkılmak &nbsp; &nbsp;için mi &nbsp; &nbsp;yapılmışlardı, ? Betona &nbsp; &nbsp;gördüğümüz &nbsp; milli &nbsp; servetimiz.!<br />
İpekböceği &nbsp; yetiştiriciliğinin &nbsp; ilçemizde -Hızırşah da &nbsp;,kala &nbsp;kala &nbsp; &nbsp;iki &nbsp; temsilcisi &nbsp; kaldı. Bilindiği &nbsp; gibi, yalnızca &nbsp;DUT &nbsp; ağacının &nbsp; yaprakları &nbsp; &nbsp;ile &nbsp;beslenen &nbsp; bu &nbsp; canlıların &nbsp; tarım &nbsp; ilaçları &nbsp; ile &nbsp;birlikte &nbsp; yaşayamaz. &nbsp;BİLMEM &nbsp;BU &nbsp;KONUDA &nbsp; İLGİLİ &nbsp;MAKAMLAR, GEREKLİ &nbsp;DUYARLILIĞI &nbsp; &nbsp; GÖSTERİYORLAR MI..? İlçemizde &nbsp; &nbsp;,Gümrük &nbsp;Çıkış &nbsp; kapısının &nbsp;oluşturulması &nbsp;işlemi &nbsp;inşallah &nbsp; yakında &nbsp;sonuçlanır. Altyapı &nbsp; eksikliğimiz &nbsp; hala &nbsp;kanayan &nbsp; yaramız. Yapılacak &nbsp;tesislerde &nbsp; mutlaka &nbsp; sınır/kıyı &nbsp; &nbsp;ticareti &nbsp;merkezinede &nbsp; yer &nbsp; &nbsp;verilmesi &nbsp; &nbsp;iyi &nbsp; olur &nbsp;kanısındayım.<br />
Çeşitli &nbsp; etkinliklerde &nbsp; kullandığımız &nbsp; Hızırşah &nbsp; Kültür &nbsp; Evi &nbsp; bakım &nbsp; &nbsp; ve &nbsp;onarım &nbsp; için &nbsp; &nbsp;ilgiye &nbsp; &nbsp;muhtaç.Ben &nbsp; &nbsp;ilgili &nbsp;MAKAM &nbsp; &nbsp;demeye &nbsp; devam &nbsp; edeyimde,belki &nbsp; duyan &nbsp; &nbsp;olur da,bu &nbsp;iş &nbsp; &nbsp;ve &nbsp;sorumluluk &nbsp; bana &nbsp;düşer duyen &nbsp; &nbsp;olur.<br />
SAĞLICAKLA.....<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 May 2026 16:00:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ(32) DAM BAŞINDA DUDU VAR</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri32-dam-basinda-dudu-var-2729</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri32-dam-basinda-dudu-var-2729</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ(32) DAM BAŞINDA DUDU VAR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dam başında dudu var</p>

<p>Dudu kızın adı var</p>

<p>Eğil eğil öpeyim</p>

<p>Sende şeker tadı var</p>

<p>***</p>

<p>Penceremde cam mımısın</p>

<p>Güneş misin aymışın</p>

<p>Var git oğlan yoluna</p>

<p>Sen benim gocam mısın?</p>

<p>***</p>

<p>Tarlanın tezeklisi</p>

<p>Şalvarı ipeklisi</p>

<p>On beş gızdan eyidir</p>

<p>Gelinin göbeklisi</p>

<p>***</p>

<p>Kerpiç damın avlusu</p>

<p>Irafınına soylusu(Irafık: Arkadaş, dost)</p>

<p>On yiğitten eyidir</p>

<p>Koç yiğidin boylusu.</p>

<p>Fethiye yöresine ait mani türünde bir türküdür. Bir hikayesi yoktur. Yörenin mahalli</p>

<p>sanatçısı Enver Çatal derleyerek notaya almıştı.</p>

<p>DAMA SERDİM KİLİMİ</p>

<p>Dama serdim kilimi</p>

<p>Tut kaynana dilini&nbsp;</p>

<p>Akşam oğlun gelirse</p>

<p>Kırar kambur belini</p>

<p>***</p>

<p>Çatla da patla kaynana</p>

<p>Yürene buz koy kaynana</p>

<p>Görmedim senin gibisini</p>

<p>Sersem cadoloz kaynana</p>

<p>***</p>

<p>Kaynanayı napmalı</p>

<p>Kaynar gazana atmalı</p>

<p>Yandım gelinim dedikçe</p>

<p>Altına çıra çatmalı</p>

<p>***</p>

<p>Çatla da patla kaynana</p>

<p>Yürene buz koy kaynana</p>

<p>Görmedim senin gibisini</p>

<p>Sersem cadoloz kaynana</p>

<p>***</p>

<p>Kaynanayı napmalı</p>

<p>Merdivenden kakmalı</p>

<p>Merdivenden düşerken</p>

<p>Oturup keyfine bakmalı</p>

<p>***</p>

<p>Çatla da patla kaynana</p>

<p>Yürene buz koy kaynana</p>

<p>Görmedim senin gibisini</p>

<p>Sersem cadoloz kaynana&nbsp;</p>

<p>Uyarlama bir türküdür. Bayırlı Cümbüşçü Sabahattin7in Kaya’nın uyarladığı bir türküdür.</p>

<p>Gelin-kaynana didişmelerinden alınarak oluşturulmuştur. Ve kız düğünlerinde çalınıp söylenmektedir.</p>

<p>Zaman zaman bu sözlerin başka mani sözleriyle değiştirilerek söylendiği de görülmektedir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 May 2026 15:58:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DERSHANEYE VERECEĞİNİZ PARAYI DOĞRU GIDAYA VERİN! GIDALARDAKİ TEHLİKELER</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/dershaneye-vereceginiz-parayi-dogru-gidaya-verin-gidalardaki-tehlikeler-2728</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/dershaneye-vereceginiz-parayi-dogru-gidaya-verin-gidalardaki-tehlikeler-2728</guid>
                <description><![CDATA[DERSHANEYE VERECEĞİNİZ PARAYI DOĞRU GIDAYA VERİN! GIDALARDAKİ TEHLİKELER]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>1-Yapay Renklendiriciler</p>

<p>Gıdalara daha canlı görünüm kazandırmak için kullanılan yapay boyalar özellikle<br />
çocuklarda davranışsal sorunlarla ilişkili olduğu belirtiliyor.<br />
Özellikle Tatrazin( E102), Sunset Yellow(E110) ve Allura Red( E129) gibi<br />
renklendiricilerin hiperaktivite, dikkat dağınıklığı ve ruh hali değişimleriyle bağlantılı<br />
olabileceği ifade ediliyor.<br />
Bu maddeler şekerlemeler, gazlı içecekler ve kahvaltılık gevreklerin yanı sıra bazı<br />
soslar, peynirler ve vegan et ürünlerinde de kullanılabiliyorlar.</p>

<p>2-Nitrat ve Nitritler</p>

<p>Sucuk, salam, sosis, jambon ve pastırma gibi işlenmiş et ürünlerinde yaygın<br />
kullanılan nitrat ve nitritler, ürünlerin raf ömrünü uzatıyor ve pembe rengini koruyor.<br />
Ancak, uzmanlar bu maddelerin midede titrozamin adı verilen ve bağırsak kanseri<br />
riskini artırıyor.<br />
Dünya Sağlık Örgütü bünyesindeki Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı’nın<br />
işlenmiş etlerin kanserojen sınıfına dahil ettiği hatırlatılıyor.<br />
Fransa’da yapılan araştırmalarda nitrat ve nitrit içeren ürünlerin alınması prostat<br />
kanseri ve tip 2 diyabete neden olduğu tespit ediliyor.<br />
Bu ürünlerin tamamen yasaklanması yerine, daha az kullanılmasını öneriyor.</p>

<p>3-Emülgatörler:</p>

<p>Hazır gıdalarda yağ ve suyun karışmasını sağlayan emülgatörlerin bağırsak<br />
mikrobiyotasını bozabileceği ifade ediliyor.<br />
Özellikle karboksimetilselüloz ve polisorbat -80 iisimli emülgatörlerin bağırsak<br />
iltihabını artırabileceği ve bunun da inlumatuvar bağırsak hastalıkları obezite ve metabolik<br />
sendrom riskini yükseltebileceği belirtiliyor.</p>

<p>4-İnteresterifiye palm Yağı</p>

<p>Margarinler, hazır hamur işleri ve bazı çikolata ürünlerinde kullanılan interesterifiye<br />
palm yağı vadeli etkileri konusunda hala soru işaretleri bulunuyor.<br />
Yukarıda bahsedilen palm yağından önceki ifade marketlerdeki gıdalarda bulunmadığı<br />
için tüketici bunu fark etmiyor. Lütfen palm yağı yazan ürünleri almayın!</p>

<p>5-Yüksek Fruktozlu Mısır Şurubu</p>

<p>Özellikle şurup türü ürünlerde yüksek miktarda kullanılan mısır şurubu gazlı içecekler,<br />
tatlılar, soslar ve hatta bazı ekmeklerde bulunuyor.<br />
Özellikle fazla kullanımı, karaciğer yağlanması ,insülin direnci, obezite, tip 2 diyabet<br />
hastalıkları ile bağlantılı görülüyor.<br />
Ayrıca bağırsak florasını bozarak iltihaplanmayı artırabileceği ve bağırsak<br />
hastalıklarına yol açabileceği söyleniyor, biliniyor.</p>

<p>Sevgili Tüketiciler, Anneler, babalar;<br />
Çocuğunuzun daha iyi eğitim alması için binlerce lira masraf ediyorsunuz. Daha iyi bir<br />
gelecek kurması için, onlara elinizden gelen özeni gösteriyorsunuz.<br />
Ancak, çocuğunuzun, eğitimi bir bütündür. Bu eğitimin içinde en önemli olanı<br />
beslenmedir.</p>

<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Yukarıda anlattıklarımı lütfen kesip saklayın. Bir de alışveriş yaptığınız o marketlerdeki<br />
ürünlerin üzerine okuyun, çocuklarınıza okutun.<br />
Bence dershanelere (şimdi adına kurs deniyor) vereceğiniz binlerce liranın bir kısmını beslenmeye, beslenme eğitimine verin.<br />
Çocuklarınıza söyleyin, tabii onlardan önce size diyorum, Tüm ürünlerin üzerine,<br />
içindekileri birkaç kez okuyun. Yukarıda numaralarını, adlarını verdiğim katkılara dikkat ediniz.<br />
Bizimle temasa geçin (Tüketici hakları Derneği)<br />
Tükenmeden Tüketiniz<br />
Anadolu insanı gibi beslenmeniz dileğiyle</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 May 2026 15:57:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BENİM  KNİDOSUM (12)</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-12-2727</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-12-2727</guid>
                <description><![CDATA[BENİM  KNİDOSUM (12)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Foto : &nbsp;İngiliz Sir &nbsp;Charles Newton'un yönettiği 1857-1859 Knidos kazılarında ışçı olarak çalışan Datçalı &nbsp;atalarımız. Belki de Datçamızın en eski fotoğrafı..<br />
&nbsp; &nbsp;1964 yılında &nbsp;Reşadiye ilkokul öğrencileri olarak yaptığımız Knidos gezisi &nbsp;bizim için biraz hayal kırıklığına dönüşmüştü doğrusu..Ortada antik kent &nbsp;diye bir şey yoktu, her taraf &nbsp;tarlaydı..Cavur daşları &nbsp;tarla sınırlarına serpiştirilmişti..<br />
Örtmenlerimizin &nbsp;Knidos &nbsp;tiyatrosu diye gösterdiği yer &nbsp;yıpranmış aşınmış üç-beş basamaktan ibaretti..<br />
&nbsp; Antik şehrin &nbsp;toprağın altında olduğunu &nbsp;daha sonra yapılan kazılarda öğrenecektik..<br />
&nbsp; Biz çocukların Knidosta en çok dikkatini çeken ve &nbsp;bakmak zevkine doyamadığımız şey ne oldu biliyor musunuz..?<br />
Knidosta küçük denizin &nbsp;hemen kıyısındaki jandarma karakolunun avlusundaki &nbsp; ayaklı dürbün..<br />
Atatürkümüzün &nbsp;Afyon cephesinde ,büyük taarruz öncesi &nbsp;yere çömelerek düşman hatlarını gözlediği &nbsp;ayaklı, ucu kıvrık bir dürbün vardır..Muhtemelen Alman malı olmalı..Tarih kitapları bu resimle süslüdür. İşte bu dürbünün tıpkısının aynısı &nbsp;Knidostaki Jandarma karakolunun avlusunda dikili vaziyette duruyordu..Zaten &nbsp;Knidosta &nbsp;bina olarak bir Jandarma karakolu vardı.. Birkaç tane de yükseklerdeki tarlalara serpiştirilmiş kulübe..İhtimal ki bunlarda hayvan damıydı..<br />
Jandarmalar &nbsp;bu ayaklı ucu kıvrık dürbünle biz çocuklara &nbsp;İstanköy adası _Knidos arasında sefer yapan büyük büyük ,gadana gibi (!)gemileri seyrettirdiler..&nbsp;<br />
Candırmalar önce dürbünü bir güzel &nbsp;sabitlediler ,sonra ayarladılar.ve biz çocuklar teker teker dürbünün başına geçerek tadına doyulmaz bir zevkle uzaktan geçen &nbsp; gemileri seyrettik..<br />
Antik taşlar umurumuzda bile değildi..<br />
Örtmenlerimizin &nbsp;Knidos tarihi ile ilgili &nbsp;Jandarma avlusunda bizleri toplayıp anlattıkları bir kulağımızdan girdi,öbür kulağımızdan çıktı..<br />
Gözümüz de kulağımız da.. dürbündeydi..Teker teker dürbünün başına geçiyorduk..&nbsp;<br />
Çocukluk işte...<br />
Gelip geçen &nbsp;gemileri ,uzakları seyretme zevkini uzattık da uzattık..<br />
10-05-2026 &nbsp;<br />
Y.Ziya Özalp&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 May 2026 15:56:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>EMANET/EHLİYET İLİŞKİSİ</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/emanetehliyet-iliskisi-2726</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/emanetehliyet-iliskisi-2726</guid>
                <description><![CDATA[EMANET/EHLİYET İLİŞKİSİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Biliyorsunuz ki yazılarımızda bir konuya girerken o konu ile ilgili bir âyeti esas alırız. Yani Kur'an, bizim için rehber olur. Bugün de yine öyle. En'am sûresi 38.âyet aynen şöyle: &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p>"Biz bu kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık." &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
İşte eksik bırakılmayan ve insan/toplum hayatını düzenleyen kurallarda bir tanesi...&nbsp;<br />
O da hangisi diyeceksiniz ?&nbsp;<br />
Evet ..O da emaneti ehline verme meselesi. Bununla ilgili âyet de aynen şöyle: &nbsp;"Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında adâletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah duyandır görendir. ( Nisâ sûresi 58 ayet ) &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p>Sözü uzatmadan hemen konuya girelim. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Aziz Dostlar! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Mekke fethedilmiş, o kutlu elçi çeşitli baskılarla kendi öz yurdundan 10 yıl ayrı kalmak zorunda bırakılmış, ancak bu fetihle doğduğu şehre geri dönmüştü. Daha gençlik yıllarında müşrikler bile emanetlerini ona bırakıyorlardı. Onun içindir ki kendisine " Muhammed ül Emin" lakabını takmışlardı. Mekke'nin fethi ile Kâbe'nin anahtarlarının kimde bulunması gerektiği konusunda bazı tereddütler oluşmuştu. İşte bununla ilgili aşağıdaki bilgileri sizlerle paylaşmak istedim. Beraber okuyalım. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p>Kâbe'nin anahtarları o an için Müslüman olmayan ve hâlâ puta tapan Osman bin Talha'da idi. Peygamberimiz Hazreti Ali'ye Osman bin Talha'yı bulup Kâbe'nin anahtarlarını ondan alma görevini verir. Bu emir üzerine Hazreti Ali, Osman bin Talha'yı bulur ve Kâbe'nin anahtarlarını kendisine vermesini ister. Osman bin Talha, Kâbe'nin anahtarlarının yıllarca kendi kabilesinde olduğunu ve Kâbe'nin korunmasının kabilesi tarafından yürütüldüğünü Hz.Aliye anlatmaya çalışsa da, Hazreti Ali ,bu emrin Hz. Muhammed'in emri olduğunu söyler. Talha, Hazreti Muhammed'in peygamber olduğuna da inanmadığını açıkça söyleyerek Kâbe'nin anahtarlarını vermek istemez. Hazreti Ali ısrarlı davranır ve bu isteğin Hazreti Muhammed'in emri olduğunu bir kez daha Osman bin Talha'ya hatırlatarak, anahtarı her ne şartlarda olursa olsun alacağını söyler ve Osman Bin Talha'nın bileğini bükerek anahtarı elinden alır. Canı yanan Talha anahtarı vermek zorunda kalır. Anahtarı Osman bin Talha'nın elinden zorla da olsa alan Hazreti Ali, hızlıca efendimizin yanına gelir ve anahtarı uzatarak kendisine teslim eder. Efendimiz anahtarı Hz Ali'den alır ve tekrar kendisine uzatarak, anahtarı Osman bin Talha'ya götürmesini ister. Hazreti Ali şaşkınlık içinde kalır ve efendimize sorar. &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
"Ey Allah'ın Resulü ! Biraz önce emrinizle gidip anahtarları alıp getirdim ve size teslim ettim .Şimdi de &nbsp;yine aynı şahsa anahtarları götürüp teslim etmemi emrediyorsunuz.Bunun sebebi nedir."? Kutlu elçi şöyle cevap verir. "Yâ Ali ! &nbsp;Sen anahtarları bana getirirken Cebrail bir vahiy ile bana geldi.<br />
(Gelen vahiy yukarıda sözünü ettiğimiz Nisa sûresinin 58. ayetindeki emanetleri ehline veriniz emridir) Biliyorsun Kâbe'nin anahtarları uzun süreden beri Osman bin Talha'nın kabilesindeydi. Onlar Kâbe'nin nasıl temizleneceğini ,ona nasıl sahip çıkılacağını çok iyi bilirlerdi .Emanetin ehilleri onlardı. Git ve anahtarları emanet ehli olan Osman bin Talha'ya geri ver buyurur." Bunun üzerine Hazreti Ali Osman bin Talha'yı bulur. Önce helallik ister ve sonra da anahtarı ona teslim eder. Bu defa hayret etme sırası Talha'dadır. Anahtarları teslim alır &nbsp;ve sorar." Ya Ali! anahtarları az önce elimden zorla ve canımı acıtarak alan sen değil miydin niçin geri getirdin" der Hazreti Ali olanları Talha'ya anlatır. Peygamberimize vahiy geldiğini, gelen vahye göre de anahtarları sana geri vermem gerektiğini söyledi" der. Osman bin Talha bu olay üzerine Peygamberimize giderek müslüman olmak istediğini söyler ve Müslüman olur. Aziz Dostlar! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
O zaman sormak gerek. &nbsp; &nbsp;Ehil olmak nedir? Ehil olmak, kişinin o konunun uzmanı olması, işini adaletle yapması, kendi çıkarlarını kullanmaması, halka yararlı olması, herkesi eşit görerek ayrımcılık yapmaması, makamını kullanarak kimseyi kayırmamasıdır. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p>Değerli Dostlar! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p>O kutlu elçin'in emanet- liyakat konusuna verdiği önem , sadece bu olayla kalmamış, kaynaklarda bunun dışında atadığı valileri görevlerinden aldığda olmuştur. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p>Aynı hassasiyeti, dört halife döneminde de görürüz. azil (görevden alma )sebepleri arasında ehliyet eksikliği, şahsi kusurlar , halkın şikâyetleri veya daha uygun birinin bulunması gibi sebepler gelir.Bu uygulama özellikle Hz Ömer döneminde daha sistemli bir hale gelmiştir. Halifeliği 10 yıl süren Hazreti Ömer'in vali olarak atadığı Muhris Bin Hârise, Nûman bin Âdi, Nâfi bin Abdülharis, Kudâme bin Maz'un, Sürahbil bin Hase- neyi görevlerinden aldığına kaynaklarımızda rastlıyoruz. Konuyu şöyle bir temenni ile noktalayalım. Selâm olsun işlerine en güzel bir şekilde yapmak suretiyle o işin ehli olanlara.Selâm olsun ehliyet sahiplerini iyi sizinleyip bu işi lâyık olanlara tevdi edenlere (verenlere) Bundan sonraki yazımızda başka bir konuda buluşmak ümidiyle... &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Sağlıkla kalın,&nbsp;<br />
esen kalın hoş kalın&nbsp;<br />
Can dostlar !</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 May 2026 15:54:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İŞTAH-AFİYET</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/istah-afiyet-2725</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/istah-afiyet-2725</guid>
                <description><![CDATA[İŞTAH-AFİYET]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><br />
Son&nbsp; &nbsp;günlerde , sevdiğim&nbsp; &nbsp;dostları&nbsp; &nbsp;bir&nbsp; bir&nbsp; sonsuzluğa&nbsp; &nbsp; uğurluyoruz.<br />
Sevgili&nbsp; dost&nbsp; kardeşim&nbsp; İbrahim&nbsp; Sarıoğlu'nun&nbsp; &nbsp;oğlu&nbsp; ,Emran&nbsp; &nbsp;Sarıoğlu'nu&nbsp; da ,üç dört gün&nbsp; &nbsp; önce kaybettik.Bizleri&nbsp; &nbsp; göre&nbsp; &nbsp; çoooooook&nbsp; &nbsp;genç&nbsp; bir&nbsp; delikanlımız&nbsp; &nbsp;olan&nbsp; rahmetli,o&nbsp; kadar&nbsp; &nbsp;seviyormuş ki, mezarlık&nbsp; doldu&nbsp; taştı. Dört/beş&nbsp; yıl&nbsp; &nbsp;önce&nbsp; &nbsp; kaybettiği&nbsp; &nbsp;anasının&nbsp; &nbsp;yanına&nbsp; yerleşti.&nbsp; Sevgili&nbsp; dost&nbsp; &nbsp;kardeşim&nbsp; &nbsp;İbrahim e&nbsp; sabırlar&nbsp; &nbsp;,sevenlerinin&nbsp; &nbsp; /hepimizin&nbsp; &nbsp;başı&nbsp; &nbsp;sağolsun. Kendisine&nbsp; &nbsp;rahmet&nbsp; diliyorum.</p>

<p>Herşeye&nbsp; rağmen, hayat&nbsp; &nbsp;devam&nbsp; &nbsp; ediyor,edecekte. Sevgili&nbsp; Belediye&nbsp; &nbsp; Başkanımızla&nbsp; ,taziye&nbsp; &nbsp; evinde&nbsp; &nbsp;yapabildiğim&nbsp; &nbsp; sohbette,&nbsp; derdi&nbsp; bizden&nbsp; &nbsp;çok mu&nbsp; derseniz ; EVET&nbsp; &nbsp;bizden&nbsp; daha&nbsp; &nbsp;çok.&nbsp; &nbsp;Otuz Bine&nbsp; &nbsp;yaklaşan&nbsp; &nbsp; &nbsp;ilçe&nbsp; yerleşik&nbsp; &nbsp;nüfusu,&nbsp; yaz&nbsp; &nbsp;aylarında&nbsp; &nbsp;150-200&nbsp; bine&nbsp; &nbsp; çıkmakta. Herkes&nbsp; birşeyler&nbsp; &nbsp;istemekte,yöntem,imkan&nbsp; ve yetkinin&nbsp; ne&nbsp; &nbsp;olduğu&nbsp; &nbsp;konusunda&nbsp; bir&nbsp; haber.&nbsp; Datçamızın&nbsp; &nbsp;özel&nbsp; durumu&nbsp; &nbsp;bir&nbsp; yana, Büyükşehir&nbsp; &nbsp;Yasası ,yerinde&nbsp; &nbsp;yönetim&nbsp; &nbsp;ve&nbsp; yetki&nbsp; kullanma&nbsp; &nbsp; konusunda eli&nbsp; kolu&nbsp; &nbsp;bağlıyor. Buna&nbsp; &nbsp;hizmet&nbsp; &nbsp;bekleyenlerin de sabırsızlığı&nbsp; &nbsp; eklenince ,insanda&nbsp; &nbsp;hizmet&nbsp; &nbsp; verme&nbsp; &nbsp;konusunda&nbsp; &nbsp;NE&nbsp; &nbsp;İŞTAH&nbsp; KALIYOR&nbsp; &nbsp;NEDE&nbsp; &nbsp; AFİYET.</p>

<p>Elbete&nbsp; &nbsp;diğer&nbsp; kamu&nbsp; &nbsp;kurumlarında da&nbsp; &nbsp;olduğu&nbsp; &nbsp;gibi,&nbsp; kamu&nbsp; &nbsp; görevlilerinin&nbsp; &nbsp;inisiyatif&nbsp; kullanma&nbsp; konusundaki&nbsp; &nbsp; &nbsp; tereddütleri , bazanda teknik&nbsp; donanım&nbsp; &nbsp;eksiklikleri&nbsp; &nbsp; eklenince, (personel&nbsp; dahil)&nbsp; iş&nbsp; &nbsp;çığrından&nbsp; &nbsp;çıkıyor.&nbsp; Altyapılar&nbsp; konusunda&nbsp; yetkili&nbsp; &nbsp;karar&nbsp; merci&nbsp; değilseniz, inisiyatif yalnızca&nbsp; &nbsp;tavsiye&nbsp; mahiyetinden&nbsp; &nbsp; öteye&nbsp; gidemiyor.&nbsp; Örneğin&nbsp; ;&nbsp; &nbsp;izinsiz&nbsp; &nbsp; açılan&nbsp; su&nbsp; kuyuları-artezyenler&nbsp; için&nbsp; yerel&nbsp; yönetimin&nbsp; &nbsp; eli&nbsp; kolu&nbsp; &nbsp;bağlanmış.En basit bir&nbsp; mezarlığın&nbsp; tanzimi&nbsp; &nbsp;bile ,yetki&nbsp; &nbsp;alanı&nbsp; &nbsp; içinde&nbsp; &nbsp; değil.&nbsp; Varın&nbsp; &nbsp; siz&nbsp; &nbsp;çıkın&nbsp; &nbsp;işin&nbsp; &nbsp; içinden.</p>

<p>Diğer&nbsp; bir&nbsp; husus&nbsp; &nbsp; ise ,pek çok&nbsp; konuda&nbsp; yerel&nbsp; hizmetlerin&nbsp; verilmesi&nbsp; &nbsp;anında&nbsp; &nbsp;biz&nbsp; bu&nbsp; &nbsp;ilçenin&nbsp; &nbsp;yaşayanları&nbsp; &nbsp;olarak, sorun&nbsp; yaratma&nbsp; konusunda&nbsp; &nbsp;epey&nbsp; &nbsp;becerikliyiz. Üzerimize&nbsp; vazife&nbsp; &nbsp;olarak almamız&nbsp; &nbsp;gereken&nbsp; /gerekebilecek&nbsp; &nbsp;konulanda birazcık&nbsp; destek,kamu&nbsp; hizmetlerinin&nbsp; yerine&nbsp; &nbsp; getirilmesinde&nbsp; &nbsp; iyi&nbsp; &nbsp;olmazmı ? Hani&nbsp; &nbsp;o&nbsp; &nbsp;eski&nbsp; bir&nbsp; &nbsp;POP&nbsp; &nbsp;şarkımız&nbsp; &nbsp;vardı;&nbsp; ONDAN&nbsp; &nbsp;ŞİKAYET&nbsp; &nbsp;BUNDAN&nbsp; &nbsp;ŞİKAYET&nbsp; &nbsp;NE&nbsp; &nbsp;İŞTAH&nbsp; KALDI&nbsp; &nbsp;NEDE&nbsp; &nbsp;AFİYET.<br />
&nbsp; &nbsp;<br />
Bahar&nbsp; &nbsp;mevsimin de&nbsp; &nbsp;geçip&nbsp; &nbsp; gidiyor. Yaz&nbsp; &nbsp; sezonuna&nbsp; &nbsp; girdik&nbsp; &nbsp;sayılır. Her&nbsp; konutun&nbsp; &nbsp; &nbsp;önünde&nbsp; &nbsp;evsel&nbsp; &nbsp; &nbsp;atıklar&nbsp; VB.&nbsp; Maşallah&nbsp; &nbsp; tüm&nbsp; &nbsp;işletmelerimiz /konutlarımız&nbsp; &nbsp;ÇÖP&nbsp; ÜRETME&nbsp; &nbsp; ATÖLYESİ&nbsp; &nbsp; OLDU.&nbsp; &nbsp;Birazcık&nbsp; özen&nbsp; &nbsp; ve&nbsp; &nbsp;özveri&nbsp; &nbsp;yaptıktan&nbsp; &nbsp;sonra ,şikayet&nbsp; &nbsp;etmeyi&nbsp; düşünelim.&nbsp; &nbsp;LUTFEN.</p>

<p>Tekrar&nbsp; &nbsp;demeden&nbsp; &nbsp; edemeyeceğim,&nbsp; KARGI&nbsp; &nbsp;koyunda&nbsp; &nbsp;bulunan&nbsp; &nbsp; ŞAPEL&nbsp; ve&nbsp; &nbsp; çevresi&nbsp; &nbsp; ile, kıyıdaki&nbsp; &nbsp;ÇÖL PEK&nbsp; &nbsp;yapıntısına&nbsp; &nbsp;bir&nbsp; &nbsp; dokunan&nbsp; &nbsp;olsun&nbsp; &nbsp; GARİ.&nbsp; Hiç&nbsp; &nbsp; güzel&nbsp; bir&nbsp; &nbsp; &nbsp;görüntü&nbsp; değil.</p>

<p>Bir&nbsp; &nbsp; önerim de, ilçe&nbsp; &nbsp;merkezimizde&nbsp; &nbsp; &nbsp; üretilmiş ve&nbsp; üretilmekte&nbsp; &nbsp;olan&nbsp; &nbsp; &nbsp;evsel&nbsp; &nbsp;atıkların&nbsp; &nbsp;toplanması&nbsp; &nbsp; ve depolama&nbsp; &nbsp; alanlarına&nbsp; &nbsp;intikalinde, özel&nbsp; hafriyat&nbsp; &nbsp;kamyonlarının&nbsp; &nbsp; destek&nbsp; &nbsp;vermesi&nbsp; &nbsp;olacaktır.&nbsp; Bilhassa&nbsp; &nbsp;hacimli&nbsp; &nbsp;olanların&nbsp; &nbsp;intikali&nbsp; sorunlu&nbsp; &nbsp;olmakta.&nbsp; BİR&nbsp; KÜÇÜK&nbsp; &nbsp;DOKUNUŞTA&nbsp; &nbsp;ONLARDAN&nbsp; &nbsp; OLUVERSİN&nbsp; &nbsp; GARİ.&nbsp; &nbsp;NE&nbsp; DERSİNİZ.?&nbsp; SÖYLEMESİ&nbsp; &nbsp;BİZDE&nbsp; &nbsp; &nbsp;GERİSİ&nbsp; &nbsp;ONLARA&nbsp; KALMIŞ.&nbsp; !!!!!!</p>

<p>LUTFEN:</p>

<p>Şikayet&nbsp; &nbsp;etmeden,sorumlularımızında&nbsp; &nbsp;görevlerini&nbsp; &nbsp;yapmalarına&nbsp; sessizce&nbsp; destek&nbsp; &nbsp;olalım.</p>

<p>ŞİKAYET&nbsp; &nbsp;EDEREK&nbsp; &nbsp;AĞZIMIZIN&nbsp; TADINI&nbsp; KAÇIRMAYALIM&nbsp; ...!!!!!!!</p>

<p>SAĞLICAKLA,,,</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 11 May 2026 18:57:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CAM SAĞLIĞI CAN SAĞLIĞI, Derler. 	BU SERGİ GEZİLİR.</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/cam-sagligi-can-sagligi-derler-bu-sergi-gezilir-2724</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/cam-sagligi-can-sagligi-derler-bu-sergi-gezilir-2724</guid>
                <description><![CDATA[CAM SAĞLIĞI CAN SAĞLIĞI, Derler. 	BU SERGİ GEZİLİR.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Siz bu yazıyı okurken, cam bardakta çay içiyorsunuz ( plastik ve kağıt bardakta içilen çay olsa ne olur!?)</p>

<p>Ya da masanızın üzerinde camdan bir vazo, camdan yapılmış bir biblo.</p>

<p>Otobüste gidiyorsunuz, camdan dışarı bakıyorsunuz, evden dışarı pencerenin camından bakıyorsunuz.&nbsp;</p>

<p>Hiç ilgiliniz olmayan vitrinlerin hepsi cam.</p>

<p>Cam şeffaflığı, cam masumluğu, temizliği anlatır.</p>

<p>Size burada uzun uzun camın tarihçesini, yok Sırça Köşk romanını falan anlatacak değilim.&nbsp;</p>

<p>Bana bir dostum, bir sergi tanıtımı için yapılmış bir kitapçık verdi.</p>

<p>Bayıldım!</p>

<p>Serginin sahibi, Sanatçımız, Ekrem ÖZEN…</p>

<p>Kapak TUTKU&nbsp; adıyla başlıyor,&nbsp;</p>

<p>SERÇE LİMANI BATIĞININ ANISINA…</p>

<p>11. Yüzyılda bir Bizans gemisi, cam külçeleri ve eserlerle dolu&nbsp; kargosunu taşırken SERÇE LİMANI körfezinin derin sularına gömüldü. 1977-1979 yılları arasında, Prof.Dr. George F.Baas’ın başkanlığındaki kazı ekibi gün yüzüne çıkardığı batık, yalnızca arkeolojik bir keşif olmakla kalmadı; çıkardığı batık, yalnızca arkeolojik bir keşif olmakla kalmadı. Doğu ile batı arasındaki ticari ve kültürel ilişkilerin bin yıllık tanıklığını da ortaya çakırdı.</p>

<p>Batıktan çıkarılan ,iç kalıp tekniği, gravür, kesme ve kakma gibi yöntemlerle üretilen bu camlar, dönemin en üstün sanatsal ve teknik bilgisinin ürünleriydi. Yeşil, mor ve mavi tonlarda ışıldayan eserler…(Sayın Özen’in, özenle seçtiği renklerde bunlar. Hepsi sanki Serçe Limanı Cam Batığından çıkmış gibi…</p>

<p>Özellikle dikkat çekici olan gemideki hurda camların varlığıydı. Yeniden eritilip ham cam ile karıştırılarak yeni eserler üretmek üzere taşınan bu kırık parçalar, camın sonsuz geri dönüşüm döngüsünün bin yıl önceki izlerini taşıyordu. Bu döngü, camın yalnızca bir malzeme olmaktan öte, sürekli dönüşen ve yeniden doğan bir varoluş biçimi olduğuna işaret ediyordu.</p>

<p>Bu yazıları okuyunca daha dikkatli düşünmeye başladım. Hani hurdacılar bir sürü hurda topluyorlar; plastik, teneke, demir, kağıt vb .gibi . Bu hurdaların hepsi yeniden kazanılırken de kirlilik yaratıyor. Sadece cam bunların dışında kalıyor gibime geliyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Ekrem Özen’in Cam Sanatı sergisi&nbsp; diye devam ediyor.&nbsp;</p>

<p>Hemen 3. Sayfada “Berrak sözler, Kristal Tınılar” Serçe Limanı Cam Batığı’nın 1000.yılı</p>

<p>Devamında 3-31 Mayıs 2026 MARMARİS BELEDİYESİ KÜLTÜR SANAT EVİ&nbsp; diyor.</p>

<p>Sayın Hanefi Yeter, “Cam Deyip Geçmeyelim” yazısının özeti diyebileceğimiz yazının sonunda W.M. Thackeray’ın sözüyle bir güzel anlatıyor tüm sergiyi!</p>

<p>“Dünya bir aynadır ve her insana kendi yüzünün yansımasını geri verir”</p>

<p>EKREM ÖZEN KİMDİR?</p>

<p>1954 Eskişehir Çifteler doğumlu, resim ve özellikle cam üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan ünlü Türk cam sanatçısıdır.</p>

<p>1979 yılı Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu mezunu olan Özen, yurt içinde ve dışında birçok projede cam ve duvar resimleri uygulamaları yapmış, ayrıca İstanbul Üniversitesi Teknik Yüksek Okulu’unda cam-seramik bölümünde dersler vermiştir.&nbsp;</p>

<p>Sanatçı, “Tutku “ gibi çeşitli sergilerde eserlerini sergilemiş ve hem resmi hem de sivil mimaride camın farklı teknikleriyle çalışmalar yapmıştır. Kendisinin yurt içi ve yurt dışında resmi ve sivil mimarilerde farklı tekniklerle sayısız duvar resimleri, cam resimleri uygulamaları bulunmaktadır.</p>

<p>İstanbul Üniversitesi Teknik Bilimler Fakültesi Cam-Seramik Bölümünde, Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde cam dersleri, Doğuş Üniversitesi Tasarım Fakültesi ve Yeditepe Üniversitesi Plastik Sanatlar Fakültesi’nde duvar resmi teknikleri dersi vermiştir.&nbsp;</p>

<p>Halen Ortaköy’deki atölyesinde çalışmalarını sürdürmektedir.&nbsp;</p>

<p>Datça’ya ortak bir dostumuza konuk gelmişti, hemen oturup konuştuk.&nbsp;</p>

<p>Sayın Özen’le kısa da olsa çok özel ve güzel bir görüşme yaptım.&nbsp;</p>

<p>Eğer Mimar Sinan günümüzde yaşasaydı, eserlerinin cam işlerini inanıyorum ki, Sayın Özen’e yaptırırdı!</p>

<p>Marmaris’e yolunuz düşerse(Kurban Bayramı içinde de açık) sergiyi gezin derim. Ben bunu yapacağım. Belki birkaç arkadaşla birlikte yaparız bunu.</p>

<p>Bitirmeden, Marmaris ve çevresindeki tüm sanatçılara destek veren MAKSAD’a (Marmaris Kültür ve Sanat Derneği’ne başkanı sayın ANGELA BERKER’e&nbsp; teşekkür ederim.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Değerli okurlar;</p>

<p>Sizin gazetemizde gördüğünüz eserler siyah-beyaz olarak görülecektir. Ancak, gazetemizin İnternet sayfasında cam ürünlerini orijinal renkleriyle görebilirsiniz.</p>

<p>Ben sadece birkaç örnek verebiliyorum.&nbsp;</p>

<p>Kendisi eserlerine bir ad vermemiş. Onu da siz koyun.</p>

<p>Ben birkaçına kendimce isim verdim bile.</p>

<p>Savaş, pahalılık, siyasi gerilimler vs. stresten uzak güzel bir sergi gezmeniz size iyi gelecek!</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>SERGİ ADRESİ: Marmaris Belediyesi Kültür Sanat Evi/ Kemeraltı Mah. 95.Sok. No:1</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 11 May 2026 18:50:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ (31) ÇÖKERTME...</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-31-cokertme-2723</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-31-cokertme-2723</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ (31) ÇÖKERTME...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Çökertmeden çıktık Halil’im başımız selamet</p>

<p>Bitez Yalısına da varmadan koptu kıyamet</p>

<p>Arkıdeşim İbram Çavuş Allah’ıma emanet</p>

<p>***</p>

<p>Burası da Asbat değil Halil’im Bitez yalısı</p>

<p>Ciğerime düştü aman mavzer gurşun yarası</p>

<p>***</p>

<p>Gidelim gidelim Halil’im Çökertme’ye varalım</p>

<p>Kolcular gelmiş Halil’im nerelere gaçalım</p>

<p>Teslim olmayalım Halil’im kurşun saçalım</p>

<p>***</p>

<p>Burası Asbat değil Halil’im Bitez yalısı</p>

<p>Ciğerime düştü aman mavzer gurşun yarası</p>

<p>***</p>

<p>Güvertede gezer iken aman gunduram kaydı,</p>

<p>İpekli de mendilimi aman örüzger aldı</p>

<p>Çakır da Gülsüm’ümü Çerkez gaymakam aldı.</p>

<p>***</p>

<p>Burası da Asbat değil Halil’im Bitez yalısı</p>

<p>Ciğerime düştü aman mavzer gurşun yarası.</p>

<p>Türküyü değişik biçimlerde söyleyenler olmuştur. Olagelmektedir. Ancak türkünün özgün şeklinin bu olduğunu derleyenler anlatmaktadırlar.&nbsp; Ancak ikinci bentte aşağıdaki söyleyiş olay örgüsüne daha uygundur. Çünkü Halil ve sevgilisi Gülsüm , kol kayığında yakalanmışlardır.&nbsp;</p>

<p>“Gidelim gidelim Halil’im Asbat’a varalım</p>

<p>Önümüze gol kayığı gelmiş nereye gaçalım</p>

<p>Gayret et Halil’im aman garaya çıkalım”</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Halil 1870 yılında Bodrum Akçaalan (Turgut Reis) te doğmuştur. Hacı Yusuf ailesinden Demirci Ali’nin oğludur ve lakabı da CİNGEN HALİL’dir.</p>

<p>Halil, kız kardeşi Zeliha’yı yakarak öldürmesi ve tütün kaçakçılarıyla işbirliği&nbsp; etmesi suçlarından arandığı&nbsp; sıralarda baskına uğrar. Bu baskın sırasında Kör Bayram adlı birisini daha öldürür. İstanköy’de bir düğünde yakalanır ve zindana atılır. Yedi yıl burada yattıktan sonra serbest kalır.</p>

<p>Bodrum’daki eğlencelerden birinde Dertli’nin Ali tarafından getirilen Gülsüm’e sevdalanır. Halil, Gülsüm’ü buradan kaçırır. Konu Çerkez Kaymakama iletilir( Ömer Lütfü Türk) Kaymakam gizliden gizliye çakır gözlü Gülsüm’e aşıktır. Halil’in peşine adamlarını salar. Fakat Halil’in yakalanması öyle kolay değildir. En yakın arkadaşı Selamoğlu’nun cezasını affetme vaadiyle Halil’in peşine takarlar. Selamoğlu da, Şerifalioğlu İbrahim Çavuş’la birlikte Halil’i eğlenceye çağırır. Konuşurlar. Bu konuşmada Halil, teslim olmayacağını söyleyerek şöyle der;</p>

<p>“Efenin ölüsü dağda kalır, teslim olmam” diyerek son sözünü söyler.&nbsp;</p>

<p>Bu olaydan sonra takipler sıklaştırılır. Halil’in yanına kaçakçılardan oluşan kızanlar katılır. Ünü yedi dağa yayılır.&nbsp;</p>

<p>Halil ve Gülsüm, bugünkü Yalıkavak’ta bulunan Çökertme’ye&nbsp; gelir. Buradan GANKAVA adı verilen süngerci teknesiyle bir adaya kaçacaklardır. Rum kaptan Kosta Paho ve Andon’a sığınırlar. Bu bölgede onlara Çoban İbram&nbsp; aracılık eder.</p>

<p>Hava koşulları çok kötüdür. Kaptan Andon Halil’e Asbat7a çıkmaya ikna eder. Amacı onu ihbar etmektir.&nbsp;</p>

<p>Yolda “Balık otu “denilen zehirle ikisini de uyuturlar. Bitez Yalısı civarında, Gankava’dan kol kayıklarının birine bırakıp denize salınırlar. Bu arada ihbar da ederler. Halil’in ve Gülsüm’ün baygın haldeki durumundan faydalanıp, hem karadan , hem denizden kuşatırlar. Kaymakam tarafından görevlendirilen&nbsp; Barka’nın Ali Kaptan , Halil’i ayağından vurur. Kel Mülazım adlı zaptiye sürükleyerek meydana getirir(Eski Telgrafhane iskelesi) İşkencelerden geçirilen Halil zindana atılır. Kaymakam, Halil’i öldürmesi için Ömer Çavuş’a görev verir. Geceleyin Ömer Çavuş, zindanda Halil’i öldürür.&nbsp;</p>

<p>Ölüsü de aynı zindanda yatanlara gömdürülür.</p>

<p>Bu ölümün ardından sevgilisi bu türküyü yakmıştır. Tabii türküyü&nbsp; Müsgebili (Ortakent) Köroğlu lakaplı Hasan Hüseyin Salım tarafından yapılmıştır.&nbsp;</p>

<p>Çökertme türküsünün&nbsp; Çakır Gülsüm’ü hakkında çeşitli anlatımlar olmuştur. Biir Yalıkavak’ın karşısında Küdür denilen bölgede yerleşen Goca Güssün lakaplı ve çalgıcılık yapan kadın, diğeri ise Türkbüklü Kel Gülsün’ün kızı Hafize’dir. Asıl adı Hafize Alagöz’dür. Ali Gallem’in eşidir. Şerifali Oğlu İbrahim Çavuş, Halil’in ölümünden çok sonra karısının&nbsp; üstüne almıştır. Yıllarca Çakır Gülsüm takma adıyla kendini gizlemiştir.&nbsp;</p>

<p>Konumuz Muğla Türküleri…Ancak bu türküde bir KOLCULAR adı geçer. Bunlar Fransız emperyalizminin, duyun-u Umumi borçlarını tahsil etmek için, tütüne el koyan reji idaresi kolcularıdır. Tütününe el konulan çiftçi tütününü kaçırmak ister, tütün kaçakçıları türer. Halil ve arkadaşları da tütün kaçakçısıdır. Bu dönemde bir söyleme göre 70 bin insan öldürülmüştür Kolcular tarafından.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 11 May 2026 18:46:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇAĞRILIR GELMEZ ! ÇAĞRILMAZ GELİR !</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/cagrilir-gelmez-cagrilmaz-gelir-2722</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/cagrilir-gelmez-cagrilmaz-gelir-2722</guid>
                <description><![CDATA[ÇAĞRILIR GELMEZ ! ÇAĞRILMAZ GELİR !]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dostlar !&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Konuya isterseniz kutsal kitabımız Kur'an'da yer alan adını bir sûreye veren âyetle başlayalım.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bilindiği gibi Cum'a sûresi Kur'an'ın 67. sûresidir. Medine'de hicri 3.yılın sonu ile 4. yılın başında indirilmiştir. 11 ayetten oluşur. Adını 9. âyette yer alan Cum'a anlamındaki El-Cum'ah kelimesinden alır. İnişe göre 100 , resmi sıralamada ise 62. sûredir. Anılan sûrede ;Göklerde ve Yerde ne varsa hepsinin yüce Allah'ı tespih ettiğinden Mekkelilere kendi içlerinden bir peygamber gönderildiğinden, peygamberin kendilerine Allah'ın ayetlerini okuyup aktarmakta olduğundan , onları kötülüklerden&nbsp; arındırmakta&nbsp; ve onlara kitap ve hikmeti öğretme konusunda görevli olduğundan bahseder.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; 5. âyetten sonra da Tevrat ile yükümlü olmalarına rağmen, yükümlülüklerini yerine getirmediklerinden ,bu durumun da sırtında ciltlerce kitap taşıyan bir merkebe benzetildiğinden söz eder .&nbsp; 9. ve 10. âyette inananlara şöyle seslenilir.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; " Ey iman ederler ! Cum'a günü salât (namaz) için çağrıldığınızda hemen Allah'ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın ! Bilesiniz ki bu sizin için hayırlı olandır. Salât (namaz) bitince de yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan isteyin. Allah'ı çok hatırlayın. Umulur ki kurtulursunuz .&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Değerli dostlar !&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Çok değil, bundan birkaç hafta önce İstanbul'daki evime yakın olan bir protokol camiinde (protokol camii her neyse, sonradan o yazı kaldırıldı) Cum'a namazını edâ ediyordum . O gün tesadüfen bir de cenaze var. Cum'a namazından sonra cenaze namazı kılınacak. Cum'a namazını camide ön safta kılarken, gözüm bir ara pencereden caminin dışında cenaze için gelmiş olan kadınlı erkekliğ insanlara takıldı ve istemeyerek de olsa şu soruyu sordum kendi kendime.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;"Yâ İlahi ! İnanan kullarını Cum'a namazını eda etmek üzere mescidine (camiine) ÇAĞIRDIN. Bunların bir kısmı koşarak geldi ve mescitte Cum'a namazını edâ ediyorlar. Acaba dışarıda cenaze için bekleşenler cenaze sahibinin gayrimüslim dostları veya komşuları mı? Tamamı değil muhakkak. Üstelik bunlar, cenaze sahipleri tarafından ÇAĞRILMADIKLARI halde sadece haberleri olduğu için koşarak geldiler. Neden SENİN ÇAĞRINA cevap verip mescide girmiyorlar da ÇAĞRILMADIKLARI halde cenaze için geliyorlar. Bu Rab'be itaatsizlik değil de nedir? Cenaze sahibine sevimli görünmek, Rab'be sevimli görünmekten daha mı iyi acaba ?&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; İşin başka bir yönü ise daha acı ! Cenaze namazına katılmayıp , olanları uzaktan uzağa film seyreder gibi seyrediyorlar.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Kıymetli Dostlar !&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Kutsal kitabımız Kur'an aynı zamanda bir öğüt kitabıdır.&nbsp; &nbsp;O kutlu elçiye de kitabında "Sen öğüt ver" der. Bu emir Zâriyat sûresi 55. ayette, Tûr sûresi 29. âyette ,Gâşiye sûresi 21. ayetlerde de geçer. Mü'minin görevi de , peygamberini örnek alarak iyiyi öğütlemek, kötülüklerden sakındırmak değil midir ?&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; O halde diyoruz ki ; öğüt verenlere ve öğüt alanlara selam olsun, hidâyet olsun, mağfiret olsun .&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bundan sonraki yazımızda buluşmak üzere. ..&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Sağlıkla kalın. Esen kalın. Hoş kalın. Can dostlar !</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 11 May 2026 18:40:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Benim Knidosum(11)</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum11-2721</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum11-2721</guid>
                <description><![CDATA[Benim Knidosum(11)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>BENİM KNİDOSUM.(11)<br />
Foto :&nbsp; Knidos feneri- gün batımı..&nbsp;<br />
ve&nbsp; değerli arkadaşım Sara Esin..<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Fenerci memed amcamız bu geziden önceden haberdar edildiği için&nbsp; belli ki..&nbsp;&nbsp;<br />
Dağın başında tek düze yaşamdan sıkılmış biz çocuklar için sıkı hazırlanmıştı.&nbsp;<br />
bizlere&nbsp; &nbsp;Knidos feneri hakknda&nbsp; aydınlatıcı bilgiler aktardıktan sonra bir köşede duran benzinle çalışan&nbsp; elektrik üretici motoru çalıştırdı..<br />
&nbsp;kendisi en öne geçti..<br />
"Hadi bakalım çocuklar&nbsp; tek sıra içeri " dedi..<br />
Merakımız,heyecanımız gerçekten sonsuzdu..<br />
Fener kulesinin merdivenlerini&nbsp; çocuksu adımlarla&nbsp; tırmandık..&nbsp;<br />
Çocuk&nbsp; aklımızla önceden hayal dahi edemiyeceğimiz ,etrafı camlarla çevrili genişçe bir odaya ulaştık..<br />
Odanın orta yerinde dairesel bir platforma dikey oturtulmuş, helezonik,sarmal&nbsp; &nbsp;büyükçe bir cam parçası ışıltılı bir şekilde&nbsp; bizi bekliyordu..<br />
&nbsp; Fenerci amca ışık sistemini&nbsp; ayarladı..Bir yerlere dokundu..<br />
Sarmal cam kendi etrafında dönmeye başladı..<br />
Ağzımız bir karış açık&nbsp; baka kalmıştık..Sanki bir uzay aracının içindeydik..Yanıp sönen ışık&nbsp; uzaklara doğru kaybolup gidiyordu..<br />
Biz çocuklar için unutulmaz bir manzaraydı bu..Onun için beynime kazınmış..<br />
Fener dönüşü&nbsp; &nbsp;aklımda kalan tek şey..<br />
Önümüze sürü halinde&nbsp; yavrularıyla birlikte&nbsp; çıkıp, çalılar arasına minik adımlarla kayıp, kaybolup giden keklikler oldu..<br />
Bu tür anılar nasıl unutulur..?<br />
Mutlaka hepimizin&nbsp; &nbsp;çocukluğunda ;<br />
beyinlere&nbsp; kazınmış bu tür olaylar mevcuttur.. (sürecek)<br />
01-05-2026&nbsp; Y.Ziya Özalp</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 11 May 2026 18:33:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HIDRELLEZ–(BİR)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/hidrellezbir-2720</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/hidrellezbir-2720</guid>
                <description><![CDATA[HIDRELLEZ–(BİR)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hıdrellezin kökeni hakkında çeşitli fikirler ortaya atılmıştır. Kimi kaynaklarda,<br />
Hıdrellezin Orta Asya, Orta Doğu ile Anadolu kültürlerine ait olduğu, bazıları ise İslamiyet<br />
öncesi Orta Asya Türk kültür ve inançlarına ait olduğu yönündedir. Eski Türkler 21<br />
Haziran’da baharın gelişini kutlardı.<br />
Orta Asya Türklerinde , hıdrellez mevsimlik bayramlardan biridir. Ruz-i Hızır(Hızır<br />
Günü) olarak adlandırılan Hıdrellez Günü, dünyada darda kalanların yardımcısı olduğu<br />
düşünülen Hızır ile denizlerin hakimi olduğuna inanılan İlyas’ın yeryüzünde buluştukları gün<br />
olarak düşünülür ve kutlanır.<br />
Gregoryen takvimine (miladi takvim) göre 6 Mayıs eskiden kullanılan Rumi Takvim<br />
olarak da bilinen Julyen takvimine göre 23 Nisan Hıdrellez günüdür. 6 Mayıs’tan başlayıp, 7<br />
Kasım’a kadar olan süre Hızır Günleri adıyla yaz mevsimini, 8 Kasım’dan 5 Mayıs’a kadar<br />
olan süre ise Kasım Günleri adıyla kış mevsimini oluşturmaktadır. Bu yüzden 5 Mayıs gecesi<br />
kış Mevsiminin bitip sıcak yaz günlerinin başladığı anlamına gelmektedir.<br />
Türkiye’de 5 Mayıs’ı, 6 Mayıs’a bağlayan gece yazın geldiğini anlatır. Bunu<br />
Hıristiyanlar da böyle görür. Yani doğanın uyanması derler. Örneğin; Rum Ortodokslar Aya<br />
Yorgi, Katolikler “Aziz George “ günü olarak kutlamaktadırlar.<br />
Şunu da ekleyip, devam edelim; Hıdrellezin UNESCO ‘nun Somut Olmayan Kültürel<br />
Miraslar Listesine alınması amacıyla 2010 yılında başlayan çalışmalar sonucunda 2017<br />
yılında listeye alınmıştır…(Türklerde Hıdrellezi Muazzez İlmiye Çığ’dan tekrar alıntılayarak<br />
anlatacağım)<br />
Günümüzde de Anadolu’da dilek dilenmiş kağıdı ağaca asma, ateşten atlama gibi eski<br />
Türk gelenekleri devam etmektedir. Yine de Hıdrellezi tek bir kültüre mal etmek olanaksız ve<br />
haksızlıktır.<br />
İlk Çağlardan itibaren Mezopotamya, Anadolu, İran, Osmanlı dönemiyle Balkanlar ve<br />
hatta bütün Doğu Akdeniz ülkelerinde bahar ya da yazın gelişiyle belli başlı sevinç kutlamaları<br />
yapılmaktadır. Kimi yazılı eserler bu tipten, kutlamaların, M.Ö. Mezopotamya’da Ur şehrinde<br />
yapıldığını göstermektedir. Kışın bitişiyle Temmuz ismiyle kutlanan bu ritüeller<br />
Mezopotamya ovasını sulayan Fırat ve Dicle nehirlerinin uyaran gücünü temsil eder.<br />
HIZIR İNANCI<br />
Hızır’ın abıhayatı((bengi su) içerek ölümsüzlüğe ulaşmış, özellikle de baharda insanlar<br />
arasında, sağlık dağıtan darda kalıp, başı sıkışanlara yardım eden bir ermiş(veli veya<br />
peygamber olduğuna inanan, hüviyeti tam olarak bilinmese de halk arasında ve İslam<br />
geleneğinde bir Hızır geleneği vardır. Bazıları Hızır ile İlyas Peygamberin aynı kişiler olduğunu<br />
da iddia etmektedirler.<br />
Halkın, Hızır hakkında kanaat ve inanışı onun ölümsüz olduğu ve baharda tabiatın<br />
uyanışını sağladığı yönündedir. Anadolu’dan başka Kafkasya, Trakya, Kırım, Azerbaycan ve<br />
Suriye’nin birçok yerinde mekanları vardır. Bu da onun İslam aleminin hemen hemen her<br />
yerinde varlığına inanılan, ancak belirli bir hüviyete bürünmemiş sembol olduğuna götürür<br />
bizi. Hızır tabii ki, baharın geldiğinin simgesidir. Onun müjdecisidir.<br />
Halk arasında deyim haline gelmiş Hızır’ın insanlara şifa, sağlık, uğur getirdiğine<br />
inanılır olmuştur. Tabiatta uyanış, direniş gibi güzellikleri simgeler.<br />
İslamiyet öncesi Gök Sakallı, Ak Sakallı, Kocalar medet umulan, yardım istenen , akıl<br />
danışılan , kılavuzluk etmesi beklenen , barış, mutluluk , sağlık , refah getirdiğine inanılan bir<br />
kurtarıcı güç olarak düşünülür.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 07 May 2026 16:12:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ(30)  ÇİL HOROZUM</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri30-cil-horozum-2719</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri30-cil-horozum-2719</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ(30)  ÇİL HOROZUM]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Horazımı uçurdular(türkünün asllında horaz geçiyor)<br />
Damdan dama gaçırdılar<br />
Suyunu da pilav pişirdiler, çil horazım,<br />
Horazım horazım Şal horazım,<br />
Civcivlerin babası Şal horazım<br />
Tavıkların gocası Şal horazım<br />
Sarhoşların mezesi Şal horazım</p>

<p>***</p>

<p>Horaz değil katır idi,<br />
Üstüne binsen götürür idi,<br />
Dağdan odun getirirdi çil horazım,<br />
Horazım horazım Şal horazım<br />
Civcivlerin babası şah horazım<br />
Tavıkların kocası şah horazım,<br />
Sarhoşların mezesi çil horazım</p>

<p>***</p>

<p>Horazımın tüyü gara<br />
Gider idi Üstüdar’a<br />
Getirdi bize para çil horazım<br />
Horazım horazım Şal horazım<br />
Civcivlerin babası şah horazım,<br />
Tavıkların kocası çil horazım<br />
Sarhoşların mezesi çil horazım.</p>

<p>Türkiye’nin birçok yerinde değişik şekilde söylenen bir türküdür. Fethiye yöresinde<br />
söylenen şekli budur. Bu türkü yöre sanatçılarından Arif Sümbül tarafından derlenip, bu<br />
şekilde çalıp söylenmiştir. Şu anda notaya aktarılmamıştır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 07 May 2026 16:11:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“GÖKYÜZÜNDEN GELEN ANNE!”</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/gokyuzunden-gelen-anne-2718</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/gokyuzunden-gelen-anne-2718</guid>
                <description><![CDATA[“GÖKYÜZÜNDEN GELEN ANNE!”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>(Halklar Kardeştir….)<br />
1943 yılında İngiliz Emperyalizminin lordu Churchill Adana’ya gelmiş ve İnönü<br />
ile görüşmüş; aynı yıl Kahire’de Roosvelt ile Churcill İnönü’yü yine saflarında görmek için her<br />
şeyi yapmışlar. Ancak İnönü direnmiştir. Ve Türkiye bunların kirli savaşlarına katılmaz , ama,<br />
şu söylem günümüze kadar gelmiştir. Türkiye ekonomisi de zor günler geçirmektedir.<br />
Yokluğun en çarpıcı örneği ise İnönü ile bir çocuk arasında geçen diyalog olur. Çocuğun<br />
İnönü’ye;<br />
“-Bizi şekersiz(ekmeksiz)bıraktın” sözüne karşılık İnönü;<br />
-Ama babasız bırakmadım, yanıtını verir.<br />
Yunanistan ise 24 Nisan 1941 günü İtalya ve Almanya tarafından işgal edilmiştir.<br />
Almanlar kendi politikalarını uygulaması için Georgios Tsolakoglou’nu yönetime geçirerek<br />
başbakan yapmıştır. Uzun uzun anlatmaya gerek yok, Yunanistan, faşistler ve işgalciler<br />
tarafından bölünmüştür.<br />
Atina ve çevresinde günde 300 ile 500 kişi açlık nedeniyle ölmeye başlamıştır. Tüm<br />
dünya bu felakete izlerken, bu trajik tabloya ses veren Türkiye olur.<br />
İstanbul’dan hareket edecek bir gemi Yunanistan’a erzak gönderecek ve açlık ve açlık<br />
tehlikesine son verecektir.<br />
Türkiye aslında 1940’da Yunanistan’a Kızılay aracılığıyla para yardımında<br />
bulunulmasını sağlamış, aynı yıl Selanik Kızılhaç’ına tetanos aşısı göndermiştir.<br />
Türk basını yardım kampanyasını gündemde tutmuş, Yunus Nadi’de Cumhuriyet<br />
gazetesinde birçok kez çağrıda bulunmuştur. Sonunda harekete geçilmiş yardımların<br />
ulaştırılması için 1941’in Ekim ayında Tavilzade ailesine ait olan “KURTULUŞ “ isimli vapur<br />
kiralanmıştır. Vapurun her yanına saldırılara karşı Kızılay bayrakları yapıştırılmıştır. Gemide<br />
Kızılay temsilcileri Saim Umar ve Feridun Denokan’da vapurda yardımcıları takip edecektir.<br />
KURTULUŞ, 13 Ekim 1941 günü Karaköy’den Pire Limanı’na ilk seferine çıkar. Gemi<br />
kazasız belasız Atina’ya gider . Yardım Yunan halkına dağıtılır. Yunanistan’da açlık o kadar<br />
dehşet vericidir ki, Kurtuluş müretebatı da kumanyalarını Yunanlılara verir.<br />
Kurtuluş 27 Ekim’de ikinci seferini yapar. Nohuttan yumurtaya, soğandan şekere,<br />
yağdan pirince kadar birçok erzak Pire Limanı’ra taşınır. Bu kez yaklaşık 2 bin 500 tonluk<br />
yardım malzemesi ulaştırılır. Vapur, 24 Kasım, 12 Aralık tarihlerinde de yeni seferler<br />
düzenler. Bu seferler üzerine Yunanlılar Kurtuluş’a “Gökyüzünden gelen anne “<br />
yakıştırmasını yapar.<br />
Vapur, 1942’ye kadar 7 bin tonluk erzağı Atina’ya ulaştırmıştır. Altıncı seferine çıktığı<br />
Ocak 1942’de ise büyük bir talihsizlik yaşanır. Zorlu hava koşulları sonucu vapur rotasından<br />
çıkarak Çanakkale Boğazı yerine Marmara Adası’na yönelir ve 20 Ocak 1942 günü Saraylar<br />
Köyü yakınlarında karaya oturur. Kaptan Rıdvan Ür yardım istese devapur su almaya başlar<br />
ve saat 9 civarında sulara gömülür. Tek teselli ise 36 kişilik mürettebatın kurtulmuş<br />
olmasıdır.<br />
Kurtuluş’un batmasının ardından Şükrü Saraçoğlu yardımların devam edeceğini<br />
bildirmiş ve 21 Şubat günü Dumlupınar gemisi ile erzak gönderilmeye devam etmiştir. Ekim<br />
1941-Ağustos 1942 arasında Kurtuluş ve Dumlupınar vapurları 10’a yakın sefer düzenlenmiş,<br />
ortalama 17 bin ton erzağı da Atina’ya ulaştırılmıştır. Bu savaş bitene kadar Kızılhaç’ın<br />
devreye girmesiyle de yardımlar devam etmiştir.<br />
Acı tablo ise işgalin ardından ortaya çıkar<br />
Yunanistan’da 360 bin kişi açlık dolayısıyla yaşamını yitirmiştir.<br />
Dünya halkları kardeştir. Dünya halklarını birbirine düşman edenler, yönetenlerdir.<br />
Dün de böyleydi, bugün de böyle.<br />
Savaştan sonra Kurtuluş’un adının Atina’da bir sokağa verilmesi gündeme gelse de<br />
zamanla ırkçı ve çıkarcı Yunanlı politikacılar bunu unutturmuşlardır.<br />
Yıllar geçmiş, Kurtuluş’u bizlere anımsatan bir belgeseli Erhan Cerrahoğlu çekmiştir.<br />
Adı da “BARIŞI TAŞIYAN VAPUR!”<br />
Bu adı taşıyan belgeselde Yunan akademisyen Georgeos Margaritis da Kurtuluş’un<br />
unutulduğunu ifade etmiş, bu dostlu gemisinin adının Atina’da yaşatılması çağrısı yapmıştır<br />
(dedik ya halklar kardeştir diye)<br />
Bu çağrıda yanıtsız kalmıştır.<br />
Bizim dış işlerimiz de bunu Yunanlılara hatırlattı mı hatırlatmadı mı bilmiyoruz<br />
Günün birinde anımsanır da, Atina’da bir kurtuluş Caddesi, sokağı vs olur, gidip<br />
oralarda halay çekeriz.<br />
Bizim Cumhuriyet’imizin kurucuları ve halkımız hep barıştan yana olmuştur.<br />
“Komşusu açken, tok gezen bizden değildir” sözünü sadece kendi halkı için değil, tüm<br />
dünya için söyle bizim halkımız.<br />
Halklar kardeştir, bölenler kalleştir!<br />
Yurtta Barış, dünyada barış var olsun her zaman</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 07 May 2026 16:10:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BENİM  KNİDOSUM (10)</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-10-2717</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-10-2717</guid>
                <description><![CDATA[BENİM  KNİDOSUM (10)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Foto : &nbsp;Knidos deniz feneri..<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;İlkokul beşinci sınıftayken, &nbsp;Bizim Elee(Reşadiye) ilkokulu olarak örtmenlerimiz nezaretinde &nbsp;çıkmış bulunduğumuz &nbsp;maceralı Knidos seyahatinde benim aklımda kalan en önemli şey Knidos feneri &nbsp;gezimiz oldu.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; Örtmenlerimiz daha önce Knidostaki Candırma (!) &nbsp;karakoluna telefon etmişler, Fenerci Memed amcayı (Rahmetli &nbsp;Mehmet Bora &nbsp;) haberdar etmişler &nbsp;fenerden aşağı inmiş, bizi bekler bulduk..<br />
&nbsp; Memed amcamız önde tıngır mıngır ,zar zor geçilen daracık yoldan tek sıra halinde tırmanmaya başladık..<br />
Bizim için &nbsp;bu maceralı ,renkli yolculuk inanılmaz bir zevk kaynağıydı..<br />
Yükseldikçe &nbsp;deniz sonsuzlaşıyor.. Datça yarımadasını inciden &nbsp;bir kolye gibi çevreleyen adalar zinciri daha da belirgenleşiyordu..<br />
Fener düzlüğüne varınca merakımız ,heyacanımız daha da arttı..<br />
Önümüze muhteşem bir &nbsp;bina çıkmıştı.. Deniz feneri bu binanın içindeydi..Görmek için can atıyorduk..<br />
&nbsp; Daha önce &nbsp;Deniz feneri olarak sadece &nbsp;Merkez iskele mahallesindeki &nbsp;Deniz fenerini görmüştük..<br />
1.temmuz. &nbsp;Kabotaj bayramında &nbsp;bu fener adasına &nbsp; gezi düzenlenir şöyle bir adanın etrafında dolanırdık..<br />
&nbsp;Ama bu defa fenerin içine girecek, işleyişini &nbsp;görecektik..<br />
Çok heyecanlıydık.. çok..<br />
Fenerci Memed amca babamın dostuydu..Özellikle motor tamiri &nbsp; konusunda her işten anlarmış..Bizim ailenin de &nbsp;Reşadiye mahallesindie bir un motoru vardı..<br />
O yılların koşulları işte..Un motoru bozulduğu zaman &nbsp;bubacığım Memed amcaya haber salardı..<br />
Fenerci amca ..Bizi fener düzlüğünde etrafına hale olacak şekilde &nbsp;topladı ..Knidos feneri geceleri nasıl etrafına ışık saçıyor aydınlatıylorsa ;<br />
Memed amca da &nbsp;bizi Knidos feneri hakkında aydınlattı..<br />
1931 &nbsp;yılında Fransızlar tarafından inşa edilmiş,on saniye de bir &nbsp;çakarmış,164 metre yükseklikteymiş..Önceleri &nbsp;fitilli gaz yağı ile &nbsp;aydınlatılıyormuş.. Daha sonra &nbsp; motor(jeneratör) sistemine geçilmiş..görüş mesafesi 12 milmiş..<br />
Kendisi babadan kalma &nbsp;fenerciymiş.. v.s.. v.s..<br />
(sürecek )<br />
29-04-2026 &nbsp;Y.Ziya Özalp</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 07 May 2026 16:09:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YÜREKTEN KUTLUYORUM!</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/yurekten-kutluyorum-2716</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/yurekten-kutluyorum-2716</guid>
                <description><![CDATA[YÜREKTEN KUTLUYORUM!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar !<br />
Bugünkü yazımızın konusunu önceden tasarlamışken , vazgeçerek günün önemi dolayısıyla ANNE' ler günü'ne ayırdık. Hepiniz de bilirsiniz ki ;anne denilince akla önce kadın gelir. Kutsal kitabımız Kur'an'da onun adına 176 âyetten oluşan , kadın haklarından, kadının toplum içerisindeki hukûkî ve sosyal konumundan bahseden ve kadınlar anlamına gelen Nisa sûresine rastlarız. Ayrıca Mücâdele sûresinin ilk 6 ayetinde de kendisine eşi tarafından uygulanan "zıhar "(kocanın karısına onu kendisine haram kılması) geleneği konusunda kadının şikayetinin yüce Allah tarafından işitildiği, zıhar sebebiyle boşanmanın gerçekleşmeyeceğinden söz edilir. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Ayrıca konuya girerken Hazreti Meryem'i anmadan geçmek de onun ruhaniyetine saygısızlık olur diye düşündüm ve ilgili ayeti birlikte bir daha hatırlayalım istedim. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Neydi o ayet ? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
"Hani melekler şöyle demişlerdi . Ey Meryem ! Şüphesiz ki Allah seni seçti seni tertemiz yaptı ( yarattı) ve seni âlemlerin kadınlarına üstün kıldı" demişti. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
(Âl-i İmran:42 ). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Aziz Dostlar ! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Anneler günü, çok değil bundan 100 küsûr sene önce Amerika'da , 1955 yılında da Türkiye'de kutlanmaya başlandı. Amerika'da Mayıs ayının ikinci pazar günü annelere saygı ve sevgiyi göstermek amacıyla kutlanmış ve bu gelenek haline gelmiştir. Oysa bundan 1400 yıl önce Rab'bimiz gönderdiği kutsal kitabımız olan Kur'an'da , anne &nbsp;babalara nasıl davranılması gerektiğini bizlere aşağıdaki âyette şöyle haber verir. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;"Rab'bin sadece kendisine kulluk etmenizi ve ana babaya iyiliği emretmiştir. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa kendilerine sakın" Öf "bile deme ! onları azarlama , kendilerine güzel sözler söyle ! Onlara merhametten kaynaklanan alçak gönüllülük kanadını ger ve şöyle de ! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;" Rab'bim küçüklüğümde onlar beni nasıl sahiplendiyseler &nbsp;(özenle büyüttüyseler)şimdi sen de onlara merhamet et" &nbsp; &nbsp; &nbsp; (İsra: 23 -24 ) &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Can Dostlar ! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Anne hakkı ile ilgili o kutlu elçiden de birkaç hadisi hatırlamaya çalışalım . &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
İbn Mesut'tan rivayet edilen bir hadiste; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Adamın biri Hazreti peygambere şöyle bir soru sorar." &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Yâ Resulallah! amellerin en üstünü nedir ? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Kutlu Elçi şöyle cevap verir. "Vaktinde kılınan namaz ve anne babaya iyilik etmektir" (Buharî- Tevhid 48). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Başka bir hadiste de o kutlu Elçi şöyle buyurur; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
"Rabbin hoşnutluğu ve rızası anne babanın hoşnutluğuna bağlıdır. Rabbin öfkesi de anne babanın öfkesine bağlıdır.( Tirmizî- Birr:3) &nbsp;Başka bir rivayette de ; adamın biri Allah Resulüne şöyle bir soruyu yöneltir. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;" Ey Allah'ın resûlü !kendisine en iyi davranılması gereken kimdir ? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Resûlü Ekrem şöyle cevap verir. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; "Annen, sonra annen, sonra yine annen, sonra baban sonra da sana en yakın olan akraban." der.( Müslim:Birr:2) Toplumda çok kişinin bildiği şu iki hadisi şerifi de birlikte hatırlayalım. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;"Anne Cennet kapılarının ortasındadır (İbn Hanbel V,-198). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;"Cennet, annelerin ayakları altındadır.(Nesâî, Cihad 6). Bu ve buna benzer hadisler uzarda gider. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Ne mutlu ki günümüzde ve yurdumuzda anne olan general ve amiraller gururla izlediğimiz partileri yöneten liderler, vali, kaymakam, başsavcı, hâkim, başbakan var.( Bu arada Hindistan Estonya Gürcistan Macaristan Bosna Hersek gibi ülkelerde Cumhurbaşkanı ile yönetilir.) Kıymetli Dostlar! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Atatürk'te anneleri, toplumun temel taşı ilk eğiticiler ve milletin geleceğini şekillendiren kişiler olarak nitelendirir ve şöyle der. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; - "Dünyada her güzel şey kadının eseridir". &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; -"Ey kahraman Türk kadını ! Sen yerde sürünmeye değil omuzlar üzerinde göklere yükselmeye lâyıksın. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;-" Büyük başarılar kıymetli annelerin yetiştirdikleri seçkin evlatlar sayesinde olmuştur. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Aziz dostlar &nbsp;! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Görülüyor ki anne aziz ve muhteşem bir varlıktır Onun için neler söylense, neler yazılsa yine de azdır. &nbsp; &nbsp; &nbsp;Selâm olsun tüm annelere..&nbsp;<br />
Sağlık olsun.&nbsp;<br />
Esenlik olsun.&nbsp;</p>

<p>Can Dostlar! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Sözleri Yunus Emre'ye bir rivayete göre de Pr. Dr. Hüseyin Nail Kubalı'ya ait olduğu bilinen Selahattin İnal tarafından bestelenen rahmetli Zeki Müren'in o içli sesiyle radyolarda dinlediğimiz ANNEM isimli şarkının dörtlüğünü de hatırlatmadan geçmek istemedim. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Neydi o dörtlük ? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Ana başa tâc imiş &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Her derde ilâc imiş &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bir evlat pîr olsa da &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Anaya muhtâc imiş &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Bu vesile ile büyük küçük demeden tüm annelerin ellerinden, gönüllerinden öpüyor, en içten duygularla ANNELER GÜNÜ'NÜ KUTLUYORUM. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Bundan sonraki yazımızda başka bir konuda buluşmak ümidiyle... &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Sağlıkla kalın.&nbsp;<br />
Esen kalın.&nbsp;<br />
Hoş kalın.&nbsp;<br />
Can dostlar !</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 07 May 2026 16:08:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BENİM  KNİDOSUM  (10)</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-10-2715</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-10-2715</guid>
                <description><![CDATA[BENİM  KNİDOSUM  (10)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Foto : &nbsp;Knidos deniz feneri..<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;İlkokul beşinci sınıftayken, &nbsp;Bizim Elee(Reşadiye) ilkokulu olarak örtmenlerimiz nezaretinde &nbsp;çıkmış bulunduğumuz &nbsp;maceralı Knidos seyahatinde benim aklımda kalan en önemli şey Knidos feneri &nbsp;gezimiz oldu.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; Örtmenlerimiz daha önce Knidostaki Candırma (!) &nbsp;karakoluna telefon etmişler, Fenerci Memed amcayı (Rahmetli &nbsp;Mehmet Bora &nbsp;) haberdar etmişler &nbsp;fenerden aşağı inmiş, bizi bekler bulduk..<br />
&nbsp; Memed amcamız önde tıngır mıngır ,zar zor geçilen daracık yoldan tek sıra halinde tırmanmaya başladık..<br />
Bizim için &nbsp;bu maceralı ,renkli yolculuk inanılmaz bir zevk kaynağıydı..<br />
Yükseldikçe &nbsp;deniz sonsuzlaşıyor.. Datça yarımadasını inciden &nbsp;bir kolye gibi çevreleyen adalar zinciri daha da belirgenleşiyordu..<br />
Fener düzlüğüne varınca merakımız ,heyacanımız daha da arttı..<br />
Önümüze muhteşem bir &nbsp;bina çıkmıştı.. Deniz feneri bu binanın içindeydi..Görmek için can atıyorduk..<br />
&nbsp; Daha önce &nbsp;Deniz feneri olarak sadece &nbsp;Merkez iskele mahallesindeki &nbsp;Deniz fenerini görmüştük..<br />
1.temmuz. &nbsp;Kabotaj bayramında &nbsp;bu fener adasına &nbsp; gezi düzenlenir şöyle bir adanın etrafında dolanırdık..<br />
&nbsp;Ama bu defa fenerin içine girecek, işleyişini &nbsp;görecektik..<br />
Çok heyecanlıydık.. çok..<br />
Fenerci Memed amca babamın dostuydu..Özellikle motor tamiri &nbsp; konusunda her işten anlarmış..Bizim ailenin de &nbsp;Reşadiye mahallesindie bir un motoru vardı..<br />
O yılların koşulları işte..Un motoru bozulduğu zaman &nbsp;bubacığım Memed amcaya haber salardı..<br />
Fenerci amca ..Bizi fener düzlüğünde etrafına hale olacak şekilde &nbsp;topladı ..Knidos feneri geceleri nasıl etrafına ışık saçıyor aydınlatıylorsa ;<br />
Memed amca da &nbsp;bizi Knidos feneri hakkında aydınlattı..<br />
1931 &nbsp;yılında Fransızlar tarafından inşa edilmiş,on saniye de bir &nbsp;çakarmış,164 metre yükseklikteymiş..Önceleri &nbsp;fitilli gaz yağı ile &nbsp;aydınlatılıyormuş.. Daha sonra &nbsp; motor(jeneratör) sistemine geçilmiş..görüş mesafesi 12 milmiş..<br />
Kendisi babadan kalma &nbsp;fenerciymiş.. v.s.. v.s..<br />
(sürecek )<br />
29-04-2026 &nbsp;Y.Ziya Özalp</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 May 2026 15:54:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>FRANKENSTEİN!</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/frankenstein-2714</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/frankenstein-2714</guid>
                <description><![CDATA[FRANKENSTEİN!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yıl 1816 Tambora Yanardağı’nın küllerinin Avrupa’yı karanlığa gömdüğü, tarihçilerin “</p>

<p>yazsız yıl” dediği, kasvetli, sıkıntılı günler.</p>

<p>Cenevre Gölü kıyısındaki bir villada devrin entelektüelleri toplanmış, fırtınanın</p>

<p>geçmesini bekliyorlar. Ev sahibi Lord Byron ortaya bir fikir atar “En korkunç hikayeyi</p>

<p>hangimiz yazar?”</p>

<p>Aralarındaki tek kadını, 18 yaşındaki Mary Shelley’yi hesaba katmaz bile.</p>

<p>Belki de o gece Shelley’in kafasında bir görüntü belirir;</p>

<p>“Dikişli bir beden ve ona tanrısal bir kibirle hayat veren bir adam. Ve insanlığı iki yüzyıl</p>

<p>boyunca titreten Frankenstein doğar. Hikaye bize şunu sorar:</p>

<p>ASIL CANAVAR KİMDİR?</p>

<p>*Canavar dünyaya masum bir çocuk gibi gelir. Öğrenmeye açık, sevmeye hazır</p>

<p>Fakat yaratıcısı Dr. Frankenstein ondan tiksinir. Terk eder. Yetim kalan yaratık dışlanır,</p>

<p>taşlanır, sonunda şiddeti öğrenir.</p>

<p>*Frankeştayn ise yarattığı şey yüzünden her şeyini yitirir.</p>

<p>Shelley’in mesajı nettir:</p>

<p>-Canavar doğulmaz, yapılır. Sorumluluk almayan, etikten yoksun hırsın sonu</p>

<p>hüsrandır…</p>

<p>Nereden çıktı bu yazı?</p>

<p>*Çocukların, çocukları öldürdüğü, çocukların çocukları sevmediği, dahası toplumun</p>

<p>kimi kesimlerinin çocukları hiç sevmediği bir toplumda yaşıyoruz artık.</p>

<p>*Sonra dönüp, Marş’ta, başka yerlerde onlarca çocuğu silahlarla, mermilerle katleden</p>

<p>aynı yaştaki çocuklar için;</p>

<p>-Nereden çıktı bunlar?</p>

<p>Bir temel cümleden söz edeceğim: “ Suçu toplum hazırlar, kişi işler”</p>

<p>Frankeştayn ürettiği canavarı zapt edemez olmuştur. Bu da bize ölüm olarak</p>

<p>dönmektedir.</p>

<p>Tüm bilim insanlarının, tüm siyasetçilerin, eğitimcilerin bir araya gelip ,</p>

<p>Frankeştaynları ve onun ürettiği canavarı yok etmeliyiz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 May 2026 15:53:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇEKİRGENİN TABURU(29) (ÇEKİRGEM UÇMAZ OLDU)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/cekirgenin-taburu29-cekirgem-ucmaz-oldu-2713</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/cekirgenin-taburu29-cekirgem-ucmaz-oldu-2713</guid>
                <description><![CDATA[ÇEKİRGENİN TABURU(29) (ÇEKİRGEM UÇMAZ OLDU)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çekirgenin tabırı</p>

<p>Arpa da buğday batırı</p>

<p>Ben buğdaya gelmezdim (aman)</p>

<p>Nazlı da yârin hatırı.</p>

<p>***</p>

<p>Çekirgem uçmaz oldu,</p>

<p>Ganadım açmaz oldu,</p>

<p>Şu zamane gızları (aman)</p>

<p>Erkekten gaçmaz oldu.</p>

<p>***</p>

<p>Dabancamı doldurdum,</p>

<p>Boş masaya gondurdum,</p>

<p>Uyuyan gözlerini(aman)</p>

<p>Öperek uyandırdım.</p>

<p>***</p>

<p>Dam başında siniler,</p>

<p>Tiske de vursam iniler,</p>

<p>Şu zamane gızları (aman)</p>

<p>Haftada goca yeniler.</p>

<p>***</p>

<p>Çekirgem uçuverdi,</p>

<p>Ganadım açıverdi,</p>

<p>Eilin oğlu değil mi(aman)</p>

<p>Sevdi de gaçıverdi.</p>

<p>***</p>

<p>Dabancam dolu mermi,</p>

<p>Adam böyle eder mi?,</p>

<p>İnsan sevdiği yâri(aman)</p>

<p>Bırakıp da gider mi?</p>

<p>***</p>

<p>Dabancam dolu fişek,</p>

<p>Atarım yüksek yüksek,</p>

<p>Haram olsun sevdiğim(aman)</p>

<p>Sensiz yattığım döşek.</p>

<p>Bodrum yöresi türkülerdendir. Üreticinin sıkıntılarını anlatır.</p>

<p>1885-1905 yıllarında yaşanan çekirge istilası olayından sonra doğduğu</p>

<p>biliniyor. Çekirge iile ilgili olarak yurdumuzun değişik bölgelerinde türküler yakılmıştır. Muğla</p>

<p>yöresinde de birçok çekirge türküsü vardır. Birini geçtiğimiz hafta yazmıştık. Ancak. Bu</p>

<p>türküde aşk ve sevgi işlenmiştir. Yani çekirge bir dert ama, aşkımız ondan önce gelir</p>

<p>denmektedir sanki.</p>

<p>Çekirge çok hareketli bir hayvandır. Türkünün ritmi de çekirge gibi hareketlidir.</p>

<p>Sözleri de.</p>

<p>Görüldüğü gibi ilk dörtlükte üstü kapalı da olsa çekirgeden söz edilmektedir.</p>

<p>Bildiğim kadarıyla rahmetli Oğuz yılmaz’ın söylediği çok güzel bir çekirge</p>

<p>türküsü daha vardır. “Hopla da zıpla çekirge”…</p>

<p>Mustafa Bacaksız(çelik ) tarafından okunmuştur.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 May 2026 15:52:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Haydi Türkiye’mizde Tatile…</title>
                <category>Adil Çulhaoğlu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/haydi-turkiyemizde-tatile-2712</link>
                <author>adilculhaoglu@gmail.com (Adil Çulhaoğlu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/haydi-turkiyemizde-tatile-2712</guid>
                <description><![CDATA[Haydi Türkiye’mizde Tatile…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türk turizmini etkileyen olumsuz farklı farklı gelişmeleri yıllardır sık sık yaşıyoruz. Bu yıl da,</p>

<p>ülkemizin bulunduğu bölgede bir kaç aydır süren savaş ve çatışma haberleri yurtdışından gelmeyi</p>

<p>tasarlayan yabancı tatilcileri rezervasyon yapmalarında beklemeye yönelttiği haberleri medyada yer</p>

<p>alıyor. Turizm sektörümüzün acentecisi , otelcisi ile çalışanlarının sıkıntılı dönemlerde ayakta</p>

<p>kalmaları çeşitli desteklerin yanında vatandaşlarımızın çeşitli desteklerle iç turizmi canlandırmanın</p>

<p>çok önemli yadsınamaz bir gerçektir.</p>

<p>Seyahat yazarlarının şehirler, kasabalar ve beldelerimizin sahip oldukları kültür ve turizm</p>

<p>zenginliklerimizi tanıtan ve yaptıkları gezileri anlatan yazılar yayımlamaları vatandaşlarımıza tatil</p>

<p>seçenekleri konusunda yardımcı olacağını düşünüyorum.</p>

<p>Bu düşünceden yola çıkarak,2020-2025 yılları arasında yaptığım gezileri anlattığım makaleleri Ben</p>

<p>Gezdim Güzeldi, Şimdi Sıra Sizde adıyla bir kitapta toplayarak yayımladım.</p>

<p>İşte, Tatilcilere eşlik edebilecek ‘Ben Gezdim, Güzeldi…Şimdi Sıra Sizde… adlı kitabım..</p>

<p>Ülkemizde Seyahat ettiğim yerler ile kültür, turizm, tanıtma ve sanat konularında 2009-2019 yılları</p>

<p>arasında yazdığım makaleleri Gezdim, Gördüm, Düşündürdü’ adlı kitapta bir araya getirdikten sonra,</p>

<p>gördüğü ilgi, övgünün büyüklüğü beni elinizde tuttuğunuz ‘Ben Gezdim, Güzeldi.. Şimdi Sıra Sizde’</p>

<p>kitabı hazırlamaya yöneltti.</p>

<p>‘Gezdim, Güzeldi…Şimdi Sıra Sizde…’kitabımda; gezdiğim şehirleri, tatil beldelerinde yaşadıklarımı,</p>

<p>gördüklerimi, kültür ve sanat etkinliklerinin bende bıraktığı izlenimlerim ve anlık çektiğim</p>

<p>fotoğraflarla, 2020-2025 yılları arasında turizm sektöründeki gelişmeler ve ülkemizdeki</p>

<p>yansımalarıyla ilgi gözlemlerimi anlattığım makalelerime yer verdim.</p>

<p>Şehirlerimizin gezenlere sunduğu doğal ve kültürel zenginliklerini yansıtan objektifimden fotoğraflar</p>

<p>kareleriyle , makaleler sizleri farklı bir keşfe çıkarıyor.</p>

<p>Dünya’da ve ülkemizde, Turizm sektörünü olumlu olumsuz etkileyen Pandemi ve 6 şubat depremi</p>

<p>ve bölgemizdeki huzursuzluklar vb. gibi faktörler ve gelişmeleri konu edinen makaleler de, sizleri</p>

<p>yayınlandığı tarihlerdeki turizm alanındaki yaşadıklarımıza, tarihsel sürece götürüyor.</p>

<p>Kültür, turizm ve sanat alanında iz bırakmış olan şahsen tanıdığım yaşama veda eden arkadaşlarımı ve</p>

<p>onlarla olan anılarımı anlattığım yazılar da, kitapta sizleri hüznüme ortak ediyor.</p>

<p>Tatilcilere, yurtdışı tatilden önce, Haydi ülkemizde tatil yapalım, turizm sektörümüze destek olalım</p>

<p>diyerek çağrıda bulunmak istiyorum.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 May 2026 15:51:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/02/adil-culhaoglu-1709211157.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Antik Dönem Eğitmenleri Zihnin Mimarları: Antik Bir Eğitim Serüveni</title>
                <category>Okan ÖZALP</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/antik-donem-egitmenleri-zihnin-mimarlari-antik-bir-egitim-seruveni-2711</link>
                <author>arkeologdatca@gmail.com (Okan ÖZALP)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/antik-donem-egitmenleri-zihnin-mimarlari-antik-bir-egitim-seruveni-2711</guid>
                <description><![CDATA[Antik Dönem Eğitmenleri Zihnin Mimarları: Antik Bir Eğitim Serüveni]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Aleyna ve Kaan, mahkemenin kan donduran atmosferinden uzaklaşmak için Agora’nın daha sakin, revaklı bir köşesine doğru yürüdüler. Burada, beyaz keten khitonları(elbiseleri) içinde, bir sütun gölgesine oturmuş yaşlı bir adam ve genç bir öğrenci dikkatlerini çekti. Az önce tanık oldukları vahşetin aksine, burada derin bir huzur ve entelektüel bir ağırlık vardı.<br />
Aleyna, "Bak Kaan," dedi fısıldayarak. "Az önce adaletin fiziksel kırbacını gördük, şimdi ise zihnin terbiyesine tanık olacağız."<br />
Yanlarına yaklaştıklarında, yaşlı adam –ki adı Epiktetos’un ekolünden gelen Hieron’du– onlara dostça gülümsedi. Aleyna, bir tarihçi kimliğiyle söze girdi ve antik dünyada bir insanın zihinsel yolculuğunun nasıl şekillendiğini sordu.<br />
Hieron, genç öğrencisi Lykos’un omzuna elini koyarak anlatmaya başladı:<br />
"Genç dostlarım, Lykos 12 yaşından beri benimle. İlk eğitimine ailesinde başladı. Ahlak, iyi davranış, insan olmayı öğrendi. Babası, Lykos’a cesaret, dürüstlük, adalet ve sorumluluk gibi erdemleri öğretti. Aynı zamanda savaş sanatlarını, atletik becerileri ve stratejik düşünmeyi de öğretti. Baba, Lykos için bir otorite ve rehberdi. Çocukluğunda önce dilin incelikleri, retoriği, müziği ve sayıların gizemi ile mitleri öğrendi. Stylus yardımı ile balmumu tabletler üzerine yazı yazmayı kavradı. Didaskaleion(ilkokul)u bitirdi. Ergenliğinde fiziksel eğitim ile askeri yönünü güçlendirdi. Ama tüm bunlar sadece birer araçtı. Benimle bireysel gelişime ve entelektüel üretime odaklandı. Bizim eğitimimiz, insanın kendi ruhuna hükmetmeyi öğrenmesiyle taçlanır. Lykos artık düşünmeyi, analiz etmeyi ve evrenin yasalarını kavramayı öğrendi. Felsefe, tıp, astronomi, mantık, doğa bilimleri ve edebiyat derslerini tamamladı. Şimdi ise yol ayrımına geldi."<br />
Lykos araya girerek, "Hocama göre formel eğitimim artık sona eriyor," dedi. "Artık kitapların ve derslerin yerini eylemler alacak."<br />
Aleyna, merakla sordu: "Peki, bu noktadan sonra bir eğitimli kişi ne yapar? Hayatınızın geri kalanı nasıl şekillenir?"<br />
Hieron, parmağıyla meclis binasını ve uzaktaki akademileri işaret ederek üç yolu özetledi:<br />
"Lykos dilerse topluma olan borcunu ödemek için meclise girebilir, yargıçlık yapabilir veya bir elçi olarak uzak diyarlara gidebilir. Adaleti sadece mahkemede değil, devletin her kademesinde savunabilir."<br />
"Eğer zihni, başkalarını aydınlatmak için yanıyorsa, kendi okulunu kurup bir filozof olarak yeni zihinler yetiştirebilir. Tıpkı benim yaptığım gibi, meşaleyi devredebilir."<br />
"Ya da hiçbir kamu görevi almaz; evine, özel hayatına döner. Ancak aldığı bu eğitimi, hayatının her anında bir 'ruhsal rehber' olarak taşır. Karşılaştığı her zorlukta felsefeyi bir pusula gibi kullanır." Hieron, öğrencisine dönerek o meşhur öğüdü hatırlattı: "Artık düşünmeyi öğrendiniz, şimdi yaşama biçiminizi felsefeye uygun hâle getirin."<br />
"Gördüğünüz gibi," dedi Hieron Aleyna’ya dönerek, "Eğitim bitmez, sadece biçim değiştirir. Formel dersler sona erse de, asıl imtihan yaşamın kendisidir. Bir filozof için asıl diploma, zorluklar karşısında sergilediği sarsılmaz duruştur."<br />
Kaan ve Aleyna, az önce tanık oldukları o vahşi cezaların, aslında felsefeden ve zihinsel terbiyeden yoksun kalmış bir sistemin sonucu olduğunu daha iyi kavradılar. Adalet, sadece celladın baltasıyla değil, Lykos gibi gençlerin zihinlerindeki erdemle ayakta kalabilirdi.<br />
Zaman otobüsüne doğru geri dönerken, Aleyna defterine şu son notu düştü: "Antik dünyada ceza bedeni parçalarken, eğitim ruhu bütünleştiriyordu."<br />
Aleyna ve Kaan, Hieron’un yanından ayrılmak üzereyken genç Lykos aniden ayağa kalktı. Gözlerinde, az önceki teorik tartışmaların ötesinde, kararlı bir parıltı vardı.<br />
"Kararımı verdim, Efendi Hieron," dedi Lykos sesi titreyerek ama gururla. "Felsefeyi bir zırh gibi kuşanıp, adaletin henüz ulaşmadığı topraklara, siyasi hayatın fırtınalarına dalacağım. İlk görevim için strategoslara (orduyu ve dış siyaseti kontrol eden meclis kurumu) başvuracağım; elçilik heyetiyle Sparta sınırına gideceğim."<br />
Aleyna ve Kaan, bu genç zihnin ilk sınavına tanık olmak için "Kronos" otobüsünün hareket saatini biraz erteleyip Lykos’u takip etmeye karar verdiler.<br />
Lykos, Agora'nın diğer ucundaki mermer sütunlu elçilik binasına girdiğinde, ortam az önceki filozof gölgesinden çok farklıydı. İçeride hararetli tartışmalar, rüşvet iddiaları ve savaş naraları yükseliyordu. Lykos, bir köşede bekleyen elçilik heyetine yaklaştı. Heyetin başındaki yaşlı elçi, Lykos’un temiz khitonuna(elbisesine) ve sakin duruşuna alaycı bir bakış attı.<br />
"Duyduğuma göre bir filozofun okulundan geliyormuşsun evlat," dedi yaşlı elçi. "Spartalılar senin mantık kurallarını dinlemez; onlar sadece güce ve kılıca bakar. Orada felsefen sana ne kazandıracak?"<br />
Lykos, Epiktetos’un öğrencisi olmanın verdiği o sarsılmaz vakarla cevap verdi: "Güç, sadece bedeni sindirir efendim; ama erdemli bir söz, düşmanın zihnini fetheder. Ben oraya savaşmaya değil, her iki taraf için de 'iyi' olanın ne olduğunu göstermeye gidiyorum. Eğer korkarsam, felsefem sadece dilde kalmış demektir; ama gidersem, yaşam biçimime dönüşür."<br />
Lykos’un bu sözleri heyeti susturdu. Aleyna, Kaan’a dönerek fısıldadı: "İşte Epiktetos’un kastettiği buydu. Formel eğitim bitti ama asıl 'yaşama sanatı' şimdi başlıyor."<br />
Heyet yola çıkmak üzere hazırlanırken Lykos, heybesine sadece birkaç parşömen değil, hocası Hieron’un öğütlerini de koymuştu. Yolda karşılaşacağı zorluklarda, belki de az önce mahkemede tanık oldukları o vahşi infazların uygulanmaması için diplomatik bir dil geliştirecekti. O artık bir "öğrenci" değil, bir "eylem adamı"ydı.<br />
Aleyna ve Kaan, Lykos’un heyetiyle birlikte tozlu yollarda kayboluşunu izledikten sonra Kronos’a bindiler. Otobüsün motoru yavaşça uğuldarken, Aleyna günlüğünün son sayfasını şu çarpıcı karşılaştırmayla bitirdi:<br />
"Bugün adaletin iki farklı yüzünü gördük. Bir yanda suçlunun etini koparan, onu çuvala dikip yılanlara atan veya yakan fiziksel dehşet; diğer yanda ise ruhu eğiten, onu bir elçiye ya da bilgeye dönüştüren zihinsel ışık. İnsanlık tarihi, bu iki uç arasındaki savaştan ibaretti. Cellat bedeni, filozof ise ruhu hedef alıyordu."</p>

<p>Zaman otobüsü 2026 yılına, kendi steril dünyalarına doğru ışınlanırken, her ikisi de antik dünyanın o ağır kan kokusuyla, zeytin ağaçları altındaki bilgece sohbetin yarattığı tezatı hayatları boyunca unutmayacaklardı.</p>

<p>Kaynakça: İlker Kerem Bayrak, Klasik ve Hellenistik Dönem Antik Yunan Uygarlığında Çocuk Eğitimi, Yüksek Lisans Tezi, 2025.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 May 2026 15:49:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2026/02/okan-ozalp-1770905444.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>NE İDİK!  NE OLDUK!</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/ne-idik-ne-olduk-2710</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/ne-idik-ne-olduk-2710</guid>
                <description><![CDATA[NE İDİK!  NE OLDUK!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar !&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Bugün de Kur'an'ın can alıcı âyetlerinden birisiyle konuya girecek, daha sonra da bir şiirle yazımıza devam edeceğiz. Âyet söyle der; "Her İnsanın önünden ve arkasından Allah'ın emriyle onu koruyan takipçiler (melekler) vardır.( Kişiler)&nbsp; &nbsp;KENDİLERİNDEKİ ÖZ DEĞERLERİ değiştirinceye kadar Allah hiçbir toplumu değiştirmez. Allah bir topluma kötülük diledi mi, artık onun için geri döndürme diye bir şey yoktur. Onların Allah'tan başka yardımcıları da yoktur. (Ra'd: 11)"&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Evet işte böyle...&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Öz değerler denilince aklımıza neler gelir?&nbsp; Ahlâk, adalet, acıma duygusu, tevazu, sabır, şükür, günahlardan korunma, öğüt, tövbe, iyiliği paylaşma , kötülükten alıkoyma, hatta iyilikte yarışma.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Şu anda ne haldeyiz ?&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; İşte aşağıda sunacağım şiir, ne halde olduğumuzu bir nebze de olsa dile getiriyor sanırım,&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Sözü fazla uzatmadan şiirimize geçelim.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Toplumdaki yaradan, az söz edelim dedik&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Kulaklara kâr etmez, ne&nbsp; &nbsp;dümbelek ne düdük Medeniyet diyerek, bağıra bastık garbı&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Fatih'li yıllara bir bak, çekinme söyle harbi&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Unutmak mümkün müdür, Barbaros'u Sinan'ı&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Onlar hep unutuldu, sade buruk bir anı.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Koca camiler yaptık ,aradan geçti çağlar&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; İmam, müezzin küsmüş, cami boş, mihrap ağalar.&nbsp; Çağ kapayıp çağ açan, Fatihler hayâl oldu Uyuşturucu yaşı, şimdi on&nbsp; üçü buldu&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Nasıl da özlemezsin, Yavuz'u Süleyman'ı&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Tarihler kaydetmemiştir, böyle şah, böyle hânı&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Vatan dedik millet dedik, şeref dedik, şan dedik Bölündük parçalandık, birbirimizi yedik&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Tarikatmış, partiymiş, var mıydı önce bunlar&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Ayrışır&nbsp; bölünürsen, hayâl olur hep dünler.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Seçimlerde verilir ,sayısızca&nbsp; bin vaat&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Kahve köşelerinde, boşa geçiyor saat&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Oysa müminin vasfı sözünün eri olmak&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Taa Fizana gitse , sözünden olmaz caymak.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Hanlar, saraylar, yatlar, israfın sonu nice&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Hiç güneşi bekleme, karanlığa mahkûm gece Helal haram demeden, mideleri doldurduk&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Renk cümbüşü bahçeyi, susuz koyup soldurduk&nbsp; &nbsp; Evlat babaya âsi, memur amire düşman&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Sonucu baştan belli, ya gözyaşı ya da kan&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Toplumu oluşturan,şüphesiz ki aile&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Ellerden hiç düşmüyor, telefon tek gaile&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Sohbet kültürü bitti, ellerde bir telefon&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Sahip olmak çok kolay,&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; sekiz taksit, hatta on&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Okullara da girdi, terör denilen illet&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Acı bize sen yâ Rab, ne hale geldi millet.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Hangi asır diyerek,&nbsp; geçmişe sünger çektik&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Batı imiş ,moda miş ,&nbsp; Maziye darı ektik&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Sahil şehirlerinde, caddeler olmuş plaj&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Hak bilinen dümdüz yol, şimdiyse birçok viraj&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Sevgi saygı kalmadı, unuttuk öteleştik&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Önceleri vahdettik ,şimdiyse ikileştik.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Kanayan yaramıza ,tuz basmadan hep baktık&nbsp; Zararlı akımlara, hep yeşil ışık yaktık&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Bilmedik kıymetini , ne karanın ,denizin&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Güzelliği kalmadı, ne baharın ne güzün&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;İlim ve fen diyerek, bozduk mâmur dünyayı&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; O zaman göreceksin hem anyayı ,Konya'yı&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Ozon, mozon demedik, bak kalbura çevirdik&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;O güzelim dünyayı ,tekme tokat devirdik.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Nereye varır sonu, bulunur mu bir bilen&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Kaş çatık, surat asık, kaldı mı şimdi&nbsp; gülen&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Asırlarca paylaştık, komşumuzla ekmeği, şimdi çok görür olduk ona selam vermeyi&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Tanışmıyor komşular, apartmanda aynı kat Peygamberden koparsan, ilişkin olur sakat&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Kutlu Elçi demişti ,komşunla kur ilgiyi&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bana Cebrail verdi ,bu önemli bilgiyi&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Paylaşıver komşunla bir tas çorbayı dedi&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Mahkemeler dosya dolu, onlar birbirin&nbsp; yedi&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Vefa saygı merhamet, çekildi içimizden&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Ne netice beklenir, bu meçhul göçümüzden&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Bu gidişat nereye ,sen bizi koru Yâ Râb&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Beden yorgun ,kalp küskün, gönüller ise harap.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Bundan sonraki yazımız da buluşmak üzere ,sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın Can dostlar !</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 May 2026 15:42:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BENİM KNİDOSUM (9)</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-9-2709</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-9-2709</guid>
                <description><![CDATA[BENİM KNİDOSUM (9)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Foto &nbsp;: Knidos -Küçük deniz dolayları&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; Tütün tarlaları-1960.lı yıllar..<br />
&nbsp; &nbsp;1964 yılındaki &nbsp;Eleee(Reşadiye ) ilkokulu öğrencileri olarak çıkmış bulunduğumuz maceralı yolculuk tam gaz devam ediyordu..<br />
Örtmenlerimiz ellerinde 1930.lu yıllarda yazılmış, okulumuzun demirbaşı bir kitaptan &nbsp;derledikleri bilgileri &nbsp;bize aktarıyorlardı..<br />
&nbsp;Knidos yolu üzerindeki bütün Cinibiz(Ceneviz) taşları , yapılar mezarlıkmış, &nbsp;Komşu adalardan da buraya gömülenler olurmuş..<br />
Bu mezarlar özellikle Bizanslılar döneminde &nbsp;tahrip edilmiş,soyulmuş., Selçuklular döneminde bu soygun tam gaz devam etmiş..<br />
Bizanslılar(Doğu Roma) &nbsp;Hristiyanlığı kabul edince &nbsp;eski dinler dönemindeki kutsal yerlere mezarlara &nbsp;saygı kalmamış.. v.s..v.s..<br />
&nbsp;Dikkatimi çeken bir şey olmuştu..&nbsp;<br />
Yol kenarlarında &nbsp;bazı yapılar dışında ,ortada antik kent diye bir şey yoktu . Her taraf &nbsp;tütün, buğday arpa. mercimek &nbsp;mürdümük tarlasıydı..<br />
&nbsp; &nbsp;Köylüler tarlalarda alınlarındaki terleri silerek, önlerindeki &nbsp;çift öküzlerine bağırıp çağırarak küfrederek &nbsp;çalışıyorlar..<br />
Çoluk, çocuk,yaşlı nineler dedeler yol kenarlarında koyun otlatıyorlardı..<br />
&nbsp; Tarlaların etrafında ,anlara &nbsp;(sınır) &nbsp; gelişi güzel &nbsp; &nbsp;"cavur daşları" dizilmişti..<br />
&nbsp; &nbsp; Ve &nbsp;yıllar sonra karıştırdığım kayıt ve belgelerde antik &nbsp;Knidos ürünleri şöyle anlatılıyordu..*<br />
"....Knidos ürünlerinin en ünlüsü ,midesine düşkünlerin beğenisini kazanan &nbsp;"Ş a r a p "tı. Bağırsakların &nbsp;kolay çalışmasını sağlayan &nbsp;bu kan yapıcı şarap çok içildiğinde midenin gevşemesine yol açarmış.<br />
Ayrıca o dönemde Mısır ve Knidos &nbsp;sirkeleri de çok gözdeydi."<br />
"... Son olarak antik kayıtlarda &nbsp;"T u z l u " diye adlandırılarn bir çeşit "l a h a n a " &nbsp;dan söz edilir.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Bu garip bitkinin &nbsp;en iyisi &nbsp;Knidos'ta yetişirmiş.."*<br />
Benim, bu toprakların ürünü Y.Ziya &nbsp;Özalp adlı bir kişicik olarak kanaatim odur ki..<br />
Muhteşem ,muazzam ve muhterem &nbsp;bu topraklar bize bir &nbsp;Tanrı lutfu olarak sunulmuşsa da..<br />
Susam var,şeker var yağ var,tekne var..<br />
H e l v a &nbsp;yapmasını bilmiyoruz..<br />
Bu topraklar üzerinde ;<br />
T e p i n i p - d u r u y o r u z ..!<br />
*Kaynak : K a r i a - G e o r g e -E. B e a n<br />
(Sürecek)<br />
25-04-2026 &nbsp;<br />
Y.Ziya Özalp</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 16:50:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BU KATİL ÇOCUKLARI NASIL BÜYÜTTÜLER?</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/bu-katil-cocuklari-nasil-buyuttuler-2707</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/bu-katil-cocuklari-nasil-buyuttuler-2707</guid>
                <description><![CDATA[BU KATİL ÇOCUKLARI NASIL BÜYÜTTÜLER?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yıl 1816 Tambora Yanardağı’nın küllerinin Avrupa’yı karanlığa gömdüğü, tarihçilerin “<br />
yazsız yıl” dediği, kasvetli, sıkıntılı günler.<br />
Cenevre Gölü kıyısındaki bir villada devrin entelektüelleri toplanmış, fırtınanın<br />
geçmesini bekliyorlar. Ev sahibi Lord Byron ortaya bir fikir atar “En korkunç hikayeyi<br />
hangimiz yazar?”<br />
Aralarındaki tek kadını, 18 yaşındaki Mary Shelley’yi hesaba katmaz bile.<br />
Belki de o gece Shelley’in kafasında bir görüntü belirir;<br />
“Dikişli bir beden ve ona tanrısal bir kibirle hayat veren bir adam. Ve insanlığı iki yüzyıl<br />
boyunca titreten Frankenstein doğar. Hikaye bize şunu sorar:</p>

<p>ASIL CANAVAR KİMDİR?</p>

<p>*Canavar dünyaya masum bir çocuk gibi gelir. Öğrenmeye açık, sevmeye hazır<br />
Fakat yaratıcısı Dr. Frankenstein ondan tiksinir. Terk eder. Yetim kalan yaratık dışlanır,<br />
taşlanır, sonunda şiddeti öğrenir.<br />
*Frankeştayn ise yarattığı şey yüzünden her şeyini yitirir.<br />
Shelley’in mesajı nettir:<br />
-Canavar doğulmaz, yapılır. Sorumluluk almayan, etikten yoksun hırsın sonu<br />
hüsrandır…<br />
Nereden çıktı bu yazı?<br />
*Çocukların, çocukları öldürdüğü, çocukların çocukları sevmediği, dahası toplumun<br />
kimi kesimlerinin çocukları hiç sevmediği bir toplumda yaşıyoruz artık.<br />
*Sonra dönüp, Marş’ta, başka yerlerde onlarca çocuğu silahlarla, mermilerle katleden<br />
aynı yaştaki çocuklar için;<br />
-Nereden çıktı bunlar?<br />
Bir temel cümleden söz edeceğim: “ Suçu toplum hazırlar, kişi işler”<br />
Frankeştayn ürettiği canavarı zapt edemez olmuştur. Bu da bize ölüm olarak<br />
dönmektedir.<br />
Tüm bilim insanlarının, tüm siyasetçilerin, eğitimcilerin bir araya gelip ,<br />
Frankeştaynları ve onun ürettiği canavarı yok etmeliyiz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 16:43:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ(28)  ÇEKİRGENİN KANADI</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri28-cekirgenin-kanadi-2706</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri28-cekirgenin-kanadi-2706</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ(28)  ÇEKİRGENİN KANADI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çekirgenin kanadı<br />
Nedir bunun inadı<br />
Körolası çekirge<br />
Arpa buğday komadı</p>

<p>***<br />
Çekirgenin uçkunu<br />
Gelinlerin coşkunu<br />
Coşkun olan gelinler<br />
Kendi sallar peşkiri</p>

<p>***<br />
Çekirgenin taburu<br />
Her tarlayı batırı<br />
Çekirgeyle savaşı<br />
Asker yârin hatırı</p>

<p>***<br />
Tarlalarda yayılır<br />
Kanatları sayılır<br />
Kör olası çekirge<br />
Harmanlara bayılır.</p>

<p>Fethiye ve Teke yöresinde çalınıp söylenen ve Bodrum türküsündeki “Çekirgenin Tabırı” türküsüyle aynı olmayan bir türküdür. 1880 Osmanlı-Rus savaşının ardından ,<br />
köylerde erkek azlığından, tarım işlerini kadınların yaptığı bir dönemdir. Bu dönemde çekirge istilası nedeniyle, tarlalarda maddi kayıpları olan çiftçilerin sıkıntılarını anlatan, bir türküdür. Bir ah çekmedir de diyebiliriz. Türkünün kıvraklığı, çekirgenin hareketliliği ile insanların daha hızlı hareket etmesini salık veren bir türküdür. Türkünün ilk kaydı Mustafa Sarısözen tarafından 1942 yılında yapılmıştır. Fethiyeli Köçek Mustafa , Sarısözen’den izin isteyerek, bu türküyü değişikliklerle kayıt altına aldırmıştır. TRT kayıtlarında mevcuttur.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 16:42:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İNSAN FANİ! ÖLÜM ANİ!</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/insan-fani-olum-ani-2705</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/insan-fani-olum-ani-2705</guid>
                <description><![CDATA[İNSAN FANİ! ÖLÜM ANİ!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>CAN Dostlar! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Bu gün sizlerle geçici olan dünya hayatı ile, ebedî olan ahiret hayatı hakkında Kur'an'dan ayetlerle bir gezintiye çıkalım istedim. Ne dersiniz ? Hepimizin bildiği gibi ölümsüzlük diye bir şey yoktur. Ayet bunu kestirir atar .Bu ayeti çok duymuşsunuzdur. Her mevta'nın cenaze namazı kılınırken cenaze namazını kıldıran kişi, bu ayeti hatırlatır Neydi o ayet? Bir daha hatırlayalım . "Her nefis (can) ölümü tadacaktır. Sonunda sadece bize döndürüleceksiniz. (Ankebût :57). &nbsp; Kıymetli Dostlar! Gelin önce dünyanın ve &nbsp;insanın fani oluşuyla ilgili ayetleri , daha sonra da ölümün aniliğini ve ahiret hayatının ebedî olduğunu anlatan ayetleri hatırlamaya çalışalım +Dünya hayatı aldatıcı bir metadan (ticaret malı) başka bir şey değildir.( Âl-i İmran: 185). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
+Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir. Elbette ki ahiret yurdu Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız? (En'âm :32). +Dünya hayatı ahiretin yanında çok az bir yararlanmadan ibarettir. (Ra'd:26). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Mallar ve evlatlar dünya hayatının süsüdür.Baki kalacak salih ameller ise, Rab'binin katında sevap olarak da ,ümit olarak da daha hayırlıdır.Kehf: 46). &nbsp;+ Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince; İşte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi.(Ankebût: 64) +Bilinizki, dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlence, bir süs ,aranızda karşılıklı bir övünme ,çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. Tıpkı şöyle! Bir yağmur ki; bitirdiği ekin çiftçilerin hoşuna gider, sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra da çerçöp olur.Ahirette (inkarcılar için) şiddetli bir azap vardır. (Müminler için ise) Allah'ın bağışlaması ve rızası vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir. (Hadid: 20) &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bu ve benzeri ayetler Kur'an'da daha da uzar gider. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Aziz dostlar! Gelin şimdi de ölümün hak ve ani oluşu ile ilgili ayetleri hatırlamaya çalışalım. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; + Allah insanları haksızlıkları yüzünden (hemen) hesaba çekseydi yeryüzünde hiçbir canlı insan bırakmazdı. Ancak onları belli bir süreye kadar erteliyor. Ecelleri geldiği zaman artık ne bir an geri kalır ne de ileri gidebilirler Nahl: 61). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; + Nerede olursanız olun sağlam kalelerde bile olsanız ölüm size ulaşır. (Nisa: 78). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Kıymetli Dostlar! ölüm, bazen daha anne karnındayken, bazen bebek, bazen çocuk, bazen genç ,bazen de ihtiyarlıkta yakalar .Kimi zaman otururken , kimi zaman uykuda, kimi zamanda ayaktayken. Ayaktaki ölümle ilgili Hazreti Süleyman'ın Kur'an'da anlatılan ölüm şeklini burada hatırlatmadan geçmek istemedim. Çok ilginç! &nbsp; &nbsp; &nbsp;Nasıl mı ? Ayet bunu bize şöyle anlatır." Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü ancak dayandığı bastonunu kemiren bir ağaç kurdu göstermişti.( Süleyman) yere yıkılınca çalışmaları Süleyman tarafından denetlenen cinler öldüğünü anlamışlardı.Ortaya çıktı ki cinler gaybı (bilinmeyeni) bilselerdi.(Sebe: 4) &nbsp;AzizDostlar! İnsanın &nbsp;bir ömrü olduğu gibi toplulukların da bir ömrü vardır. Bunu da bize şu ayet haber verir." Her ümmetin bir süresi vardır. Süreleri geldiği zaman artık ne bir saat( bir an) geri kalabilirler ne de ileri gidebilirler Yûnus: 49- A'raf &nbsp;34) Bunu da Kur'an'da yok edilen toplulukları haber veren ayetlerden anlıyoruz. +Hazreti Nuh'un çağrısına uymayıp putperestlikte ve inkarda direnen tufan'la yok edilen Nuh kavmi &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Hazreti Hûd'u yalanlayıp kibre kapılan, gaddadarlıkta ileri giden, şiddetli ve dondurucu bir rüzgarla yok edilen Hûd kavmi. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Hazreti Salih'in mucize olarak gönderilen deveyi öldürdükleri için korkunç bir ses, sarsıntı ve yıldırım ile yok edilen Semûd kavmi &nbsp; &nbsp; &nbsp; + Hazreti Lût'un Sodom ve Gomore şehirlerinde yaşayan eşcinsellik ve ahlaksızlıkta ileri gittikleri için şehirleri alt üst olan ve taş yağmuruna tutulan Lût kavmi. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; + Hazreti Şuayb döneminde ölçü ve tartıda hile yapan, ticari sahtekarlık ve zulümü meşguliyet haline getiren, &nbsp;ses ve sarsıntı ile yok edilen Medyen ve Eyke kavmi +Hazreti Musa'ya ve İsrailoğullarına eziyet eden, kibire kapılan ve Kızıldeniz' de boğularak yok olan Firavun kavmi... &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Aziz dostlar! Bir düşünsenize? Nerede Babiller Sümerler, Akadlar ,Asurlar, Fenikeller, Lidyalılar daha da sayılamayacak birçok kavimler. Şunu hatırdan çıkarmamak gerekir ki Dünyanın da bir ömrü vardır Bu ömür'ün son bulmasına da Kıyamet diyoruz. Kıyametin ne zaman kopacağı konusunda o kutlu elçi soru yağmuruna tutulmuştur. Kur'an'da bu şöyle anlatılır ."Sana (son) saatin ne zaman gelip çatacağından soruyorlar. Onun zamanını O'ndan başkası bilemez.( Araf: 187- Nâzi'at 42 -44). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Kıymetli Dostlar! yazımızı burada noktalarken akla şöyle bir soru geliyor .3 veya 4 saatlik bir yolculuğa çıkarken nasıl ki bir hazırlık yapmak gerekiyorsa, ebedî aleme giderken de yapacağımız yolculuk için bir hazırlık yapmamız gerekmez mi ? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Yazımızı burada noktalarken başka bir konuda buluşmak umudu ile. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Sağlıkla kalın.&nbsp;<br />
Esen kalın.&nbsp;<br />
Hoş kalın.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 16:38:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>NELERLE SINANIRIZ TAVRIMIZ NE OLMALIDIR?</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/nelerle-sinaniriz-tavrimiz-ne-olmalidir-2704</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/nelerle-sinaniriz-tavrimiz-ne-olmalidir-2704</guid>
                <description><![CDATA[NELERLE SINANIRIZ TAVRIMIZ NE OLMALIDIR?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>CAN DOSTLAR!&nbsp;</p>

<p>Alemlerin yaratıcısı yüce Rab'bimiz biz kullarına göndermiş olduğu kitabında (Kur'an'da) şöyle buyurur. "Yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de arkasından yedi deniz daha katılarak (mürekkep )olsa yine de Allah'ın sözleri (yazmakla) tükenmez. Şüphesiz ki Allah güçlüdür ,doğru hüküm verendir. (Lokman :27). &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bu ayetten de anlaşılıyor ki Kur'an'da hiçbir şey eksik bırakılmamıştır. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Kıymetli Dostlar! Bugün üzerinde durmak istediğimiz asıl âyet bu değil. Kısacık dünya hayatında nelerle imtihana çekileceğimizi bildiren şu ayet ! "Şüphesiz ki sizi biraz KORKU ve AÇLIK,MALLAR DAN, CANLARDAN VE ÜRÜNLERDEN AZALTMA (fakirlik) ile imtihan edeceğiz. SABREDENLERİ müjdele! Onlar (sabredenler) kendilerine bir musibet geldiği zaman, biz Allah'a aidiz ve biz elbette yalnızca O'na döneceğiz derler. İşte Rab'lerinden salavât (pek çok destek )ve merhamet hep onların üzerinedir. Doğru yolu bulanlar da onlardır (Bakara :155-157) &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Aziz dostlar! Şunu unutmamak gerekir ki peygamberler bile imtihana tabi tutulmuşlardır. Mesela hazreti İbrahim'in ateşe atılması ,oğlu İsmail'i kurban etmekle görevlendirilmesi, kavmi ile yaptığı mücadeleler, onun imtihandır. Hz. Yusuf'un kuyuya atılması ,iftiraya uğraması, senelerce zindanda kalması, Hz Nuh'un ailesi ile ,Hazreti Süleyman'ın tahtı ve saltanatıyla sınanmaları, hep hayatlarının birer parçası olmuştur. Bu sınavlarla ilgili peygamberlerin hayatlarından çok örnekler verilir. Hz peygamberin Fatıma hariç bütün çocukları kendisinden önce ölmüştür. İşte bugünkü yazımızda sırasıyla korkudan, açlıktan, mallardan, canlardan ve ürünlerin azaltılmasından ve bunların sonuçlarından dilimizin döndüğü, kalemimizin yettiği kadar anlatmaya çalışacağız. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Can dostlar! &nbsp; &nbsp; &nbsp;KORKU'lar çeşit çeşittir. Korkular hayatın kalitesini düşüren ,psikolojik kökenli öğrenilmiş veya durumsal tepkilerdir. Mesela maddi durumu çok iyi olduğu halde bir mü'minin, hacca gidersem, zekât verirsem, kurban kesersem fakirleşirim korkusu .Öldüğüm zaman bu mallarım ne olacak, har vurup harman savrulacak korkusu .Kısa bir süre önce yaşamış olduğumuz Malatya ,Maraş, Hatay ve başka illeri de kapsayan ve 53.000 kişinin hayatına mal olan deprem korkusu. Yine yakın bir zamanda atlattığımız Sağlık Bakanlığı verilerine göre 101.000 kişinin hayatını kaybettiği Korona virüs korkusu. Gök gürültüsü /yıldırım (astrofobi )korku su, kapalı alan, tünel ,asansörde kalma korkusu, örümcekten korkma ,kan görme ,iğne olma korkusu .Hatta daha da ileri giderek bugün toplumun büyük kesiminin maruz kaldığı cep telefonundan veya bilgisayarından kısa bir sürede olsa uzak kalma korkusu. Yalnızlık korkusu. Evet bu son bahsettiğim yalnızlık korkusu bazı uluslarda o kadar ileri boyutlara ulaşmış olacak ki İngiltere ve Japonya'da bu yalnızların sorunlarına çözüm bulacak bakanlıklar kurulmuş .Siz de şaşırdınız değil mi? Bu korkulara ilave olarak, ayrıca beğenilememe &nbsp;korkusu, şişmanlama korkusu ,şöhreti kaybetme korkusu, ve daha akla hayale gelmeyen nice korkular.... &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Can dostlar! Gelelim AÇLIK konusuna. İnsanların, hayvanların, bitkilerin hayatlarını devam ettirebilmeleri için bazı besin ve gıdalara ihtiyaçları vardır .İnsan koyunu ,kuzuyu yer et olur , koyun kuzu otu yer but olur misali .Açlık demişken bu duyguyu yaşayanlardan biri de şüphesiz âlemlere rahmet olarak gönderilen o kutlu elçiydi. Kaynaklar onun aç kalmasından dolayı karnına taş bağladığından söz eder. Günümüzde böyle mi ? Bazı insanlar aç kalacağım korkusuyla üstelik tek başına yaşadığı halde buzdolaplarını, dipfrizlerini tıka basa doldurmuyorlar mı? Geleceği önceden tahmin edilen kıtlık, şüphesiz &nbsp;açlığı en aza indirmek için alınacak tedbirleri gerektirir. Bu da akla ister istemez Hazreti Yusuf'un Mısır kralının rüyasını yorumlaması ve alınacak tedbirler manzumesini akla getirir .Neydi o rüya ve yorumu? Birlikte hatırlayalım .Olay özetle şöyle .(Yusuf suresi 43- 48 ayetler) Kral rüyasında yedi şişman ineği yedi zayıf ineğin yediğini ,ayrıca yedi yeşil başak ve yedi kuru başak görür ve yorum ister. Rüya yorumcuları ; &nbsp; "Bunlar karışık rüyalar biz bu rüyaların yorumunu bilemeyiz "derler. Oysa zindandan yeni çıkan ve zindandakilerin rüyalarının yorumlarını yapan bir mahkûmun bu rüyayı Yusuf'un yorumlayacağını söyler .Derken emir üzerine hazreti Yusuf huzura getirilir ve rüyayı şöyle yorumlar. "Yedi yıl âdetiniz boyunca ekin ekeceksiniz. Yiyeceğiniz az bir miktar hariç biçtiklerinizi başağında bırakın. Sonra bunun ardından yedi kurak yıl gelecek. İşte bu yıllar içinde biriktirdiklerinizi yiyip bitireceksiniz" der. Bunun üzerine hazreti Yusuf durumu yönetmek üzere kralın hazinelerinin başına getirilir. Aziz Dostlar! &nbsp; &nbsp; Biraz da ÜRÜNLERİN AZALTILMASI ile ilgili bilgiler vermeye çalışalım. Bu da Kur'an'da yine Kalem suresinde geçer ki olayın failleri Bahçe Sahipleri diye anılır .Şunu hemen baştan belirtelim ki; ürünler de rızkın bir parçasıdır. Bununla ilgili âyetlerden birkaçında aynen şöyle der Rabbimiz! "Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı yalnızca Allah'a ait olmasın (Hûd :6) Başka bir ayette de Allah rızık bakımından kiminizi kiminize üstün (farklı) kılmıştır .Farklı(bol rızık) verilenler rızıklarını ellerinin altındakilere verip de bu konuda kendilerini eşit kılmazlar. Bu ve benzeri ayetlere Kur'an'da çok rastlarız. İşte dinde infak (sadaka, hibe, zekat )vesaire konusu buradan doğmuştur Bu emri yerine &nbsp;getirmeyenlere de bahçe sahiplerinin durumu bir örnek olarak verilir &nbsp; &nbsp; &nbsp;(Kalem suresi :21 32 )Ayetlerde olay kısaca şöyle anlatılır .Fakirleri görüp gözeten ve büyük bir bahçesi olan adamın ölümünden sonra, bahçe oğullarına kalır. Bahçedeki mahsul olgunlaşmış ve toplanma zamanı gelmiştir .Sabah erkenden (fakirler gelmeden) bahçenin ürünlerini toplamaya gidecekleri konusunda karar almışlardır. Oysa onlar uykudayken Rabbimiz o bahçeyi tarumar etmiş bahçe anızı yakılmış toprağa dönmüştür. Sabah erkenden kalkıp bahçeye gittiklerinde, bir de ne görsünler. Bahçe tanınamayacak bir hale gelmiştir. Bahçeyi o halde gördüklerinde; "Acaba biz yanlış bir bahçeye mi geldik "derler. İçlerinde en aklı başında olan kardeşleri "Ben size Rabbinizi tesbih edin dememiş miydim" der. Bunun üzerine onlar "Rabbimizi tesbih ederiz (yüceltiriz) Şüphesiz biz zalimlerden olduk" derler .Ama neye yarar .İş işten geçmiştir artık. İşte böyle Kıymetli Dostlar! Yazımızı burada bitirirken &nbsp;dünya hayatının bir imtihan olduğunu ve bizlerin de bu imtihandaki gayretlerimizin iyi ve kötü sonuçları ile karşılaşacağımızı bilmemizi ifade eden &nbsp;çoğumuzun bildiği Mülk (Tebareke) sûresindeki bir ayetle noktalayalım." O hanginizin daha güzel iş yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır .O mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır". &nbsp; &nbsp; &nbsp;Can dostlar ! Bundan sonraki yazımızda başka bir konuda buluşmak üzere.<br />
Sağlıkla kalın.<br />
Esen kalın .<br />
Hoş kalın.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 17:09:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BENİM  KNİDOSUM (8)</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-8-2703</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-8-2703</guid>
                <description><![CDATA[BENİM  KNİDOSUM (8)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp;1964 yılında Elee(Reşadiye ) ilkokul öğrencileri olarak örtmenlerimiz nezaretinde &nbsp;binbir zahmetle ulaşmaya çalıştığımız Knidos gezimiz devam ediyordu.<br />
Çeşme köyden sonra &nbsp;Yazı Köy İlkokuluna geldik.. Okulda dikkatimi çeken ilk şey..Yol kenarındaki okul kapısının &nbsp;yanlarına iliştirilmiş Aslan heykeli oldu..Knidosta bulunmuş buraya dikilmiş..<br />
&nbsp; Okul örtmeni bizlere Yazı köyü ve Knidos hakkında &nbsp;derma çatma bilgiler verdi..<br />
Yine paldır küldür, &nbsp;tıngır mıngır,açık kamyonet kasasında hoplaya zıplaya &nbsp; tozlu taşlı Knidos yollarına düzüldük..<br />
Yol kenarlarında &nbsp;hayatımızda &nbsp;hiç görmediğimiz sıra sıra &nbsp;cavur daşları &nbsp;,C i n i b i z &nbsp;kalıntıları ile karşılaştık..<br />
Bizans döneminde olacak,Datça yarımadası bir ara &nbsp;Bizanslılar tarafından &nbsp;tıpkı istanbul Galata semti gibi kiraya verildiği için biz Datçalılar her antik kalıntıya,taşa &nbsp;"C i n i b i z den kalma &nbsp;" diyorduk..<br />
Ve 1857-1859 &nbsp;yıllarında &nbsp;Knidos'un altını üstüne getiren &nbsp;Kazı başkanı Sir Charles Newton, &nbsp;Yazı köy &nbsp;taraflarını şöyle anlatıyordu &nbsp;*<br />
"....Bizim kazılarımız durdurulduktan ve &nbsp;toparlanıp paketleme işlerimiz bittikten sonra en uç noktasında Knidos'un bulunduğu &nbsp;Yarımadayı incelemek için birkaç gün sarfettim. Bu gezilerimde bana teğmen Smith eşlk etti.Knidos'un doğusundaki Nekropolisten (Kabristan) geçen Y a z ı - k ö y'üne kadar olan &nbsp;yolu takip ettik."<br />
"....Yazı köyüne yaklaşırken &nbsp;küçük bir derenin eteğinden geçtik......<br />
Sağ tarafta bir toprak setinin ötesinde dik bir tepe vardır.<br />
Tepeye tırmanınca zirvesinde orta çağ'a ait, olduğunu tahmin ettiğimiz &nbsp;köylülerin &nbsp; "A s s a r -K a l e s i " &nbsp;dediği &nbsp;kaba &nbsp;kayalar ve kireçli harçla inşa edilmiş &nbsp; bir kalenin kalıntılarını bulduk.."<br />
".. Bu tepenin zirvesi Rodos adasına kadar uzanan çok güzel bir deniz manzarasına sahiptir..Bu nedenle buraya bu kale inşa edilmiştir ...(Fotoğraftaki kale )<br />
&nbsp; Yazı köyden &nbsp;,güney doğu istikametinde tarihi yolu izleyerek&nbsp;<br />
&nbsp;"Ç e ş m e - k ö y &nbsp;" olarak bilinen köye &nbsp;ulaştık.."<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Hey gidi...<br />
&nbsp; Yaşadığı toprakların &nbsp;tarihi ,doğal ,kültürel zenginliklerine göz kapamış, bu topraklara layık olmayan bizler heyyy..<br />
Merak ediyorum..Merak'ın &nbsp;sonuçlarını bile bile &nbsp;...!<br />
&nbsp; Yazı köy " &nbsp;A s s a r - K a l e "sini kaç Datçada yaşayan fani,&nbsp;<br />
merak edip &nbsp;ziyaret etti &nbsp;A c a b a &nbsp;?<br />
* Kaynak :<br />
History of &nbsp;discoveries at Hali carnasus , C n i d u s &nbsp;ect-1863 &nbsp;-Sir Charles &nbsp;Newton&nbsp;<br />
(sürecek)<br />
23-04-2026 &nbsp;<br />
Y.Ziya Özalp</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 17:08:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ(27)  ÇAYA DÜŞTÜ TUTAMADIM KOLUNU</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri27-caya-dustu-tutamadim-kolunu-2702</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri27-caya-dustu-tutamadim-kolunu-2702</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ(27)  ÇAYA DÜŞTÜ TUTAMADIM KOLUNU]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;(ÜMMÜ’M TÜRKÜSÜ)</p>

<p>Çaya düştü tutamadım kolunu<br />
Irak gitti bilemedim yolunu,<br />
Kadir mevlam kısmet etmiş ölümü</p>

<p>***</p>

<p>Kuruyası çaylar nerelere attın<br />
Ümmü’mü , suna boylu yârimi</p>

<p>***</p>

<p>Su yüzünde yüzüp gider bürgüsü,<br />
On sekizdir sırma saçın örgüsü,<br />
Bu güzellik sana hakkın vergisi,</p>

<p>***</p>

<p>Akmayası çaylar nerelere attın<br />
Ümmü’mü suna boylu yârimi</p>

<p>***</p>

<p>Kadı geldi mahkemeler kuruldu<br />
Konu komşu mahkemelerde yoruldu<br />
İfadeler müstantikten (*)soruldu</p>

<p>***</p>

<p>Kudurası çaylar nerelere attın<br />
Ümmü’mü, suna boylu yârimi</p>

<p>***</p>

<p>Davulcusu kaya gibi dolaşır<br />
Düğüncüsü koyun gibi meleşir<br />
Kara haber köye çabuk ulaşır</p>

<p>***</p>

<p>Körolası çaylar nerelere attın<br />
Ümmü’mü, suna boylu yârimi</p>

<p>Ege bölgesinin birçok ilinde bilinen ve söylenen bir türküdür. Türkünün asıl adı<br />
ÜMMÜM TÜRKÜSÜ”dür.<br />
Muğla ilinde değişik söylentiler vardır;<br />
Öyküsü hemen hemen her ilde aynıdır. Ancak Aydınlılar Menderes nehrinde;<br />
Manisalılar Gediz nehrinde,<br />
Muğlalılar Dalaman çayında bu olayın yaşandığını savunur.<br />
Muğla ilinde Dalaman ve çevre köylerinin sahibi Ümmü’nün babasıdır. Aynı köyden,<br />
Ümmü’lerin yanında çalışan Ahmet adlı bir genç Ümmü7ye aşıktır.<br />
Ümmü’nün güzelliği dillere destandır. Tüm zenginlerin gözü Ümmüdedir. Ancak Onun<br />
gönlü Ahmet’tedir. Ahmet yalvarıp, yakarıp akrabalarını gönderip kızı istetir. Ama kızı çayın<br />
öbür yakasındaki ağanın oğluna verirler.<br />
Gelin alma günü gelip çatar. Gelini alıp çay üstünden, köprüden geçerken, nasıl<br />
olduysa at ürker, gelini (Ümmü’yü) çaya düşürür. Ümmü çayda boğuşurken, bunu gören<br />
Ahmet, geriden gelip, köprüden çaya atlar. Ümmü’yü kurtarmak için çok uğraşır ama<br />
bulamaz.<br />
Ancak, Ümmü’nün babası Ahmet’ten davacı olur. “Kızımı çaya Ahmet itti” der<br />
Mahkemeler kurulur. Ahmet hapse atılır. Mahkemeler süresince hiç konuşmaz.<br />
Mahkemenin penceresinde otururken, yukarıdaki türküyü söyler. Mahkeme kadısının evi<br />
hapishaneye çok yakındır. Türküyü dinleyince Ahmet’in suçsuz olduğuna karar verip, Ahmet’i<br />
bırakır.<br />
Bu öykü Yeşilçam Sineması tarafından filme aktarılır. 2005 yılında da KANAL 7<br />
tarafından Muğla ili sınırları içinde türkü filme alınır.<br />
Türkünün ilk derleyicileri arasında Yusuf Ziya Demircioğlu’nun adı geçmektedir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 17:08:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BU KATİL ÇOCUKLARI NASIL BÜYÜTTÜLER?</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/bu-katil-cocuklari-nasil-buyuttuler-2701</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/bu-katil-cocuklari-nasil-buyuttuler-2701</guid>
                <description><![CDATA[BU KATİL ÇOCUKLARI NASIL BÜYÜTTÜLER?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bazıları, şunları diyor;<br />
Efendim, okulların kapılarına jandarma, polis koyalım.<br />
Ben karşıyım. Hiç evelemeden gevelemeden karşıyım.<br />
Eğer öyle 4-5 silahla gelen birisi, yarın daha otomatik bir silahla, belki bombayla gelir<br />
oraya. Dahası kapıda bekleyen güvenlik görevlisini de etkisiz hale getirir.<br />
Yeni bir şey söylemeyeceğim; Türkiye’nin en önemli noktalarında polis var, jandarma<br />
var. Ondan daha önemlisi artık önemli cihazlar kullanılıyor. X-RAY denilen cihazlar var.<br />
Kameralar var.<br />
Öyle maaşlı insan getirmene de gerek yok. Eskiden olduğu gibi iki nöbetçi öğrenci<br />
koyarsın X-RAY cihazının başına, iki öğrenci de kameraların başına…Dakukası dakikasına<br />
gözlersin.<br />
Bu önlemlerden daha önemlisine geliyorum;<br />
Nitelikli, insancıl, yararlı insan yetiştirmenin yöntemini bulmalıyız.<br />
Öyle uzaklarda aramaya gerek yok.<br />
Sevgili öğretmen arkadaşlarım, isterseniz buna yarından başlayabilirsiniz.<br />
Aşağıda özet olarak vereceğim Mevlana’nın yedi öğüdünü ders olarak verin. Ve hatta<br />
çocuklar bunu ezberlesin. Yetmez daha ileri sınıflarda bu öğütlerden kompozisyon yazsınlar.<br />
Ör: Şefkat ve merhamette güneş gibi ol: Ayrım yapmadan, herkese sıcaklık ve aydınlık<br />
sunma sözünden ne anlıyorsunuz? Bunu çevrenizden örnekler vererek anlatınız…gibi<br />
Bu konuya devam etmek istiyorum.</p>

<p>MEVLANA’NIN YEDİ ÖĞÜDÜ</p>

<p>1-Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol: İhtiyaç sahiplerine el uzatmada ve paylaşmada<br />
sınır tanımama, sürekli ve akıcı olma.</p>

<p>2-Şefkat ve merhamette güneş gibi ol: Ayrım yapmadan, herkese sıcaklık ve aydınlık sunma</p>

<p>3-Başkasının kusurunu örtmede gece gibi ol: insanların ayıplarını gizleme, insanların<br />
hatalarını yaymama ve ayıplamama.</p>

<p>4-Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol: Öfke anında sakinliği koruma, nefse hakim olma ve tepkisiz kalma.</p>

<p>5- Alçak gönüllülükte toprak gibi ol: Kibirden arınma, mütevazı olma ve kendini üstün<br />
görmeme.</p>

<p>6-Hoşgörürlülükte deniz gibi ol: Herkesi olduğu gibi kabul etme, anlayışlı olma ve geniş<br />
yüreklilik gösterme.</p>

<p>7-Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol: Özü sözü bir olma, dürüstlük ve samimiyet</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 17:06:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BUNDAN   ŞUNDAN   ONDAN</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/bundan-sundan-ondan-2700</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/bundan-sundan-ondan-2700</guid>
                <description><![CDATA[BUNDAN   ŞUNDAN   ONDAN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gazetemizin &nbsp; sahibi &nbsp; &nbsp;ve &nbsp;yayın &nbsp;hayatını &nbsp; sürdürebilmesinde &nbsp; her türlü &nbsp; &nbsp;fedakarlıktan &nbsp; kaçınmayan .Sayın &nbsp; Haluk &nbsp;LAÇİN &nbsp;e &nbsp;yapılan &nbsp; menfur &nbsp; saldırı ,ilçemizin &nbsp; &nbsp; gündemine &nbsp; oturdu.Tüm &nbsp;olumsuzluklara &nbsp;rağmen, sakin &nbsp; bir &nbsp; yaşamın &nbsp; sürdüğü &nbsp; &nbsp;ilçemizde ,böyle &nbsp;bir &nbsp; olayın &nbsp; ,nedeni &nbsp;ne &nbsp; olursa &nbsp; olsun &nbsp;hiç &nbsp; yakışmadı.Konuşarak/anlaşarak &nbsp;sorunların &nbsp;ortak &nbsp; çözülebileceği &nbsp;ortadayken, hiç kimsenin &nbsp;kabul &nbsp; etmeyeceği &nbsp;böyle &nbsp;bir &nbsp;tepkinin &nbsp; &nbsp; verilmiş &nbsp; olması &nbsp; kabul &nbsp; &nbsp;edilemez.Olayı &nbsp;lanetleyerek &nbsp; kınıyorum.Kendisine &nbsp; &nbsp;acil &nbsp;şifalar &nbsp;diliyorum.<br />
Aralıklarla &nbsp; sürmekte &nbsp; &nbsp;olan &nbsp; bahar &nbsp; yağmurları ,ağaç &nbsp;mahsullerinin &nbsp;dahada &nbsp; &nbsp;verimli &nbsp; &nbsp;olmasına &nbsp;neden &nbsp; &nbsp;olacak &nbsp; &nbsp;gibi.Başta &nbsp; yerel &nbsp;yönetimimiz &nbsp; &nbsp;olmak &nbsp; üzere,tarımla &nbsp; &nbsp;uğraşan &nbsp;üretici &nbsp; &nbsp;vatandaşlarımıza &nbsp; &nbsp;daha &nbsp;yakın &nbsp; &nbsp;olmalarını &nbsp; bekliyorum.Çarşamba &nbsp; pazarımız &nbsp; iyi &nbsp; olsada, köy &nbsp;minibüslerinin &nbsp;bulunduğu &nbsp; &nbsp;alan &nbsp; çevresinin, küçük &nbsp; bir &nbsp; köylü &nbsp; pazarı &nbsp; &nbsp;olarak &nbsp; düzenlenmesinin &nbsp; bir &nbsp; zorluğu &nbsp; &nbsp;olmasa &nbsp; &nbsp;gerek.Küçük &nbsp;üretim &nbsp; yapanlar &nbsp; &nbsp; içinde &nbsp; bir &nbsp; jest &nbsp; olabilir.<br />
Yaz &nbsp; sezonu &nbsp; &nbsp;geldi &nbsp; &nbsp;gelecek,PTT &nbsp;binası &nbsp; yakınındaki &nbsp; eski &nbsp;hükümet &nbsp;konağından &nbsp;kalan &nbsp; bekçi &nbsp; kulübesinin, yerel hizmetlerle &nbsp; &nbsp;ilgili &nbsp;bir &nbsp; başvuru &nbsp;noktası &nbsp; haline &nbsp; &nbsp; getirilmesi ,kamunun &nbsp; halka &nbsp; yakınlığını &nbsp; &nbsp;artıracaktır. Burasıda &nbsp; metruk &nbsp;halden &nbsp;kurtarılarak ,bir &nbsp; işlevli &nbsp;hale &nbsp; &nbsp;çevrilmesinde &nbsp; ne &nbsp; &nbsp;gibi &nbsp;bir &nbsp; engel &nbsp; &nbsp; vardır &nbsp; &nbsp; acaba. ?<br />
Doğruya &nbsp; doğru, merkez &nbsp; iskele &nbsp;mezarlığının &nbsp;duvarlarının &nbsp;çitle &nbsp; çevrelenmesi &nbsp;iyi &nbsp; olmuş. Düzenlenmesi &nbsp;bitti &nbsp;bitecek &nbsp; &nbsp;gibi &nbsp; &nbsp;görülen &nbsp; eski &nbsp; Datça &nbsp; Mahallemizde ki &nbsp;yeni &nbsp; Mezarlığa, yakınında &nbsp; bulunan &nbsp;eski &nbsp;Datça &nbsp;çeşmesini &nbsp; besleyen &nbsp;su &nbsp;kaynağının &nbsp;bir &nbsp; çeşmeye &nbsp; dönüştürülerek &nbsp; kazanılması &nbsp;, bu &nbsp;mezarlığın &nbsp; &nbsp;su &nbsp;sorununda &nbsp; &nbsp;çözüm &nbsp; olabilir. &nbsp;Bu konuda &nbsp; yol &nbsp; &nbsp;gösterilmesi &nbsp; halinde, konuyu &nbsp;üstlenecek bir &nbsp;DATÇALI &nbsp; BABAYİĞİT &nbsp; İN &nbsp;ismini &nbsp;duyar &nbsp; gibiyim. (ismi &nbsp; tarafımda &nbsp; mahfuz) &nbsp;&nbsp;<br />
Bilhassa &nbsp; yaz &nbsp;mevsiminde &nbsp; KARGI &nbsp; KOYU, çok &nbsp; ziyaret &nbsp; &nbsp;edilen &nbsp; bir &nbsp; alan. Burada &nbsp; bulunan &nbsp; KÜÇÜK &nbsp; ŞAPEL &nbsp;ve &nbsp; &nbsp;çevresi &nbsp; çöplük &nbsp; halinde &nbsp; &nbsp;görüntü &nbsp; vermesi &nbsp; pek &nbsp; hoş &nbsp; değil. &nbsp;Birilerinin kulağına &nbsp; &nbsp;seslenmek &nbsp; &nbsp;istiyorum. &nbsp;Benden &nbsp; &nbsp;söylemesi....!!!!!!!</p>

<p>Kulaklarını &nbsp; &nbsp;çınlatmak &nbsp; istediğim &nbsp;,eski &nbsp;Muhtarımız !!!! &nbsp;zamanında &nbsp;üstünde &nbsp;bayrağımızın &nbsp;dalgalandığı &nbsp; - &nbsp;Datça -Hızırşah &nbsp; kalesi &nbsp;,kimilerinin &nbsp; dikkatini &nbsp; çeker mi &nbsp; bilmem. &nbsp; ??? &nbsp; &nbsp;Sahibi &nbsp;kimdir/kim &nbsp;sorumludur,tescili &nbsp; yapılmış mıdır &nbsp;acaba...????</p>

<p>REŞADİYE &nbsp;MAHALLEMİZDE &nbsp; &nbsp;BİR &nbsp;KENT &nbsp; BELLEK &nbsp;MERKEZİ/ &nbsp;ETNOGRAFYA &nbsp; MÜZESİ, &nbsp;BURASININ &nbsp;BİR &nbsp; ÇEKİŞ &nbsp;MERKEZİ &nbsp; OLMASINA &nbsp;NEDEN &nbsp; &nbsp; OLMAZ MI.?&nbsp;<br />
Eski &nbsp;Datça &nbsp; Mahallemiz, mevcut &nbsp;hali &nbsp; &nbsp;ilede &nbsp; &nbsp;olsa, bir &nbsp; &nbsp;açıkhava &nbsp;müzesi &nbsp; &nbsp;gibi &nbsp; inşallah. &nbsp; Eksiklerinin &nbsp;tamamlanması &nbsp; halinde, &nbsp;dahada &nbsp; &nbsp;güzel &nbsp; &nbsp;olacaktır.</p>

<p>Daha &nbsp; güzel &nbsp;bir &nbsp; &nbsp;Datça &nbsp;için,sağlıcakla..</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 17:02:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İLGİLİ  MAKAMA ,COM</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/ilgili-makama-com-2699</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/ilgili-makama-com-2699</guid>
                <description><![CDATA[İLGİLİ  MAKAMA ,COM]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bu &nbsp;köşeden &nbsp;yıllardır ,ilçem &nbsp; &nbsp; ve &nbsp;sosyal &nbsp;hayatımızla &nbsp; &nbsp;ilgili &nbsp; konularda &nbsp; yazar &nbsp;dururum.Kişilerin &nbsp; &nbsp;özel &nbsp;hayatı &nbsp; &nbsp;ve &nbsp;yaşamlarına &nbsp; &nbsp;dokunmadan &nbsp; &nbsp; ve &nbsp;incitmeden &nbsp; olabilmeyi &nbsp; &nbsp; özen &nbsp; &nbsp;gösteririm. &nbsp; Farkında &nbsp; olmadan &nbsp; ima &nbsp; ederek te &nbsp; &nbsp; &nbsp;olsa &nbsp; bir &nbsp;kusurum &nbsp; &nbsp;olmuşsa &nbsp;affola. Çünkü,bende &nbsp; hata &nbsp; yapma ,yapabilme &nbsp;becerileri &nbsp; &nbsp;olan &nbsp;bir &nbsp; insanım &nbsp; o &nbsp;kadar. Bu &nbsp; ilçede &nbsp; yaşayan &nbsp; biri &nbsp; &nbsp;olarak ,o &nbsp;kadar &nbsp; çok &nbsp;bilmediğin &nbsp;konular &nbsp; &nbsp; ve &nbsp; insanlarla &nbsp; karşılaşıyorum ki, &nbsp; kendim &nbsp;bile &nbsp;,seksenli &nbsp; yıllara &nbsp;merdiven &nbsp;dayamış &nbsp; biri &nbsp; olarak &nbsp; hayret &nbsp; ediyorum. Öğrenmenin &nbsp; yaşı &nbsp;yokmuş,bilmiyorsak &nbsp;bilene &nbsp; sormayı &nbsp;kabullenelim &nbsp; artık.</p>

<p>Gözlemlerimi &nbsp; , &nbsp;çözüm &nbsp;önerilerimi, &nbsp; &nbsp;ilgili &nbsp;makam &nbsp; &nbsp;ve &nbsp;temsilcilerine &nbsp;diyerek &nbsp;diyerek &nbsp; hatırlatmaya &nbsp; devam &nbsp; edeceğim. Pek Çok &nbsp;zaman ,adam &nbsp; sende &nbsp;diyerek &nbsp; unutmak &nbsp; istesemde, o içimdeki &nbsp; ilçe &nbsp; sevgim ,,depreşti veriyor,tut &nbsp;tutabilirsen &nbsp;kerdimi.</p>

<p>-Bir &nbsp;Datça &nbsp; bellek &nbsp; merkezi olabilmesi &nbsp;konusunda &nbsp; (Etnografya /Arkeoloji &nbsp;müzeleri) &nbsp; olması &nbsp;konusunda &nbsp; çaba &nbsp; &nbsp;gösteren &nbsp;kişi &nbsp;ve sivil &nbsp;toplum &nbsp;kuruluşlarına &nbsp; &nbsp;yeterince &nbsp;destek &nbsp; &nbsp; verilmemesi, kişisel &nbsp; çabaların &nbsp; nereye &nbsp;kadar &nbsp;dayanabileceği &nbsp;konusundaki &nbsp;kaygım.</p>

<p>-Merkez &nbsp; Marinasının &nbsp; uzayıp &nbsp; &nbsp;giden ,ne &nbsp; zamana &nbsp;kadar &nbsp; &nbsp;süreceği &nbsp;belli &nbsp; olmayan yapılaşma &nbsp; süreci, &nbsp;yatırım &nbsp; aşamasında &nbsp; kimselerin hesap &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp;vermemesi,<br />
sorulmaması,</p>

<p>-İlçenin &nbsp;altyapısı &nbsp; yenilenip/yapılırken &nbsp; yatırım &nbsp;uygulamalarında olan &nbsp; iletişim &nbsp;koordinasyon &nbsp; eksikliği. Uygulayıcıların &nbsp; inisiyatif &nbsp; kullanmadaki &nbsp; gecikmeler &nbsp; yanında,yetkiyi &nbsp; paylaşma &nbsp; eksikliği,</p>

<p>-Kalkınmayı &nbsp;, yalnızca &nbsp; betonlaşma &nbsp;ile çözülebileceği &nbsp; inancı.<br />
-Gıda &nbsp;ürünlerinin &nbsp; &nbsp; üretilmesi &nbsp;konusunda,kamunun &nbsp; yeterince &nbsp; destek ve &nbsp;bilgilendirme &nbsp;yapmaması-yapamaması,<br />
-İlçe &nbsp; kültür &nbsp; varlıkları &nbsp; &nbsp;konusunda &nbsp; kapsamlı &nbsp; bir &nbsp; envanterin &nbsp; yapılmamış &nbsp; olması,<br />
-Yapılmış &nbsp; olanlarının &nbsp; &nbsp; ise, &nbsp;çok &nbsp;yetersizliği,<br />
-Yarımadanın &nbsp; su &nbsp;konusunda &nbsp; &nbsp;gelecekteki &nbsp; &nbsp;ihtiyaçlarının &nbsp; ne &nbsp;olabileceğinin düşünülmemesi,<br />
-Bilhassa &nbsp; &nbsp;imar &nbsp; &nbsp;ve &nbsp;yapılaşma &nbsp;konusunda ,ilgili &nbsp; kurumların &nbsp;halkı &nbsp; &nbsp;ve yatırımcıları &nbsp; yeterince &nbsp; bilgilendirmeleri &nbsp; bir &nbsp; eksiklik &nbsp;değil mi.?<br />
-Datça'da &nbsp; Badem &nbsp; üretimi-sorunları &nbsp;çözümünde, &nbsp;üreticinin &nbsp;kaderine &nbsp;terk &nbsp;edilmesi &nbsp;reva &nbsp; mıdır.?<br />
-Datça &nbsp; hurması da &nbsp;bir &nbsp; gündem &nbsp;konusu &nbsp; &nbsp;gerekmez mi.?<br />
Tüm &nbsp; bu &nbsp;konular &nbsp; ,ilgili &nbsp;makam &nbsp; &nbsp;ve &nbsp;kurumların &nbsp; radarına &nbsp; girsin bizim &nbsp; sorumluluğumuz &nbsp;desinler &nbsp; artık. &nbsp;&nbsp;<br />
Bizler &nbsp;ilgili &nbsp; makamlara &nbsp; demeye &nbsp;devam &nbsp; edeceğiz.</p>

<p>Sağlıcakla.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 17:07:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HİKMET PINARINDAN DAMLALAR (7)</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/hikmet-pinarindan-damlalar-7-2698</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/hikmet-pinarindan-damlalar-7-2698</guid>
                <description><![CDATA[HİKMET PINARINDAN DAMLALAR (7)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar! Hikmet Pınarından Damlalar başlıklı yazılarımıza bugün son noktayı koyuyoruz inşaAllah. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bazı sözler vardır ki bir kulaktan girer, öbür kulaktan çıkar. Ama eğer söz kalpten çıkmışsa o zaman söz özde kalır. Şurası muhakkak ki ancak öz arınmış ve sükûnete ermiş ise etkili olur. Başka bir ifadeyle hatip ile muhataptaki özlerin temizliği ön plandadır. Hiç şüphesiz, sözlerin en güzeli Rabbimizin katındadır .O sözler ki gönüllerde huzurun yerleşmesine ve orada neş vü &nbsp;nema (büyüme serpilme) bulmasına ve kalıcı olmasına vesile olur. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Sözü fazla uzatmadan hemen öze damlayan Hikmet damlalarını yavaş yavaş yudumlamaya devam edelim. +Ayyaş babanın oğluna; içki zararılıdır, içki haramdır, içki günahtır demesi ne kadar etkili olur ki ? O sözün öze ulaşması için özün kulak kesilmesi gerekmez mi ? Allah'ın farzlarını yerine getirmeyen kişinin de sözü, tıpkı Ağustos güneşinde yapay buz üzerine yazılmış yazı gibidir . &nbsp; +Ey can dostum! Eğer canı gönülden Allahu ekber yani Allah en büyüktür diyorsan ,o zaman en büyüğün sözü de en büyük sözdür. O halde gel o en büyüğün sözüne kulak ver ! Vahye göz kulak kesil de O da senin tutan elin, yürüyen ayağın, gören gözün olsun . &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Beden için hastalık dediğin, zayıflık dediğin şey, ruh için sıhhattir kuvvettir. +Bazen sessizlikler çığlıklardan daha anlamlı olur. Hazreti Ali şöyle der." Mazlumların sessizliği çığlıkların en büyüğüdür ". &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Şunu iyi bilesin ki senin O'nu övmen O'nun seni övmesidir. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+ Canı cana dost eden gerçek dostun şânı ne yücedir. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; +İbrahim gibi dostlar sınıfına kaydını yaptır ki ateş seni yakmasın ! &nbsp; &nbsp; +Toprağa emanet olarak bir tohum verirsen o sana bazen 10 mislini verir. Sen de topraktan değil misin ? Sen neden vermezsin güzel kardeşim! &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Tohum toprakta hayat bulur. Nereden geldiğini, neden yaratıldığını bir düşün ! Tohum toprağı hayat bulmak için nasıl özlerse ,sen de geldiğin yerde hayat bulmak için can at ! Çünkü canlar toprağa kavuştuktan sonra sevgiliye ulaşırlar. +Sen sevgide bir katresin(damla &nbsp; &nbsp; &nbsp;sın &nbsp;) o zaman kendini sevgi deryasına at , başka katrelerle (damlalarla) buluş da ummâna dön! Üstünde dağ gibi gemilerin yüzmesine vesile ol ! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Sevdiğini fani olduğunu düşünerek sev ! Asıl sevgin Bâki olan da yoğunlaşsın! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; + Ey fâni sevdiğini severken sevgi pedalına özenle ve ölçüyle bas! Çünkü o da senin gibi fâni .Ama seni ölçüsüz seven ve senin tarafından da ölçüsüz sevilmeyi isteyen Rab'bini sınırsız bir ölçüyle sev! Hem &nbsp;de öylesine sev ki O sende sen de O'nda sevgi yumağına dönüşün. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+ İlâhi mesajla ilgisi olmayan, Allah'a sırtını dönmüş demektir. Can dostlar! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bu günlük de bu kadar .Haftaya başka bir konuda yine buluşmak ümidiyle .... &nbsp; Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 17:07:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ   ÇAY TÜRKÜSÜ(26)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-cay-turkusu26-2697</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-cay-turkusu26-2697</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ   ÇAY TÜRKÜSÜ(26)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çaya vardım çayladım<br />
Çayda balık avladım<br />
Ben nazlı yâri görünce<br />
Hüngür hüngür ağladım<br />
***<br />
Çaya indim taşı yok<br />
Yüzük buldum kaşı yok<br />
Havada bir guş gördüm<br />
Benim gibi eşi yok.<br />
***<br />
İndim dere beklerim<br />
Vay benim emeklerim<br />
Yalnız yalnız yata yata<br />
Çürüdü kemiklerim<br />
***<br />
İndim dereye durdum<br />
Çifte güvercin hurdum<br />
Şu Yerkesik’e varınca<br />
Kendime uygun yar buldum.<br />
***<br />
İndim dere içlerine<br />
Bilmem nerelerine<br />
Kaytan sinemi sürsem<br />
Gül kokan memelerine<br />
***<br />
Şu dağlar dağladı beni<br />
Görenler ağladı beni<br />
Zincirler kar etmezken<br />
Zülüfleri bağladı beni</p>

<p><br />
Muğla Yerkesik bölgesinden doğduğu sanılan bir türküdür. Yeni köyünden Kör çakır<br />
lakaplı çalgıcı tarafından ilk olarak söylendiği bilinmektedir.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; Türküyü yakanın da o olduğu<br />
söylenmektedir.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Türkünün çıkış yeri Yerkesik olduğu söylenmesine rağmen, Muğlalı yerel tarihçiler buna benzer sözlerle başka türküler de derlemişlerdir, yazmışlardır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 17:06:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ATOM MODELİ KEŞFEDEN KAŞİF (YAZIK OLAN DEĞERLERİMİZ)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/atom-modeli-kesfeden-kasif-yazik-olan-degerlerimiz-2696</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/atom-modeli-kesfeden-kasif-yazik-olan-degerlerimiz-2696</guid>
                <description><![CDATA[ATOM MODELİ KEŞFEDEN KAŞİF (YAZIK OLAN DEĞERLERİMİZ)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk 19 Ocak 1933 günü Bursa’yı ziyaret eder. Orada birçok tesisin durumuna<br />
bakar. Askeri hastaneye de uğrar. Hastalara moral verir. Bu arada başhekim Reşat Bey, bir<br />
kişinin kendisiyle görüşmek istediğini söyler.<br />
Atatürk( o zaman C. Başkanıdır) Hastaneden ayrılmadan önce, yarbaylık rütbesinden<br />
ayrılan Sıtkı Bey ile görüşür. Sıtkı Bey;<br />
-Yeni bir atom modeli keşfettiğini, bu keşfin fizik ve kimya dünyasında ve uygulaması<br />
dolayısıyla fen ve bilim alanında büyük etkiler yapacağını söyledi. Hatta kendisi Fransız fen<br />
dünyasında bir yazı yayınlamış ve büyük ilgi uyandırmıştır. Nobel Fen yarışmalarına girmek<br />
için eserini bastırmak istediğini söylemiştir. Atatürk de, buna yardım sözü verdi.<br />
Bu haber zamanın Cumhuriyet gazetesinde yayınlanır ve basın bununla ilgilenir.<br />
Gözler bir anda bir atom modeli üzerinde buluşu olan ÖMER SITKI IŞIKSAL’a çevrilir.<br />
O güne kadar adı hiç duyulmamış Sıtkı Bey, mühendis kökenli bir askerdir.<br />
Mühendishaneden mezun olduktan sonra devlet bursuyla Almanya’ya eğitim için<br />
gönderilmiş, Tophane fabrikasında müdürlük ve sonraki yıllarında Bursa Işıklar Askeri<br />
Lisesinde fizik-kimya öğretmenliği yapmıştır. Bunun yanında kimya üzerinde birçok tez<br />
geliştirmiştir. Periyodik cetveller gibi…<br />
Atatürk bu bilim insanının buluşlarıyla ilgilenmeleri için 25 Şubat 19933 günü<br />
toplanmalarını ister. Çok değerli bilim insanları bir araya gelirler. Sıtkı Bey’in tezi üç gün<br />
boyunca değerlendirilir. Cumhuriyet gazetesi tüm bilgileri ve haberleri baş sayfadan verir.<br />
Hatta gazetenin 26 Şubat 1933 günkü sayısında, Fransa’dan bir ilim ödülü kazandığı belirtilen<br />
Sıtkı Bey’in;<br />
-Bir kıvılcım ile bir treni yürütmek mümkün olacaktır..”<br />
Demecine yer vermiştir.<br />
Buna rağmen üç süren toplantılardan bir sonuç çıkmaz.<br />
O komisyonda bulunan birçok bilim insanı Sıtkı Bey’in keşfine olumlu yanıt<br />
vermemişlerdir.<br />
Kendisinin buluşuna olumsuz yanıt veren bilim insanlarına Sıtkı Bey şunları söyler;<br />
-Biliyorsunuz ki Einstein’ da dediği zaman birçok karalamaya hedef olmuştu. Şimdi<br />
ise görüyoruz ki o kurama dayanmayan bir olay yoktur….”<br />
Şöyle devam eder;<br />
-<br />
Bununla birlikte devrimiz demir ve ateş devri değil, elektron devridir. Bunun er<br />
geç anlaşılacağına eminim…<br />
Ömer Sıtkı Bey buluşunu anlattığı kitabı 1934’ün ocak ayında “YENİ ATOM<br />
NAZARİYESİ” adıyla yayınlanır. Nobel’e aday olmak için girişimlerde bulunulur.,<br />
hatta “ Atom ve Matematik” ile “Mekanik ve Elektrik “ isminde kitaplar da çıkarır.<br />
1948 ve 1949 yıllarında Nobel komitesi tarafından kitapları ve buluşları dikkate<br />
alınmış, incelenmeye , değerlendirilmeye değer görülmüştür.<br />
5 Mayıs 1949 günü atomla ilgili keşfini anlattığı mektubuna karşılık İsviçre’deki<br />
Federal Politeknik Okulu rektörü Prof. Dr. Fritz Stüssi’den bir mektup almış,<br />
çalışması olumlu karşılanarak matematikçi prof. Dr. Ferdinand Gonseth ile<br />
paylaşılacağı ifade edilmiştir.<br />
Ve Ömer Sıtkı Işıksal’ın sonrası bilinmiyor. Bazı yazarların ulaştıkları ailesi<br />
Einstein’la yazıştığını anlatıyor. Ellerindeki mektupların belgenin incelenmesini<br />
istiyorlar.<br />
Bir yerden başlamak gerekiyor. Nice büyük değerimizi ya küstürüyoruz, ya<br />
unutuyoruz. Dr. Ziya Özel7e yapılanlar daha dün gibi. Dünya kanserle mücadelede<br />
O’nun buluşlarıyla çığır açıyor. Bizler yok sayıyoruz, tü kaka ediyoruz.<br />
Ömer Sıtkı Işıksal Yeniden incelenmeli derim. Hatta Tübitak vb. kuruluşlar<br />
hemen bu işe girişmeli…<br />
Eğer Atatürk 1948-1949 da sağ olsaydı biz bugün tüm dünyanın konuştuğu bir<br />
bilim insanından her yerde söz edecektik.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 17:05:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BENİM  KNİDOSUM (7)</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-7-2695</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-7-2695</guid>
                <description><![CDATA[BENİM  KNİDOSUM (7)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Foto : &nbsp;Datça -Çeşme köy ilkokulu inşaat halinde(1925-1926 yılları)<br />
ve &nbsp;okulun önünde düğün alayı ..</p>

<p>1964 yılında İlkokulda &nbsp;Knidos gezimiz &nbsp;sanki bizi yeni bir dünya ile tanıştırıyor ,ufkumuz açılıyordu..<br />
&nbsp;Palamut bükünde yaşadıklarımız, gördüklerimiz bile bizim için &nbsp;ayrı bir dünya idi..&nbsp;<br />
Düşünsenize &nbsp;neredeyse Datça ,Betçeye yabancıydı..Konuşmalarımız bile farklıydı..<br />
&nbsp; &nbsp;Palamut bükünden sonra Çeşme köyde mola verdik.Çeşme köy ilkokulunu gezdik.. Yeni yeni arkadaşlarla tanıştık..<br />
Hatırlaya bildiğim sadece rahmetli örtmen A s ı m -B o z a l a n ..<br />
Babacığımın yakın dostuydu...<br />
&nbsp;Aklımda kalan.. Asım örtmen bize , Çeşme köy İlkokulunun &nbsp;yapılışının enteresan hikayesini anlatmıştı..Mübadelede Rumlar Datçayı terk edince &nbsp;inşaat yapı ustası kalmamış..İtalyanların elinde bulunan Sömbeki,Rodos adasından Rum taş ustası getirtmek zorunda kalmışlar..Adamlar bazı nedenlerle &nbsp;inşaatı yarım bırakıp, ve Palamut bükünde bir Türkün kayığına atlayıp kaçmışlar..<br />
İşin ilginç yanı.. Kaçırdıkları kayığı geri göndermeleri olmuş..Dürüst adamlarmış..v.s.v.s.. &nbsp;Konu &nbsp;ilginç olduğu için aklımda kalmış.<br />
Bu anlattıklarımı &nbsp;Cumhuriyetin ilk yıllarının koşullarında değerlendirmek lazım..Düşünün ki &nbsp;o yıllarda Cumalı-Çeşme köy Marmaris'in &nbsp;en uzak Nahiyesi..<br />
Datça yarımadası o yıllarda iki Nahiyeye bölünmüş.. Betçe tarafı S ü l e y m a n i y e -N a h i y e s i - Datça tarafı R e ş a d i y e -N a h i y e s i .. ,Henüz emekleme döneminde bebek olan Cumhuriyetin eğitime verdiği önem &nbsp;inanılmaz...<br />
Çeşme köyü şöyle bir dolaştırdı bize örtmenlerimiz..Eski Nahiye binası &nbsp;dikkatimizi çekti. Kapısında Osmanlıca yazıt vardı.. ve halen durmaktadır...<br />
Düşünün ..Datça yarımadasının &nbsp;üzerinde iki küçük Nahiye arasında bile derin uçurumlar vardı..<br />
Ulaşım, iletişim zordu..Halk birbirini neredeyse tanımıyordu..Köyüne gelen herkes Y a b a n c ı y d ı .. Her köy kendi kabuğuna çekilmiş, kendi yağıyla tuzuyla kavruluyordu..<br />
Sonradan öğreniyoruz ki..<br />
Anadolu da &nbsp;aynı durumdaydı..<br />
Osmanlı , Ankara savaşında &nbsp;Timur'u tutan &nbsp;Anadolu halkını fena cezalandırmış &nbsp;,ağırlığı Rumeliye vermişti..<br />
Datçanın bağlı olduğu Menteşe beyliği de Timur tarafındaydı..<br />
Bu da benim &nbsp;kişisel görüşümdür..Ve gerçek payı vardır..<br />
Yakup Kadri &nbsp;Karaosmanoğlu "Y a b a n " &nbsp;adlı romanında karanlıklara gömülmüş ,yalnızlaştırılmış &nbsp;Anadolu insanını &nbsp;biraz da bu açıdan anlatmıştır..(sürecek)</p>

<p>18-04-2026 &nbsp;<br />
Y.Ziya Özalp<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 17:04:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ADIM.. ADIM.. DATÇA..</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/adim-adim-datca-2694</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/adim-adim-datca-2694</guid>
                <description><![CDATA[ADIM.. ADIM.. DATÇA..]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Foto &nbsp;; Bir elimde N a r t e k s 'in kurusu ,öbür elimde yaşı&nbsp;<br />
Biz Datçalılar,ateşi insanlığa hediye eden mitolojik bitki N a r t e k s 'e ..<br />
&nbsp; G a b u ş &nbsp;veya k a m ı ş &nbsp; deriz..Çocuklar bunlardan &nbsp;yel &nbsp;değirmeni &nbsp; yapar ,rüzgarda döndürürler..<br />
Yaşlılar da &nbsp;hafif olan sağlam sapı &nbsp;sopa -baston olarak kullanır, veya hayvan veya insanın ayağı &nbsp; kırıldığı zaman bunun sapı kırık yere karşılıklı sarılır,bağlanır,destek olarak &nbsp;kullanılırdı..<br />
&nbsp; &nbsp;Nisan-mayıs aylarında sarı sarı çiçekler açan bu &nbsp;.bitkinin mitoojik öyküsü oldukça &nbsp;derindir..<br />
Mitolojik kahraman P r o m e t h e u s &nbsp;,insanların en büyük yardımcısıdır..Ateşi Tanrılardan çalarak &nbsp;insanlığın hizmetine sunmak için kullandığı &nbsp;bitki işte bizim G e b u ş -ç a k ş u r &nbsp;dediğimiz bu bitkidir..<br />
Prometheus bir kurban töreninde &nbsp;bir sığırı ikiye böler ve &nbsp;etli tarafını insanlara &nbsp;,kemikli tarafını tanrılara verir..Bunun farkına varan &nbsp;Tanrılar tanrısı Zeus &nbsp;insanları lanetler ve ateşi onlardan alır.Kullanmalarını yasaklar..İnsanlar &nbsp;eti pişiremezler..<br />
Prometheus &nbsp;gizlice &nbsp;demirci &nbsp;H e p h a i s t o s &nbsp;dükkanına girer, elindeki narteks dalının &nbsp;içindeki süngerimsi tabakayı ateşle tutuşturur..Ateşi bu yolla tekrar insanlığa hediye eder..<br />
Tanrı D i o n y s o s 'a adanmış törenlerde kadınların ellerinde taşıdıkları bitki de &nbsp;N a r t e k s 'dir.<br />
Datçamızın &nbsp;her nedense &nbsp;eski yerleşim yerlerinde &nbsp;çokça &nbsp;yetişen ve zirveye erişen bu &nbsp;mitolojik bitki &nbsp;ne yazık ki..<br />
Gün be gün ,yıl &nbsp;be yıl &nbsp;azalmakta ,nesli &nbsp;tehlike altında kalmaktadır..<br />
Lütfen yaşatalım..</p>

<p>20-04-2026&nbsp;<br />
Y.Ziya Özalp</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 16:39:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ..</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/gecmis-zaman-olur-ki-2693</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/gecmis-zaman-olur-ki-2693</guid>
                <description><![CDATA[GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ..]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dedem-Annennem.-1970.li yıllar<br />
Dedem &nbsp;(Annemin babası ) &nbsp;Ömer Bircan &nbsp;<br />
Datçanın &nbsp;ilk Belediye Zabıta memuruydu.</p>

<p>İstiklal savaşına &nbsp;bahriyeli olarak katılmış<br />
Düşmanın İzmir'de denize dökülüşüne bizzat şahit olmuştu..<br />
İstiklal madalyasını &nbsp;bayramlarda seyranlarda &nbsp;<br />
gururla göğsünde taşırdı.</p>

<p>Otoriter, sert mizaçlı ağır,vakur biriydi..<br />
Savaş anılarını pek anlatmaz..</p>

<p>Yaşlılık yıllarında biz torunlarının &nbsp;ısrarlı &nbsp;sorularına dayanamaz.<br />
"... Yunan denize dökülürken İzmirde &nbsp;gemimizdeydik..<br />
deniz kan kokuyordu &nbsp;..İngiliz gemileri alargada bekliyordu .." diye söze başlar..Atatürk'ü &nbsp;kordonda tesadüfen nasıl gördüğünü ballandıra ballandıra &nbsp;anlatırdı..<br />
Ninem Muzaffer &nbsp;Batırlıydı (Hızırşah köyü ) &nbsp;<br />
1928 &nbsp;yılında yeni alfabeye nasıl geçtiklerini anlatırdı..İlkokul diploması &nbsp;Datçada ilk Latin harflerle yazılı diploma olup..</p>

<p>Teyzem Saniye Reşadiyedeki &nbsp;Etnografya müzesine çevirdiği evinde bu diplomayı duvara asmış, &nbsp;itina ile saklamaktadır. .</p>

<p>Nineciğim Muzaffer hanım her eski Batırlı gibi manilerle konuşur, Her güncel olayda akla hayale gelmedik maniler uydururdu..Şen-Şakrak &nbsp;,neşeli insandı..<br />
Yüz yıla yakın yaşadı...<br />
Minnet,hürmet, hasret<br />
&nbsp;ve rahmetle anıyorum her ikisini de..</p>

<p>17-04-2026 &nbsp;<br />
Y.Ziya Özalp</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 16:39:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BENİM  KNİDOSUM (6)</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-6-2692</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-6-2692</guid>
                <description><![CDATA[BENİM  KNİDOSUM (6)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Foto ; Knidos'un uzantısı Kumyer &nbsp;Kalesi&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;1964 &nbsp;yılında ilkokul &nbsp;öğrencileri &nbsp;olarak başladığımız &nbsp;Knidos gezisi macerası &nbsp; Palamut bükünde &nbsp;renklenmişti..<br />
Köy Enstitüsü mezunu &nbsp;Betçeli &nbsp;örtmenlerimiz rahmetli Hüseyin Yavuz ve Mustafa &nbsp;Özer'in elinde &nbsp;1937-1938 yıllarında yazılmış &nbsp;"Muğla tarihi " diye bir kitap vardı..Eleee(Reşadiye) İlkokulumuzun demirbaş kitabı olduğu için bu kitabı arada sırada biz çocuklar da karıştırırdık..Özellikle Datçamıza ait bölümü ilgimizi çekerdi.<br />
&nbsp; Örtmenlerimiz &nbsp;bu kitaptan sırası geldikçe pasajlar okuyorlar &nbsp;ve Palamut bükü taraflarından &nbsp;görünen bir tepecik üzerinde "Kumyer Kalesi "olduğunu söylüyorlardı..<br />
Sanıyorum &nbsp;örtmenlerimiz &nbsp;bizlere &nbsp;tarih bilinci aşılamak istiyorlardı.<br />
Ve bu aşı bende çok iyi tutacak.İlerde Datça tarihi hastası olacaktım..&nbsp;<br />
Allahın bildiğini kuldan neden saklayayım.!<br />
Bu aşı &nbsp;öyle bir tutacaktı ki..<br />
&nbsp;Gençlik .yıllarımda (1970.ler) "Definecilik" macerasına kadar sürüklenecek..Cinsellik yoluyla atamadığımız enerjimizi &nbsp;kazma kürek &nbsp;saplarına &nbsp;aktaracaktık..<br />
Ve de..<br />
Yıllar sonra yaptığım araştırmalarda ,kayıt belge &nbsp;karıştırmalarda ;<br />
Çeşme köy-Sındı köy- &nbsp;Palamut bükü üçgeni taraflarında &nbsp;Knidos'tan da eski olması muhtemel "T r i o p i o n " adında hala esrarını koruyan bir &nbsp;medeniyetin varlığından haberdar olacaktım.<br />
1857-1859 &nbsp;yılları arasında padişah &nbsp;izniyle Merkez Knidos 'un altını üstüne getiren &nbsp;İngiliz &nbsp;Sir Charles Newton 1863 &nbsp;yılında kaleme aldığı anılarında * &nbsp;Datçamızın bu taraflarından şöyle söz edecekti..<br />
"....Y a z ı -k ö y den,güney doğu istikametindeki &nbsp;Ç e ş m e -k ö y'e gittik.Çeşme köy'ün doğusunda tarihi bir yolu takip ettik. yol üzerinde tarihi bir köprünün &nbsp;kalıntılarına &nbsp; rastladık...<br />
&nbsp;"...Orta boydaki &nbsp;mavi kireçtaşı &nbsp;bloklardan inşa edilen bu köprü kesinlikle &nbsp;H e l e n i s t i k &nbsp; döneme aittir..<br />
&nbsp; &nbsp; Bu köprü kayalık bir tepe üzerindeki &nbsp;,Rodos ve &nbsp;Symi(Sömbeki) &nbsp;adalarına &nbsp;bakan &nbsp;K o u m y a (Kumyer) kalesi tarafından &nbsp;korunmaktadır.Bu kalenin çokgen bloklardan oluşan duvar işçiliği mükemmeldir..Kapısı hala ayaktadır.(Foto ) &nbsp;"<br />
"...Bu kalenin güneyinde .P a l a m u t &nbsp;ve B a d e m &nbsp;ağaçları ile &nbsp;bezeli &nbsp;verimli bir vadi &nbsp; denize kadar uzanır. (Palamut bükü )<br />
Bak şimdi...<br />
Çocukluğumuzun Knidos'unu anlatacağız derken &nbsp;laf lafı açtı..Konuyu nerelere getirdik..<br />
Datçada zaman sınırsız..Knidos'ta sınırsız..Anlatacak daha çok ama çok şey var. Başımızı soktuk bir kere.<br />
Bakalım işin içinden nasıl çıkacağız &nbsp;...?<br />
*Kaynak &nbsp; ;&nbsp;<br />
History &nbsp;of &nbsp;discoveries at Halicarnasus ,K n i d u s &nbsp; ect.<br />
-Sir &nbsp;Charles &nbsp;Newton-<br />
(sürecek )</p>

<p>15-04-2026 &nbsp;Y.Ziya Özalp</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 16:38:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ  ÇATAL ÇAM(25)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-catal-cam25-2691</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-catal-cam25-2691</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ  ÇATAL ÇAM(25)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><br />
Çatal çama aman aman<br />
Gurşun attım geçmedi<br />
Nazlı da yâre aman<br />
Ağılar verdim içmedi<br />
(Rakılar verdim içmedi)</p>

<p>***</p>

<p>Çok söyledim aman aman<br />
Geçmedi sözüm geçmedi<br />
Gıymetini aman aman<br />
Bilene de düşmedi.</p>

<p>***</p>

<p>Ay garanlık aman aman<br />
Geceden mi çıktın yollara<br />
Yarim deye aman aman<br />
Sarılı mı vedin ellere</p>

<p>***</p>

<p>Ay doğmadan aman aman<br />
Şavkı da vurdu dallara<br />
Ay doğmadan aman aman<br />
Geceden mi çıktın yollara<br />
Gün mü doğmuş aman aman<br />
Garibimin de başına<br />
Yeni de girivemiş aman<br />
On üç on dört yaşına.</p>

<p>***</p>

<p>Bir tepeden aman aman<br />
Atıldım aman atıldım<br />
Atıldım da aman aman<br />
Alaylara da gatıldım.</p>

<p>***</p>

<p>Bir gemim var aman aman<br />
Saldım da aman engine<br />
Şimdi rağbet aman aman<br />
Bir güzel bir de zengine</p>

<p>***</p>

<p>Bir tepeden aman aman<br />
Öbür tepeye ün olur<br />
Adam sevdiğine aman<br />
Yanar yanar da kül olur.</p>

<p><br />
Bodrum yöresine özgü bir türküdür. Doğuşuyla ilgili bir hikaye ve bilgi yoktur.<br />
Manilerden üretildiği ve belli söyleyiş kalıplarının kullanıldığı görülür. Bazı kaynaklarda başka<br />
söyleyiş tarzı olsa da, özgün sözleri ve söyleniş tarzı budur. Türkü sözcük sayısı bakımından<br />
destan türüne uygundur.</p>

<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Araştırmacı yazar ve müzisyen (cümbüşçü) Mehmet Uslu tarafından derlenip kayıt<br />
altına alınarak folklorumuza kazandırılmıştır.</p>

<p>&nbsp; &nbsp; Yeri gelmişken yazalım. Muğla yöresi türküleri denince, derleyici Uslu’nun böyle<br />
onlarca eseri vardır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 16:37:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YUMURTA SEVENLER BU YAZIYA BAYILACAK!</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/yumurta-sevenler-bu-yaziya-bayilacak-2690</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/yumurta-sevenler-bu-yaziya-bayilacak-2690</guid>
                <description><![CDATA[YUMURTA SEVENLER BU YAZIYA BAYILACAK!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yumurta denince benim aklıma, çocukluğum ve gençliğim gelir. Bir de Çarşamba’nın o<br />
seyyar dört tekerlekli satış arabaları.<br />
Tam zamanıdır. İşte bugünlerde başlardı. Ta Hıdrelleze kadar sürerdi.<br />
O arabaların üzeri boydan boya kıpkırmızı boyalı yumurtalarla doluydu. Arabaların<br />
geçtiği yerlerde sokakta, caddede, bir kısım esnaf da dükkanından çıkar, bu festivale katılırdı.<br />
Bizim yumurta boyama için boyamız yoktu. Baca kurumu ya da soğan kabuğu ile<br />
kaynatırdık yumurtayı. Ben hala haşlarken soğan kabuğu koyarım. Bu hem lezzet veriyor,<br />
hem de kolay soyulmasını sağlıyor.<br />
Ne festivale mi? Yumurta tokuşturma( dövüştürme)&nbsp;<br />
En dövüşken yumurtayı seçen<br />
kazanırdı. Yani yumurtası kırılan yumurtayı verirdi.<br />
En dövüşken yumurta bir iki, üç kırar, sonra birden kırılırdı. Şimdiki aklımla anlıyorum<br />
ki, ondan daha kuvvetlisi değil, ondan daha dinlenmiş olanı yenerdi yumurtayı…<br />
Yumurtayı her türlü severim; katı, az haşlanmış, yağda pişirilmiş, ıspanakla, pazıyla,<br />
çökelekle, peynirle, sucukla, pastırmayla ve hatta birçok sebzede(özellikle taze baklada) ,<br />
şehriye çorbasında bile…Soğan mıhlamasında, yumurtalı ıspanakta, hamur işlerinde, daha<br />
onlarca yemekte, tabii ki menemende de severim yumurtayı.<br />
Yaşımız bir noktaya gelince, okuyoruz, araştırıyoruz ..Bizi yıllarca korkuttuklarıyla<br />
kalmışız.<br />
Oysa yumurta beslenmemizde olmazsa olmazmış. Haydi gelin birlikte okuyalım;<br />
Bilim insanı Caroline Farrell’den aldığım bilgileri sizinle paylaşmak istiyorum;</p>

<p>-Yumurtada, 78 kalori, 5,4 gr yağ, 7,5 protein, Karbon hidrat hiç yok</p>

<p>-Yetişkin bir erkek için günlük protein 55 gr</p>

<p>-Yetişkin bir kadın için günlük protein 45 gr.</p>

<p>-Yumurtada 9 temel amino asit bulunurmuş,</p>

<p>-B vitamini, A ve D vitamini, ayrıca Kolin açısından zengin bir besindir.</p>

<p>-Vejetaryenler için sebzelerden daha etkilidir.</p>

<p>-Günde 1-2 yumurta sağlıklıdır.</p>

<p>-Yumurta eğer yağda pişirilecekse, mutlaka tereyağında pişirilmelidir.&nbsp;<br />
Zeytinyağına<br />
göre daha az kalori içerir.</p>

<p>-Yumurtanızı minimum yağ veya sağlıklı yağlarla (tereyağı, Z.yağı) pişirirseniz,<br />
neredeyse her yönden sağlıklı kabul edilebilir.</p>

<p>-Çırpılmış ve kısık ateşte pişirmek sağlıkladır.</p>

<p>-Ayrıca yumurtanın sarısı mutlaka tüketilmelidir.</p>

<p>PEKİ HANGİ YUMURTA!?</p>

<p>Piyasada değişik türlerde yumurta satılmaktadır. Halkımız ucuz diye kolilerde yumurta<br />
alıyor. Ancak ben size bazı ipuçları vereceğim;</p>

<p>Yumurtaların üzerinde barkod numaraları vardır. Bunları daha önce yazmıştım.<br />
Siz yumurta üzerinde bulunan (0) sıfır ile başlayan yumurtayı alın. Bu yumurta<br />
organiktir. Bununla yetinmeyin. Üzerine , içindekileri, organik sertifikasını veren firmayı,<br />
telefonlarını , adresini okuyun. Ben organik yumurta arıyorum. Piyasada yeteri kadar var.<br />
Bana şunu soranlar da çıkıyor;</p>

<p>-Organik diye sertifika verenlere ne kadar güveniyorsun?<br />
Burada da haklısınız. Ben de sertifikayı verenlere bakıyorum.&nbsp;<br />
Özellikle yurt dışından<br />
verenlere daha güvenli buluyorum. Bakıyorum, sadece Türkiye’de değil, dünyanın birçok<br />
yerinde bu işi yapıyorlar. Sizde yumurta paketlerini inceleyin. İnanın farkı göreceksiniz.<br />
Diyeceksiniz ki niye?</p>

<p>Organik yumurtalar, gezen tavuk yumurtasıdır, zenginleştirilmiş yemlerle beslenmiş<br />
tavuk yumurtasıdır, tavuklara antibiyotik verilmemektedir.</p>

<p>Yarın sabah kahvaltınızda yumurtayı unutmayın! (18.04.2026)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 16:37:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HİKMET PINARINDAN DAMLALAR (6)</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/hikmet-pinarindan-damlalar-6-2689</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/hikmet-pinarindan-damlalar-6-2689</guid>
                <description><![CDATA[HİKMET PINARINDAN DAMLALAR (6)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar !Bugün de yine sizlerle beraber olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Bu beraberlik ne kadar sürer bilemem. Sesimiz, nefesimiz bir yere kadar. Vakit ,vade gelince ruh bedene hoşça kal der biliyorsunuz . O &nbsp;nefes ki sınırlıdır , sayılıdır. Hiçbir can bu alemde ebedî değildir ve her nefis( can), ayet gereği ölümü tadar. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Kimse bilemez ölüm, ne kadar uzak yakın &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Sade O'na kulluk et öylece tavır takın. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Önemli olan şu ! Kubbede hoş bir sadâ bırakmak, faydalı amellerle (işlerle )anılmak. Yoksa gerisi boş. Haydi öyleyse bugün de Gönül Kâsemizde kaç damla var birlikte bakalım. &nbsp; &nbsp; &nbsp; +İbrahim gibi bakarsan muhakkak O'nu bulursun. Yeter ki İbrahim gibi bakmayı bil! En'âm sûresi 76.78'i düşün. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; +İyi düşün! O sana uzak değildir hem de çok yakın. O'na uzak olan asıl sensin . Kâf 16. ayeti hatırla! +Sayısız derdim var diye üzülme! Çektiğin dertler Eyyûb'un derdinden Yusuf'un zindan hayatından daha mı kötü ? En güzel şekilde sabret ! Belki sen de Eyyûb gibi Yusuf gibi sevilenlerdensin. Asr sûresini hatırla! &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Nefsimizin bize neler fısıldadığını bilen Rab'be dua için halimiz yetmez mi ? O zaman halimiz duamız olsun! &nbsp; &nbsp; +Pis yerlerden geçen her şeyi pis zannetme ! unutma ki süt, dışkıyla kan arasından geçer Nahl 66. ayeti hatırla! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Bilirsin ki deri köpek dışkısı ile terbiye edilir (temizlenir) O halde sakın debbağı da(deri temizleyicisi) pisler sınıfına katma ! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Kalpten yansıyan söze dökülür. Kalp menbaı temizse ve söz de kalpten çıkmışsa O söz kulakta kalmaz öze akar. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; +Her içtiğini bal şerbeti diye bekleme! Bazen de zakkum çıkar. Daha önce içtiğin şerbetleri düşün ve şükret! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Taze ot koyuna süt, kuzuya but olur .Sen de rahmet çayırına gir ki hikmet ol bereket ol ! &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Tevbe tohumuna göz yaşların cansuyu olsun ki, rahmet ağacı dal,budak versin. &nbsp; &nbsp; &nbsp; + Allah sevgisi kalbe yerleşmişse namazda istikbali kıbleye(kıbleye dönmeye) gerek var mı ? O'nun Arzının her köşesi kıble olur. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; +Testinin dışına baktığında içinde su olup olmadığını anlarsın. Ârif'in testisinden sızan hikmettir. O hikmetten istifade et! Zira onda çok hayır vardır. &nbsp; &nbsp; Bakara 269. ayeti hatırla! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Can Dostlar! Bugünlük de bu kadar. Bundan sonraki "Hikmet Pınarından Damlalar (7) yazımızda buluşmak üzere.&nbsp;</p>

<p>Sağlıkla kalın.&nbsp;<br />
Esen kalın.&nbsp;<br />
Hoş kalın</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 16:36:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GÜNCEL  KONULAR</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/guncel-konular-2688</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/guncel-konular-2688</guid>
                <description><![CDATA[GÜNCEL  KONULAR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son &nbsp; &nbsp;günlerde ,her &nbsp;mahallemizden &nbsp; bir &nbsp;tanıdık &nbsp; &nbsp;veya &nbsp;,yakın &nbsp; &nbsp;sevdiğimiz &nbsp; bir &nbsp;dostumun &nbsp; &nbsp;vefat &nbsp;haberini &nbsp; &nbsp;alıyorum.Zamanlı &nbsp; &nbsp; veya &nbsp; kimilerine &nbsp; &nbsp;göre &nbsp; zamansız &nbsp; olarak &nbsp; tanımlanan &nbsp;bu &nbsp; &nbsp;ölüm &nbsp; &nbsp;vakaları herkesi &nbsp; üzsede, bu &nbsp;hayatın &nbsp; &nbsp;bir &nbsp; &nbsp;gerçeği. &nbsp; &nbsp;Bizlere &nbsp; ne &nbsp; zaman &nbsp; &nbsp; geleceğini &nbsp; bilmediğimiz &nbsp;bu &nbsp; gerçekle &nbsp; birgün &nbsp;bizde &nbsp;her &nbsp; canlı &nbsp; &nbsp;gibi &nbsp;tanışacağız. &nbsp;Birkaç &nbsp; gün &nbsp; öncede ,sevgili &nbsp;Doktor &nbsp; Ağabeyimiz &nbsp; Rahmetli &nbsp; Turgut &nbsp; DÜNDAR'ın &nbsp; &nbsp;oğlu &nbsp; emaneti &nbsp; İlhan &nbsp; DÜNDAR da &nbsp; &nbsp; bu &nbsp; dünyadan &nbsp; &nbsp;göçüp &nbsp; gitti. Uzunca &nbsp; bir &nbsp; süredir &nbsp;tedavi &nbsp; &nbsp;gördüğü &nbsp; İzmir'de,bu &nbsp; dünyada &nbsp; yaşam &nbsp; nöbetini &nbsp; &nbsp;tamamlayıp &nbsp; &nbsp;gitti. Hani &nbsp;derler ya, &nbsp;nevi &nbsp; şahsına &nbsp; özel &nbsp;bir &nbsp;hayat &nbsp; &nbsp;felsefesi &nbsp; &nbsp;olan &nbsp; &nbsp;rahmetli &nbsp; &nbsp;ile &nbsp; ,son &nbsp;haftalara &nbsp;kadar &nbsp; &nbsp; ilişkimi &nbsp; sürdürebilen &nbsp; şanslı &nbsp;kişilerden &nbsp;biri &nbsp; &nbsp;idim.<br />
Zamanının &nbsp; &nbsp;azaldığının &nbsp;farkında &nbsp; &nbsp;olsa &nbsp;bile,yarınlarımızın &nbsp; Datçası &nbsp; &nbsp;için &nbsp;hep &nbsp;hayal &nbsp;kurduk. &nbsp;İnşallah &nbsp; ortak &nbsp; hayallerimizin &nbsp; birkaçını &nbsp;gerçekleştirebilme &nbsp; şansını &nbsp; yakalarım.Sevenlerine &nbsp; sabırlar &nbsp;kendisine &nbsp; &nbsp;Allahtan &nbsp; Rahmetler &nbsp;dilerim,İLHAN &nbsp; &nbsp;EFE. &nbsp;KARDEŞİMİZ,<br />
Bahardan &nbsp; yaz &nbsp; mevsimine &nbsp; &nbsp; geçiş &nbsp; &nbsp;günlerini &nbsp; yaşıyoruz. Son &nbsp;yıllara &nbsp; &nbsp; göre &nbsp;yağışlı &nbsp;bir &nbsp;kış mevsimine &nbsp; &nbsp; veda &nbsp; &nbsp;ediyoruz. Ama &nbsp; hala &nbsp;o &nbsp; eski &nbsp;derelerin &nbsp;coşkulu &nbsp; su &nbsp; sesini &nbsp; &nbsp;göremiyorum. İlçe &nbsp; bütününde &nbsp; yürütülmekte &nbsp; olan &nbsp;ASFALT &nbsp; kaplama &nbsp; &nbsp;çalışmaları &nbsp;,yüzeysel &nbsp; &nbsp;görüntülü &nbsp;olarak &nbsp; &nbsp;güzelce &nbsp; &nbsp;görünsede,alt &nbsp;yapıların &nbsp;tamamlanmamış &nbsp;olması &nbsp;nedeni &nbsp; &nbsp;ile, &nbsp;sorunlar yaratacak &nbsp; &nbsp;gibi. Yağmur &nbsp; sularının &nbsp; toprak &nbsp; altına &nbsp; ulaşmasına &nbsp; &nbsp;engel &nbsp; olduğu &nbsp; &nbsp;gibi,yaz &nbsp; mevsiminde &nbsp;sıcaklığın &nbsp; artmasına &nbsp; neden &nbsp; olmaz mı.? &nbsp;Eğim/logar &nbsp; &nbsp;ve alt &nbsp; zeminin &nbsp; yeterince sıkıştırılmadan &nbsp; yapılması &nbsp; halinde, &nbsp;ağır &nbsp; inşaat &nbsp; araçlarının &nbsp;yapabileceği &nbsp; tahribatı &nbsp; inşallah &nbsp; &nbsp;görmeyiz. &nbsp;Ayrıca &nbsp; doğal &nbsp;dereler &nbsp; &nbsp;ve &nbsp;şarampol lerin &nbsp; durumu &nbsp; ortadayken.! &nbsp;<br />
Defalarca &nbsp;ilgili &nbsp;makamların &nbsp; dikkatlerine &nbsp;diyerek,Hızırşah Daki &nbsp;Kültür &nbsp;Evi/Kilisenin &nbsp; onarımı-restorasyonu &nbsp;yağmurların &nbsp; kesilmesi &nbsp; &nbsp;ile &nbsp; inşallah &nbsp; yapılır. İçerdeki &nbsp; kalkan &nbsp; sıvalar &nbsp; &nbsp;,güzel &nbsp; &nbsp;bir &nbsp; görüntü &nbsp;değil.<br />
Babayanı &nbsp; Köprüsü &nbsp; ve yanındaki &nbsp; çoban &nbsp; &nbsp;çeşmelerinin &nbsp; üzerine &nbsp; &nbsp;dökülen &nbsp; inşaat &nbsp; atıkları &nbsp;,dikkatlice &nbsp; kaldırılması &nbsp; halinde, &nbsp;küçük &nbsp; bir &nbsp;PARK &nbsp; halinde &nbsp; düzenlenebilir &nbsp; &nbsp;ve &nbsp;burasıda &nbsp; &nbsp;mezbelelik &nbsp;halinden &nbsp; kurtulur. &nbsp; Buna &nbsp;Kargı &nbsp;mevkiindeki &nbsp;ŞAPEL &nbsp; ve &nbsp;çevresini &nbsp; &nbsp; ekleyebiliriz.Buranında &nbsp; yakınındaki &nbsp;hurdalık,hiç &nbsp; güzel &nbsp;bir &nbsp; görüntü &nbsp; &nbsp;vermiyor.<br />
Hızırşah &nbsp;mahallemizde bulunan &nbsp; biri &nbsp; &nbsp;kırık &nbsp; iki &nbsp; &nbsp;LAHİT ,tekrar &nbsp; ÇÖP &nbsp;konteyneri &nbsp;olma &nbsp;yolunda. &nbsp;Defalarca &nbsp; bu &nbsp; iki &nbsp; lahtin &nbsp; bakım/onarımının &nbsp; yapılarak &nbsp; &nbsp;uygun &nbsp; bir &nbsp;mekanda &nbsp;sergilenmesi &nbsp; &nbsp;önerimizi &nbsp; duyan &nbsp; &nbsp;YOK.<br />
Bazılarımızın &nbsp; &nbsp; farkına &nbsp; bile &nbsp; &nbsp;varmadığı &nbsp;,taşlık &nbsp; Ilıca - mevkiinde ,şahsi &nbsp;mülkiyet &nbsp; &nbsp;içinde &nbsp; olduğunu &nbsp; tahmin &nbsp; &nbsp;ettiğim &nbsp; SARNIÇ ,kimilerinin &nbsp; ilgisini &nbsp; çekebilir &nbsp; &nbsp;acaba.?</p>

<p>Eski &nbsp; DATÇA &nbsp; mahallesi &nbsp; &nbsp; yakınlarında &nbsp;,Büyükşehir &nbsp; &nbsp;Belediyemizce &nbsp; düzenlenmekte &nbsp; olan &nbsp; &nbsp;,Mezarlık &nbsp;sınırları &nbsp; &nbsp; içinde &nbsp; &nbsp;veya &nbsp; yakınında &nbsp; bulunan &nbsp; &nbsp;su &nbsp;kaynağının &nbsp; ,bir &nbsp; çeşme &nbsp; haline &nbsp; &nbsp;getirilerek &nbsp;mezarlığın &nbsp; su &nbsp;gereksinimin &nbsp; ,karşılanması &nbsp; &nbsp; için &nbsp;,gönüllü &nbsp; bir &nbsp; ESKİ &nbsp;DATÇALI &nbsp; girişimcinin &nbsp; ismini &nbsp;duyar &nbsp; &nbsp;gibiyim.!!!! &nbsp;Yeterki &nbsp; &nbsp;ilgili &nbsp; &nbsp;makam &nbsp; &nbsp;ve &nbsp; sorumlularının &nbsp; &nbsp;talepleri &nbsp; olsun. &nbsp;Ne &nbsp;dersiniz.?<br />
Bunlar &nbsp;küçük &nbsp;dokunuşlar &nbsp; &nbsp;ve &nbsp; &nbsp;öneriler. Yıllardır &nbsp; hatırlatmama &nbsp;rağmen,merkezde &nbsp; yerel &nbsp;hizmetleri &nbsp;koordine &nbsp; &nbsp;edebilecek &nbsp; bir &nbsp; başvuru &nbsp;masası &nbsp; tesis &nbsp; &nbsp;edemedik &nbsp; &nbsp;gitti. &nbsp;İşte &nbsp;yaz &nbsp; sezonu &nbsp; &nbsp;geliyor,benden &nbsp;hatırlatması.</p>

<p>Şimdilik &nbsp; sağlıcakla.<br />
YK</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 13:54:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HİKMET PINARINDAN DAMLALAR (5)</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/hikmet-pinarindan-damlalar-5-2687</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/hikmet-pinarindan-damlalar-5-2687</guid>
                <description><![CDATA[HİKMET PINARINDAN DAMLALAR (5)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dört hafta önce başlamış olduğumuz "Hikmet Pınarından Damlalar "başlıklı yazımıza geçen hafta bıraktığımız yerden devam edelim. Cum'anın bereketi ile Gönül Kasemize kaç damla birikmiş ona bakalım. 4-5 haftada bitecek derken damlaların 7 hafta kadar düşeceğini tahmin ediyoruz .Haydi yine bu damlalarla dudaklarımızı ıslatmaya çalışalım. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Gelin bir Besmeleyle konumuza girelim Hikmetli damlalarla mutluluğa erelim. +Verilen emanete kendi mülkün diye bakma! Hiçbir şey senin değil. Mülkün tek sahibi ancak O. Hatta günahların bile senin değil tövbe ettiğin sürece. Mülküm diyebileceğin tek şey var,o da amel-i salih'indir (güzel işlerin) &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Vahiy pınarından sulanıyorsan, içmeye kanamazsın. Hep o Pınar'dan içki asla susuz kalmayasın. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; + Elma ham iken ekşidir , yenmez. Olgunlaşmak için güneşin kavurucu sıcağına sabretmek zorundadır. Sen de ancak dert ve belalarla olgunlaşırsın. Dert ve belalara sabret ki elma gibi tatlı ol! Bakara 155 ayeti hatırla! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; +İnsan nedense Allah'ı sağlıklı iken değil de hastalanınca daha çok anar. Allah'ı daha çok anmak şifayı bulmuş olmak demektir. Ama insan bunu hiç düşünmez. "Kalpler ancak Allah'ı anmakla şifa bulur" ayetini hatırla! Hasta olup da O'nu çok ananlara ne mutlu. +Bu gönül testisin &nbsp;den akan damlalar benden değil ondandır. Zira ben bir hiçim. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; +Sev ki sevilesin! An ki anılasın!"Siz beni anın ki Ben de sizi anayım". Bakara 152.ayeti hatırla! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; +Yakup gibi ağla ki Yusuf'a kavuşasın. Gökler ağlarsa yer Cennete dönüşür. +Yusuf'un gömleği ile Yakup'un gözleri açıldı. Ariflerin meclisinde bulun ki irfanla,hikmetle gönül gözlerin açılsın! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+ Mumun etrafını aydınlatmasıyla mum bir şey kaybetmediği gibi ağlamakla da gözyaşın eksilmez. Çok ağla ki rahmet deryası kabarsın! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Emek veren ekmek bulur, ekmek bulan Hak'kı görür. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; +Asıl yoksulluk mala mülke sahip olamamak değil, malın mülkün esiri olmaktır. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Can Dostlar! Haftaya kaldığımız yerden devam edeceğiz inşaAllah , "Hikmet Pınarından Damlalar (6) da buluşmak üzere.</p>

<p>Sağlıkla kalın! Esen kalın!&nbsp;<br />
Hoş kalın.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 13:54:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ ÇAKIR EMİNE’M(24)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-cakir-eminem24-2686</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-cakir-eminem24-2686</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ ÇAKIR EMİNE’M(24)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><br />
Dağda da davar izi var,<br />
Emine’min bende gözü var<br />
Emine’yi pek severim<br />
Doyulmaz cilvesi var<br />
Emine’m Eminem Çakır Eminem<br />
Gözlerinin altı çukur Emine’m.</p>

<p>***</p>

<p>Dağda tavşan yayılır,<br />
Kemikleri tek tek sayılır,<br />
Geçme de kapım önünden,<br />
Seni de gören bayılır.<br />
Emine’m Emine’m Çakır Emine’m<br />
Gözlerinin altı çukur Emine’m.</p>

<p>***</p>

<p>Dağda da davar güderim,<br />
Emine’ye selam ederim,<br />
Emine selamı almazsa,<br />
Alır da başımı giderim.<br />
Emine’m Emine’m Çakır Emine’m<br />
Gözlerinin altı çukur Emine’m.</p>

<p>***</p>

<p>Dağda dibek olur mu?<br />
Ateşten göğnek olur mu?<br />
El gızının goynunda<br />
Uykuya amel olur mu?<br />
Emine’m Emine’m Çakır Emine’m<br />
Gözlerinin altı çukur Emine’m.</p>

<p>Bodrum yöresinde çok bilinen bir türküdür. Manilerden üretildiği görülür. Oyun<br />
havası olarak kız düğünlerinde, kına gecelerinde def eşliğinde çalınıp, söylendiği bilinir. İlk<br />
derlemeleri böyledir. Araştırmacı yazar Mehmet Uslu’nun derleyip, kayıt altına aldığı<br />
türkülerdendir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 13:53:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KARGO ŞİKAYETLERİ…</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/kargo-sikayetleri-2685</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/kargo-sikayetleri-2685</guid>
                <description><![CDATA[KARGO ŞİKAYETLERİ…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son zamanlarda kargolardan epey bir şikayet gelmeye başladı.<br />
Kargo şirketleri yeterli eleman çalıştırmadığı için , kargo kuryeleri çok yoruluyor.<br />
Yeteri kadar hizmet veremiyor. Gece yarısı çalışan kurye görüyorum sokaklarda. Bu şuna<br />
neden oluyor. Datça küçük yer, tüm kuryeler sokakları biliyor, kimlerin oturduğunu da. Hatta<br />
nereden ne geldiğini de biliyor. Evde kimseyi bulamazsa, telefon edip, ,<br />
-Kapının önüne, ya da şuraya paketi koydum, deyip gidiyor.<br />
Her zaman olmasa da, bu durum bazı sorunlara yol açıyor.<br />
Peki böyle olumsuz durumlarda ne yapacaksınız?</p>

<p>KARGONUZ HASARLI GELDİ, NE YAPACAKSINIZ?</p>

<p>-Kargonuzu teslim alırken, ambalajda açılma veya hasar tespit ettiyseniz; kargoyu<br />
teslim almayın ve kargoyu teslim eden kuryeden KARGO HASAR TESPİT TUTANAĞI<br />
tutmasını ve kargoyu iade edin.<br />
-Bu işlemi sadece kargoyu teslim alırken yapabilirsiniz, teslim alınmış kargolar için<br />
kargo şirketleri tutanak tutmazlar.<br />
-Eğer pakette bir hasar bulunmuyorsa, kargoyu teslim aldıysanız; kargoyu size<br />
gönderen kişi/ satıcı ile iletişime geçip, mağduriyetinizi bildirin. Artık insafına kalmış!<br />
-Kargonun içinde kırılacak, hasar görecek bir şey varsa, kuryeden birlikte paketi açmak<br />
isteyebilirsiniz. Birlikte içine bakıp, bir hasar oluşmuşsa orada hemen bir Hasar Tespit<br />
Tutanağı tutturmalısınız. Kargoyu kurye gittikten sonra sizin açıp, hasarı tespit etmeniz çare<br />
değildir.<br />
Peki kurye ile paketi açtınız , içeride hasar var. Ne yapacaksınız? Ya da Hasar Tespit<br />
Tutanağında neler bulunmalı?</p>

<p>TÜKETİCİNİN ADI SOYADI….<br />
KARGO İÇERİĞİ’İÇİNDE NE VAR) ….<br />
Tabak, çanak takımı gibi<br />
PARÇA ADEDİ: 18 parça yemek tabağı, 4 adet çorba kasesi<br />
HASARLI PARÇA ADEDİ: 3 adet yemek tabağı, bir adet çorba kasesi kırık…<br />
HASAR TÜRÜ: Gelen kutu ezikti(sağlam da olabilir) içinde mallar kırıktı, eksikti gibi…<br />
Tüm bunlardan sonra altına, Bu tutanak…/…/… tarihinde tutulmuştur…<br />
Ayrıca kargoyu teslim eden, getiren kuryenin adı soyadı, imzası, tüketicinin (alanın)<br />
adı soyadı imzası alınır.<br />
-Peki hasar tespiti yapıldığı halde, kurye hasar tespit tutanağı tutmuyorsa…?<br />
Kuryenin o anda şubesini aramasını isteyin. Bunu da reddederse, kargoyu teslim<br />
almayın. Şubeye geri gönderin. Mümkünse komşularınızdan birini tanık olarak çağırın.<br />
Telefonunuz yanınızdaysa videosunu çekin…<br />
Eğer hasarlı kargoyu teslim alırsanız, tüm sorumluluğu kabul etmiş olursunuz. Kargo<br />
şirketinden hiçbir hasar, tazmin hakkı talep edemezsiniz.</p>

<p>ÜCRETSİZ KARGO DEYİP ÜCRET ALIRLARSA…<br />
Bazı satış sitelerinde, “Ücretsiz kargo” yazmasına rağmen, kapıya gelen kargo<br />
elemanı, ücret talep ediyorsa;<br />
Eğer istediğiniz ürün veya mala ihtiyacınız varsa; ücreti ödeyip, fiş vs. Belgeyi alın.<br />
Sonra Tüketici Hakem Heyetine başvuru yapın, parayı isteyin. Burada durmayın, Ticaret<br />
Bakanlığını yetkililerine şikayette bulunun. Eğer ihtiyacınız yoksa, kapıda ürünü almayın, iade<br />
edin.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 13:53:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ASKERLİK HATIRASI</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/askerlik-hatirasi-2684</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/askerlik-hatirasi-2684</guid>
                <description><![CDATA[ASKERLİK HATIRASI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Aydın-Sultanhisar llçesi -1979 &nbsp;yılı&nbsp;</p>

<p>Garnizon komutanı (!) &nbsp;Askerlik Şubesi Başkanı Y.Ziya Özalp<br />
Niye yalan söyleyeyim.Böyle askerliğe can gurban..<br />
Şanslı &nbsp;,biraz da.. Allahtan torpilli adamım...<br />
Akıl,sır erdiremediğim başıma gelen ilginç olaylardan biridir.<br />
Dört aylık &nbsp;Yedek subay öğrenci eğitimimi Balıkesir-Çayır Hisar'da tamamladıktan sonra &nbsp;sıra kur'a çekimine geldi..<br />
Muğlalılar olarak buluştuk..Aynı sıraya dizildik..<br />
Son gün yaa..Askerlik ipleri gevşedi .Çaktırmadan demleniyoruz..Bir üsteğmenin elindeki torbadan Kura yerlerinin küçük kağıtlara yazıldığı &nbsp; makaraları sırası gelen elini atıp çekiyor.. &nbsp;<br />
Kura da Muğla-Marmaris-Fethiye var.. daha birçok &nbsp;yakın il, ilçe var<br />
Hepsi Çıktı..&nbsp;<br />
En yakın &nbsp;Bir Aydın-Bozdoğan ilçesi kaldı.... Çaktırmadan masa altından içkilerimizi yudumluyor.. Bir yandan da &nbsp;marşlar söylüyor, kura çekimlerini izliyoruz..<br />
İçime doğdu.. Ben biraz da alkolün etkisiyle bas bas bağırıyorum.."Ben &nbsp;Aydın-Bozdoğan'ı çekeceğim.."<br />
Arkadaşlar dalga geçiyorlar.. "Hassstir lan " falan diyorlar..<br />
Sıra bana geldi.. Elimi torbaya soktum. Bir bobini yakaladım..Soğuk geldi..<br />
"Yaradan Allah..Ya ilahe illallah" dedim..Elimle torbanın altına daldırdım. bobini yakaladım..<br />
Sımsıcak geldi..<br />
"AL İŞTE BOZDAĞAN &nbsp;!" dedim..Torbayı tutan üsteğmen &nbsp;bobini açtı..Tuhaf tuhaf, &nbsp;hayretler içinde &nbsp;yüzüme baktı..<br />
" &nbsp;A y d ı n -B o z d o ğ a n &nbsp;A s k e r l i k &nbsp;Ş u b e s i &nbsp;" dedi..<br />
Alkışlar içinde elimi havalara sallayarak yerime oturdum..<br />
Eski Datça Savcılarından Fethiyeli "Adem Çetiner" de dahil ,beraber oturduğumuz Muğlalı arkadaşlar üzerime çullandılar..Sille tokat giriştiler &nbsp;.. "Ulan yine torpil yaptın !" &nbsp;dediler..<br />
Bozdoğan ve Sultanhisar Nazilli Askerlik şubesine bağlıydı..Sultanhisar'a yeni askerlik şubasi açılınca beni oraya &nbsp;verdiler..<br />
Şimdi bu bir tesadüf mü..?&nbsp;<br />
&nbsp;Benim torbada elime &nbsp;sımsıcak gelen bobini yakalamam.."Bobine sarılı kağıt açılmadan "Bozdoğan" diye bağırmam...<br />
"Kainatta hiçbir tesadüfe tesadüf edilmemiştir ! &nbsp;" der &nbsp;gelmiş geçmiş en büyük filozoflardan &nbsp; S o k r a t e s ...<br />
Şimdi sizce bu bir "ra s l a n t ı &nbsp;- m ı &nbsp;? "<br />
S a n m ı y o r u m !&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
10-04-2026 &nbsp;<br />
Y.Ziya Özalp</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 13:52:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BENİM  KNİDOSUM (5)</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-5-2683</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-5-2683</guid>
                <description><![CDATA[BENİM  KNİDOSUM (5)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Foto &nbsp;: &nbsp;Palamut bükü -1980.li yıllar..</p>

<p>&nbsp; Knidos Datça yarımadasının &nbsp;bütünüdür..Kültürü ile,tarihi ile bir sonsuzluk hazinesidir. &nbsp;1964 yılında &nbsp;henüz kopil(ocuk) iken &nbsp;Knidos'a giderken &nbsp;şöyle bir uğrayı verdiğimiz Knidosun uzantısı &nbsp;,hatta Knidos öncesi Triopion uygarlığının &nbsp;merkezi &nbsp; Palamut bükünden &nbsp; sırası gelmişken ,elime fırsat geçmişken &nbsp;uzun uzun söz etmeden olmaz..Etle tırnak ayrılmaz..<br />
&nbsp; Mevsim bahardı palamut ağaçları yol kenarına inci gibi dizilmişti.ve herkes alandaydı..Kimisi çift sürüyor, kimisi koyun güdüyor, kimisi &nbsp;palamut ağacı kesiyordu..<br />
&nbsp; Merak ettik..Örtmenlerimize bu devasa palamut ağaçlarını niçin kestiklerin sorduk.<br />
&nbsp; Köy enstitüsü mezunu olan örtmenlerimiz &nbsp;uzun uzun anlattılar..<br />
Palamut bir zamanlar Datçamızın önemli geçim kaynaklarından biriymiş. Palamut meyvesinin kabuğunda bulunan T A N E N &nbsp;denen bir madde &nbsp;boya ve tabaklama yapımında kullanılıyormuş. Bunun sentetiği &nbsp;kimyasal formüllerle imal edilince Palamutlarımız ekonomik ve ticari kıymetini yitirmiş.. Köylüler &nbsp;palamudu kesip yerine payam,zeytin,tütün dikeceklermiş. v.s. v.s.<br />
&nbsp;Bakla gözlüklü başı çekili ,masum bakışlı &nbsp;bir ninecik &nbsp;sahile yakın bir yerde &nbsp;elinde upuzun bir ip , koyun güdüyordu..<br />
Asılları buralı,betçeli olan Örtmenlerimizin tanıdığıymış.. Teker teker &nbsp;pamuk gibi yumuşacık &nbsp; ellerini öptük.. Memnniyetini belirtmek istercesine bazılarımızı yanaklarımızdan öptü..Bazılarımızın başını okşadı.<br />
Ve 1969 &nbsp;yılında Muğla'da Lisede okurken Cumhuriyet gazetesinde tefrika halinde yayınlanan &nbsp;Halikarnas balıkçısının &nbsp;"Deniz gurbetçileri " adlı eserinde &nbsp;Palamut büklü Ç a k ı r &nbsp;-A y ş e ' &nbsp;ninemizin &nbsp;,büyük aşkı avlonyalı (Mesudiye-Avlana) Hamza Reis'in &nbsp; hasreti ile yanıp tutuşarak &nbsp;son nefesini vermesini okurken hüngür hüngür ağlamıştım..<br />
"....Bir mum sönmeden önce ,olanca ışığıyla son bir harlaması vardır ya..! Çakır Ayşenin &nbsp;gönlü ve sevgisi de dalkılıç gibi çırılçıplak sıyrılıverdi ortaya..Dış dünyayı görmeyen gözleri A v l o n y a 'nın masmavi denizinde &nbsp;,Hamza'nın &nbsp;kürek çekerek kendine doğru geldiğini gördü..<br />
&nbsp; &nbsp; Dudakları hafiften titredi..Sert sert soluyordu.Çakır Ayşe bir harlayışla ,bütün ışığını ve canını verdi.<br />
Atıldı kayığa.. Hamza'ya &nbsp;"Ohhh. geldim " dedi..Çok korkuyordum sana yetişemiyeceğim diye "<br />
"..Son soluk olarak &nbsp;palamut bükü sahilindeki kulübesindeki iç çekişi duyuldu..<br />
Sonra yine karanlık oldu..Ama o karanlıktan sonra karanlık mı oldu.. aydınlık mı oldu duymadı..<br />
&nbsp; &nbsp;Çakır Ayşe bir "Ohh." &nbsp;dedi.İki büklüm yerinde yığıldı kaldı.."<br />
Bu günün Datçasında.....<br />
Palamut büklü &nbsp;Ç a k ı r - A y ş e 'yi de...Avlonyalı Balıkçı Hamza'yı da..<br />
Palamut bükünü de.. Avlonya koyunu da (Ova bükü )<br />
&nbsp;Dünyanın bu tarafında yaşanan &nbsp;son derece masum , doğal ve duygusal &nbsp; aşkları da öldürdük..<br />
&nbsp;M a a l e s e f ...<br />
Kaynak : &nbsp;Deniz gurbetçileri -Halikarnas balıkçısı&nbsp;<br />
(sürecek)</p>

<p>11-04-2026<br />
&nbsp;Y.Ziya Özalp</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 13:51:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BENİM  KNİDOSUM (4)</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-4-2682</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-4-2682</guid>
                <description><![CDATA[BENİM  KNİDOSUM (4)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Knidos &nbsp; -1980.li yıllar..<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;1964 &nbsp;yılında ,İlkokul beşinci sınıfta Knidosla ilk tanışmamızda birbir güçlükle şöyle bir uğrayıverdiğimiz &nbsp;köpüklü dalgaların pırıl pırıl &nbsp;sahili yaladığı inlerin cinlerin top oynadığı &nbsp;Palamut bükünden söz açılmışken..<br />
&nbsp; &nbsp; Kayıt ve belgelerde &nbsp;anlatılan geçmişin Palamut bükünü,Knidosunu &nbsp; üstün körü ,yabancı gözüyle &nbsp;şöyle bir &nbsp;aktarıverelim..&nbsp;<br />
Dekor bilgi olsun.<br />
"... Knidos D e l o s &nbsp;Konfederasyonu'na ,tutarı &nbsp;beş ile &nbsp;iki talent arasında değişen haraç ödemekteydi.<br />
Atinalı amiral K i m o n &nbsp;M.Ö. 468.daki &nbsp;güney asya seferi için Knidos'u üs olarak kullanmıştır."<br />
"... Sparta yanlısı S a t r a p &nbsp;-T i s s a p h e r n e s &nbsp; M.Ö. &nbsp;412.de Knidos kentini Delos konfederasyonundan çıkma &nbsp;ve Atina'ya karşı ayaklanmaya kışkırttı.Sparta da bu yeni yandaştan hemen yararlanmaya kalkıştı.Çok geçmeden oniki &nbsp;gemiden oluşan bir S p a r t a &nbsp;filosu Knidos'a geldi."<br />
"... Gemilerin altısı kentin savunması için Knidosta ,diğerleri Mısırdan Atinaya mısır taşıyan ticaret gemilerini durdurmak için &nbsp;T r i o p i o n &nbsp;(Palamutbükü ) &nbsp; çevresine üslendiler..Bu gelişmeleri öğrenen Atinalılar &nbsp;S a m o s &nbsp;adasındaki donanmayı Triopion-Palamutbükü'ne &nbsp;göndererek &nbsp;.altı Sparta gemisini ele &nbsp;geçirdiler..Ancak &nbsp;tayfaların karaya çıkıp kaçmalarına engel olamadılar.<br />
&nbsp;Bunu gören Atinalılar &nbsp;savaşı yarıda kesip, Knidos topraklarını yağmaladıktan sonra Samos adasına geri döndüler "<br />
Y a ğ m a ,t a l a n , &nbsp; ,ç a p u l ...<br />
&nbsp; Datça yarımadasının değişmeyen yazgısıdır..<br />
Günümüzde de tam gaz devam etmektedir..<br />
Allah tamamına erdirsin &nbsp;.!<br />
Şimdi bunları okuyup -benim gibi -hınzır hınzır gülenlerimiz &nbsp;düşünenlerimiz olacaktır..<br />
&nbsp;Bu kaçan tayfalar nerelere kayboldular ..?<br />
&nbsp;Nereleri yurt edindiler ..?&nbsp;<br />
Ve ben hep şöyle derim..<br />
"Datça bir kültürler,uygarlıklar ırklar,genler &nbsp;harmanıdır..<br />
&nbsp; S e n t e z d i r &nbsp;.."<br />
Kaynak : &nbsp;<br />
1-K a r i a - George E.Bean&nbsp;<br />
2-T h u k y d i d e s&nbsp;<br />
(sürecek)<br />
08-04-2026 &nbsp;Y.Ziya Özalp</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 15:22:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KAPİTALİZM AHLAKSIZDIR! Kapitalistler de hırsızdır!</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/kapitalizm-ahlaksizdir-kapitalistler-de-hirsizdir-2681</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/kapitalizm-ahlaksizdir-kapitalistler-de-hirsizdir-2681</guid>
                <description><![CDATA[KAPİTALİZM AHLAKSIZDIR! Kapitalistler de hırsızdır!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İsveç’i nasıl bilirsiniz?<br />
Bugün dünyanın en uygar ülkesi, toplum olarak en eğitimli ülkesi olarak biliyorsunuz<br />
değil mi?<br />
İsveç’i tam 44 yıl aralıksız İsveç sosyal Demokrat Partisi(SAP) yönetmiştir.<br />
“Halkın Evi” adlı projesiyle sosyal devlet yaratmıştır.<br />
2022 yılında ülkeyi sağ bloğa teslim etmiştir. Burada çok yanlışları olduğunu da<br />
sonunda yazacağım.<br />
Ama bugün İsveç’te konuşulan “Nazi Altınları ve Nazilerle İşbirliği yapanlar…”<br />
Kuzey ülkelerinde dilden dile dolaşan “Hitler’in 49 ton kayıp altını olayı” var.<br />
Bu bir efsane değildi. Norveç ve İsveç bankaları kayıtlarına göre , böyle bir altını Hitler<br />
Oslo’ya girmeden hemen önce gemilerle, İngiltere, oradan Kanada ve ABD’ye kaçırıldılar.<br />
Yani kaybolan bir şey yoktu, sadece kurtarılan altınlar vardı.<br />
Bugün İsveç’te asıl tartışılan, İsveç merkez Bankası( Riksbank) kayıtlarında görülen ve<br />
Nazi Almanya’sından alınan 34, 7 ton altının ne olduğudur. İkinci paylaşım savaşında<br />
tarafsızlık söylemine karşın İsveç’in Nazilerle kurduğu ekonomik ve lojistik işbirliği konusu<br />
yıllar sonra yeniden mercek altına alındı.<br />
ŞİMDİ SIKI DURUN!<br />
Hepinizin. Hepimizin evinde bir parçası vardır. Oradan şöyle ya da böyle alışveriş<br />
yapmışızdır. Yaparız da. Kimden mi söz ediyorum IKEA…Kurucusu Ingvar Kamprand’ın<br />
gençliğinde Nazi yanlısı bir hareketin üyesi olduğu, bu nedenle 1943 yılında İsveç gizli servisi<br />
(SAPO) tarafından izlendiği savı büyük yankı uyandırdı. Bu şu anlama geliyordu; İsveç<br />
sermayesi Nazilerle kendi halkına karşı bile işbirliği yapmıştı (kapitalistlerin ahlaksızlığı!)<br />
İsveç, İkinci dünya savaşından 60 yıl sonra, İsveç Merkez Bankası aracılığıyla Nazilerin<br />
çalınmış altınları Komisyonu adlı komisyon kurmak zorunda kaldı. Hazırlanan banka<br />
raporlarında 1944 yılında bazı ortaklara, Almanya’dan alınan altın külçelerine İsveç damgası<br />
basmaları talimatı verildiği kanıtlanıyor.<br />
Bu arada İsveç Alman Savaş makinesinin işlemesine de yardımcı oldu. Güya tarafsızdı.<br />
Sadece küçük bir örnek vermek gerekirse Alman faşistleri İsveç demiryollarını kullanarak<br />
Norveç’in işgalini sağladı.<br />
İsveç’in ürettiği silah sanayisinde kullanılan demir cevheri de Nazi Almanya’sına<br />
satıldı.<br />
Tüm bunlar bir kenara , bu savaşın acılarını, sıkıntılarını kadınlar ve çocuklar çekti.<br />
Tıpkı şimdi olduğu gibi!<br />
Norveç’te Nazi askerleriyle ilişki kurdukları öne sürülen yaklaşık 50 bin kadın<br />
“tyskertoser” (Alman Kızları) ilan edilerek toplumsal linçe maruz kaldı. Bu ilişkilerden doğan<br />
10-12 bin çocuk babasız ve kimliksiz kaldı.<br />
Burada bir parantez açıp IŞİD denilen sapıkların hamile bıraktığı, istemeden doğan kaç<br />
çocuk var. Kaç kadın bundan dolayı intihar etti, bu zamana kadar bunu kim dillendirdi? Kim<br />
yazdı?<br />
Bir de, bu kadınlar 1945’ten sonra meydanlarda teşhir edildi. Saçları kazındı, dövüldü<br />
ve bir kısmı vatandaşlıktan çıkarılarak sürgüne gönderildi. Çocuklar ise “Nazi Dölü” olarak<br />
damgalanarak yetimhanelere kapatıldı. Hatta bazılarının psikiyatri kliniklerinde deney aracı<br />
olarak kullanıldığı iddia edildi.<br />
Bu kara damga ancak onlarca yıl sonra temizlenebildi. Norveç başbakanı Erna Solberg<br />
18 Ekim 2018’de yaptığı tarihi açıklamayla bu kadınlara ve çocuklarına uygulanan insan<br />
hakları ihlalleri için devlet adına resmen özür diledi!<br />
İsveç’in de tarafsızlığı maskesi düşmüş oldu. Nazi ortakçısı çıktılar!<br />
Kadınlar ve çocuklar ise sadece bu sürecin bedelini ödemekle kalmadı, bugün<br />
romanlara ve filmlere konu olan ağır bir toplumsal travmanın sissiz taşıyıcıları oldular.<br />
O çok özgürlükçü geçinen ABD’nin Wietnam’da yaptıklarını da bir başka yazıda<br />
anlatacağım.<br />
Bizim coğrafyamız olan Ortadoğu’da , özellikle Suriye’de itler sürüsü, acımasız katiller<br />
topluluğu Işid denilen manyakların kadınlara yaptıklarını kimse derli toplu anlatmadı. Sadece<br />
Zülfü Livaneli’nin bir kitabında Ezidi kadınlara yapılanları biliyoruz.<br />
Bu kadar sözü niye ettik?<br />
İsrail’in Gazze ‘de yaptıkları…<br />
ABD’nin bu katillerle (ki asıl baba katil onlar!) birlikte İran’a dalmaları…Eğer başarıp,<br />
İran topraklarına girebilselerdi, bu anlattıklarımın daha fazlasını yaparlardı…<br />
Çünkü kapitalizm ve kapitalistler ahlaksızdır…<br />
Kahrolsun faşizm! Yaşasın halkların kardeşliği ve dostluğu…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 15:22:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ   ÇADIR KURDUM MUĞLA DÜZÜNE(23)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-cadir-kurdum-mugla-duzune23-2680</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-cadir-kurdum-mugla-duzune23-2680</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ   ÇADIR KURDUM MUĞLA DÜZÜNE(23)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çadır kurdum da Muğla’nın düzüne<br />
Sürme çekmiş canlar yakan gözüne<br />
Muğlalıya gönül verdim aldandım<br />
Yalancıdır inanılmaz sözüne</p>

<p>***<br />
Edasına işvesine doyulmaz<br />
Nokta benler beyaz tende sayılmaz<br />
Aşkı içtim yudum yudum elinden<br />
Sarhoş olan kolay kolay ayılmaz.</p>

<p>***<br />
Sesi geldi yüksekten turnaların<br />
İşvelidir yosmaları”(güzel ve alımlı kadın) Muğla’nın<br />
Muğlalıya gönül verdim ağladım.<br />
Sanki şakrak bülbülüymüş yaylanın</p>

<p>Muğlalı müzisyen Malik Neşeli’nin derleyip Muğla folklorüne kazandırdığı bir<br />
türküdür. Bazı kaynaklara göre ise Malik Neşeli bu türküyü kendi yakmıştır. Türkünün<br />
anlaşıldığı gibi bir hikayesi de yoktur.<br />
Buraya almamızın bir nedeni de, Muğla yöresinde böyle öykülerden bağımsız yakılmış<br />
(uydurulmuş) türküler de vardır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 15:21:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HİKMET PINARINDAN DAMLALAR (4)</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/hikmet-pinarindan-damlalar-4-2679</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/hikmet-pinarindan-damlalar-4-2679</guid>
                <description><![CDATA[HİKMET PINARINDAN DAMLALAR (4)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar ! &nbsp; &nbsp; &nbsp;Üç hafta önce başlamış olduğumuz "Hikmet Pınarından Damlalar "konulu yazımıza geçen hafta kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bakalım bugün gönül kâsemize kaç damla düşmüş. Hadi öyleyse uzatalım dudakları da bu damlalardan nasiplenmeye bakalım. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+ Damlalar buluşur sel olur, seller buluşur göl olur.Sen de damlaları bulup sel ol ve gönüllere ak! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Herkes bir mekân bulup yerleşmek ister. Sen de öyle bir mekân bulup yerleş ki padişah sarayına komşu ol. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; + Git- gellerle boşa zaman harcama! Menzilin daima O'na olsun ! Zira senin O'na gitmenden sana gelmeye O daha çok müştaktır. +Bal şerbeti içip de safra çıkaranı gördün mü ? O halde hep bal şerbeti iç ki çıkanlar da hikmet olsun. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; + Rahmet pınarı olmaya çalış ki, bu pınar'dan herkes sulansın . &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Ya göl ol topla!Ya sel ol akıt! Bu ikiden biri değilsen hiçbir şeysin demektir. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; +Şeriat üzerine bina edilmemiş tasavvuf buharlaşmaya aday su gibidir. +Şeriat alfabedir, tarikat ise metin. Alfabeyi iyi öğren ki metini okuyasın. &nbsp; + Dostlar çeşit çeşittir. İyi gün dostu, kötü gün dostu ,sen Hak dostu ol ! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Su ile ateşin birbirine düşman olduğu gibi din kardeşine düşman olma! Bir gün gelir ki o senin en yakın dostun olur .+Suyun kirleri temizlediği gibi tevbe pınarı ile günahlarını temizle ki huzura temiz olarak çık ! Kur'an'da 11 yerde Tevvâb isminin geçtiğini unutma! +Teheccüde sarıl ki ceht sahibi olasın ! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+ O kulunu o kadar sever ki çalınan kapıyı açmamazlık etmez. Zira bu davranış Sultan'a yakışmaz. Sen ısrarla çalmaya devam et! O, kavmine "Ben sizin en büyük Rabbinizim" diyen Firavun'un bile üstünü çizmedi. Ayrıca kulunu o kadar sevmeseydi yeri, göğü, güneşi, ayı onun emrine amade kılar mıydı? Casiye 13. ayeti ve Bakara 29. ayeti düşün! Can Dostlar! Bundan sonraki yazımızda tekrar buluşmak üzere sağlıkla kalın. esen kalın ,hoş kalın.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 15:20:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GÜNEŞ ÇİÇEKLERİ…</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/gunes-cicekleri-2678</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/gunes-cicekleri-2678</guid>
                <description><![CDATA[GÜNEŞ ÇİÇEKLERİ…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>SAVAŞIN KAZANANI YOKTUR, KAYBEDENİ HALKLARDIR…</p>

<p>(Mavi Denizlerinde Mutlu Değil miydiniz?)<br />
Filmin özgür adı, Girasoli’dir.<br />
1970 tarihli filmin yönetmeni ünlü Vittorio De Sica’dır.<br />
Baş rollerinde Sophia Loren, Marcello Mastriani, Lydmila Savelyeva oynamışlardır.<br />
Filmin tamamı Sovyetler Birliğinde çekilmiştir.<br />
II. Dünya Savaşında Rus cephesine gönderilen ancak binlerce başka İtalyan askeri gibi<br />
geri dönmeyen ve kayıp olduğu ilan edilen kocasını (Marcello Mastroianni) savaştan sonra<br />
bu ülkede umutsuzca aramaya çıkan İtalyan kadının (Sophia Loren) hikayesini anlatan bu<br />
film Moskova’da çekilmiş ilk İtalyan filmi unvanına da sahiptir.<br />
Size bir filmi anlatacak değilim. Ama sadece bir noktaya gelip bırakacağım.<br />
O yıllarda filmi eşimle izlemiştim Konak Sinemasında. Ve bir kez daha gidip izledim.<br />
Çok etkilendim. Bulursanız mutlaka izleyin Çünkü Savaş karşıtı bir film…<br />
Sophia Loren İtalya’dan kalkıp, Moskova’ya gelir ve kocasını bulur. Evlenmiştir,<br />
çocukları vardır.<br />
Moskova yakınlarında orada öldürülen İtalyanlara ait bir mezarlık vardır. Binlerce<br />
mezar.<br />
Mezarlığa girmeden şu yazıyla karşılaşıyorsunuz;<br />
“Mavi denizlerinizde mutlu değil miydiniz?)</p>

<p>Şimdi İran-ABD/İsrail savaşını görünce bu yazı aklıma geldi.<br />
Trump’ın en korktuğu bu işte. Amerika’ya tabutların gitmesi…O ve çakallar Wietnam’ı<br />
gayet iyi biliyor. O nedenle çok korkuyorlar. Korksunlar zaten!<br />
Biz bildiğimizi söyleyelim “ Yurtta Barış, Dünyada Barış!”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 14:45:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ  CAVIR ASAR’IN YOLLARI(2)(22)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-cavir-asarin-yollari222-2677</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-cavir-asarin-yollari222-2677</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ  CAVIR ASAR’IN YOLLARI(2)(22)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ergem bürgem Cavrasar’ın yolları<br />
Gırılı yemiş al garanfilin dalları<br />
Yakma da efem benden başka elleri<br />
Beni de huran Topallar’ın memed’i</p>

<p>***<br />
Sekibaşı’ndan a Memed’im geçtin mi?<br />
Gayfelerinden a Memed’im içtin mi?<br />
On üç on dört güzelin içinde<br />
Hamamcılar’ın Havse’yi setin mi?</p>

<p>***<br />
On birinen on ikinin arası<br />
Sol yanında Havse güzelin yarası<br />
Verilmemiş miydi a Memed’im<br />
Doksan da guruş yazmanın parası</p>

<p>***<br />
Yokuşlara da çıktım (Havse’m) yoruldum<br />
Ben Havse’nin hoş zülfüne huruldum<br />
Sereverde anam yer yatağımı<br />
Dün gece Havse’mi hurdum da duruldum.</p>

<p>Geçen sayımızda bu türkünün birinci bölümünü yazmıştık. İkinci bölüm için de söz<br />
vermiştik. Devam ediyoruz<br />
Topaloğlu Mehmet Efe(Ercan 1887-1958 yılları arasında yaşamış ve Kuvvayı Milliye<br />
hareketine katılmış, Muğla’nın varsıl ailelerinden bir gençtir.&nbsp;<br />
Aynı zamanda Muğlalı<br />
serdengeçtilerdendir.</p>

<p>Türkü 1927 yılında yaşanan acı bir olaydan doğmuştur.<br />
Asar mahallesinde yaşayan Hafize adlı güzelle Mehmet Efe arasında gönül ilişkisi<br />
vardır. Ancak Hafize’yi , Mehmet Efe’nin evli olmasından dolayı komşulardan birisiyle<br />
evlendirmek isterler.<br />
Buna izin vermeyen Mehmet Efe , Hafize’nin evine gider. Ve onu yaralar.<br />
Bu yara sonrası Hafize kan kaybından ölür.<br />
Olay sonrası bir müddet dağda saklanan Mehmet Efe, sonra teslim olur. 1932 yılında<br />
da hapisten çıkar. Yayladaki Kırkkahvesi mevkiindeki yurdunda tütüncülük yapar. Birçok<br />
kişiye hem ekmek sağlar , hem de onlara kol kanat gerer. Halk arasında sevilir. Ancak<br />
Hafize’nin ölümünün keni yüzünden olduğu için çok üzüntülüdür. Bin pişmandır.<br />
Ölüm olayının ardından Asar mahallesinin düğüncü kadınlarından ARAP ANA adlı<br />
kadın tarafından türkü yakılır.<br />
Ülkemizde her türküde olduğu gibi bu türküde de bazı değişiklikler olmuş, değişik<br />
söylenmiştir. Ancak en son yukarıdaki gibi söylenmektedir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 14:44:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HİKMET PINARINDAN DAMLALAR (3)</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/hikmet-pinarindan-damlalar-3-2676</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/hikmet-pinarindan-damlalar-3-2676</guid>
                <description><![CDATA[HİKMET PINARINDAN DAMLALAR (3)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar! &nbsp; Gelin bakalım bugün Gönül Kâsemize kaç "Hikmetli Damla" düşmüş görelim ve kuruyan Gönül dudaklarımızı bu damlalarla ıslatmaya çalışalım. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; +Hep O'nunla ol. O'na sığın ona yapış ki, seller seni alıp götürmesin. +Hak dostları ile beraber ol ki onların yüzünden yansıyan nur hem gözünü aydınlatsın,hem de bulunduğun mekanı.Böylece hep aydınlıkta kal. &nbsp; +Eksiklerimi bana söyle ki ne kadar dostum olduğunu anlayayım. +Köpeklerin çıkardığı sese, Havlama derler ama sabah ezanı okunurken bu havlama ulumaya dönüşür. Aslında onlar ulumuyor ,O Ulu Yaratıcıyı ululuyorlar. "Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki Allah'ı tesbih etmesin" ayetini hatırla. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; +Dilin bağı çözülünce rahmet testisinden aşk şaraba akar .+Sevgi zekat gibidir dağıt ki çoğalsın. Eksilir diye korkma! Kaynağı Rabbindendir zira Allah sözcüğünün bütün kombinazonları sevgi manası taşır. +Güzel söz inciye, kötü söz kömüre benzer. İnci taçlara takılır baş tacı olur , veya kolye olur boyunu süsler, göz aydınlatır. Kömür ise ateşin yandaşıdır yeri ise mangal veya sobadır. Yakar kavurur. &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
+İnsan hayatında her zaman zigzaglar olur. Bazen Davut ve Süleyman gibi Sultan, bazen de Zekeriya veya Yahya gibi kurban olmak var.İkisi de hamdi gerekli kılar.&nbsp;<br />
+Yönünü karşılıksız vermeyen insanlara değil karşılıksız veren Allah'a çevir. +Bedenin zayıflığı ruhun gelişmesini doğurur. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Malını ve bedenini Allah yolunda değerlendir ki sen de değerliler sınıfına dahil olasın. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+ Gök gürültüsünden melekler korkar. Ayet böyle der. (Râd:13) Ama sen melekten daha üstünsün. Gök gürültüsünden korkmadığın gibi şimşek çaktığında da önünü gör ve yol almaya çalış. Kıymetli Dostlar! Bundan sonraki yazımızda tekrar buluşmak üzere...&nbsp;</p>

<p>Sağlıkla kalın. Esen kalın.&nbsp;<br />
Hoş kalın.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 14:44:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BENİM  KNİDOSUM (2)</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-2-2675</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-2-2675</guid>
                <description><![CDATA[BENİM  KNİDOSUM (2)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Foto : Knidos -1960.lı yıllar..<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Bağlar bahçeler,tarlalar..<br />
&nbsp; &nbsp;Hiç unutamıyorum &nbsp;Knidos'a ilk adım atışımızı..<br />
&nbsp; &nbsp;Şaşırmıştık..&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp;Hiç bu kadar &nbsp;C i n i b i z - C a v u r &nbsp; daşını bir arada görmemiştik..<br />
&nbsp; &nbsp;Biz Datçalılar &nbsp;tarihi ,yaşı ,başı ne olursa olsun..Her antik-tarihi daşa &nbsp;Cavur daşı veya &nbsp;C i n i b i z - d a ş ı &nbsp; derdik.<br />
&nbsp; &nbsp;Sonradan yaptığım araştırmalarda öğrendim ki..<br />
&nbsp; &nbsp;Doğu Roma (Bizans ) döneminde &nbsp;Datça yarımadası &nbsp;Cenevizlilere kiraya verilmişti..Yani bir anlamda &nbsp;Ceneviz kolonisiydi..<br />
Mesela -İstanbul,G a l a t a &nbsp;semti gibi..<br />
Cenevizliler hem savaşçı hem ticaret ehliydi..Türkler bu dönemde &nbsp;Datçaya &nbsp;doğru intikal etmeye başlamış olmalılar..<br />
&nbsp; &nbsp;Sındı köyünün &nbsp;eski yolu sapağının mahalli adı bile &nbsp;"C e n e v i z " &nbsp;dir.<br />
&nbsp;Biz Datçalılar Ceneviz adını Datçalılaştırmış C i n i b i z &nbsp; yapmıştık..<br />
Cenevizliler ticaret ehli olduğu için &nbsp;halen daha &nbsp;ticarete,zanaate yatkın çocuklara &nbsp;"C i n i b i z - g i b i - ç o c u k ! " deriz..<br />
Mesela "ç u k u r u n &nbsp;- a d a m ı " Mesudiyelilerde &nbsp;Cinibiz gibidir..<br />
İlginçtir. &nbsp;Sındı köyü eski antik yolu sapağında &nbsp;pek ortodoks kilisesine benzemeyen &nbsp;bir Kilise kalıntısı vardır.<br />
&nbsp;Belki de .. Ceneviz döneminden kalma bir Katolik &nbsp;kilisesidir..Bilmediğimiz konularda &nbsp; ahkam kesmek &nbsp;istemezüükk..<br />
&nbsp;Reşadiye okulunda 4.ncü ve beşinci sınıflar bir arada &nbsp;okurdu..Sınıf dediysek uzunca enli bir masa ve etrafında oturduğumuz taburelerden ibaretti..<br />
Birde..<br />
duvarda kocaman bir T ü r k i y e &nbsp;haritası..<br />
Örtmenlerimiz ikiside &nbsp;yakın bir geçmişte hakkın rahmetine kavuşmuş olan, Köy Enstitüsü uzantısı &nbsp;örtmen &nbsp;okulu mezunu ,Betçeli (Yaka köylü ) değerlilerimiz &nbsp; H ü s e y i n -Y a v u z &nbsp;ve &nbsp;M u s t a f a -Ö z e r 'di.<br />
&nbsp; İlkokul &nbsp;1,2,3.ncü &nbsp;sınıflarda aynı koşullarda başkaca büyücek bir odada okuyorlardı..<br />
&nbsp;Örtmenlerimizin her ikisi P e t r i u m (B e t ç e -B e d y e ) taraflarından oldukları için &nbsp;T e k i r 'i (Knidos) biliyorlardı.<br />
kafaya takmışlardı..<br />
Bizi illa da &nbsp;Yazı köy Tekirindeki c a v u r -d a ş l a r ı ile, Knidos antik kentiyle tanıştıracaklardı..<br />
&nbsp;O yıllarda zaman uzun, yollar daha da uzundu..Topraktı,taştı, dardı, büklüm büklümdü.. Beş saatte katedilen Marmaris-Datça arasındaki taşlı topraklı büklüm büklüm ,daracık, A t m ı ş -a l t ı &nbsp; bük ile tanışanlarımız vardı .<br />
Ama &nbsp;Betçe &nbsp;yolları ile tanışanımız azdı.. Çünkü &nbsp;S ü l e y m a n i y e -N a h i ye s i 'nin kalıntısı olan B e t ç e &nbsp; köyleri biz Elelilere (Ali ağa-Elaki-Reşadiye) ters istikametteydi..<br />
Yaşlılardan bile oralara merak edip giden azdı..<br />
Ancak hatırı sayılır önemli kişilerin &nbsp;A h r e t l i k &nbsp;veya A s k e r &nbsp;- a r k a d a ş ı gibi &nbsp;bildik kişilerin &nbsp;düğün bayramı olacakta.. Evinden ölü çıkacakta.. Oralara gitmek zahmetine katlanılacak..<br />
&nbsp; Ama betçelilerin &nbsp;biz Elelilere(Reşadiye ) elleri &nbsp; mahkumdu.<br />
.Çünkü &nbsp;1937 yılında yapımı tamamlanan eski ana yol &nbsp;Reşadiye içinden geçiyordu..<br />
&nbsp; Yegane ulaşım aracı olan &nbsp;tehlikeli yolların fatihi külüstür Cipler zorunlu olarak Reşadiye 'den &nbsp;geçerken ,içindeki yolculara &nbsp;Betçelilere &nbsp;y a b a n c ı &nbsp; gibi bakardık..<br />
&nbsp;2026 &nbsp;yılının &nbsp;rahat koltuklarına oturup.. Ahkam kesmek kolay..<br />
Şimdi bu anlattıklarım &nbsp;masal gibi,şaka gibi geliyor ..<br />
&nbsp;Ama..<br />
&nbsp;Ö y l e y d i ..<br />
(sürecek)</p>

<p>04-04-2026 &nbsp;Y.Ziya Özalp</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 14:43:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BENİM  KNİDOSUM (1)</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-1-2674</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-1-2674</guid>
                <description><![CDATA[BENİM  KNİDOSUM (1)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Foto ; &nbsp;Knidos-küçük deniz-büyük deniz -1950.li yıllar.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bu yazı dizisi bir hayli uzun süreceğe benzer..<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Çünkü ben &nbsp; bir Datçalı kalemiyle, bir yerli gözüyle Knidosla çocukken ilk tanıştığım &nbsp;1964 &nbsp;yılından itibaren &nbsp;yaşadıklarımı, görüp geçirdiklerimi, anlatacak,okuduklarını aktaracağım.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Knidos şu tarihte &nbsp;D o r l a r &nbsp;tarafından Milattan önce falanca tarihte &nbsp;kurulmuş, &nbsp;filan tarihte &nbsp;Romalılar gelmiş, filanca tarihte &nbsp;Selçukluların eline geçmiş &nbsp;gibi &nbsp;akademik laflar &nbsp;etmek uzmanların, arkeologların işi..<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;İşin o taraflarına ait tarihi, güncel &nbsp;kaynaklar ,kitaplar makaleler &nbsp;sürüsüne bereket..&nbsp;<br />
Her türlü bilgi elimizin altında allaha şükür. ,&nbsp;<br />
İsteyen araştırır, kaynakları karıştırır..Ayrıca bunlar haddimizi aşan konular..<br />
&nbsp; &nbsp; Ben, benim Knidos'umu anlatacağım..<br />
&nbsp; &nbsp; Hileye,hurdaya , yalana dolana, abartıya,gabartıya kaçmadan..<br />
Sanıyorum bu yazı dizisinin ucu bucağı pek olmayacak..<br />
&nbsp; &nbsp; Cünkü halen yaşanan ucu açık bir tarih Knidos..<br />
&nbsp; &nbsp; Benim anlatacaklarım yerli ve milli olacak..<br />
&nbsp; &nbsp; İçinde &nbsp;yerel &nbsp;hurafeler,hikayeler, masallar olacak.. &nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; Biraz da..<br />
&nbsp; &nbsp; Kendimiz olalım..<br />
&nbsp; &nbsp; Kendimizle de hesaplaşalım..<br />
&nbsp; &nbsp; Bakalım beğenecek misiniz.. &nbsp;<br />
"... Bizim T e k i r &nbsp;(Tekfurdan gelir ) Knidosla ilk tanışmam..1964 &nbsp;yılı baharındadır..İlkokul beşinci sınıfta..<br />
&nbsp; &nbsp; Tarih &nbsp;,tarla- bahçe duvarları arasına sıkıştırılmış,oraya buraya rast gele serpiştirilmişti..<br />
&nbsp; &nbsp; Yavru koyun -keçi &nbsp;melemeleri, öküz böğürtüleri ,köpek havlamaları kuş sesleri arasında &nbsp; köylüler &nbsp;öküzlere bağıra çağıra &nbsp;,alın terlerini toprağa &nbsp;akıta akıta &nbsp;sabanla tarlalarında çift sürüyorlardı..<br />
İne kalka,düşe çıka, tengirdiye tüngürdüye oraya vardığımızda ilk dikkatimi çeker şeyy..<br />
Tarla &nbsp;sınırı duvarlarındaki &nbsp;kesme taşların üzerindeki antik &nbsp;süsler, kafası kırık heykeller olmuştu.."<br />
(sürecek-hem de.. çok uzun-)</p>

<p>04-04-2026 &nbsp;Y.Ziya Özalp</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 14:41:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ormanın Sessiz Mücevheri: Kuzu Göbeğiyle Bahar Randevusu</title>
                <category>Mehmet ÖLMEZ</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/ormanin-sessiz-mucevheri-kuzu-gobegiyle-bahar-randevusu-2673</link>
                <author>mehmetolmez048@hotmail.com (Mehmet ÖLMEZ)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/ormanin-sessiz-mucevheri-kuzu-gobegiyle-bahar-randevusu-2673</guid>
                <description><![CDATA[Ormanın Sessiz Mücevheri: Kuzu Göbeğiyle Bahar Randevusu]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Doğa ana, her bahar uyanışıyla birlikte bize binbir çeşit armağan sunar; ancak hiçbiri kuzu göbeği kadar gizemli, mağrur ve kıymetli değildir. Mart ayının sonlarında, özellikle Ege’nin ve Akdeniz’in bereketli topraklarında ilk ılık yağmurlar toprağa düştüğünde, orman tabanında sessiz bir hareketlilik başlar. Çam pürçeklerinin, meşe yapraklarının arasından başını uzatan bu bal peteği görünümlü mucize, hem damaklarda bıraktığı o eşsiz fındığımsı aromasıyla hem de sunduğu şifayla tam bir "doğal altın" niteliğindedir.<br />
​Kuzu göbeği (Morel), sadece lezzetiyle değil, doğadaki aristokrat tavrıyla da bilinir. Her yerde, her toprakta öylece boy göstermez. O; dişbudak ağaçlarının serin gölgesini, elma bahçelerinin nemli kuytularını ve bazen de küllerinden yeniden doğmak istercesine yangın görmüş orman arazilerini seçer. Bu seçiciliği onu dünyanın en değerli gastronomik hazinelerinden biri haline getirirken, onu arayıp bulma sürecini de adeta bir sabır ve dikkat sınavına, bir hazine avına dönüştürür.<br />
​Mutfaklarımızda tereyağıyla buluştuğunda sergilediği o topraksı zarafetin ötesinde, bu mantar aslında başlı başına bir eczanedir. B ve C vitaminlerinden kalsiyuma, potasyumdan demire kadar uzanan zengin içeriğiyle bağışıklığın en sadık dostlarından biridir. Ancak doğanın bu cömertliği, yanında bir uyarıyı da getirir: Görünüşüyle kuzu göbeğini taklit eden "yalancı" türler, tecrübesiz gözleri yanıltabilir. Bu yüzden ormanın bu lezzetli hikâyesine ortak olurken uzmanlık ve temkin, sofradaki keyfimizin ön koşuludur.<br />
​Eğer bugünlerde yolunuz bir orman kıyısına, bir çam ağacının dibine düşerse; adımlarınızı yavaşlatın ve gözünüzü yerdeki nemli yapraklardan ayırmayın. Belki de toprağın size bir selamı olarak, o küçük ama devasa lezzetiyle kuzu göbeği sizi bekliyordur. Unutmayın, kuzu göbeği sadece bir mantar değildir; o, toprağın sabrının, yağmurun bereketinin ve baharın taze nefesinin en lezzetli özetidir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 16:44:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/mehmet-olmez-1765739910.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HİKMET PINARINDAN DAMLALAR (2)</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/hikmet-pinarindan-damlalar-2-2672</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/hikmet-pinarindan-damlalar-2-2672</guid>
                <description><![CDATA[HİKMET PINARINDAN DAMLALAR (2)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can dostlar ! &nbsp; &nbsp;Yeni başladığımız "Hikmet Pınarından Damlalar" &nbsp; başlıklı yazımızın 2. bölümü ile bugün yine beraberiz .O halde gelin Gönül kâsemize düşen damlalarla çölleşen dudaklarımızı ıslatmaya devam edelim. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Zıtları iyi tanı ki doğrunun doğrusunu, güzelin güzelini bulasın. Zıtları iyi tanımayan güzel ve çirkin arasındaki farkı bilemez. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+ Aşk sarmaşık gibidir, boğar, öldürür.Etimolojisi de zaten aynıdır. İlahi aşkı bul ki, diril, hayata dön! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+ Bu can rahmete aşık. Aşkı terennüm etmesine fırsat ver ki meşk olsun. &nbsp; &nbsp; &nbsp; + Bu can aşkı haykırmak ister boğazını sık ki ses yalnız sende yankılansın .Yoksa etrafındaki cahiller onu merkep sesi zannederler. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; + Kalemin bile aşkı yazmaya gücü yetmedi mürekkebi bitti. &nbsp; &nbsp;+ Evvel önce, hayır sonra gelir çünkü başlangıcı olmayan şeyin sonu olmaz. Zahir de önce batın da sonra gelir zira zahire vakıf olamayan batına ulaşamaz. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; + Rüzgarın toprağa savurduğu tohuma can suyu ol ki; senin elinde ağaç olsun meyve versin. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+ Celal den uzak dur, öfkeni yen ki Cemal'e ulaşasın. + Firkat olmadan vuslat olur mu ? Nefis ve havadan alakanı kes ki vuslat nasip olsun. + Zakkum zehirdir, işlenir ilaç olur zakkumdan farksız olan benliğini sen de öyle işle ki sadece kendine değil herkese ilaç olsun. + Topraktan olduğunu unutma! O zaman başka tohumların da sen de yeşermesine fırsat ver. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; + Hak dostlarıyla beraber ol ki yarın huzuru İlahide birbirinize şahitlik edesiniz. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+ Her çöplüğün yanından geçerken burnunu kapatma! Zira bazı çöplüklerde ne güzel çiçeklerin açtığını görürsün. &nbsp;+ Din kardeşini altın bil, üstünde çamur varsa onu temizle ve bağrına bas. Bir annenin altını kirletmiş bebeğini hiç beziyle beraber çöpe attığını gördün mü ? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+ Su rahmete, günah ise ateşe benzer. Rahmet denizindeki suyu kullanarak yanı başındaki orman yangınını söndür. + Pireyi deve yapacağına deveyi pire yap! Marifet budur. Aczini görüp kendine pay çıkar. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+ Her insanın gönlünde bir ekran vardır. İlahi kanallarda gezin ki gönlüne feyiz aksın. Zira feyiz bereketi ,bereket saadeti getirir. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; + İlim dağarcığına bir delik açılmışsa o ilimden isteyen istifade eder. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; + İbadet adete dönüşmüşse o ibadet ona zor gelmez. Ancak &nbsp;ibadetin İhlas içinde olsun. &nbsp; &nbsp;Can dostlar! &nbsp;Bundan sonraki yazımızda tekrar görüşmek üzere Esen kalın, sağlıkla kalın, hoş kalın.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 16:43:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALİM İLE DOST OL!</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/alim-ile-dost-ol-2671</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/alim-ile-dost-ol-2671</guid>
                <description><![CDATA[ALİM İLE DOST OL!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İlim bilir<br />
İrfan bilir,<br />
Söz bilir,<br />
Öğrenirsin!</p>

<p>SAYGILI İLE ARKADAŞ OL!<br />
Usul bilir,<br />
Adap bilir,<br />
Sınır bilir.<br />
Üzülmezsin!</p>

<p>GÖZÜTOK İLE DOST OL!<br />
İkram bilir,<br />
Kural bilir,<br />
Doymak bilir,<br />
Ferahlarsın!</p>

<p>GÖRGÜLÜ İLE AHBAP OL!<br />
Yol bilir,<br />
Yordam bilir,<br />
Kural bilir,<br />
Rahatlarsın!</p>

<p>ALÇAK GÖNÜLLÜ İLE YAREN OL!<br />
Hal bilir,<br />
Ahval bilir,<br />
Gönül bilir,<br />
Mutlu olursun!</p>

<p>AKILLI İLE ARKADAŞ OL!<br />
Az konuşur,<br />
Hak konuşur,<br />
Mert konuşur,<br />
Rahatlarsın!</p>

<p>MERT İLE DOST OL!<br />
Mertlik bilir,<br />
Vefa bilir,<br />
Dost bilir,<br />
Yüreklenirsin!</p>

<p>AHLAKLI İLE YOLA ÇIK!<br />
İhanet etmez,<br />
Yolda satmaz,<br />
Arkadan vurmaz,<br />
Huzur bulursun!</p>

<p>Hasılı “DOST” çok ağır bir nitelik,<br />
zamanla çok az kişiye yakıştığını<br />
bizzat yaşayarak anlarsın.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 16:42:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ  CAVIR ASAR’IN YOLLARI(I)(21)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-cavir-asarin-yollarii21-2670</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-cavir-asarin-yollarii21-2670</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ  CAVIR ASAR’IN YOLLARI(I)(21)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Pek de yokuşmuş Cavır Asar’ın yolları<br />
Gırılıvemiş mor garanfilin dalları<br />
Yakma da Hafise’m benden başka ellere<br />
Beni de huran Topallar’ın Memed’i</p>

<p>***<br />
Hede aman da Asar’a çıktım yoruldum<br />
Ben güzelimin top zülfüne de huruldum</p>

<p>***<br />
Bir Asar’dan öbür Asar’a geçtin mi?<br />
Havse gadının ırakısını içtin mi?<br />
On üç on dört deliganlının içinde<br />
Topallar’ın oğlu Memed’i seçtin mi?</p>

<p>***<br />
Hede aman da Asar7a çıktım yoruldum<br />
Ben güzelimin top zülüfüne de huruldum</p>

<p>***<br />
On birinen aman on ikinin arası<br />
Havse’de gadının sol yanında yarası<br />
Ul(u) bazar aşamı kim huruldu derlerse<br />
Hamamcılar’ın top zülüflü Havse’si</p>

<p>***<br />
Hede aman da Asar’a çıktım yoruldum<br />
Ben güzelimin top zülfüne huruldum.</p>

<p>Bu türkünün ikinci bölümü vardır. Onu ve hikayesini gelecek yazımızda türküyle birlet<br />
anlatacağım.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 16:42:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GELECEĞİN  SEKTÖRÜ  : ENERJİ - GIDA</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/gelecegin-sektoru-enerji-gida-2669</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/gelecegin-sektoru-enerji-gida-2669</guid>
                <description><![CDATA[GELECEĞİN  SEKTÖRÜ  : ENERJİ - GIDA]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bu &nbsp;köşeden &nbsp;yıllardır &nbsp; yazar &nbsp;durur, &nbsp;ortam &nbsp;uygun &nbsp; olduğu &nbsp; zamanda, &nbsp;gıda &nbsp; &nbsp;ve &nbsp; &nbsp;enerjinin &nbsp; &nbsp;önemini &nbsp; &nbsp;tekrarlar &nbsp;dururum.</p>

<p>Evet &nbsp; Ülkemizde &nbsp; &nbsp;olduğu &nbsp; gibi, &nbsp;Datçamızdada &nbsp;yeterli ,gıda &nbsp; üretimi &nbsp; olmama &nbsp; sebebi &nbsp; &nbsp;ile, &nbsp;artan &nbsp;yerleşik &nbsp; nüfus,köylerin &nbsp; mahalle &nbsp; &nbsp;olarak &nbsp; muamele &nbsp; &nbsp; görmesi,hizmet &nbsp; sektörüne &nbsp; &nbsp;olan &nbsp; &nbsp;özenti &nbsp; nedeniyle , ilçe &nbsp;merkezimizin &nbsp; yerleşik nüfusu &nbsp; &nbsp;hızla &nbsp; &nbsp;artmaktadır. &nbsp;İlçe &nbsp; merkezini &nbsp; oluşturan &nbsp; &nbsp; üç &nbsp;mahalle &nbsp; bütünleşti &nbsp; &nbsp;gibi. Görüyoruz Ki, şimdi &nbsp; mahalle &nbsp; &nbsp;olarak &nbsp; tanımlanan &nbsp;köylerimiz &nbsp;hızla &nbsp; tarımsal &nbsp; üretimden &nbsp; &nbsp;uzaklaştı.Günlük temel &nbsp; &nbsp; gıda &nbsp; maddelerini &nbsp; bile,merkezlerdeki &nbsp; marketlerden &nbsp;temin &nbsp; yoluna &nbsp; &nbsp;gidiyorlar. &nbsp;Hatta &nbsp; buna &nbsp; &nbsp;son &nbsp;yıllarda , &nbsp;klima /elektrik &nbsp; ile &nbsp; &nbsp;ısınma &nbsp; yolunu &nbsp; tercih &nbsp; &nbsp;ederek, &nbsp;enerji &nbsp;bağımlılığı &nbsp;da &nbsp; &nbsp;eklendi.</p>

<p>Ülkemizde &nbsp;, &nbsp;tarımla &nbsp; &nbsp;uğraşan &nbsp; &nbsp;ve &nbsp; &nbsp;geçimini &nbsp; buradan &nbsp; &nbsp;sağlayan &nbsp;yani &nbsp; &nbsp;çiftçilerimiz, &nbsp;devlet &nbsp;tarafından, biraz &nbsp; &nbsp;üvey &nbsp; evlat &nbsp;muamelesi &nbsp; &nbsp; görmedimi.?<br />
Ülkemizde &nbsp; &nbsp;tüketilen &nbsp; &nbsp;enerjinin &nbsp; &nbsp;kaçta &nbsp;kaçı &nbsp;yerli &nbsp; kaynaklardan &nbsp; &nbsp;karşılanmakta .? &nbsp;Genel &nbsp; &nbsp;olarak &nbsp;dışarıya &nbsp; bağımlı &nbsp; olarak &nbsp; &nbsp;tükettiğimiz &nbsp; enerjinin &nbsp; &nbsp; faturası &nbsp; hergün &nbsp;daha &nbsp; &nbsp;artmaktadır. &nbsp;Bunun &nbsp;başta &nbsp; &nbsp;geleni &nbsp;akaryakıt &nbsp;yani &nbsp;petrol, gıda &nbsp; üretiminin &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
ikiz &nbsp;kardeşi. Ulaştırmada &nbsp; olmazsa &nbsp; &nbsp;olmazı &nbsp;,tarımda &nbsp; &nbsp;yani &nbsp; genel &nbsp; olarak &nbsp; üretimin &nbsp; &nbsp;lokomotifi.&nbsp;<br />
&nbsp;Son &nbsp; yıllarda &nbsp;elektrikli &nbsp; araçlarda &nbsp;biraz &nbsp; mesafe &nbsp; alınıyor &nbsp; &nbsp; olsada yetersiz. &nbsp;Şehirlerarası &nbsp;ve &nbsp; &nbsp;karayolu &nbsp;taşımacılığında &nbsp;da &nbsp; &nbsp;yaygınlaşmalı. &nbsp; (yolcu-yük) Bunun &nbsp; dünyada &nbsp; &nbsp; örneklerini &nbsp; &nbsp; görüyoruz. &nbsp;Hatta &nbsp; ben &nbsp;buna &nbsp; &nbsp; elektrikli &nbsp; TRAKTÖR<br />
ünde &nbsp; katılmasını &nbsp; &nbsp;arzu &nbsp; &nbsp;ederim. Böyle &nbsp; bir &nbsp; seçeneğin /yöntemin &nbsp; tarım /gıda &nbsp;sektöründe &nbsp; kullanılması &nbsp; &nbsp;halinde, &nbsp;gıdada &nbsp;kendi &nbsp; kendine &nbsp; yeten &nbsp; ülkeler &nbsp; &nbsp;kategorisine &nbsp; &nbsp;girmemiz &nbsp; hayal &nbsp;değil.</p>

<p>Bilhassa &nbsp; &nbsp;enerji &nbsp; üretiminde &nbsp;,GÜNEŞ-RÜZGAR &nbsp;hatta &nbsp; TERMAL &nbsp;kaynaklara &nbsp;neden &nbsp; hala &nbsp;yoğunlaşmıyoruz.Datça Mız &nbsp;da &nbsp; Termal &nbsp; konusunu &nbsp; şimdilik &nbsp; göz &nbsp; ardı &nbsp;etsek &nbsp; bile, &nbsp;Güneş &nbsp; &nbsp;ve &nbsp; Rüzgar &nbsp; kaynağımızı &nbsp;ihmal &nbsp; &nbsp; etmemeliyiz. &nbsp;Bunun &nbsp; &nbsp; Örneğin &nbsp; yapılaşmalarda &nbsp;örneklerini &nbsp; &nbsp; görmekteyiz..Yatırımcıların &nbsp; &nbsp;bu &nbsp;konuda &nbsp; teşvik &nbsp; &nbsp;edilmesi, &nbsp;hatta &nbsp; bazı &nbsp; kolaylıklar &nbsp; gösterilerek &nbsp; özendirilmesi &nbsp; &nbsp;gerekmez mi.? &nbsp;Genel &nbsp; &nbsp;olarak &nbsp; yapılarda &nbsp; SARNIÇLI &nbsp; &nbsp;ev &nbsp; modelinin,mimari &nbsp; kural &nbsp; &nbsp;olarak konmasını &nbsp; &nbsp; önerdiğim &nbsp; gibi.Sahi &nbsp; &nbsp;Belediye &nbsp; binamızın &nbsp; yayla &nbsp; &nbsp; &nbsp;gibi &nbsp; &nbsp;olan &nbsp; çatısı.neden &nbsp; hala &nbsp; &nbsp;güneş &nbsp; paneli &nbsp; &nbsp;ile &nbsp; &nbsp;kaplanmıyor./&nbsp;</p>

<p>İnşaat &nbsp; sektöründe &nbsp; iş &nbsp;yapanların, &nbsp;yapılarını &nbsp; güneşten &nbsp; &nbsp;ve &nbsp;rüzgardan &nbsp; elektrik &nbsp; üretecek &nbsp; şeklinde &nbsp; &nbsp;tesis &nbsp; &nbsp;etmelerini &nbsp; &nbsp; öneririm. &nbsp;Hatta &nbsp; buna &nbsp;kamunun , sarnıç &nbsp; &nbsp;eklenmesi &nbsp; &nbsp;halinde &nbsp;bazı &nbsp; teşvikler &nbsp; &nbsp;vereceğini &nbsp; taahhüt &nbsp;etmesinin &nbsp; olamazmı?.Çünkü &nbsp; &nbsp;inşaat &nbsp; sektörümüz, &nbsp;Ülkemizde &nbsp; &nbsp; ve &nbsp;Datçamızda &nbsp;istihdam &nbsp;sağlamaya &nbsp; devam &nbsp; edecek &nbsp; &nbsp; &nbsp;görünüyor.</p>

<p>UNUTMAYALIM &nbsp;: &nbsp;GELECEĞİN SEKTÖRÜ &nbsp; &nbsp; ENERJİ &nbsp; &nbsp;VE &nbsp; &nbsp;GIDA. &nbsp;</p>

<p>YİNE &nbsp; &nbsp;<br />
UNUTMAYALIM;<br />
İŞLERLİĞİ &nbsp; OLDUĞU &nbsp;SÜRECE, APART/OTEL &nbsp; BİZE &nbsp; &nbsp; GETİRİSİ &nbsp; &nbsp;OLAN &nbsp; YATIRIMLARDIR.. &nbsp; YA &nbsp; BİR &nbsp; AKSAMA &nbsp; &nbsp;OLURSA.?<br />
.ENERJİ &nbsp; VE &nbsp; &nbsp;GIDADAN &nbsp;VAZGEÇEBİLİR<br />
MİYİZ.?</p>

<p>Sağlıcakla,,<br />
yk<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 16:41:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BENİM  KNİDOSUM  (3)</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-3-2668</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-3-2668</guid>
                <description><![CDATA[BENİM  KNİDOSUM  (3)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Foto &nbsp;: Bir zamanlar palamut bükü..<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Betçeli &nbsp;Örtmenlerimiz kafaya takmışlardı. O yılların koşullarında(1964) ulaşılması &nbsp;çok çok güç olan &nbsp;T e k i r (Knidos) ile bizleri &nbsp;illa da tanıştıracaklardı..<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; Biz kopiller* de &nbsp;çok heyecanlanmış, meraklanmıştık doğrusu..<br />
O yıllarda &nbsp;bizim Eleee'(Reşadiye) de &nbsp;g a z o z h a n e &nbsp;,gazoz üretilen yer vardı.. Bunlara sahibine atfen T e k i n - g a z o z u &nbsp; denirdi..Rahmetli &nbsp;Tekin(Sürücü ) abi, sülalece ürettikleri bu gazozları&nbsp;<br />
&nbsp; Rus malı , bizim " G a z ı k " &nbsp;adını verdiğimiz ,sarı renkli ,harbiden sapasağlam &nbsp;bir kamyonetle Emecik köyünden Knidos'a kadar &nbsp;dağıtırdı..<br />
&nbsp; &nbsp;Biliyorum.. İnanması güç ama &nbsp;1960.lı yıllarda biz Datçalıların &nbsp;harbi yerli ve milli &nbsp;gazozu vardı..<br />
"G a z ı k " kamyonet &nbsp;Betçe knidos yollarının yabancısı değildi..<br />
Bir bahar günü akşamdan güzelce hazırladığımız &nbsp;azıklarımız &nbsp;torbalarımızda , erkenden heyacanla &nbsp;uyandık..<br />
Üzerine oturduğumuz uzun okul sıralarımızı , taburelerimizi &nbsp;gazığın kasasına yeni yerlerle tanışmanın .seyahat etmenin &nbsp;heyecanı içersinde güzelce yerleştirdik.<br />
Kimin nereye oturacağını &nbsp;örtmenlerimiz belirledi..<br />
Kız erkek &nbsp;karışık oturacak..<br />
Yolculuk boyunca karşılaşabileceğimiz güçlükler karşısında &nbsp;erkekler kızlara yardımcı olacaktı..<br />
Tam tersi oldu..<br />
Bütün erkek çocukları araba tuttu..Kızlar onlara yardım etti..<br />
Tozlu,taşlı &nbsp;, büklümlü &nbsp;Knidos yoluna tengir tüngür, güle oynaya düşe kalka düzüldük..<br />
Knidos'a varıncaya kadar &nbsp;kan revan (!) içinde kaldık..<br />
Mesudiye sırtlarındaki &nbsp;Datçanın İtalyan işgali altında bulunduğu &nbsp;yıllarda (11.Mayıs 1919 &nbsp;--5.Temmz &nbsp;1921 ) İtalyanlar tarafından inşa edilip biz Datçalılara hediye edilen D ö ş e m e &nbsp;yoluna gelindiği zaman &nbsp;arabadan &nbsp;mecburi iniş yaptık.. Tehlike dolu uçurum yolu &nbsp;marşlar ,türküler söyleye söyleye &nbsp;,boş araba &nbsp;önde biz arkada toz yiye yiye yayan geçtik.<br />
&nbsp; Ver elini çeşme köy...Oradan &nbsp;palamut büküne geçtik..Örtmenlerimiz "Orayı da görün &nbsp;dediler ."<br />
&nbsp;Palamut bükünde &nbsp;yol kenarlarındaki &nbsp;yaşını başını ,ucunu bucağını şaşırmış, göklere uzanmış,yanlara dal budak salmış &nbsp;palamut ağaçlarını görünce şaşırdım doğrusu..<br />
Palamut bükü sahili &nbsp;pırıl pırıl parlıyor &nbsp;,deniz karaya bembeyaz köpüklerle saldırıyor.,dalgalar sahildeki derma çatma üç-beş evin &nbsp;duvarlarını yalıyordu..<br />
Bu manzara hoşumuza gitmişti doğrusu..<br />
*K o p i l &nbsp;; Bizim çocukluğumuzda &nbsp;büyüklerimiz &nbsp;biz &nbsp;çocuklara " K o p i l &nbsp;" derlerdi,Kökleri Rumca mı, Latince mi, Farsça mı, uydurukça &nbsp;mı &nbsp;,,?<br />
bilemiyorum..<br />
06-04-2026 &nbsp;Y.Ziya Özalp</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 16:38:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YENİ GİYSİLERİNİZ SAĞLIKLI MI?</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/yeni-giysileriniz-saglikli-mi-2667</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/yeni-giysileriniz-saglikli-mi-2667</guid>
                <description><![CDATA[YENİ GİYSİLERİNİZ SAĞLIKLI MI?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Zevkli bir alışveriş yaptınız( ne kadar yapabildiyseniz) Şöyle havalı bir tişört aldınız yaz<br />
için. Eh altına da bir kot gider, renkli çoraplar da hoşunuza gitti.<br />
Bunları hemen giymek cazip gelebilir. Sakın giymeyin! Diyeceğiz sizlere…<br />
Öncelikle hemen yıkayın diyoruz peşinen<br />
KANSERE BİLE NEDEN OLABILIR…<br />
Diyor, konuyla ilgili bilim insanları. Zararın bir kısmı giysilerin kullanılan parlak renkli<br />
kumaş boyalarıyla ilgili.<br />
Yeni ya da koyu renkli kıyafetler , kumaşa tam olarak bağlanmamış fazla boya<br />
içerebilir. Hızlı moda ürünlerin çoğu petrol bazlı sentetik boyalarla renklendirilir.<br />
Bu boyalar özellikle polyester kumaşlarda yaygındır. Ve benzen gibi katkılar olduğu<br />
için kanser riski düşünülebilir. Yumuşaklık ve su geçirmezlik sağlamak için kullanılan<br />
kimyasallar da tehlike arz edebilir.<br />
AĞIR METALLER VAR<br />
Tekstil üretiminde arsenik, kadmiyum ve krom gibi metaller kullanılabilir. Bu<br />
metallerin üçü de insan sağlığı açısından oldukça tehlikeli ve kanserle ilişkilidir.<br />
Kurşuna maruz kalmak, davranış bozukluklarından, beyin hasarına kadar birçok<br />
etkiye yol açabilir.<br />
BAKTERİLER VE DİĞER RİSKLER<br />
Mağazada askıda duran giysiler üzerinde bakteriler bulunabilir. Özellikle iç<br />
çamaşırlarına dikkat.<br />
Uzmanlara göre bazı giysiler giyilip, çıkarıldıktan sonra üzerinde bakteri ve hatta<br />
virüsler bırakabilirmiş.<br />
Kovit 19 virüsü kumaşlar üzerinde üç güne kadar canlı kalabilirmiş. Gripe yol açan<br />
virüs ise 12 saat canlı kalabilirmiş.<br />
Ayrıca toz akarları, uyuz ve bit de cabası deniyor.<br />
Aldığınız her giysiyi mutlaka çok iyi yıkayın. Hatta çamaşır makinesine atın hemen.<br />
Acele bir giysi alıp giymek istiyorsanız, bir iki gün önceden alın.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 14:37:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ   BÖĞÜRTLENİN DİKENİ(20)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-bogurtlenin-dikeni20-2666</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-bogurtlenin-dikeni20-2666</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ   BÖĞÜRTLENİN DİKENİ(20)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dere içi böğürtlen<br />
Dertli dertli söyletmen<br />
Götürün beni de<br />
Yanmadığa böğürtlen<br />
***<br />
Böğürtlenin dikeni<br />
Kesivedi elimi<br />
Böğürtleni severdim<br />
Eli keser bilemzdim<br />
***<br />
Ganlı açar dere içi<br />
Bilseydim geçmezdim<br />
Böğürtlenin dikeni<br />
Kesivedi elimi<br />
***<br />
Dere içi giderken<br />
Geçemedim böğürtlenden<br />
Yanıp da ayrı düşene<br />
Yanmadığa böğürtlen<br />
***<br />
Böğürtlenin dikeni<br />
Kesivedi elimi</p>

<p>Yatağan köylüklerinin birinde, köy gençleri inek gütmek için “YANMADIK” dağına<br />
giderler. Buraya giderken de dere içinden geçerler.<br />
Genç aşıklar inekleri saldıktan sonra gizli gizli buluşurlar. İki sevgilinin evlenmesini<br />
isteyen aileler evliliğe engel olurlar. Kızın babası, kızını başka birisine verir. Bunun üzerine bu<br />
olayı bilen çobanlardan birisi bir mani yakar ve bu maniden de türkü doğar.<br />
İlk söylenişi dilli düdükledir. Araştırmacı yazar Tarcan Oğuz, Erdoğan Damarası adlı<br />
kaynak kişiden, türkü sözlerini derleyerek notaya alma çalışmasını başlatmıştır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 14:36:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ONUR  DUYDUM..</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/onur-duydum-2665</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/onur-duydum-2665</guid>
                <description><![CDATA[ONUR  DUYDUM..]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>1926 &nbsp;yılında inşaatı tamamlanan&nbsp;<br />
Biz Datçalılara &nbsp;genç &nbsp;Cumhuriyetin hediyesi olan<br />
&nbsp;Sömbeki adasından getirilen Rum taş &nbsp;ustalarının<br />
&nbsp;inşa ettiği &nbsp;Çeşme köy okulunun&nbsp;<br />
tamir ediliyor olması &nbsp;gercekten sevinç kaynağı.<br />
Daha önceleri bu okulun harap perişan halini<br />
bir cok defalar dile getirmiş olmam nedeniyle&nbsp;<br />
Milli Eğitim Müdürümüz tarafından &nbsp;&nbsp;<br />
okulun açılışına &nbsp;onur konuğu olarak &nbsp;davet edilmem&nbsp;<br />
benim için ayrı bir &nbsp;övünç ve gurur &nbsp;kaynağı oldu..<br />
Datça kültürümüze &nbsp;ufak tefek katkılarım olabiliyorsa<br />
Ne mutlu bana !</p>

<p>30-03-2026 &nbsp;Y.Ziya Özalp</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 14:36:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HİKMET PINARINDAN DAMLALAR (1)</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/hikmet-pinarindan-damlalar-1-2664</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/hikmet-pinarindan-damlalar-1-2664</guid>
                <description><![CDATA[HİKMET PINARINDAN DAMLALAR (1)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar! geçen hafta sonlandırdığımız "Kur'an'a Soralım" yazı dizimizin son cümlesinde de ifade ettiğimiz gibi bu hafta da başka bir konu ile yine beraberiz. Yazımızın konusu, başlıktan da anlaşılacağı gibi "Hikmet Pınarından Damlalar" olacaktır. Bu konuyu da herhalde 4 veya 5 hafta içinde tamamlarız diye düşünüyorum. Kıymetli Dostlar! Hikmet kelimesi Arapça'da "Hkm" kökünden gelir. Türk Dil Kurumunun sözlüğünde mânâsı en fazla olan kelimelerden biridir. Bu manalardan biri de ÖZLÜ SÖZ dür. Kur'an'da türevleri ile beraber 120'ye yakın yerde geçer. İşte Gönül Kâsemize düşen damlalar kelimelere dönüşmüş, bu kelimeler de birleşerek cümlelere dökülmüştür. Nasihat içerikli olan bu cümleler umarım Ruhlar da yankılanır, hayatlara hayat katar. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;O halde konuyu fazla uzatmadan Gönül Dudaklarımızı uzatıp bu damlalardan nasiplenmeye bakalım . &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Hakkı kendine şeyh edinen dervişe kimse şeyhlik yapamaz. +Dünyadaki bostandan, bahçeden geç ki Cennet bahçesine kavuşasın. +Âlemlere toprak ol ki, ademler sende bitsin. +Derdini dert edin ki başka dertlilere de gebe kalasın. &nbsp; &nbsp; +Özün özü olduğunu unutmazsan alemlere göz olursun &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+ Her şeyin bir düşmanı var. Nasıl ki odunun düşmanı ateş, ateşin düşmanı su, suyun düşmanı da güneşse, insanın düşmanı da nefsi hevası ve şeytandır. Bunların ikisini de hakikat potasında erit ki, sana düşman kalmasın. &nbsp; &nbsp; +Malla, evlatla &nbsp;böbürlenme! &nbsp; &nbsp; &nbsp; Zira hepsi geçicidir .Kalıcı şeyler için savaş ver. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Rehber, yolunu bulamayan içindir. Doğru yolu bulmuş olanın rehbere ihtiyacı olamaz. Eğer rehber arıyorsan Allah'ın işaret ettiği Kur'an ve son elçisi sana yetmez mi? +Hakikat Pınarından sulan ki içeceğin acı sular da şerbete dönüşsün. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+ Nefis, Firavun'a benzer.Sakın onu boğmaya kalkma! Zira o da Rab'binin emrindendir. Musa ol, yanına Harun'ları da al onu öğüt törpüsü ile törpüle! Ama sakın yok etme! &nbsp; &nbsp;O da Rabbin katında bir değerdir. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Kıymetli Dostlar! Konumuza haftaya kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah. Sağlıkla kalın. Esen kalın. Hoş kalın .Allah'a emanet olun.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 14:35:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnsanlığın Unutulmuş Mezbahası:  Antik Mahkemeler</title>
                <category>Okan ÖZALP</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/insanligin-unutulmus-mezbahasi-antik-mahkemeler-2663</link>
                <author>arkeologdatca@gmail.com (Okan ÖZALP)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/insanligin-unutulmus-mezbahasi-antik-mahkemeler-2663</guid>
                <description><![CDATA[İnsanlığın Unutulmuş Mezbahası:  Antik Mahkemeler]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yıl 2077. Tarih profesörü Aleyna ve genç arkeolog Kaan, geçmişe yolculuk için “Kronos” adlı zaman otobüsüne bindiler. Kronos’un kapıları açıldığında, kendilerini Atina’nın hareketli Agora’sında buldular.<br />
Güneş tepede parlıyor, etraftan gelen çığlıklar ve tartışma sesleri kulaklarını dolduruyordu. Ancak kısa süre sonra, pazar yerinin ortasında garip bir gerginlik hissettiler. Kalabalık, bir mahkeme binasına doğru akın ediyordu. Meraklarına yenik düşerek, onlar da kalabalığa karıştılar.<br />
Mahkeme salonu dışarıdan basit görünse de içerideki atmosfer ağırdı. Mermer sıralar insanlarla doluydu ve ortada, bir yargıç heyetinin önünde, elleri bağlı iki adam duruyordu. Aleyna, içgüdüsel olarak Kaan’a fısıldadı: "Sanırım bir duruşmaya denk geldik. Bak, cellatlar da orada olmalı."<br />
İki iri yarı adam, sahnenin bir köşesinde sessizce bekliyordu. Kaslı kolları ve sert yüz ifadeleri, görevlerinin doğasını açıkça belli ediyordu. Cellatların üzerinde koyu renkli, basit tunikler vardı ve yanlarında duran aletler, Aleyna ve Kaan’ın okudukları tarih kitaplarındaki korkunç tasvirleri anımsatıyordu: kalın bir kırbaç, ucu sivri demir çubuklar ve paslı görünen bir mengene.<br />
İlk sanık, orta yaşlı bir adamdı. Suçu, komşusunun tarlasından ürün çalmakmış. Yargıç, gür bir sesle kararını açıkladı: "Hırsızlığın cezası, elinin kesilmesidir!" Kalabalıktan uğultular yükseldi. Cellatlardan biri, sessizce öne çıktı. Kurbanın bileğini mengene ile sıkıştırdı. Diğer cellat ise keskin bir balta çıkardı. Aleyna, gözlerini ve kulaklarını kapattı ama keskin çığlık ve ardından gelen acı acı bağırış seslerini engelleyemedi.<br />
Sıra ikinci sanığa geldi. Bu genç bir köleydi ve efendisine karşı komplo kurmakla suçlanıyordu. Aleyna, daha önce okuduğu metinlerde kölelere uygulanan acımasız cezalara dair bilgileri hatırladı. Bu genç adamın kaderi ne olacaktı? Yargıç, bu kez daha sert bir tonda konuştu: "Bu köle, isyan tohumları ekmiştir. Cezası, kazığa bağlanıp yakılmaktır!"<br />
Kalabalığın sesleri bu kez daha heyecanlı bir uğultuya dönüştü. Cellatlar, tereddüt etmeden köleyi sürükleyerek dışarı çıkardı. Aleyna ve Kaan, dehşet içinde birbirlerine baktılar. Bu, tarihin acımasız yüzüydü ve tüm çıplaklığıyla önlerinde duruyordu. Aleyna ve Kaan, hırsızın kesilen eli ve kölenin ölüme sürüklenişiyle sarsılmışken, mahkeme salonundaki yargıç durmaya niyetli değildi. Elindeki asayı mermer zemine vurarak sıradaki sanıkların getirilmesini emretti. Cellatlar, adeta mekanik bir soğukkanlılıkla yeni kurbanları yerlerine yerleştirdiler. Aleyna, cebindeki tablete notlar alırken ellerinin titrediğini fark etti; çünkü okuduğu metinlerdeki en vahşi yöntemler şimdi birer birer sahnelenecekti.&nbsp;<br />
Yargıç, borcunu ödeyemeyen yaşlıca bir adama bakıp kararını açıkladı: "Vatandaşlık hakkın elinden alınmıştır! Borcun ödenene kadar özel zindanda efendine hizmet edeceksin. Cellatlar, onu kırbaçlayarak uyarın!" Cellat, ucu kemik parçaları ve kurşun toplarla ağırlaştırılmış flagellumu (kırbaç) havada şaklattı. İlk darbede adamın sırtında derin yarıklar açıldı. Kaan, bu kırbacın antik metinlerde "insan eti yiyen" olarak tanımlandığını hatırlayıp yüzünü ekşitti. Mahkemede bir sessizlik oldu. Soylu bir Romalı, hainlikle suçlanıyordu. Yargıç, sınıf farkının burada geçersiz olduğunu haykırdı: "İhanette herkes eşittir! Suçlu equuleus (işkence tezgahı) üzerine yatırılsın ve itiraf edene kadar kemikleri gerilsin!" Cellatlar, adamı ahşap düzeneğe bağlayıp kurbanın kollarını ve bacaklarını zıt yönlere çeken aksları çevirmeye başladılar. Kemiklerin yerinden çıkma sesi, kalabalığın tezahüratları arasında yankılandı.<br />
Beşinci sanık babasını öldürmüştü. Yargıcın yüzü tiksintiyle buruştu. "En kutsal bağı kopardın! Cezan Poena Cullei'dir!" Cellatlar, devasa bir deri çuval getirdiler. Sanığı içine tıkıştırdıktan sonra çuvalın içine zehirli yılanlar attılar. Çuval dikilirken Aleyna, bu adamın cenaze töreni hakkını da kaybedeceğini, bir hayvan gibi nehrin sularına atılacağını biliyordu.<br />
Altıncı sanık yalan yere yemin etmekten suçlanıyordu. Yargıç sadece iki kelime söyledi: "Uçurumdan atılsın!" Cellatlar, adamı kollarından yakalayıp şehrin dışındaki dik kayalıklara doğru sürüklediler. Hiçbir alet kullanılmadan uygulanan bu ceza, halk tarafından büyük bir ilgiyle takip edildi.<br />
Yedinci sanık, kralı yalancılıkla suçlayan dedikodular çıkarmak ile suçlanıyordu. Meydanın ortasına parlatılmış, devasa tunçtan bir boğa getirildi. Bu, Atinalı Perilaus’un icat ettiği meşhur Boğa İşkencesiydi. Yargıç, sanığın boğanın içine giriş kapağının açılarak boğanın içerisine sokulmasını emretti. Cellatlar boğanın altındaki odunları ateşledi. Kaan dehşet içinde, boğanın burun deliklerine yerleştirilen flütler sayesinde kurbanın çığlıklarının nasıl "müzikal bir böğürtüye" dönüştüğünü dinlemek zorunda kaldı.<br />
Sekizinci sanık borçlarını geciktiren bir tüccardı. Onun için Sparta Tiranı Nabis’in meşhur icadı "Demir Kız" getirilmişti. Dışarıdan güzel bir kadın heykeli gibi görünen bu aletin kapakları açıldığında, içindeki keskin çiviler gün ışığında parladı. Cellatlar adamı heykelin içine itip kapakları yavaşça kapattılar; çiviler hayati organlara gelmeyecek şekilde tasarlanmıştı, böylece adamın çevresi adamın borcunu ödeyene kadar tüccar günlerce acı içinde Demir Kız’ın içinde kalacaktı.<br />
Dokuzuncu sanık kaçak bir köleydi. Yakalanan ve direnç gösteren bu köle için yargıç "damgalama" emri verdi. Cellat, ateşte kızdırdığı demiri çıkardı. Kölenin alnına "F" (fugitivus) harfi ile "Ben bir kaçağım, beni yakalayın" anlamına gelen yazıyı kızgın metalle alına damgalandı. Et kokusu havaya yayıldığında Kaan, bu aşağılamanın ölümden daha beter olduğunu düşündü.<br />
Onuncu sanık düşman orduları ile iş birliği yapan bir ajandı. Yargıç, en uzun süren cezayı ajana saklamıştı: Sandal İşkencesi (Mithridates yöntemi). İki sandalın arasına, sadece kafası ve elleri dışarıda kalacak şekilde yerleştirilen kurbana zorla süt ve bal yedirildi. Cellatlar, adamın yüzünü balla sıvayıp onu güneşin altına bıraktılar. Aleyna, bu adamın on yedi gün boyunca böcekler tarafından canlı canlı tüketileceğini hatırlayınca midesinin bulandığını hissetti.<br />
On birinci sanık kocasını aldatan bir kadındı. Mahkeme salonunda bir kadın feryadı yükseldi. Antik toplumda aile kavramına verilen önemi hatırlatan yargıç, kadına bakmadan hükmü verdi: "Sadakatsizliğin bedeli topraktır! Diri diri gömülsün!" Cellatlar, kadını ağzını bağlayarak sürüklemeye başladılar. Aleyna, antik metinlerde bekaretini yitiren genç kızların da aynı kaderi paylaştığını, bu cezanın "iffeti koruma" adı altında nasıl normalleştirildiğini dehşetle hatırladı.<br />
On ikinci sanık efendisine suikast planlayan bir köleydi. Bu kez sanık kürsüsünde zayıf düşmüş bir köle vardı. Yargıç, Roma tarihinin en ikonik ve korkunç cezasını telaffuz etti: "Furca boynuna takılsın ve ölene kadar çarmıha gerilsin!" Cellat, 'V' şeklindeki ağır tahta bir tasmayı (furca) kölenin ensesine bağlayıp kollarını uyluklarına sabitledi. Kaan, bu adamın yol boyunca halk tarafından kırbaçlanacağını ve sonunda şehrin dışındaki yolda, Spartakus isyanındaki binlerce köle gibi, ibret-i alem için çarmıha gerilip günlerce can çekişeceğini biliyordu.<br />
On üçüncü sanık bir sapıktı. Yargıç, sapığın üst düzey yönetici ve kendinden rütbeli olmasını bilmesine rağmen bu adamı köle ilan ettiğini duyurdu. "Vücudu küçük kesiklerle parçalansın!" Cellat, elindeki küçük bıçakla adamın vücuduna binlerce küçük kesik atmaya başladı. Çinlilerin "bin kesik" işkencesini anımsatan bu yöntemde, kurban kendi kanının yavaş yavaş akışını ve ölümünün yaklaşmasını her saniye hissediyordu. En sonunda adamın başı yukarıda kalsın diye çenesinin altına bir kılıç dayandı ve sokaklarda sürüklendi.<br />
Mahkeme sona erdiğinde, cellatlar aletlerini temizlemeye başlamıştı. Onlar için bu sadece bir işti, halk içinse bir eğlence. Aleyna ve Kaan, "Zaman Otobüsü"ne doğru koşar adımlarla ilerlerken, antik dünyanın görkemli mahkeme salonlarının gölgesinde yükselen bu organize şiddeti asla unutamayacaklarını biliyorlardı.<br />
Kaynakça: Sevim Ateş, Antik Yunan ve Roma’da Ceza Yöntemleri; işkence teknikleri ve işkence aletleri, Yüksek Lisans Tezi,2023.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 14:34:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2026/02/okan-ozalp-1770905444.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>PESTİSİT SADECE BİR İLAÇ KALINTISI DEĞİLDİR!</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/pestisit-sadece-bir-ilac-kalintisi-degildir-2662</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/pestisit-sadece-bir-ilac-kalintisi-degildir-2662</guid>
                <description><![CDATA[PESTİSİT SADECE BİR İLAÇ KALINTISI DEĞİLDİR!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hep şöyle diyorduk, hatta yapıyordu; meyveleri, sebzeleri karbonatlı, sirkeli suyla<br />
yıkarsak, üstündeki ilacı etkisiz hale getirebiliriz, ya da meyveyi soyarak pestisit kalıntısını<br />
etkisizleştirebiliriz. Gibi söylemler vardı. Ne yalan söyleyeyim ben de bunlara<br />
inananlardandım. Bırakın inanmayı, önerdim bile yazılarımda.<br />
Şu doğrudur; karbonat pestisite karşı faydalıdır. Ancak bu meyve veya sebzenin<br />
üstündeki kalıntıyı bir nebze olsun etkisizleştiriyor. Ama yok etmiyor!<br />
Konuyla ilgilenen bilim insanları; pestisitin sadece bir böcek ilacı olmadığını söylüyor.<br />
-Solunan havadan, içilen su, bebeğin eşinden, soframıza kadar sızan bir tehlike!<br />
-Tehlike anne karnında başlıyor.<br />
-Pestisit IQ seviyesini bile düşürebiliyormuş.<br />
-Davranış bozukluğuna yol açabilirmiş,<br />
-Hatta otizm denilen belayı bile tetikleyebilirmiş.<br />
Yukarıda anlattık, ancak bir kez daha tekrar edelim; karbonat, sirke vs. aldatıcıdır.<br />
Tamam bir miktar etkili olabilir. Ancak pestisit, besin maddesinin içine girmektedir. Buna bir<br />
şey yapamazsınız.<br />
Pestisitler, insan vücuduna;<br />
-Gıdalarla,<br />
-Drift(Pestisit sürüklenmesi) İlaçlama Yapılan bölgelerde rüzgarla taşınmasıyla;<br />
-Cilt temasıyla,<br />
-İç mekan kullanımında. İç mekanlarda yanlış fare, sivrisinek vb. gibi zararlılara karşı<br />
kullanılan ilaçlarla,<br />
-Tarımda yapılan bilinçsiz ilaç kullanımıyla,<br />
Tüm bunlar;<br />
*Parkinson etkisini tam yedi kat arttırır.<br />
*Lenfoma, Lösemi, Prostat meme kanseri gibi etkileri arttırır.<br />
*Vücut bu toksinleri karaciğer ve böbreklerde biriktirirken hasar geri dönülemez aşamaya geldiğinde fark ediliyor.</p>

<p>ENÇOK PESTİSİT KALINTISI GÖRÜLEN ÜRÜNLER:<br />
-Yaban mersini, patates, armut, böğürtlen, elma, kiraz, şeftali, nektarin, üzüm, çilek, kara lahana, ıspanak</p>

<p>EN AZ KALINTI OLAN, YADA ETKİLENEN ÜRÜNLER;<br />
-Ananas, tatlı mısır, Avokado, papaya, soğan, bezelye, kuşkonmaz, karpuz, mango, muz, mantar, kivi.<br />
Yazımı bitirirken siz tüketicilere bir çağrıda bulunuyorum; bazı marketlerde, şöyle<br />
reklamlara rastlıyorum:&nbsp;<br />
“BU ÜRÜNLERDE PESTİSİT YOKTUR…” inanmayın! Eğer inanmak<br />
istiyorsanız, belge isteyin.<br />
Yani:<br />
Yapılan ölçümlerde, “…ürünlerde pestisit tespit edilmemiştir…” Yazısını görmeden<br />
inanmayın.<br />
Bunu yapacak Tarım İlçe/İl görevlileridir.<br />
Ancak, yapamazlar. Çünkü olay siyasidir. Hiçbir Tarım ilçe/il memuru gidip, bu yalancı<br />
market hakkında rapor yazamaz.<br />
Bu belgeyi siz isteyin.<br />
Veremiyorlarsa, bizim derneğimizi arayın. Buraya telefonumu veriyorum. Türkiye’nin<br />
her yerinden arayabilirsiniz.<br />
05355256998</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 15:34:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ BOŞ BEŞİK(19)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-bos-besik19-2661</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-bos-besik19-2661</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ BOŞ BEŞİK(19)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Elmalı’dan çıktım yayan,<br />
Dayan hey dizlerim dayan<br />
Dayım atlı, emmim yayan,<br />
Bebek beni del’eyledi<br />
Yaktı yaktı kül eyledi.</p>

<p>***<br />
Ala kilime sardığım<br />
Yüksek mayaya koyduğum,<br />
Yedi yılda bir bulduğum,<br />
Bebek beni del’eyledi<br />
Yaktı yaktı kül eyledi.</p>

<p>***<br />
Havada kuzgunlar dolaşır,<br />
Kargalar üleş bölüşür,<br />
Kara haberler dolaşır,<br />
Bebek beni del’eyledi<br />
Yaktı yaktı kül eyledi.</p>

<p>NOT:Elazığ ve değişik yörelerde<br />
türkü sözlerinde şunlar da vardır:</p>

<p>Nenni nenni nenni<br />
Dere olup taşamadım<br />
Kader dağın aşamadım<br />
Gelin olup yaşamadım</p>

<p>***<br />
Bebeğin beşiği çamdan<br />
Su sızıyor yufka damdan,<br />
Kurtulur mu gelin gamdan</p>

<p>Ben türkünün bu formatını Muzaffer Akgün’den<br />
yıllarca….<br />
Yurdumuzun değişik bölgelerindeki , özellikle Toroslardaki bir öyküden derlenmiş<br />
türküdür.</p>

<p>Haziran ayında başlayan bu göçler, Kasım ayında geriye doğru yol alır. Burada bu<br />
göçleri anlatmak değil maksadımız.</p>

<p>Bu öykü yazılı kaynaklarda vardır. Muğla ili Ula ilçesi yöresinden çıktığı da söylenir.</p>

<p>Eski dönemlerde Ula’nın köylerinden birinde Fatma(Fadime) adında bir kız<br />
yaşamaktadır. Anası, babası kardeşlerinin küçüklüğünde ölür. Ailenin tüm yaşamını Fatma<br />
üstlenir. Komşularının oğlu Halil de onlara yardım eder. Halil, Fatma’ya gizliden yanıktır.<br />
Fatma üzüm satmak için Kırobalı yörüklerinin köyüne gider. Köpekler etrafını çevirir.<br />
Onu bir kadın kurtarır. Evine davet eder. Fatma’yı davet eden Bey’in karısıdır. O arada beyin<br />
oğlu Fatma’yı görüp abayı yakar!</p>

<p>Yörük beyinin oğlu anasına bana kızı isteyin der. Neyse uzatmayalım, Fatma’nın kimi<br />
kimsesi olmadığı için yörük kızını muhtar ve Halil’den isterler. Halil Fatma’yı sevmesine<br />
rağmen onun mutluluğu için kızı bey’in oğluna verirler.</p>

<p>Fatma’nın yedi yıl çocuğu olmaz. Yedi yılın sonunda bir oğlu olur. Sarıp sarmalayıp,<br />
göçmeye giderler. Fatma kardeşlerinin köyüne yaklaştıkça heyecanlanır. Çok az bir yol kalır.<br />
Ancak müthiş bir fırtına başlar. Ortalıkta bir telaş başlar, göz gözü görmez olur. Fatma<br />
devenin ipini hiç bırakmamıştır. Onu çöktürür ve devenin üstündeki yüklükte beşik boştur.<br />
Oğlu yoktur. Gerisin geriye koşturup, aramadık delik bırakmazlar, ancak çocuk yoktur.</p>

<p>Bir zaman sonra Fatma’nın dayısı kuzgunlardan kalan çocuğun kemiklerini bulur.</p>

<p>Bir kuzgun onu oğlunun olduğu yere götürür, Fatma eline ne geçtiyse atar, sonra Fatma nın gittiği yerde bir kuzgun dolaşır.</p>

<p>Herkes Fatma’nın bir akkuşa dönüştüğünü söyler.</p>

<p>Bu türkü Yeşilçam filmlerine konu olmuştur.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 15:33:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CUMA\&#039;NIN HİKMETİ   KUR\&#039;AN\&#039;A SORALIM(15)</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/cumanin-hikmeti-kurana-soralim15-2660</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/cumanin-hikmeti-kurana-soralim15-2660</guid>
                <description><![CDATA[CUMA\'NIN HİKMETİ   KUR\'AN\'A SORALIM(15)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar! Bundan 2 ay önce yani Şubat başında başladığımız soru/ cevap şeklindeki "Kur'an'a Soralım" başlıklı yazı dizimiz ,bugün son buluyor. Yazı dizimizin bu son bölümünde Kur'an'a çok önemli bir soru sorduk.ve bu soru ile ilgili onlarca cevap bulduk. Merak ettiğinizi hisseder gibiyim. &nbsp;Dinimizdeki ibadetlerin en başında yer alan Şüphesiz ki namazdır. O namaz ki vazgeçilmeyecek, mazeret gösterilemeyecek bir ibadettir. Ayaktayken, otururken, yan yatarken, hatta ima ile eda edilecek bir görevdir. Ne mutlu bu görevi aksatmadan yerine getirenlere. Selam olsun. Mağfiret olsun. Kıymetli Dostlar! Yazımızı fazla uzatmadan hemen konuya girelim ve soruya geçelim Soru: Şeytan insanı Allah hakkında da aldatabilir mi ? Cevap :O çok aldatan( şeytan) sizi Allah hakkında bile aldattı( Hâdid: 14) Burada zihinlerdeki bulanıklığı gidermek için bir açıklamaya ihtiyaç var &nbsp;diye düşünüyorum. Şunu unutmamak gerekir ki; insan hayatında şüphe, kuruntu ve vesveseler de vardır .İşte bu &nbsp;şeytanın SİLAH larından biridir. Onun içindir ki; Rabbimiz Şeytanın bu vesveselerinden korunmak için bizlere Nâs sûresinde ifade edildiği gibi Kendisine sığınmamızı öğütler. Gelin o ayeti bir daha hatırlayalım. Bismillah. "İnsanların göğüslerine, (kalplerine) vesveseler fısıldayan cinlerden ve insanlardan( olan o) sinsi vesveseci'nin (şeytanın) şerrinden Allah'a sığınırım ". &nbsp; &nbsp; &nbsp; Değerli Dostlar! &nbsp; &nbsp;Bu vesveselerin başında Allah'ın yasaklarını bizlere süslü gösterip arkasından da Allah'ın affının, mağfiretinin büyük olduğunu, hatta büyük günahları bile affedeceğini ilham eder. Kurduğu tuzağın büyüklüğünü tahmin edebiliyor musunuz? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bu açıklamalardan sonra konumuza devam edelim. Aşağıdaki cevapların bazılarına önceki haftalarda rastlamış olabilirsiniz. Olsun. Soruyu ve cevabı tekrarlayalım Soru: Şeytan insanı Allah hakkında da aldatabilir mi? Cevap: O çok aldatan (şeytan) sizi Allah hakkında bile aldattı (Hâdid:14 ) &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Soru :Mü'minin hayatında namazın yeri ve önemi nedir? Kur'an, namaz kılmayanları nasıl vasıflandırıyor ve bunların akıbetleri konusunda neler anlatıyor? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Beni anmak için namaz kıl (Tâhâ:14) &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Siz beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin sakın nankörlük etmeyin (Bakara :152) +Muhakkak namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar Allah'ı anmak elbette ibadetlerin en büyüğüdür (Tâhâ: 132). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Ey inananlar! Allahı çok anın (Ahzâb :41). &nbsp; &nbsp; &nbsp;+İman eden kullarıma söyle! Namazlarını dosdoğru kılsınlar, kendisinde ne alışveriş ne de dostluk bulunan bir gün gelmeden önce kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli açık harcasınlar (İbrahim :31) &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Onlar( mü'minler) namazlarını dos doğru kılan &nbsp;ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden Allah yolunda harcayan kimselerdir( Enfal:3). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+İşte onlar gerçek mü'minlerdir.( Enfal :14 ). &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Allah'ı anmak hususunda kalplere katılaşmış olanlara yazıklar olsun! İşte bunlar apaçık sapıklık içindedirler (Zümer :22). &nbsp; &nbsp;+İsmail , halkına namazı ve zekatı emrederdi .Rabbin nezdinde beğenilen bir kimse idi (Meryem: 55). &nbsp; &nbsp; +Kim beni anmaktan yüz çevirirse ,şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu kör olarak haşredeceğiz.(Tâhâ :124) &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Kim Rahman'ı anmaktan gafil olursa yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz. (Zuhruf :36). &nbsp; &nbsp; &nbsp; +Nihayet onların peşinden öyle bir nesil geldi ki bunlar namazı bıraktılar nefislerinin arzularına uydular Bu yüzden ileride azgınlıklarının cezasını çekecekler. (Meryem: 59) +Allah'ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz. (Enfâl :45) &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Ey iman edenler! Rükû edin secdeye kapanın ,Rabbinize ibadet edin hayır işleyin ki &nbsp;kurtuluşa eresiniz . &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; +O, gerek daha önce( gelmiş kitaplarda) gerekse bunda (Kur'an'da )size Müslümanlar adını verdi Öyleyse namazı kılın ,zekatı verin ve Allah'a sımsıkı sarılın O sizin Mevlanızdır. ne güzel Mevladır ne güzel yardımcısıdır (Hâc: 78 ). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Can dostlar! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;15 bölümlük "Kur'an'a soralım" konulu yazı dizimizi böylelikle &nbsp;tamamlamış olduk. Önümüzdeki günlerde başka konularda buluşmak üzere.. Esen kalın ,sağlıkla kalın iyilik ve güzelliklerle kalın Allah'a emanet olun.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 15:31:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İLÇEMİN  DERDİ</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/ilcemin-derdi-2659</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/ilcemin-derdi-2659</guid>
                <description><![CDATA[İLÇEMİN  DERDİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Datça Mızın &nbsp; renkli &nbsp; &nbsp;simalarından &nbsp;,ismini &nbsp; söylesen &nbsp;hepimizin &nbsp;yakından &nbsp; tanıdığı &nbsp; bir &nbsp; sevgili &nbsp;dostumun ,sözü &nbsp; &nbsp;aklıma &nbsp; &nbsp;geliverdi.&nbsp;<br />
İLÇE &nbsp; &nbsp;SORUNLARINI &nbsp;KENDİ &nbsp; PROBLEMLERİNDEN &nbsp; &nbsp;ÖNDE &nbsp; &nbsp; TUTTUĞUMU &nbsp; söylediği &nbsp; &nbsp;iltifatına &nbsp; ben &nbsp; bir &nbsp; &nbsp;ekleme &nbsp; yapmak &nbsp; &nbsp;isterim.</p>

<p>EVET &nbsp; DATÇA NIN &nbsp;DERDİ &nbsp; BENİ &nbsp; HER &nbsp; ZAMAN &nbsp; &nbsp;GERDİ/GERECEKTE</p>

<p>Bu &nbsp; ülkede &nbsp; &nbsp;,dolayısı &nbsp; &nbsp;ile &nbsp; &nbsp;bu &nbsp; ilçede &nbsp; yaşıyorsanız, kenri &nbsp; sorunlarınızı &nbsp;hep &nbsp; &nbsp;öne &nbsp; &nbsp;alıp,bunu &nbsp;bir &nbsp; yaşam &nbsp;biçimi &nbsp; olarak &nbsp;,hayatınızı &nbsp; bu &nbsp; &nbsp;felsefe &nbsp;sarmalıyla &nbsp; şekillendirmeye &nbsp; çalışıyorsanız,kusura &nbsp; &nbsp;bakmayın &nbsp; &nbsp;ben &nbsp; sizin &nbsp; yanınızda &nbsp; &nbsp;olamam.</p>

<p>Sizlerden &nbsp; kaynaklanan ,bir &nbsp; yapılaşma &nbsp; sorunu,yasaların &nbsp; &nbsp;arkasından &nbsp; &nbsp;dolaşarak , &nbsp;temsil &nbsp; ettiğiniz &nbsp; makam &nbsp;/mevki &nbsp;,kişisel olanakları &nbsp;kullanarak &nbsp; çözmeyi &nbsp; tercih &nbsp; ediyorsanız, &nbsp;yanınızda &nbsp; olamam.</p>

<p>Bu &nbsp; ilçede &nbsp; yaşamış &nbsp; olmakla &nbsp;sahip &nbsp; &nbsp;olduğunuz &nbsp;hertürlü &nbsp; kazanımınızı &nbsp;, &nbsp;TAŞA /KUŞA /AŞA &nbsp;paylaştırarak &nbsp;sarf etmiyorsanız &nbsp;,yanınızda &nbsp; değilim,</p>

<p>Sorumsuzca ,sokağa &nbsp; &nbsp;attığınız &nbsp; evcil &nbsp;hayvanlarınız &nbsp; &nbsp;için &nbsp;bane &nbsp; ne &nbsp;bakan &nbsp; &nbsp;baksın,zevkiniz &nbsp; &nbsp;için &nbsp; &nbsp;ürettiğiniz &nbsp; evsel &nbsp; atıklarınızı &nbsp; Belediye &nbsp; kaldırsın diyorsanız, sizinle &nbsp; &nbsp;aynı &nbsp;düşüncede &nbsp; değilim.</p>

<p>Olanaklarınızı &nbsp;. &nbsp; insan /çevre &nbsp; odaklı &nbsp; kullanmıyorsanız &nbsp; &nbsp;aynı &nbsp;hedefi &nbsp; &nbsp;amaçlıyoruz &nbsp;diyemem.</p>

<p>Dedikodu &nbsp; &nbsp; ve &nbsp;LAF &nbsp; &nbsp; üretimi &nbsp; &nbsp; &nbsp;ile &nbsp; gün &nbsp;doldurursanız, bir &nbsp; &nbsp;fidan &nbsp;dikmeyi &nbsp; ibadet &nbsp; &nbsp;gibi &nbsp;benimsemiyorsanız, sizinle &nbsp;değilim.</p>

<p>Üretime /istihdama &nbsp;dayalı &nbsp; &nbsp; olmayan &nbsp;yatırımı &nbsp; &nbsp;alkışlayamam.</p>

<p>Datça'nın/Datça lının &nbsp; derdi &nbsp;birazda &nbsp; &nbsp;sizleri &nbsp; &nbsp; gersin &nbsp; &nbsp;artık. Bu &nbsp; ilçede &nbsp;yaşamanın &nbsp;bir &nbsp;diyeti &nbsp; &nbsp;var &nbsp; ,hepimize .<br />
&nbsp;<br />
SAĞLICAKLA<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 15:30:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GEÇMİŞ ZAMAN  OLUR Kİ...</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/gecmis-zaman-olur-ki-2658</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/gecmis-zaman-olur-ki-2658</guid>
                <description><![CDATA[GEÇMİŞ ZAMAN  OLUR Kİ...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Foto ; 1980.li yıllarda bir köyümüzde çekmiştim bu fotoğrafı.Tanıyanlar lütfen yazsın.<br />
(Datça Mesudiye -Mezgit mshallesinden S a m ı t ça N i n e lakaplı Fatma Yıldız ninemiz imiş.<br />
Samıt : dilsiz )<br />
&nbsp;Ne zaman Dünya gailelerinden,mesleki ailevi sorunlardan bunalsam,nefes almakta zorlansam..<br />
Rakımı,nevalemi torbama koyar,külüstür motoruma<br />
Atlar,köy köy ,Dağ bayır dolaşır,bir kaç gün izimi kaybettirir kendime gelirdim..<br />
Yalnızlığı severim amma pekte yalnız değildim.<br />
Torbamdaki rakım,ağız armonikam flütüm can ciğer,kuzu sarması dostlarımdı..<br />
Sakin,sessiz havalarda Dağ başlarında keşfettiğim<br />
Akustiği sonsuz ve sihirli belirli &nbsp;kanyonlar,vadiler vardı..<br />
Nevalemi önüme serer..rakımı ağır aksak sulandırır,flütümü elime alır..<br />
Yalnızlık zevkimin doruklarına ulaşırdım.<br />
O nasıl bir akustik..ses yankısı,yansımasıydı yarabbim..<br />
Parmağını flütün delikleri üzerinde rastgele dolaştır..vadide müziğin ilahi akışını dinle de dinle..<br />
Yine böyle akustiğin &nbsp;ritmine ve sihrine kspıldığım bir günde birden bir şeyler hissedip etrafıma birde baktım ki..<br />
Oralarda koyun otlatmakta olan Nur yüzlü bir ninecik huşu içinde beni dinliyor..<br />
Birazcık kafam Dumanlı ya.<br />
Utana sıkıla yanına gittim..<br />
Ezile büzüle..<br />
--Beni dinlediğin için çok teşekkür ederim nine.<br />
S a ğ o l.. dedim.<br />
Öyle bir cevap verdi ki..<br />
o karmaşık ruh hali içinde bana ilaç gibi geldi..<br />
--Hep beraber sağ olalım yavrum.<br />
&nbsp; Sende sağ ol.</p>

<p>01-03-2026 Y.Ziya Özalp</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Mar 2026 17:08:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İ  N C İ L\&#039; D E --D A T Ç A..</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/i-n-c-i-l-d-e-d-a-t-c-a-2657</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/i-n-c-i-l-d-e-d-a-t-c-a-2657</guid>
                <description><![CDATA[İ  N C İ L\' D E --D A T Ç A..]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İncilde Datça'nın ne işi var ? demeyin.<br />
Lafımın gerisini dinleyin.</p>

<p>"...Günlerce ağır ağır yol alarak Knidos kentinin açıklarına güçlükle gelebildik.<br />
&nbsp; &nbsp; Rüzgar bize engel olduğundan Salmone &nbsp;burnundan dolanarak G i r i t 'in rüzgar altın geçtik.Kıyı boyunca güçlükle ilerleyerek.."</p>

<p>(İ n c i l ; Elçilerin işleri-27 ,-Pavlus..)<br />
Hadi konuyu biraz sulandıralım.<br />
Gerçekten bu konulara meraklı bir kişicik olarak<br />
Yıllar önce ciddi bir kaynakta rastlamıştım bu anlatacaklarıma.<br />
Hıristiyan azizlerinden birisi(Pavlus veya Lukas olabilir ) bu dinı yaymak için çıktığı yolculuklardan birinde yolu Datça-Knidos'a düşüyor.<br />
Devir Roma dönemi ve Knidos'un görkemli yılları.<br />
Havarimiz Knidostaki kültür ve sanat faaliyetlerine ,ekonomik politik sosyal yaşama Özellikle p a g a n (çok tanrılı din )kültürüne hayran kalıyor..Knidos'un çekimine öyle bır kapıyor ki..<br />
İnançları zayıflıyor..&nbsp;</p>

<p>Maalesef Dünya cenneti Datçamızda eskiden beri insanlar birini aşağıya çekmek,birbirinin kuyusunu ..hatta ve hatta mezarını kazmak için öküzün altında buzağı arıyor..<br />
En büyük hünerim yıllardır biriktirdiğim tarihi kayıt ve belgeleri ona buna yağmalattırmak.<br />
Bu konudaki kaynağa tekrar ulaşabilirsem.konuyu<br />
Ciddi bir şekilde ele alıp renklendirerek.anlatıp paylaşmak isterim.Datça kültürüne önemli bir katkısı olacağına eminim.<br />
İnançsızım ama her dinden her mezhepten samimi inançlılara saygım sonsuz&nbsp;<br />
"...Allah herkesi kendi dinine göre dinlendirsin..hidayete erdirsin"<br />
Diyerek saygılarımı sunuyorum.</p>

<p>03-03-2026&nbsp;<br />
Y.Ziya Özalp</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Mar 2026 17:06:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DÜNYA TİYATRO GÜNÜ…</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/dunya-tiyatro-gunu-2656</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/dunya-tiyatro-gunu-2656</guid>
                <description><![CDATA[DÜNYA TİYATRO GÜNÜ…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada Uluslararası Tiyatro Enstitüsü 1948 yılında kuruldu. 1961 yılında, aldığı bir<br />
kararla 27 Mart’ı Dünya Tiyatro Günü olarak kabul etti.</p>

<p>27 mart Avrupa’da önceleri Tiyatro Bayramı olarak kutlandı. O gün tüm tiyatrolar<br />
halka ücretsiz gösteri sundular.<br />
Dünya Tiyatro Günü nedeniyle, Türkiye’de ilk Tiyatro Ulusal bildirisini Muhsin Ertuğrul okudu.<br />
Tiyatronun,nasıl , nereden doğduğuna dair çeşitli görüşler var.En bilineni, ilk<br />
insanların av partilerinden döndükten sonra, avladıkları hayvanların çevresinde, sevinç<br />
dansları etmelerinden doğduğu sanılıyor.<br />
Daha sonra yine ilk çağlarda, halkı sevindirmek için, bir kişinin yüksek bir yere çıkıp, hikayeler<br />
anlatması, gibi etkinliklerle kendini göstermiş. Daha sonraki yıllarda birden çok kişi ile tiyatro<br />
yapılır olmuş.<br />
Geleneksel Türk Tiyatrosu’nun dünyada sayılı bir yeri vardır. Bunu ayrı bir başlık<br />
altında yazmak istiyorum.<br />
Tiyatro denince şu güzel sözler aklıma gelir:<br />
“Efendiler; hepiniz milletvekili olabilirsiniz; bakan olabilirsiniz; dahası<br />
Cumhurbaşkanı olabilirsiniz. Ama sanatçı olamazsınız. Yaşamlarını büyük bir sanata<br />
adayan bu çocukları sevelim”&nbsp;<br />
M.K.Atatürk</p>

<p>11.04.1930 AnkaraTürk Ocağı Tiyatrosu’nun açılışında yaptığı konuşmadan.</p>

<p>“Tiyatro posta arabası gibi bir şeydir, ister dolu olsun, ister boş, saatinde harekete<br />
mecburdur”&nbsp;<br />
Honora de Balzac,-Cousin Pons. Cilt II.-L.</p>

<p>-Tiyatro bütün insanlığın aynasıdır”&nbsp;<br />
Moliere-Kadınlar Mektebinin Tenkidi, Perde I</p>

<p>-Tiyatrolar da insanlar gibi kaderin cilvelerine tabidirler”&nbsp;<br />
Honore de Balzac-<br />
Sönmüş hayaller-İkinci kısım<br />
Gerçek tiyatroculara; ( Müjdat Gezen, Şevket Çoruh gibi,, Selen Uçer , Metin Akpınar<br />
gibi, Yaşar Gündem gibi, )selam ve sevgilerimle, DÜNYA TİYATRO GÜNÜ’nü kutlarım.</p>

<p>NOT: Dünya Tiyatrolar Günü değildir. Tiyatro günüdür.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Mar 2026 17:05:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ   BODRUM SARAYI(18)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-bodrum-sarayi18-2655</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-bodrum-sarayi18-2655</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ   BODRUM SARAYI(18)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir saray yaptırdım bir uçtan bir uca<br />
İçinde yatamadım üç gün üç gece<br />
Olur mu değişmek altını tunca<br />
***<br />
Yaşa Osman paşa sen binler yaşa<br />
On iki gaymakam dört yanı paşa<br />
***<br />
Bağımı belledim yemedim üzüm<br />
Harmanı kaldırdım görmedi gözüm<br />
Allah nasip ederse döneriz güzün<br />
***<br />
Yaşa Osman paşa sen binler yaşa<br />
On iki gaymakam dört yanı paşa<br />
1850 li yıllarda Bodrum7un zenginlerinden Tahancı Hafız’ın tarla, bağ<br />
bahçe işlerini yevmiyeli olarak Fethiyeli Fettahoğlu ya da bazen Karakayalı<br />
lakabıyla ayakkabıcı İsmail yapar.<br />
Aynı dönemlerde Bozdoğanlı Sarı Zeybek namlı eşkıyalardan biri<br />
dağlardadır. Artık bıkar bu hayattan. Sarı Zeybek hükümetin affına sığınarak<br />
teslim olur. Teslim olmadan önce, para dolu testiyi Tahancı Hafız’a teslim eder.<br />
Kendisine mahpusta bakması için. Tahancı ‘da testiyi bir yere gömer.<br />
Sarı Zeybek gidip Milas’ta teslim olur. Ancak Milas’ta oranın<br />
mütegallibesinin kışkırtmasıyla hükümetçe öldürülüp, başı bir sırığa geçirilip,<br />
sokaklarda gezdirilir. Olayı ilk öğrenen ayakkabıcı İsmail olur.<br />
İsmail gidip Milas’ta olayı görünce, paraları gömdüğü yeri değiştirir.<br />
Tahancı Hafız;<br />
-Oğlum İsmail getir paraları da rahmetlinin çoluk çocuğuna verelim,<br />
yoksulluk çekmesinler, der.<br />
Fakat Fettahoğlu, Tahancı’nın Sarı Zeybek’e yataklık ettiğini ihbar<br />
edeceğini söyleyerek, paraların üzerine yatmak ister.<br />
Tahancı’dan ayrılarak kendi işini kurar, ticaret yapmaya başlar. Kız Ahmet<br />
lerin güzel kızını istetir. Kız kapıya çıkarak;<br />
-Beni Tahancı’nın orfanasına (Hizmetçi) mı vereceksiniz? Beni hangi<br />
sarayına götürecekmiş? O, önce kendine kümes yapsın, der.<br />
Buna çok üzülen İsmail, Kızahmetlerin evinin karşısında yer alır. Rum taş<br />
ustalarını çağırıp;<br />
-Buraya saray gibi ev yapmanızı istiyorum, der.<br />
Ev zevkine göre yapılırken, gözüne kireç kaçar, tedavi için Kıbrıs’a gider ve<br />
bir daha dönemez.<br />
Kimi kimsesi olmayan İsmail’in koca konağı Bodrum’un nahiye olması<br />
üzerine Hükümet Konağı yapılır.<br />
Bodrum Sarayı türküsü , araştırmacı yazar ve müzisyen Mehmet Uslu<br />
tarafından derlenip, Muğla folklarına kazandırılmıştır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Mar 2026 17:04:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUTLULUĞUN RESMİ…</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mutlulugun-resmi-2654</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mutlulugun-resmi-2654</guid>
                <description><![CDATA[MUTLULUĞUN RESMİ…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Nazım Hikmet “Saman Sarısı “adlı şiirin içinde Abidin Dino’ya bir çağrıda bulunuyor.</p>

<p>Şöyle bir çağrı:</p>

<p>Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?<br />
işin kolayına kaçmadan ama.<br />
gül yanaklı bebesini emzirirken melek yüzlü anneciğin resmini değil,<br />
ne de ak örtüde elmaların<br />
ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolaşan kırmızı balığınkini<br />
Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?<br />
1961 yazı ortalarındaki Küba’nın resmini yapabilir misin?<br />
Çok şükür çok şükür bugünü de gördüm<br />
ölsem gam yemem gayrının resmini yapabilir misin üstat?</p>

<p>Buradaki sorudan, “sen böyle mutluluk resmi yapamazsın” gibi anlam çıkaranlar<br />
olmuştu zamanında. Oysa durum bambaşkadır. İki dostun dertleşmesidir. Ki Dino şöyle<br />
demişti Nazım’a</p>

<p>MUTLULUĞUN RESMİ</p>

<p>Kokusu buram buram tüten<br />
Limanda simit satan çocuklar<br />
Martıların telaşı bambaşka<br />
İşçiler gözler yolunu.<br />
İnebilseydin o vapurdan<br />
Ayağında Varna’nın tozu<br />
Yüreğinde ince ince bir sızı<br />
Mavi gözlerinde yanıp tutuşan<br />
hasretle kucaklayabilseydim<br />
seninle, bir daha.<br />
Davullar çalsa, zurnalar söyleseydi<br />
Bağrımıza bassaydık seni Nazım,<br />
Yapardım mutluluğun resmini<br />
Başında delikanlı şapkan, kolların sıvalı<br />
kolların sıvalı kavgaya hazır<br />
Bahriyeli adımlarla düşüp yola<br />
Gidebilseydik Meserret Kahvesine<br />
İlk karşılaştığımız yere<br />
Ve bir acı kahvemi içseydin.<br />
Anlatsaydık<br />
o günlerden geçmişken, gelecekten<br />
Ne günler biterdi<br />
Ne geceler…<br />
Dinerdi tüm acılar seninle<br />
Bir düş olurdu ayrılığımız,<br />
anılarda kalan.<br />
Ve dolaşsaydık Türkiye’yi<br />
bir baştan bir başa.<br />
Yattığımız yerler müze olmuş.<br />
Sürgün şehirler cennet.<br />
İŞTE O ZAMAN NAZIM,<br />
YAPARDIM MUTLULUĞUN RESMİNİ<br />
BUNA DA NE TUAL YETERDİ<br />
NE BOYA…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Mar 2026 17:04:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CUMA\&#039;NIN HİKMETİ KUR\&#039;AN\&#039;A SORALIM(14)</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/cumanin-hikmeti-kurana-soralim14-2653</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/cumanin-hikmeti-kurana-soralim14-2653</guid>
                <description><![CDATA[CUMA\'NIN HİKMETİ KUR\'AN\'A SORALIM(14)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can dostlar ! Kur'an'a Soralım yazı dizimizin bugün 14 bölümü ile yine sizlerle beraberim.<br />
Uzun soluklu olan BİR ÇALIŞMANIN ÜRÜNÜ OLAN bu yazı dizimiz nasip olursa önümüzdeki günlerde bitecek. Yılların birikimiyle ele alınan bu çalışma umarım siz değerli okuyucularımız için faydalı olmuştur .Takdir edersiniz ki Kur'an bizim Hayat Kitabımız dır Rabbimizin de ifade buyurduğu gibi Onda her şeyi buluruz. Onda hiçbir şey eksik bırakılmamıştır. (Enam sûresi 38) O halde geçici olan bu dünya da ve ebedi olan ahirette rahat yaşamanın formülü Kur'an'ı Azimüşşandadır. Bunu da bize yine Yunus suresi 64. ayeti bir müjde olarak verir. Konuyu fazla dağıtmadan sorulara ve kutsal kitabımızın verdiği cevaplara geçelim.&nbsp;<br />
Soru : İnsanın bir nimet veya bir şerle karşılaştığında ki tutumu nasıldır? Cevap:İnsana bir nimet verdiğimiz zaman (bizden) yüz çevirir ve yan çizer. Fakat ona bir şer dokunduğu zaman da yalvarır durur.(Fussilet: 51)&nbsp;<br />
Soru:Allah'ın dinine yardım etmenin sonucu nedir? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Cevap: Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a( Allah'ın dinine) yardım ederseniz O' da size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz. (Muhammed: 7)&nbsp;<br />
Soru :Doğru yolu bulanlara Allah'ın yardımı nasıl olur? Cevap :Doğru yolu bulanlara gelince; Allah onların hidayetlerini arttırır ve sakınmalarını sağlar (Muhammed :17)&nbsp;<br />
Soru:İşlerin boşa çıkmaması için ne yapmak gerekir? Cevap :Ey iman edenler! Allah'a itaat edin peygambere itaat edin işlerinizi boşa çıkarmayın. (Muhammed: 33)&nbsp;<br />
Soru:İnananların birbirlerine karşı konumu nedir? Cevap :Mü'minler ancak kardeştirler. Öyle ise kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki esirgenesiniz. (Hucurât: 10) &nbsp;<br />
Soru :Birinin kusurunu araştırmak neye benzer? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Cevap:Birbirinizin kusurunu araştırmayın ! Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin! Biriniz ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı ?( Hucurât :12)&nbsp;<br />
Soru: Öğüt vermenin faydası var mıdır ? &nbsp; &nbsp; &nbsp;Cevap: Sen yine de öğüt ver.Çünkü öğüt mü'minlere fayda verir.(Zâriyat:55 ). &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Soru:Ufak tefek kusurları Allah'a affeder mi? &nbsp; &nbsp; &nbsp;Cevap:Ufak tefek kusurları dışında büyük günahlardan ve edepsizliklerden kaçınanlara gelince; bil ki Rabbin affı bol olandır.(Necm: 32) Soru: Yaratılan her şeyde bir ölçü var mıdır ? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Cevap :Biz her şeyi bir ölçüyle yarattık. (Kamer :49) ve Allah her şey için bir ölçü koymuştur (Talâk: &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Soru: Yeminleri bozmamıza izin verilmiş midir? Cevap:Allah (gerektiğinde) yeminlerinizi bozmanızı size meşru kılmıştır (Tahrim:2). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Soru: Allah'ın mü'minlerden istediği nedir? Cevap :Ey insanlar! Kendinizi ve ailelerinizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun (Tahrim:2). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Soru :Allah'ın sırlarını bildirdiği peygamber var mıdır? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Cevap: O bütün görülmeyenleri bilir. Sırlarına kimseyi muttali kılmaz.Ancak (bildirmeyi) dilediği peygamber bunun dışındadır &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;(Cin :26-27). &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Soru: Namazın insan hayatındaki yeri nedir? &nbsp; &nbsp; &nbsp; Cevap :Onlar (sağdakiler) Cennetler içindedir. Günahkarlara:"Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir"? diye uzaktan uzağa sorarlar. Onlar şöyle cevap verirler ."Biz namaz kılanlardan değildik, yoksulu doyurmuyorduk, batıla dalanlarla birlikte dalıyorduk".(Müddessir: 45) &nbsp;<br />
Soru: Geçici arzulara ne kadar itibar edilmelidir? Cevap" Geçici arzusunu ilah edinen kimseyi gördün mü? (Furkan: 43). &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Soru: Dinde haset var mıdır? &nbsp; &nbsp; &nbsp; Cevap:Başkaların &nbsp;da olup da siz de olmayan şeyleri hasretle arzu etmeyin.( Nisa: 32)&nbsp;<br />
Soru: Karada ve denizdeki düzen bozukluğu nedendir? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Cevap: İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu ki Allah yaptıklarından bir kısmını onlara tattırsın. Belki de tuttukları kötü yoldan dönerler.(Rûm:41).&nbsp;<br />
&nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp;Kıymetli Dostlar! Bugünlük de bu kadar. Bundan sonraki yazımızda buluşmak üzere sağlıkla kalın,esen kalın, hoşça kalın</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Mar 2026 17:02:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CUMA\&#039;NIN HİKMETİ  KUR\&#039;AN\&#039;A SORALIM(13)</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/cumanin-hikmeti-kurana-soralim13-2652</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/cumanin-hikmeti-kurana-soralim13-2652</guid>
                <description><![CDATA[CUMA\'NIN HİKMETİ  KUR\'AN\'A SORALIM(13)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bir haftalık aradan sonra yine beraberiz .Şubat'ın hemen başında başladığımız "Kur'an'a Soralım" konulu Soru/Cevap şeklindeki yazı dizimize bugünkü 13. bölümü ile devam ediyoruz. Herhalde 14 veya 15 bölümde &nbsp;konuyu tamamlayacağız diye düşünüyorum inşallah . &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Daha fazla uzatmadan hemen soru/ cevaplara geçelim . &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Soru: Hak yoluna davetin ve mücadelenin niteliği nasıl olmalıdır? &nbsp; &nbsp; &nbsp; Cevap :(Resûlüm) Sen Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et.( Nahl:125). &nbsp;Soru:Bu davet ve mücadeleye Kur'an'dan bir örnek verebilir miyiz? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Cevap: Ona (Firavun) yumuşak söz söyleyin. Belki o aklını başına alır ve korkar.(Tâhâ:44). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Soru :Allah kimler &nbsp;le beraberdir? Cevap: Allah kötülükten sakınanlar ve güzel amel edenlerle beraberdir.(Nahl: 128). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Soru:İnsan şerri de isteyebilir mi? Cevap:İnsan hayrı istediği gibi şerri de ister.( İsrâ:18) &nbsp;Soru: Bizi en iyi bilen kimdir ?Cevap: Rabbiniz sizi en iyi bilendir. (İsra:54). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Soru: İnsan şerle de denenebilir mi? Cevap: Her canlı ölümü tadar. Bir deneme olarak sizi hayırla da şerle de imtihan ederiz.(Enbiya:35) Soru: Allah kimleri korur? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Cevap: Allah iman edenleri korur. Şu da muhakkak ki Allah hain ve nankör olan herkesi sevgisinden mahrum eder.(Hac: 38) &nbsp; &nbsp; &nbsp; Soru:İnsanı temize çıkaracak olan nedir? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Cevap: Eğer üstünüzde Allah'ın lütfu ve merhameti olmasaydı içinizden hiçbir kimse asla temize çıkamazdı(Nûr:21) &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Soru: Her ümmete bir peygamber gönderilmiş midir? Cevap :Biz hiçbir memleketi öğüt vermek üzere (gönderdiğimiz) uyarıcılar (peygamberler) olmadan yok etmemişizdir.Biz zalim değiliz.(Şuarâ: 208- 209) Soru: Şeytanlar kimlere musallat olur ? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Cevap :Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi? Onlar günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üstüne inerler. (Şuarâ: 221- 222) Soru :Muhsin insanların nitelikleri nelerdir? Cevap: O kimseler namazı kılarlar, zekatı verirler, onlar ahirete de kesin olarak iman ederler(Lokman:4)Soru: Bu kimselere Allah'ın iltifatı nasıl olur ? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Cevap :Kendisine kavuştukları gün Allah'ın onlara iltifatı "Selam"dır. (Ahzâb :44) &nbsp; &nbsp; &nbsp; Soru: Ömür verilmesi veya azaltılması önceden belirlenmiş midir? Cevap: Bir canlıya ömür verilmesi de onun ömründen azaltılması da mutlaka bir kitaptadır.(Fatır:11) &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Soru: Büyük fazilet hangisidir? &nbsp; &nbsp; &nbsp;Cevap:Onlardan (insanlardan) kimi kendisine zulmeder,kimi ortadadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır. İşte büyük fazilet budur(Fâtır: 32). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Soru: Allah'tan hiçbir şey gizli kalmaz mı? &nbsp; &nbsp; Cevap: Allah gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir.(Mü'min:19). &nbsp; &nbsp; &nbsp; Soru: Dua etmenin veya etmemenin sonucu nedir? Cevap: Bana dua edin kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak Cehenneme gireceklerdir. (Mü'min: 60) &nbsp; &nbsp; Soru: Kötülüğü güzel bir şekilde önlemenin sonucu nedir? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Cevap:İyilikle kötülük bir olmaz! Sen kötülüğü en güzel bir şekilde önle! O zaman seninle aranızda düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur.(Fussilet: 34). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Kıymetli Dostlar! Bugünlük de bu kadar. Bundan sonraki bölümde buluşmak üzere sağlıkla kalın. Esen kalın. Hoşça kalın.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Mar 2026 15:23:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BUGÜN   ONSEKİZ   MART</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/bugun-onsekiz-mart-2651</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/bugun-onsekiz-mart-2651</guid>
                <description><![CDATA[BUGÜN   ONSEKİZ   MART]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Birinci &nbsp; Dünya &nbsp; Savaşının &nbsp; dönüm &nbsp;noktalarından &nbsp; biri &nbsp; &nbsp;olan &nbsp; 18 &nbsp; Mart &nbsp;tarihi ,Çanakkale &nbsp; savaşlarının &nbsp;yıldönümü. &nbsp;Emperyal &nbsp; &nbsp;güçlere &nbsp; DUR &nbsp;diyerek &nbsp; &nbsp;geçit &nbsp; &nbsp;vermediğimiz &nbsp;,hatta &nbsp; ters &nbsp;yüz &nbsp; ederek &nbsp; geri &nbsp; göndererek &nbsp; ,geldiklerine &nbsp;pişman &nbsp; ettiğimiz &nbsp;bir &nbsp;tarihin &nbsp;yıl &nbsp; dönümü.Bu &nbsp; savaşlarda &nbsp; &nbsp;canları &nbsp; pahasına bu &nbsp; vatanı &nbsp;savaşarak &nbsp; şehit &nbsp; düşen &nbsp; bir &nbsp;neslin &nbsp;torunları &nbsp; &nbsp;olarak ,başta &nbsp; Rahmetli &nbsp; ulu &nbsp; önderimiz &nbsp;MUSTAFA &nbsp;KEMAL &nbsp; ATATÜRK &nbsp; olmak &nbsp; üzere hepsine &nbsp;rahmetler diliyorum.<br />
Çanakkale &nbsp; &nbsp;savaşları, 1919 &nbsp;yılında &nbsp;başlattığımız &nbsp; &nbsp;İstiklal &nbsp; savaşının,başlangıcı &nbsp; olabilir mi &nbsp; bilmem &nbsp; ama, Cumhuriyetimizin &nbsp;oturduğu &nbsp; temel &nbsp;taşlarından &nbsp;biridir. Bu &nbsp;nedenledir ki, &nbsp;her &nbsp; TÜRK &nbsp; &nbsp; vatandaşının &nbsp; &nbsp;mutlaka &nbsp; &nbsp;ziyaret &nbsp; &nbsp;etmesi &nbsp; &nbsp; gereken &nbsp; yerlerden &nbsp;birincisidir. İnsan &nbsp;burasını &nbsp; &nbsp;ziyaret &nbsp; ettiğinde, bu &nbsp; ülkemizin &nbsp;öyle &nbsp; ucuz &nbsp; kazanılmadığını &nbsp; daha &nbsp; &nbsp;iyi &nbsp; &nbsp;anlıyor.<br />
Burada &nbsp; gerçekleşen &nbsp; savaşta &nbsp;şehit &nbsp; düşen ,ülkemizin &nbsp; her &nbsp; yöresinden &nbsp; &nbsp;gelen &nbsp; Atalarımız &nbsp;,bu &nbsp;topraklarda &nbsp; koyun &nbsp;koyuna &nbsp; yatmaktadırlar. &nbsp; Kendilerine , &nbsp;Gazi &nbsp;Mustafa &nbsp; Kemal tarafından &nbsp;ölmeleri &nbsp; &nbsp; emredildiğinde ,bunu &nbsp; &nbsp;sorgulamadan &nbsp;Şehadete &nbsp; koşmuş &nbsp; olan &nbsp;Atalarımızın &nbsp; başında &nbsp;da &nbsp;ATATÜRK &nbsp; diyeceğimiz &nbsp;,Rahmetli &nbsp; o &nbsp; &nbsp;ulu &nbsp; önderimiz &nbsp; vardı.<br />
Hamasi &nbsp; protokol &nbsp; &nbsp;konuşmaları &nbsp; &nbsp;ile &nbsp; andığımız &nbsp; Çanakkale &nbsp; &nbsp;Zaferimiz &nbsp; &nbsp;ve &nbsp; İstiklal &nbsp; Savaşımız &nbsp; &nbsp;sonunda , &nbsp;bizlere &nbsp; emanet &nbsp; &nbsp; edilen &nbsp; bu &nbsp; vatanımıza &nbsp; &nbsp;karşı &nbsp; &nbsp;olan &nbsp; sorumluluklarımızı &nbsp;yeterince &nbsp; &nbsp;yerine &nbsp; &nbsp; getirebiliyor muyuz.? Bence &nbsp;kendimize &nbsp; sormamız &nbsp;gereken &nbsp;soruların birincisi.</p>

<p>Takdir &nbsp; ve &nbsp; değerlendirmeyi &nbsp; &nbsp; hep birlikte &nbsp; yapalım. &nbsp;!!! &nbsp;<br />
&nbsp;SAĞLICAKLA,,,</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Mar 2026 15:22:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÜRETİM   ÜRETİM   ÜRETİM</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/uretim-uretim-uretim-2650</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/uretim-uretim-uretim-2650</guid>
                <description><![CDATA[ÜRETİM   ÜRETİM   ÜRETİM]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizin &nbsp; &nbsp;son &nbsp; yıllardaki &nbsp; popüler &nbsp; sanayicilerinden &nbsp;biri &nbsp; &nbsp;olan , &nbsp;rahmetli &nbsp; &nbsp;Sakıp &nbsp; &nbsp;SABANCI &nbsp;nın &nbsp; &nbsp;o &nbsp; ünlü &nbsp;sözünü &nbsp; hatırlıyorum.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;ÜRETİM &nbsp; ÜRETİM &nbsp; &nbsp;ÜRETİM<br />
Evet &nbsp;, &nbsp;ülkemizin &nbsp; &nbsp;en &nbsp; büyük &nbsp; sorunlarından &nbsp; ,belkide &nbsp; &nbsp;en &nbsp; başta &nbsp; &nbsp;geleni, &nbsp;üretim &nbsp; &nbsp; eksikliğidir. Gerçekleştirdiği &nbsp; yatırımların &nbsp; önceliği, &nbsp;çeşitli &nbsp;biçimlerde &nbsp; tenkit &nbsp; edilebilir. &nbsp;Ancak &nbsp;, &nbsp;üretimin &nbsp;bir &nbsp; &nbsp; felsefe &nbsp; olarak &nbsp; kabul edilmesinin &nbsp; öncülerinden &nbsp; biri &nbsp; &nbsp;oldu. &nbsp;Şimdi &nbsp; sizler &nbsp; bana &nbsp; üretim/sabancı &nbsp; &nbsp;ve &nbsp; Datçamız &nbsp; &nbsp;arasında &nbsp; &nbsp; ne &nbsp; gibi &nbsp; bir &nbsp; inilti &nbsp; &nbsp; &nbsp;var &nbsp;diye &nbsp; soracaksınız .<br />
Anlatayım &nbsp;:<br />
Defalarca &nbsp; yazdım - &nbsp;söyledim ,çeşitli &nbsp; ortamlarda &nbsp; &nbsp;dile &nbsp; &nbsp; getirmeye &nbsp; çalıştım. DATÇA MIZ &nbsp; &nbsp; TÜRKİYEMİZİN &nbsp; MİNYATÜRÜDÜR &nbsp; &nbsp; diye.Ülkemizin &nbsp; ne &nbsp; sıkıntısı/sorunu &nbsp; &nbsp; varsa, ilçemizinde &nbsp; &nbsp;derdi &nbsp; &nbsp; aynıdır.</p>

<p>Bazılarımız : &nbsp;;DATÇA MIZIN &nbsp;KURU &nbsp; LAFI &nbsp; TÜKENMEZ &nbsp; &nbsp; &nbsp;derler ya, &nbsp;şöyleki:<br />
-Planlı /akılcı &nbsp; bir &nbsp; yerleşimi &nbsp;üretemedik,-</p>

<p>-Güneş &nbsp; &nbsp;ve &nbsp;Rüzgardan &nbsp; &nbsp;yararlanarak yeterli &nbsp; &nbsp;enerjimizi &nbsp; üretemedik,<br />
-Kendimize &nbsp; olsun &nbsp; yeterli &nbsp; tarım &nbsp; ürünü &nbsp; Üretemiyoruz, İlçeye &nbsp; &nbsp;dışarıdan tarım &nbsp;ürünü &nbsp; &nbsp; gelmese, &nbsp;AÇIZ.<br />
-Üç &nbsp; tarafımız &nbsp; denizle &nbsp; çevrili &nbsp; &nbsp;olmasına &nbsp; rağmen,yeterli &nbsp; MARİNAMIZ &nbsp; YOK<br />
-Badem-Bal -Balık hatta &nbsp; buna &nbsp; Zeytin &nbsp; üretiminde &nbsp; söyleyecek &nbsp; sözümüz &nbsp; yok.<br />
-Sebze /Meyve &nbsp; üretiminde &nbsp;yöresel &nbsp; &nbsp;olarak &nbsp; &nbsp;adımız &nbsp; bile &nbsp; &nbsp; anılmaz.<br />
-Su &nbsp; &nbsp;sorununun ,sondajlar &nbsp; dışındaki &nbsp; kaynaklardan &nbsp; temin &nbsp; &nbsp;etmek &nbsp; &nbsp;gibi &nbsp;bir &nbsp; çabamızda ,laftan &nbsp; &nbsp; öte &nbsp; &nbsp;gitmiyor.<br />
-İnşaat &nbsp;sektörümüz ;,yalnızca &nbsp; konut/ Apart/Otel &nbsp; &nbsp;dışında &nbsp;başka &nbsp; tesislere &nbsp; yönelmiyor., (Sarnıçlı &nbsp; yapılaşma &nbsp; &nbsp;modeli &nbsp; &nbsp;sözcüğü ,sorumlu &nbsp; yetkililerin &nbsp; literatüründe &nbsp; &nbsp;YOK)<br />
-Gıda &nbsp;üreticileri , (bilhassa &nbsp; yerel) &nbsp; kamunun &nbsp; &nbsp;gözünde &nbsp; &nbsp;üvey &nbsp; &nbsp;evlat.<br />
-Yalnızca &nbsp; beton &nbsp; yapılarımız &nbsp; &nbsp;övünç &nbsp;kaynağımız.<br />
-Bir &nbsp; sahil &nbsp; yerleşimi &nbsp; olmamıza &nbsp;rağmen, bir &nbsp; &nbsp;GÜMRÜK &nbsp; &nbsp;çıkış &nbsp; kapımız &nbsp; YOK..<br />
-Ülke &nbsp; &nbsp;içine &nbsp; &nbsp;ve &nbsp; dışına &nbsp;satabileceğimiz &nbsp; ürettiğimiz &nbsp; bir &nbsp;tarım &nbsp; ürünü de &nbsp; yok.<br />
-Son &nbsp; yıllarda &nbsp; &nbsp; güz &nbsp;DOMATESİ &nbsp;üretimi &nbsp;bir &nbsp; ümit &nbsp; gibi &nbsp; &nbsp;görünüyordu,o da &nbsp; BİTTİ.<br />
Beni &nbsp; &nbsp;asıl &nbsp; kaygılandıran &nbsp; konu &nbsp; &nbsp;ise, yeni &nbsp; kuşaklarımız ,tarımsal &nbsp; alandan &nbsp; &nbsp;hızla &nbsp; &nbsp;uzaklaşmak ta.<br />
ÜRETMEDEN &nbsp; &nbsp; TÜKETMEYE &nbsp; &nbsp;KOŞMAKTAYIZ .SONUMUZ &nbsp; HAYROLA!!!<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Mar 2026 15:21:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ BODRUM HAKİMİ(17)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-bodrum-hakimi17-2649</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-bodrum-hakimi17-2649</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ BODRUM HAKİMİ(17)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bodrumlular erken biçer ekeni<br />
Feleğe kurban gitti Bodrum hakimi<br />
***<br />
Nasıl astın Mefaret Hanım ipe de kendi kendini<br />
Altın makas gümüş bıçak ile doğradılar tenini<br />
***<br />
Hakim Hanım senin adın Mefaret Tüzün<br />
Ağlaya sızlaya da uğurladık seni yazın<br />
***<br />
Şu Bodrumun sokakları dardır geçilmez<br />
Hakime Hanımın kardeşleri birbirinden seçilmez<br />
***<br />
Hakim Hanım memleketi Kütahya Tavşan<br />
Hakim Hanım Sen eyledin bizleri perişan</p>

<p>Bodrumluların ekinleri erkenden bitti<br />
Hakim hanım kendini intihar mı etti<br />
***<br />
Bodrumun dağları fundalık orman<br />
Hakime hanım yazmadın mı ferman<br />
***<br />
Bodrum’un da galesi var denize bakar<br />
Hakime hanımın ölüsü yürekler yakar<br />
***<br />
Bodrum’dan da giderken onu görmüşler<br />
Hakime Hanımı duyanlar çarşıya inmişler<br />
***<br />
Bodrum’un dağlarında silah sesi var<br />
Silah sesi değil anam Hakim yası var.</p>

<p>&nbsp; &nbsp; Aslen Ardeşenli olan, Kütahya’nın Tavşanlı ilçesi Tapu memuru Temel Bey’in kızı<br />
Mefaret Tüzün, 24 Eylül 1951 yılında Bodrum’a hakim olarak atanır. Bodrum halkı<br />
tarafından, cesur, gözü pek oluşu ve adaletiyle çok sevilir.<br />
Ancak mesai arkadaşlarıyla da samimi davranışları ve giyimindeki serbestlikten dolayı da,<br />
yobazlarca yadırganır, Hakkında Savcı Ahmet Türdü ile aşk dedikodusu yayılır.<br />
Arkadaşlarına davetli gittiği bir gün, savcı Ahmet Bey’in karısınca söylenen “ Benim<br />
kocamın bir karısı var sanırdım, meğer iki karılıymış” sözlerinden çok alınır ve üzülür, ikinci<br />
olarak da hizmetçi olarak aldığı kızın bozuk yaşamı onu çok üzer. Aynı akşam, Hakime<br />
Hanım, Milas’ta ünlü sanatçı Zeki Duygulu’nun konserine gider ve orada sanatçıdan üç kez<br />
şu parçayı okumasını ister:</p>

<p>Uslu dur kadınım çıldırtma beni<br />
Ben artık bildiğin ben değilim<br />
Bir başka yağmurla ıslak mendilim<br />
Yeter artık aldatma beni<br />
Uslu dur kadınım çıldırtma beni<br />
***<br />
Dökülmüş yaprağım, sararmış yüzüm<br />
Çiğli kirpiklerle yaşlıdır gözüm<br />
Bu gurbet ellerde ben bir öksüzüm<br />
Yeter artık aldatma beni<br />
Uslu dur kadınım çıldırtma beni…</p>

<p>Hakime Hanım hakkında çıkarılan dedikodulara dayanamaz 14 Mayıs 1954<br />
yılında kendini evinde asar. Görevine geç kalınca davalılardan Bekir Akkaya, davasını<br />
gördürmek için evine haber iletmeye gider. Pencere kenarından Hakime Hanım’ın kendini<br />
astığını görür. Olay hemen duyulur, bütün kasaba üzüntüye boğulur.<br />
Yörenin Çelik Usta lakaplı Kemancısı, Mustafa Bacaksız tarafından türkü<br />
olarak yakılır. Daha sonraları birçok sanatçı tarafından seslendirilir.<br />
Ancak, Çelik Usta türkünün ilk altı dizesini kendisinin söylediğini, diğer<br />
dizelerinin ise sonradan uydurulduğunu, söylemiştir.<br />
Zaten türküyü okuyunca sonlarında bir zorlama olduğu görülmektedir( O.K)<br />
Bu türkünün TRT kayıtlarına “ BODRUMLULAR ERKEN BİÇER EKİNİ” adıyla,<br />
hem de eksik olarak girdiği söylenmektedir</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Mar 2026 15:20:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>NEVRUZ BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/nevruz-bayraminiz-kutlu-olsun-2648</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/nevruz-bayraminiz-kutlu-olsun-2648</guid>
                <description><![CDATA[NEVRUZ BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>-İlk kez 2 Yüzyılda Pers kaynaklarında adı geçer.<br />
-İran ve Bahai takvimlerine göre yılın ilk gününü temsil eder.<br />
-Bazı topluluklarda bu bayram 21 Mart olarak kabul görür. Kuzey yarım kürede<br />
ilkbaharın başlamasını temsilen, 22-23 Mart’ta kutlanır. Aynı zamanda bu bayram Zerdüştlük<br />
dininde kutsaldır.<br />
Kürtlerde Nevruz bayramının Kürt ve İran mitolojisindeki Demirci Kawa efsanesine<br />
dayandığına inanılır.<br />
-Anadolu ve Orta Asya Türk halklarında da, Göktürklerin Ergenekon’dan çıkışı ve<br />
baharın gelişi olarak kutlanır.<br />
-2010’da BM. Genel Kurulu 3 bin yıldan bu yana kutlanmakta olan bu şenliği Nevruz<br />
bayramı olarak ilan etmiştir.<br />
-Sözcüğün aslı, eski Farsça’dan gelir. “yeni “ anlamındaki “Nava” ve “gün ”<br />
anlamındaki “rezan” ın birleşerek, “Yeni Gün”, “Gün Işığı” olmuştur.<br />
-İrani dillerinde” gün” “Ruz” anlamına kullanılır.<br />
-Nevruz geleneği “buzul çağı” nın bitmesinden hemen öncesine kadar uzanır.<br />
DEMİRCİ KAWA EFSANESİ…<br />
*Günümüzden 2500 yıl kadar önceki yıllarda Zuhak(Dehak) adında Asurlu çok ama<br />
çok zalim bir kral varmış. Demirci Kawa’da bu ülkede yaşıyordu.<br />
Bu kral tam canavardı. Efsaneye göre her iki omzunda birer yılan bulunuyordu. Her yıl<br />
bu yılanları beslemek için Kürtlerden, iki genci sarayına kurban olarak getirtip, bu gençlerin<br />
beyinlerini yem olarak yılanlara veriyordu. Bununla kalsa iyi. Baharın gelmesini de<br />
engelliyordu.<br />
En sonunda bu zulümden bıkan ve bir şeyler yapmak isteyen Armayel ve Garmayel<br />
adlı iki kişi kralın sarayına aşçı olarak girmeyi başarırlar.<br />
Kralın yılanları beslemek için saraya getirdiği gençlerden birini saraydan kaçırırlar.<br />
Öteki gencin beyniyle, bir koyun beynini karıştırarak yılanlara verirler.<br />
Bu böyle uzun yollar sürer. Aşçılar Armayel ile Garmayel her iki gençten birini<br />
saraydan kaçırırlar.<br />
Bu gençler, Demirci Kawa tarafından eğitilir. Bunlardan bir ordu gücünde birlik<br />
oluşturulur.<br />
Nihayet, eğitilen bu gençler 20 Mart günü kralın sarayına yürürler. Kawa kılıç<br />
darbeleriyle kralı öldürmeyi başarır.<br />
Kawa çevredeki tüm tepelere ateşler yakar ve yanındakilerle birlikte bu zaferi<br />
kutlarlar. Böylece Kürt halkı zalim kraldan kurtulmuş olur. Ertesi gün yani 21 Mart günü<br />
bayram , bahar gelmiş olur.<br />
*Ateş üzerinden atlama ve örste çekiçle demir dövme ritueli buradan gelmektedir.<br />
TÜRKLER’DE NEVRUZ…<br />
Türkler , geniş bir coğrafyada bu bayramı değişik şekillerde kutlamaktadırlar. Ancak<br />
çoğunun kendine has bir efsanesi vardır. Bizim efsanemiz de ERGENEKON’dur.<br />
-Göktürklerin Ergenekon’dan demirden dağları eriterek çıkmalarını(Ergenekon<br />
destanı), baharın gelişini , doğanın uyanışını temsil eder.<br />
-Tüm Türk toplumlarında M.Ö 8 Yüzyıldan günümüze kadar her yıl 21 Mart’ta kutlanır<br />
-Türkiye’de 1995’den itibaren Türkiye Cumhuriyeti tarafından bayram olarak kabul<br />
edilmiştir.<br />
Zuhak’ların yok olduğu, Demirci Kawa’ların hep var olduğu bir dünya için<br />
Nevruz Bayramınızı kutlarım</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Mar 2026 15:19:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TIP BAYRAMININ  İKİ HİKMET’İ..</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/tip-bayraminin-iki-hikmeti-2647</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/tip-bayraminin-iki-hikmeti-2647</guid>
                <description><![CDATA[TIP BAYRAMININ  İKİ HİKMET’İ..]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><br />
“Tıbbiyeli Hikmet “adını duymayanınız yoktur.<br />
İşgal ordularının İstanbul’u işgali üzerine, 14 mart 1919 günü Tıp Fakültesinde , işgali<br />
protesto etmek için,toplanan öğrencilerin lideridir.<br />
Bu eylemden sonra öğrenci arkadaşları, Sivas Kongresi’ne onu temsilci olarak<br />
göndermişlerdir.<br />
Orada “Manda ve himaye kabul edilemez…” sözleriyle , özellikle Mustafa Kemal<br />
tarafından büyük bir sevgiyle karşılanmıştır.<br />
Bu eylemden sonra da her yıl 14 MART TIP BAYRAMI olarak kutlanmaktadır.<br />
Hikmet, 1901 doğumludur. Daha sonraki soyadı BORAN’dır.<br />
Yeri gelmişken yazayım, rahmetli Orhan BORAN’ın babasıdır.<br />
Çoğu kişi Dr. Hikmet Kıvılcımlı ile Hikmet Boran’ı karıştırmaktadır.<br />
Tarihin garip cilvesi , o da Kurtuluş savaşına katılanlardandır.<br />
1902 Priştine doğumludur. Yani 17 yaşında gönüllü olarak Kuva-yi Milliyeci olmuştur.<br />
Yörük Ali Efe çetesine katılmıştır. Ayrıca Köyceğiz Kuva-yi milliye Askeri Kumandanlığı<br />
görevinde bulunmuştur.<br />
İşte bugün kutlamaları gereken bayramlarını bile kutlayamayan, hekimlerimizin<br />
dedeleri, önderleri bu Kuva-yi Milliyeci’lerdir.<br />
Hepiniz benim gözümde birer Tıbbiyeli Hikmet ve Dr. Hikmet Kıvılcımlı’sınız…<br />
Mücadelenizi gönülden destekliyorum.<br />
Sağlığı bozulmuş bir toplumdan kimseye yarar gelmez, hele hekimlerinin morali<br />
bozuksa.<br />
Bu duygularla geçmiş 14 Mart Tıp Bayramınızı kutlarım.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Mar 2026 16:31:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>T E Ş E K K Ü R</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/t-e-s-e-k-k-u-r-2646</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/t-e-s-e-k-k-u-r-2646</guid>
                <description><![CDATA[T E Ş E K K Ü R]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Marmaris Devlet Hastanesinin Güzel insanları;<br />
Baş Hekim Sekreteri Sayın Nazan Bedük (Yön. Asistanı)<br />
Uz. Dr. Fizik Tedavi Rehabilitasyon Uzmanı Sayın Ela DÜZCE,<br />
Ela Düzce’nin yardımcısı , Tıbbi Sekreter Sayın Demet Kaba,<br />
Fizyoterapist Sayın Sanem Akbaş,<br />
Fizik Tedavi Bölümü Kat sorumlu Hemşiresi Şahide Talak,<br />
Burada adını sayamadığım, daha doğrusu adlarını bilmediğim,<br />
tedavim süresince, her türlü özeni gösteren, tüm çalışanlara, sonsuz<br />
teşekkür ederim İyi ki varsınız.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Mar 2026 16:31:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ  BİZİM YAYLALARIMIZ(16)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-bizim-yaylalarimiz16-2645</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-bizim-yaylalarimiz16-2645</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ  BİZİM YAYLALARIMIZ(16)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Bizim yaylalarımız mor mor kekikli<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Yaylalar yaylalar yaylalar<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Gızları da vardır top top belikli<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Yaylalar yaylalar yaylalar oy</p>

<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Çobanın kavalı gediği aştı,<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Yaylalar yaylalar yaylalar<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Gediğe varmadan yol ayrı düştü<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Yaylalar yaylalar yaylalar oy</p>

<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bizim yaylalarımız ardıç oluklu<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Yaylalar yaylalar yaylalar<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Suları da vardır ala balıklı<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Yaylalar yaylalar yaylalar oy</p>

<p>&nbsp; Fethiye yöresine ait bir türkümüzdür. Yöre ekibinden ünlü sanatçımız<br />
Ahmet Günday tarafından derlenmiştir.<br />
&nbsp; &nbsp;Gördüğünüz gibi, ileride anlatacağımız öykülü bir türkü değildir. Sadece<br />
doğa sevgisini ön plana çıkarmıştır.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp;Arada sırada böyle öyküsü olmayan türküleri bilerek koyuyorum ki, asıl<br />
Muğla türkülerinin tadına varasınız diyedir. Önümüzdeki haftalarda bunu<br />
göreceksiniz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Mar 2026 16:28:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İKİ   ESKİ  DOST</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/iki-eski-dost-2644</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/iki-eski-dost-2644</guid>
                <description><![CDATA[İKİ   ESKİ  DOST]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; &nbsp;Her Gün &nbsp; bir /iki &nbsp; &nbsp;eski &nbsp;dostun &nbsp; &nbsp;yokluğunu /göçüp &nbsp; gittiğini &nbsp; &nbsp;haber &nbsp; aldığım &nbsp; &nbsp;şu &nbsp; &nbsp;günlerde,hafta &nbsp; ortasında &nbsp; iki &nbsp; Mustafa &nbsp; kardeşimle &nbsp; birlikte &nbsp; olabilmeyi &nbsp; başardık.Birisi &nbsp;,Reşadiye &nbsp; mahallemiz &nbsp; &nbsp;eşrafından &nbsp;,Rahmetli &nbsp; Belediye &nbsp; &nbsp;Başkanlarımızdan &nbsp;Mustafa &nbsp; SOYTOK &nbsp; &nbsp;un &nbsp;torunu, yine &nbsp; &nbsp;eski &nbsp; &nbsp;Belediye &nbsp;Başkanlarımızdan &nbsp; &nbsp;Mustafa &nbsp; SOYTOK &nbsp; &nbsp; ile eski &nbsp; Datça &nbsp; Mahallemiz &nbsp;eşrafından &nbsp; Mustafa &nbsp; &nbsp;KAPTANOĞLU. &nbsp;İki &nbsp; Mustafa &nbsp;kardeşimi &nbsp; &nbsp;yakalamışken ne &nbsp; dilersen &nbsp;dile &nbsp; kardeşim!<br />
Birkaç &nbsp; &nbsp;eksik &nbsp;yılları &nbsp; saymadan ,her &nbsp;üçümüzde &nbsp; 80 &nbsp; yaşına &nbsp; &nbsp;merdiven &nbsp; dayamış &nbsp; birileri &nbsp; olarak,1960'lı &nbsp; yıllarından &nbsp; 2026 &nbsp;yılına &nbsp; &nbsp;akıp &nbsp; &nbsp; giden &nbsp; &nbsp;zaman &nbsp; dilimimizi &nbsp; tekrar &nbsp; yaşamak &nbsp; bana &nbsp; şahsen &nbsp; &nbsp;doyumsuz &nbsp; bir &nbsp; &nbsp;anı &nbsp;.Hayat &nbsp; birimizi &nbsp; &nbsp;İzmir'e,birimizi &nbsp; &nbsp;İzmir/ Ankara ya,savursada, Mustafa &nbsp; SOYTOK &nbsp; kardeşim, &nbsp;doksanlı &nbsp; yıllarda &nbsp;Belediye &nbsp; &nbsp;Başkanı &nbsp; &nbsp;olarak, &nbsp;yokluk &nbsp;-imkansızlıklar &nbsp; &nbsp; içinde, İlçemiz &nbsp; &nbsp; için &nbsp;kendisini &nbsp; kurban &nbsp; &nbsp;edenimiz &nbsp; oldu. &nbsp;Günlerce &nbsp;Belediye &nbsp;işlerini &nbsp; takip &nbsp; etmek &nbsp; &nbsp;için &nbsp; Ankaraya &nbsp; yaptığı seyahatler &nbsp; nedeniyle, evini &nbsp; bile &nbsp; &nbsp; ihmal ettiği &nbsp;anları &nbsp; bizzat &nbsp; ben &nbsp; hatırlıyorum. Şimdi &nbsp; &nbsp;tüm &nbsp; eksikliğe &nbsp; ve &nbsp; yetersizliğe &nbsp; rağmen &nbsp;çözüm &nbsp;olan,SU-Kanalizasyon &nbsp; ve &nbsp; hatta &nbsp; &nbsp;Anfi Tiyatro &nbsp;yatırımlarının &nbsp; gerçekleşmesinde &nbsp; onun &nbsp; &nbsp; özverisi &nbsp; olmuştur. &nbsp; Yeterli Miydi &nbsp; derseniz, icraatları,yaşanılan &nbsp; zaman &nbsp;dilimi &nbsp; &nbsp; &nbsp;içinde &nbsp; değerlendirmek &nbsp; şarttır. Hangi &nbsp; kadroyla &nbsp; hizmet &nbsp; &nbsp; verildi &nbsp;acaba.? &nbsp;Ehil &nbsp;- &nbsp;yeterli &nbsp; kadroların &nbsp; bulunmaması, &nbsp;sorumlulukların &nbsp;tek &nbsp;kişiye &nbsp; &nbsp; fatura &nbsp; &nbsp; edilmesinin &nbsp;yorgunluğunu &nbsp; &nbsp;insan &nbsp;daha &nbsp; sonra &nbsp; &nbsp;anlıyor. &nbsp;Bunu &nbsp; yaşayanlar &nbsp; bilir. &nbsp;Şimdilerde &nbsp; her &nbsp; üçümüz &nbsp; kendi &nbsp; köşelerimizdeyiz<br />
Şimdi &nbsp; &nbsp;ise &nbsp; yaşadığımız &nbsp; yılların &nbsp; muhasebesini &nbsp; &nbsp;daha &nbsp; &nbsp;iyi &nbsp; yapabiliyoruz. Bu &nbsp;nedenle, &nbsp;Datçamıza &nbsp;hizmet &nbsp; vermiş &nbsp;Başkanların &nbsp; görüş &nbsp;ve &nbsp;düşüncelerinden &nbsp; yararlanılması &nbsp; &nbsp; için &nbsp; &nbsp;toplantıların &nbsp; düzenlenerek &nbsp; kendilerinin &nbsp; davet &nbsp; &nbsp;edilmeleri &nbsp; &nbsp; önerime &nbsp; &nbsp;bir &nbsp; karşılık &nbsp; bulamadım. YAŞANMIŞ &nbsp; &nbsp;TECRÜBE &nbsp; EN GÜZEL &nbsp;BİLGİ &nbsp;DEĞİLMİDİR. Ders &nbsp; almak &nbsp;,öğrenmenin &nbsp; yaşı &nbsp; var mıdır.?<br />
Seksen &nbsp;yaşına &nbsp; &nbsp;merdiven &nbsp;dayamışlar &nbsp; &nbsp;olarak, &nbsp;öğrendiklerimizi &nbsp; bildiklerimizi &nbsp; &nbsp;kendimize &nbsp; &nbsp;saklayacak &nbsp; değiliz.<br />
BUNCA &nbsp;YIL &nbsp; ÖMÜR &nbsp;TÜKETTİĞİMİZ &nbsp; &nbsp;BU &nbsp; ÜLKEDE,<br />
BİR &nbsp;BAŞKA &nbsp; &nbsp;ŞEHİR &nbsp; BULAMADIK,<br />
NEREYE &nbsp; &nbsp;GİTSEK &nbsp;DATÇA &nbsp; HEP &nbsp; ARKAMIZDAN &nbsp; &nbsp;GELDİ.<br />
&nbsp; AYNI &nbsp; SOKAKLARDA &nbsp; DOLAŞIYORUZ,<br />
AYNI &nbsp; MAHALLEDE &nbsp; KOCADIK,<br />
BU &nbsp; ŞEHİRDE &nbsp;DÖKÜLMEKTE &nbsp; KIR &nbsp; DÜŞMÜŞ &nbsp; SAÇLARIMIZ,<br />
DÖNÜP &nbsp;DOLAŞIP DATÇAYA &nbsp; &nbsp;GELDİK &nbsp; SONUNDA<br />
BAŞKA &nbsp; BİR ŞEY &nbsp; UMMUYORUZ<br />
ÖMRÜ &nbsp;NASIL &nbsp;TÜKETTİYSEK &nbsp; BURALARDA,<br />
ÖYLE &nbsp;TÜKETTİK &nbsp;DEMEKTİR,<br />
BU &nbsp;ÜLKEDE-YERYÜZÜNDE.</p>

<p>Sağlıcakla.......<br />
YK</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Mar 2026 16:24:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ORUÇ VE ORUÇLUYA SAYGI</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/oruc-ve-orucluya-saygi-2643</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/oruc-ve-orucluya-saygi-2643</guid>
                <description><![CDATA[ORUÇ VE ORUÇLUYA SAYGI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kıymetli Dostlar! 12 haftadır devam eden "Kur'an'a Soralım' konulu yazımıza bu hafta bir virgül koyup, önümüzdeki günlerde de devam edeceğiz inşallah. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bugün oruçlu günlerin sonuna gelindiyi ve bayramın da gölgesinin üzerimize düştüğü şu günlerde yazımızı "Oruca ve Oruçluya Saygı" konusunu ayırdık. Can dostlar! Hepimizin bildiği gibi Oruç, Rabbimizin müminlere farz kıldığı ibadetlerden biridir. Bu konu, Bakara suresi 183. ayette şöyle geçer. "Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi sizlere de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz". Ayetten de anlaşıldığı gibi tıpkı namaza benzer oruç ta mümin için bir korunma aracı görevi yapıyor.Yani bir savaşçı için kalkan neyse ,oruç ibadeti de böyle vasıflandırılıyor. Değerli Dostlar! Bugünkü yazımızda 1973 yılının Ramazan ayında yaşadığım bir oruç anımı sizlerle paylaşmak istedim.Evet .Sene 1973. Yanılmıyorsam aylardan Ekim ayı. Birçok mü'min oruçlu ...O tarihte Rum ve Ermenilerin çoğunlukta olduğu İstanbul Kumkapı &nbsp;semtinde özel bir bankada çalışıyorum. Oruçlu olduğum için öyle tatilleri, çevreyi ve müşterileri tanımam için bulunmaz bir fırsat. Kumkapı'dan Beyazıt'a çıkarken iki yokuş vardır. Biri Tiyatro caddesi, diğeri ise Gedikpaşa caddesi .İşte Gedikpaşa caddesi'nin hemen alt kısımlarında caddenin sol tarafında Ermeni Bir müşterim vardı. Adı Kirkor &nbsp;usta. Ayakkabı tamircisi ve imalatçısı. Tontonmu tonton, dünya iyisi yetmişine merdiven dayamış ahlaklı, temiz, dürüst bir insan. Gün içinde ayakkabı tamir eder, satar. Birkaç defa da dükkanına yakın olan evine giderek yatalak olan eşinin bir ihtiyacı olup olmadığını sorar, varsa ihtiyacını giderir di.İşte o oruçlu olduğum günlerden bir gün Kirkor Usta'yı ziyarete gitmiştim. Hatırını sorup, işlerinin nasıl gittiğini ve eşinin de sağlığını sorduktan sonra konu her nedense oruca geldi .Oruçlu olup olmadığımı sordu. Ve bana hemen bitişiğindeki çay ocağından çay söylemek istedi. Ben de oruçlu olduğumu söyleyince "Allah kabul etsin" diyerek hemen konuya girip çocukluğunda Ramazan ayında babasıyla dükkanda yaşadığı bir olayı anlattı bana. Anlattığını aynen sizlerle paylaşmak istiyorum." Hikmet Bey ! 12-13 yaşlarında bir çocuktum. Dükkanda babamla beraber çalışıyorduk. Aylardan Ramazan ayıydı ve Müslüman dostlarımız oruçluydu .Gün içinde müşterilerimiz gelir ,bayramın yaklaşması dolayısıyla bazen yeni ayakkabı alır, yeni ayakkabı almaya gücü yetmeyenler de sökük ,yırtık ayakkabılarının tamirini isterlerdi. İşte yine öyle bir gündü .Bir kaç müşterimizin işini gördükten sonra öğlen saatlerine yaklaşmıştık. Babam bana dönerek "Kirkor kalk kepenkleri indirde yavaş yavaş evden getirdiğimiz öğlen yemeğimizi yiyelim. Bir müslüman dostumuz gelip de bizi sofra başında görmesin ayıp olur, günaha girmeyelim" dedi. Ben de başka bir işe dalmış olmalıyım ki kepengi indirmeyi unuttum ve öğlen yemeğimizi dükkanın dip tarafında yemeğe koyulmuştuk ki tam yemeğin ortasında iken mahalleden bir Müslüman komşumuz selam verip yeni bir ayakkabıya ihtiyacı olduğunu söyleyerek dükkana girmez mi ? İşte o zaman ki babamın o kahredici bakışlarını unutamıyorum. Her neyse... Müşteri ayağına uyacak ayakkabıyı beğendikten ve parasını da ödeyip dükkandan çıktıktan sonra babamın bana bir tokat aşk ettiğini ömür boyu unutmadım .Zira o güne kadar bana tek bir fiske bile vurmamıştı. Tokadın arkasından bir de haykıran sesiyle "Ben sana kepengi indir dememiş miydim" dedi. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
İşte Hikmet Bey! Her Ramazan geldiğinde ben o olayı hatırlarım ve dükkanda yemek yiyeceğim zaman da kepengi indirmeyi ihmal etmem.". &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Ermeni de olsan Rabbim günahlarını affetsin diyorum Kirkor Usta. Toprağın bol olsun Değerli dostlar! İşte bir Ermeni vatandaşın oruca ve oruçluya saygısı. Şimdi ne hallerdeyiz .Takdiri sizlere bırakıyorum. Az kalsın unutuyordum. Bu arada Ramazan Bayramı'nın asıl adı Arapça kökenli olup İ'dü l Fıtır dır. Fıtır ,oruç açma ve şükür anlamlarına gelir. &nbsp;Osmanlı döneminde İ'di Fıtr &nbsp;veya Şükür Bayramı olarak da anılan bu bayram, zamanla şükür kelimesinin şeker ile karıştırılması sonucu halk arasında Şeker Bayramı adıyla da bilinir. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Kıymetli Dostlar! Ramazan ayını tamamladık sayılır. Bayramın gölgesi tam üzerimizde. Ne mutlu bu ayı layıkıyla oruçlu geçirenlere. Orucu sadece mideye değil bütün organlarına tutturanlara .Se &nbsp; &nbsp;lam olsun .Esenlik olsun. Nice Bayramlara .Nice Ramazanlara. &nbsp; &nbsp; &nbsp;Bu vesileyle Can Dostlarım 'ın Bayramlarını Kadir Gecelerini yürekten kutluyorum. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Şu KADİR in kadrini bilenlerden et bizi. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Ta ki ömür boyunca silinmesin hiç izi Sağlık, huzur ve afiyet dileklerimle, Sevgilerimi, Saygılarımı sunuyorum . Bayram sonrası görüşmek üzere Allah'a emanet olunuz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Mar 2026 16:23:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Atatürk\&#039;ün Türk milletine Macaristan vasiyeti olduğunu biliyor muydunuz?</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/ataturkun-turk-milletine-macaristan-vasiyeti-oldugunu-biliyor-muydunuz-2642</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/ataturkun-turk-milletine-macaristan-vasiyeti-oldugunu-biliyor-muydunuz-2642</guid>
                <description><![CDATA[Atatürk\'ün Türk milletine Macaristan vasiyeti olduğunu biliyor muydunuz?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Macaristan Türkiye dostluk anlaşması yıl dönümünde bunu hatırlayalım ...<br />
18 Aralık 1923 tarihinde imzalanan Türk-Macar Dostluk Antlaşması, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin Avrupa tarafından resmen tanınmasında önemli bir adım olmuş, iki ülkenin karşılıklı bağımsızlık ve egemenliklerini teyit etmiştir.<br />
Bu anlaşma, Mustafa Kemal Atatürk'ün vizyonu doğrultusunda, Türk ve Macar milletlerinin arasındaki tarihi ve kültürel bağları modern diplomatik zemine taşıyan, uzun soluklu bir iş birliğinin başlangıcı kabul edilir.<br />
Cumhuriyeti'in onuncu yıl bayramında bir Macar heyeti de Ankara'yı ziyaret etmiş ve şenliklerde bulunmuştu.<br />
Bu heyetten Mebus M. Pehar Guyula Peşti Hirlap gazetesine bir yazı yazmıştır. Mebus bu yazısında özetle diyor ki:<br />
Gazi, Fransızcayı mükemmel konuştuğu halde, Reşit Saffet Bey'e dönerek Türkçe cevap verdi. Reşit Saffet Bey her kelimeyi tartarak anlatıyor:<br />
-Reisicumhur Hazretleri Macar samimiyetinin bu suretle ifadesinden dolayı fevkalade mütehassis olduğunu beyan buyuruyorlar... Mustafa Kemal, Reşit Saffet Bey'in sözünü derhal keserek, bizim de anlamamız için Fransızca olarak dediler ki:<br />
Ben ne dedimse aynen tercüme et. Ben kardeş Macar milleti dedim. Çünkü Macarlar Türklerin hakiki kardeşidir. Macar, büyük bir millettir. Bir milletin büyüklüğü coğrafi yüzölçümüyle değil, yüreğinin asaleti, mefkûresinin yüksekliği ile ölçülür... Sözü yine Reşit Saffet Bey alarak, tercümeye devam etti: Kardeş Macar milletinin samimi tebriklerinden dolayı tekrar teşekkür ederim. Söylediğiniz gibi, Cumhuriyet'in onuncu yıldönümü münasebetiyle çok meşgulüm, fakat benim Macar milleti için daima vaktim olduğuna ve olacağına emin olabilirsiniz. Macar milletinin gelecekte muhakkak daha ziyade yükseleceğine tam kanaatim vardır.<br />
Gazi dikkatle yüzüme bakıyor. Ben tekrar söz alarak, Attila'nın bin beş yüzüncü yıldönümünü hatırlatarak program ve bu işle yalnız milletin değil, hükümetin de uğraştığını söyledim. Mustafa Kemal, gözleri parlayarak şunları söyledi:<br />
Profesör, Türkler ve Macarlar iki kardeş millettir. Dilleriyle, kültürleriyle, kökenleriyle iki kardeş millet. Fakat bu iki kardeş millet ne yaptı? İki kardeş millet gibi mi, kendi yüksek milli gayelerini ve büyük geleceği düşünen ve gören iki olgun kardeş millet gibi mi hareket etti?<br />
Hayır, ne yazık ki hayır.<br />
Biz Türkler, ilayı kelimetullah diye, bir fedai gibi İslam aleminin önüne geçtük, siz Macarlar ruhullah diye yine bir fedai gibi Hristiyan dünyasının önüne düştünüz ve asırlarca birbirimizi kırdık ve karşılıklı karıştık, değil mi?<br />
Fakat ne için? Hangi büyük maksat, hangi milli gaye, hangi yüksek gelecek için? Ve kimin için? Kimin hesabına?<br />
Böyle yapacağımıza, eğer gurur ve ihtirasa, boş davalara, manasız, hayalperest emellere ve başkalarının maksatlarına kapılmayıp da iki kardeş millet el ele barış içinde birleşseydik, hem kendi milletlerimizin, hem de bütün insanlığın refah ve saadetine hizmet etmez miydik?<br />
"Büyük ceddimiz Attila'nın yıldönümünü beraber kutlulamak hususundaki teklifinizi kabul eder ve buyurduğunuz gibi bu münasebetle toplanacak kültür kongresinin ırk birliği hakkındaki yüksek fikir hareketlerine memnuniyetle iştirak ederim. Irkımızın bütün dünya mefkûresine rehber olduğuna işaret etmesini bilhassa kongreden beklerim. Kendisine nazaran pek küçük olan Napolyon, İskenderi Kebir ve Sezar'ın yanında büyük Attila'nın mevkiinin kongre tarafından tespit edilmesi hakkındaki fikrinize tamamıyla iştirak ederim.<br />
Ben nasıl söyledimse öyle tercüme ediniz. Bunların her üçü de Attilâ'nın yanında ancak maiyet olabilirler... Bu hususta Maarif Vekili ile görüşerek, tekliflerimi ve tarih tespiti hakkındaki cevaplarımı bildireceğim. Allahaısmarladık. Tekrar ellerimizi sıktıktan sonra arslan gibi gitti. Gazi gittikten sonra odada birdenbire eksiklik hissettik. [...] Gazi ile geçirdiğimiz 30 dakika kalplerimizde unutulmaz bir hatıra olarak daima nakşedilmiş kalacak."[1]<br />
Turan'da Gönül Birliği Vurgusu: "Macar dostlarımızla aramızda derin ve sarsılmaz bir kök birliği vardır. Biz, Tuna Nehri'nin iki ayrı kıyısında olsak da, gönüllerimiz Türkistan’da birleşir." (30 Ekim 1933 görüşmesinin özünü oluşturan kilit ifade.)<br />
Askeri Yetenek ve Irkî Bağ: "Harbi Umumi'de Türklerden gördüğüm yüksek askerlik yeteneği, bir ırktan, Asyalı olmaklığımızdan gelir. Bu, bizim ortak kökenimizin bir yansımasıdır."<br />
Ebedi Dostluk Vasiyeti: "Türk milleti ile Macar milleti arasında mevcut olan samimi bağların ebediyete kadar sürmesi, en büyük arzularımdan biridir. Bu bağları korumak, her iki milletin de geleceği için önemlidir."<br />
Macarlar bizim dostumuz, Macarlar bizim kardeşimizdir. Tarihi bağlarımızın sağlamlığı, bu kardeşlik ve dostluğun esasıdır."<br />
"Türk milleti ile Macar milleti arasında mevcut olan samimi bağların ebediyete kadar sürmesi, en büyük arzularımdan biridir. Bu bağları korumak, her iki milletin de geleceği için önemlidir."<br />
"Harbi Umumi'de Türklerden gördüğüm yüksek askerlik yeteneği, bir ırktan, Asyalı olmaklığımızdan gelir. Bu, bizim ortak kökenimizin bir yansımasıdır." (Macar askeri dehasını, Türklerin askeri dehasıyla aynı Turanî genetik ve kültürel mirasa bağlar.)<br />
Macar basın temsilcilerine bütün Türk halkının dostluğunu ve saygısını sunuyorum. Bu toprağa bugün Türkiye denildiği gibi, Kral Géza zamanında sizin ülkenize Türkiye denilirdi." (Bu ifade, Macarların tarihsel olarak "Türkiye" adıyla anıldığına dair güçlü bir Türk tezini ortaya koyar ve bağın coğrafi boyutunu vurgular.)<br />
"Macar dostlarımızla aramızda derin ve sarsılmaz bir kök birliği vardır. Biz, Tuna Nehri'nin iki ayrı kıyısında olsak da, gönüllerimiz Türkistan’da birleşir." (Bu, iki milletin ruhen ve kökensel olarak Turan coğrafyasında bir olduğunu ilan eden kilit cümledir.)<br />
Bunları okuyunca bugün Atatürkçü olduklarını iddia eden ama ondan nemalanan sinsi düşmanları ve yalancıları ve Atatürk'ü ne kadar yanlış tanıttıklarını anlamaya devam edeceğiz ...<br />
Orcun Alacam<br />
Kanıtlar ve Kaynaklar :<br />
[1] Atatürk'ün Bütün Eserleri, Cilt 26, s. 275-276; Hakimiyeti Milliye. 1 Ocak 1934, Numara: 4473, s.3; Milliyet, 3 Ocak 1934, Numara: 2839, s.1-2; Cumhuriyet, 4 Ocak 1934, Numara: 3473, s.3. [2] Golden, Peter B., An Introduction to the History of the Turkic People, 261-262; Gyula Moravcsik-H. Jenkiss, Constantine Porphyrogenitus De Administrando [3] 6 ve 7 Numaralı Görsel; Kutsal Macar Tacı [4] Atatürk'ün Okuduğu Kitaplar, Anıtkabir derneği<br />
Orcun Alacam</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Mar 2026 15:25:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ZEYTİNE /  BADEME     İHANET</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/zeytine-bademe-ihanet-2641</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/zeytine-bademe-ihanet-2641</guid>
                <description><![CDATA[ZEYTİNE /  BADEME     İHANET]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizin &nbsp; &nbsp;bu &nbsp;yapılaşma &nbsp; çılgınlığı &nbsp;nerelere &nbsp;kadar &nbsp; &nbsp; / &nbsp;ne &nbsp; zamana &nbsp;kadar &nbsp; sürüp &nbsp; &nbsp;gidecek &nbsp; bilmiyorum. Betonlaşma &nbsp; &nbsp; tercihimiz &nbsp; Datçamızın &nbsp; &nbsp; gelişmesinde &nbsp; &nbsp; lokomotif &nbsp; görevini &nbsp; yapıyor &nbsp; &nbsp;görünsede,bunun &nbsp; &nbsp;için &nbsp; Zeytin &nbsp; &nbsp;<br />
/Badem &nbsp; üretimimizi &nbsp; &nbsp; betona &nbsp; tercih &nbsp; &nbsp;etmemiz &nbsp; ne &nbsp;kadar &nbsp; &nbsp;akılcı &nbsp; bir &nbsp; çıkış &nbsp;yoludur,acaba.?</p>

<p>Gıdanın &nbsp;dolayısı &nbsp; ile &nbsp; tarımın &nbsp; &nbsp;ihmal &nbsp; &nbsp;edildiğini &nbsp;söylemek &nbsp; &nbsp;için &nbsp;kahin &nbsp; &nbsp;olmaya &nbsp; &nbsp; gerek &nbsp; yok. &nbsp;Son &nbsp; yıllarda gıda &nbsp; ürünleri &nbsp;ithalatındaki &nbsp; &nbsp;artış,ülkemiz &nbsp; &nbsp;için &nbsp;doğal &nbsp; olmayan &nbsp; bir &nbsp; &nbsp; görüntü.Bir gıda ürünü &nbsp; yoksa ,hemen &nbsp; &nbsp;ithalatı &nbsp;ucuz/kolay bir &nbsp;yol &nbsp; olarak &nbsp;tercih &nbsp;etmekle, &nbsp;geleceğimizi &nbsp; &nbsp;ipotek &nbsp; &nbsp;altına &nbsp; &nbsp;almakta &nbsp; olduğumuzun &nbsp; &nbsp; farkında mıyız.? Tarımla &nbsp;uğraşan vatandaşlarımızın &nbsp;yaş &nbsp; ortalamaları,elli &nbsp; hatta &nbsp; atmış &nbsp; yaşların &nbsp; üstünde &nbsp;diyor &nbsp; &nbsp;uzmanlar. &nbsp;Yeni &nbsp; &nbsp;gelmekte &nbsp; &nbsp;olan &nbsp; kuşak &nbsp; &nbsp; ise &nbsp;hayatını &nbsp; topraktan &nbsp;kazanmak &nbsp; &nbsp;gibi &nbsp;bir &nbsp; yolu &nbsp; aklından &nbsp; bile &nbsp; &nbsp; geçirmiyor.Onlarada &nbsp; hak &nbsp; &nbsp;vermemek &nbsp;mümkün &nbsp;değil. Yem &nbsp; &nbsp;ve &nbsp;gübre &nbsp; konusunda &nbsp; dışarıya &nbsp;bağımlılık ,enerji &nbsp;/akaryakıt &nbsp; giderlerinin &nbsp;değişkenliği,istikrarsızlığı &nbsp;çiftçimizi &nbsp;toprağa &nbsp; küstürdü. &nbsp;Toprağımı &nbsp;satar,iki &nbsp;Apart &nbsp;yapar &nbsp;yan &nbsp; &nbsp;gelir &nbsp; yatarım &nbsp;tercihini &nbsp; yaparken,Zeytini ,Bademi &nbsp;hatta &nbsp; İnciri &nbsp; kurban &nbsp; verdik. &nbsp; Burada &nbsp; elbette &nbsp; &nbsp;kamunun &nbsp; yol &nbsp; &nbsp;göstericilik /üretene &nbsp; &nbsp;destek &nbsp; &nbsp;vermek &nbsp; &nbsp;gibi &nbsp; &nbsp;görevinden &nbsp; &nbsp;uzaklaşarak,sosyal &nbsp;yardım &nbsp; &nbsp; yolunu &nbsp;tercih &nbsp; &nbsp;etmesi &nbsp; bence &nbsp; yanlış &nbsp; &nbsp;oldu. &nbsp; Son &nbsp; yıllarda &nbsp; &nbsp;bu &nbsp;konularda &nbsp; cılızcada &nbsp; &nbsp;olsa &nbsp; bir &nbsp;kıpırdanma &nbsp; &nbsp; olmak taysada, &nbsp;biraz &nbsp; &nbsp; geçmi &nbsp; kaldık &nbsp; &nbsp;acaba.?<br />
Yerel / yerli &nbsp; üretime bilhassa &nbsp; &nbsp;gıda &nbsp; alanında ,yerel &nbsp; yönetimlerin &nbsp; destek &nbsp; &nbsp; verme &nbsp; çabaları &nbsp;,genel &nbsp; kamu &nbsp; desteği ve halkımız sivil &nbsp;toplum &nbsp;kuruluşlarınca &nbsp; &nbsp; omuzlanmalı.Datça Mız &nbsp; &nbsp; için &nbsp; &nbsp;ne &nbsp;diyorsun &nbsp; derseniz, &nbsp;sebze &nbsp;/meyve &nbsp; &nbsp;üretimi &nbsp; alanında ,mevsimine &nbsp; &nbsp; göre &nbsp; yerel yönetimimizin &nbsp; hatta &nbsp; &nbsp;bazı &nbsp; kamu &nbsp; birimleri &nbsp;,fide &nbsp;-tohum -gübre &nbsp; desteği &nbsp;örneklerini &nbsp;göstermelerinin &nbsp; &nbsp;zamanıdır. Çünkü &nbsp;Datçamız üretim &nbsp; &nbsp;alanı &nbsp; &nbsp;olduğu &nbsp;kadar, &nbsp;tüketim &nbsp; merkezidir de. &nbsp; Ne &nbsp; dersiniz..!!??</p>

<p>Ben &nbsp; Datçamızda &nbsp; &nbsp;bir &nbsp; BADEMCİLİK &nbsp;ENSTİTÜSÜ &nbsp; &nbsp;önerimi &nbsp; tekrarlamak &nbsp; &nbsp;istiyorum. &nbsp; Sahi &nbsp; &nbsp; Ziraat &nbsp; &nbsp; Fakültelerinin &nbsp; &nbsp;görevi &nbsp; &nbsp;yalnızca &nbsp; diploma &nbsp; vermek midir. &nbsp;?</p>

<p>Üreticiye &nbsp; &nbsp;alım &nbsp; &nbsp; garantili &nbsp;ürün &nbsp; üretmesi &nbsp;konusunda ,bir &nbsp; &nbsp;öneri &nbsp; &nbsp;ile &nbsp; &nbsp;gittiğinizde ,size &nbsp; HAYIR &nbsp; &nbsp; &nbsp;olmaz mı &nbsp;dediler. &nbsp; Tütün &nbsp; üretimi &nbsp; böyle &nbsp;değil miydi.?</p>

<p>Sivil &nbsp;toplum &nbsp;kuruluşlarımızın ,bilhassa &nbsp; zincir &nbsp; marketleri &nbsp; bu &nbsp;tür &nbsp; &nbsp; önerilerle &nbsp;(alım &nbsp; &nbsp; garantili &nbsp; ürün &nbsp; talepleri) &nbsp; dikkatlerinin &nbsp; &nbsp;çekilmesi &nbsp; bir &nbsp; &nbsp;yöntem &nbsp; &nbsp;olabilir.Lütfen &nbsp; &nbsp; artık &nbsp; &nbsp; onlarda &nbsp;üretim &nbsp; alanında ,taşın &nbsp; altına &nbsp; &nbsp;ellerini &nbsp; &nbsp;koysunlar.Malını &nbsp; sat &nbsp;sonra &nbsp; al &nbsp;paranı &nbsp;çek &nbsp; git, &nbsp;olmuyor &nbsp; beyler.</p>

<p>ŞİMDİLİK &nbsp; SAĞLICAKLA....</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Mar 2026 15:23:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ(15) BEŞ PARMAKTAN İNMEM BEN</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri15-bes-parmaktan-inmem-ben-2640</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri15-bes-parmaktan-inmem-ben-2640</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ(15) BEŞ PARMAKTAN İNMEM BEN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Beş Parmak’tan aman inmem (ben<br />
Gümüşlü mavzerim aman vermem (ben</p>

<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Haydah güzelim<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;El oğluna sarıldım ben,<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Haydah güzelim<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Kendi yarım sandım ben.</p>

<p>Kuzulu da kuzulu basması<br />
On beş lira kadunum kesmesi</p>

<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Dam ardına dolaştım<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Ot gazmaya bulaştım</p>

<p>El oğluna yandım ben<br />
Kendi yârim sandım ban<br />
Haydah güzelim<br />
Kendi malım sandım ben.</p>

<p>Fethiye türküsü olarak bilinir. Ancak yörede birçık yerde söylenir.<br />
Türkünün değişik varyantları vardır. Bu da çok eski bir türkü olduğunu gösterir.<br />
Türkünün bazen “ Beş muardan(pınardan) inemem ben” biçiminde<br />
görülmekte ve üçüncü dizesinde “Bene yardan geç dediler” söz dizimine rastlanmaktadır.<br />
İlk derlemelerini Hamdi Özbay, Fethiye yöresi mahalli sanatçısı Köçek<br />
Mustafa Lakaplı Mustafa Coşkun’dan yaparak, TRT türkü kayıtlarına alınmıştır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Mar 2026 15:22:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KUR\&#039;AN\&#039;A SORALIM (12)</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/kurana-soralim-12-2639</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/kurana-soralim-12-2639</guid>
                <description><![CDATA[KUR\'AN\'A SORALIM (12)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar! Hepimizin bildiği gibi Ramazan ayı aynı zamanda Kur'an ayıdır. Zira Kur'an bu ayda indirilmeye başlanmıştır. Ne güzel bir rastlantıdır ki bundan 20 sene önce yazmış olduğum "Kur'an'a Sorular ve Ondan Cevaplar" isimli kitabımı da sizlerle bu ayda buluşturmak kısmet oldu. Şubat başında başlamış olduğumuz bu buluşturmada 11. yazımızı da geride bıraktık. Ramazan'ın geriye kalan günlerinde de bu buluşma devam edecek. Kısmet olursa Ramazan sonunda tamamlanacak inşallah. Umarım faydalı olmuştur. Sözü fazla uzatmadan bu yazı dizimizin 12'ncisine devam edelim . &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Soru :Ölüm ve hayat niçin yaratılmıştır. Cevap :O &nbsp;ki hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır.(Mülk:2) &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Soru: Kur'an kimler için öğüttür? &nbsp; &nbsp;Cevap: doğrusu O (Kur'an) takvâ sahipler için bir öğüttür.(Hakka: 48). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Soru: İyilerin özenilecek vasıfı nedir? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Cevap: O iyiler ki kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler. (İnsan :8). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Soru :Sakınanlar için başarı ödülleri nelerdir? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Cevap: Sakınanlar için de başarı ödülü vardır. Bahçeler, bağlar, göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar ve dolu kadehlerdir.(Neb'e: 31- 35). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Soru: İman edip de güzel işler yapanların Cennetteki duaları ve davranışları nasıldır? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Cevap: İman edip güzel işler yapanların Cennet'teki duası şöyledir." Allah'ım! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz" Orada birbirleriyle karşılaştıklarında söyledikleri ise "Selam"dır. Onların dualarının sonu da şudur: "Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur".(Yunus :10) &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Soru: İnsanın yaratılışındaki hammadde nedir? Cevap :Andolsun Biz insanı pişmemiş çamurdan, değişmiş cıvık balçıktan yarattık.(Hicr: 26) &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Soru: Her isteyen inanabilir mi ? İnanmayanların durumu nedir? Cevap :Allah'ın izni olmadan hiç kimse inanmaz ve (Allah ) pisliği (huzursuzluğu, azabı )akıllarını kullanmayanların üzerine kor. &nbsp;(Yunus :100) &nbsp; Soru: İlimde derece sahibi olmak neye bağlıdır? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Cevap: Biz kimi dilersek onu derecelerle yükseltiriz. Zira her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen birisi vardır. (Yusuf :76) &nbsp; &nbsp; &nbsp;Soru: Allah'a secde eden varlıklar sınırlı mıdır? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Cevap: Göklerde ve yerde bulunanlar da onların gölgeleri de sabah akşam ister istemez sadece Allah'a secde ederler. (Ra'd:15). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Soru: Peygambe rin görevi nedir? Cevap :Biz onlara vadettiğimiz(aza bın) bir kısmını sana göstersek de seni öldürsek de sana ancak ( Allah'ın emirlerini) tebliğ etmek düşer. Hesap yalnız Bize aittir.(Ra'd:40) &nbsp;Soru: Halkların yerine yenisi getirilebilir mi? Cevap: O, dilerse sizi ortadan kaldırıp yepyeni bir halk getirir. (İbrahim: 19) &nbsp; Soru: Kur'an'ı indiren ve koruyacak olan kimdir? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Cevap: Kuran'ı kesinlikle Biz indirdik. Onu yine Biz koruyacağız (Hicr:9) &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Soru: Allah'ın nimetleri sayılarak biter mi? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Cevap: Allah'ın nimetlerini saymaya kalksanız onu sayamazsınız. &nbsp;(Nahl: 18 ) &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Soru: Allah zalimleri neden hemen cezalandırmıyor? Cevap: Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden cezalandıracak olsaydı yeryüzünde hiçbir canlı kalmazdı. fakat onları takdir edilen bir süreye kadar erteler.(Nahl: 61). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Soru: Allah insanlardan kimilerine rızkı neden bol vermiştir? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Cevap: Allah kiminize kiminizden daha bol &nbsp;rızık verdi. bol rızık verilenler rızıklarını ellerinin altındakilere verip de bu hususta kendilerini onlara eşit kılmazlar.(Nahl: 71) &nbsp; &nbsp; &nbsp; Soru: Güzel bir hayat yaşamanın şartı nedir? &nbsp; &nbsp; Cevap: Erkek veya kadın mü'min olarak kim iyi bir amel işlerse onu mutlaka güzel bir hayat ile yaşatırız(Nahl:97) Can dostlar! Bugünlük de bu kadar .Bundan sonraki yazımızda buluşmak üzere, esen kalın ,sağlıkla kalın hoş kalın.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Mar 2026 15:20:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KUR\&#039;AN\&#039;A  SORALIM (11)</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/kurana-soralim-11-2638</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/kurana-soralim-11-2638</guid>
                <description><![CDATA[KUR\'AN\'A  SORALIM (11)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
2 Şubat'ta başladığımız "Kur'an'a Soralım" başlıklı yazımızın bugün 11'incisindeyiz. Zaman su gibi akıp gidiyor. Konumuza kaldığımız yerden devam edelim.&nbsp;<br />
Soru: Kur'an'da adâbı muaşeretten de bahsedilir mi?&nbsp;<br />
Cevap: Yeryüzünde tabii ol, sesini alçalt ! Unutma ki seslerin en çirkini merkeplerin sesidir.(Lokman: 19). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Soru: Allah'ın sözleri sınırlı mıdır? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Cevap: Şayet yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de arkasından yedi deniz katılarak (mürekkep olsa) yine Allah'ın sözleri (yazmakla) tükenmez (Lokman :29). &nbsp;&nbsp;<br />
Soru: Kullar içinde Allah'tan gereğince korkan kimlerdir ? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
&nbsp;Cevap: Kulları içinde ancak alimler Allah'tan (gereğince) korkar. (Fâtır 28 ). &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Soru: İnsan Allah'a yalvarmayı ne zaman düşünür?<br />
&nbsp;Cevap: İnsana bir zarar dokunduğu zaman Bize yalvarır.<br />
Sonra kendisine tarafımızdan bir nimet verdiğimiz vakit" Bu bana ancak bilgimden dolayı verilmiştir" der. Hayır, o bir imtihandır.Fakat çokları bilmezler. (Zümer :49). &nbsp; &nbsp;<br />
Soru: Allah'ın rahmetinden ümit kesmek doğru mudur ? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Cevap: De ki :Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki o çok bağışlayan çok esirgeyendir. &nbsp; &nbsp;<br />
Soru: Allah'ın ayetleri hakkında kimler tartışır?&nbsp;<br />
Cevap: İnkar edenler müstesna hiç kimse Allah'ın ayetleri hakkında tartışmaz.(Mü'min: 4) &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Soru: Bu tartışmanın sebebi nedir? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Cevap:Kendilerine gelmiş kesin bir delil olmaksızın Allah'ın ayetleri hakkında münakaşa edenler var ya! Hiç şüphe yok ki onların kalplerinde asla yetişemeyecekleri bir büyüklük hevesinden başka bir şey yoktur (Mü'min: 56). &nbsp; &nbsp;Soru: Herkese bol rızık verilseydi sonuç ne olurdu? Cevap: Allah kullarına rızkı bol bol verseydi yeryüzünde azarlardı fakat O, (rızkı)dilediği ölçüde indirir. (Şûrâ: 27). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Soru: Başımıza gelen musibet kimdendir? &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Cevap: Başımıza gelen musibet kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. Allah çoğunu affeder (Şûra :30). &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp;Soru: Allah'ı anmaktan gafil olursak bizi bekleyen sonuç ne olur? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp;Cevap: Kim Rahmân'ı anmaktan gafil olursa yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz. (Zuhruf: 36 ). &nbsp;&nbsp;<br />
Soru: Allah yanında en değerli olan kimdir? &nbsp;<br />
Cevap :Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız O'ndan en çok korkanınızdır.(Hucûrat: 13)&nbsp;<br />
&nbsp;Soru: Mü'minin vasıfları nelerdir?&nbsp;<br />
Cevap: Mü'minler ancak Allah'a ve Resulüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır .İşte doğrular ancak onlardır. (Hucûrat:15). &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Soru: Dünya hayatını nasıl tanımlayabiliriz?&nbsp;<br />
Cevap: Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence , bir süs aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olma isteğinden ibarettir.(Hadid: 20). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp;Soru: Kur'an bir dağa indirilseydi sonuç olurdu?<br />
&nbsp;Cevap: Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik muhakkak ki onu Allah korkusundan baş eğerek parça parça olmuş görürdün Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz.(Haşr:21). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
&nbsp;Soru: Mallarımız ve çocuklarımız &nbsp;bizler etkilemeli midir ? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Cevap :Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah'ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır. (Münafikûn: 9) Tekrar görüşmek üzere sağlıkla kalın, Esen kalın Kıymetli Dostlar!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Mar 2026 15:34:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KADINLARIN EN ÇOK İSTEDİKLERİ SİZCE NEDİR?</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/kadinlarin-en-cok-istedikleri-sizce-nedir-2637</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/kadinlarin-en-cok-istedikleri-sizce-nedir-2637</guid>
                <description><![CDATA[KADINLARIN EN ÇOK İSTEDİKLERİ SİZCE NEDİR?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>“Hayatınız Seçtiğiniz Kadındır”<br />
Masal &nbsp;odur ki, Hannibal, savaşta galip gelmiş . &nbsp;Karşısına getirdikleri &nbsp;esir komutana şöyle demiş:<br />
“…Hayatını bağışlarım ama bir şartım var” demiş ve eklemiş:<br />
-Kadınlar hayatta en çok ne ister? Bu sorunun yanıtını getir , kurtar kelleni.Sana kırk gün süre…<br />
Mağdur komutan, sorup soruşturmaya başlamış; bu sorunun yanıtını kim bilebilir diye, araştırmaya koyulmuş.<br />
Demişler ki:<br />
…Dağının ardında bir cadı var. bilirse o bilir. Demişler.&nbsp;<br />
Günlerce, gecelerce koşturur kadını bulur.Ve soruyu sorar:<br />
-Kadınlar hayatta en çok ne ister?<br />
Başında masal dedik ya, &nbsp;Kadın adamdan öyle bir şey istemiş ki!<br />
-Evlen benimle!...O zaman öğrenirsin ancak kadınların ne istediğini.<br />
Mecburen kabul eder . Koşarak , Hannibal’a gider, öğrendiği cevabı verir. Cevap şu:<br />
-Kadınlar en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek ister!...<br />
Hannibal, komutanın hayatını bağışlar. Da…<br />
Yenik komutan, cadıya da evlenmek için söz vermiştir. Neyse evlenirler.<br />
İlk gece komutan bakar ki, o korkunç cadı dünyalar güzeli bir periye dönüşmüş, karanlık odada.<br />
Cadı şöyle konuşmuş:<br />
-Benim kaderim böyle. Günün sadece yarısı güzel olabilirim, diğer yarısı çirkinim.<br />
Sonra da can alıcı soruyu sorar:<br />
-Ne dersin? Geceleri seninleyken mi güzel olayım, yoksa sen gündüzleri dışarıdayken mi?<br />
Komutan düşünür ve “Sen bilirsin kararı kendin ver.<br />
İşte ondan sonra o korkunç cadı, sonsuza kadar güzel bir kadın olarak kalır.<br />
Peki bu masaldan bir ders çıkar mı? Ya da ne çıkar?<br />
1-Kadınlar en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek isterler.<br />
2-Özgür iradesiyle hareket eden bir kadın her zaman güzeldir.</p>

<p>Özetlersek;<br />
*Hayatınız seçtiğiniz kadındır…<br />
*Zevkli bir kadına rastlarsanız, zevkiniz,<br />
*Bilgili bir kadına rastlarsanız, bilginiz,<br />
*Zeki bir kadına rastlarsanız zekanız gelişir.<br />
“Hayat kat kattır. Babil’in Asma Bahçeleri gibi teraslar halinde yükselir ve bir terastan bir terasa sizi kadınlar götürür. Ve bugün durduğunuz teras, seyrettiğiniz manzara, gördüğünüz hayat yanınızdaki kadının terası, manzarası ve hayatıdır.<br />
HAYATINIZ SEÇTİĞİNİZ KADINDIR…<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Mar 2026 15:32:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YENİ YIL ÜSTÜNE</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/yeni-yil-ustune-2636</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/yeni-yil-ustune-2636</guid>
                <description><![CDATA[YENİ YIL ÜSTÜNE]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İki Bin &nbsp;yirmi altı yılının &nbsp; &nbsp;ilk &nbsp; &nbsp;iki &nbsp; ayını da &nbsp; tamamladık. &nbsp;Son &nbsp;yıllarda &nbsp; zaman &nbsp;daha mı &nbsp; çabuk &nbsp; &nbsp;geçip &nbsp; gidiyor,yakalayabilene &nbsp; aşk &nbsp; olsun.</p>

<p>Bin Dokuz Yüz &nbsp; &nbsp;otuzlu &nbsp;yılların &nbsp; &nbsp;son &nbsp;temsilcileri &nbsp; diyeceğim &nbsp; &nbsp;iki &nbsp; &nbsp; &nbsp;ağabeyimiz,eski &nbsp; Datça &nbsp; mahallemizin &nbsp; renkli &nbsp; simalarından &nbsp; Mustafa &nbsp; UZUN &nbsp; &nbsp;ile Nevzat &nbsp; AKKARACA &nbsp;ve demir &nbsp; yumruk &nbsp;lakaplı &nbsp;milli &nbsp; &nbsp;sporcularımızdan &nbsp; İli &nbsp; BAHÇETEPE &nbsp; &nbsp;de &nbsp; &nbsp;sonsuzluğa &nbsp; &nbsp;uçup &nbsp; &nbsp;gittiler. &nbsp;Kendilerine &nbsp; &nbsp;Allah'tan &nbsp;Rahmet &nbsp;yakınları &nbsp; &nbsp; &nbsp;ve &nbsp;sevenlerine &nbsp; &nbsp;sabırlar &nbsp;diliyorum. Az Yaşa &nbsp; çok &nbsp;yaşa &nbsp;hepimizin &nbsp; tanıştığı &nbsp; &nbsp;son &nbsp; bu &nbsp; &nbsp; O &nbsp;KADAR.</p>

<p>İşte &nbsp; bu &nbsp;nedenledir ki, &nbsp;vefalı &nbsp; &nbsp;olabilmenin &nbsp; bir &nbsp; erdem &nbsp;olduğunu ,sağlığımızda &nbsp; sevdiklerimizle &nbsp;,sahip &nbsp; olduğumuz &nbsp;değerleri &nbsp; &nbsp; paylaşmanın &nbsp;gereğini &nbsp; &nbsp;önemini &nbsp;defalarca &nbsp; tekrar &nbsp; eder &nbsp;dururum. Bir &nbsp;küçük &nbsp; tebessümün /tatlı &nbsp;dilin &nbsp; sermayesimi &nbsp; &nbsp;var.Bugün &nbsp; 8 &nbsp; MART &nbsp; &nbsp;DÜNYA &nbsp; KADINLAR &nbsp;GÜNÜ<br />
bizleri &nbsp;dokuz &nbsp;ay &nbsp; bedeninde, &nbsp; ömür &nbsp; boyu &nbsp; &nbsp;sırtında &nbsp;taşıyan &nbsp; &nbsp; Analarımızın &nbsp;hakkı &nbsp; &nbsp;ödenebilir mi.?Hepsine &nbsp; her &nbsp; zaman &nbsp;minnet &nbsp; &nbsp; ve &nbsp;şükranlarımızı &nbsp;sözlü &nbsp; ve &nbsp; fiili &nbsp; &nbsp;olarak &nbsp; &nbsp; göstermemiz &nbsp; &nbsp;,boynumuzun &nbsp; borcu..Her Birinin &nbsp;bu &nbsp;sembolik &nbsp; gününü &nbsp; kutluyor, aramızdan &nbsp; ayrılıp &nbsp; &nbsp;gidenlere &nbsp; rahmetler,hayatta &nbsp; olanlara &nbsp; &nbsp;sağlıklı &nbsp; bir &nbsp;yaşam &nbsp; diliyorum.</p>

<p>Elbette &nbsp; &nbsp;hayat &nbsp; herşeye &nbsp;rağmen &nbsp;devam &nbsp; edip &nbsp; &nbsp;gidiyor. Şantiyeye &nbsp; &nbsp;dönmüş &nbsp; olan &nbsp; ilçe &nbsp;merkezimizin &nbsp; &nbsp;yollarını &nbsp; &nbsp; görünce ,Rahmetle &nbsp; Nasrettin &nbsp; Hocanın &nbsp; &nbsp; fıkrası &nbsp; &nbsp;aklıma &nbsp; &nbsp; geliverdi. Bir &nbsp;köydeki &nbsp;kızına &nbsp; &nbsp;gider ,yağmur &nbsp; yağsın,diğerine &nbsp; gider &nbsp; yağmasın &nbsp; diye &nbsp; dua &nbsp; &nbsp; eder. &nbsp; Bizim &nbsp; işlerde &nbsp; &nbsp;ona &nbsp; benziyor.Asfalt &nbsp; için &nbsp;hazırlanan &nbsp; yol &nbsp;zeminine &nbsp; serilen &nbsp;kum &nbsp;/çakıl yağmurda &nbsp; sürüklenip &nbsp; &nbsp;gidecek. &nbsp;Yüklenicinin &nbsp; &nbsp; elini &nbsp;çabuk &nbsp;tutması &nbsp; şart.&nbsp;</p>

<p>Yağışlı &nbsp;mevsim &nbsp; biter &nbsp; bilmez, Hızırşah &nbsp; KÜLTÜR &nbsp; EVİ &nbsp;Kilisenin &nbsp; &nbsp; &nbsp;izolasyon &nbsp;işlemi &nbsp; inşallah &nbsp;hemen &nbsp;tamamlanır.</p>

<p>Hızırşah &nbsp;Mahallemizde &nbsp; bulunan &nbsp; &nbsp;iki &nbsp; &nbsp;LAHİT &nbsp; &nbsp;tekrar &nbsp; &nbsp;ÇÖP &nbsp; &nbsp;bidonuna &nbsp; dönüştürülmeden &nbsp; &nbsp;uygun &nbsp;bir &nbsp;yere taşınarak &nbsp;korunur &nbsp; &nbsp;inşallah.</p>

<p>Karaköy'deki &nbsp; 18,yy başlarında &nbsp; &nbsp;inşa &nbsp; &nbsp;edilmiş &nbsp; cami ni<br />
nde &nbsp; durumu &nbsp; aynı ,BİLEN &nbsp;DUYAN &nbsp; GÖREN &nbsp; &nbsp; İLGİLENEN &nbsp; &nbsp; VARMI.? &nbsp; Şu &nbsp;mübarek &nbsp; &nbsp;günlerde.</p>

<p><br />
&nbsp; KARGI &nbsp; semtinde &nbsp; bulunan &nbsp; &nbsp; küçük &nbsp; ŞAPEL &nbsp;SANKİ &nbsp;ÜVEY &nbsp; &nbsp;EVLAT &nbsp; &nbsp;GİBİ. &nbsp; Ne &nbsp; &nbsp;zaman &nbsp; hatırlanır ,bilinmez.!!!!</p>

<p>Sevgili &nbsp; yöneticilerimizin &nbsp;gözüne &nbsp;takıldığını &nbsp; umduğum &nbsp;Rahmetli &nbsp;DR. Turgut &nbsp; Ağabeyimizin &nbsp; &nbsp; vakfettiği &nbsp; karakesik &nbsp; mevkiindeki &nbsp; &nbsp;bina &nbsp; hali &nbsp; &nbsp;içler &nbsp; &nbsp;acısı.</p>

<p>Bizler &nbsp; &nbsp;gördüklerimizi, &nbsp;kimseleri &nbsp; &nbsp; incitmeden &nbsp; hatırlanarak &nbsp; düzeltilmesini &nbsp; &nbsp; öneririz .Amacımız &nbsp;üzüm &nbsp;yemek,bağcıyı &nbsp;dövmek &nbsp;değil.</p>

<p>SAĞLICAKLA,,<br />
YK</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Mar 2026 15:25:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-2635</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-2635</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>BİZİM YAYLALARIMIZ(16)</p>

<p>Bizim yaylalarımız mor mor kekikli<br />
Yaylalar yaylalar yaylalar<br />
Gızları da vardır top top belikli<br />
Yaylalar yaylalar yaylalar oy</p>

<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Çobanın kavalı gediği aştı,<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Yaylalar yaylalar yaylalar<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Gediğe varmadan yol ayrı düştü<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Yaylalar yaylalar yaylalar oy<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;</p>

<p>Bizim yaylalarımız ardıç oluklu<br />
Yaylalar yaylalar yaylalar<br />
Suları da vardır ala balıklı<br />
Yaylalar yaylalar yaylalar oy</p>

<p>Fethiye yöresine ait bir türkümüzdür. Yöre ekibinden ünlü sanatçımız Ahmet Günday tarafından derlenmiştir.<br />
Gördüğünüz gibi, ileride anlatacağımız öykülü bir türkü değildir. Sadece doğa sevgisini ön plana çıkarmıştır.&nbsp;<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Mar 2026 15:24:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Datça’da Uzun Ömrün Sırrı</title>
                <category>Mehmet ÖLMEZ</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/datcada-uzun-omrun-sirri-2634</link>
                <author>mehmetolmez048@hotmail.com (Mehmet ÖLMEZ)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/datcada-uzun-omrun-sirri-2634</guid>
                <description><![CDATA[Datça’da Uzun Ömrün Sırrı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İki denizin buluştuğu bu yarımada, doğası, kültürü ve dingin yaşamıyla insanlara sadece uzun ömür değil, huzurlu bir hayat da armağan ediyor.<br />
“Tanrı, uzun ömürlü olmasını istediği kullarını Datça Yarımadası’na gönderirmiş.” Bu söz, Datça’nın doğası, kültürü ve yaşam biçimiyle birebir örtüşen bir hakikati anlatır. İki denizin buluştuğu noktada yer alan yarımada, temiz havası, düşük nem oranı ve yüksek oksijen seviyesiyle adeta bir sağlık kaynağıdır. Badem ağaçları, zeytinlikler, kekik kokulu dağlar ve tertemiz koylar, doğanın sunduğu bir reçete gibidir.<br />
Datça’da uzun ömürlü insanların sırrı sadece genetik değildir; burada hayat doğallığın üzerine kuruludur. Sofralar taze balıkla, zeytinyağlı yemeklerle, bahçeden toplanan sebzelerle donatılır. İnsanlar yürüyüş yapar, denize girer, doğayla iç içe yaşar. Modern dünyanın hızına kapılmadan sürdürülen dingin yaşam, ömrü uzatan en büyük etkendir.<br />
Taş evleri, begonvillerle süslü sokakları ve sakin meydanlarıyla Datça, zamanın yavaş aktığını hatırlatır. Burada acele yoktur; sohbetler uzun sürer, kahveler ağır ağır içilir. İnsan ilişkilerindeki samimiyet, huzurun en büyük tamamlayıcısıdır. Knidos antik kenti ise binlerce yıllık geçmişiyle bu toprakların bereketini ve güzelliğini gözler önüne serer.<br />
Datça mutfağı da sağlıklı yaşamın bir parçasıdır. Zeytinyağlı yemekler, bademle yapılan tatlılar, yöresel otlarla hazırlanan mezeler ve taze balık sofraları hem damak zevkine hitap eder hem de sağlıklı beslenmeyi destekler. Datça bademi, Türkiye’nin ötesinde dünyada da ün kazanmıştır.<br />
Turizm ise burada doğallığını koruyarak sürer. Kalabalık tatil beldelerinden farklı olarak Datça dinginliğiyle öne çıkar. Gelenler sadece deniz ve güneşin tadını çıkarmakla kalmaz; köy pazarlarında alışveriş yapar, yerel halkla sohbet eder. Günlük yaşam, turizmle iç içe ama doğallığını kaybetmeden devam eder.<br />
Benim için Datça, sadece bir coğrafya değil, aynı zamanda bir hatıralar sahnesi. Bir yaz akşamı Eski Datça’nın dar sokaklarında yürürken begonvillerin arasından yükselen kekik kokusunu hâlâ hatırlıyorum. Bir kahvehanede oturup yaşlı bir Datçalıyla sohbet ettiğimde, onun sakinliği ve hayata bakışı bana bu sözün neden söylendiğini düşündürmüştü. “Burada zaman yavaş akar,” demişti. O an anladım ki Datça’nın uzun ömür sırrı sadece doğasında değil, insanlarının kalbinde saklıydı.<br />
Datça, sadece bir tatil beldesi değil; yaşamın anlamını yeniden hatırlatan bir duraktır. Bu söz, bir kehanet değil, bir davettir aslında: “Gel, ömrünü güzelleştir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Mar 2026 16:39:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/mehmet-olmez-1765739910.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Datça’da Uzun Ömrün Sırrı</title>
                <category>Mehmet ÖLMEZ</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/datcada-uzun-omrun-sirri-2633</link>
                <author>mehmetolmez048@hotmail.com (Mehmet ÖLMEZ)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/datcada-uzun-omrun-sirri-2633</guid>
                <description><![CDATA[Datça’da Uzun Ömrün Sırrı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İki denizin buluştuğu bu yarımada, doğası, kültürü ve dingin yaşamıyla insanlara sadece uzun ömür değil, huzurlu bir hayat da armağan ediyor.<br />
“Tanrı, uzun ömürlü olmasını istediği kullarını Datça Yarımadası’na gönderirmiş.” Bu söz, Datça’nın doğası, kültürü ve yaşam biçimiyle birebir örtüşen bir hakikati anlatır. İki denizin buluştuğu noktada yer alan yarımada, temiz havası, düşük nem oranı ve yüksek oksijen seviyesiyle adeta bir sağlık kaynağıdır. Badem ağaçları, zeytinlikler, kekik kokulu dağlar ve tertemiz koylar, doğanın sunduğu bir reçete gibidir.<br />
Datça’da uzun ömürlü insanların sırrı sadece genetik değildir; burada hayat doğallığın üzerine kuruludur. Sofralar taze balıkla, zeytinyağlı yemeklerle, bahçeden toplanan sebzelerle donatılır. İnsanlar yürüyüş yapar, denize girer, doğayla iç içe yaşar. Modern dünyanın hızına kapılmadan sürdürülen dingin yaşam, ömrü uzatan en büyük etkendir.<br />
Taş evleri, begonvillerle süslü sokakları ve sakin meydanlarıyla Datça, zamanın yavaş aktığını hatırlatır. Burada acele yoktur; sohbetler uzun sürer, kahveler ağır ağır içilir. İnsan ilişkilerindeki samimiyet, huzurun en büyük tamamlayıcısıdır. Knidos antik kenti ise binlerce yıllık geçmişiyle bu toprakların bereketini ve güzelliğini gözler önüne serer.<br />
Datça mutfağı da sağlıklı yaşamın bir parçasıdır. Zeytinyağlı yemekler, bademle yapılan tatlılar, yöresel otlarla hazırlanan mezeler ve taze balık sofraları hem damak zevkine hitap eder hem de sağlıklı beslenmeyi destekler. Datça bademi, Türkiye’nin ötesinde dünyada da ün kazanmıştır.<br />
Turizm ise burada doğallığını koruyarak sürer. Kalabalık tatil beldelerinden farklı olarak Datça dinginliğiyle öne çıkar. Gelenler sadece deniz ve güneşin tadını çıkarmakla kalmaz; köy pazarlarında alışveriş yapar, yerel halkla sohbet eder. Günlük yaşam, turizmle iç içe ama doğallığını kaybetmeden devam eder.<br />
Benim için Datça, sadece bir coğrafya değil, aynı zamanda bir hatıralar sahnesi. Bir yaz akşamı Eski Datça’nın dar sokaklarında yürürken begonvillerin arasından yükselen kekik kokusunu hâlâ hatırlıyorum. Bir kahvehanede oturup yaşlı bir Datçalıyla sohbet ettiğimde, onun sakinliği ve hayata bakışı bana bu sözün neden söylendiğini düşündürmüştü. “Burada zaman yavaş akar,” demişti. O an anladım ki Datça’nın uzun ömür sırrı sadece doğasında değil, insanlarının kalbinde saklıydı.<br />
Datça, sadece bir tatil beldesi değil; yaşamın anlamını yeniden hatırlatan bir duraktır. Bu söz, bir kehanet değil, bir davettir aslında: “Gel, ömrünü güzelleştir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Mar 2026 16:39:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/mehmet-olmez-1765739910.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>VEFALI OLABİLMEK</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/vefali-olabilmek-2632</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/vefali-olabilmek-2632</guid>
                <description><![CDATA[VEFALI OLABİLMEK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Pek Çoğumuzun &nbsp;belleğinde &nbsp; olan &nbsp; &nbsp;ÜÇ &nbsp;deyim &nbsp; &nbsp;vardır &nbsp;:;KÖR &nbsp; ÖLÜR &nbsp;BADEM &nbsp; GÖZLÜ &nbsp;OLUR,/ KAÇAN &nbsp;BALIK &nbsp;BÜYÜK &nbsp; OLUR.-KEL &nbsp;ÖLÜR &nbsp; SIRMA &nbsp; SAÇLI &nbsp; OLUR. &nbsp;Tüm &nbsp;bu &nbsp;deyimlerin &nbsp; &nbsp; değerini &nbsp;,sağlığımızda &nbsp; hiç &nbsp; önemsemeyiz. &nbsp;Hiç &nbsp;yitirmeyeceğim izi &nbsp; &nbsp;düşünerek ,kendimizde &nbsp; &nbsp;inanırız.&nbsp;</p>

<p>Tanıdık &nbsp;bildik ,sevdiğimiz &nbsp;veya &nbsp;sevmediğimiz &nbsp; kişilerin &nbsp; &nbsp;vefatında ,Camilerin &nbsp; &nbsp;avlusunda &nbsp;ve &nbsp; mezarlıklarda &nbsp; &nbsp;kalabalık övünç &nbsp; konusu &nbsp; olabilir. &nbsp; Üç &nbsp;gün süren &nbsp; taziye &nbsp; ziyareti, defin &nbsp;sonunda &nbsp; üç &nbsp; lokmasıyla &nbsp; &nbsp;noktalanır,yavaş &nbsp;yavaş da &nbsp; &nbsp;unutulur &nbsp; &nbsp;gider. Zaman &nbsp; değirmeni &nbsp; herşeyi &nbsp; &nbsp;öğütür.Kişinin &nbsp; arkasından &nbsp;söylenen &nbsp;cömert &nbsp;methiyeler,hayatta &nbsp; &nbsp;iken &nbsp; neden esirgenir,birtürlü &nbsp; anlamam.</p>

<p>Bilhassa &nbsp; kamuda &nbsp; yetkiyi &nbsp; ellerinde &nbsp;tutanlar, &nbsp;başsağlığı &nbsp;mesajları &nbsp; &nbsp;ile &nbsp;konuyu &nbsp;kapatıverirler.Günümüzde &nbsp;bu tür mesajlar,basın &nbsp; &nbsp; ve elektronik &nbsp;basın &nbsp; yöntemi &nbsp; &nbsp;ile &nbsp; dahada &nbsp;kolaylaştırıldı. &nbsp;Sanki &nbsp; yasak &nbsp; savar &nbsp; gibi. Halbuki &nbsp; kamu &nbsp;hizmeti &nbsp; nöbetini &nbsp; &nbsp;tamamlayıp &nbsp;,köşelerine &nbsp; &nbsp;çekilenler ,sağlıklarında &nbsp;da &nbsp;hatırlanılması &nbsp; &nbsp;bir &nbsp; VEFA &nbsp;borcu &nbsp; değilmi.? &nbsp;Çok Mu &nbsp; zordur, &nbsp; &nbsp;bir &nbsp; ziyaret &nbsp; zamanı &nbsp; &nbsp;ayırmak. &nbsp;Bir &nbsp; geçmiş &nbsp; olsun &nbsp; ziyaretini &nbsp;hak &nbsp; etmiş &nbsp; olmalılar.</p>

<p>Bu &nbsp;konuda &nbsp;yerel &nbsp;yönetimin &nbsp;sorumluluğunu &nbsp; yüklenenlerin ,eski &nbsp; başkanların veya &nbsp; temsilcilerinin &nbsp; &nbsp; &nbsp;anma &nbsp; toplantısı &nbsp; &nbsp;ile &nbsp;bir &nbsp; masa &nbsp; etrafında &nbsp; biraraya &nbsp; &nbsp;getirilmeleri &nbsp;çokmu &nbsp; zor.? &nbsp;Hatta &nbsp; hasta &nbsp; olanların &nbsp; ziyaretle &nbsp; &nbsp;gönüllerinin &nbsp;kazanılması &nbsp; bir &nbsp; VEFA &nbsp; &nbsp;örneği &nbsp; olmazmı? Ne &nbsp;dersiniz.?<br />
&nbsp;&nbsp;<br />
Aile &nbsp;büyüğümüz ,rahmetli &nbsp; Babamın &nbsp; Ağabeyi &nbsp;,Karaköy &nbsp;Mahallemizin &nbsp;renkli &nbsp; simalarından &nbsp;Ali &nbsp;Çavuş/Kolcu &nbsp; Alisi &nbsp; yani &nbsp; Ali KOLCU &nbsp;dan &nbsp; bahsetmek &nbsp; &nbsp;istiyorum..(1893-16,06. 1977).Birinci &nbsp; dünya &nbsp; savaşında Yemen/Kanal &nbsp;savaşlarına &nbsp; katılmış, &nbsp;kaybedilen &nbsp; savaş &nbsp;sonunda,terhis &nbsp;edilen &nbsp;bir &nbsp;Osmanlı &nbsp; Askeri &nbsp; olarak Mısır/Kahireden &nbsp;deniz &nbsp; yolu &nbsp; &nbsp;ile &nbsp; Marmaris'e &nbsp;gelir.Karayolu &nbsp; &nbsp;ile &nbsp;Datçaya &nbsp; &nbsp;dönerken,yolda &nbsp; karşılaştığı &nbsp; kardeşi &nbsp;babamı &nbsp; bile &nbsp; tanımayan (savaşta &nbsp; &nbsp; geçen &nbsp; yıllar) &nbsp;bir &nbsp; kişi. Datça'da &nbsp; &nbsp;geçen &nbsp; bir &nbsp; &nbsp;iki &nbsp; &nbsp;ay &nbsp; sonunda,tekrar &nbsp; İstiklal &nbsp; Savaşına &nbsp;katılma &nbsp; çağrısı &nbsp;- Büyük &nbsp;Taarruzda &nbsp;tekrar &nbsp; muharip &nbsp; &nbsp;asker &nbsp; ve &nbsp;esir &nbsp; alınan &nbsp; Yunanlı &nbsp; General &nbsp;Tirikopis' i &nbsp;esir &nbsp; &nbsp;eden &nbsp;manganın &nbsp; &nbsp;başındaki &nbsp; &nbsp;Ali &nbsp; &nbsp;ÇAVUŞ &nbsp;tur &nbsp; o &nbsp;.Sahi &nbsp; &nbsp;onu, &nbsp;Datçamızda biz &nbsp; akrabalarından &nbsp; &nbsp;başka &nbsp; kaç &nbsp; kişi &nbsp;hatırlar. &nbsp; &nbsp; .Elbette &nbsp; &nbsp;Üç &nbsp;oğlundan &nbsp; olan &nbsp;üç &nbsp;ALİ &nbsp;torunlarından &nbsp; başka. Bir &nbsp; &nbsp;vefa &nbsp; örneği &nbsp; olak,çifte &nbsp;GAZİ &nbsp; &nbsp;diyeceğim &nbsp; sevgili &nbsp; Rahmetli &nbsp;Ali &nbsp; Amcamın &nbsp; &nbsp;ismi &nbsp;, Karaköyde &nbsp; &nbsp;bir &nbsp; sokakta &nbsp;anılmayı &nbsp; hak &nbsp; &nbsp;etmiyor mu.? İlgili &nbsp;makamların &nbsp; takdirlerine.!!!!!&nbsp;</p>

<p>Onun &nbsp; mezar &nbsp;taşındaki &nbsp; &nbsp;veciz söz &nbsp; hepimizin &nbsp;kulağına &nbsp;küpe &nbsp; &nbsp;olsun.;</p>

<p>DOSTU &nbsp; SAĞLIĞINDA &nbsp;KAZAN,SON &nbsp;DURAK &nbsp;KARA &nbsp;TOPRAK.</p>

<p>Rahmetle &nbsp; şükranla &nbsp; hatırlayalım.</p>

<p>SAĞLICAKLA</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Mar 2026 16:37:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ(14) BEN SUSADIM SULAR İSTERİM</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri14-ben-susadim-sular-isterim-2631</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri14-ben-susadim-sular-isterim-2631</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ(14) BEN SUSADIM SULAR İSTERİM]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Ben susadım sular isterim,<br />
Su deresi nereye gelir gösterin,<br />
Ben ellerin kahrını çekemedim<br />
Ben ille kendi yarımı isterim.</p>

<p>&nbsp;&nbsp; &nbsp;Amanın yaylaların ormanı<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;Bulunur mu yangınların dermanı</p>

<p>Şu dağların kekliğini av ettim,<br />
Bir yosmayı kendime yar ettim,<br />
Ey sevdiğim ben nerelere gidem,&nbsp;<br />
Günlerimi sen başıma yıl ettin.</p>

<p>&nbsp;&nbsp; &nbsp;Amanın yaylaların ormanı<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;Bulunur mu yangınların dermanı.</p>

<p>ULA yöresi türküsüdür. Ali Rıza Zorlu’ya aittir. Yeni sayılır. 70 yıllık bir türküdür. Belli bir olaya bağlı olarak yakılmamıştır. Güzelleme denilen türdedir.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;1942 yılında Muzaffer Sarısözen tarafından Ali Rıza Zorlu’dan alınarak, TRT müzik dairesi ne kaydedilmiştir. Türkü notaya da alınmıştır.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Mar 2026 16:35:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
