<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Datça Haberler, Datça Güncel Olayları Yayınlayan Tek Yerel Gazetedir.</title>
        <link>https://www.datca-haber.com/</link>
        <description>Muğla&#039;nın Datça ilçesinde haftanın iki günü Datça yarımadasındaki olayları, haberleri  yayın yapan yerel gazetedir. Datça ile ilgili günlük olan olayları güncel</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Daha Mavi, Daha Yeşil bir çevreye adanan bir vakıf.. TÜRÇEV</title>
                <category>Adil Çulhaoğlu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/daha-mavi-daha-yesil-bir-cevreye-adanan-bir-vakif-turcev-2792</link>
                <author>adilculhaoglu@gmail.com (Adil Çulhaoğlu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/daha-mavi-daha-yesil-bir-cevreye-adanan-bir-vakif-turcev-2792</guid>
                <description><![CDATA[Daha Mavi, Daha Yeşil bir çevreye adanan bir vakıf.. TÜRÇEV]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Datça’da 1997 yılında Mavi Bayrak ödülü için plajların saptanması çalışmalarını sırasında sık sık<br />
görüştüğümüz TÜRÇEV vakfını, geçtiğimiz günlerde Ankara’daki merkezine yaptığım ziyaretim<br />
sonunda, vakfın turizmde tatilcilerin destinasyon seçmelerinde en önemli unsuru olan çevre<br />
duyarlığına dikkat çekmek için Maviden Yeşile uzanan çeşitli uluslararası ödüller verilen faaliyetler<br />
ile zenginleştiğini gördüm.<br />
Vakıf Genel Müdürü Almıla Kından Cebbari’nın odasında, Vakıfın Yönetim Kurulu Başkanı, Turizm Eski<br />
Bakanımız Doç.Dr.Abdulkadir Ateş ile Turizm Bakanlığımızın Türk Turizmimizi geliştirmek için<br />
Bakanımızın döneminde başlatılan Alternatif turizm projeleri olmak üzere, bazılarında benim de<br />
görev aldığım projeler, yurtdışında yapılan çalışmalarla dolu anılarımızla başlayan sohbetimizde,<br />
Vakıf çalışmalarıyla devam etmiş, yürütülen projeleri tanıtan broşürlerle dolu bir çanta ile yeniden<br />
buluşmak üzere vakıftan ayrılıyordum.<br />
Türkiye Çevre Eğitim Vakfı (TÜRÇEV) Turizm Bakanlığı önderliğinde 1993 yılında, Akdeniz çanağında<br />
turizmde gelişmiş olan ülkelerde, temiz deniz suyu ile donanımlı plajların yaygınlaşmasına yönelik<br />
Mavi Bayrak uygulanmasının ülkemizde de yürütülmesi amacıyla kurulmuş. Bugün Akdeniz ve Ege<br />
bölgesinde turizmin yoğunlaştığı tatil merkezlerimizde bürolar açılarak çalışmalar daha da<br />
hızlandırılmış.<br />
Uluslararası tanınırlığı ile Mavi Bayrak turizmde bir destinasyonun çekiciliğini artıran bir zenginlik<br />
olarak kabul ediliyor. Avrupa’da 30 ülke olmak üzere, dünya genelinde toplamda 51 ülkenin plaj ve<br />
marinalarında dalgalanan Mavi Bayrak, ülkelerdeki vakıflar tarafından Uluslararası Çevre Eğitim Vakfı<br />
(Foundation for Environmental Education, FEE) tarafından koordine ediliyor. TÜRÇEV, Plajlara Mavi<br />
Bayrak ödülü değil, Maviden yeşile, çevreyi koruyan yaşatan, Uluslararası Çevre Eğitim Vakfının (FEE)<br />
5 farklı programın da ülkemizdeki uygulayıcısı olmuş.<br />
Temiz deniz suyu, temiz ve bakımlı, gerekli güvenlik önlemleri içeren standartlara sahip plajlara<br />
verilen Mavi Bayrak ödülü, marinalara da verilmeye başlanmış. Mavi bayrak ödülü yanında, ayrıca<br />
çevre bilincini geliştirmek ve yaygınlaştırmak, böylelikle toplumda çevre duyarlılığını artırmayı<br />
hedefleyen projeler de uygulanmaya başlanmış.<br />
Çevre bilincinin küçük yaştan verilen eğitim ile başladığı kabul edilmesi ile, okul öncesi ile ilk ve<br />
ortaokullarda, Eko okullar Programı adıyla bir program başlatılmış. Bu program, öğrencilerin çevreyi<br />
tanıtma ve çevreyi kirletmeme, temiz tutmanın önemi çevre yönetimi ve sürdürülebilirliğini<br />
amaçlıyor. Çocuklar aldıkları çevre konusundaki eğitimle, sadece kendileri için değil, aynı zamanda,<br />
ailelerinin ve çevrelerindeki yetişkinlerin üzerindeki etkileri ile daha yeşil, iklime uyumlu çevre<br />
yaratılması ve çevrenin korunmasında rolleri oldukça büyük olduğu genel kabul görüyor.<br />
Okul öncesi eğitim kurumlarında ve ilköğretim okullarında verilmeye çalışılan çevre bilinci, lise<br />
çağındaki öğrenciler için de ,Çevrenin Genç Sözcüleri adıyla, farklı bir program hazırlanmış. 1995<br />
yılından bu yana 43 ülkede yaşları 11 ile 21 arasında olan 500 öğrenci; çevre ile ilgili sorun ve<br />
konularını araştırıp inceleyerek, çözüm önerilerinin işlendiği hem yazılar yayımlıyorlar, hem de<br />
fotoğraf ve videolarını yayınlıyorlar. Böylelikle gençlerin çevreye duyarlılığı arttığı gibi topluma çevre<br />
konusunda düşüncelerini aktarma fırsatına sahip oluyorlar. 17 ülkeden 200 okulun katıldığı bu<br />
projede, ülkemizde 44 okul yer alıyor ve her yıl bu sayı artıyor. Okullarda Orman, okul öncesi eğitim kurumları ve ilköğretim okullarında Orman Programı çocuklarda<br />
orman eko-sistemi bilgisinin geliştirilmesi ve ormanın sosyal, ekonomik ve kültürel boyutunun<br />
tanıtılmasını amaçlayan bir projeye de 2004 yılından bu yana ülkemizde Vakfın öncülük ediyor.. 20<br />
ülkede yürütülen Okullarda Orman Programı, okul öncesi, ilk ve ortaokullarda, orman eko-sistemi ile<br />
ilgili bilginin ormanın içinde, ormanlara inceleme gezileri düzenleyerek arttırılması ve deneyimlerin<br />
uluslararası düzeyde paylaşılmasını hedefliyor.<br />
Yeşil Anahtar adıyla uygulanan başka bir program ile de, sürdürülebilir turizme katkı amacıyla daha<br />
yeşil çevre yaratılması ve yeşil çevrenin korunması yönündeki girişimleri ödüllendirerek destekleyen<br />
uluslararası bir ekolojik – etiket olarak kamp ve konaklama tesislerine 2011 yılından bu yana<br />
ülkemizde de verilen başka bir ödül olmuş.<br />
Vakıfın,ülkemizde Maviden Yeşile olan duyarlılığı artırmak için, sadece eğitim kurumları değil aynı<br />
zamanda Kültür ve Turizm; Çevre, Şehircilik ve İklim; Tarım ve Orman Bakanlıkları başta olmak üzere,<br />
çeşitli vakıf ve dernekler, turizm konaklama tesisleri ile işbirliği halinde çalışmalarını yürüttüğünü<br />
öğreniyorum.<br />
Daha Mavi, Daha Yeşil bir çevre için: Herkesi el ele, TÜRÇEV Gönüllüsü olmaya davet ediyorum.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 15:10:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/02/adil-culhaoglu-1709211157.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HAYAL   EDEBİLMEK</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/hayal-edebilmek-2791</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/hayal-edebilmek-2791</guid>
                <description><![CDATA[HAYAL   EDEBİLMEK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tanrı &nbsp; sevdiği &nbsp;kullarının &nbsp; Datça Da &nbsp; yaşamalarına &nbsp;şans &nbsp;tanır &nbsp; elbette . Bu &nbsp; yarımadamızı &nbsp;,talan /tahrip &nbsp; &nbsp;ve &nbsp; kirletmeleri &nbsp; &nbsp;için &nbsp; yetki &nbsp; &nbsp;vermemiştir ümit &nbsp; ederim.<br />
Ancak &nbsp; öyle mi &nbsp; acaba?;</p>

<p>Bu Yarımadada &nbsp;,insan &nbsp;dediğimiz &nbsp; canlılar, &nbsp;tüm &nbsp;hayatı &nbsp; ,çevreyi &nbsp;düzenlemek &nbsp;<br />
planlamak &nbsp; &nbsp;ve kendimize &nbsp; &nbsp;göre &nbsp; müdahale &nbsp; &nbsp;etmek &nbsp; gibi &nbsp;yetki &nbsp; donanımı &nbsp; &nbsp;ile yetkilendirilmediğimizin &nbsp;farkına &nbsp; ne &nbsp; zaman &nbsp; &nbsp;varacağız. Burasınında &nbsp; &nbsp;bir &nbsp; &nbsp;canlı &nbsp; &nbsp;gibi, taşıyla &nbsp;toprağıyla , &nbsp;deniziyle &nbsp; dağıyla &nbsp; &nbsp;ovasıyla &nbsp;,havasıyla &nbsp; suyu &nbsp; &nbsp;ile &nbsp;bir &nbsp;bütün &nbsp;olarak &nbsp; &nbsp;dengeli &nbsp; yaşama &nbsp;hakkı &nbsp; &nbsp;var &nbsp; .<br />
İnsanın ayak &nbsp; basmadığı &nbsp;işlenmemiş, iskan &nbsp; edilmemiş bir &nbsp;karış &nbsp;toprağın olmadığı &nbsp;bu &nbsp; cennet &nbsp; parçamızda,toprak &nbsp;üzerinde &nbsp;buraya &nbsp; özgü &nbsp; üzüm &nbsp;bağı &nbsp;komadık.Doğal &nbsp;klımayı &nbsp;düzenleyen &nbsp;meşe &nbsp; palamutlarını ,tütün &nbsp;sevdasıyla &nbsp; söküp &nbsp; attık.<br />
Badem &nbsp; ve &nbsp; İncir &nbsp; üretiminde &nbsp; &nbsp;can &nbsp; çekişiyoruz ,gidişat &nbsp; Tanrıya &nbsp; kaldı.</p>

<p>Turizm &nbsp; sevdasıyla -modasıyla &nbsp;yapılaşma &nbsp; &nbsp;çarpıklığımızın &nbsp; &nbsp;örneklerini &nbsp; &nbsp;vermeye &nbsp;devam &nbsp; &nbsp;ediyoruz. Plansız &nbsp; marinalar &nbsp; &nbsp;ve balıkçı &nbsp; barınakları ,deniz &nbsp; ve &nbsp; sahillerimizden &nbsp;neler &nbsp; alıp &nbsp; &nbsp;götürdü.</p>

<p>Sahillere &nbsp; inşa &nbsp; ettiğimiz &nbsp; otel dediğimiz &nbsp; yapıntılarla,çokmu &nbsp; iyi &nbsp; ettik &nbsp; acaba.?Arada Bir &nbsp;Kamunun /Devletin &nbsp;çıkardığı &nbsp;imar &nbsp; afları &nbsp; &nbsp;ile &nbsp; neyi &nbsp; af &nbsp; ettiğimizi &nbsp; hep &nbsp; sorarım. .Doğa &nbsp; yalnız &nbsp; bizlere &nbsp; &nbsp;ait &nbsp;miki &nbsp;,<br />
&nbsp;biz &nbsp; af &nbsp; edebilelim.</p>

<p>Datça Mızda &nbsp;tüm &nbsp; yaşayan &nbsp;canlılar &nbsp; olarak ,bu &nbsp; yarıdada &nbsp; &nbsp;ile &nbsp; &nbsp; ne &nbsp; zaman &nbsp; barışmayı &nbsp; &nbsp;öğreneceğiz, &nbsp; göçme &nbsp; &nbsp;vakti &nbsp; &nbsp;gelmeden. ?</p>

<p>HAYAL &nbsp; ETMENİN &nbsp; &nbsp;ENFLASYONU &nbsp; OLSADA...!!!!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 15:08:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SÖZÜN GÜZEL VE ÖZE  UYGUN OLMA GEREKLİLİĞİ</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/sozun-guzel-ve-oze-uygun-olma-gerekliligi-2790</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/sozun-guzel-ve-oze-uygun-olma-gerekliligi-2790</guid>
                <description><![CDATA[SÖZÜN GÜZEL VE ÖZE  UYGUN OLMA GEREKLİLİĞİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar ! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Söz denilince akla öncelikle Allah'ın sözleri gelmelidir. İslâmî literatürde bizler buna Kelâmullah deriz ki bu da o ilâhi sözlerin bir arada toplandığı Kur'an-ı Azimüşşan'dır . Güzel sözün örneklemesi konusunda Kur'an'da şöyle buyurulur &nbsp;"Görmedin mi ? Allah nasıl bir misal verdi . Güzel söz , kökü yerde sabit, dalları göğe uzanmış verimli bir ağaca benzer. ( O ağaç ) Rabbinin izniyle her zaman (her yıl) yemişini verir. Gerçeği hatırlasınlar diye Allah insanlara örnekler vermektedir .Kötü bir sözün örneği de , gövdesi yerden koparılmış ,(o yüzden) sabit olmayan (ayakta duramayan) kötü bir ağaç gibidir .Allah iman edenleri sağlam sözle hem dünya hayatında, hem de ahirette sapasağlam tutar. Allah zalimleri saptırır. Allah dilediğini yapar.(İbrahim:24- 27 ) Burada akla şöyle bir soru gelebilir .Allah'ın sözleri sınırlı mıdır ? Yani Kur'an 114 süreden ve Kûfe ekolüne göre 6236 ayetten mi müteşekkildir. Yahut da 4 büyük kitap (Tevrat ,Zebur, İncil ,Kur'an ) ve bazı peygamberlere gönderilen sayfalar şeklinde sınırlı mıdır? Cevap çok ilginç. Şöyle ki ; "Yeryüzündeki ağaçlar kalem ,denizde arkasından yedi deniz daha katılarak (mürekkep) olsa, yine de Allah'ın sözleri yazmakla tükenmez. Şüphesiz ki Allah, güçlüdür doğru hüküm verendir. (Lokmân :27 ). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Değerli Dostlar ! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
İnsan kalbinde taşıdığını sözü ile açığa çıkarır ,Sözü ile güven verir veya güveni zedeler ;sözüyle hakka şahitlik eder ya da haktan uzaklaşır. Bu sebeple Kur'an sözü yalnız ağızdan çıkan bir ifade olarak bırakmaz .Söz, niyetin ,bilginin ,adaletin, ahdin ve amelin sınandığı bir emanet haline gelir. Rabbimiz kullarına şöyle buyurur "Ey iman edenler ! Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ve dosdoğru söz söyleyin !Allah amellerinizi ıslah etsin ve günahlarınızı bağışlasın.Kim Allah'a ve elçisine itaat ederse gerçekten o büyük bir başarı kazanmıştır."(Ahzâb:70 -71 ). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
İşte bu ayet, insanın inşası için açık bir yol gösterir. Kur'an'ın çağrısı yalnız "doğruyu bilmek" değildir. Bildiği hakikati eğmeden, eksiltmeden , çıkarına göre değiştirmeden söyleyen, söylediği sözün gereğini amelinde taşıyan bir insan olmaktır .Doğru söz insanı sertleştiren veya başkalarını küçülten bir araç olmamalıdır .Kur'an &nbsp;, sözü hakikate bağlarken Onun üslûbunun da güzel olmasını telkin eder .Bu konudaki âyet şöyle :"Kullarıma söyle : En güzel olanı söylesinler. (İsra: 53 ) Demek oluyor ki Kur'an'ın öngördüğü söz, hem doğru, hem güzel, hem adaletli ,hem merhametli, hem açık, hem de onarıcı bir sözdür .İnsanları kırmak için değil ,hakkı görünür kılmak, güveni korumak ve iyiliği büyütmek için söylenen sözdür. Kendimize devamlı şu soruyu sormalıyız. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
" Sözüm , Rabbimin gösterdiği doğruluğa yaklaştırıyor mu ? Yoksa amelimle arama mesafe mi koyuyor ? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Kıymetli Dostlar ! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Kur'an , doğru sözün ameli ıslah ettiğini bildirir. Çünkü insanın dili eğrildiğinde davranışları da çoğu zaman bu eğriliği taşımaya başlar. Buna karşılık sözünü doğruluğa bağlayan insan , yaptığı işte de daha dikkatli daha güvenilir ve daha adaletli olmaya yönelir.İnsan, yalnız insanların duymasına göre konuştuğunda , sözünü şartlara göre değiştirebilir . Fakat Allah'ın her sözü bildiğini ve her sözden sorumlu olduğunu bilen kişi, sözünü kendi çıkarlarına göre eğip bükmemeye çalışır Zira Rabbimiz şöyle buyurur. "İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında gözetleyen kaydeden bir görevli bulunmasın ( Kâf: 18) Böylece doğru söz, yalnız dilin değil ,işin, ticaretin ,aile hayatının ,şahitliğin ve toplumsal ilişkilerin de düzeltilmesine kapı açar. Özetlemek gerekirse; güzel söz , imkân yokken bile insana verilen bir iyiliktir. Konu oldukça uzun .Ve bu konuda daha epey âyet var. Özellikle günümüzde evlatların anne babalarına karşı tutum ve davranışları İsrâ sûresi 23 . âyette çok açık bir ifade ile anlatılır. "Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara "ÖF"bile deme! onları azarlama , onlara değerli ve saygılı söz söyle! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Can Dostlar ! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Güzel söz vardır ,evlilikleri başlatır .kötü söz vardır evlilikleri bitirir . &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Yazımızı gönüller sultanı Yunus Emre'nin şu şiiri ile bitirelim . &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Sözü bilen kişinin , yüzünü ağ ede bir söz. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Sözü pişirip diyenin, işini sağ ede bir söz. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Söz ola kese savaşı , söz ola &nbsp;kestire başı &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Söz ola âğûlu aşı ,bal ile yağ ede bir söz . &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Bundan sonraki yazımızda tekrar birlikte olmak dileğiyle Sağlıkla kalın .Esen kalın. Hoş kalın Can Dostlar dostlar</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 15:07:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Güneşin, Denizin ve Kumun Keyfini Bilinçle Çıkarmak</title>
                <category>Sibel Doğan</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/gunesin-denizin-ve-kumun-keyfini-bilincle-cikarmak-2789</link>
                <author>ssibeldogan@hotmail.com (Sibel Doğan)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/gunesin-denizin-ve-kumun-keyfini-bilincle-cikarmak-2789</guid>
                <description><![CDATA[Güneşin, Denizin ve Kumun Keyfini Bilinçle Çıkarmak]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Datça’da yaz demek deniz, güneş, kum ve açık havada geçirilen uzun saatler demektir. Son yıllarda güneşin zararlarından sıkça söz ediyoruz. Ancak doğru saatlerde ve bilinçli şekilde faydalanıldığında güneşin, denizin ve doğal yaşamın vücudumuz üzerinde olumlu etkileri de vardır.</p>

<p>Önemli olan güneşten kaçmak değil, onunla doğru ilişki kurabilmektir.</p>

<p>Güneşin Faydalarını Unutmayalım</p>

<p>Güneş ışınları kontrollü maruziyetle vücudun D vitamini üretimine katkıda bulunur. D vitamini; kemik sağlığı, bağışıklık sistemi ve genel sağlık açısından önemli bir role sahiptir.</p>

<p>Ayrıca güneş ışığı biyolojik ritmimizin düzenlenmesine yardımcı olurken, serotonin salgılanmasını destekleyerek ruh halimiz üzerinde de olumlu etkiler gösterebilir.</p>

<p>Elbette burada önemli olan uzun süre kontrolsüz güneşlenmek değil, cildimizi koruyarak güneşten faydalanabilmektir.</p>

<p>Deniz Suyu Neden İyi Hissettirir?</p>

<p>Deniz suyu; magnezyum, potasyum, kalsiyum ve çeşitli mineraller içerir. Bu nedenle birçok kişi denizden çıktıktan sonra cildinin daha rahatladığını hisseder.</p>

<p>Deniz suyu ve deniz ikliminin sağlık üzerindeki etkilerinden yararlanılan uygulamalar “talassoterapi” olarak adlandırılır. Özellikle bazı egzama ve sedef hastalarında kontrollü güneş ve deniz birlikteliğinin cilt bulgularını hafifletebildiği bilinmektedir.</p>

<p>Akneli ciltlerde de deniz suyu ve güneş, başlangıçta kurutucu etkileri nedeniyle cildin daha iyi görünmesini sağlayabilir. Ancak bu durum kalıcı bir tedavi değildir.</p>

<p>Çünkü güneş sonrası kalınlaşan deri tabakası, yanlış güneş koruyucu seçimi veya gün sonunda cildin yeterince temizlenmemesi; siyah nokta, beyaz nokta ve yeni akne oluşumlarına zemin hazırlayabilir.</p>

<p>Bu nedenle denizin faydalarından yararlanırken sonrasında doğru bakım yapmak da en az denize girmek kadar önemlidir.</p>

<p>Kumun Faydaları Var mı?</p>

<p>Kumda çıplak ayak yürümek yalnızca keyifli değildir.</p>

<p>Kumun doğal yapısı ayak tabanındaki kasların çalışmasına yardımcı olurken, zeminin düzensiz yapısı denge mekanizmasını destekler. Aynı zamanda ayak tabanındaki kalınlaşmış ölü derinin zamanla yumuşamasına katkıda bulunabilir.</p>

<p>Özellikle sabah ve akşam saatlerinde sahilde yapılan yürüyüşler hem dolaşım hem de genel iyilik hali açısından faydalı bir alışkanlık olabilir.</p>

<p>Deniz Sonrası Bakım Neden Önemlidir?</p>

<p>Deniz suyunun mineral içeriği birçok kişi için rahatlatıcı ve gerekli olsa da kuru ve hassas ciltte tuz, cilt kuruluğuna neden olabilir.</p>

<p>Denizden çıktıktan sonra:</p>

<p>* Cildi temiz suyla durulamak<br />
* Nemlendirici kullanmak<br />
* Güneş koruyucuyu yenilemek<br />
* Bol su tüketmek</p>

<p>cildin nem dengesini korumaya yardımcı olur.</p>

<p>Havuz Sonrası Bakımı İhmal Etmeyin</p>

<p>Havuz suyunda bulunan klor, cilt bariyerini zayıflatabilir ve özellikle hassas ciltlerde kuruluk, gerginlik ve kaşıntıya neden olabilir.</p>

<p>Saçlarda ise matlaşma ve kuruluk görülebilir.</p>

<p>Bu nedenle havuz sonrasında:</p>

<p>* Mutlaka duş alınmalı<br />
* Cilt nemlendirilmelidir<br />
* Saçlar temiz suyla durulanmalıdır</p>

<p>Özellikle egzama, rozasea ve hassas cilt yapısına sahip kişiler için bu adımlar büyük önem taşır.</p>

<p>Güneşlendikten Sonra Yapılan En Büyük Hatalar</p>

<p>Birçok kişi güneşten döndüğünde yalnızca duş almanın yeterli olduğunu düşünür.</p>

<p>Oysa güneş sonrasında cilt görünmese bile belirli miktarda nem kaybeder. Bu nedenle güneş sonrası bakımın amacı bronzluğu artırmak değil, cildi yatıştırmak ve nem desteği sağlamaktır.</p>

<p>Güneş sonrası dönemde:</p>

<p>* Sert peelinglerden<br />
* Alkol içeren ürünlerden<br />
* Tahriş edici aktif içeriklerden</p>

<p>kaçınılmalıdır.</p>

<p>Güneş Yanığında Yoğurt ve Buz Doğru mu?</p>

<p>Yıllardır güneş yanığında ilk başvurulan yöntemlerden biri yoğurt sürmektir.</p>

<p>Soğuk yoğurt kısa süreli rahatlama hissi sağlayabilir. Ancak güneş yanığını tedavi etmez. Özellikle su toplamış veya cilt bütünlüğünün bozulduğu yanıklarda uygulanması önerilmez.</p>

<p>Benzer şekilde buzun doğrudan cilde uygulanması da doğru değildir. Aşırı soğuk, zaten hassaslaşmış ciltte tahrişi artırabilir.</p>

<p>Hafif güneş yanıklarında serin duş almak, bol sıvı tüketmek ve cildi nemlendirmek genellikle yeterli olabilir.</p>

<p>Ancak yaygın su toplaması, şiddetli ağrı, ateş, bulantı veya baş dönmesi gelişirse mutlaka sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.</p>

<p>Yaz Sonrası Ferahlatıcı Papatya Toniği</p>

<p>Malzemeler</p>

<p>* 1 su bardağı içme suyu<br />
* 1 yemek kaşığı kuru papatya</p>

<p>Papatyayı kaynar suda 10 dakika demleyin ve tamamen soğumasını bekleyin. Süzdükten sonra temiz bir sprey şişesine aktarın ve buzdolabında saklayın.</p>

<p>Gün içerisinde yüzünüze veya vücudunuza hafifçe püskürterek kullanabilirsiniz.</p>

<p>Papatya yatıştırıcı özelliğiyle bilinir ve özellikle güneş sonrasında cildin daha ferah hissetmesine yardımcı olabilir. Ancak bu tonik ciddi güneş yanıklarının tedavisi yerine geçmez; yalnızca hafif hassasiyet durumlarında destek amaçlı kullanılmalıdır.</p>

<p>Uzman Notu</p>

<p>Datça’nın güneşi, denizi ve temiz havası hayatın en güzel armağanlarından biridir. Yazın amacı güneşten kaçmak değil, güneşi doğru yönetmektir.</p>

<p>Denizin tadını çıkarın, kumda yürüyün, güneşten faydalanın. Ancak unutmayın; güzel bir yazın sırrı yalnızca güneşlenmekte değil, sonrasında cildinize ihtiyaç duyduğu bakımı vermektedir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 17:31:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2026/06/sibel-dogan-1780577581.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KUL OLMA BİLİNCİ VE SEVİNCİ</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/kul-olma-bilinci-ve-sevinci-2788</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/kul-olma-bilinci-ve-sevinci-2788</guid>
                <description><![CDATA[KUL OLMA BİLİNCİ VE SEVİNCİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar ! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim'de bizleri O'na ,sadece O'na kul olmamızı gerektiren âyetlere rastlarız. Bu âyetlerden belki de en önde geleni ve bizleri sarsacak olanı İşte şu ayet" Ben cinleri ve insanları sadece Bana kulluk etsinler diye yarattım." (Zâriyat :56) Başka bir ayette de, "De ki: Duanız, kulluğunuz olmasaydı Rabbim size ne diye değer verecekti ki (Furkan: 77). Bu âyetten de anlaşılıyor ki O'nun bize değer verişi, ancak O'na , sadece O'na kulluk edişimiz ve dualarımız la gerçekleşir .Başka sitemkâr &nbsp;bir ifade taşıyan âyet te şu şekildedir. Birlikte okuyalım ."Allah'ın göğsünü (kalbini) İslâm'a açtığı, kendisi de Rabbinden bir nur üzere olan kişi,( kötü olanlarla) bir olur mu? Allah'ı anmak konusunda kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun! işte onlar apaçık bir sapıklık içindedir(Zümer: 22) Bu âyette de açık açık kalbi İslam'a açılmamış kişinin yani Allah'a iman etmeyen kişinin kötü bir kişi olduğu sonucu çıkıyor . &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Değerli Dostlar! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Bu ve benzeri ayetler sayılamayacak kadar çoktur Yazımızın ilerleyen bölümlerinde bunlara da yer vereceğiz. Öncelikle şunu hatırlamamız gerek. Bizim O'na yakın olmamız, O'nun da bize yakın olduğunu, hatta şah damarımızdan daha yakın olduğunu Kâf suresi 16 . âyette şöyle hatırlatılır "Yemin olsun ki insanı Biz yarattık , nefsinin ona neler fısıldadığını da bilmekteyiz. Biz ona şah damarından daha yakınız." İşte bu bilinci yakalayan insan, dünya ve ahiret mutluluğu için O'na yakın olma çabası içine girer. Bu çaba içinde olan insan da sağlığının ,huzurunun, nasıl yerinde olduğunu ,işlerinin amiyane tabirle tıkırında gittiğini, bela ve musibetlerden uzak bir hayatın içinde olduğunu görür ve yaşar. Bu da onda sonsuz bir sevincin doğmasına ve şükür bilincinin gelişmesine vesile olur .Bu bilinci yakalayan gönül dostlarına selam olsun . &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Kıymetli Dostlar ! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
İnsan hayata gözünü açtığında birçok şeyi hazır bulur. Bir aile, bir çevre , alışkanlıklar ,korkular, övgüler, gelenekler, başarı ölçüleri.... Fakat bütün bunların içinde en büyük ve önemli soru çoğu zaman cevapsız kalır .Hangi soru diyeceksiniz ? Şu soru. "Ben niçin yaşıyorum? Kime kulluk edeceğim ? Hangi sözün peşinden gitmem gerek ? İnsan düşünebilir, çalışabilir, bilgi toplayabilir, hesap yapabilir ve hayatına dair kararlar verebilir. Fakat hangi yolun kendisini Rab'bine yaklaştıracağını , hangi yolun onu nefsinin peşinden sürükleyeceğini ve iman denilen güvenin ne olduğunu, kendi başına kesin bir ölçü ile bilemez. Bu sebeple &nbsp;Rab'bimiz peygamberine şöyle buyurur. "Sen kitap nedir, İman nedir bilmezdin .Fakat Biz onu kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola ilettiğimiz bir nur kıldık (Nur: 52) Bu âyet, vahyin insan hayatındaki yerini açıkça gösterir .Vahiy, yalnızca bilgiyi çoğaltan bir metin değildir. Vahiy,insanın önünü aydınlatan bir nûrdur .İnsan, kendi arzusunu doğru yol sanabilir. İçinde doğduğu çevrenin alışkanlıklarını hakikat zannedebilir .Hatta çoğunluğun yürüdüğü yolu güvenli kabul edebilir. Fakat Rab'bimiz her yolun aynı yere çıkmadığını bildirir ve şöyle buyurur." Doğru yolu açıklamak Allah'a aittir. Yolların eğrisi de vardır.(Nahl: 9 )Demek ki insanın önünde yalnız doğru yol yoktur. Eğri yollar da vardır. Hevaya uyan, kibre dayalı, hatta atalarından gördüğü hiç düşünülmeden takip edilen yollar da vardır .Malı, gücü ve makamı hayatın merkezine koyan yollar da mevcuttur . O halde kulun ihtiyacı, yalnızca yürümek değildir. Doğru yolda yürümektir. Kul İşte o yolda yürümek isterse o yolu göstermek ve o yolu kolay kılmak Rabbimizin garantisi altındadır. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
&nbsp;Kıymetli Dostlar ! &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Konumuzu Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim de geçen bir hadis-i Şerif meali ve bir dua ile bitirelim. "Kişi sevdiği ile beraberdir" O halde özetlemek gerekirse; kişi Rab'bini seviyor ve O'nunla beraber olmak istiyorsa KULLUK BİLİNCİ ile hareket etmeli ve ona yaklaşmalıdır. Bu yaklaşma biçimini de Alak suresinin son ayeti anlatır." Rabbin için secde et ve ona yaklaş". &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Rab'bimiz ! Bizleri Sana lâyık kul , o kutlu elçin'e lâyık ümmet eyle ! Kul olma bilincimizi ve sevincimizi daima diri tut ! Bizleri bu şuurdan mahrum bırakma! Amin. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Sağlıkla kalın. Esen kalın. Hoş kalın. Can Dostlar !</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 17:31:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>NİHAYET..</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/nihayet-2787</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/nihayet-2787</guid>
                <description><![CDATA[NİHAYET..]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>1925 doğumlu .Çeşme köy okulunun<br />
Kırık Dökük viran,harap halini<br />
Yıllarca yazdım.ilgili ve yetkilileri<br />
Harekete geçirmeye çalıştım..<br />
Nihayet aslına uygun yenilendi..<br />
Datça genelinde sahip çıkılması gereken<br />
Yok olmaya mahkum o kadar çok<br />
Kültürel doğal&nbsp;<br />
değerlerimiz var ki.<br />
Üşenmeden,<br />
usanmadan,<br />
bıkmadan ,yorulmadan<br />
Yazmaya ,paylaşmaya,ilgilileri uyarmaya<br />
Datça aşkıyla&nbsp;<br />
kavrulmaya devam edeceğim.<br />
İnsan yaşadığı yerde derinleşmeli<br />
Köklerini xenginleştirmeli<br />
Datça kültürüne bir&nbsp;<br />
nebze katkım&nbsp;<br />
olabiliyorsa<br />
Ne mutlu bana..<br />
14-06-2026&nbsp;<br />
Y.Ziya Özalp</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 17:30:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ(43)   DÜĞEREK‘İN YOLLARI</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri43-dugerekin-yollari-2786</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri43-dugerekin-yollari-2786</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ(43)   DÜĞEREK‘İN YOLLARI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>(KAMİL BEY TÜRKÜSÜ)</p>

<p>Göründü mü aman Dümberek’in8 yolları<br />
Al kan olmuş aman Kamil Bey’in kolları,</p>

<p>***<br />
Aman dostlar aman avdan geldim yorgunum<br />
Şu dağlarda aman bir kekliğe vurgunum</p>

<p>***<br />
Tabutumu aman sarı çamdan yaptırın<br />
Yaptırın da aman elaleme baktırın</p>

<p>Düğerek Muğla’nın doğusunda, Karabağlar Yaylası’nın kuzey ucunda<br />
yer alan bir mahalledir. Yüz yıllardır Türk gelenekleri arasında toplu<br />
avlanmak geleneklerdendir. Bu türkü söylentiye göre av sırasında Kamil<br />
bey adında bir gencin öldürülmesi sonrasında yakılmıştır.<br />
Araştırmacı yazar M.Ali Eren’in derlemelerine göre olay 1866 yılında<br />
yaşanmıştır. Ancak kim tarafından derlenip, türkü haline getirildiği<br />
bilinmemektedir. Son yıllarda artık düğünlerde de söylenmemektedir.</p>

<p>DÜĞEREK DAĞINDAN İNEMEM</p>

<p>Şu Düğerek dağından<br />
İnemen ben inemen(m)<br />
Yar eder garşıdan<br />
Gelemen yar gelemen(m)</p>

<p>***<br />
Haydah güzelim<br />
Gelemen yar gelemen</p>

<p>***<br />
Soğuktur senin suyun Kanayım aman kanayım<br />
Kanmakla bitmez derdim<br />
Yanayım yar yanayım</p>

<p>***<br />
Haydah güzelim<br />
Yanayım yar yanayım</p>

<p>***<br />
Bağlarına varayım<br />
Gazalı ah ben olayım<br />
Ben yârimi kaybettim<br />
Acep nerde bulayım</p>

<p>***<br />
Haydah güzelim<br />
Acep nerde bulayım.</p>

<p>Muğla Düğerek denince, yörenin en çok dil ve folklor üreten<br />
yerlerinden biridir. Görüldüğü gibi Düğerek doğasını, bu arada sevdasını da<br />
anlatan bir maniden türkü formatına dönüştürülmüştür.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 17:29:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Alışveriş yaparken Nelere Dikkat Etmeliyiz?</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/alisveris-yaparken-nelere-dikkat-etmeliyiz-2785</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/alisveris-yaparken-nelere-dikkat-etmeliyiz-2785</guid>
                <description><![CDATA[Alışveriş yaparken Nelere Dikkat Etmeliyiz?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>1-Alışverişe mutlaka alışveriş listesiyle çıkın<br />
2-Değişik yerlerden fiyat ve marka araştırması yapın<br />
3-Fiyatı uygun olan mallar arasında;garanti belgesi,bilgi veren etiketi veya<br />
standarda(TSE gibi) uygunluk markası olanı tercih edin.<br />
4-Satın alınacak malın çeşidine göre kullanım ve bakım özelliklerini öğreniniz.<br />
5-Ağır maddeleri en son alacak şekilde yapınız<br />
6-satıcının veya görevli kişinin bilgilerine temkinli yaklaşın<br />
7-Tartı,ölçü araçlarının çoğu doğru kullanılıp kullanılmadığına dikkat edin<br />
8-Alışveriş için makul ölçülerde kalite ve çeşit bulunduran mağazaları seçin.<br />
9-Alışverişe yorgun ve aç çıkmayınız.</p>

<p>BAZI KÜÇÜK BİLGİLER</p>

<p>*Yumurta alacaksanız,60 gramdan az olmamasına dikkat ediniz.</p>

<p>*Tavuk rengi beyazdır. Rengi değişmiş tavuk almayın</p>

<p>*Son kullanma tarihlerine bakın</p>

<p>*Biberin koyu yeşil ve yumuşak olanını seçin<br />
*Hıyarın sert olanını alın. Elinizle dokunduğunuzda sünger gibi yumuşak hıyar almayın.</p>

<p>*Bazı meyveler parafinle saklandıkları için üzerleri yağlı gibi parlak olur,ya almayın,alırsanız<br />
da mutlaka çok iyi yıkayın. Hatta meyve yıkamalarında sirke ve limon karışımı kullanın.</p>

<p>*Bulaşık deterjanı yerine,Arap sabunu(Javel suyu) kullanın. İçine yine iki damla limon,bir iki<br />
damla sirke katın.</p>

<p>*Ambalajlı ürün alırken ,mümkünse içindekileri de okuyarak alınız.</p>

<p>*Hazır yoğurt alacaksanız,probiyotik olanını tercih edin. Veya yoğurdun cam veya toprak<br />
kapta olanını alın. Plastik kapta olanını alacaksanız,alttaki plastik numarasına dikkat edin(5 numara olanını alın)</p>

<p>*Küçük ekmek almayın.En az 400 gr olan ekmeği tercih edin</p>

<p>*Çikolata ve gofret alırken içindekileri iyi okuyun. GDO lu mu değil mi bakın.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 17:29:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tanrı, Sevdiği Kulunu Uzun Ömürlü Olsun Diye Datça’ya Gönderir</title>
                <category>Mehmet ÖLMEZ</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/tanri-sevdigi-kulunu-uzun-omurlu-olsun-diye-datcaya-gonderir-2784</link>
                <author>mehmetolmez048@hotmail.com (Mehmet ÖLMEZ)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/tanri-sevdigi-kulunu-uzun-omurlu-olsun-diye-datcaya-gonderir-2784</guid>
                <description><![CDATA[Tanrı, Sevdiği Kulunu Uzun Ömürlü Olsun Diye Datça’ya Gönderir]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya telaşının, bitmek bilmeyen koşturmacaların ve şehir gürültüsünün ruhumuzu iyice daralttığı, zamanın adeta avuçlarımızın arasından kayıp gittiği şu günlerde, rotayı nereye çevirmeli diye düşünürken aklıma antik çağın o bilge coğrafyacısı Strabon düşüyor. Yüzyıllar öncesinden bugüne, zamanın ötesinden fısıldayan o meşhur cümlesi, aslında hayatın, sağlığın ve nefes almanın gerçek sırrını içinde barındırıyor:<br />
&gt; “Tanrı, sevdiği kulunu uzun ömürlü olsun diye Datça’ya gönderir.”</p>

<p>Strabon bu sözü söylerken sadece Ege ile Akdeniz’in kucaklaştığı bu özel coğrafyanın görsel güzelliğinden, büyüleyici masmavi büklerinden bahsetmiyordu kuşkusuz. O, Knidos’un bilgeliğini, yarımadanın ciğerlerinize bayram ettiren o meşhur nemsiz, bol oksijenli rüzgarını ve insanı adeta tedavi eden dinginliğini özetliyordu. Antik dünyada liman liman gezen, medeniyetlerin yükselişine ve çöküşüne tanıklık eden bir bilgenin, yeryüzünün bu özel köşesine böylesine bir kutsallık atfetmesi kesinlikle tesadüf olamazdı.<br />
Bugün Datça’ya ayak bastığınızda, Strabon’un ne kadar büyük bir haklılık payı olduğunu hemen anlıyorsunuz. Burası, tabelasından içeri girdiğiniz an sizi bambaşka bir zaman algısıyla karşılıyor. Metropollerin o hırslı, gergin ve mekanik ritmi, yerini hemen rüzgarın şifalı esintisine bırakıyor. Zaman burada daha yavaş, daha sindire sindire akıyor. Gökyüzü geceleri daha parlak, gündüzleri ise göz alıcı bir maviyle yıkanıyor. Badem ağaçlarının arasından süzülüp gelen o rüzgar, insanın sadece tenine değil, doğrudan ruhundaki tüm yorgunluklara ve kırgınlıklara dokunuyor, onları alıp uzaklara götürüyor.<br />
Modern İnsanın İlacı: Datça Ritmi<br />
Beton yığınlarının arasında, bitmeyen bir tüketim çılgınlığı ve ekran bağımlılığı içinde kaybolan modern insanın en çok unuttuğu şey "yaşama sevinci" değil mi zaten? İşte Datça, o unuttuğumuz sevinci, eski taş evlerin sıralandığı sokaklarında, sakin büklerinde ve cana yakın insanlarının yüzündeki tebessümde yeniden canlandırıyor. Şair Can Yücel’in de burayı son meskeni olarak seçmesi ve "Mekanım Datça olsun" demesi de Strabon’un asırlar önce başlattığı o büyük hayranlık zincirinin en güçlü halkalarından biriydi.<br />
Datça’nın insanı iyileştiren yapısı sadece bir tespitten ibaret de değil; buranın doğası gerçekten de bir eczane gibi çalışıyor. Dünyanın en düşük nem oranlarından birine sahip olan bu yarımadada, oksijen seviyesi o kadar yüksek ki, uyuduğunuz birkaç saatlik uyku bile vücudunuza bambaşka bir zindelik katıyor. Toprağından fışkıran şifalı kekikleri, dünyaca ünlü nurlu bademi ve binbir dertten kurtaran çam balı, Strabon’un "uzun ömür" kehanetini adeta biyolojik olarak kanıtlıyor.<br />
&nbsp;Takvim Yapraklarını Huzurla Doldurmak<br />
Belki de hepimizin, her şeyin hızla eskidiyi ve tükendiği bu çağda, Strabon’un bu kadim tavsiyesine kulak vermeye her zamankinden daha çok ihtiyacı var. Hayatı uzatmak, sadece takvimdeki yaprakları sayıca çoğaltmak, yaş hanesine büyük rakamlar yazdırmak demek değildir; o yaprakların içini huzurla, sağlıkla, dinginlikle ve sükunetle doldurabilmektir.<br />
Datça, insana tam olarak bu vaadi sunuyor. Eğer yolunuz henüz bu şifalı yarımadaya düşmediyse, Strabon'un bahsettiği o "şanslı ve sevilen kullardan" olmak için kendinize bir şans verin. Şehirlerin sahte parıltılarını ve bitmeyen gürültüsünü arkanızda bırakın. Çünkü bu yarımadada, Ege'nin Akdeniz'e karıştığı o uçsuz bucaksız mavilikte alınan her nefes, hayata ve kendinize verilmiş en güzel, en değerli hediyedir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 16:14:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/mehmet-olmez-1765739910.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BUZDOLABI SEÇERKEN NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/buzdolabi-secerken-nelere-dikkat-etmeliyiz-2783</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/buzdolabi-secerken-nelere-dikkat-etmeliyiz-2783</guid>
                <description><![CDATA[BUZDOLABI SEÇERKEN NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>*Gereksiniminizden daha büyük buzdolabı seçmeyin. Daha büyük buzdolabı daha<br />
fazla elektrik tüketimi demektir.</p>

<p>*Enerji tüketimi en düşük olan buzdolabını seçin. A sınıfına en yakın olanı en düşük<br />
enerjiyi harcar. Örneğin;eski model çift kapılı bir buzdolabı 2.2 kwh enerji harcarken, modern<br />
A plus bir buzdolabının günlük elektrik tüketimi sadece 0.6 kwh dır.</p>

<p>*No-frost buzdolaplarının enerji tüketimi, tiplerine göre daha fazladır. Modern no-<br />
frost günde 1.4 kwh enerji harcar.</p>

<p>*Eğer yiyecekleri dondurarak saklamak istiyorsanız.iki kapılı geniş dondurucu olanları<br />
tercih ediniz.</p>

<p>Buzdolabı Kullanırken Nelere Dikkat Etmeliyiz?</p>

<p>*Kullanım sırasında,derin dondurucudan çıkarılacak yiyecekler,bir gün öncesinden alt<br />
bölmeye konursa,orada çözülerek soğutmaya destek olur,enerji tasarrufu sağlanır.</p>

<p>*Buzdolabına konacak yiyecek ve içecekler,soğukluğu havadan iyi tutarlar. O nedenle<br />
buzdolabınızı dolu tutmanız(hiçbir şey yoksa şişelerle veya petlerde su ile doldurunuz) enerji<br />
tasarrufu sağlar.</p>

<p>*Kapısını açık bırakmamayı alışkanlık haline getiriniz. Çok sık açmak fazla enerji<br />
harcanmasına yol açar.</p>

<p>*Buzdolabına koyduğunuz her şeyin kapaklı olmasına dikkat ediniz. Yoksa buzlanmayı<br />
çoğaltırsınız.</p>

<p>*Normal buzdolaplarında buzluk diye bilinen dondurucu bölmedeki buz kalınlığı;5-6<br />
mm’yi aşmamalıdır.</p>

<p>*Kapı içi manyetik bantlarınızın yapışma yüzeyleriyle beraber ayda bir kez<br />
temizlenip(sabunlu su yardımıyla),kurutularak pudralanması ömürlerini arttırır.</p>

<p>*Kapı içi manyetik bantların her köşede iyi kapanmasını sağlarsanız,hem buzlanmayı<br />
azaltırsınız,hem de enerji tasarrufu sağlarsınız.<br />
*Buzdolabını sıcak veya ılık-sıcak arası yiyecek içecek koymayınız. +4 *C ,dondurucu<br />
bölmede ise 18*C dir</p>

<p>*Buzdolabınızı güneş,kalorifer gibi ısı kaynaklarından uzak yerlere yerleştiriniz. Isı<br />
değişimi için arkasında ve yanlarında duvar ile en az 15 cm boşluk bırakınız.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 16:14:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ(42) DİBEK HAVASI</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri42-dibek-havasi-2782</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri42-dibek-havasi-2782</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ(42) DİBEK HAVASI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Vurdun beni daşınan(yedi benlim<br />
Gözlerim doldu yaşnan<br />
Ben nerelere gideyim<br />
Böyle sevdalı başlan</p>

<p>***<br />
Haydindik de tık tık eder dibeği<br />
Aya dönmüş şu yosmanın göbeği</p>

<p>***<br />
Ay garanlık geceler(yedi benlim)<br />
Yuva kurmuş böceler<br />
Hiç hatırdan çıkmıyor<br />
Görüştüğümüz geceler</p>

<p>***<br />
Haydindik de tık tık eder dibeği<br />
Aya dönmüş şu yosmanın göbeği</p>

<p>***<br />
Atma daşı vurursun(yedi benlim)<br />
Sonra da pişman olursun<br />
Aylar geçer, yıllar geçer<br />
Gine de benim olursun</p>

<p>***<br />
Haydindik de tık tık eder dibeği<br />
Aya dönmüş şu yosmanın göbeği</p>

<p>NOT: Bazı sözcükler argo içerdiği için, tarafımızdan sansürlenmiştir.<br />
Söz ve müziği Bodrumlu yerel sanatçı Mehmet Karbıyık’a ait bir türküdür.<br />
Cütmbüş ve kemanla çalınıp söylenir. Öyküsüne ilişkin kesin bir bilgi yoktur. Araştırmacı yazar ve müzisyen Mehmet Uslu tarafından derlenerek<br />
yayınlanmış ve kayıt altına alınmıştır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 16:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yazlıkçının Not defteri…</title>
                <category>Adil Çulhaoğlu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/yazlikcinin-not-defteri-2781</link>
                <author>adilculhaoglu@gmail.com (Adil Çulhaoğlu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/yazlikcinin-not-defteri-2781</guid>
                <description><![CDATA[Yazlıkçının Not defteri…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ege ve Akdeniz sahillerinde yaşayanlar yaz ayları yaklaşınca yaylalara başlayan<br />
atlı develi kervanlarla, kamyonlarla göç edenler gibi, günümüzde Büyükşehrin<br />
boğucu ortamından kentlerden özellikle güney ve batıdaki sahil kasabalarına<br />
arabalar, karavanlarla yola çıkanların hikayeleri bitmiyor.<br />
Çocukluğumun geçtiği 19960-70’li yıllarda, Kadirli’de, yaz gelince sıcak ve<br />
sivrisinekten kaçmak için kamyona yüklenilen birkaç ailenin yükü ile Çokak ve<br />
Meyremçil yaylasına gittiğimizi ama yola çıkma hazırlıklarımızın kaç gün<br />
sürdüğünü ,ya da büyüklerimizin ne kadar uğraştıklarını hatırlayamıyorum. Bize<br />
eşyaları kamyona yükleme ve kamyon üzerinde yol boyunca eşyalar düşmesin<br />
diye eşyalara sahip olma işi düşüyordu.<br />
Toroslarda bir çeşme kıyısında çadır da ya da kiralanan bir toprak damlı bir ev<br />
olurdu yayla evimiz. Toprak damların aşağıya yağmur suların sızmasını önlemek<br />
için yüzeyi sıklaştırmak için silindir şeklindeki loğlar ile taşımacılıkta kullanılan<br />
öküzlerin çektiği kağnı sesleri kuş seslerine karışırdı. Okak’taki yayladığımız<br />
günlerde babam Hacı Çulhaoğlu bir gün pille çalışan Sierra marka bir radyo<br />
getirmişti. Büyüklerimizin ajans dedikleri haberleri dinlediği radyo biz çocukları<br />
bir kutudan gelen türküler, şarkılar, aranjman denilen pop müzik tanıştırıyordu.<br />
Günlerimiz, harman yerinde buğday ve arpayı sapından ayırmak için kullanılan<br />
öküz ya da atla çekilen altında çakmak taşı çakılı kızak şeklindeki döven ile<br />
çalışan köylülerin çalışmalarını izleyerek, bazen biz de yardım ederek geçerdi.<br />
Bazen de,biz çocuklar toplanıp dağlara ,tepelere çıkardık. Ayı inleri denilen<br />
kuyulardan çıkardığımız karı torbalara taşıyıp pekmezle karıştırıp karsambaç<br />
denilen tatlımızla şenlendiğimiz günler de olurdu.<br />
Günümüzde özellikle Akdeniz ve Çukurova’da kıyı bölgelerimizde yaşayanlar<br />
yaylaya çıkmaya devam ediyor, sahildeki evlerini büyük kentlerinden deniz kum<br />
tatili için gelenlere küçük pansiyon haline getirip sezonluk kiralayıp yaylama<br />
geleneğinden vazgeçmiyorlar. Zamanla kendi yayla evlerini yapıp her yıl yaylaya<br />
çıkanlar için de, artık birkaç saatlik yolculukla sadece birkaç eşya ile rahat araba<br />
ile yayla evlerine ulaşmak mümkün olmuş. Günlük otobüs seferleri de yaz<br />
aylarında konuluyormuş. Biz kentlerden yaşayanların deniz kıyısında sahil kasabalarının&nbsp;<br />
birindebir<br />
pansiyon, otel,çadır ya da bir ev kiralayarak deniz kenarında tatil yapmaya<br />
başlamaları, zamanla yayla evi gibi kendi evine sahip olmaya dönüşmüş. Yaz<br />
ayları gelince otobüs, tren ya da arabalar ile sahil kentlerimize doğru yola<br />
çıkanların yoğunluğu artıyor, özellikle okulların tatile girmesi ile, mola<br />
noktalarında kalabalık nedeniyle park yeri bulmak için beklemek bile<br />
gerekebiliyor. Gittikleri tatil kasaba ve şehirlerde canlılık getirenlerden kendi<br />
evi olanlara da yazlıkçı adı verilmiş.<br />
Eskinin yaylacısı, günümüzün yazlıkçısı olarak her kışı geçirdiğimiz Ankara’dan<br />
yazlığımızın olduğu Datça’ya gidişimizin bir hikayesi oluyor. Yıllardır Ankara’dan<br />
Datça’ya yola çıkmak için, evin toplanması, daha önce not defterine yazdığımız<br />
götürüleceklerin seçilmesi, paketlenmesi, arabanın bakımının yapılması bilinen<br />
ve bilinmeyen işlerin yerine getirilmesi gerekiyor. Arabaya eşyaları yerleştirip<br />
hareket etmeden önce, evin pencere ve kapıları son kez kontrol edilmek<br />
zorunda kalınıyor. Yolda unutulan bir şey olduysa, geri dönmek de var.<br />
Yol üzerinde Sivrihisar, Afyon, Dinar, Kale’de kah çay, kah yemek molaları<br />
vererek Datça’ya ulaşıyoruz. Yol boyunca uzun süre kapalı kalan evi hangi<br />
durumda bulacağımız tedirginliğini yaşamadan edemiyoruz. Eve ulaşıp yorgun<br />
argın kapıyı açtığımızda, akan dökülen bir şey görmediysek, ve her şeyi çalışır<br />
durumda bulunca, oh çekiyoruz.. Her olasılığa karşılık kışlık evden getirdiğimiz<br />
kahvaltılık malzemeler arasından çıkardığımız çay demleyip ya da kahve yapıp<br />
seviniyoruz.<br />
Geçmişte banyo penceresini açık unutunca kedilerin evi yuva yapıp çoğaldıkları<br />
her tarafı birbirine katmış olduklarını görmüştük. Kırılan birkaç eşyanın tamiri<br />
için parça almaya gittiğim hırdavatçının ‘sen haline şükret, geçenlerde bir<br />
yazlıkçı evin kapısını açınca, evde farelerin koşuşturduğunu ve eşyaları<br />
parçalanmış halde görünce, otele gitmek zorunda kalmışlar’ deyişini<br />
hatırlıyorum.<br />
Eve yerleşmek, nemlenen giysileri havalandırmak, temizlik yapılması evde<br />
normal yaşamın sürdürülmesi 1-2 hafta sürüyor. Dökülen boya, sıva ya da tamir<br />
gerektiren arıza olmuşsa, tamirci ve usta aramak yaptırmak bu süreyi<br />
uzatabiliyor. Eğer yazlıkçı 1 ay için geldiyse, koşuşturmalar arasında denize girerek tatilini de yapmaya çalışıyor. Sezonluk gelenlerin durumu, koşuşturma<br />
uzun vadeye yayıldığı için daha iyi oluyor.<br />
Yaz sezonu bitip, yaşadığımız şehre dönüşe geçince, kışlık evde bizleri benzer<br />
bir süreç bekliyor buluyoruz. Ankara’ya gecenin bir saatinde ulaştığımızda<br />
TV’nin çalışmadığını görmüş, ertesi günü çağırdığımız tamirci, kablolu<br />
bağlantısının yıldırım düşmesiyle hasar gördüğünü, TV’nin sağlam oluşuna<br />
sevinmemiz gerektiğini söylemişti.<br />
Yaylacı ya da Yazlıkçı olmanın yararları diyorum, bu yaşadıklarımıza…&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 16:13:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/02/adil-culhaoglu-1709211157.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>NEYİMİZ  KALDI</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/neyimiz-kaldi-2780</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/neyimiz-kaldi-2780</guid>
                <description><![CDATA[NEYİMİZ  KALDI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Nem&nbsp; kaldı&nbsp; &nbsp; &nbsp;sözcüklerinin&nbsp; &nbsp;geçtiği&nbsp; türkü den&nbsp; &nbsp;yola&nbsp; &nbsp;çıkarak&nbsp; ,bakalım&nbsp; Datçamızda&nbsp; &nbsp;dolayısı&nbsp; &nbsp;ile&nbsp; &nbsp;ülkemizden&nbsp; &nbsp; hatta&nbsp; dünyamızdan&nbsp; &nbsp; ne&nbsp; &nbsp;kaldı&nbsp; &nbsp;acaba.?</p>

<p>Hani&nbsp; &nbsp;hep&nbsp; söyler&nbsp; dururuz,kendi&nbsp; &nbsp;başını&nbsp; yapamayanlar,&nbsp; gelin&nbsp; başı&nbsp; yapmaya&nbsp; kalkarlar diye.Bırakalım&nbsp; &nbsp; bu&nbsp; &nbsp;ahkam&nbsp; &nbsp; &nbsp;içeren&nbsp; &nbsp; &nbsp;söylemleri.&nbsp; Önce&nbsp; &nbsp;kendimize&nbsp; &nbsp;çeki&nbsp; &nbsp;düzen&nbsp; &nbsp; verelim,gerisi&nbsp; kendiliğinden&nbsp; &nbsp; gelir.&nbsp; Hepimiz , her&nbsp; kurum&nbsp; kendi&nbsp; &nbsp; işini&nbsp; yapsa&nbsp; &nbsp;inanınız&nbsp; &nbsp;ortada&nbsp; &nbsp;şikayet&nbsp; &nbsp;edecek&nbsp; &nbsp;konu&nbsp; bile&nbsp; kalmaz.</p>

<p>Gelelim&nbsp; &nbsp;Datçamıza:</p>

<p>ÇÖP/ATIK&nbsp; &nbsp;ÜRETME&nbsp; MERKEZLERİ&nbsp; &nbsp;,,kısa&nbsp; &nbsp;adıyla&nbsp; &nbsp;günümüzün&nbsp; &nbsp;modasına&nbsp; &nbsp; uyalım&nbsp; ÇÖPÜM&nbsp; ,&nbsp; (konutlar/&nbsp; işyerleri)&nbsp; &nbsp;ürünlerinin&nbsp; &nbsp;,görevlilerimizce&nbsp; toplanarak&nbsp; &nbsp;kaldırılmaya&nbsp; &nbsp;çalışılıyor&nbsp; &nbsp;arcak&nbsp; , bu&nbsp; merkezlerin&nbsp; &nbsp; üretimlerine&nbsp; &nbsp;yetişmek&nbsp; &nbsp; ne&nbsp; mümkün, MAŞALLAH&nbsp; &nbsp;mantar&nbsp; &nbsp;gibi&nbsp; &nbsp;her&nbsp; &nbsp;yerde&nbsp; &nbsp;küçüklü&nbsp; büyüklü&nbsp; &nbsp;yığınları görmek&nbsp; mümkün.Bakalım&nbsp; &nbsp;bu&nbsp; yarışta&nbsp; &nbsp; hangi&nbsp; taraf&nbsp; &nbsp; galip&nbsp; &nbsp;çıkacak. Yaz&nbsp; mevsimininde&nbsp; iyice&nbsp; &nbsp;yoğunlaştığı&nbsp; &nbsp;şu&nbsp; &nbsp; günlerde,beşe&nbsp; &nbsp;ona&nbsp; katlanan&nbsp; &nbsp;yarımada&nbsp; nüfusumuzla&nbsp; &nbsp;yarışmak&nbsp; &nbsp;, oldukça&nbsp; &nbsp;zor&nbsp; &nbsp;olacak&nbsp; &nbsp;gibi.&nbsp; !!!!!</p>

<p>Bu&nbsp; konuda&nbsp; duyarlılık&nbsp; &nbsp; gösteren&nbsp; ve&nbsp; bunu&nbsp; &nbsp; eylem&nbsp; halinde&nbsp; &nbsp;hayata&nbsp; &nbsp; &nbsp;geçiren,kişi&nbsp; &nbsp; &nbsp;ve&nbsp; &nbsp;sivil&nbsp; toplum&nbsp; &nbsp; kuruluşlarına da&nbsp; teşekkür&nbsp; &nbsp; ederim.</p>

<p>Büyük&nbsp; hacimli&nbsp; &nbsp;yerleri&nbsp; &nbsp; işgal&nbsp; &nbsp;eden, ÇÖPÜM&nbsp; &nbsp; &nbsp;lerce&nbsp; üretilen&nbsp; &nbsp;,çalı&nbsp; &nbsp; çırpı&nbsp; &nbsp;şeklindeki&nbsp; &nbsp; &nbsp;bahçe&nbsp; &nbsp; atıklarının ,öğütülerek&nbsp; &nbsp;tekrar&nbsp; doğaya&nbsp; kazandırılması&nbsp; &nbsp;konusunda ,bilhassa&nbsp; &nbsp;sitelerimizin&nbsp; yerel&nbsp; &nbsp;yöneticilerimize&nbsp; &nbsp;destek&nbsp; &nbsp;olmaları&nbsp; kaçınılmaz. Çünkü&nbsp; &nbsp;bu&nbsp; &nbsp;atıklarımız&nbsp; çok&nbsp; büyük&nbsp; hacimli&nbsp; yerleri&nbsp; işgal&nbsp; &nbsp;etmektedir. Ben&nbsp; sokağa /kaldırıma&nbsp; &nbsp;atayım, Belediye&nbsp; &nbsp;alsın&nbsp; &nbsp; demek&nbsp; &nbsp; olmaz.</p>

<p>Yok&nbsp; &nbsp;öyle&nbsp; bir&nbsp; &nbsp;dünya.Bu&nbsp; konudada&nbsp; &nbsp;KENT&nbsp; &nbsp;Konseyi nin&nbsp; hatırlatıcı&nbsp; &nbsp; şeklinde gündem&nbsp; &nbsp;oluşturma&nbsp; &nbsp;çabası&nbsp; &nbsp; ,sonuç&nbsp; &nbsp;verebilir mi&nbsp; &nbsp; acaba..??&nbsp;</p>

<p>Geçtiğimiz&nbsp; &nbsp; günlerde&nbsp; &nbsp;İlçe&nbsp; &nbsp;Tarım&nbsp; &nbsp;Teşkilatımızın&nbsp; &nbsp; &nbsp;fide&nbsp; değitması&nbsp; &nbsp;iyi&nbsp; &nbsp; oldu&nbsp; &nbsp;.Ancak,Tarımsal&nbsp; üretim&nbsp; &nbsp;yapanlarında&nbsp; &nbsp;takdir&nbsp; /Teşhir&nbsp; &nbsp;hatta&nbsp; &nbsp;ödüllendirilmesi&nbsp; iyi&nbsp; &nbsp;olmazmı.?</p>

<p>Çeşme&nbsp; köydeki&nbsp; &nbsp;İlkokul&nbsp; &nbsp;binasının&nbsp; &nbsp; restore&nbsp; &nbsp; edilerek&nbsp; &nbsp;kazanılması&nbsp; &nbsp;çok&nbsp; &nbsp; güzel&nbsp; &nbsp;oldu.&nbsp; Ancak&nbsp; karşısındaki&nbsp; yapı&nbsp; &nbsp; gibi,&nbsp; diğerleri&nbsp; &nbsp;birazcık&nbsp; &nbsp; mahsun&nbsp; &nbsp;kalmadımı.? Hızırşah&nbsp; Kültür&nbsp; &nbsp;Evi&nbsp; &nbsp;ve&nbsp; &nbsp;Kargıda&nbsp; &nbsp;bulunan&nbsp; &nbsp;ŞAPEL&nbsp; bu&nbsp; dokunuşlardan&nbsp; &nbsp;nasibini&nbsp; &nbsp; alsa. Karaköy'deki&nbsp; &nbsp;1711&nbsp; tarihli&nbsp; &nbsp;Camii&nbsp; de&nbsp; UNUTULMASA.</p>

<p>Merkezdeki&nbsp; &nbsp;yarımadanın&nbsp; &nbsp;pek çok&nbsp; &nbsp;yerinde&nbsp; &nbsp;bulunan&nbsp; SARNIÇ lardan ,kaçı&nbsp; &nbsp;ayakta&nbsp; kalmaya&nbsp; direniyor,BİLEN&nbsp; &nbsp; VARMI....??</p>

<p>Kısacası, doğal&nbsp; çevremizden&nbsp; &nbsp; &nbsp;ne&nbsp; &nbsp;kaldı&nbsp; &nbsp; ve&nbsp; &nbsp;NE kalmakta.</p>

<p>SAĞLICAKLA</p>

<p>&nbsp;&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 16:13:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ŞÜKRET Kİ ARTSIN !</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/sukret-ki-artsin-2779</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/sukret-ki-artsin-2779</guid>
                <description><![CDATA[ŞÜKRET Kİ ARTSIN !]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar !</p>

<p>Şükür, dilimizde en çok kullanılan kavramlardan biri olup , nimeti sadece fark etmek değildir&nbsp; Aynı zamanda nimetin hakkını vermektir. Allah insana mal verdiğinde o malın içinde ihtiyaç sahiplerinin hakkının da olduğunu düşünmek ve onları gözetmek şükrün bir parçasıdır .Bilgi verdiğinde bilgiyi hakk'a hizmet ettirmek&nbsp; yine şükrün bir parçasıdır. Güç verdiğinde de o gücü zulüm için değil, iyilik ve adalet için kullanmak&nbsp; hep şükrün parçasıdır .Çünkü, sağlık, zaman ,akıl imkân ve yetki hepsi de insanoğluna verilmiş birer emanettir. Bu yüzden şükür pasif bir memnuniyet sözü olmaktan öte , Allah'ın verdiği nimeti Allah'ın razı olacağı yere taşıma sorumluluğudur. Kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim Dâvut ailesine verilen imkânları anlatırken , onlara yalnızca şükredin demez. Şükür için çalışın der.(Seb'e 13) Bu âyet şükrün ölçüsünü de açar. Şöyle ki ; Şükür , nimet karşısında harekete geçmektir .Kul ,Allah'ın verdiği imkânı&nbsp; hayra dönüştürmeli ,nimeti sadece kendisinde bırakıp kalmamalı , iyiliğe ,adalete, infaka sâlih amele, doğru söze ve insanlara faydaya dönüştürmelidir.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Değerli Dostlar!&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;İnsan sûresinde de Allah rızası için ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını gideren kulların tavrı anlatılır .Onlar yaptıkları iyiliği bir teşekkür, karşılık veya övgü bekleyerek yapmazlar .Çünkü şükrün yönü insanlardan alkış veya takdir almak değil , Allah'ın rızasına yönelmektir.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;İlgili ayetler aynen şöyledir: + Kendileri de ihtiyaç içinde oldukları halde , yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler .Biz sizi sadece Allah'ın rızası için doyuruyoruz.Sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz derler.(İnsan: 8-9) Kıymetli Dostlar !&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Şükür sadece maddi nimetlere karşılık verilmez. İnsan için en büyük nimetlerden biri de doğru ile yanlışı ayıracak ölçünün gösterilmesidir.Kur'an buna "Furkan" der. Allah insanı yaratmış, ona görme, işitme kabiliyeti vermiş , sonradan önüne iki yolu koymuştur. İnsan ister şükreden olur, ister nankörlük eden.Demek oluyor ki şükür, gösterilen yolu iyi görmek ve seçmek , ve o yolun gereğini yaşamaktır. Bunu da bize yine aynı sûrenin ikinci ve üçüncü ayetleri haber verir. Can Dostlar!&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Bu arada o kutlu elçi ile Hz. Aişe arasındaki şu diyaloğa da yer vermeden geçmek istemedik. Hz. Aişe cenab-ı peygambere "Ey Allah'ın elçisi&nbsp; ! Bütün günahların affedildiği halde neden geceleri ayakların şişercesine ibadet ediyorsun" diye sorduğunda; O aziz peygamberin verdiği cevap çok mânidardır. "Ya Aişe Allah'a şükreden bir kul olmayayım mı "&nbsp; İşte peygamberin şükür anlayışı. Ne mutlu o güzel insanı rehber edinenlere.&nbsp; &nbsp; &nbsp; Kaldığımız yerden devam edelim .Kur'an'ın indirilmesi de şükür sebebidir. Çünkü Allah,kitabı insanı karanlıkta bırakmak için değil, ona doğru yolu göstermek, hak yolu ile batıldan ayırmak için indirmiştir. Kul, hidayeti kendi başarısı zekâsı veya gayreti gibi görmez, hidayetin Allah'ın lütfu olduğunu bilir , bu nimetin şükrünü&nbsp; de&nbsp; kitabın gösterdiği ölçü ile yaşamaya çalışarak verir. Hidayetin şükrü ,kitabı sadece okumak değil ,onun gösterdiği yolu ölçü kabul etmektir. Allah'ın indirdiğini yeterli görmemek, hidayet nimetini küçümsemek anlamına gelir. Allah'ın âyetleriyle doğruya yönelip , sonra hükümü ölçüyü ve hayatı başka merkezlere bağlamak şükür anlayışıyla bağdaşmaz. Özetlemek gerekirse ; gözün şükrü Hakkı görmektir. Kulağın şükrü hak sözü dinlemektir .Kalbin şükrü âyetlerden öğüt almaktır . Aklın şükrü ise&nbsp; , nimeti sahibine yani yaradan'a bağlamaktır .Hidayetin şük rü de Allah'ın gösterdiği yolda yürümektir.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bugünlük de bu kadar olsun. "Rabbimiz bizleri her türlü nimetlere şükreden kulları zümresine dahil etsin" duasıyla bitirelim.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Sağlıkla kalın .Esen kalın. Hoş kalın. Can dostlar !</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 16:13:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KUR\&#039;AN\&#039;IN MATEMATİKSEL BOYUTU</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/kuranin-matematiksel-boyutu-2778</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/kuranin-matematiksel-boyutu-2778</guid>
                <description><![CDATA[KUR\'AN\'IN MATEMATİKSEL BOYUTU]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar ! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki, Kur'an bir matematik kitabı değildir .Ancak bazı kavramlarla bazı rakamların tıpatıp örtüştüğünü görmezden de gelemeyiz. Hani , aşağı yukarı her yazımızda ayette" Bu Kur'an'da hiçbir şeyi eksik bırakmadık" diyordu ya. (En'am 38) Mesela dünya ve ahiret kelimeleri Kur'an'da eşit sayıda geçer ki(115) Bu da bize şunu anlatır. Ey insan !Ne dünya için ahiretini ne de ahiret için dünyanı terk et ! İkisini bir arada dengelemek prensibin olsun der âdeta. Yine Melek ve Şeytan kelimelerinin de eşit sayıda (88) geçtiklerine şahit oluruz ki; bu da bize şunu ifade eder. Ey insan! Senin yaratılışın ne &nbsp;melek olmaya ne de şeytan olmaya müsait değildir. Onun için orta yolu gözet. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Değerli Dostlar &nbsp;! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Bu yazımızda kafaları Allah bullak eden bir mucizeye temas etmek istedik. O da ne diyeceksiniz.19 mucizesi. Bizi bu mucizeye Müddessir suresinin 30. âyetindeki "Üzerinde 19 vardır" ifadesi götürür .Birçok tefsir alimleri ve Kur'an araştırmacıları bu âyetin ışığında 19 rakamını araştırma konusu yapmışlar ve Kur'an'da çok çarpıcı sonuçlara ulaşmışlardır. Hani eskiler derler ya ; Hafızayı beşer nisyan ile mâlüldür .Bugünkü ifadeyle insan hafızasının en büyük eksikliği veya zayıflığı unutkan oluşudur. Biz de onun için bir defa daha hatırlatmakta fayda var diye düşündük ve Kur'an'ın bu mucizesini hatırlatalım istedik. Kutsal kitabımız Kur'an'da ilk inen ayetler Alak sûresinin(Hira mağarasında) ilk beş ayetidir ve kelime toplamı 19'dur .Ayrıca sûrenin toplamı da 19 ayetten oluşur. Başka bir ilginç nokta da son inen Nasrsuresidir ki bu da 19 kelimeden meydana gelir. Diğer bir ilginç nokta ise, sûrelerin başında yer alan Besmele .Arapça yazılışında tam 19 harften oluşur.Dört kelimeden oluşan besmele İslâm alimlerince Kur'an'daki 19 sistemi ile de ilişkilendirilmiştir ve Kur'an'da 114 defa geçer ki bu da 19'un 6 katıdır. Zaten 19 rakamı nümeroloji sisteminde başlangıç ve dönüşümü işaret eden asal bir sayı olup kendisi dışında hiçbir sayıya bölünmez. Kıymetli Dostlar ! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Kur'an'ın matematiksel boyutu içinde 40 rakamını da görmezden gelemeyiz Çünkü bu rakam Kur'an'a damga vuran rakamlardan biridir. Bu konuyu 07.07.25 tarihindeki makalemiz de de &nbsp;dile getirmiştik bir kez daha hatırlatmakta yarar var diye düşünüyoruz .İşte 40 rakamının geçtiği âyetlerden birkaçı. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
+ Hani kendisine vahyetmek üzere Musa'ya 40 gece vadetmiş, sizleri ise onun ardından (kendinize) zulmederek bir buzağıyı tanrı edinmiştiniz.(Bakara :51) +Allah şöyle dedi" O halde orası &nbsp;onlara &nbsp;<br />
( sapıtmış kavime) 40 yıl haram kılınmıştır. Bu süre içinde yeryüzünde şaşkın bir şekilde dolaşacaklar Artık böyle yoldan çıkmış kavme üzülme ! ( Maide :26) &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
+Deki: Eğer Allah dileseydi ben size onu okumazdım. Allah da onu size bildirmezdi Ben sizin aranızda bundan (Kur'an'ın inişinden) önce 40 yıllık bir ömür yaşadım. Hiç düşünmüyor musunuz ? &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
+ Biz insana anne babasına iyi davranmayı emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu .Onun anne karnında taşınması ve sütten kesilmesi toplam olarak 30 aydır .Nihayet o olgunluk çağına gelip 40 yaşına varınca şöyle der. "Bana ve &nbsp;anne &nbsp;babama verdiğin nimetlere şükretmeyi ,Senin razı olacağın &nbsp;salih ameller işlememi bana ilham et ! Neslimi de salih kimseler yap. Şüphesiz ben sana döndüm .Muhakkak ki ben Sana teslim olanlardanım. (Ahkâf :15 ). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp;Aziz Dostlar! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Bu son ayet çok manidardır ve üzerinde uzun uzun düşünmeyi gerektirir .Zira insan 40 yaşına gelip de hâlâ doğruyu bulamamışsa O gerçekten acınacak durumdadır .Zira o Allah'ı unuttuğu gibi Allah da onu unutmuştur .Hatta ona öz benliğini yani fıtratını unutturmuştur. Rabbimiz bizi bu duruma düşmekten muhafaza etsin. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Kıymetli Dostlar! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Bizleri hayrette bırakacak başka bir rakam da 7 ' dir Kur'an'da açılış sûresi olan Fatiha'nın yedi ayetten oluşması ,Kur'an'da göğün 7 tabaka halinde yaratıldığı, muhtelif ayetlerde vurgulanır (Bakara: 29 -İsra :44- Mü'minun :17- Mü'minun 86- Fussilet :12 -Talâk :12- Mülk:3 -Nûh :15 -Nebe' :12) Kur'an-ı Kerim'de 7 rakamı da çokluğu, mükemmelliği, çeşitliliği ve tamlığı ifade eden sembolik bir rakamdır. Yine Kur'an'da Allah'ın gökleri de yeri de yedi kat olarak yarattığı çeşitli âyetlerde ifade edilir. Yine âyette "Tüm denizler mürekkep olsa ve yedi Deniz de daha eklense Allah'ın kelimelerinin tükenmeyeceği ifadesi ,Lokman sûresi 27. âyette yer alır. Hac ibadeti sırasında Kâbe etrafında 7 kez dönülmesi (tavaf) Safa ve Merve tepeleri arasında yedi kez gidilip gelinmesi (say) bu sayının manevi önemini ifade eder .Haftanın günlerinin 7 oluşu da olayın başka bir boyutudur. Bilindiği gibi Peygamberimize peygamberlik 40 yaşında verilmiştir. Namaz kılan Müslümanların gün içinde kıldıkları namazlardaki rekât sayısı 40'tır. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Konu oldukça uzun , ilave edilecek çok örnekler var. Ama sayfadaki yerimiz sınırlı Bundan sonraki yazımızda başka bir konuda birlikte olabilmek ümidiyle &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Sağlıkla kalın .Esen kalın. Hoş kalın .Can dostlar !</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 15:54:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Eski Zamanların Kokusu: Datça’nın Asırlık Hafızası</title>
                <category>Mehmet ÖLMEZ</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/eski-zamanlarin-kokusu-datcanin-asirlik-hafizasi-2777</link>
                <author>mehmetolmez048@hotmail.com (Mehmet ÖLMEZ)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/eski-zamanlarin-kokusu-datcanin-asirlik-hafizasi-2777</guid>
                <description><![CDATA[Eski Zamanların Kokusu: Datça’nın Asırlık Hafızası]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Buralarda zaman, büyük şehirlerin o telaşlı akrebiyle yelkovanına hiç benzemez. Datça’da vakit rüzgârın yönüyle, zeytinin çiçeğe durmasıyla, bademin çağladan diş bademine evrilmesiyle ölçülür. Betona, gürültüye ve modern dünyanın o vahşi koşturmacasına inat, yarımadanın her kıvrımında asırlık bir hafıza fısıldar durur kulaklarımıza. Ege’nin hırçın dalgalarıyla Akdeniz’in dingin sularının kucaklaştığı bu topraklarda yaşamak, aslında kuşaklar boyu aktarılan sessiz bir mukaveleye sadık kalmak, geçmişin asil ruhunu bugünün parıltılı ama sığ dünyasına feda etmemektir.<br />
Eski Datça’nın o dar, taş sokaklarında yürürken duvardan sarkan begonvillerin gölgesinde sadece görsel bir şölen görmezsiniz; asırlık bir yaşam felsefesini solursunuz. Bugün modern insanın "yavaş yaşam" ya da "sürdürülebilirlik" gibi havalı kavramlarla yeniden keşfetmeye çalıştığı ne varsa, Datça yerlisinin yüzyıllardır sıradan gördüğü günlük rutininden başka bir şey değildir. Bu coğrafyanın zorlu şartlarında, ana karadan uzakta hayatta kalma mücadelesi vermiş insanların bilgece çözümleridir her gelenek. Mesela yarımadanın simgesi olan bademi dalından koparıp kurutmak, çağlasından ezmesine, "buzlu bademinden" el emeği "düğün helvasına" dönüştürmek sadece bir tarım faaliyeti değildir; sabrın, toprağa ve mevsime duyulan derin bir minnetin ritüelidir. Hâlâ bazı köylerde asırlık taş değirmenlerde sıkılan zeytinyağının kokusu sokaklara taşar; o yağ sadece yemeklere tat vermez, komşuluk ilişkilerini, sofradaki bereketi ve paylaşma kültürünü de yağlar, parlatır.<br />
Kuşaktan kuşağa aktarılan mutfak kültürü ise adeta bu toprakların niyet beyanıdır. Karaköy’ün, Hızırşah’ın, Reşadiye’nin eski ocaklarında kaynayan, unutulmaya yüz tutmuş ama direnen "mürdümük" çorbasında, düğün evlerinin baş tacı "damat pilavı"nda ya da keşkek dövülen o dev kazanların başında saklıdır asıl memleket hikayesi. İmece, buralarda kelime anlamından çok daha fazlasıdır; bir evin damı aktığında, bir tarlada hasat zamanı geldiğinde ya da bir cenaze evinde acı paylaşıldığında tüm köyün tek bir bedene dönüşmesidir. Hıdırellez’de sahilde yakılan ateşlerin üzerinden atlanırken tutulan dileklerden, kış yarısında baharı müjdeleyen"Badem Çiçeği" günlerine kadar her an, Eski Zamanların Kokusu: Datça’nın Asırlık Hafızası<br />
Buralarda zaman, büyük şehirlerin o telaşlı akrebiyle yelkovanına hiç benzemez. Datça’da vakit rüzgârın yönüyle, zeytinin çiçeğe durmasıyla, bademin çağladan diş bademine evrilmesiyle ölçülür. Betona, gürültüye ve modern dünyanın o vahşi koşturmacasına inat, yarımadanın her kıvrımında asırlık bir hafıza fısıldar durur kulaklarımıza. Ege’nin hırçın dalgalarıyla Akdeniz’in dingin sularının kucaklaştığı bu topraklarda yaşamak, aslında kuşaklar boyu aktarılan sessiz bir mukaveleye sadık kalmak, geçmişin asil ruhunu bugünün parıltılı ama sığ dünyasına feda etmemektir.<br />
Eski Datça’nın o dar, taş sokaklarında yürürken duvardan sarkan begonvillerin gölgesinde sadece görsel bir şölen görmezsiniz; asırlık bir yaşam felsefesini solursunuz. Bugün modern insanın "yavaş yaşam" ya da "sürdürülebilirlik" gibi havalı kavramlarla yeniden keşfetmeye çalıştığı ne varsa, Datça yerlisinin yüzyıllardır sıradan gördüğü günlük rutininden başka bir şey değildir. Bu coğrafyanın zorlu şartlarında, ana karadan uzakta hayatta kalma mücadelesi vermiş insanların bilgece çözümleridir her gelenek. Mesela yarımadanın simgesi olan bademi dalından koparıp kurutmak, çağlasından ezmesine, "buzlu bademinden" el emeği "düğün helvasına" dönüştürmek sadece bir tarım faaliyeti değildir; sabrın, toprağa ve mevsime duyulan derin bir minnetin ritüelidir. Hâlâ bazı köylerde asırlık taş değirmenlerde sıkılan zeytinyağının kokusu sokaklara taşar; o yağ sadece yemeklere tat vermez, komşuluk ilişkilerini, sofradaki bereketi ve paylaşma kültürünü de yağlar, parlatır.<br />
Kuşaktan kuşağa aktarılan mutfak kültürü ise adeta bu toprakların niyet beyanıdır. Karaköy’ün, Hızırşah’ın, Reşadiye’nin eski ocaklarında kaynayan, unutulmaya yüz tutmuş ama direnen "mürdümük" çorbasında, düğün evlerinin baş tacı "damat pilavı"nda ya da keşkek dövülen o dev kazanların başında saklıdır asıl memleket hikayesi. İmece, buralarda kelime anlamından çok daha fazlasıdır; bir evin damı aktığında, bir tarlada hasat zamanı geldiğinde ya da bir cenaze evinde acı paylaşıldığında tüm köyün tek bir bedene dönüşmesidir. Hıdırellez’de sahilde yakılan ateşlerin üzerinden atlanırken tutulan dileklerden, kış yarısında baharı mücelleyen "Badem Çiçeği" günlerine kadar her an, doğayla kurulan o kopmaz bağın birer nişanesidir. Eski toprakların, kahvehanelerde asırlık çınarların altında oturan o ak sakallı bilgelerin ağzından dökülen her "gari" kelimesinde, Datça’nın kendine has şivesinde saklanan o sıcaklık, bugünün yabancılaşan insanına en büyük panzehirdir.<br />
Datça’yı Datça yapan, sadece Knidos’un denizlerin kesişim noktasındaki görkemli antik tiyatrosu ya da koylarının o büyüleyici, akvaryum berraklığı değildir. Onu asıl var eden, insanının o eski taş evler gibi sarsılmaz, rüzgâra dayanıklı, sakin ve bilge duruşudur. Komşunun kapısını çalmadan, halini hatırını sormadan, bahçesinden kopardığı bir inciri, bir salkım üzümü "tatsınlar" diye yan evinkine uzatmadan geçen gün, buralarda yaşanmış sayılmaz. Can Yücel’in o meşhur vasiyetinde "Mekânım Datça olsun" demesi boşuna değildir; bu sadece coğrafi bir hayranlığın değil, bu sadeliğe, bu köklü geçmişe, paranın pulların satın alamayacağı o insan kalabilme saflığına ömür boyu talip olmanın manifestosudur. Yarımadanın o meşhur meltemi her estiğinde, Knidos’tan sarı yaz sıcaklarına kadar eski zamanların hakiki kokusunu getirmeye devam ettikçe, Datça popüler kültürün dişlilerine direnecek ve kendi asırlık, mağrur şarkısını söylemeyi sürdürecektir.<br />
&nbsp;bağın birer nişanesidir. Eski toprakların, kahvehanelerde asırlık çınarların altında oturan o ak sakallı bilgelerin ağzından dökülen her "gari" kelimesinde, Datça’nın kendine has şivesinde saklanan o sıcaklık, bugünün yabancılaşan insanına en büyük panzehirdir.<br />
Datça’yı Datça yapan, sadece Knidos’un denizlerin kesişim noktasındaki görkemli antik tiyatrosu ya da koylarının o büyüleyici, akvaryum berraklığı değildir. Onu asıl var eden, insanının o eski taş evler gibi sarsılmaz, rüzgâra dayanıklı, sakin ve bilge duruşudur. Komşunun kapısını çalmadan, halini hatırını sormadan, bahçesinden kopardığı bir inciri, bir salkım üzümü "tatsınlar" diye yan evinkine uzatmadan geçen gün, buralarda yaşanmış sayılmaz. Can Yücel’in o meşhur vasiyetinde "Mekânım Datça olsun" demesi boşuna değildir; bu sadece coğrafi bir hayranlığın değil, bu sadeliğe, bu köklü geçmişe, paranın pulların satın alamayacağı o insan kalabilme saflığına ömür boyu talip olmanın manifestosudur. Yarımadanın o meşhur meltemi her estiğinde, Knidos’tan sarı yaz sıcaklarına kadar eski zamanların hakiki kokusunu getirmeye devam ettikçe, Datça popüler kültürün dişlilerine direnecek ve kendi asırlık, mağrur şarkısını söylemeyi sürdürecektir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 15:52:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/mehmet-olmez-1765739910.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BOŞ OTURMA</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/bos-oturma-2776</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/bos-oturma-2776</guid>
                <description><![CDATA[BOŞ OTURMA]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bazılarımız &nbsp; ,ACELEN &nbsp; &nbsp;VARSA &nbsp; NE &nbsp; İŞİN &nbsp; VAR &nbsp;DATÇA'DA &nbsp; &nbsp; diyorlar. &nbsp;Evet &nbsp; benim &nbsp; &nbsp;var. &nbsp;Dün (14.06.2026) &nbsp; günü &nbsp; sevgili &nbsp; dostum &nbsp;-köylüm &nbsp;benim &nbsp;kuşağımdan &nbsp;Hızırşah &nbsp;(Batır) &nbsp;köyümüzden &nbsp; Niyazi &nbsp; ÇENGEL &nbsp; kardeşimide &nbsp; &nbsp;sonsuzluğa &nbsp; &nbsp;uğurladık. &nbsp;Kendisine &nbsp; Allahtan &nbsp; Rahmet ,sevenlerine/ailesine &nbsp; baş sağlığı &nbsp;dilerim,<br />
&nbsp;Artık &nbsp; emekli &nbsp; oldun,otur &nbsp; birazcık &nbsp;diyen dost /tanıdıklara &nbsp; cevabın &nbsp; odur ki: &nbsp;Acele &nbsp; &nbsp;veya &nbsp; &nbsp;geç hepimiz &nbsp; &nbsp;göçüp &nbsp; &nbsp;gideceğiz &nbsp; bu &nbsp; dünyadan &nbsp; ,güzel bir &nbsp; olumlu &nbsp; &nbsp;anı &nbsp;bırakıp &nbsp; &nbsp;gitmek, &nbsp;başka ne &nbsp; olabilir. &nbsp; Bilmiyorum &nbsp; hangi &nbsp; düşünürün &nbsp; sözüdür; &nbsp; YAŞAMAK &nbsp; &nbsp;CİDDİ &nbsp;BİR &nbsp; İŞTİR. &nbsp; &nbsp;demiş. Akşam &nbsp;doğup &nbsp; sabah &nbsp; ölenlerden &nbsp; olmayalım &nbsp;.O &nbsp;KADAR.....</p>

<p>Söylemeden &nbsp; &nbsp; edemeyeceğim, bu &nbsp; ilçemizde &nbsp; yaşayıpta,yalnızca &nbsp; ÇÖP &nbsp; &nbsp;üretmek &nbsp; &nbsp;için &nbsp;yerleşenlerimize &nbsp; &nbsp;söyleyecek &nbsp; söz &nbsp; bulamıyorum. &nbsp;HEP &nbsp;şikayet &nbsp; &nbsp;ve &nbsp; memnuniyetsizlik &nbsp;birgün &nbsp; olsun &nbsp;hizmet &nbsp; &nbsp;verenleride &nbsp; &nbsp;dinlemek &nbsp; &nbsp;zahmetinde &nbsp; bulunanlar , ne &nbsp; olur şikayetlerimizde &nbsp; &nbsp;bizimde &nbsp; suçumuz /hatamız &nbsp; &nbsp;varmı &nbsp;diye &nbsp;düşününüz.<br />
Sayısız &nbsp;uyarılarım yerine &nbsp; &nbsp;ulaşmış &nbsp; olmalı, &nbsp;,ÖZBEL &nbsp;deki &nbsp; &nbsp; çöp &nbsp;harmanı,özverili &nbsp; &nbsp;görevliler &nbsp;tarafından &nbsp; bugün &nbsp; kaldırılmaktadır. Giyim &nbsp; kutularına &nbsp; sığdırılamayan &nbsp;!!!!! &nbsp; mobilya &nbsp; &nbsp;atıklarını &nbsp; seyretmekten &nbsp;semt &nbsp; sakinleri &nbsp; nedense &nbsp; pek &nbsp;rahatsız &nbsp; &nbsp; &nbsp;görünmüyordu. &nbsp;PES &nbsp; demek &nbsp; yeterli midir &nbsp; ACABA.? Sözde &nbsp;bu &nbsp;semtte &nbsp; bir &nbsp; Dernek &nbsp; &nbsp;oluşturulmuş .! &nbsp;Bana &nbsp; &nbsp; göre &nbsp; sokak &nbsp; isimleri &nbsp; &nbsp;ise, apayrı &nbsp; &nbsp;bir &nbsp;takdir &nbsp; maşallah....!!!</p>

<p>Bahçe &nbsp; atıkları &nbsp; &nbsp;olan &nbsp; &nbsp; çalı &nbsp; çırpının &nbsp; &nbsp;öğütülerek &nbsp; yeşil &nbsp; gübre &nbsp; &nbsp;veya &nbsp; &nbsp;yakıt &nbsp; &nbsp;olarak &nbsp;kullanılmasında &nbsp; ,semt &nbsp; sakinlerinin &nbsp;bir &nbsp; &nbsp;öğütme &nbsp; makinası &nbsp; &nbsp;alıp,yerel &nbsp;hizmet &nbsp; veren &nbsp; &nbsp;kamu &nbsp;kurumuna &nbsp; tahsis &nbsp; &nbsp;etmeleri &nbsp; ,yasal &nbsp;kovuşturmaya &nbsp; mahal &nbsp; &nbsp; vermez &nbsp; umarım. &nbsp;</p>

<p>Aslan &nbsp;yattığı &nbsp;yerden &nbsp;belli &nbsp; olur &nbsp;derler , &nbsp;insanda &nbsp; yaşadığı &nbsp; semtten &nbsp; belli &nbsp; olsun, &nbsp; BOŞ &nbsp;BOŞ &nbsp; OTURULMADAN....</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 15:51:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ(41) DOKUMACI  KIZLAR</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri41-dokumaci-kizlar-2775</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri41-dokumaci-kizlar-2775</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ(41) DOKUMACI  KIZLAR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kız saçların ne kara<br />
Ondan olur makarna<br />
Kara gözlü yârime<br />
Yakışmıyor sigara<br />
Yalellin yalelli<br />
Amanın kızlar yalellim ya Allah<br />
Dokumacı kızlar yalellim ya Allah</p>

<p>***<br />
Kız saçların ne uzun<br />
Gören desin maaşallah<br />
Bizim evde gelin yok<br />
Sen olursun inşallah</p>

<p>***<br />
Yalellin yalelli<br />
Amanin kızlar yalellim ya Allah<br />
Dokumacı kızlar yalellim ya Allah</p>

<p>***<br />
KIZ SAÇLARIN LÜLE LÜLE<br />
Su vermişsin bülbüle<br />
Eğer beni seversen<br />
Gezelim güle güle</p>

<p>***<br />
Yalellim yalelli<br />
Amanin kızlar yalellim ya Allah<br />
Dokumacı kızlar yalellim ya Allah</p>

<p>Fethiye yöresinin mani formatında keyifli bir türküsüdür.&nbsp;<br />
Yöre sanatçılarından İlhan Kurt dertlemiştir</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 15:50:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇAMAŞIR MAKİNEMİZ HAKKINDA</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/camasir-makinemiz-hakkinda-2774</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/camasir-makinemiz-hakkinda-2774</guid>
                <description><![CDATA[ÇAMAŞIR MAKİNEMİZ HAKKINDA]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sormuyorum bile,çamaşır makineniz var mı diye? Çünkü artık herkesin evinde var.<br />
Eğer yoksa,ya da eskimiş,değiştirilmesini istiyorsanız. Bizi okuyun.</p>

<p>Çamaşır Makinesi seçerken Nelere dikkat Etmeliyiz?</p>

<p>-Su ve elektrik enerjisi kullanımındaki verimliliğe bakın. A sınıfı bir çamaşır makinesi<br />
seçtiğinizde,su ve elektrik tüketimi daha az olacaktır.<br />
-Program sayısının çokluğu kafanızı karıştırmasın. Siz gerçek ihtiyacınız olanı seçin<br />
-Kurutuculu makine arzu edenler şunları göze almalıdır;kısa sürede fazla kuruma<br />
çamaşırın iplik ömrünü azaltır. Daha kırışık olarak makineden alınan çamaşırın ütüsü zorlaşır.<br />
Daha fazla elektrik enerjisi harcanır.<br />
-Orta sınıf eski tip bir çamaşır makinesi ile modern çamaşır makinesi<br />
karşılaştırıldığında bir çevrimde 1.45 yerine 0.95 kwh enerji harcandığı görülür. Ayrıca<br />
yıkamada kullanılan su miktarında da azalma olacaktır.<br />
-Sıkma devrinin çok yüksek olması önemli değildir. Unutmayın ne kadar yüksek<br />
devirle sıkarsanız,o kadar zor ütülersiniz. (ideal olan 600-800 devir/dak.)<br />
-Özellikle iç ve dış tambur kazanı çelik olanları seçiniz<br />
-Eğer çevrenizde elektrik kesintisi oluyorsa,voltajlar düşükse,tamamen<br />
elektronik(dijital programlı)makineler sık sorun yaşatabilir.<br />
-Sessizlik önemli ise,sıkma esnasında oluşturduğu gürültüyü diğer markalarla<br />
karşılaştırınız(desibel birimi ile...)</p>

<p>Çamaşır Makinesi kullanırken Nelere Dikkat Etmeliyiz?</p>

<p>-Tamburunuzu tıka basa doldurmayınız. Çamaşırın üstüne bastırdığınızda tambur<br />
arasındaki boşluk bir karış olmalıdır.<br />
-Fazla deterjan yıkamayı güçleştirir,hatta durulamanın tekrarı söz konusu olabilir.<br />
-Makinenizi doldurmadan program saatinde değişiklik yapmayınız.<br />
-Bozuk para vb gibi şeylerin(iğne-çivi-metal parçalar) ceplerde unutulup,makineye<br />
girmesini mutlaka önleyiniz.<br />
-Çamaşırlarınızın daha kolay temizlenmesi ve suyun kireç etkisinin azaltılması için<br />
ucuza satılan ÇAMAŞIR SODASIndan yararlanınız(deterjanınızın içine koyabilirsiniz) Pahalı<br />
kireç önleyici kullanmak zorunda değilsiniz.Çarpıcı reklamlara aldanmayınız(DEĞERLİ<br />
TÜKETİCİLER,HER ÇAMAŞIR DETERJANI İÇİNDE KİREÇ ÖNLEYİCİ VARDIR. Bunu koymak<br />
zorunludur)<br />
-Çamaşırınız az kirli ise,ekonomi düğmesine basınız.<br />
-Kurutmalı makine kullanıyorsanız,kurutma süresini az tutarak hem çamaşırın ömrünü<br />
uzatırsınız,hem de enerji tasarrufu sağlarsınız.<br />
-İki yarım kapasite çamaşır yıkama yerine,tam kapasitede çamaşırlarınızı<br />
yıkarsanız,sizin için daha ekonomik olur.<br />
-Çamaşırlarınızı çok fazla sıcaklıklarda yıkamayınız. Düşük sıcaklıklarda(40 derece)<br />
temizleme özelliği olan deterjanlar biraz daha pahalı olmakla birlikte çok yönlü yarar<br />
sağlarlar. Sıcaklığı arttırdıkça renklerinin,baskılarının,lastiklerinin,dokusunun ömrü azalır.<br />
-Yünlüler en fazla<br />
30 derece<br />
-Sentetikler en fazla<br />
40-50 derece<br />
-Pamuklular,en fazla<br />
40-60 derece aralığında yıkanmalıdır<br />
*Sık sık atık su filtresini temizlemeyi unutmayınız.<br />
Değerli Erkek Tüketici arkadaşlarım;nasılsa evin hanımı veya kızı çamaşır makinesine<br />
bakıyor demeyin. Siz de okuyun!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 15:48:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Güneş Koruyucu Seçerken Bilmeniz Gerekenler</title>
                <category>Sibel Doğan</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/gunes-koruyucu-secerken-bilmeniz-gerekenler-2773</link>
                <author>ssibeldogan@hotmail.com (Sibel Doğan)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/gunes-koruyucu-secerken-bilmeniz-gerekenler-2773</guid>
                <description><![CDATA[Güneş Koruyucu Seçerken Bilmeniz Gerekenler]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Güneş koruyucu kullanmanın önemini artık hepimiz biliyoruz. Ancak konu ürün seçmeye geldiğinde işler biraz karışabiliyor.</p>

<p>SPF 30 mu, SPF 50 mi? Mineral filtre mi, kimyasal filtre mi? Hassas ciltler hangi ürünleri kullanmalı? Lekeli ciltlerde renkli güneş koruyucular gerçekten gerekli mi?</p>

<p>Doğru güneş koruyucuyu seçmek yalnızca güneşten korunmak için değil, cilt sağlığını korumak, lekelenmeyi önlemek ve erken yaşlanma belirtilerini azaltmak için de büyük önem taşır.</p>

<p>SPF Tek Başına Yeterli Değildir</p>

<p>Birçok kişi güneş koruyucu seçerken yalnızca SPF değerine bakıyor.</p>

<p>Oysa SPF değeri yalnızca UVB ışınlarına karşı korumayı ifade eder. UVB ışınları güneş yanıklarından sorumludur.</p>

<p>Cilt yaşlanması, kolajen kaybı, elastikiyet azalması ve lekelenmede ise UVA ışınları önemli rol oynar. Bu nedenle güneş koruyucunuzun yalnızca yüksek SPF değerine değil, güçlü UVA korumasına da sahip olması gerekir.</p>

<p>Mineral ve Kimyasal Filtreler Arasındaki Fark Nedir?</p>

<p>Güneş koruyucular genel olarak mineral ve kimyasal filtreler içeren ürünler olarak ikiye ayrılır.</p>

<p>Mineral Filtreler</p>

<p>Mineral filtreli güneş koruyucular çinko oksit ve titanyum dioksit gibi mineraller içerir.</p>

<p>Bu filtreler cilt yüzeyinde koruyucu bir tabaka oluşturarak çalışır. Adeta küçük aynalar gibi davranarak güneş ışınlarının bir kısmını yansıtır ve dağıtırlar.</p>

<p>Bu nedenle özellikle yüksek korumalı mineral filtreli ürünlerde cilt üzerinde beyaz veya griye yakın bir görünüm oluşabilir. Birçok kişinin “beyaz iz bırakıyor” diye tarif ettiği durumun nedeni budur.</p>

<p>Hassas, alerjik, rozasealı ve egzamalı ciltlerde genellikle daha iyi tolere edilirler.</p>

<p>Kimyasal Filtreler</p>

<p>Kimyasal filtreler güneş ışınlarını emerek etkisiz hale getirir.</p>

<p>Genellikle daha hafif dokulu oldukları için ciltte kolay yayılır, beyaz iz bırakmaz ve günlük kullanımda daha konforlu hissedilebilirler.</p>

<p>Son yıllarda geliştirilen yeni nesil filtre teknolojileri sayesinde birçok güneş koruyucu hem yüksek UVA ve UVB koruması sağlayabilmekte hem de daha hafif dokularla üretilebilmektedir.</p>

<p>Burada önemli olan bir filtrenin diğerinden üstün olması değil, cildinizin ihtiyaçlarına uygun ürünü seçebilmektir.</p>

<p>Hangi Cilt Tipi Hangi Güneş Koruyucuyu Tercih Etmeli?</p>

<p>Rozasea (Gül Hastalığı) Olan Ciltler</p>

<p>Rozasealı ciltlerde mümkün olduğunca hassas ciltlere uygun, parfümsüz ve yüksek toleranslı ürünler tercih edilmelidir. Mineral filtreli ürünler çoğu zaman daha konforlu bir seçenek olabilir.</p>

<p>Egzamalı ve Alerjik Ciltler</p>

<p>Parfüm, yoğun alkol ve gereksiz koku vericiler içermeyen ürünler tercih edilmelidir. İçeriğin sade olması genellikle avantaj sağlar. Mineral filtreli ürünler hassas ve egzamalı ciltlerde çoğu zaman daha iyi tolere edilmektedir.</p>

<p>Yağlı ve Akneye Eğilimli Ciltler<br />
Bu cilt tiplerinde fluid, jel veya hafif emülsiyon yapısındaki ürünler tercih edilmelidir. Komedojenik olmayan ve ciltte ağırlık hissi bırakmayan formüller daha konforlu olabilir.</p>

<p>Kuru Ciltler</p>

<p>Krem dokulu ve nemlendirici içeriklerle desteklenmiş güneş koruyucular cildin gün boyu daha rahat hissetmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Hassas Ciltler</p>

<p>Parfümsüz, minimum içerikli ve hassas ciltler için geliştirilmiş ürünler tercih edilmelidir. Mineral filtreli ürünler daha uygun olacaktır.</p>

<p>Hamilelik ve Emzirme Dönemi</p>

<p>Hamilelik ve emzirme döneminde hormonal değişikliklere bağlı olarak cilt daha hassas hale gelebilir ve leke oluşumu artabilir.</p>

<p>Bu dönemde yüksek UVA korumasına sahip, hassas ciltlere uygun ürünler tercih edilmelidir. Mineral filtreli ürünler sıklıkla önerilmekle birlikte ürün seçimi kişinin cilt yapısına göre değerlendirilmelidir.</p>

<p>Çocuk ve Bebek Cildi</p>

<p>Çocukların cilt bariyeri yetişkinlere göre daha hassastır. Bu nedenle yaş grubuna uygun mineral filtreli ürünler tercih edilmeli, güneş koruyucunun yanında şapka, koruyucu kıyafet ve gölgede kalma gibi fiziksel koruma yöntemleri de kullanılmalıdır.</p>

<p>İlaç Kullanımında Güneş Koruyucu Seçimi</p>

<p>Bazı ilaçlar cildin güneşe karşı hassasiyetini artırabilir, kuruluk oluşturabilir veya lekelenme riskini yükseltebilir. Bu nedenle kullanılan ilaçlar güneş koruyucu seçiminde mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.</p>

<p>Özellikle Roaccutane ve benzeri izotretinoin içeren akne tedavilerinde cilt bariyeri zayıflayabilir, cilt daha kuru ve hassas hale gelebilir. Bu dönemde yüksek korumalı, nemlendirici özellikte ve hassas ciltlere uygun güneş koruyucular tercih edilmelidir.</p>

<p>Doğum kontrol hapları, hormon replasman tedavileri, menopoz döneminde kullanılan hormon ilaçları ve bazı hormonal düzensizlikler pigment üretimini etkileyerek güneşe bağlı lekelenme riskini artırabilir.</p>

<p>Tiroit hastalıkları ve hormonal değişimlerle seyreden bazı sağlık durumlarında da cilt daha hassas hale gelebilir. Bu kişilerde yüksek UVA korumasına sahip geniş spektrumlu güneş koruyucular tercih edilmelidir.</p>

<p>Retinol, tretinoin, asit içerikli ürünler ve dermatolojik leke tedavileri kullanan kişilerde de cilt güneşe karşı daha duyarlı hale gelir. Bu nedenle güneş koruyucu kullanımı tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır.</p>

<p>Lekeli Ciltlerde Mavi Işık Koruması</p>

<p>Melazma (gebelik maskesi), güneş lekeleri ve lekeye yatkın ciltlerde yalnızca UV ışınlarından korunmak yeterli olmayabilir.</p>

<p>Son yıllarda yapılan çalışmalar, görünür ışık spektrumundaki yüksek enerjili mavi ışığın da pigment üretimini artırabildiğini göstermektedir.</p>

<p>Özellikle doğum kontrol hapı kullananlar, hormon tedavisi görenler, hamileler ve melazmaya yatkın kişilerde bu durum daha da önem kazanmaktadır.</p>

<p>Bu nedenle leke eğilimli ciltlerde demir oksit içeren renkli güneş koruyucular tercih edilebilir. Ayrıca ürün üzerinde “Mavi Işık Koruması”, “Blue Light Protection” veya “HEV Protection” ibaresi bulunan geniş spektrumlu güneş koruyucular da ek koruma sağlayabilir.</p>

<p>Güneş Koruyucu Kullanırken Unutulan Bir Adım: Temizlik</p>

<p>Güneş koruyucuların amacı cilt üzerinde uzun süre kalmak ve koruyucu bir film tabakası oluşturmaktır. Bu nedenle birçok ürün suya, tere ve çevresel etkenlere dayanıklı olacak şekilde formüle edilir.</p>

<p>Gün boyunca ciltte kalan güneş filtreleri; sebum, makyaj kalıntıları, toz ve çevresel kirlerle birleşerek gözeneklerin tıkanmasına neden olabilir.</p>

<p>Özellikle yağlı ve akneye eğilimli ciltlerde yeterince temizlenmeyen güneş koruyucu kalıntıları zamanla siyah nokta, beyaz nokta ve sivilce oluşumuna zemin hazırlayabilir.</p>

<p>Bazı suya dayanıklı, yoğun yapılı veya renkli güneş koruyucular tek aşamalı temizleme ile ciltten tamamen uzaklaştırılamayabilir. Bu nedenle gün sonunda cildin nazik ama etkili şekilde temizlenmesi büyük önem taşır.</p>

<p>Uzman Notu<br />
En iyi güneş koruyucu en pahalı olan ya da en yüksek SPF değerine sahip olan değildir.</p>

<p>En iyi güneş koruyucu; cilt tipinize uygun olan, düzenli kullanabildiğiniz, gün içinde yenileyebildiğiniz ve gün sonunda doğru şekilde temizleyebildiğiniz üründür.</p>

<p>Unutmayın; güneş koruyucu yalnızca yaz aylarında kullanılan bir ürün değil, cildin geleceğine yapılan günlük bir yatırımdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 15:36:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2026/06/sibel-dogan-1780577581.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ayakkabı Satın Alırken Nelere Dikkat Etmeliyiz?</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/ayakkabi-satin-alirken-nelere-dikkat-etmeliyiz-2772</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/ayakkabi-satin-alirken-nelere-dikkat-etmeliyiz-2772</guid>
                <description><![CDATA[Ayakkabı Satın Alırken Nelere Dikkat Etmeliyiz?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>-Bir çift ayakkabının tekleri arasında herhangi bir<br />
görünüm,şekil,işçilik,renk,boyut farkının bulunup bulunmamasına dikkat ediniz.<br />
Ayakkabının her ikisini de mutlaka deneyiniz.<br />
-Ayakkabının içini elle kontrol ederek,astar vb.kısımlarda ayağı rahatsız<br />
edici kırışıklıklar bulunmadığından emin olunuz.<br />
-Dikiş uçları bitim yerlerinin sağlam olmasına,dikiş hatalarının<br />
bulunmamasına dikkat ediniz.<br />
-Ayakkabıların ayakla temas eden kısımlarında sentetik malzeme<br />
kullanılıp,kullanılmadığını kontrol edeniz. Çünkü sentetik malzemeler hava<br />
geçirmez ve hava geçirmeyen malzemeler ayak sağlığı için zararlıdır.<br />
-Yazın tabela kösele,kışın ise tabanı sentetik(PVC;termoplastik,kauçuk<br />
gibi) maddelerden üretilmiş,üst bölümünün derisi yumuşak olan ayakkabıları<br />
tercih ediniz.<br />
-Ayakkabı astarının boya verip vermediğini,parmağınızı ıslatıp astara<br />
sürerek tespit edebilirsiniz.<br />
-Ayakkabı iç tabanlarının ayağın doğal şekline uygun olmasına dikkat<br />
ediniz: Örneğin;yüksek ökçeli ve sivri burunlu ayakkabıları tercih etmeyiniz.<br />
-Nubuk,süet gibi çabuk kirlenen ya da boyası çabuk soyulan maddelerden<br />
üretilmiş ayakkabıları alırken ve kullanırken iklim koşullarını göz önünde bulundurun.<br />
-Çocuk ayakkabılarının arkalarının sert,ön bölümünün esnek olmasına ve<br />
burun bölümünün parmakları sıkmamasına dikkat ediniz.<br />
-İnsan ayağının hacmi gün boyu genişler,bu nedenle ayakkabınızı öğleden<br />
sonra satın almaya özen gösteriniz(saat:15.00 den sonra…)<br />
-Satın almayı düşündüğünüz ayakkabının bulunduğu kutu üzerinde<br />
aşağıdaki bilgileri mutlaka arayınız:</p>

<p>İmalatçı firmanın ticaret unvanı,kısa adı.adresi ve tescil markası. Ayakkabının sınıfı,rengi, numarası” bu<br />
ayakkabının ayakla temas eden kısımlarında suni malzeme kullanılmamıştır” ibaresi. İmal(üretim) tarihi.<br />
Parti,seri,barkot ve kod numaralarından en az biri olmalıdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 15:35:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Soğuk Bir Aralık Gününde Belçika’da  bir köy gezisi yapmak...</title>
                <category>Adil Çulhaoğlu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/soguk-bir-aralik-gununde-belcikada-bir-koy-gezisi-yapmak-2771</link>
                <author>adilculhaoglu@gmail.com (Adil Çulhaoğlu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/soguk-bir-aralik-gununde-belcikada-bir-koy-gezisi-yapmak-2771</guid>
                <description><![CDATA[Soğuk Bir Aralık Gününde Belçika’da  bir köy gezisi yapmak...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yıllar önce Belçika’da yaptığım bir köy gezisini anı olarak bir fotoğrafla da olsa sizlere sunmak istiyorum.<br />
Brüksel'den Charleroi'ya doğru yol alırken sık sık karşıma çıkan 'Lacs de L'eau 'd'Heure' levhasında<br />
belirtilen baraj gölünü aktarmak istedim. Bir hafta sonunda, baraja gitmiş, göl kıyısında yaptığımız<br />
yürüyüşte yazlık evler ve sörf yapanlar, yüzenlerin yarattığı tatil havasını soluyabilmiş ancak 'L'eau<br />
d'heure' görme merakım devam etmişti.1919 yılı Aralık ayında Charleroi geçirdiğim günlerden bulutsuz<br />
bir günde, fotoğraf makinasını alıp Yücel'in rehberliğinde, soğuk ama pırıl pırıl bir gök yüzünün altında,<br />
kırlara açıldık.<br />
İlk uğrağımız olan 13’ncü yüzyıldan kalan ŞATO Charleroi'ya yaklaşık 15 kilometre mesafedeki Ham-<br />
Sur-Heure- Nallines'de ilk gezilecek yerler arasında olarak ünlenmiş aşağısında akan Heure Çayına<br />
hakim bir tepede inşa edilmiş ve müthiş bir manzaraya sahip.1489-1941 yılları arasında Merode<br />
asilzadesinin malikanesi olarak kullanılmış olan Şato, 1 Dünya Savaşı sırasında Avustralyalı savunma<br />
güçlerinin 1918-1919 kışını geçirdikleri mekan olmuş, bugün Belediye binası olarak hizmet veriyor.<br />
Koruma altına alınmış olan Şato'da bir de tarım ve el sanatları müzesi de mevcut.<br />
Şato'nun önünden ayrılıp karşıdaki spor alanından geçerek yürüyüş yoluna ulaşıyoruz. Futbol<br />
sahasından geçerken, futbol oynayan değil drohne uçuran gençleri görüyorum. Bir ağacın dalına takılı<br />
kalan drohneyi kurtarmaya çalışıyorlardı. Heure Çayının üzerindeki köprüde durup sarının tonları<br />
arasında akan suyun ve doğanın yansıttıklarını seyre dalıp fotoğraflıyorum. Ortasından geçen Heure<br />
çayının iki yakasına yayılan kasaba iyi restore edilmiş, taş ve tuğladan yapılma 2 katlı evlerle dolu.<br />
Kasaba meydanına , Grand Place'da 19 yüzyılda inşa edilmiş Sankt Martin Kilisesi önüne varıyoruz.<br />
Eski Belediye Binasının bugün okul olarak kullanıldığını görüyoruz. Meydan hemen hemen hepsi tek<br />
katlı binalarla çevrili her türden alışveriş imkanı sunan dükkanlar sıralanmış. Kilisenin arka tarafında bir<br />
anıt heykel görüyorum. 1 ve 2.Dünya Savaşlarında şehit düşen Ham-Sur-Heure'lüler için yapılmış anıt<br />
heykelin kaidesinde 21 askerin adları yazılı. Belçika'da 1940 yılında alman güçlerine karşı ilk direniş<br />
harekatı burada başlamışsa da, direnişçiler tutuklanmış ve mahkum olmuşlar. Tarihi kaynaklarda 30<br />
kişinin idam edildiğinin yer aldığını öğreniyorum.<br />
Kasabada bir yürüyüş yaptıktan sonra,3 km kuzeyindeki Nallinnes köyüne gidiyoruz, kahve içmek<br />
için.Bir köy kahvesinde kendimize sıcak bir köşe buluyoruz. Kahveyi küçük imalatçılardan aldıklarını<br />
öğrendiğimiz bu küçük sevimli lokalde içtiğim kahve hepimizde kalıcı bir lezzet bırakıyor. Batmaya hazırlanan güneşin yansımalarını fotoğraflamak için Yücel ve Kenzi Hanımı lokalde bırakıp ben dışarı<br />
çıkıyorum.<br />
Ortasında Le Kiosque adı verilen küçük bir platformun yer aldığı meydana 4 cadde ve sokaktan giriş<br />
yapılabiliyor. Yaklaşık 1 metre yüksekliğinde altıgen şeklindeki platformda özellikle yaz aylarında<br />
müzik gösterileri yapılıyormuş. Eczanesinden bankasına kitapçısından, kütüphanesine, pastacısına,<br />
gazetecisine kadar birçok işletmenin çepeçevre yayıldığı alanda en belirgin yapı ise kilise.<br />
Meydana Çarşamba günleri araba park etmek saat 16’ya kadar yasakmış. Pazar kuruluyormuş<br />
meydanda, Çarşamba günleri. Biz de son zamanlarda üstü örtülmeye başlanan Pazar yerleri aklıma<br />
geliyor. Güneş ışıklarının kaybolmasıyla, Le Kiosque adlı lokale dönüyorum yeniden.<br />
Küçük meydanını fotoğraflarken kendimi bir tatil beldesinde hissettiren Nallines'e Le Kiosque’un<br />
kahvesini içmeye bir daha gelmeye karar verdiğimi söyleyince, görüş birliği halinde olduğumuzu fark<br />
ediyorum, Köy Gezisi’nden dönerken….</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 15:34:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/02/adil-culhaoglu-1709211157.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HAKKI TUTUP KALDIRMAK</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/hakki-tutup-kaldirmak-2770</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/hakki-tutup-kaldirmak-2770</guid>
                <description><![CDATA[HAKKI TUTUP KALDIRMAK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar ! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Gelin, konuyu yansıtması açısından yazımıza merhum İstiklal marşı şairimiz Akif'in şu dizeleri ile girelim.&nbsp;</p>

<p>Yumuşak başlı isem kim dedi uysal koyunum &nbsp;&nbsp;<br />
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum&nbsp;<br />
Kanayan bir yara gördüm mü &nbsp;yanar tâ ciğerim &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Onu dindirmek için kamçı yerim çifte yerim &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Adam ! Aldırma da geç git diyemem aldırırım &nbsp; &nbsp;<br />
Çiğnerim çiğnenirim hakkı tutar kaldırırım . &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Aziz Dostlar! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Kur'an'da adalet ve zulüm insanın imanının hayattaki en görünen gösterilerinden biridir . Adalet , Hakkı yerli yerine koymak , Allah'ın belirlediği ölçüye bağlı kalmak ve kim olursa olsun hak sahibine hakkını vermektir .Zulüm ise bir şeyi ait olduğu yerden etmek , hakkı çiğnemek , ölçüyü bozmak ve Allah'ın sınırlarını aşmaktır . Bu yüzden Kur'an'da iman ile adalet , inkâr ve zulüm arasında güçlü bir bağ kurulur.İnsan Rab'bini doğru tanıdıkça adalete yaklaşır Rab'binin ölçüsünden uzaklaşırsa da zulme sürüklenir. Kur'an'da iman yalnızca kalpte saklanan soyut bir kabul değildir .İman , insanın Rab'bini ,hayatı ,gaybı,vahyi, peygamberleri, ahireti ve kendi sorumluluğunu doğru yere koymasıdır. Bu doğru yerleşme olmadığında , adalet de ayakta durmaz. Çünkü Kur'an'ın daha başında kendisinde şüphe olmayan kitabın muttakiler (sakınanlar) için bir rehber olduğu bildirilir.( Bakara :2) Bu rehberlik, yalnızca bilgi vermek için değil, insanı erdeme, güzel ahlaka ve adalete yöneltmek içindir. Allah'ın Seçkin kulları, imanlarını ahlâkla görünür kılan , adaleti hayatlarına taşıyan kimselerdir. Nitekim Allah'ın insanlara rehber olarak seçtiği peygamberler de sadece vahyi tebliğ eden kişiler değil , aynı zamanda güzel ahlâkın ve adaletli duruşun örnekleridir. Son Elçi , Peygamberimiz Hz. Muhammed için" Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin" buyurulması da bunun açık göstergesidir. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Değerli Dostlar ! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
İnsan çevresine dikkatle baktığında , ahlaktan uzaklaşan kimseler de çoğu zaman sağlam bir istikrarın, güvenli bir ölçünün ve tutarlı bir duruşun bulunmadığını görebilir .Heva ve çıkar merkezli hayatlar, kişiyi zamanla kendi içinde çelişkilere sürükler. Buna karşılık vahyin inşa ettiği ahlak ise, insana hem huzur hem de adaletli bir karakter kazandırır .Kur'an'ın" Onlara ufuklarda ve kendi nefislerinde ayetlerimizi göstereceğiz ki onun hak olduğu kendilerine iyice belli olsun"(Fussilet :53) buyruğu da insanı bu gözleme davet eder. İnsan hem kendi dış dünyasında, hem kendi nefsinde adaletin ve güzel ahlâkın insanı nasıl inşa ettiğini, zulmün ve ahlâksızlığın ise nasıl yıkıma sürüklediğini görebilir. Çünkü insan neye iman ediyorsa hayatını da onun etrafında kurar. Zira iman esasları adaletli bir hayatın görünmeyen temelidir. Allah'a iman, insanı başkalarına kul olmaktan korur .Meleklere iman, insanın yalnız ve denetimsiz olmadığını hatırlatır. Kitaplara iman ,ölçünün vahiyden geldiğini öğretir. Peygamberlere iman, vahyin hayatta nasıl taşınacağını gösterir. Ahirete iman ise hiçbir hakkın kaybolmayacağını ve hiçbir zulmünün sonuçsuz kalmayacağını bildirir. Bu yüzden iman sadece "İnanıyorum" demek değil, insanın hayat ölçüsünü Allah'ın bildirdiği hakikate göre düzenlemesidir. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Can Dostlar ! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Âl-i İmran sûresinin 18. ayeti tevhid ile adaleti aynı zeminde buluşturur. Allah , kendisinden başka ilâh olmadığına, adaleti ayakta tutarak şahitlik eder. Melekler ve ilim sahipleri de bu şahitliğe katılırlar. Bu âyet bize, Allah'tan başka ilâh olmadığını bilmek , aynı zamanda hakkı yerli yerine koyan bir ölçü ile yaşamaktır Çünkü Allah'ın birliğini kabul eden insan, Allah'a ait olanı yaratılmışlara dağıtmaz. Hükmü kula vermez.Hamdi kula yönetmez. Rızkı yaratılmıştan bilmez. Güveni zalim de aramaz. İzzeti ,güç sahiplerinden beklemez. Özetlemek gerekirse hangi şartlar altında olursa olsun mazlumun yanında olmak, hakkı ve adaleti ayakta tutmak mü'minin vazgeçilmez ahlâkı olmalıdır. Bu ahlâkı kendisine elbise edinenlere selâm olsun.&nbsp;<br />
Bugünlük de bu kadar.... Bundan sonraki yazımızda başka bir konuda yine beraber olabilmek ümidiyle.. Sağlıkla kalın. Esen kalın . Hoş kalın . Can dostlar !</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 15:27:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GÜZEL BİR HAYATI  KİM İSTEMEZ Kİ</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/guzel-bir-hayati-kim-istemez-ki-2769</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/guzel-bir-hayati-kim-istemez-ki-2769</guid>
                <description><![CDATA[GÜZEL BİR HAYATI  KİM İSTEMEZ Kİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar !&nbsp;<br />
Bu konuyu geçen yıl da işlemiştik. &nbsp;Ama olsun. Üzerinde çok konuşulmaya ve durulmaya değer bir konu .Adına ömür dediğimiz bu süreç, bazen bebekken, bazen gençlik çağında, bazen de yaşlılıkta son bulur. Ecel denilen o şey, ne bir an geri alınabilir, ne de ertelenebilir (Nahl :61- Münafıkûn :11 ) .Asıl önemli olan nedir biliyor musunuz ? İşte bu süreci sağlıklı, huzurlu ve yaradanın emirlerini yerine getirip onun hoşnutluğunu kazanmakla olur. Yoksa geceleri saat 02' lere kadar televizyon başında veya elde cep telefonu ile , gündüzleri de kahve köşelerinde poker, pişti ve papaz kaçtı ile geçirerek değil. Kutlu elçi bir hadisin de şöyle der ."Allah katında değerinin ne olduğunu bilmek istiyorsan ne işle meşgul olduğuna bak &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Aziz Dostlar ! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Her zaman olduğu gibi konuya yine bir ayetle gireceğiz .Hangi ayet mi ? &nbsp;Tam da yazılıp baş ucuna asılacak bir ayet. Yüce yaratıcı &nbsp;Nahl sûresinin 97. ayetinde kullarına aynen şöyle bir mesaj verir." Erkek veya kadın kim mü'min olarak iyi işler yaparsa onu mutlaka güzel bir hayat ile yaşatacağız , ödüllerini de elbette yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz " Güzel bir hayat için ne güzel bir müjde değil mi? Ama önce bu müjdeye itibar edecek bir akıl, bir vicdan bir feraset gerekmez mi ? Bir yetimin başını okşamak ,bir fakirin karnını doyurmak , sıcaktan bunalmış bir kedi veya köpeğin susuzluğunu gidermek, muhtaç bir komşuna bir tas çorba ikram etmek, evlenme çağına gelmiş kimsesiz bir kıza veya erkeğe koruyucu olmak, onların çeyiz masraflarına katkıda bulunmak .Bunları yapmak çok da zor olmasa gerek. Bunları yapamıyorsak bile kalp kırmamak ,kötü söz söylememek. Gönülleri hoş tutmak.Cenaze namazı kılınırken cenaze başında imamın "Mevta'yı nasıl bilirdiniz ?"sorusuna iyi bilirdik demek mevta için güzel bir şahitlik &nbsp;değil midir? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Söz dedik de aklımıza geldi Yunus ne güzel diyordu ." &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Söz ola kestire başı &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Söz ola kese savaşı &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Söz ola ağûlu aşı &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Bal ile yağ ide bir söz&nbsp;<br />
Kıymetli Dostlar! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Bakın batılı filozoflar da güzel söz için ne demişler. Sözü yerinde ve zamanında kullanmak, lüzumsuz bir şey ifade etmeyen sözlerden kaçınmak gerekir .Zira insan konuşmaya başlayınca şaşırmaya da başlar (Geothe) &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; "Az konuşmaktan pek az, çok konuşmaktan sık sık pişman olunur" der Konfüçyüs &nbsp;de .Söz gümüşse sükut altındır ,İki dinle bir söyle de bizim kültürümüze yerleşmiş deyimlerdendir &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Her neyse ! Biz tekrar asıl konumuza dönelim. Kur'an'ı Hayat kitabı ,o kutlu elçiyi de örnek edinirsek inanın o arzuladığımız güzel hayat kendiliğinden gelir .Çünkü senin O'na yakın olman O'nun sana yakın olmasıdır.&nbsp;<br />
Değerli Dostlar!<br />
Yalnız güzel bir hayat denilince sadece bu dünya hayatı anlaşılmasın ! Bir de madalyonun arka yüzü var ki o da ebedî olan ahiret hayatı. Yanıldığımız nokta işte bu. Ahiret hayatını göz ardı ettiğimiz için hep bu dünya hayatına odaklanıyoruz .Her iki hayatı da elmanın iki yarısı gibi görmek gerekir. Selam olsun hayata bu çerçeveden bakanlara... Rabb'imizden dileğimiz odur ki !Bu idrak ve şuuru bizlerde yaşatsın ve diri tutsun duasıyla yazımızı burada noktalıyoruz .Bundan sonraki yazımızda başka bir konuda buluşmak ümidiyle Âlemlerin Rab'bine emanet olunuz. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Sağlıkla kalın .<br />
Esen kalın.&nbsp;<br />
Hoş kalın&nbsp;<br />
Can Dostlar !</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 15:55:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Alışveriş yaparken Nelere Dikkat Etmeliyiz?</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/alisveris-yaparken-nelere-dikkat-etmeliyiz-2768</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/alisveris-yaparken-nelere-dikkat-etmeliyiz-2768</guid>
                <description><![CDATA[Alışveriş yaparken Nelere Dikkat Etmeliyiz?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>1-Alışverişe mutlaka alışveriş listesiyle çıkın<br />
2-Değişik yerlerden fiyat ve marka araştırması yapın<br />
3-Fiyatı uygun olan mallar arasında;garanti belgesi,bilgi veren etiketi veya<br />
standarda(TSE gibi) uygunluk markası olanı tercih edin.<br />
4-Satın alınacak malın çeşidine göre kullanım ve bakım özelliklerini öğreniniz.<br />
5-Ağır maddeleri en son alacak şekilde yapınız<br />
6-satıcının veya görevli kişinin bilgilerine temkinli yaklaşın<br />
7-Tartı,ölçü araçlarının çoğu doğru kullanılıp kullanılmadığına dikkat edin<br />
8-Alışveriş için makul ölçülerde kalite ve çeşit bulunduran mağazaları seçin.<br />
9-Alışverişe yorgun ve aç çıkmayınız.</p>

<p>BAZI KÜÇÜK BİLGİLER</p>

<p>*Yumurta alacaksanız,60 gramdan az olmamasına dikkat ediniz.<br />
*Tavuk rengi beyazdır. Rengi değişmiş tavuk almayın<br />
*Son kullanma tarihlerine bakın<br />
*Biberin koyu yeşil ve yumuşak olanını seçin<br />
*Hıyarın sert olanını alın. Elinizle dokunduğunuzda sünger gibi yumuşak hıyar almayın.<br />
*Bazı meyveler parafinle saklandıkları için üzerleri yağlı gibi parlak olur,ya almayın,alırsanız<br />
da mutlaka çok iyi yıkayın. Hatta meyve yıkamalarında sirke ve limon karışımı kullanın.<br />
*Bulaşık deterjanı yerine, Arap sabunu(Javel suyu) kullanın. Sabun tozu kullanın. En iyisi sıvı<br />
deterjanı tercih edin.İçine yine iki damla limon,bir iki damla sirke katın.<br />
*Ambalajlı ürün alırken ,mümkünse içindekileri de okuyarak alınız.<br />
*Hazır yoğurt alacaksanız, probiyotik olanını tercih edin. Veya yoğurdun cam veya toprak<br />
kapta olanını alın. Plastik kapta olanını alacaksanız,alttaki plastik numarasına dikkat edin(5<br />
numara olanını alın)<br />
*Küçük ekmek almayın. En az 400 gr olan ekmeği tercih edin<br />
*Çikolata ve gofret alırken içindekileri iyi okuyun. GDO lu mu değil mi bakın.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 15:55:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ(39)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri39-2767</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri39-2767</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ(39)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><br />
Çek deveci develeri engini,<br />
Şimdiki rağbet güzelnen zengine,<br />
Devem var densiz, ak gerdanı bensiz,<br />
Ben edemem sensiz, sen edemen bensiz,<br />
Çek deveci develeri örümü<br />
Yük vurmuşlar altı aylık doruma<br />
Devem yüksek atamadım urganı,<br />
Üşüdükçe çek başına yorganı.<br />
Devem var, develerim var daylak<br />
Nasıl edem her yanların pek oynak<br />
Çek deveci develeri yokuşa,<br />
Gül memeler ak gerdana tokuşa</p>

<p>DEVECİ-2<br />
Develerin düzeni yok,<br />
Çekenin de izanı yok<br />
Dağdan iner düze gider,<br />
Kimdir nedir bileni yok.<br />
Çek deveci çanların inlesin,<br />
Geldiğin yerler bilinsin.<br />
Develer katar katar<br />
Çilbiri suya batar<br />
Deveciyi görünce,<br />
Ana babaya kim bakar?&nbsp;<br />
Çek deveci çanların inlesin<br />
Geldiğin yerler bilinsin,</p>

<p>Bugünkü Yatağan’ın eski yıllarda Ahiköy’dür. Burası aynı zamanda Milas, Aydın ve<br />
Muğla yollarının kesiştiği yerdir. Her evde birkaç deve olduğundan, bir diğer adı da DEVECİ<br />
KÖYÜ” olarak bilinir. Develerle sürekli yapılan taşımacılık hem zorlu hem de zevklidir.<br />
Yörükler de develerle göç ederlerdi. Bağyaka yakınlarındaki bir konaklama sırasında<br />
bir çoban kızın deveciye gönül vermesi sonrası, sevgisini anlatabilmek için maniler yakar ve<br />
bu manilerden türkü doğar.<br />
Ancak, başka yörelerde de develerle ilgili maniler ve türküler görülür. Fethiye,<br />
dalaman, Ortaca, Gökova, Yatağan, Milas ve Muğla Merkez köylerinde, türkü değişik söz<br />
dizimleriyle görülmektedir.<br />
Bir sonraki türkümüz yine deveci üzerine olacaktır. Türkünün derlenip kayıtlara<br />
geçirilmesini Araştırmacı yazar Tarcan OĞUZ, Mustafa Evci’den deryerek günümüze<br />
aktarmıştır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 15:54:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Cildinimizin Görünmez Kahramanı: Cilt Bariyeri</title>
                <category>Sibel Doğan</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/cildinimizin-gorunmez-kahramani-cilt-bariyeri-2766</link>
                <author>ssibeldogan@hotmail.com (Sibel Doğan)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/cildinimizin-gorunmez-kahramani-cilt-bariyeri-2766</guid>
                <description><![CDATA[Cildinimizin Görünmez Kahramanı: Cilt Bariyeri]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda cilt bakımıyla ilgilenen herkesin sıkça duyduğu bir kavram var: Cilt bariyeri.</p>

<p>Peki, nedir bu cilt bariyeri?</p>

<p>En basit tanımıyla cilt bariyeri, cildimizi dış etkenlere karşı koruyan görünmez bir kalkan gibidir. Cildin en üst tabakasında bulunan bu yapı; nem kaybını önlemeye yardımcı olurken bakteri, kir, alerjenler ve çevresel faktörlere karşı da koruma sağlar.</p>

<p>Sağlıklı bir cilt bariyeri; daha parlak, dengeli ve konforlu bir cilt anlamına gelir. Ancak bu koruyucu tabaka zarar gördüğünde cilt bize çeşitli sinyaller vermeye başlar.</p>

<p>Aniden gelişen hassasiyet, kızarıklık, yanma hissi, gerginlik, pul pul dökülme, sık tekrarlayan sivilceler, kaşıntı ve kullanılan ürünlere karşı tahammülsüzlük bunların en sık görülenleridir.</p>

<p>Çoğu zaman bu belirtilerin nedenini kullandığımız üründe ararız. Oysa sorun bazen ürün değil, zarar görmüş cilt bariyeridir.</p>

<p>Peki, cilt bariyerine farkında olmadan nasıl zarar veriyoruz?</p>

<p>Aşırı Temizlik</p>

<p>Cildin gıcır gıcır temiz olması gerektiğini düşünürüz. Oysa yüzü sık sık yıkamak, sert temizleyiciler kullanmak veya cildi sürekli arındırmaya çalışmak doğal koruyucu tabakanın zayıflamasına neden olabilir.</p>

<p>Asit İçeren Ürünleri Bilinçsiz Kullanmak</p>

<p>Son yıllarda AHA, BHA, PHA ve çeşitli meyve asitleri içeren ürünler oldukça popüler hale geldi. Doğru kullanıldıklarında cilt görünümünü iyileştirmeye yardımcı olabilirler. Ancak yüksek oranlarda, gereğinden sık veya birden fazla aktif içerikle birlikte kullanıldıklarında cilt bariyerini zorlayabilirler.</p>

<p>Kızarıklık, yanma hissi, gerginlik, kuruluk ve hassasiyet artışı çoğu zaman cildin fazla uyarıldığının işaretidir.</p>

<p>Ciltle Sürekli Oynamak ve Müdahale Etmek</p>

<p>Sivilceleri sıkmak, kabukları koparmak, siyah noktaları sürekli temizlemeye çalışmak veya yüzümüze sık sık dokunmak farkında olmadan cilt bariyerine zarar verebilir.</p>

<p>Özellikle iyileşme sürecindeki sivilce ve yaralara müdahale etmek lekelenme riskini artırabilir ve cildin kendini onarma sürecini uzatabilir.</p>

<p>Lazer ve Tıraş Sonrası Bakımı İhmal Etmek</p>

<p>Lazer uygulamaları, ağda, epilasyon ve hatta günlük tıraş işlemleri cilt yüzeyinde mikro düzeyde hassasiyet oluşturabilir. Bu dönemlerde cildi yatıştıran ve bariyeri destekleyen ürünler kullanmak önemlidir.</p>

<p>Güneş Koruyucu Kullanmayı İhmal Etmek</p>

<p>Güneş yalnızca lekelenmeye neden olmaz. Uzun süre korunmasız güneş maruziyeti, cilt bariyerinin zayıflamasına ve nem kaybının artmasına da neden olabilir.</p>

<p>Özellikle yaz aylarında güneş koruyucuyu düzenli kullanmak, cildin doğal savunma sistemini korumaya yardımcı olur.</p>

<p>Bazı İlaç Tedavileri</p>

<p>Akne tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar, retinoidler ve cildi kurutabilen bazı medikal uygulamalar cilt bariyerini geçici olarak hassaslaştırabilir. Bu süreçlerde doktorun önerdiği nemlendirici ve bariyer destekleyici ürünlerin düzenli kullanılması önemlidir.</p>

<p>Peki, güçlü bir cilt bariyeri için ne yapmalıyız?</p>

<p>Öncelikle sadeleşmeliyiz. Nazik bir temizleyici, cilt tipine uygun bir nemlendirici ve düzenli güneş koruyucu kullanımı çoğu zaman karmaşık bakım rutinlerinden daha etkili sonuçlar verir.</p>

<p>Yeni bir ürüne başlamadan önce cildin ihtiyacını doğru belirlemek, aktif içerikleri bilinçli kullanmak ve cilde toparlanması için zaman tanımak gerekir.</p>

<p>Uzman Notu</p>

<p>Cilt bariyerinin yapı taşlarından biri olan seramidler, cildin nemini korumasına ve dış etkenlere karşı savunma oluşturmasına yardımcı olan doğal lipitlerdir. Yaş alma, güneş hasarı, aşırı temizlik ve bazı medikal tedaviler seramid seviyelerinin azalmasına neden olabilir.</p>

<p>Cilt bariyerini desteklemek için seramid, niasinamid, panthenol ve hyalüronik asit içeren ürünler tercih edilebilir. Özellikle bariyeri zayıflamış ciltlerde yalnızca ev maskeleri yeterli olmayabilir; doğru dermokozmetik ürün seçimi ve düzenli bakım da büyük önem taşır.</p>

<p>Unutmayın; sağlıklı bir cilt bariyeri yalnızca daha güzel görünen bir cilt sağlamaz, kullandığınız ürünlerden daha iyi sonuç almanıza da yardımcı olur.</p>

<p>Cilt Bariyerini Destekleyen Ev Maskesi</p>

<p>Malzemeler</p>

<p>* 1 yemek kaşığı ezilmiş avokado• 1 çay kaşığı ince çekilmiş yulaf• 1 çay kaşığı bal</p>

<p>Tüm malzemeleri karıştırıp temiz cilde uygulayın. 10-15 dakika beklettikten sonra ılık suyla durulayın.</p>

<p>Avokado içerdiği doğal yağlar sayesinde cildin daha yumuşak hissedilmesine yardımcı olabilir. Yulaf yatıştırıcı özellikleriyle bilinirken, bal cildin nem tutma kapasitesine destek sağlayabilir.</p>

<p>Cildiniz bazen daha fazla ürüne değil, daha fazla korumaya ihtiyaç duyar. Çünkü güçlü bir cildin sırrı, onu sürekli değiştirmeye çalışmak değil, doğal savunma sistemini desteklemektir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 15:52:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2026/06/sibel-dogan-1780577581.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YOL YÜRÜYENE AÇILIR (2)</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/yol-yuruyene-acilir-2-2765</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/yol-yuruyene-acilir-2-2765</guid>
                <description><![CDATA[YOL YÜRÜYENE AÇILIR (2)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can dostlar !&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Önceki yazımızda yolun yürüyene açılacağından, açılacak olan bu yolun kolaylaştırılacağından,&nbsp; bu yola ilim, irfan, marifet, hakikat, hikmet , keşif gibi yolların da bağlanarak adeta o yolun uzun ve geniş bir cadde haline dönüşeceğinden , yazımızın sonunda da insanı, İnsan-ı Kâmil olmanın sırrına taşıyacağından söz etmiştik. Ve son olarak da gençlik yıllarımızda yazmış olduğumuz" Mü'min-i Kâmil Sensin "başlıklı şiirimizle sizleri tanıştıracağımızı ifade etmiştik .Şimdi o şiiri aşağıda sizlerle paylaşmak istiyorum.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;MÜ'MİN - İ KAMİL SENSİN&nbsp; Bir tebessüm bile, sayılırken sadaka&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; İbadettir çalışman, kazandığın nafaka Haramdan arındırıp, düşmeden sen nifaka Paylaştıra bildiysen,mü'min-i&nbsp; kâmil sensin&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Eğer komşunda varsa, senelerdir küs kalmış Barıştırmak için din, yalanı mubah saymış&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Geçmişse böyle fırsat, ele kaçırılmazmış Barıştırabildiysen,mü'min-i kâmil sensin&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Ana babanı gözet, akrabana yardıme et&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;İnsanlar içinde de,&nbsp; sen adaletle emret&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; İyiyi öğütleyip ,kötülükten de nefret&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Ettirebiliyorsan, mü'min-i kâmil sensin&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Yan sokakta bir hasta, olduğunu duyduysan Bıkmadan soruşturup, ısrarla araştırsan&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Dilinle merhem olup, derdini paylaştıysan.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Hele savuşturduysan, mü'min-i kâmil sensin&nbsp; &nbsp; &nbsp;Sûre -i Asr-a bak bir, sûrelerin tâcıdır&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Aklından çıkarma asla, takvanın ilacıdır&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Sabır denen şerbetse, hem tatlı hem acıdır&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Eğer içebildiysen ,mü'min-i&nbsp; kâmil sensin&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Araştır mahallende ,vardır muhakkak bir aç&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Haftalardır belki de, o tek lokmaya muhtaç&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Ne Abbas'ı kıskanış, ne Ömer'edir kıvanç Doyurabildiysen , mü'min-i kâmil sensin&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Elini çabuk tutup, önce selamı sen ver&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; O kibir denen postu, ayaklar altına serer&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Güve olur kemirir, takvâyı bitirir yer&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Yedirmiyorsan eğer,mü'min-i kâmil sensin&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; O yaradan ki sana, şah damarından yakın&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Cennetleri vadeden, sahte şeyhlerden sakın&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Nefsi ruhunda erit, öyle bir tavır takın&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Eritebiliyorsan, mü'min-i kâmil sensin&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Hiç yüzünden olsa biri, etse sana hakaret&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Sen onu hoşgörü ver ,tutma kin etme nefret.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Pişman olur da bir gün, gelir der beni affet Affedebiliyorsan, mü'min-i kâmil sensin&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bir kenara çektiysen, yolda duran bir taşı&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Gayretinle durduysa, bir yetimin gözyaşı&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Sofrasına koyduğun, bir tabak sıcak aşı&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Üfleyip yedirdiysen, mü'min-i kâmil sensin&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bütün bu faziletler, eğer sen de var ise&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Düşme sakın korkuya, kapılmayasın&nbsp; ye'se&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Tevazu, ihsan ,takva, zor gelse de hep nefse&nbsp; &nbsp; &nbsp; Mü'min-i kâmil&nbsp; değil, Mürşid-i&nbsp; kâmil sensin. Değerli dostlar !&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Şiirimizi burada noktaladık.Bundan sonraki yazımızda yine birlikte olabilmek ümidiyle ..&nbsp; &nbsp; Sağlıkla kalın. Esen kalın. Hoş kalın.<br />
Şiirimizi burada noktaladık.Bundan sonraki yazımızda yine birlikte olabilmek ümidiyle.. &nbsp; &nbsp;<br />
Sağlıkla kalın.&nbsp;<br />
Esen kalın.&nbsp;<br />
Hoş kalın.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 15:42:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AYIP  OLMUYOR  MU???</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/ayip-olmuyor-mu-2764</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/ayip-olmuyor-mu-2764</guid>
                <description><![CDATA[AYIP  OLMUYOR  MU???]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Darılmak &nbsp; &nbsp;gücenmek &nbsp; yok. &nbsp;Bu &nbsp;ilçede &nbsp; doğmuş &nbsp; ve &nbsp;son &nbsp; 12 &nbsp;yıldır &nbsp;da &nbsp;.kesintisiz &nbsp; olarak &nbsp; burada &nbsp;yaşamakta &nbsp; olan &nbsp;biri &nbsp; olarak, Özbel &nbsp;pazar &nbsp; yolundan &nbsp; &nbsp;geçerken,inanınız &nbsp; &nbsp;UTANDIM.</p>

<p>Kamu &nbsp;tarafından ,kullanılabilir &nbsp; &nbsp;giyim &nbsp; eşyalarının toplanarak &nbsp; &nbsp;değerlendirilmesi &nbsp; &nbsp; amacı &nbsp; &nbsp;ile,uygun &nbsp;yerlere &nbsp; konan &nbsp;kutuların ,çöp &nbsp;kutusu &nbsp;haline &nbsp; &nbsp;getirilmesine &nbsp; &nbsp;kamu &nbsp;ne &nbsp; yapsın. Kutuladın &nbsp;dışlarına &nbsp;kadar &nbsp; &nbsp;taşan &nbsp; &nbsp;atıkları &nbsp; &nbsp; gördüğüm &nbsp; zaman,bu &nbsp;alanda &nbsp;bizlere &nbsp; &nbsp;canla &nbsp;başla &nbsp;hizmet &nbsp; &nbsp;vermeye &nbsp; çalışanlara &nbsp; söyleyecek &nbsp; söz &nbsp; bulamıyorum. Bu &nbsp; görüntüye &nbsp;neden &nbsp; &nbsp;olanların ,sütten &nbsp; çıkmış &nbsp; ak &nbsp;kaşık &nbsp; gibi &nbsp; tenkitte &nbsp; &nbsp; mangalda &nbsp; kül &nbsp; bırak mamalarına &nbsp; ne &nbsp; demeli .? &nbsp;<br />
Hem suçlu ,hemde &nbsp;FODUL &nbsp; &nbsp; OLMALARINA &nbsp; NE &nbsp;DEMELİ.?</p>

<p>Bu &nbsp;köşeden &nbsp; &nbsp;defalarca &nbsp; yazar &nbsp;dururum, problemin &nbsp; kaynağı &nbsp;bizlerin &nbsp; &nbsp;uygulamaları &nbsp; &nbsp;isek, &nbsp;kamuyu &nbsp; ve &nbsp; sorumlularını &nbsp; tenkit &nbsp; etmeye &nbsp; &nbsp;hiç &nbsp;hakkımız &nbsp; &nbsp; &nbsp;YOK.</p>

<p>Örneğin, Emlak &nbsp; &nbsp;Vergisi &nbsp; ödemeleri &nbsp; &nbsp;Mayıs &nbsp; &nbsp;ayında &nbsp; yapılır. Bu &nbsp;ayın &nbsp; &nbsp;son &nbsp; &nbsp;günleri &nbsp; tatile &nbsp; &nbsp;denk &nbsp; &nbsp;gelmesi &nbsp; nedeni &nbsp; &nbsp;ile, Haziran &nbsp; &nbsp;ayının &nbsp; ilk &nbsp; günü &nbsp; Belediyemiz &nbsp; &nbsp;önündeki &nbsp; kuyruğa &nbsp; &nbsp;ne &nbsp;demeli...???</p>

<p>İlçemizin &nbsp; İskele &nbsp; Merkez &nbsp; Mahallesinde &nbsp; &nbsp;bazı &nbsp;yollar &nbsp;tek &nbsp;yönlü &nbsp; olarak &nbsp; &nbsp;düzenlenmiştir. &nbsp; Gelin &nbsp; &nbsp; görün ki,bu &nbsp;konuda &nbsp;da &nbsp;uygulamaya &nbsp; pek &nbsp; uymuyoruz. Bilhassa &nbsp;servis &nbsp;hizmeti &nbsp; &nbsp;veren &nbsp; motor &nbsp;kuryelerinin &nbsp; yarattığı &nbsp;keşmekeşliğe &nbsp;kim/kimler &nbsp; dur &nbsp;diyecek &nbsp;bilmiyorum.İllede &nbsp; hiç &nbsp; arzu &nbsp; etmediğimiz &nbsp; ,can &nbsp;kaybına &nbsp; &nbsp;neden &nbsp; olacak &nbsp; bir &nbsp;kazanın &nbsp; gerçekleşmesi mi &nbsp; &nbsp; gerekiyor.?<br />
Gün &nbsp; geçmiyor ki &nbsp; &nbsp;alkollü &nbsp; araç &nbsp;kullanımından &nbsp;dolayı &nbsp; &nbsp;trafik &nbsp;kazası &nbsp; olmasın. Susturucusu &nbsp; &nbsp;olmayan -plakasız &nbsp;motorların &nbsp; neden &nbsp; olduğu &nbsp; &nbsp;gürültü , &nbsp; ehliyetsiz &nbsp; &nbsp;kullananların &nbsp; &nbsp; elinde &nbsp; birer &nbsp; trafik &nbsp; &nbsp;CANAVARI.&nbsp;</p>

<p>Sokakda &nbsp; yaşamlarını &nbsp; sürdüren &nbsp; &nbsp;evcil &nbsp;hayvanları &nbsp;korumak/beslemek &nbsp; güzelde, &nbsp;yiyeceklerinin &nbsp; &nbsp; rastgele &nbsp; sokaklara &nbsp; &nbsp;serpilmesi &nbsp; pek &nbsp; güzel &nbsp;bir &nbsp; &nbsp;görüntü &nbsp;olmuyor. Belirli &nbsp; kör &nbsp; noktalara &nbsp;birer &nbsp;kap &nbsp; &nbsp;içinde &nbsp;bırakılması, &nbsp;bir &nbsp;yöntem &nbsp; olabilir.</p>

<p>Çeşitli &nbsp; etkinlikler &nbsp; &nbsp;için &nbsp;rastgele &nbsp; &nbsp;yerlere &nbsp; asılan/yapıştırılan &nbsp; &nbsp;ilanlar, sokak &nbsp; kirliliğinin &nbsp; artmasına &nbsp; &nbsp; neden &nbsp; olmaktadır. Bu &nbsp;konudada &nbsp; &nbsp; duyarlılık &nbsp; &nbsp;öncelikle &nbsp;bizlere &nbsp; düşmezmi...?</p>

<p>KİMSELERDEN &nbsp; &nbsp;ŞİKAYETÇİ &nbsp; OLMADAN, &nbsp; KENDİMİZİ &nbsp; &nbsp;KENDİMİZE &nbsp; &nbsp;ŞİKAYET &nbsp; &nbsp;EDELİM, &nbsp; &nbsp;Ö N C &nbsp;E. &nbsp; !!!!!!!</p>

<p>Sağlıcakla..<br />
YK &nbsp; &nbsp;<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 15:42:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Datça’nın Zaman Tüneli: Hızırşah İsminin İzinde</title>
                <category>Mehmet ÖLMEZ</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/datcanin-zaman-tuneli-hizirsah-isminin-izinde-2763</link>
                <author>mehmetolmez048@hotmail.com (Mehmet ÖLMEZ)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/datcanin-zaman-tuneli-hizirsah-isminin-izinde-2763</guid>
                <description><![CDATA[Datça’nın Zaman Tüneli: Hızırşah İsminin İzinde]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yarımadanın rüzgarıyla yoğrulmuş topraklarında yürürken, her taşın, her eski kapının ardında bir hikayeyle karşılaşır insan. Datça dendiğinde aklımıza ilk gelen o masmavi bükler, badem çiçekleri ve antik Knidos surları olsa da yarımadanın ruhunu asıl saklayan yerler, asırlık köyleridir. İşte o köylerin başında, tarihiyle ve vakur duruşuyla bizi selamlayan Hızırşah gelir. Peki, geçmişin izlerini bugüne taşıyan bu kadim köyün, kulağa hem mistik hem de heybetli gelen ismi nereden geliyor?<br />
Hızırşah isminin kökeni, bizi yarımadanın antik çağlarından alıp Anadolu’nun Türkleşme ve İslamlaşma dönemine, yani 13. ve 14. yüzyılın o hareketli beylikler devrine götürür. Tarih sayfalarını araladığımızda karşımıza çıkan ilk ve en güçlü bağ, Menteşeoğulları Beyliği olur. Muğla ve çevresinde hüküm süren Menteşeoğulları’nın yarımadayı yurt edinmesi sürecinde, bölgeye yerleşen ya da burayı yöneten "Hızırşah" isimli bir Türk beyinin veya komutanının varlığı bilinir. Tıpkı Anadolu’nun pek çok köşesinde olduğu gibi, burayı vatan kılan ulu zata duyulan saygının bir nişanesi olarak köy, yüzyıllar boyunca onun ismiyle anılmıştır.</p>

<p>Bu tarihi bağın en somut kanıtı ise köyün girişinde tüm zarafetiyle zamana meydan okuyan Hızırşah Camiidir. Erken dönem Türk-İslam mimarisinin yarımadadaki bu benzersiz örneği, sadece bir ibadethane değil; Hızırşah adının bu topraklara çakılan resmi bir mührü gibidir.<br />
Madalyonun diğer yüzünde ise resmi tarihin ötesine geçen, nesilden nesile aktarılan o sıcak halk inanışları yer alır. Anadolu kültürünün en zarif motifi olan "Hızır" kültü, bu köyün isminde de hayat bulur. Darda kalana el uzatan, bereketiyle gelen Hızır Aleyhisselam’a duyulan hürmet, ona yakıştırılan "Şah" unvanıyla birleşmiş ve burayı manevi bir sığınak haline getirmiştir. Köyün çevresindeki kadim ziyaret alanları ve asırlık kültür, bu inancın toprakla nasıl harmanlandığının en güzel kanıtıdır.<br />
Bugün Hızırşah, yarımadanın sadece coğrafi bir noktası değil; Knidos’tan Menteşeoğulları’na, Osmanlı’dan günümüze uzanan çok katmanlı bir kültürün özetidir. Bir beyle başlayan, bir ulu camiyle kök salan ve halkın gönlündeki Hızır inancıyla ölümsüzleşen bu isim, Datça’nın hafıza defterindeki en değerli satır başlarından biri olmaya devam ediyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 15:41:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/mehmet-olmez-1765739910.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AH  KEŞKE  DEMEDEN</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/ah-keske-demeden-2762</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/ah-keske-demeden-2762</guid>
                <description><![CDATA[AH  KEŞKE  DEMEDEN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hepimizin hayatında ,yapamadığımız &nbsp; işler &nbsp; &nbsp; konularında &nbsp; ; &nbsp;AHHHHHH &nbsp; KEŞKE &nbsp;DEDİKLERİMİZ &nbsp; &nbsp;PEK &nbsp;ÇOKTUR.</p>

<p>Söyleyemediğimiz,ifade &nbsp; &nbsp;edemediğimiz &nbsp; &nbsp; &nbsp;hislerimiz ,ertelediğimiz &nbsp; &nbsp;pek &nbsp; çok &nbsp; konularda &nbsp; &nbsp; keşkelerimiz &nbsp; o &nbsp;kadar &nbsp; çoktur &nbsp;ki, &nbsp;saymakla &nbsp; bitmez.</p>

<p>UNUTMAYINIZ; &nbsp; &nbsp; DÜN &nbsp; YAŞANDI &nbsp; BİTTİ, &nbsp;YARINLAR &nbsp; MEÇHUL, &nbsp;YAŞADIĞIN &nbsp; &nbsp;GÜN &nbsp; &nbsp;VE HAYAT &nbsp;BUGÜN. &nbsp; &nbsp; o'kadar. &nbsp;Bundan &nbsp; dünleri &nbsp; yaşanmışlıkları &nbsp; &nbsp;silip &nbsp; atmak &nbsp; &nbsp;gibi &nbsp; bir &nbsp; sonuç &nbsp; çıkarılmasın. &nbsp;Elbette &nbsp;,dünleri &nbsp;unutmayacağız.Ancak &nbsp; aynı &nbsp;hataları &nbsp;yaşamamak &nbsp; &nbsp;için &nbsp; o &nbsp;kadar.&nbsp;</p>

<p>Yaşam &nbsp;doğal &nbsp; olarak &nbsp;devam &nbsp; edip &nbsp; &nbsp;gidecek. &nbsp;Bizlere &nbsp; bu &nbsp; zaman &nbsp;dilimi &nbsp; içinde &nbsp; &nbsp;biçilen &nbsp;rol &nbsp; &nbsp;ve &nbsp; süreyi &nbsp;yaşayıp &nbsp; &nbsp;gideceğiz. &nbsp;Sonsuz &nbsp; olan &nbsp; tek &nbsp;şey &nbsp; var ki &nbsp;; &nbsp; o &nbsp;da &nbsp;zaman. İşte bu &nbsp;nedenle, &nbsp;sevdiğim &nbsp; tüm &nbsp;dostlarıma &nbsp; &nbsp; önerim,SEVGİDE &nbsp; &nbsp;CİMRİ &nbsp; OLMAMALARI. &nbsp;Ülkeler &nbsp; arasında &nbsp;yıllar &nbsp; &nbsp;içinde &nbsp; yaşanan &nbsp; olayların &nbsp; birikintileri/tortuları &nbsp; olacaktır. İnsanlar &nbsp; &nbsp;arasında &nbsp;da &nbsp; aynıdır. Bu &nbsp;tortuları &nbsp; bir &nbsp;karıştırıcı &nbsp; &nbsp;ile &nbsp; teştiğimiz &nbsp; zaman &nbsp;,sudaki &nbsp; &nbsp;berraklık &nbsp;kaybolacaktır.. &nbsp;Bırakalım &nbsp;eskiden &nbsp; -geçmişte &nbsp; yapılan-yaptığımız &nbsp;hatalar-kusurlar , &nbsp;zamanın &nbsp;kara &nbsp;deliğinde &nbsp; kaybolup &nbsp; &nbsp;gitsin. &nbsp;Bugün &nbsp; her &nbsp; alanda, &nbsp;güzelliklerin &nbsp;yapılma &nbsp; zamanıdır. &nbsp; Ne &nbsp;dersiniz.?</p>

<p>Gelelim ,günümüzde &nbsp; Datçamızın &nbsp; &nbsp; KEŞKELERİNE:</p>

<p>Bu &nbsp; kadar &nbsp; &nbsp; çarpık,estetikten &nbsp; uzak, &nbsp;doğaya &nbsp; &nbsp;uyumsuz &nbsp; yapılaşmayı&nbsp;<br />
&nbsp; tercih &nbsp; &nbsp;etmeye &nbsp;devam &nbsp; etmesek.!</p>

<p>Hovarda &nbsp; müsrif su &nbsp; kullanmak &nbsp; &nbsp;için, bu &nbsp;sondaj &nbsp;çılgınlığına &nbsp;devam &nbsp; etmesek.</p>

<p>Konutlarda/yaşam &nbsp; alanlarımızda &nbsp; &nbsp;ÇÖP &nbsp; üretme &nbsp;ile &nbsp; birlikte, dönüşüm &nbsp;dediğimiz &nbsp;uygulamayıda &nbsp; hayatımıza &nbsp;dahil &nbsp; &nbsp;edebilsek.,</p>

<p>ELEKTRİK &nbsp;enerjisi &nbsp;üretiminde , GÜNEŞ &nbsp; &nbsp;VE &nbsp; Rüzgarı dan &nbsp; yararlanmayı &nbsp;bir &nbsp;hedef &nbsp; olarak &nbsp; tercih &nbsp; &nbsp;edebilsek,</p>

<p>İlk &nbsp; aşamada &nbsp;,birinci &nbsp; basamak &nbsp; olarak &nbsp;bilhassa &nbsp; yarıma &nbsp; adamızda &nbsp; ulaştırmada &nbsp;,ulaştırmada &nbsp; elektriği &nbsp; daha &nbsp; &nbsp; fazla &nbsp;kullanabilsek.</p>

<p>Sarnıçlı &nbsp; konut &nbsp; yapımını &nbsp; &nbsp; imar &nbsp;mevzuatımızın &nbsp; &nbsp; içine &nbsp; &nbsp; &nbsp;alabilsek/uygulaya. bilsek,</p>

<p>ALTYAPI &nbsp;HİZMET &nbsp;YATIRIMLARINDA &nbsp; &nbsp; YÜKLENİCİLER &nbsp; &nbsp;ARASINDA &nbsp;BİR &nbsp;KOORDİNE/İŞBİRLİĞİ &nbsp; SAĞLAYABİLMEYİ &nbsp; BECEREBİLSEK.</p>

<p>Bilhassa &nbsp;kamu &nbsp; &nbsp;görevlilerinin, talimat/uyarı &nbsp; olmadan &nbsp;bu &nbsp; iş benim /bizim &nbsp; diyerek &nbsp; hizmete &nbsp; talip &nbsp; olma &nbsp;-sahiplenmelerini &nbsp; &nbsp;sağlayabilsek.</p>

<p><br />
KEŞKE &nbsp; &nbsp; ÇEVREMİZDE &nbsp; BİZİM &nbsp; &nbsp;EVİMİZDİR &nbsp; DİYEBİLME &nbsp; &nbsp; ANLAYIŞINI &nbsp; HEPİMİZ &nbsp; KABULLENEREK &nbsp; BÖYLE &nbsp;YAŞAMAYI &nbsp; FELSEFE &nbsp; OLARAK &nbsp; KABUL &nbsp; ETSEK.</p>

<p>Olabilir Mi &nbsp; &nbsp;acaba &nbsp;,,NE &nbsp;DERSİNİZ. &nbsp;?????<br />
SAĞLICAKLA..<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 15:40:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KARPUZ MEVSİMİ DE GELDİ.</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/karpuz-mevsimi-de-geldi-2761</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/karpuz-mevsimi-de-geldi-2761</guid>
                <description><![CDATA[KARPUZ MEVSİMİ DE GELDİ.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Peki karpuzun iyisini Biliyor muyuz?<br />
KAN Gibi Kırmızı Olmasa da Olur…<br />
-Şu anda dünyada 1200 karpuz türünün olduğu söyleniyor.<br />
-15 ülkede her yıl 100 milyon ton karpuz üretilmektedir<br />
-2017 yılında rekor kırılmış. Tüm dünyada 118 milyon ton karpuz üretilmiş. Bunun<br />
%67 si Çin’de oldu.<br />
-Dünyada en çok karpuz üretilen ülkeler sırasıyla; İran-Türkiye-Brezilya..<br />
-Karpuzun tatlılığını ölçmek için BRİX Skalasına göre en tatlı karpuz Bradford karpuz<br />
12.5 tatlılığında…Türkiye ortalaması 8,5-9 aralığındaymış.<br />
-Japonlar karpuzun genleriyle oynayıp, küp şeklinde karpuz üretmişler. Daha kolay<br />
taşınıyormuş. Öyle ya 10 ton alacak bir tır 20 ton alabilirmiş.<br />
-Dünyada uzun yıllardır sadece kırmızı değil, sarı karpuz da üretiliyor. Hatta<br />
Japonya’da en pahalı karpuzmuş. Hem tat, hem yoğunluk bakımından çok iyiymiş. Ben<br />
çocukluğumda bunu memleketimde yemiştim. Ama ben de ham karpuz imajı bırakmıştı. Belki<br />
de psikolojik kim bilir…Her ulusun yeme zevki farklıdır. En tatlı, en lezzetli de olsa, Türkiye’de<br />
sarı karpuz satamazsınız, ya da satmanız zor olur.<br />
Bu kadar ansiklopedik bilgi yeter değil mi? O halde;<br />
HAYDİ İYİ KARPUZ SEÇELİM:<br />
Öncelikle Hangi Karpuz Almamalıyız?<br />
*Kabuğu düzgün ve pürüzsüz değilse,<br />
*Çatlak ve yaralı ise,<br />
*Kabarcık, leke veya çürümüş bölgeleri varsa, almayın!<br />
-Karpuza vurulmasının nedeni, karpuz tok bir ses çıkarırsa iyidir. Çıkarmazsa iyi<br />
değildir.<br />
-Bir küçük not daha, ülkemizde son yıllarda kabağa aşı yapılarak karpuz üretiliyor.<br />
Böyle karpuzlar çok büyük olmalarına rağmen lezzetli değildir. İşte karpuza vurma işi burada<br />
işe yarar. -Karpuzun kabak aşısından üretilip üretilmediğini öğrenmek için dibine bakın. Dipteki<br />
nokta ne kadar küçükse karpuz kabak aşısı değildir. Dipteki nokta büyüdükçe kabak aşısı<br />
olduğunu belirtir.<br />
-Karpuz ağırsa iyidir.<br />
-Toprağa değen yeri genellikle beyaz olur. Sarı olanı daha iyidir..<br />
-Karpuzun sapı kuru olmalı. Anadolu’da karpuzun koparıldığı yerde kulak denilen<br />
çekirdekten ilk çıktığı yer vardır. O kurumuşsa karpuz toplanır. Ayrıca sapının koparıldığı<br />
yerdeki damga küçük olmalı. Bu karpuzun diplerden toplandığını gösterir. Uç teveklerdeki<br />
karpuz,hem olgun değildir, hem de çok çekirdeklidir.<br />
-Karpuzun üzerinde örümcek ağı gibi görünümler varsa iyidir. Hatta minik noktalar<br />
varsa daha da iyidir.<br />
-Karpuz parlaksa tatlıdır.<br />
-Karpuzun üzerine tırnakla bir çizik atın, çiziliyorsa olgundur.<br />
-Erkek karpuzlar, daha uzun ve sulu, dişi karpuzlar daha yuvarlak ve tatlı olurlar…<br />
-Aşırı büyük, ya da çok küçük karpuzu tercih etmeyin.<br />
-Karpuz keserken suyunu akıtmamak için önce kabuk soyulur, sonra karpuz doğranır.<br />
Bunu kaç kişi yapıyor bilmem. Bizim ülkemizde genellikle karpuz dilimlenip, sonra doğranır.<br />
Tabii karpuzu, kabuğundan yemek daha sağlıklıymış. Diş etlerini güçlendirirmiş.<br />
-Karpuz ve kavun yanında, başka hiçbir yiyecek tüketilmemelidir. Diyeceksiniz ki, peki<br />
rakı-kavun ne olacak? Ona ben karışmam…AFİYET OLSUN…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 15:40:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ(38)    DERT OSMAN ZEYBEĞİ</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri38-dert-osman-zeybegi-2760</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri38-dert-osman-zeybegi-2760</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ(38)    DERT OSMAN ZEYBEĞİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><br />
( Deştin Çayı)</p>

<p>Deştin çayı gür akar<br />
Akar dereler coşar,<br />
On beşinde bir güzel<br />
Düşmüş sevdaya ağlar</p>

<p>***</p>

<p>Kakgeçlerin çalgısı<br />
Kulağımda yankısı<br />
Bekledim yar gelmedi<br />
Oldu gece yarısı</p>

<p>***</p>

<p>Baş değirmen dönmüyor<br />
Köprü geçit vermiyor<br />
Haber beklerim yardan,<br />
Hala cevap gelmiyor.<br />
***</p>

<p>Domates fasulyesi<br />
Dalında nar tanesi<br />
Sebzeleri büyümüş<br />
Deşti’nin bahçeleri</p>

<p>***</p>

<p>Abbasi’nin neşesi<br />
Gelir yârin nefesi&nbsp;<br />
Serin serin esiyor<br />
Kavakların gölgesi</p>

<p>Yatağan ve Milas yöresinde çalıp söylenen, oynanan bir zeybek havasıdır. Özellikle<br />
davul zurna eşliğinde oynanır.<br />
Araştırmacı müzisyen Ali Fuat Aydın tarafından Dursun Girgin’den derlenerek notaya<br />
alınmış ve folklorumuza kazandırılmıştır.<br />
Söz ve müziği Aşık Abbas Balcı’ya ait olan bu türkü mani nazım göre söylenmiştir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 15:39:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İLK ADIMDAN ÖNCEKİ ADIMLAR(5)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/ilk-adimdan-onceki-adimlar5-2759</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/ilk-adimdan-onceki-adimlar5-2759</guid>
                <description><![CDATA[İLK ADIMDAN ÖNCEKİ ADIMLAR(5)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>“BU GEMİ BU KARADENİZ.....”</p>

<p>Kaptan İsmail Hakkı Durusu çok düşünceliydi. Yüzü somurtkandı. Mustafa Kemal<br />
O’nun bu havasını dağıtmak için yanına gitti:<br />
-Karadeniz’e bu kaçıncı seferinizdir,kaptan?<br />
-Marmara’dan dışarı ilk çıkışımdır Paşam!<br />
-O halde bu denizin tehlikeli noktalarını bilir misiniz? İcabında nerelere<br />
yanaşabiliriz?<br />
Kaptan harita üzerinde göstererek:<br />
-Şu Kerempe Burnu’nu geçersek tehlikeyi kısmen atlatmış oluruz,dedi.<br />
-Fırtına pek şiddetli değil mi?<br />
-Evet,Paşam!<br />
-Peki,hangi rotayı takip ediyorsunuz?<br />
Kaptan az önce somurtkandı,şimdi öfkelendi:<br />
-Ne rotası paşam? Allah’a sığındık gidiyoruz işte!<br />
-Peki ama niçin böyle gidiyoruz?<br />
-Hareket için iki gün önce emir verdiler. Gemiyi gözden geçirdim. Birçok<br />
noksanları var.”Ben bu gemiyle yola çıkmam “ dedimse de,kimseye söz dinletmek mümkün<br />
olmadı. Elde pusula yok,parakete bozuk,böyle bir geminin rotası olur mu?<br />
-Demek devamlı tehlike içindeyiz. Diyerek,harita üzerinde parmağıyla<br />
göstererek kaptana şu talimatı verdi:<br />
-Bu normal rotayı takip etmeyeceksiniz. Kayalara çarpmamak<br />
koşuluyla,mümkün olduğu kadar sahili takip eden bir rota ile gideceksiniz ve icabında<br />
tereddüt etmeksizin gemiyi sahile vuracaksınız.<br />
-Gemiyi feda ettikten sonra istediğiniz noktaya çıkarız paşam.<br />
-Evet,icap ederse istediğimiz yere gideceğiz.!<br />
Mustafa Kemal’in kafasını kurcalayan birçok soru daha vardı:<br />
-Kaç mil ile gidiyoruz kaptan?<br />
-Paşam,sekiz on mil ama havaya bakar.<br />
-Ne havası?<br />
-Yani,deniz olur da dalgaların üstünde bocalarken pervane havada boşu<br />
boşuna dönerse pek yol alamayız.<br />
17 Mayıs günü de fırtına ve dağlar gibi dalgalarla boğuşarak gece saat 21.3<br />
larda İnebolu’ya vardılar. Gemi burada duramadı. İnebolu’nun yürekli kayıkçıları bile gemiye<br />
yanaşamadı.<br />
Haa gemide Sinop’a mutasarrıf olarak giden Mazhar Tevfik’le ilgilendi. Hürriyet<br />
ve İtilaf’ın bu adamını yanına çekmeyi başardı. O’na bir şifre verdi.<br />
18 Mayıs 1919 sabahı;bandırma gemisi Sinop limanına girdi. Müthiş bir fırtına<br />
vardı. Genç mutasarrıf Mustafa kemal’in elini tutarak karaya çıkabildi.Sinoplular genç<br />
mutasarrıfı bekliyordu. O da iner inmez gemideki önemli konuğu anlatmıştı. Sinoplular<br />
M.Kemal’i dışarı çağırmışlar, ancak denizin rahatsız ettiği M.Kemal, bir kartvizit arkasına özür dileyen birkaç cümle yazmıştı.Hastalıktan öte,karaya çıkmasını engelleyen nedenler<br />
vardı. Suikast gibi...Hatta bir ara karaya çıkıp,Sinop’tan,Samsun’a karadan gidebilirler miydi?<br />
Bunun daha zor olacağı tartışılarak,geri alındı.<br />
19 MAYIS 1919......<br />
Samsun tütün merkezi/limanı pek işlektir<br />
Koyu mavi suların/Kenarında sedeftir.<br />
19 Mayıs 1919 sabahı saat 6’da(kimi kaynaklar 007 olarak da yazar) direğine ordu<br />
kumandanlığı forsu çekilmiş olduğu halde Samsun limanına demirledi. Samsun,yamaçlara<br />
tırmanmış ak badanalı evleriyle,yemyeşil tepelerin eteğinde ve masmavi bir gökyüzü altında<br />
bir kartpostal gibi güzeldi.<br />
Bu idealist yolcular şimdi,karada mı,denizden gelecek bir katiller sürüsü mü<br />
olur,kaygılarıyla Samsun’a ayak bastılar.<br />
“Onlar mitolojinin Argonatları gibi ülkelerine hürriyet getirecek tılsımı bulmak üzere<br />
kalkıp bu şehre gelmişlerdi. Yason ve arkadaşları da memleketlerinin kurtuluşu için aynı<br />
deniz yolunu geçerek kurtuluşun tılsımı olan altın yapağıyı arayıp bulmaya gelmişlerdi.<br />
Samsun’daki tümenden Binbaşı Mahmut Ekrem Bey geldi ve yolcuları motora çağırdı.<br />
Önce kaptanla vedalaşan Mustafa Kemal atladı. Mustafa Kemal’in gözleri ışıl ışıl yanıyordu.<br />
Hepsi dışarı çıktıktan sonra:<br />
-Haydin,arkadaşlar,dedi. Artık burada bize ölüm yok.<br />
Mustafa Kemal’in hürriyet düşü,artık gerçeğin kırmızı,granit kayalıklarına ilk adımını<br />
atmıştı. Burada kazanacağı utkularla O’nun hürriyet düşleri,etten,kemikten,kandan ve<br />
candan yeni bir millet gerçeğine ulaşacaktı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 15:38:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yazın Cilt Bakımında Yapılan Doğru Bildiğimiz 7 Hata</title>
                <category>Sibel Doğan</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/yazin-cilt-bakiminda-yapilan-dogru-bildigimiz-7-hata-2758</link>
                <author>ssibeldogan@hotmail.com (Sibel Doğan)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/yazin-cilt-bakiminda-yapilan-dogru-bildigimiz-7-hata-2758</guid>
                <description><![CDATA[Yazın Cilt Bakımında Yapılan Doğru Bildiğimiz 7 Hata]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında cildimize daha fazla özen göstermeye çalışıyoruz. Ancak bazen iyi niyetle yaptığımız uygulamalar faydadan çok zarar verebiliyor. İşte yaz boyunca en sık karşılaşılan yedi bakım hatası…</p>

<p>1. Güneş koruyucuyu sabah sürmek yeterlidir.</p>

<p>Güneş koruyucular gün boyu etkisini korumaz. Terleme, yüzme ve çevresel etkenler nedeniyle belirli aralıklarla yenilenmeleri gerekir.</p>

<p>2. Yazın nemlendirici kullanmaya gerek yoktur.</p>

<p>Kuru ve hassas ciltler özellikle güneşe maruz kaldığında daha da hassaslaşıp nem kaybı yaşar.Yağlı cilt ise sebum salgıladığı için nemli gibi görünür.Ancak yağ ve su dengesi bozulursa sivilcelenme çoğalır.Yazın da hafif yapılı nemlendiriciler kullanmak cilt bariyerini korumaya yardımcı olur.</p>

<p>3. Leke açıcı ürünleri yazın kullanmak daha etkilidir.</p>

<p>Yaz aylarında öncelik leke silmek değil, leke oluşumunu önlemektir. Güneş altında yapılan bilinçsiz uygulamalar mevcut lekeleri daha da belirgin hale getirebilir.</p>

<p>4. Limon doğal olduğu için güvenlidir.</p>

<p>Limonun içeriğindeki bazı maddeler güneş ışığıyla birleştiğinde ciltte tahriş ve lekelenmeye neden olabilir.</p>

<p>5. Yüzü sık sık yıkamak daha temiz bir cilt sağlar.</p>

<p>Aşırı temizlik cildin doğal koruyucu tabakasını zayıflatabilir. Bu durum kuruluk, hassasiyet ve daha fazla yağlanma ile sonuçlanabilir.</p>

<p>6. Buz uygulaması herkese iyi gelir.</p>

<p>Son yılların en popüler bakım trendlerinden biri yüze buz uygulamak. Doğru uygulandığında buz, ciltteki geçici ödemin azalmasına, sabah şişkinliklerinin hafiflemesine ve cildin daha canlı görünmesine yardımcı olabilir. Ancak bu yöntem her cilt tipi için uygun değildir.</p>

<p>Özellikle rozasea (gül hastalığı), hassas cilt yapısı veya belirgin kılcal damar problemi olan kişilerde ani sıcaklık değişimi kızarıklıkları artırabilir ve damar görünümünü belirginleştirebilir. Bu nedenle buz doğrudan cilde uygulanmamalı, ince bir bez içerisine sarılarak kısa süreli kullanılmalıdır.</p>

<p>7. Bronzlaşmak sağlıklı görünmenin göstergesidir.</p>

<p>Bronzluk aslında cildin güneşe karşı geliştirdiği doğal savunma mekanizmasıdır. Uzun süreli güneş maruziyeti erken yaşlanma belirtilerini ve lekelenme riskini artırabilir.</p>

<p>Yaz Ferahlığı Maskesi</p>

<p>* Yarım salatalık<br />
* 1 yemek kaşığı yoğurt</p>

<p>Salatalığı rendeleyip yoğurtla karıştırın. Temiz cilde uygulayın ve 10 dakika bekletin.</p>

<p>Salatalık içerdiği yüksek su oranı sayesinde cilde ferahlık hissi verirken, yoğurt cildin yumuşamasına yardımcı olur. Özellikle sıcak yaz günlerinde güneş ve çevresel etkenlerden yorulan cildin rahatlamasına destek olabilir.</p>

<p>Cilt bakımında önemli olan çok ürün kullanmak değil, doğru alışkanlıklar geliştirmektir. Yaz boyunca cildinizi koruyun; sonbaharda bunun karşılığını mutlaka alacaksınız.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 15:38:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2026/06/sibel-dogan-1780577581.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yazın Cildinizle Savaşmayın, Onu Koruyun</title>
                <category>Sibel Doğan</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/yazin-cildinizle-savasmayin-onu-koruyun-2757</link>
                <author>ssibeldogan@hotmail.com (Sibel Doğan)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/yazin-cildinizle-savasmayin-onu-koruyun-2757</guid>
                <description><![CDATA[Yazın Cildinizle Savaşmayın, Onu Koruyun]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Temmuz ayı geldiğinde birçok kişi aynaya biraz daha dikkatli bakmaya başlar. Kış boyunca oluşan lekeler, güneşin etkisiyle belirginleşen cilt tonu eşitsizlikleri ve sıcak havanın getirdiği parlama sorunları nedeniyle hızlı çözümler aranmaya başlanır. Ancak yaz aylarında yapılan en büyük hata, cildi yoğun leke giderici uygulamalarla yormaktır.</p>

<p>Oysa bu mevsimde hedefimiz lekeleri silmeye çalışmak değil, yeni lekelerin oluşmasını önlemek olmalıdır.</p>

<p>Güneş ışınlarının en yoğun olduğu dönemde yapılan agresif peelingler, bilinçsiz kullanılan asit içerikleri veya sosyal medyada sıkça karşımıza çıkan ev yapımı leke açıcı tarifler cildi hassaslaştırabilir. Özellikle limon gibi ürünlerin doğrudan cilde uygulanması, güneşle birleştiğinde tahrişe ve kalıcı lekelenmelere neden olabilir.</p>

<p>Yaz bakımının temelinde üç önemli adım bulunur: korumak, nemlendirmek ve desteklemek.</p>

<p>Güneş koruyucu yalnızca plajda kullanılan bir ürün değildir. Şehirde yürürken, araç kullanırken veya pencere önünde çalışırken bile UV ışınlarına maruz kalırız. Bu nedenle güneş koruyucunun gün içinde yenilenmesi yaz bakımının en önemli kurallarından biridir.</p>

<p>Bir diğer önemli konu ise cilt bariyeridir. Yazın cilt daha yağlı görünse bile nemsiz kalabilir. Bu nedenle hafif yapılı nemlendiricilerle cildin savunma mekanizmasını güçlü tutmak gerekir.</p>

<p>Unutmayalım ki pahalı ürünlerden önce düzenli güneş koruması, yeterli su tüketimi ve kaliteli uyku gelir. Sağlıklı görünen bir cildin temelinde çoğu zaman bu basit alışkanlıklar vardır.</p>

<p>Yazın Nem Desteği İçin Ev Maskesi</p>

<p>* 1 yemek kaşığı yoğurt<br />
* 1 çay kaşığı bal<br />
* 1 çay kaşığı yulaf unu</p>

<p>Tüm malzemeleri karıştırıp temiz cilde uygulayın. 10-15 dakika beklettikten sonra ılık suyla durulayın.</p>

<p>Yoğurt cildin yumuşamasına yardımcı olurken, bal nem desteği sağlar. Yulaf ise yatıştırıcı özelliğiyle sıcak havalarda yorulan cildin rahatlamasına katkıda bulunabilir.</p>

<p>Yaz aylarında cilt bakımının amacı cildi değiştirmek değil, onu korumaktır. Sonbahara sağlıklı ve güçlü bir ciltle girmek istiyorsanız bugün yapmanız gereken en önemli şey cildinizle mücadele etmek değil, ona iyi davranmaktır. &nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 15:53:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2026/06/sibel-dogan-1780577581.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YOL YÜRÜYENE AÇILIR (1)</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/yol-yuruyene-acilir-1-2756</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/yol-yuruyene-acilir-1-2756</guid>
                <description><![CDATA[YOL YÜRÜYENE AÇILIR (1)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>CAN DOSTLAR! &nbsp;&nbsp;<br />
Sevdiğimiz bir dostumuzun gönderdiği yazının başlığı olan "Yol Yürüyene Açılır" bizim için ilham kaynağı oldu .Bunun da yerini bulduk kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim'de .Şimdi dilimizin döndüğü, ilmimizin yettiği ölçüde bu konuda bir şeyler aktarmaya çalışalım. &nbsp; &nbsp;İnsanın kalbi , sonsuz bir yolculuğun sırlarını taşır. Yazımızın başlığını teşkil eden yolun hangi yol olduğunu tahmin etmişsinizdir herhalde! Doğru yol .Kur'an yolu. Hani namazlarda Fatihâ sûresinde geçer ya ! Sıratı Müstakim. O yol ki nimet verilenlerin yolu. Kul bu yola girer ve yürümeye başlarsa, inanın o yollar öylesine açılır ve genişler ki , siz de şaşırıp kalırsınız .Bunu ben söylemiyorum .Âlemleri yaratan o yüce yaratıcı söylüyor.Hem de o muazzez kitabının muhtelif yerlerinde. Nerede mi diyeceksiniz mesela A'lâ sûresi 8 ayette. Nasıl müjdeleniyor bu haber Bakın birlikte hatırlayalım. Daha 3. ayette ölçüyü koyan ve yolu gösteren olarak tanıtır kendini Yüce Rabbimiz. Daha sonra (topraktan )yemyeşil otlağı çıkardığından, ve onu kapkara kuru ota çevirdiğinden bahsettikten sonra da 8. âyette "Kolay olanı sana daha da kolaylaştıracağız" der. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
9. ayette de peygambere, dolayısıyla bizlere şu mesajı verir." Hatırlamak yarar sağlayacağı için (gerçeği) hatırlat !diyerek devam eder. "(Allah'a )saygılı olan kişi (gerçeği) hatırlayacaktır. En azgın (kâfir) ise ondan kaçınacaktır "diye ifade eder. (hem de yabani eşeklerinin arslan'dan kaçması gibi (Müddessir :49- 51). &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Değerli Dostlar ! &nbsp;Bu kadarla da kalmaz! Bunu teyit eden başka bir ayete de Leyl sûresinde rastlarız. Sûreye geceye ve gündüze yeminle girip, erkeği ve dişiyi de kendisinin yarattığını ifade ettikten sonra; "Kim paylaşır, duyarlı davranır ve daha da güzeli (Kur'an'ı doğrularsa) "Kolay olanı ona daha da kolaylaştırırız buyurulur (Leyl:7) &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Buhâride geçen bir hadis-i &nbsp;Kudsi de &nbsp;şöyle diyordu ya ! Birlikte hatırlayalım." Kulum bana bir karış yaklaşırsa, Ben ona bir arşın yaklaşırım. O bana bir arşın yaklaşırsa, Ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse, Ben ona koşarak giderim. İşte bu yaklaşım biçim ve boyutları kulun yürümekte olduğu o ana artere (yola) başka yolların da bağlanmasını sağlar. Hangileri diyeceksiniz ? &nbsp; &nbsp;<br />
İlim yolu, İrfan yolu, marifet yolu, hakikat yolu, hikmet yolu, keşif yolu vesaire .Hani o kutlu elçi diyordu ya! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
"Yâ Rabbi ! Bana eşyanın hakikatini göster!". &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Büyük Yûnus'umuz da işte bu yolların sonunda varılan güzelliği ve sırları şiirinin bir bölümünde şöyle dillendiriyordu. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Severim ben seni candan içerû &nbsp;Yolum vardır bu erkândan içerû &nbsp;Beni bende demen bende değilim. Bir ben vardır bende benden içerû &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Kıymetli Dostlar! &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Yazımıza başlarken yolcunun girdiği yolun bazı sırları taşıdığından bahsetmiştik ya! İşte bu yolculuk sonrası insan İnsan-ı Kâmil olmanın sırrına erer. İnsan-ı Kâmil olan kişinin elde ettiği kabiliyetleri daha gençlik yıllarımızda "Mü'min i &nbsp;Kâmil Sensin" başlıklı bir şiirimizle dillendirmeye çalışmıştık. Ancak sayfadaki yerimizin yetersizliği dolayısıyla o şiiri bundan sonraki yazımızda paylaşırız inşallah . &nbsp; &nbsp;<br />
Yazımızı burada tamamlarken, tekrar buluşabilmek dileğiyle Sağlıkla kalın.&nbsp;<br />
Esen kalın. Hoş kalın.&nbsp;<br />
Can dostlar!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 13:42:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Zamanın Durduğu Yerde Bir Anadolu Ritüeli: Hızırşah’ın Hacetevi</title>
                <category>Mehmet ÖLMEZ</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/zamanin-durdugu-yerde-bir-anadolu-ritueli-hizirsahin-hacetevi-2755</link>
                <author>mehmetolmez048@hotmail.com (Mehmet ÖLMEZ)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/zamanin-durdugu-yerde-bir-anadolu-ritueli-hizirsahin-hacetevi-2755</guid>
                <description><![CDATA[Zamanın Durduğu Yerde Bir Anadolu Ritüeli: Hızırşah’ın Hacetevi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Datça denince akla ilk gelen genelde masmavi koylar, badem çiçekleri ve Can Yücel’in şiirleridir. Ancak Yarımada’nın kalbine, Hızırşah Köyü’ne doğru biraz içerilere saptığınızda, turizm broşürlerinin yazmadığı, zamanın adeta büküldüğü bambaşka bir coğrafya karşılar sizi. Burası, sadece eski taş evlerin değil, asırlık inançların ve insan ruhunun şifa arayışının da hâlâ nefes aldığı bir yerdir. İşte o gizemli duraklardan biri; yerel halkın deyimiyle *Hacetevi, yani antik adıyla bir **İstihare (uykuya yatma)* alanı.<br />
Modern dünya bize her şeyin cevabını Google’da aramayı, hızı ve durmaksızın tüketmeyi dayatıyor. Oysa Hızırşah’ın o rüzgarlı tepesindeki mekân, insanlığın en eski şifa yöntemlerinden birini hatırlatıyor: *Durmayı, inzivayı ve kendi içine bakmayı.*<br />
Denizden 350 Metre Yüksekte, 70 Metrekarelik Bir Sığınak<br />
Hacetevi’ne ulaşmak, modern dünyanın gürültüsünü de kelimenin tam anlamıyla aşağıda bırakmak demek. Deniz seviyesinden tam *350 metre yükseklikte bir tepede* yer alan bu mistik alan, Datça’nın o vahşi ve büyüleyici doğasına yukarıdan bakıyor. Yükseldikçe hafifleyen hava, buraya adım atan insanın omuzlarındaki yükleri de hafifletiyor sanki.<br />
Tepenin zirvesine ulaştığınızda ise sizi devasa bir yapı değil, topu topu *70 metrekarelik mütevazı bir alan* karşılıyor. Dünyanın tüm keşmekeşine, insanın bitmek bilmeyen hırslarına inat; sadece 70 metrekarelik bir sessizlik odası burası. Fakat bu dar alan, içine sığdırdığı asırlık umutlar, dualar ve rüyalarla aslında uçsuz bucaksız bir evrene dönüşüyor.<br />
Antik Çağdan Bugüne Uzanan Bir Köprü<br />
Hacetevi’nin hikâyesi aslında ne dün başladı ne de birkaç yüzyıl önce. Burası, Antik Yunan’daki Asklepion sağlık merkezlerinde uygulanan *"inkübasyon" (tapınak uykusu)* geleneğinin İslamileşmiş ve Anadolu irfanıyla harmanlanmış bir devamı niteliğinde. Antik çağda insanlar çaresiz hastalıklara şifa bulmak ya da geleceğe dair bir işaret almak için bu yüksek tapınaklarda uykuya yatarlardı. Hızırşah’taki Hacetevi de tam olarak bu amaca hizmet ediyor.<br />
Bölge halkı için bu 350 metrelik zirve; dünyevi dertlerden arınıp, niyet edip, rüyalar aracılığıyla "öte alemden" ya da bilinçaltının derinliklerinden bir çıkış yolu arama yeri. Evlenmek isteyip hayırlı bir kısmet arayanlar, amansız hastalığına şifa dileyenler, kayıplarını bulmak isteyenler... Herkes heybesinde kendi niyetini taşıyarak tırmanıyor bu tepeye.<br />
&gt; *"Psikolojinin bugün 'bilinçaltı' dediği şeye, Hızırşah’ın bilgeleri yüzyıllardır 'malum olmak' diyor. Belki de Hacetevi, insanın modern dünyanın gürültüsünden kaçıp o 70 metrekarelik izole alanda kendi iç sesini duyabildiği ilk ve son sığınaktır."</p>

<p>Modern İnsanın Hacetevi İhtiyacı<br />
Bugün kaygı bozukluklarıyla, geleceğe dair bitmek bilmeyen endişelerle boğuşan biz şehirli insanlar için Hızırşah’taki bu gelenek çok şey söylüyor. Bizler antidepresanlarda, kişisel gelişim seanslarında ya da meditasyon uygulamalarında neyi arıyorsak, Anadolu insanı onu bu tepenin sessizliğinde, bir hırkaya sarılıp uykuya yatarak bulmuş.<br />
Hızırşah Köyü’ndeki Hacetevi, sadece korunması gereken bir kültürel miras değil; aynı zamanda insanın kendi ruhuyla barışma mekanizmaları kurabildiğinin canlı bir kanıtı. Datça’ya yolunuz düşerse, sadece denizine ve güneşiyle yetinmeyin. Hızırşah’a uğrayın, 350 metre yüksekteki o tepeye çıkın ve o 70 metrekarelik kutsal sessizliğin rüzgarını dinleyin. Kim bilir, belki de uzun zamandır aradığınız o sorunun cevabı, orada uyuyacağınız birkaç saatlik bir uykunun rüyasında gizlidir.<br />
Çünkü bazen doğru yolu bulmak için tek ihtiyacımız olan şey; gözlerimizi dünyaya kapatıp, içeriye açmaktır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 13:41:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/mehmet-olmez-1765739910.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İLÇEM/DATÇAM  AKLIMA   DÜŞÜNCE</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/ilcemdatcam-aklima-dusunce-2754</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/ilcemdatcam-aklima-dusunce-2754</guid>
                <description><![CDATA[İLÇEM/DATÇAM  AKLIMA   DÜŞÜNCE]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İki &nbsp; Bayramımız &nbsp; &nbsp;arka &nbsp;arkaya &nbsp; &nbsp; gelince , &nbsp;kendimden &nbsp; &nbsp;birazcık &nbsp; tatil &nbsp; yapabilme &nbsp; kredisi &nbsp; &nbsp;aldım. &nbsp;Aklımdan &nbsp;düşmeyen &nbsp;bizim &nbsp;buraların &nbsp; sevdasından &nbsp; vazgeçebilmek &nbsp;mümkün &nbsp; olmuyor.&nbsp;</p>

<p>En &nbsp;son &nbsp;yaşadığımız &nbsp; KURBAN &nbsp; &nbsp;BAYRAMLARI &nbsp;nında &nbsp; eski &nbsp; coşkusu &nbsp;pek &nbsp;kalmadı. &nbsp;Bazılarımız &nbsp; &nbsp;için &nbsp;milli &nbsp; &nbsp;ve &nbsp;dini &nbsp; bayramlarımız &nbsp; &nbsp;tatil &nbsp; &nbsp;olarak &nbsp; &nbsp;değerlendirilmesi,Datça Mız &nbsp; &nbsp;gibi &nbsp; &nbsp; &nbsp;tatil &nbsp;beldelerine &nbsp; biraz &nbsp;daha &nbsp; &nbsp; fazla &nbsp;hareketlilik &nbsp; &nbsp; getirmekte.</p>

<p>Ailelerin &nbsp; tutkalı &nbsp; &nbsp;anadır &nbsp;dersem &nbsp;,pek &nbsp;yalan &nbsp; söylemiş &nbsp; olmam. Rahmetli &nbsp; &nbsp;annemin &nbsp;sağlığında &nbsp; &nbsp;sahip &nbsp;olduğumuz &nbsp; &nbsp;koyun &nbsp; sürüsünden &nbsp; alarak &nbsp;ayrıca &nbsp;beslediğimiz &nbsp;iki &nbsp; KOÇ &nbsp;dan &nbsp;.biri &nbsp; &nbsp;,kurban,diğeri &nbsp; &nbsp;ise &nbsp; kış mevsimi &nbsp; &nbsp; için &nbsp;hazır kavurma &nbsp;yapmak &nbsp; &nbsp;için &nbsp;kesilirdi. &nbsp; Altı &nbsp;kişilik &nbsp; aile &nbsp; topluluğumuzun &nbsp;birleştiricisi &nbsp; Annemizin &nbsp;aynı &nbsp; sofra &nbsp; etrafında &nbsp; toplanmasının &nbsp; bereketini &nbsp;sağlayan &nbsp; kişinin ,1957 &nbsp; yılında &nbsp; uçup &nbsp; &nbsp;gitmesi ile, bayramların da &nbsp; tadı &nbsp;tuzu &nbsp; kalmadı. &nbsp; &nbsp;Aklıma &nbsp; &nbsp;düşüverdi;<br />
&nbsp; ;NEREDE &nbsp; O &nbsp; &nbsp;ESKİ &nbsp; BAYRAMLAR.&nbsp;</p>

<p>Hani &nbsp;derler ya &nbsp;: TÜFEK &nbsp; İCAT &nbsp;OLDU &nbsp;MERTLİK &nbsp; BOZULDU &nbsp; &nbsp; &nbsp;diye. &nbsp;TELEFON &nbsp; &nbsp;İCAT &nbsp;OLDU &nbsp; (hele &nbsp; cep &nbsp;telefonu) &nbsp; muhabbet &nbsp; &nbsp;tam &nbsp; bozuldu,gitti. &nbsp;Kutlamalar &nbsp; artık &nbsp; &nbsp;telefonla &nbsp;yapılır &nbsp; oldu. &nbsp;Bayramlar &nbsp;tatil le &nbsp; dönüştürülür &nbsp; olunca, törelerde &nbsp; hak &nbsp; &nbsp;getire.</p>

<p>Bilhassa &nbsp; &nbsp;orta &nbsp; sınıf &nbsp; dediğimiz &nbsp; &nbsp;ailelerin,ekonomik &nbsp;vurgundan &nbsp; nasibini &nbsp; alması &nbsp;nedeni &nbsp; &nbsp;ile &nbsp; ,bu &nbsp; gidişle &nbsp;kurban &nbsp; kesmek &nbsp; hayal mi &nbsp; olacak &nbsp; yoksa.?</p>

<p>Bu &nbsp;kurban &nbsp;bayramı &nbsp; namazını &nbsp; torunumla &nbsp;,babamın &nbsp; zaman &nbsp;zaman<br />
&nbsp; müezzin &nbsp; olarak &nbsp; görev &nbsp; yaptığı &nbsp; eski &nbsp;Reşadiye &nbsp; &nbsp;Mahallemizin &nbsp; Camisinde &nbsp; eda &nbsp; &nbsp;edebilmiş &nbsp;olmak &nbsp;benim &nbsp; &nbsp;için &nbsp;bir &nbsp; şans &nbsp;oldu.Eeeee &nbsp; yaşlandık &nbsp; &nbsp; gari. &nbsp;!!!!!</p>

<p>Şu &nbsp;veya &nbsp;bu &nbsp;sebeple &nbsp;, &nbsp; ilçemize &nbsp; &nbsp; binlerce &nbsp; &nbsp; ziyaretçinin &nbsp;,yüzlerce &nbsp;otobüsle<br />
ilçemize &nbsp; &nbsp;gelmiş &nbsp; olmaları &nbsp;esnafımızın &nbsp; yüzünü &nbsp; güldürmüş &nbsp; olmalı. &nbsp;Ancak &nbsp;hayat &nbsp;pahalılığı &nbsp; herkesin &nbsp; ortak &nbsp;sorunu. &nbsp;Bana &nbsp;sorarsanız &nbsp;herkes &nbsp; haklıysa, &nbsp;KİM &nbsp;HAKSIZ..?</p>

<p>Güzel &nbsp;mutlu &nbsp; bayramlarda &nbsp; &nbsp;buluşmak &nbsp;üzere, sağlıcakla...<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 13:40:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ETİKETLERİ İYİ OKUYUN NE OLUR?</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/etiketleri-iyi-okuyun-ne-olur-2753</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/etiketleri-iyi-okuyun-ne-olur-2753</guid>
                <description><![CDATA[ETİKETLERİ İYİ OKUYUN NE OLUR?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tüketicinin en çok aldatıldığı, kandırıldığı başka ülke yok sanırım. Gıdaların İçindekiler<br />
bölümünde neler var biliyor musunuz?<br />
Çok zararlı şey var da,,,ancak son günlerde gıda tebliğinde içindekiler bölümünde,<br />
şunlar yazamayacak.<br />
*Tereyağı tadında, tereyağı lezzeti, tereyağı keyfi…<br />
*Çikolata tadında, çikolata lezzeti, çikolata keyfi.<br />
*Dondurma keyfi (bu yazılar en çok sütlü bu ürünlerinde görülüyor), Dondurma<br />
lezzeti,<br />
*Zeytinyağı tadında, zeytinyağı lezzetinde<br />
*Köy ürünü,<br />
*Tereyağlı,<br />
*Zeytinyağlı<br />
*Yer fıstığı ile üretilen baklavada “fıstıklı” değil, “yer fıstıklı” yazacak<br />
*Gıdaların silah, kafatası, beyin, dudak ve göz gibi şekil ve görsellerle piyasaya<br />
sürülmesinin önü kapandı.<br />
*İçeriğinde krema bulunmayan ürünlerde “ krema” ifadesi yerine, “krema sos” ifadesi<br />
yer alacak<br />
*Bitki çaylarında hazırlanan yöntemin etiket üzerinde açık ve net belirtilmesi zorunlu<br />
olacak.<br />
İşim çok, şimdi okuyamam, okusam ne olur sanki demeyin. Eğer bir olumsuzluk<br />
görürseniz, en yakın zabıtaya çağırıp olayı belgeleyin.<br />
Sağlığınız her şeyden önemlidir!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 13:40:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ(37)     DERENİN TAŞLARI-1</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri37-derenin-taslari-1-2752</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri37-derenin-taslari-1-2752</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ(37)     DERENİN TAŞLARI-1]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Derenin taşları denize akar<br />
Derenin önünde yalçın bir sakar<br />
Sakar’a çıkan cennete bakar</p>

<p>***</p>

<p>Cenneti ala mısın güzel Gökova’m<br />
Dünyada eşin yok güzel Gökova’m</p>

<p>***</p>

<p>Derenin taşı da kardan beyaz<br />
Bu kadar etme bana naz<br />
Gözlerimden yaş akar durmaz</p>

<p>***</p>

<p>Cenneti ala mısın güzel Gökova’m<br />
Dünyada eşin yok güzel Gökova’m</p>

<p>***</p>

<p>DERENİN TAŞLARI(2)</p>

<p>Derenin taşı da kardan beyaz<br />
Bu kadar etme bana naz<br />
Gözlerimden yaş akar durmaz<br />
Söyle sevdiğim söylesene bana</p>

<p>***<br />
Özledim köyümü sularımı ben<br />
Özledim köyümün yolunu ben</p>

<p>***</p>

<p>Derenin çayları bulanık akar<br />
O bakışların da çok canlar yakar<br />
İnsan sevdiğine böyle mi yapar<br />
Söyle sevdiğim söylesene bana</p>

<p>***</p>

<p>Özledim köyümü sularımı ben<br />
Özledim köyümün yolunu ben.</p>

<p>Gökovalı mahalli sanatçı Ergün DERE’nin kendi yaktığı bir türküdür. Gökova’ya Sakar<br />
denilen bir tepeden (Sakar Geçidi) inilir. Buradan körfezin görüntüsü adeta cennet köşesini<br />
andırır. Ozan, dere içlerindeki taşlardan, suyuna kadar bütün güzellikleri yukarıdaki sözlerle dile getirmiştir.<br />
Mahalli Muğla sanatçılarından İbrahim Ethem Yağcı tarafından 1957 yıllarında Ergün<br />
Dere’den derlenerek kayıtlara geçirilmiştir.<br />
Burada bir not eklemeliyim. Bu yörede Sakar’ın aşağısı, yukarısı çok konuşulur. Aşağısı<br />
da, yukarısı da çok güzeldir. Güzelden öte bir cennettir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 13:38:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İLK ADIMDAN ÖNCEKİ ADIMLAR(4)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/ilk-adimdan-onceki-adimlar4-2751</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/ilk-adimdan-onceki-adimlar4-2751</guid>
                <description><![CDATA[İLK ADIMDAN ÖNCEKİ ADIMLAR(4)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>ANA GİBİ YAR VATAN GİBİ DİYAR OLMAZ...<br />
VEDA MI,TEKRAR GÜZEL GÜNLERDE BULUŞMAK DİLEĞİ Mİ?</p>

<p>Mustafa Kemal,o gün son ayrılık ziyaretlerini yaparak eve döndü.Karşısına<br />
çıkan kız kardeşi Makbule’ye:<br />
-Makbuş, bu akşam eve kimse gelmeyecek. Ben annemin odasında yemek<br />
yemek istiyorum. O’nun karyolasının karşısında bana bir yer sofrası hazırlattır. Bu gece sizinle dertleşmek istiyorum.<br />
-Mühim bir şey mi var,ağabeyciğimi?<br />
-Yarın gideceğim.<br />
-Nereye?<br />
-Gideceğim işte,nereye olduğunu sorma. Hayat bu. Belki ölürüm,gelemem.<br />
Size söyleyeceklerim var bu akşam!<br />
Makbule hazırlıkları yaptı. M:kemal odaya girince hemen gitti,annesinin elini<br />
öptü. Annesiyle kız kardeşini daha çok merakta bırakmak istemeyen M.Kemal, sözlerine şöyle başladı:<br />
-Anneciğim,dedi,ben yarın gidiyorum.............Bana hakkını helal et. Paranız<br />
biterse bile halınızı ,kiliminizi satın,sakın buralardan ayrılmayın. Ne olursa olsun<br />
yola çıkmayacaksınız. Başarılı olamazsam zaten sizi öldürürler,o zaman elbet ben de<br />
ölmüş olurum.<br />
Bir anne,bir kız kardeş için bu sözlerin anlamını açıklamaya gerek yok<br />
sanırım. .................................<br />
-Anne,merak etme;bu kadar üzülme. Ben size en kötü olasılığı anlattım.<br />
Başarılı olmak olasılığı daha kuvvetlidir. Tekrar buraya dönerim. Sizi yanıma<br />
aldırırım. Üzülme! Üzülme!<br />
Mustafa Kemal,ayrılık dakikalarının acısını şefkatin ve sevginin şiirinde boğmak<br />
için annesinin yatağına oturdu. Onu iki koluyla sardı. Onun ellerini ve yüzünü birçok kez öptü,öptü:<br />
-Anne,bana hakkını helal et! derken Zübeyde Hanım’ın gözlerinden yaşlar<br />
akıyordu.Makbule ise hiç konuşacak durumda değildi.<br />
Mustafa Kemal:<br />
-Niçin konuşmuyorsun Makbuş? Niçin bana öyle bakıyorsun? Dedi.<br />
-Ağabeyciğim ne konuşayım? Muharebeye giderdin bilirdim. Terfian<br />
giderdin,bilirdim. Bir göreve giderdin bilirdim. Fakat bugün ne için gidiyorsun?<br />
Nereye gidiyorsun? Benim aklım durdu bu gidişe!<br />
Mustafa Kemal kız kardeşini bağrına basarak:<br />
-Evet Makbuş, dedi, merak etme, bunu da bilirsin inşallah!<br />
Bir evdeki böyle ayrılışlar nasılsa öyle oldu. Koşar adım indi merdivenlerden....<br />
&nbsp;<br />
BANDIRMA VAPURU....</p>

<p>Biz inanç,ülkü ve kafa götürüyoruz!<br />
16 Mayıs Cuma günü sabahın erken saatlerinde arkadaşı ve avukatı Saadettin<br />
Ferit Talay,Şişli’deki eve gelerek Mustafa kemal’i uyandırdı;duyduğu önemli bir haberi<br />
M.Kemal’e ulaştırdı. Haber şuydu:”Mustafa Kemal’i götüren gemi Karadeniz’e<br />
çıkınca bir İngiliz muhribi tarafından batırılacaktı.”Bu haberi kendisine Merkez<br />
Bankası müdürlerinden Berç Keresteciyan ulaştırmıştı.Bir kaç cümle ile Keresteciyan!<br />
dan söz etmeden olmaz.<br />
Berç Keresteciyan Kızılay 2.başkanı idi. Berç Bey,Osmanlı Bankasındaki<br />
görevinden yararlanarak Anadolu için para yardımı konusunda çalışmış ve Kızılay<br />
2.Başkanı olarak Anadolu’ya Kızılay yoluyla ilaç kaçırılmasını sağlayan bir Kuvayı<br />
Milliyeci’dir.Soyadı yasası yürürlüğe girince Mustafa kemal bu Ermeni asıllı vatandaşa<br />
Türker soyadını verdi. Berç Türker’i Afyonkarahisar’dan milletvekili seçtirdi.<br />
Bu olayı Mustafa kemal’in ağzından aktaralım:<br />
. ....Bir an yalnız kaldım. Ve düşündüm.&nbsp;<br />
Bu dakikada düşmanların elinde idim.<br />
Bana her istediklerini yapamazlar mıydı?<br />
Beynimden bir şimşek geçti:Tutabilirler,sürebilirler,fakat öldürmek! Bunun için beni Karadeniz’in coşkun dalgaları arasında yakalamak lazımdır. Bu ihtimal(olasılık) mantıklıydı. Ancak benim için artık<br />
yakalanmak,tutuklanmak,sürülmek,düşüncelerimi yapmaktan alıkonmak,hepsi<br />
ölmekle denkti. Hemen karar verdim otomobile atlayarak Galata rıhtımına geldim.<br />
Boğaziçi’nde çalışan gemilerden biraz daha büyükçe,eski fakat yine de bakımlı<br />
bir tekne olan Bandırma vapuru,Galata rıhtımında değil,açıkta demirlemiş bekliyordu.<br />
Hiç zaman geçirilmeden öğleden sonra 4 sularında kaptana yola çıkmak için<br />
emir verildi. Kız Kulesi açıklarına geçildi. Daha sonra vapur durdurularak muayene ve<br />
denetlemeye alındı. Birkaç subay denetleme yapacaklardı.<br />
Mustafa Kemal kaptana sordu:<br />
-Bu adamlar ne için gelmişler?<br />
-Efendim,silah cephane arıyorlarmış...<br />
-Görevinizi yapınız,sonuçtan beni haberdar edin.<br />
Sonra orada bulunanlara dönerek,Dolmabahçe önlerinde demirli bulunan yabancı zırhlıları göstererek şöyle dedi:<br />
-Bu sersem adamlar işte böyle...Yalnız demire,çeliğe ve silah gücüne<br />
dayanırlar. Maddeden başka bir şey bilmezler. Bağımsızlık ve özgürlük uğrunda savaşa kararlı bir ulusun kudret ve gücünü anlamaktan acizdirler.Biz silah ve cephane değil,ÜLKÜ,İNANÇ DOLU KAFA GÖTÜRÜYORUZ...<br />
Yazımızın başlarında Samsun’a 23 kişinin gideceği, ancak M.Kemal tarafından 19 kişinin adının verildiği bilinmekte demiştik. Gemide, M.Kemal grubuna dahil olmayan Sinop’a mutasarrıf olarak atanan Mazhar Tevfik,öteki Refet Bele idi. 18 at ile gemiye binmişti.<br />
O da yolculardandı.<br />
Gemi yol boyunca karaya yakın gitmeliydi. Bir saldırı anında karaya çıkacakları yer bulunmalıydı…</p>

<p>(Yazının Devamı Glecek)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 13:27:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Datça’nın Süslediği Söz: Asırlık Koç Geleneği Yarımadanın taşından zeytinine, her köyde aynı niyet</title>
                <category>Mehmet ÖLMEZ</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/datcanin-susledigi-soz-asirlik-koc-gelenegi-yarimadanin-tasindan-zeytinine-her-koyde-ayni-niyet-2750</link>
                <author>mehmetolmez048@hotmail.com (Mehmet ÖLMEZ)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/datcanin-susledigi-soz-asirlik-koc-gelenegi-yarimadanin-tasindan-zeytinine-her-koyde-ayni-niyet-2750</guid>
                <description><![CDATA[Datça’nın Süslediği Söz: Asırlık Koç Geleneği Yarımadanın taşından zeytinine, her köyde aynı niyet]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Datça denince akla önce deniz, badem, rüzgar gelir. Ama yarımadanın asıl rengi, sabah ezanıyla uyanan köylerin avlularında ortaya çıkar. Nisan sonu, Mayıs başı geldi mi Datça’nın 9 köyünde, merkezinden Palamutbükü’ne, Mesudiye’den Kızlan’a kadar aynı telaş başlar: Süslü koç hazırlanıyor.</p>

<p>Bu gelenek Datça’ya özgü değil. Erzincan’dan Sivas’a, Yörüklerin konduğu her yerde “gelin koçu”, “nişan koçu” adıyla yaşar. Datça ise Ege’nin tuzu, zeytinin gölgesi, Yörük’ün inadıyla bu adeti kendine benzetmiş. Yarımadada koç sadece kurban değil; bereketin, gücün, aileler arası sözün simgesi.</p>

<p>Koç neden süslenir?<br />
Çünkü Anadolu’da hediye, içine emek konunca değerlenir. Datça’da damat adayı, nişan veya Kurban Bayramı öncesi en gösterişli koçu seçer. Sonra iş, köyün kadınlarına düşer. Sandıklardan oya işleri, aynalı boncuklar, ipek kurdeleler çıkar. Reşadiye’de nar çiçeği, Cumalı’da zeytin dalı, Yaka’da mor oya eklenir koçun sırtına. Kırmızı sağlık, yeşil bereket, mavi huzur demek. Boynuzlara takılan ince bir altın bilezik ise gelinin çeyizine konacak ilk takıdır. Yani koçun taşıdığı yün değil, iki ailenin birbirine verdiği sözdür.</p>

<p>Nasıl yaşatılıyor?<br />
Kurban Bayramı’ndan günler önce koç yıkanır, taranır, süslenir. Datça merkezde çiçekçi önlerinde, Kızlan’da köy kahvesinin avlusunda, Hızırşah’ta taş duvarların dibinde aynı manzara: Davul zurna çalar, alay kurulur. Koç, damat ve yakınlarıyla gelinin evine götürülür. Kapıda kahve, lokum, hayır duası eksik olmaz.</p>

<p>Bayram sabahı koç kesilir, eti kavurma yapılır. Ama kavurma iki ailenin tabağında kalmaz. Datça’nın adeti bu: Komşuya, yoksula, yoldan geçene dağıtılır. Palamutbükü’nde sahildeki balıkçıya, Mesudiye’de zeytin toplayan işçiye, Eski Datça’da atölyedeki ustaya tabak gider. Böylece hediye, bireysel olmaktan çıkar, yarımadanın tamamını doyuran bir söze dönüşür.</p>

<p>Bugün Datça’nın her yerinde<br />
Eskiden sadece köy düğünlerinin habercisi olan süslü koç, şimdi Datça’nın kültürel kimliği. Belediye ve muhtarlıklar Mayıs’ta Datça Koç Şenliği düzenliyor. Reşadiye meydanında, Cumalı’nın okul bahçesinde, Karaköy’ün zeytinliklerinde koçlar görücüye çıkar. “En süslü koç”, “en uyumlu sürü” seçilir. Çocuklar koçun altından geçer, dilek tutar. Kadın kooperatifleri oya atölyeleriyle gençlere süsleme öğretiyor. Turizmle birlikte gelen misafir de bu adeti öğreniyor, fotoğraf çekiyor, ama Datçalının bir şartı var: “Gelenek şov için değil, gönül için.”</p>

<p>Neden hala önemli?<br />
Çünkü Datça rüzgarı sert eser, insanı savurur. Bu gelenek, savrulmaya karşı kök salmaktır. Modern dünyada “tıkla-gönder” hediyeleşmesine inat, emeği, zamanı, komşuluğu hatırlatır. Bir koçun sırtındaki oya, aslında yarımadanın tamamına verilen şu mesajdır: “Biz hala birbirimize kıymet veriyoruz.”</p>

<p>Datça’da bayramlar bu yüzden daha sıcak. Çünkü burada hediye kesilip bitmez, çoğalır. Zeytin dalı barışı, nar bereketi, kurdele niyeti taşır. Ve her Mayıs, yarımadanın 9 köyünde aynı cümle fısıldanır: Paylaşırsak çoğalırız.</p>

<p>Yolunuz Datça’ya düşerse, kulağınızı verin. Davul sesi Kızlan’dan mı, Hızırşah’tan mı geliyor fark etmez. O ses, bir koçun süslendiğini haber verir. Bir yarımadanın umudunun süslendiğini.</p>

<p>Ve unutmayın: Bazı gelenekler haritada değil, avluda yaşar.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 15:33:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/mehmet-olmez-1765739910.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Amforadan Fıçıya: Bir Roma Devrimi</title>
                <category>Okan ÖZALP</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/amforadan-ficiya-bir-roma-devrimi-2749</link>
                <author>arkeologdatca@gmail.com (Okan ÖZALP)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/amforadan-ficiya-bir-roma-devrimi-2749</guid>
                <description><![CDATA[Amforadan Fıçıya: Bir Roma Devrimi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Zaman makinesinin göstergeleri Milattan Sonra 2. yüzyılı, Roma İmparatorluğu’nun en görkemli dönemlerinden birini işaret ediyordu. Tozlu yolların kıyısında, havada taze kesilmiş ağaç ve hafif bir reçine kokusunun harmanlandığı o atölyenin önünde durduk. Burası, bir cuparius, (bir fıçı ustasının) mekânıydı.<br />
Atölyenin önünde, elli yaşlarında, kolları kaslı ve yüzü talaş tozuna bulanmış bir usta bizi karşıladı. Adı Markus’tu. Elindeki keskiyi kenara bırakıp, "Gelecekten mi geldiniz?" dedi gülümseyerek, "O zaman gelin de size iki bin yıl boyunca değişmeyecek bir sanatın sırlarını anlatayım."<br />
Bizi geniş bir avluya çıkardı. Etrafta boy boy fıçılar istiflenmişti. Markus, en büyük olanlardan birine vurdu: "Bu devasa olanlar özel fıçılarımızdır," dedi gururla. "İki metreden uzundur ve bin litreden fazla şarap alır. Genellikle lejyonerler için askeri alanlara göndeririz. Şaraplar bitince fıçılarımız silah olarak kullanılır. Lejyonerler savaşlarda, fıçılarımızın içine zift ve talaş doldurup fıçıyı ateşleyerek yamaçlardan aşağı düşman askerlerin üzerlerine yuvarlarlar; bu yöntem ile Uxellodunum kuşatmasında İmparatorumuz Sezar, Galyalıları dize getirmişti."<br />
Atölyenin derinliklerine doğru ilerlerken, yerde duran farklı ağaç kütüklerini gösterdi: "Bakın, her ağaçtan fıçı olmaz. Biz en çok köknar ve ladini severiz. Düz büyürler, dalları azdır ve işlemesi kolaydır. Bazen karaçam da kullanırız ama meşe... Meşe şimdilik nadir, sadece çok özel siparişler için. Ladin ve köknar o kadar birbirine benzer ki, bazen karıştırmamak için ayrı bölmelerde tutarız."<br />
Markus, bir fıçı çıtasını (duga) eline aldı ve anlatmaya devam etti: "Her şey ağacı seçmekle başlar. Çapraz kesim testeresiyle çıtaları kabaca keseriz, sonra kuruması için dışarıda istifleriz. Kuruyan çıtaları aynı boy ve genişliğe getirmek büyük bir ince işçilik ister. Sonra asıl mucize gelir: Çıtaları nemlendirip bükülebilir hale getiririz. Onları taban tahtasıyla birleştirip çemberlerle sıkarız. Biz buna 'çemberleme' diyoruz."<br />
Atölyenin bir köşesinde, söğüt ve fındık dallarından yapılmış esnek çemberleri gösterdi. "Bunlar eskiden beri kullanılan ahşap çemberler," dedi. "İkiye bölünmüş dalları kenevir lifleriyle bağlarız. Ama şimdilerde demir çemberler moda olmaya başladı; metali kullanınca fıçı çok daha sağlam oluyor."<br />
Bir fıçının yanındaki küçük deliği göstererek, "Bu tapa deliği," dedi. "Kapağı açmadan ürünü doldurup boşaltmaya yarar. Amforalar gibi kırılmaz bu fıçılar! Bir büyük fıçı 800 litre alır; aynı miktarı taşımak için 30 tane kilden amfora lazımdır. Hem hafif hem dayanıklı... Bu yüzden Romalılar artık amfora üreticilerini değil fıçı üreticilerini tercih ediyor."<br />
Tam o sırada, Markus kızgın bir demiri (signaculum) ateşten çıkardı. Demirde ters harfler vardı. "Şimdi en önemli kısım," diyerek demiri fıçının üzerine bastırdı. Cızırtıyla birlikte odayı yanık odun kokusu sardı. "Bu sıcak damgalama yöntemi. Üreticiyi ve sahibini belirtir. Bazen de sadece keskin bir bıçakla kazırız. "<br />
Atölyenin dışındaki sokak köşesinde duran fıçıları işaret etti: "Bakın, bunlar da idrar toplamak için. Yün temizleyenler ve dericiler amonyak için bunları kullanır. Fıçı sadece şarap için değildir; içinde balık, tuzlu et, zeytinyağı, hububat... Bir evde ne varsa fıçıda taşınabilir."<br />
Zaman makinesine doğru dönerken Markus arkamızdan seslendi: "Unutmayın! Biz bu sanatı Mısırlıların antik küvetlerinden, Asurluların palmiye fıçılarından aldık, geliştirdik ve gemi inşa teknolojisiyle yarışır hale getirdik. İki bin yıl sonra da aynı bu tasarımı kullanıyor olacaksınız!" Fıçılarımızı tarih eskitemeyecek.<br />
Zaman otobüsü cihazının düğmesine bastığımızda, Markus’un dumanlı atölyesi ve fıçıların üzerindeki o kadim damgalar yavaşça gözden kayboldu.</p>

<p>Kaynakça: Ömer Faruk ERYILMAZ, Yüksek Lisans Tezi, Roma Dönemi Ahşap Fıçıları,2024.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 15:32:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2026/02/okan-ozalp-1770905444.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ    DENİZ ÜSTÜ KÖPÜRÜR(36)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-deniz-ustu-kopurur36-2748</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-deniz-ustu-kopurur36-2748</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ    DENİZ ÜSTÜ KÖPÜRÜR(36)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Deniz de üstü köpürü<br />
Ah yârim nina nay<br />
Gayıga binsem götürü<br />
Ah yârim ah<br />
Benim buraya gelişim Ah yârim nina nay<br />
Bir güzelden ötürü<br />
Ah yârim ah.</p>

<p>***</p>

<p>Arıbeye de daş göydüm<br />
(daş üstüne daş göydüm)<br />
Ah yârim nina nay<br />
Ben bu yola da baş goydum<br />
(Gül yastığa baş goydum)<br />
Ah yârim ah<br />
Sene de gelecek diye<br />
Ah yârim nina nay<br />
Sol yanımı da baş goydum<br />
Ah yârim ah.</p>

<p>***</p>

<p>Garıncanın da gatarı<br />
Ah yârim nina nay<br />
Yüreğime de batarı<br />
Ah yârim ah<br />
Benim buraya geldiğim<br />
Ah yârim nina nay<br />
Bir güzelin de hatırı<br />
Ah yârim ah</p>

<p>***</p>

<p>Devenin düzeni yok<br />
Ah yârim nina nay<br />
Çekinin de izanı yok<br />
Ah yârim ah<br />
Halep’i Şam’ı gezdim<br />
Ah yârim nina nay<br />
Yarimden güzeli yok<br />
Ah yârim ah</p>

<p><br />
Nakaratlarda “ah yârim nina nay nina nay nina nay nom” ,” ah yârim rin na ninanay nom “<br />
şiklinde de söyleyişler görülmektedir.</p>

<p>Çaydereli Osman adlı bir denizci, Kerme Körfezi’ne gelip gittiği sıralarda köylülerle<br />
dostluklar kurar. Bu dostluklar sonrası Ula’ya, gelin alma alayına davet edilir. Osman,<br />
davetli olarak geldiği düğün evinin avlusuna göz gezdirdiği sırada, Balcılar’ın Ayşe (Gülayşe)<br />
adlı kızı görünce, gözleri orada çakılı kalır. Ayşe de bu bakışları fark etmiştir. Günler gelip<br />
geçer aklına hep o kız gelir. Ama derdini de kimseye açamaz. Osman’ın geliş gidişleri<br />
sıklaşmaya başlar Ula’ya. Her gelişinde giyinir, kuşanır ve süslenir. Kabaca Pınar’da her<br />
seferinde dua eder. Kendine çeki düzen verip, Ula düğünlerinin vaz geçilmezi haline gelir.<br />
Düğünlerin baş konuğu olur. Her düğünü öğrenir ve yola koyulur. Bir gün yine tek başına<br />
geldiği bir düğünde Dülger Bekirlerin ya da Terzi Abdullahlar7ın Server tarafından arkadaş<br />
sofrasına davet edilir. Server sazını eline alıp burgularken, Osman7a sorarlar.</p>

<p>-Sen niye her düğüne gelirsin? Buralardan gitmez oldun, derdin ne arkadaş?</p>

<p>Osman sözle cevap veremez ve sazı eline alır ve vurur sazın teline. İçinde köpüren<br />
denizin sözleri de böylece doğar. Derdini anlatır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 15:31:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BİZ DE KARA TAHTAYA DÖNSEK Mİ!?</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/biz-de-kara-tahtaya-donsek-mi-2747</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/biz-de-kara-tahtaya-donsek-mi-2747</guid>
                <description><![CDATA[BİZ DE KARA TAHTAYA DÖNSEK Mİ!?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tabii bu bir şaka!<br />
Bu saatten sonra kara tahtayla eğitim yapmayı istemek , cahillik değilse de, çok<br />
makbul bir şey değil.<br />
Ben kara tahtada eğitim vermiş bir ilkokul öğretmeniyim.<br />
Sadece kara tahta bile bir sorundur. Boyası biter, okulun parası yoktur ki, tahta boyası<br />
alasın. Gelsin bilinen yöntemler…<br />
Baca kurumu ile yumurta akı karıştırılıp boya yapardık. Hani tahta tamam da, ya o<br />
tebeşirlerin durumu neydi?<br />
Taş gibi tebeşirler vardı. Renklisi biraz yumuşak olurdu…Yani kara tahtaya dönmek<br />
mümkün değil.<br />
Peki niye böyle başladım yazıya…<br />
Kara tahta değil de İsveç, buna benzer bir geri dönüş yapmış eğitimde.<br />
13 Nisan 2026 da açıklanan “bahar bütçesi” ile eğitimde köklü bir dönüşüme gidiyor;<br />
bilgisayar ekranı yerini yeniden kitap, kalem ve deftere bırakıyor.!<br />
Ülkede yaklaşık on yıl önce “her öğrenciye bir tablet/bilgisayar söylemiyle “tabletli<br />
eğitime” geçilmiş, dijital eğitim zorunlu hale getirilmişti. Amaç öğrencileri geleceğin teknoloji<br />
dünyasına hızlı ve donanımlı bir şekilde hazırlamaktı.<br />
Geçen süre içinde deyim yerindeyse yanlış hesap Stockholm’den döndü…<br />
Sakıncaları görülen tabletli eğitimden vazgeçilerek yeniden kitap, kalem ve deftere<br />
dönülmesi kararlaştırıldı.<br />
İsveç eğitim sisteminde bir dönem devrim olarak nitelenen her öğrenciye bir tablet<br />
uygulaması sona erecek. Öğrenmenin merkezi artık tekrar değil, kitap, kalem ve defter<br />
olacak.<br />
Hükümet bunun için 2026 ders yılında bahar bütçesinden okullara 2 milyar krondan<br />
(10 milyar TL) fazla ek kaynak aktardı. İsveç’te şu anda her düzeyde eğitim-öğretim gören<br />
öğrenci sayısı 400 bin. Yani her öğrenciye 25 milyon TL ayrılmış<br />
Bu geçiş sürecinde fiziksel desteğe gereksinim duyan öğrenciler, okullarda ve evlerde<br />
ücretsiz ve yüz yüze eğitim desteği alacaklar. Bu geri dönüşte kitap, kalem ve kağıtla kurulan<br />
değişmez , köklü bağ yeniden keşfedilecek.<br />
PEKİ NEDEN BU DEĞİŞİM?<br />
Dünyanın en saygın tıp kurumlarından biri olan ve Nobel Tıp Ödülü’nü veren<br />
Karolinska Enstitüsü ile diğer bilim kuruluşlarının eğitim raporlarına göre, okullarda tablet<br />
kullanımı nedeniyle son on yılda ülkenin eğitim sisteminde dramatik bir düşüş yaşandı.<br />
“Ekran yorgunluğu “olarak tanımlanan ekran üzerinden okuma yapmanın,<br />
“derinlemesine okuma “ yetisini körelttiği, bilginin öğrenci belleğine aktarılmasını<br />
zorlaştırdığı saptandı.<br />
Uluslararası Okuma Becerisi raporlarında da 2016-2021 yılları arasında tablet<br />
kullanımı nedeniyle İsveçli öğrencilerin okuma-anlama düzeylerinde hızlı bir düşüş yaşandı.<br />
*Tablet kullanımı nedeniyle çocukların el yazısı yetenekleri geriledi.<br />
*Bilgileri akılda tutmak, çarpım tablosunu ezberlemek bile gereksiz bulundu.<br />
Bu durum , beyindeki motor becerileri ve bilişsel gelişimi olumsuz etkiledi.<br />
*Ekranlar hazır bilgiye ulaşımı kolaylaştırdığı için çocukların araştırma isteğini ve<br />
sabrını köreltti. Dikkat dağınıklığı kronik bir yaygınlık kazandı.<br />
*UNESCO ‘da 2023 raporunda, İsveç’e teknolojinin eğitimde aşırı kullanımının<br />
öğrenme kalitesini düşürdüğü uyarısında bulunmuştu.<br />
*Dijital aygıtların odaklanma sürelerini zayıflattığı ve ekran yorgunluğu yarattığına<br />
ilişkin somut veriler, hükümeti bütçede köklü bir yatırıma itti.<br />
*Yeni bütçeyle tabletler kararacak, onun yerine kütüphaneler, fiziksel ders kitapları<br />
yeniden öğrenci çantalarına girecek.<br />
İsveç eğitim bakanı Lotta Edholm yaşanan dönüşümü “eğitim krizinden dönüş” olarak<br />
tanımladı. Ve şöyle dedi “Ekrandan kitap kapağına “ sloganıyla yeniden rayına oturtulacağını<br />
söyledi.<br />
*Artık 6 yaş altı çocuklara tablet verilmesi pedagojik olarak sakıncalı kabul edilecek.<br />
Artık her ders için, her öğrencinin masasında o dersin kitabı bulunacak.<br />
*Tablet ve bilgisayar gibi dijital araçlar tamamen kaldırılmayacak, gerektiğinde<br />
onlardan “yardımcı ders malzemesi” olarak yararlanılacak.<br />
Başında söz ettiğimiz, Karolinska Enstitüsü ve ülkenin diğer bilim kuruluşları, tablet ve<br />
bilgisayarların okullarda öğrenciler üzerindeki olumsuz etkisiyle birlikte, tablet/bilgisayar ve<br />
dijital yayınların toplum üzerindeki etkilerini de mercek altına aldı.<br />
İsveç’in “tabletten kitaba” bu keskin dönüşünün , gelişmiş diğer ülkeleri de etkilemesi<br />
bekleniyor.<br />
Bu yazıyı şimdi niye yazıyorum?<br />
Geçtiğimiz ay içinde Muğla’da bir resmi dairede işim vardı. Sırada bekliyordum.<br />
Oturma odası gibi kullanılan bir yere oturdum. Birkaç memur, bir de masada cep telefonyla<br />
ilgilenen küçük bir çocuk var. Yanında annesi olduğunu sandığım bir kadın var.<br />
-Kaç yaşında , dedim<br />
-4,5 yaşında , dedi.<br />
-Çok erken , dedim.<br />
Dediğime de pişman oldum.<br />
Çocuğun annesi:<br />
-Başka türlü oyalamamız mümkün değil!<br />
Çok üzüldüm.<br />
Demek ki bir bakıcıya verecek ekonomik güçleri yok…<br />
Demek ki bir ana okuluna, bir kreşe de verecek durumları yok dedim…<br />
Ama takıldığım bu alete bu yaşta çocukların başlaması…<br />
Artık tabletler, bilgisayarlar, telefonlar birer oyuncak malzemesi olmuş.<br />
Bu da çocuklarımızın geleceğinin karartıyor.<br />
İsveç bize de örnek olur mu bilmiyorum.<br />
Elimde olsa hemen şunları yaparım;<br />
-4+4+4 eğitim formülünü hemen kaldırırım.<br />
-Her öğrenciye haftada en az bir kez bulunduğu yerdeki kütüphaneye gidip, oradaki<br />
gördüklerini yazması ödevini verirdim.<br />
-Köy Enstitülü öğretmen bulamazlar belki, ama benim yaşımdaki öğretmen okulu<br />
mezunu binlerce öğretmen emekli olarak yaşıyor. Bu eğitimcilerden yararlanırdım. Bu değerli öğretmen arkadaşlarım, okullara gidip, on, on beş dakika söyleşi yapsalar bile yeter. Çünkü<br />
bizler okullarımızda;<br />
-Eğitim Psikolojisi, Eğitim Sosyolojisi, Teşkilat ve İdare, Çocuk Eğitimi gibi dersler<br />
okuduk. Yani tam bir pedagojik formasyonla donandık. Artık benim jenerasyonum tükeniyor.<br />
Çağırırım bu öğretmenleri, bakın bakalım neler yapıyorlar.<br />
Kara tahta şaka, ancak kitap, defter, kalem, hatta silgi, kurşun kalemle eğitimden<br />
yanayım.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 15:30:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>RIZIK  KİMDENDİR?</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/rizik-kimdendir-2746</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/rizik-kimdendir-2746</guid>
                <description><![CDATA[RIZIK  KİMDENDİR?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar ! Bugün sizlerle kalemimizin yettiği ölçüde rızık konusunu işleyeceğiz. Rızık, Arapça kökenli bir kelime olup, tüm canlıları yiyip içmeleri faydalanmala- rı ve hayatlarını devam ettirmeleri için bahşettiği maddi ve mânevi nimetleri ifade eder .Hava, Güneş, Su gıda maddeleri gibi. İlim , makam ve benzeri mânevi nimetler de birer rızıktır. Bu rızkın elde edilmesine vesile olana da" Râzık "yani rızkı veren ,denilse de bu mecaz anlamdadır .Hiç şüphesiz rızık veren ,sağlam, kuvvet sahibi olan ancak ,Allah'tır (Zâriyat: 58 )Yüce Allah kullarına rızkı dilediği ölçüde indirmekte (Şûra: 27) dilediğine&nbsp; de hesapsız derecede bol rızık vermektedir. Esmâ ül Hüsna (Allah'ın en güzel isimleri) arasında rızık veren yüceler yücesi "Er Rezzâk" ismi ile anılır. O, öylesine büyük bir rızık bahşedicidir ki inanana da inanmayana da rızkı verir. Kur'an'da rızık ve türevlerine 130'a yakın yerde rastlarız Hatta Hazreti İbrahim'e bir mecûsi (ateşe tapan) gelerek karnının aç olduğunu bildirmişti de Hazreti İbrahim de ona," Müslüman olursan seni doyurur ,misafir ederim" dediğinde adam geri dönüp gitmişti .Bunun üzerine Cenabı Hak'tan şöyle bir vahiy geldi ."Ey İbrahim !Ben 70 senedir bana iman etmediği halde onun rızkını veriyorum. Sen ise onu bir gün bile misafir etmeye yanaşmadın, karnını doyurmadın! Bunun üzerine Hazreti İbrahim adamın peşine düşmüş onun karnını doyurmuş ve misafir etmiştir. Olayın açıklanmasını isteyen mecûsiye olayı tüm çıplaklığıyla anlatmıştır. Mecûsi "Allah benim hakkımda böyle mi konuştu? benim gibi kendisini inkar eden biri yüzünden senin gibi bir dostunu peşimden göndererek sana uyarıda mı bulundu? O halde bana dinini öğret ben de müslüman olacağım demişti.&nbsp; &nbsp; &nbsp; Kur'an'da geçen başka bir olay da buzağıya tapan Musa'nın kavmini bile önce affetmiş, onları bulutla gölgelendirip üstün nimetle nimetlendirmişti .Bu konu Bakara 57. ayette şöyle anlatılır. "Sizi bulutla gölgelendirmiş , size kudret helvası ile bıldırcın eti indirmiş (vermiş)size rızık olarak verdiğimiz temiz şeylerden yiyin (demiştik) Emirlerimizi dinlememekle onlar bize zulmetmemişlerdi Ancak kendilerine yazık et - mişlerdi&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Değerli Dostlar !&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Heyecan verici bir ayette Âl-i İmran sûresi 37'de geçer. Meali de aynen şöyle!&nbsp; &nbsp; &nbsp;"Rabbi onu (Hannenin duasını) güzel bir şekilde kabul etmişti onu (Meryem'i) güzel bir bitki olarak yetiştirmiş ve Zekeriya'yı da onun (bakımıyla) görevlendirmişti. Zekeriya mabette onun yanına her girişinde orada bir rızık bulurdu.( Zekeriya) "Ey Meryem ! Bu sana nereden (geliyor) dediğinde, O da bu Allah katındandır demişti. Şüphesiz ki Allah dilediğine (layık olana) hesapsız rızık verir".&nbsp; Burada rızkının dar olduğunu iddia eden bir kişi ne yapmalıdır ? diye bir soru akla gelebilir .Cevabını yine Kur'an verir. Hz Musa kavmine şöyle diyordu ayette (İbrahim: 7 ) "Hani Rabbiniz size şükrederseniz elbette size nimetimi arttıracağım nankörlük ederseniz şüphesiz azabım elbette çok şiddetlidir" diye bildirmişti .O halde rızkının genişlemesini isteyen şükretmelidir Ayrıca başka bir ayette de rızkı Allah'ın yanında arayın! O'na ibadet edin, ona şükredin ( Ankebût 17)buyurulur. Er-Rezzak ismi celiliyle dua eden, gayret ve teslimiyetle helal olanı helal yolla elde etmek isteyen kimse bilir ki ; yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah'a ait olmasın (Hûd: 6) Kültürümüzde "Er rızk u Alallah "ifadesi o kadar yaygınlaştırmıştır ki, birçok mağaza ve ticarethanelerin en görülecek yerinde çerçeve içinde yazılmış olarak asılmıştır.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Kıymetli Dostlar!&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Rızık konusunu işlerken beni çok etkileyen bir olayı da sizlerle paylaşmadan geçmek istemedim. Son dönemin âlimlerinden muhtaçların ve fakir öğrencilerin hamisi (koruyucusu) Gönenli Mehmet Efendi, İstanbul'daki Sultan Ahmet Camii'ne imamı olarak tayin edilir ve hemen soruşturmaya başlar .Bu&nbsp; mahalle de kimsesiz, muhtaç kimse var mı ? Kendisine iki gözü görmeyen muhtaç birinin bulunduğunu söylerler .Ertesi günü tarif edilen evi bulur ve kapısını çalar. Kapıyı açan âmâ kişiye "Sultanahmet camii'ne imam olarak atandığını, üzerine düşen bir görev olup olmadığını "sorar. Âmâ adam hoca efendiyi içeri alır. Hoca efendi sormaya başlar. Emekli maaşınız var mı? Âmâ adam hayır diye cevaplandırır .Hoca efendi sormaya devam eder. Peki geçiminizi neyle temin ediyorsunuz ? der. Bunun üzerine âmâ adam sinirlenir. "Bundan size ne Hocaefendi bir de imamsınız" diyerek sert bir sesle "Gidebilirsiniz" der. Hoca efendi mecburen âmâyı yalnız bırakarak oradan ayrılır. Ama o gece gözüne uyku girmez. Ertesi günü tekrar âmâ adamın kapısını çalar . Âmâ adam içeriden seslenir." Kimsiniz" Mehmet efendi cevap verir. "Dünkü kovduğunuz yüzsüz imam .Beni bin kere de kovsanız yine geleceğim" der. Bunun üzerine hoca efendiyi içeriye alır. Hoca efendi aynı soruları sormaya devam eder. Âmâ adamın cevabı aşağıdaki şekildedir Hoca efendi kusura bakma. Dün kalbini kırdım. Benim sırrım şöyledir. Her sabah kuşluk namazını kıldıktan sonra ellerimi açar ,&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;"Ya Rabbi ! Kuşluk senindir, güzellik senindir, rızık senindir, gökte ise yere indir, yerdeyse çıkar, uzakta ise yaklaştır , elime ver , dar ise genişlet! diye dua ederim.&nbsp; &nbsp;Bu arada birisi gelir sağ dizime vurur rızkımı verir ve gider .Bugün o kişi yine geldi. Sağ dizime vurup rızkımı verdi , Bu defa sol dizime de vurup bunu da Gönenli Mehmet Efendi'ye ver" dedi . Al rızkını hoca ! Hoca efendi&nbsp; rızkını alarak oradan ayrılır ve şöyle der. "İşte ben o rızka nail olduktan sonra hiç darlık çekmedim.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Aziz Dostlar!&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Yazımızı kendimize ait bir beyit ile tamamlamak istedim.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Allah bazen nimeti kulu eliyle verir&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;İlm-i Hak'kı bilmeyen onu kul verdi bilir.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bundan sonraki yazımızda tekrar beraber olabilmek umuduyla helalinden bol rızıklı günler diliyorum. Sağlıkla kalın! Esen kalın! Hoş kalın Can Dostlar !</p>

<p>Yanıtla</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 15:28:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KURBAN…</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/kurban-2745</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/kurban-2745</guid>
                <description><![CDATA[KURBAN…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Batı Samilerinde oğullarını Tanrı Baal’e kurban etme geleneği var. Finike<br />
şehirlerinde dinsel çılgınlıklar halinde bu törenler yapılıyor. Hatta bazen memede olan<br />
yüzlerce çocuk kurban olarak yakılmış. İsrail’de de böyle kurban var…<br />
…Kur’an’ın Saffat Süresi’nin 101-111 ayetlerinde görüldüğü üzere, İbrahim, aynı<br />
şekilde bir rüya üzerine oğlunu keserek kurban etmeye kalkıyor.(Tevrat’taki gibi yakma değil)<br />
Fakat tanrı onun iyi niyetini anlayarak, ona bir kurbanlık gönderiyor. Kurbanlığın nasıl bir<br />
hayvan olduğu belli değil. Kurban edilecek oğulun adı da yazılmıyor. Daha sonra İslam<br />
yazarları onun İsmail OLDUĞUNU SÖYLÜYORLAR. Halbuki İsmail cariyeden doğan çocuk olduğu için İshak gelince onun hiçbir değeri kalmıyor. İshak ilk çocuk sayılıyor.<br />
Batı Samilerinde , ilk oğul, yakma suretiyle kurban ediliyor. Bu yüzden Tevrat’ta<br />
yazıldığı, kurban için götürülün İSHAK, İsmail olamaz. Bunu kanıtlayacak başka bir belge de<br />
yok.<br />
Tekvin’de insan kurbanının daha İbrahim zamanında kaldırıldığı kanıtlanmaya<br />
çalışılmış. Oysa insan kurbanının kaldırılması İbrahim’den çok sonraları olmuştur…<br />
…Eğer Ammonoğulları’nı elime verip onların yenilmesini sağlayıp selametle<br />
dönersem, karşılamak için karşıma ilk çıkanı yakılan kurban olarak ona vereceğim” diyor.<br />
Görüldüğü gibi kurban, Tanrı ile insan arasında bir anlaşma. Tanrıdan istemeye karşı bir<br />
ödeme…<br />
*İbrahim Peygamber/Sümer Yazılarına ve Arkeolojik Buluntulara Göre..Muazzez<br />
İlmiye Çığ , Sayfa: 124,125,160<br />
Daha bir sürü şey var. Kurban, adak vs gibi…<br />
Azıcık tarihi bilgi vereyim dedim.<br />
Önceki İslam yazarları,<br />
-Bunlar safsata, yok öyle hikaye, diyemedikleri için, şunu diyorlardı:<br />
-Bu bayram olsa olsa kavurma bayrımı olur(Yaşar Nuri Öztürk bunu hep söylerdi)<br />
Bu safsatalara dikkat çekmek için, yukarıdaki alıntıyı yaptım. İbrahim Peygamber adlı<br />
kitabını okumak gerekiyor İlmiye Çığ’ın.<br />
Ben yine de kurban bayramınızı kutlayacağım.<br />
İnsanların (bizim ülkede olduğu gibi) kurban edilmediği bayramlar dilerim.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 25 May 2026 15:29:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ(35)    DEMİRCİLER TÜRKÜSÜ</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri35-demirciler-turkusu-2744</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri35-demirciler-turkusu-2744</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ(35)    DEMİRCİLER TÜRKÜSÜ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Demirciler demir döver tunç olur<br />
Sevip sevip ayrılması güç olur<br />
Fidan boylum güç olur</p>

<p>***<br />
Haydindik de çatal çamda özger var<br />
Çakır Maya’mda halka gibi gözler var<br />
Fidan boylum gözler varb</p>

<p>***<br />
Oduncular kısa keser odunu<br />
Camfes(açık mavi) şalvar sıkagomuş budunu<br />
Fidan boylum budunu</p>

<p>***<br />
Haydindik de al işliye mor düğme<br />
Cavrın gızı gine girdi gönlüme<br />
Fidan boylum göynüme</p>

<p>***<br />
Çok söyledim de sözlerim geçmedi<br />
Nazlı yâre ağılar verdim içmedi<br />
Fidan boylum içmedi<br />
***<br />
Haydindik de ovalarda ganyaşı(canavar otu)<br />
Yarim asker dinmez gözümün yaşı,<br />
Fidan boylum gözümün yaşı,<br />
***<br />
İnme turnam böyle susuz köylere<br />
Ben gidersem sen galırsın ellere<br />
Fidan boylum ellere<br />
***<br />
Haydindik de çatal çamın akması,<br />
Yaktı yandırdı Davazlı’nın Fatma’sı<br />
Fidan boylum Fatma’sı.<br />
***<br />
Yansın İzmir Kordon boyu kül olsun,<br />
Beni ayıranın iki gözü kör olsun,<br />
Fidan boylum kör olsun<br />
***<br />
Haydindik de cepkeninde mor susta<br />
Hindiki gızlar erkeklerden çok usta,<br />
Fidan boylum çok usta.<br />
***<br />
Demirciler demir döver ocakta<br />
Cavrın gızı enmiyor hep gucakta<br />
Fidan boylum gucakta.<br />
***<br />
Haydindik de üç metrelik on para<br />
Hindiki gızlar erkekten zampara<br />
Fidan boylum zampara<br />
***<br />
Haydindik de al işliğe(kırmızı gömlek) yandım ben,<br />
Gelenleri kendi yârim sandım ben. /Fidan boylum sandım ben</p>

<p>Yaklaşık yüz yıl önce doğduğu sanılan ve yaşanmış bir olaya dayanan türkünün, kim<br />
tarafından yakıldığı konusunda yeterli bilgi yoktur.</p>

<p>Türküde adı geçen Tavas’tan gelen aile, dönemin Karaova bölgesindeki topraklara<br />
sahip Ağasıdır. Bu ailenin güzel kızı Fatma’nın sevdiği genç, Kuzyaka köyündendir. Fatma<br />
Akçaalanlı (Turgut reis) Kara Omar’a verilmesinin ardından sevdiğine haber salıp kurşun<br />
gönderir. “ Beni buradan öte geçirme bu kurşunla” der. Gelin olduğu gün (Şimdiki “Gelin<br />
Öldü” mevkiine geldiğinde) atın üstündeyken tek kurşunla vurulur. Öldüğü yerde, yakın<br />
zamanlara kadar çatal bir çam ağacı vardı ve halk bu içi oyulmuş çam ağacının arasından,<br />
çocukları geçirerek iyileşmesini beklerdi. Olay sonrası yakılan ağıttan türkü doğmuştur.<br />
Ancak zamanla başka söz eklemeleri ve yakıştırmaları da görülür.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 25 May 2026 15:28:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İLK ADIMDAN ÖNCEKİ ADIMLAR(2)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/ilk-adimdan-onceki-adimlar2-2743</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/ilk-adimdan-onceki-adimlar2-2743</guid>
                <description><![CDATA[İLK ADIMDAN ÖNCEKİ ADIMLAR(2)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>(PADİŞAHLA GÖRÜŞECEK Mİ?....)<br />
14 Mayıs’ta Damat Ferit ile görüşmesinde,Cevat(Çobanlı) Paşa vardır.Damat<br />
Ferit,Mustafa Kemal’i sevmeyen biridir. O’nu zor duruma sokacak epey soru sorar. Her<br />
sorudan sonra Mustafa Kemal yanıtları ustalıkla verir.<br />
Damat Ferit:<br />
-Ne zaman hareket edeceksiniz?<br />
-Ne vakit emir buyrulursa..Ben hazırım,arzu ederseniz yarın veya öbür gün.<br />
-Zatı şahaneyi ziyaret ettiniz mi?<br />
-Hayır efendim!<br />
-Ziyaret etmeden mi gideceksiniz?<br />
-İrade buyrulmadı.<br />
-Ben padişah iradesini tebliğ ediyorum,yarın kendilerini ziyaret ediniz.<br />
-Peki efendim.<br />
İş Mustafa Kemal’e kalsaydı,padişahı ziyaret etmeyebilirdi.<br />
Mustafa kemal’in neden Padişahla anlaşmadığının bir kanıtını daha<br />
sunuyorum.Damat Ferit’in yanından Cevat Paşa ile ayrıldıklarında,Cevat Paşa,içtenlikli olarak:<br />
-Bir şey mi yapacaksın Kemal?<br />
-Evet Paşam,bir şey yapacağım.!<br />
-Allah muvaffak etsin!<br />
-Mutlaka muvaffak olacağız!<br />
Bu temennilerle birbirlerinden ayrılırlar.<br />
SAMSUN’A GİDECEKLERİN LİSTESİ<br />
Diğer bir deyişle 9.Ordu Müfettişliği Karargahı<br />
9.Ordu Müfettişi Tümgeneral Mustafa kemal<br />
1-Kurmay Başkanı Albay Kazım Dirik (Tümg.daha sonra İzmir Valisi)<br />
2-İkinci Başkan Yarbay(Ayıcı) Mehmet Arif(Albay,İzmir suikastı davasında idam edildi)<br />
3-1.Şube Müdürü Hüsrev Gerede(Sonra büyükelçi)<br />
4-Topçu Komutanı Binbaşı Kemal Doğan(sonra korgeneral)<br />
5-Sağlık Başkanı Albay Dr.İbrahim Tali Öngören(sonra büyükelçi, M.vekili)<br />
6-Sağlık Başkan Yardımcısı Binbaşı Dr.Refik Saydam(Sonra bakan ve başbakan)<br />
7-Başyaver Yüzbaşı Cevat Abbas Gürer(Sonra Bolu M.Vekili)<br />
8-Emir Subayı Yüzbaşı Ali Şevket Öndersev(Sonra Gümüşhane M.vekili)<br />
9-Karargah subayı Yüzbaşı Mümtaz Tümay<br />
10-Karargah Subayı Yüzbaşı İsmail Hakkı Ede(Sonra başbakanlık Özel kalem müdürü)<br />
11-Karargah subayı yüzbaşı Mustafa Vasfi Süsoy (sonra Tokat M.vekili)<br />
12-İaşe subayı üsteğmen Abdullah<br />
13-Yaver teğmen Muzaffer Kılıç (sonra Giresun M.vekili)<br />
14-Kurmay başkanı yaveri üsteğmen Hayati<br />
15-Şifre katibi Faik Aybars(sonra sağlık bakanlığı memuru)<br />
16-Şifre memuru Memduh Atasev (Sonra Cumhurbaşkanlığı memuru)<br />
17-Bu heyette 3.Kolordu Komutanlığına atanan Albay Refet Bele ve emir subayı<br />
Üsteğmen Arif Hikmet Gerçekçi(sonra tümgeneral) de vardı.<br />
Harbiye bakanlığına verilen listede 23 subay olmakla birlikte,Mustafa Kemal dahil<br />
toplam 19 kişi Samsun’a geçmiştir.Diğer kişiler bir gerekçeyle ayıklanmıştır. Bu bölümü bitirmeden bir not daha aktarayım. Soy adlar, her ne kadar soyadı<br />
kanunundan sonra alınmışsa da,daha belirgin olması nedeniyle yazıyorum.</p>

<p>KADERİN CİLVESİ Mİ,OYUNU MU - 15 MAYIS 1919!</p>

<p>15 Mayıs Perşembe günü M.Kemal sabah ilk iş olarak doğru Genelkurmay’a<br />
gitti.<br />
İşte tam o gün,o saatlerde kader bir oyun oynuyordu,ya da cilve yapıyordu.<br />
Çünkü,İstanbul’da Mustafa Kemal ve ekibine İngiliz Pasaport Denetim Bürosu<br />
tarafından Samsun’a gidebilmesi için vize verilirken,İzmir’de de Yunan askerleri<br />
İngilizlerin verdiği vize,cesaret ve destekle İzmir ve Ege bölgesinin işgali için karaya<br />
çıkıyordu.<br />
Mustafa Kemal’in karargah listesindeki 23 subay,25 er ve erbaş ve ek olarak<br />
eyerli altı at götürülüyordu.<br />
Bu listenin arka sayfasında,vize bölümünden irtibat subayı yüzbaşı John G.Bennett tarafından da mühürlenip imzalanan kısmında “müttefik(birleşik)<br />
pasaport kontrol bürosu,İngiliz Bölümü Samsun için 16.05.1919 tarihinde geçerlidir”<br />
yazıyordu.Bu mühür Karadeniz için izin verildi anlamınaydı. Yani bizim desteklediğimiz<br />
Yunanlılar İzmir’e çıktılar,sen de git Samsun’da Rumların rahatının kaçıran Türkleri<br />
hallet deniyordu. Yok vatanı kurtarmak için gönderiliyormuş da...O safsata sadece bu<br />
bölümde bile çöküyor.Her şey tamamdı Bandırma vapuru limanda beklemekteydi.<br />
Burada aynı günlerde ,Fevzi Çakmak Yunan askerlerine karşı direnme emri<br />
verdiği için görevden alınmıştı. Mustafa Kemal,Cevat Çobanlı ve Fevzi Çakmak’la bir<br />
görüşme yapar. İzmir işgalini,vatanın durumunu falan konuşurlar.Anlaşırlar.Gerek<br />
Çobanlı,gerek Çakmak daha sonraki anılarında,bu görüşmede Mustafa Kemal’in<br />
kararlılığını şu örneklerle anlatırlar.Görüşme sonunda Mustafa Kemal:”Vatanın<br />
kurtuluşu için Anadolu’ya gidiyorum.Buradan verilen emirleri dinlemeyeceğim.<br />
Kahraman milletimin sinesinde hayatımı feda edinceye kadar çalışacağım” Fevzi<br />
Çakmak anlatımlarında:”Bu sözlerden duyduğumuz heyecanla ayağa kalktık,Mustafa<br />
kemal Paşa’nın ellerine sarıldık. Gözlerimiz yaşlı,vatanın kurtarılması için birlikte<br />
çalışacağımıza ve bu uğurda hiçbir şeyden çekinmeyeceğimize üçümüz birlikte<br />
yemin ettik”<br />
Son ziyaretlerini yapmak için,Harbiye bakanını;İçişleri bakanını ve sadrazamı<br />
makamında ziyaret etmek istedi. Kimse yerinde yoktu. Bakanlar kurulu toplantısı<br />
vardı. Bakanlar Kurulu toplantısının yapıldığı Babıali’ye geçti.Bakanlar Kurulu<br />
toplantısı bitmiş,hararetli tartışmalar sürüyordu.Buraya çok ibretlik olduğu için<br />
Mustafa Kemal’in anlatımlarından bir bölüm alacağım<br />
Mehmet Ali Bey(İç İşleri Bakanı):<br />
-Ne yapmayı tasavvur ediyorsunuz,diye sordum<br />
-Protesto edeceğiz!<br />
-Bu gereklidir. Ancak bir protesto ile İngilizlerin,Yunanlıların İzmir’den<br />
çekileceklerine ihtimal veriyor musunuz?<br />
-Fakat başka ne yapabiliriz?<br />
-Belki daha kesin tedbirler düşünülebilir...<br />
-Mesela ne gibi?<br />
-Öyle hareketlere kalkarsak bize ne yaparlar bilir misiniz?<br />
Tabii ”Kalkar benim yanıma gelirsiniz” diyemezdim.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 25 May 2026 15:27:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BAYRAMA GİRERKEN            KOMŞU-KOMŞULUK HAKKI</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/bayrama-girerken-komsu-komsuluk-hakki-2742</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/bayrama-girerken-komsu-komsuluk-hakki-2742</guid>
                <description><![CDATA[BAYRAMA GİRERKEN            KOMŞU-KOMŞULUK HAKKI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Değerli Dostlar ! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p>&nbsp;Canbula canânını &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Bayram o Bayram ola &nbsp; Kul bula sultanını &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Bayram O Bayram ola &nbsp; &nbsp;<br />
Hüzn ü keder def ola &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Dilde hicab ref ola &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Cümle günah af ola &nbsp;&nbsp;<br />
Bayram O Bayram ola&nbsp;<br />
Yazımıza Alvarlı Efe'nin 5 kıtalık şiirinin ilk iki kıtası ile girdik .Yarın kurban bayramını idrak edeceğiz inşaAllah .Bu bayramın Arapça'daki orijinal adı "İyd- el Adha "diye geçer. Dini literatürde ve dünyadaki tüm Müslüman toplumlarında ise karşılığı Kurban bayramıdır. Bu vesileyle tüm İslâm âleminin Türkiye'min ve siz değerli okurlarımın Kurban bayramını yürekten kutluyorum .Bugünkü yazımızda toplumun kanayan bir yarasına parmak basmak istedik. Konu; "Komşuluk ve Komşuluk hakları"Âyette hani "Biz bu Kur'an'da hiçbir şeyi eksik bırakmadık "diyordu ya! (En'am :38) Evet. O konuya da rastladık kutsal kitabımız Kur'an'da . Âyet meali aynen şöyle:" Allah'a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın! Ana babaya, yakınlara ,yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, &nbsp;yakın arkadaşa ,yolcuya ,ellerinizin sahip olduklarına (kölelere) iyilik edin .Şüphesiz Allah kendini beğenmiş övünen ve kibirlenen kimseleri sevmez" (Nisâ:36 ).Bu âyet , İslam'da komşuluk haklarının temelini oluşturur .Bu ve benzeri âyetlere Kur'an'da birkaç yerde &nbsp;daha rastlarız. &nbsp;(Ahzâb :60-Ra'd:4- Mâûn:7)&nbsp;<br />
Can Dostlar! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Her konuda olduğu gibi bu konuda da o kutlu elçi bizim için rehberdir. Onun en güzel rehber olduğunu da yine Kur'an bize haber verir. (Ahzâb:21). Hz Peygamber bir hadisinde şöyle buyurmuştur ki ;çok dikkat çekicidir. Hadis aynen şöyle; Cebrail bana komşu ve komşuluk hakkında o kadar çok tavsiye de bulundu ki, komşulardan biri öldüğü zaman diğer komşuların ona mirasçı olacaklarını zannettim.(Buharî- Edep 28) Başka bir hadiste de; Yanı başındaki komşusu açken kendisi tok yatan olgun bir mü'min değildir. (Hakim- Müstedrek 11 -15). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Diğer bir hadiste de "Allah'a ve ahiret gününe inanan kimse komşusuna eziyet etmesin. (Buharî- Edep 31) Peygamberimiz haklarına göre komşuluğu üç sınıfa ayırmıştır &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p>1- Üç hakka sahip olan komşular: Akrabalık, Müslümanlık ve fiziki komşuluk &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
2 -İki hakka sahip olan komşular: Akrabalık bağı olmayan, ancak aynı dine (İslamiyet'e) mensup olan komşuluk. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
3- Tek hakka sahip olan komşular: Farklı inançlara sahip komşulardır ki ;Yahudi ve Hristiyan gibi. İslâm hukukuna göre onların da kesinlikle korunmaları, gözetilmeleri gerekir. Kültürümüzde de komşuluk ile ilgili şu atasözlerini çok duymuşuzdur. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Ev alma komşu al &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Komşu komşunun külüne muhtaç &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p>Komşu da pişer bize de düşer &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p>Komşu ekmeği komşuya borçtur &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p>Komşu hakkı Tanrı hakkı &nbsp;Kötü komşu insanı mal sahibi eder<br />
&nbsp;Kıymetli Dostlar! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Gelin bir de şimdi günümüzdeki komşu komşuluk haklarına bir bakalım. Bu konuya 4 Mayıs 2026 tarihli" Ne İdik Ne Olduk "başlıklı yazımızda bir nebze de olsa değinmiştik. Ne acıdır ki bugün mahkemelerde açılan davaların çoğunda komşuluk ilişkilerinin bozulması yatmaktadır. Medeni kanunumuzun 737. ve devamı olan maddeler, komşuluk haklarından doğan yükümlülükleri kapsar Günümüzde komşuların &nbsp;biribirlerinden şikâyet konuları o kadar çoğalmıştır ki, onları burada sıralamak sayfaları doldurur. Ama bunların başında; arazilerde yer tecavüzü, apartmanlarda gürültü ,duman, su sızıntısı, çöp, halı veya kilim silkeleme birden fazla arabası olan komşular arasında park sorunu önde gelir ki bunlar da hiç şüphesiz kul hakkına girer. Bugün aynı apartmanda, hatta aynı katta yaşayan komşular maalesef birbirlerini tanımadıkları için selam bile vermiyorlar. Ancak apartman genel kurul toplantılarında bir araya geldikleri zaman aynı katta yaşadıklarını öğreniyorlar. Ne kadar acı değil mi? Günümüzde birbirimize sevgiyi, saygıyı, hoş görüyü maalesef yitirdik. İslami kaynaklarımızda anlatılır iki katlı bir evin üst katında yaşayan gayrimüslim bir komşu, alt katındaki Müslüman komşusunu bir vesileyle(hasta olduğu veya bayramını tebrik için) ziyarete iner. Bir de bakarki ne görsün ? Kendi katından aşağı kata su akıyor. Müslüman komşusuna dönerek ne zamandan beri suyun aktığını ve neden kendisine haber vermediğini sorar? &nbsp;Müslüman komşusu başını önüne eğer ve sessizliğini korur. Bunun üzerine gayrımüslim olan komşu Müslüman olur. Dostlar! Unutmamak gerekir ki;İslam dini hoş görüyü ön planda tutar. İslâm ahlâkındaki &nbsp;yücelik Osmanlı devletini yüzyıllardır ayakta tutmuştur. İstanbul'un fethinde Ortodoks Bizans halkının Katolik külahı görmektense ,Türksarığı görmeyi tercih ederiz sözü işte bu ahlâkın sonucudur.&nbsp;<br />
Aziz Dostlar ! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p>Yarın idrak edeceğimiz Kurban bayramında İnşallah komşular arasındaki küskünlüklere ,dargınlıklara bir nokta koyacağız. Bu konuda bayramın bir vesile olması dileklerimle bir kez daha bütün dostlarımın, okurlarımın ve İslâm âleminin Kurban Bayramını kutluyorum. Büyük ozan Yunus'umuzun bir dörtlüğü ile konuya nokta koymak istiyorum.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Gelin tanış olalım &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p>İşi kolay kılalım &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Sevelim sevilelim. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Dünya kimseye kalmaz. &nbsp; &nbsp;</p>

<p>Bayram sonrası başka bir konuda buluşmak ümidiyle.. Sağlıkla kalın ,esen kalın,&nbsp;<br />
hoş kalın&nbsp;<br />
Can dostlar !</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 25 May 2026 15:25:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GEÇMİŞ ZAMAN  OLUR Kİ..</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/gecmis-zaman-olur-ki-2741</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/gecmis-zaman-olur-ki-2741</guid>
                <description><![CDATA[GEÇMİŞ ZAMAN  OLUR Kİ..]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Datça -Taşlık koyu- ı l ı c a -1970.li yıllar.<br />
Şimdiki Datça limanı barlar sokağının olduğu yerler..<br />
Sol başta ,deniz kenarında antik &nbsp;I L I C A &nbsp; &nbsp;kaynağı<br />
ve kaynağın antik kalıntıları..<br />
Denize girdikten sonra Bu" &nbsp;ı l ı k &nbsp; " &nbsp;kaynak suyunda d u r u l &nbsp;a n ı r d ı k ..<br />
" ILICA " &nbsp;adı da.. suyunun ılıklığından gelir<br />
Bu suyu içenin hemen denize atlaması gerekiyordu.<br />
Çünkü suyun barsakları hemen harekete geçidiğine,<br />
içeride ne varsa &nbsp; boşalttığına inanılıyordu..<br />
Kimin neresine battıysaa..<br />
Biz de ..geçmişte ..<br />
"s u s m a k &nbsp;-t ı r s m a k " illetli olduğumuzdan&nbsp;<br />
güzelim antik ı l ı c a &nbsp; kaynağımız..<br />
Rantiye-şantiye kurbanı oldu..<br />
Birilerinin cebi doldu..<br />
Hem vallahi.. hem billahi öyle oldu..<br />
Bu bir acı itiraftır..<br />
v e - b i z - h e p - s u s t u k..<br />
Yeri gelmişken..Bu kaynağımızla ilgili,&nbsp;<br />
&nbsp;çok çok acıklı &nbsp;bir olay için yakılan<br />
Datça &nbsp;manimizi /ağıtımızı da &nbsp;araya sıkıştırıverelim..</p>

<p>İSKELEDE ILICA<br />
SULARI AKAR DURUCA&nbsp;<br />
GELİVER OMAR ALİM<br />
ANAN GALDI GURUCA&nbsp;</p>

<p>15-05-2025 &nbsp;<br />
Y.Ziya Özalp</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 21 May 2026 16:20:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İLK ADIMDAN ÖNCEKİ ADIMLAR(1)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/ilk-adimdan-onceki-adimlar1-2740</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/ilk-adimdan-onceki-adimlar1-2740</guid>
                <description><![CDATA[İLK ADIMDAN ÖNCEKİ ADIMLAR(1)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>MUSTAFA KEMAL SAMSUN’A ÇIKTI MI? ÇIKARILDI MI?</p>

<p>“Anadolu’ya, ülkü, inanç dolu kafa götürüyoruz…”<br />
-Vahdettin’in gerçek niyeti neydi?<br />
-Evet paşam,bir şey yapacağım...<br />
-Mutlaka Muvaffak olacağız!<br />
-Yunanlılar İzmir’e girerken,Mustafa Kemal Samsun yollarında...<br />
-Paşa,paşa devleti kurtarabilirsin!<br />
-Vahdettin hiçbir kuvvetimiz,gücümüz yoktur diyordu!<br />
-Biz,bu gemide inanç,ülkü ve kafa götürüyoruz!<br />
-Ne rotası paşam,Allah’a sığındık gidiyoruz!<br />
İLK ADIMDAN ÖNCEKİ ADIMLAR.......<br />
“Sarı saçlım mavi gözlüm<br />
Bir daha gel,gel Samsun’dan”<br />
Harbiye Bakanı Şakir Paşa, Mustafa Kemal’i bakanlığa çağırdığında, tarih 29 Nisan<br />
1919’du.Mustafa Kemal 9.Ordu Birlikleri müfettişliğine atanmıştı.<br />
Harbiye Bakanlığı’nda o günkü gelişmeleri Mustafa Kemal şöyle anlatıyor;<br />
“Bir gün Harbiye Nazırı rahmetli Şakir Paşa beni makamına davet etti.Bürosunda<br />
karşısına oturdum.Bir tek kelime söylemeksizin bana dosyayı uzattı:<br />
-Bunu okur musunuz? Dedi.<br />
Dosyayı baştan sona kadar gözden geçirdim.Özeti şu idi:<br />
“Samsun ve çevresinde birçok Rum köyleri Türkler tarafından her gün saldırıya<br />
uğramaktadır. İstanbul hükümeti bu vahşi saldırıların önüne geçememektedir. Bu bölgenin<br />
emniyet ve huzurunu sağlamak insaniyet namına borcumuzdur.<br />
Raporlar İstanbul hükümetine verilirken bir de protesto ilave edilmişti:”Bu saldırıları<br />
durdurmak lazımdır.eğer siz aciz(güçsüz) iseniz görevi biz üstümüze alacağız”(burada sözü<br />
edilen rapor ve içeriği İngiliz ültimatomudur.<br />
Dosyayı okuduktan sonra Harbiye nazırının yüzüne baktım:<br />
-Emriniz Paşam? Dedim<br />
-Bu böyle midir? Zannedersiniz?<br />
-Zannetmiyorum,fakat bir şeyler olmak ihtimali vardır<br />
Bunun üzerine asıl konuya geçti<br />
-İşte,dedi böyle midir değil midir,önce bunu meydana çıkarmak için oralara bir<br />
kişinin gidip incelemelerde bulunması gereklidir.Ben,Damat Reşit Paşa ile görüştüm .Sizi<br />
uygun gördük.Oraya gidip meselenin iç yüzünü anlayasınız.(Sanki kendileri gönderiyormuş<br />
gibi)<br />
-Memnuniyetle giderim.Ancak ben oraya Türkler Rumlara zulüm ediyor mu,etmiyor<br />
mu,yalnız bunu anlamak için mi gideceğim,memuriyetim bu mu olmak lazımdır?<br />
-Evet,dedi,konuştuğumuz budur!<br />
-Pekala,yalnız izin verirseniz,memuriyetime bir şekil vermek lazım. Sizi üzmeyeyim,arzu ederseniz genelkurmay başkanımızla görüşerek bunu tespit edelim.<br />
-Hay hay! Dedi.<br />
Mustafa Kemal oradan ayrılarak,zamanın genelkurmay başkanı Fevzi Çakmak’ın<br />
makamına gitti.Çakmak makamında yoktu. İkinci başkan Diyarbakırlı Kazım(İnanç) Paşa’nın<br />
yanına gitti. Durumu anlattı. İsteklerini sıraladı.<br />
İleride daha ayrıntılı anlatacağım,ancak şu kadarını anlatayım. Kimileri tarafından<br />
sıkça ”Mustafa Kemal’i Samsun’a vatanı kurtarması için Vahdettin göndermiştir. Kendisine<br />
de teneke teneke altın vermiştir.” gibi safsatalar anlatılmaktadır. Uzak yakın ilgisi<br />
yoktur.Böyle olsaydı,Mustafa Kemal Vahdettin için aşağılayıcı birçok sözcük kullanmazdı.</p>

<p>MUSTAFA KEMAL’İN MÜFETTİŞLİK GÖREV VE YETKİLERİ:<br />
Bu yetkilerin tamamını buraya almıyorum. Ama bir fikir vermesi açısından önemli<br />
gördüğüm bazı maddeleri olduğu gibi aktaracağım:<br />
1-Görevler şunlardır:<br />
a-Bölgede iç düzenin kurulması ve yerleştirilmesi(iç düzen denilen Rumların<br />
rahatının sağlanmasıdır)<br />
b-Bölgede dağınık bir şekilde sağda solda bulunan cephanelerin toplanması.uygun<br />
depolara konulmasa,<br />
c-Çeşitli yerlerdeki kimi örgütlenmelerin dağıtılması,ordu ile temasının kesilmesi;<br />
2-Bunun için:<br />
a-İki tümenli olan Üçüncü ve dört tümenli olan beşinci kolordular müfettiş emrine<br />
verilmiştir.Harbiye nezareti ile haberleşme sağlanacaktır.<br />
b-Müfettişlik bölgesi,Trabzon,Erzurum,Sivas,<br />
Van vilayetleriyle Erzincan ve&nbsp;<br />
Canik bağımsız livalarını(il-ilçe&nbsp;<br />
arası idari birim) kapsar<br />
Uzun bir görev yazısıdır ben önemli olanları aldım. Buradan da görüleceği gibi,vatanın<br />
kurtarılması falan söz konusu değildir. Müfettiş,emperyalizm adına,denetimler yapacaktır.<br />
Görevle ilgili kararnamenin başlarında,kapsamı sadece askeri değil,idaridir de....<br />
Özetlersek;iç düzen ve güveni düzene sokmak,Silah ve cephanelerin bir elde<br />
toplanması,asker toplamanın sadece ilgili birimlerce yapılacağı karar altına alınmıştır.<br />
Vahdettin yanlısı,şeriatçı kesimden kimi yazarlar bu geniş yetkilerin Mustafa Kemal’e<br />
verilişini Padişah Vahdettin’e bağlarlar. Yalandır,yanlıştır. Bu maddelerin her birini teker<br />
teker Mustafa Kemal yazdırmıştır. Araştırdığımız kimi kaynaklarda kararnamenin<br />
Genelkurmay ikinci başkanı Kazım Paşa ile bizzat hazırlandığını belirtirler.<br />
Mustafa Kemal’in Harbiye Nazırının odasından çıkıp,Kazım(İnanç) Paşa’nın yanına<br />
gittiğini yazının başında anlatmıştık.<br />
Kazım Paşa’ya:<br />
-Kapıları kapatır mısınız?<br />
-Kazım Paşa gülerek yüzüme baktı :Ne oluyoruz?<br />
“Kazım Paşa ile açık açık konuşarak bütün düşüncelerimi anlattım.”<br />
Bu konuşmaların bir yerinde Mustafa Kemal “Unvanın Önemi Yok” demiştir.<br />
Mustafa Kemal, ta o zamanlarda, !Ben zaten Anadolu’ya geçmek istiyordum, madem<br />
ki onlar görev vermişler, fırsattan mümkün olduğu kadar istifade etmeliyiz.<br />
Gönül isterdi ki,buradan hareketle 19 Mayıs’a kadar her günü anlatalım. Elimizde<br />
buna ait yeterli bilgi de var. Ama gelin görün ki , kısa öykümüz uzun öykü halini alır.<br />
29 Nisan’ı başlangıç alarak,oradan sürdürelim.<br />
(Yazının Devamı gelecek.)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 21 May 2026 16:20:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BENİM  KNİDOSUM (14)</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-14-2739</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-14-2739</guid>
                <description><![CDATA[BENİM  KNİDOSUM (14)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Foto : &nbsp;İris &nbsp;Cornelia &nbsp;Love ve Knidos kazıları (1967-1977)<br />
&nbsp; Datçalı &nbsp;bir kişicik olarak, gözümle gördüğüm, bizzat yaşadıklarım &nbsp;şeylere &nbsp;gözlemlerimi ,yorumlarımı ve &nbsp;kaynaklardan okuduklarımı da katarak anlatmaya çalıştığım &nbsp; balık gözüyle baktığım benim &nbsp;Knidosumda &nbsp;1960 .lı yılların sonlarında ve devamında bakınız neler oldu..<br />
&nbsp; Amerikalı bir kadın geldi..&nbsp;<br />
Knidos &nbsp;bizim olmaktan çıktı..<br />
Bu &nbsp;herşeye ve hepimize tepeden bakan &nbsp;Koloniyel şapkalı , uzun boylu ,iri kemikli &nbsp;mütehakkim bakışlı Amerikalı kadın öyle bir kadındı ki..<br />
O yılların Datçasında sanki uzaydan gelmişti..<br />
Knidos'un üzerine avanesiyle çokmüştü..<br />
Knidos bizim olmaktan çıkmıştı..<br />
Giriş çıkışımız &nbsp;denetimliydi..&nbsp;<br />
İris Love sormadan orada kuş uçamıyordu..<br />
Datça &nbsp;devlet temsilcileriyle &nbsp;en küçük bir uyuşmazlıkta..<br />
Havalı jeep'inde sandık gibi taşıdığı &nbsp;,bizlerin çok çok yabancısı sanki uzay haberleşme aracı olarak gördüğümüz telsiz -telefonuyla&nbsp;<br />
&nbsp; ,o dönemlerde &nbsp;siyasetin ve devletin doruklarında olan " Ç o b a n - S ü l ü " ve &nbsp;" M o r r i s o n -S ü l &nbsp;e y m a n " &nbsp;olarak adlandırılan dönemin Türkiye başbakanı &nbsp;rahmetli Süleyman Demirel'i arıyor..<br />
Ve &nbsp;işlerini şip-şak hallediyordu..<br />
Dönemin bakanlar kurulu &nbsp;kararı ile &nbsp; her türlü yetkiyle donanımlı,adeta &nbsp;"Knidos &nbsp;Tapusu " sayılabilecek kazı izni aldığı söyleniyordu..<br />
Tıpkı &nbsp;1857-1859 &nbsp;yıllarında &nbsp;Knidos'u soyup sovana çeviren Sir Charles Newton'un ,dönemin Osmanlı Sultanı &nbsp; Abdülmecid efendimizden alınan &nbsp;cavur daşlarını &nbsp;har vurup harman savurma fermanı gibi..<br />
&nbsp; Yine &nbsp;1857-1859 kazılarında olrduğu gibi emrinde ..<br />
Mütevazi bir ücret karşılığı çalışan, alın terleriyle Knidos'un antik taşlarını &nbsp;ıslatan &nbsp;Datçalı gariban işçiler vardı..<br />
Yüz küsur yıllık &nbsp;fasıladan sonra bile değişen pek bi şey yoktu..<br />
İris Love'nin &nbsp;Amerikadan getirdiği , kazı yapan Türk işçilerle birlikte nazikçe çalışan ,onlara badır- bacak gösterisi yapan &nbsp;,memelerini &nbsp; cömertçe sergiliyen &nbsp;sarı saçlı saçlı ,mavi gözlü , gülpembe tenli arkeolog kız öğrencilerrden başka...<br />
Knidos bizim olmaktan çıkmış.<br />
.Amerikanın ,geçmişi büyük, sahası küçük &nbsp; bir eyaleti olmuş..<br />
El değiştirmişti..<br />
Taaa. ki...<br />
1977 &nbsp; yılına kadar...<br />
20-05-2026 &nbsp;Y.Ziya Özalp</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 21 May 2026 16:18:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ(34)  DELİOĞLAN TÜRKÜSÜ</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri34-delioglan-turkusu-2738</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri34-delioglan-turkusu-2738</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ(34)  DELİOĞLAN TÜRKÜSÜ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Geliver Adile’m geliver<br />
Ben seni alcem he deyiver<br />
Anam kapımızı çalınca<br />
Gır geçiyi gurban ediver</p>

<p>***</p>

<p>Ah Del’oğlan ah Del’oğlan<br />
Aktaş’a dolan oğlan<br />
Anam beni vermezse<br />
Ben ne yapen Del’oğlan</p>

<p>***</p>

<p>Ah Adile’m ah Adile’m<br />
O nasıl söz Adile’m<br />
Sen yandıysen yeter<br />
Al bohçanı gel Adile’m</p>

<p>***</p>

<p>Bohçam açık sandıkta<br />
Haber gönder anama<br />
Anam vermezse şayet<br />
Dolanayım Aktaş’a (A(k) şama.</p>

<p>Yatağan’ın Şeref köyünde yaşanmış bir olaydan doğmuş türküdür. Adile dağda<br />
çobanlık yapan genç bir kızdır. Evlenme yaşı geçmiştir. Aynı köyden Delioğlan lakaplı,<br />
dağda bayırda yaşayan bir gençle yavuklu olurlar. Delioğlan, birkaç kez kızı isdetir ama<br />
olumlu yanıt alamaz. Adile de bu udurumdan üzüntü duyar, ancak Delioğlan’a sevgisini<br />
anlatabilmek için, yaz akşamlarından birinde, keçilerine bağırıyormuş gibi yüksek sesle ve<br />
herkesin duyacağı biçimde mani söyler.</p>

<p>“Oh ha, oh ha Gırıcem<br />
Delioğlan’a varıcem<br />
Delioğlan’ın yoluna<br />
Gurbanlar bile olucem”</p>

<p>Bu feryattan Adile’nin , Delioğlan7a sevdalı olduğunu öğrenen yakınları, kızın<br />
kaçmadan Delioğlan’a verilmesine razı olurlar.<br />
Türkü, yörenin çalgıcı kadınları tarafından yakılmıştır.<br />
Burada bir kez daha bir noktanın altını çizmek isterim. Muğla yöresi<br />
türkülerinden çoğunu, özellikle mani türünde olanları yörenin kadınları tarafından<br />
söylenmiştir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 21 May 2026 16:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KUR\&#039;AN\&#039;DAKİ KURBAN</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/kurandaki-kurban-2737</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/kurandaki-kurban-2737</guid>
                <description><![CDATA[KUR\'AN\'DAKİ KURBAN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Kurban Bayramının gölgesini yavaş yavaş üzerimizde hissetmeye başladık. Önce Kurban ne demek! kelimenin terminolojisinden başlayalım Kurban kelimesi , Arapça kökenli bir kelime olup k.r.b. kökünden türeyen ve yaklaşmak , yakın olmak , Allah'a yakınlaşmaya vesile olan adak , manasına gelir ki Allah'ın verdiğini yine O'na sunma anlamına gelen bu ibadet , insanlık tarihi kadar eski bir ibadettir. Hatırlarsınız ,Kutsal kitabımız Kur'an'a göre İlk kurban hadisesi , Hazreti Adem'in oğulları ile ilgilidir. İslâmî tefsirler , kaynaklar ve Kitab-ı Mukaddes (Tevrat) rivayetlerine göre; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Hz Adem'in oğlu Kabil bir çiftçi /ziraatçı, kardeşi Habil &nbsp;ise küçükbaş hayvanları olan sürü sahibi biriydi. Yine Kur'an'a göre İlk kurban Hazreti Adem'in oğullarından istendi .Her ikisi de çalışıp kazandıklarından bir kısmını şükran nişanesi olarak yüce yaratıcıya adama gayreti içine girdiler. Hâbil , koyun sürüsü içinde en temiz ve güzel olan koçu ,Kâbil ise dolgun başaklar yerine en cılız ekinleri gönülsüzce adadı .Kabul edilen , gönül rızasıyla geciktirilmeden verilen Hâbil'in kurbanıydı. Bu olay Kur'an-ı Kerim'de şöyle geçer. "Hani her ikisi de birer kurban sunmuşlardı . Birinden kabul edilmiş (Hâbilden) diğerinden kabul edilmemişti .(Kâbil'den) Kurbanı kabul edilmeyen kabul edene , seni öldüreceğim demişti . O da Allah sadece korunanlardan kabul eder .Dedi. Andolsun eğer sen beni öldürmek için bana elini uzatırsan, ben seni öldürmek için sana elimi uzatmam .Çünkü ben Alemlerin Rabbin'den korkarım . Ben isterim ki sen benim günahımı da senin günahını da yüklenip ateş halkından olasın ! Zalimlerin cezası budur .Nefsi onu kardeşini öldürmeye çağırdı. (o da nefsine uyarak) onu öldürdü, ziyana uğrayanlardan oldu. &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Derken Allah , ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi.( karganın yaptığını görünce) Yazık bana şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim ben dedi ve pişman olanlardan oldu .(Maide sûresi 27- 38. âyetler S. Ateş). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Tarihte ilk kan dökme hadisesi de böylece ilk peygamber çocukları arasında yaşanmış oldu. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Aziz dostlar ! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Allah'a yakın olmakla ilgili (kurban )bir kurban olayına da Hz İbrahim'in hayatında rastlarız .O da Kur'an'da şöyle anlatılır. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;"Oğlu İsmail büyüyüp onun gibi çalışıp çabalama çağına ulaşınca (İbrahim )dedi ki : Ey yavrucuğum ! Rüyada seni kesmekte olduğumu görüyorum. Bir düşün, ne dersin? demişti. O da Ey Baba'cığım! Emrolunduğun şeyi yap! İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın! demişti .Her ikisi de teslim olup onu (oğlunu) alnı üzerine yatırınca Biz ona Ey İbrahim! &nbsp;<br />
Elbette rüyanı gerçekleştirdin. Şüphesiz ki biz güzel davrananları ödüllendiririz diye seslenmiştik.&nbsp;<br />
Bu apaçık bir imtihandı.Biz (oğlunun yerine) ona büyük bir kurban fidye vermiştik (Saffât sûresi 102- 107 ayetler-M.Okuyan) &nbsp;&nbsp;<br />
Kıymetli Dostlar! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Yüce yaratıcıya adanmak istenen bir kurban olayına da İmran'ın karısının hayatında rastlıyoruz.(İslâmî kaynaklarda adı Hanne olarak geçer)Âyet meali aynen şöyle : "Bir zamanlar İmran'ın karısı şöyle demişti; Rabbim! karnımdakini kayıtsız şartsız Sana adadım. Benden kabul buyur. Şüphesiz Sen her şeyi işiten ve bilensin. Onu doğurunca dedi ki: Rabbim onu kız doğurdum (oysa Allah onun ne doğurduğunu daha &nbsp;bilmekteydi) erkek de kız gibi değildir. Ben onun adını Meryem koydum. İşte ben onu ve soyunu kovulmuş şeytana karşı Senin korumana bırakıyorum (Âl-i İmran :35 -36 ayetler) Hepimizin bildiği gibi daha sonra Cebrail'in insan şeklinde Hazreti Meryem'e görünmesiyle Hazreti İsa doğacaktır. Bu arada Hazreti Meryem'in de dünya kadınlarına üstün kılındığını belirtmeden geçmeyelim(Âl-i İmran :42.Âyet). Yazımızın başında da ifade ettiğimiz gibi kurban, Allah'a yakın olmak gayesiyle sevdiğimiz şeylerden verilen bir yaklaşım biçimidir. Bir hadis-i kutside de bu yaklaşım biçimi şöyle anlatılır &nbsp;: &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;"Ey Adem Oğlu! Ben hasta oldum da beni ziyarete gelmedin!, Senden yiyecek istedim de bana yiyecek vermedin,! Senden su istemiştim de bana su vermedin!. Eğer beni ziyarete gelseydin ve bana yiyecek ve su verseydin beni yanında bulacaktın. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Aziz Dostlar!&nbsp;<br />
Bu hadisi kutsîden de şu mana çıkıyor. Halka yakın olmak Hak'ka yakın olmaktır. Selâm olsun bu düsturu ilke edinenlere... &nbsp;Bundan sonraki yazımızda başka bir konuda yine birlikte olmak bu umuduyla.. Sağlıkla kalın, hoşça kalın esen kalın Can Dostlar!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 21 May 2026 16:17:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title> BUNDAN  ŞUNDAN  ONDAN</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/bundan-sundan-ondan-2736</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/bundan-sundan-ondan-2736</guid>
                <description><![CDATA[ BUNDAN  ŞUNDAN  ONDAN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İlçemizde&nbsp; &nbsp;yaz&nbsp; &nbsp;sezonu&nbsp; başladı sayılır .Ancak&nbsp; &nbsp;görüyorum ki,her yer&nbsp; bir&nbsp; &nbsp;şantiye&nbsp; &nbsp;gibi. Konut&nbsp; yapımı&nbsp; bir&nbsp; önceki&nbsp; yıllara&nbsp; &nbsp; göre&nbsp; biraz&nbsp; hız&nbsp; kesmiş&nbsp; &nbsp;olsada ,devam&nbsp; &nbsp;ediyor.&nbsp; Altyapı&nbsp; yatırımlarının&nbsp; &nbsp; biraz&nbsp; daha&nbsp; &nbsp;zaman&nbsp; &nbsp; alacağı&nbsp; &nbsp; görünüyor.Sanki&nbsp; &nbsp;yükleniciler&nbsp; &nbsp;arasında&nbsp; &nbsp;,koordine&nbsp; &nbsp; eksikliği&nbsp; &nbsp; var&nbsp; &nbsp; gibi.&nbsp; Elbette&nbsp; iskan&nbsp; &nbsp;alanlarında&nbsp; &nbsp;altyapı&nbsp; &nbsp; yatırımlarının&nbsp; &nbsp; &nbsp;gerçekleştirilmesi&nbsp; /sonuçlandırılması&nbsp; &nbsp;hep&nbsp; &nbsp;sorunlu&nbsp; &nbsp; olmuştur. Hizmet&nbsp; &nbsp;alanlar&nbsp; &nbsp;ile&nbsp; &nbsp;yükleniciler&nbsp; &nbsp;arasında ,anlayış-hoşgörü&nbsp; &nbsp;olmazsa ,sorun&nbsp; biraz&nbsp; daha&nbsp; &nbsp;içinden&nbsp; &nbsp;çıkılmaz&nbsp; &nbsp;bir&nbsp; &nbsp;hal&nbsp; &nbsp; alıyor.&nbsp; Sabretmek&nbsp; &nbsp;güzelde,biraz&nbsp; daha&nbsp; &nbsp;gayret HADİ&nbsp; &nbsp;GARİ.</p>

<p>Asfaltlamak&nbsp; &nbsp;konfor&nbsp; sağlıyor&nbsp; &nbsp;olsada, zeminin&nbsp; &nbsp;sağlam&nbsp; &nbsp;olması&nbsp; &nbsp; gerekli&nbsp; &nbsp;değilmi.?&nbsp; Mevsimin&nbsp; &nbsp;yaz a&nbsp; &nbsp;evrilmesi&nbsp; sonunda,&nbsp; ağır&nbsp; iş&nbsp; kamyonlarının&nbsp; kullandığı&nbsp; yollarda, bozulmalar/dağılmalar&nbsp; şimdiden&nbsp; &nbsp;oluşmaya&nbsp; &nbsp;başladı. Buna&nbsp; sık&nbsp; sık&nbsp; &nbsp;rastlanan&nbsp; &nbsp; su&nbsp; &nbsp;arızaları&nbsp; &nbsp; nedeni&nbsp; &nbsp;ile&nbsp; &nbsp;yapılan&nbsp; müdahaleler&nbsp; &nbsp;eklenince,yağmur&nbsp; &nbsp;suyu&nbsp; mazgallarının durumu&nbsp; ortadayken,pek&nbsp; &nbsp;güzel&nbsp; &nbsp; görüntü&nbsp; &nbsp; vermiyor,</p>

<p>Yöremizin&nbsp; coğrafi&nbsp; durumu&nbsp; ortadayken, tüm&nbsp; yolların&nbsp; &nbsp;asfaltla&nbsp; kaplanması,ne&nbsp; kadar&nbsp; &nbsp; doğru&nbsp; &nbsp;olmakta&nbsp; &nbsp;acaba.?&nbsp; Isınma&nbsp; ve&nbsp; &nbsp;sıcaklık&nbsp; artışı&nbsp; &nbsp;biraz&nbsp; olacak&nbsp; &nbsp;gibi. Arnavut&nbsp; kaldırımı&nbsp; dediğimiz&nbsp; &nbsp;taş&nbsp; kaplama&nbsp; &nbsp; işlemi,maliyet&nbsp; nedeniyle olsa&nbsp; &nbsp;gerek ,beton parkeye&nbsp; &nbsp;tercih&nbsp; &nbsp;edilmesi, yıpranmalar&nbsp; &nbsp;nedeni&nbsp; &nbsp; ile&nbsp; ,güzel&nbsp; bir&nbsp; &nbsp; görüntü&nbsp; &nbsp;vermemekte.Bilhassa deniz&nbsp; kenarları&nbsp; pek&nbsp; &nbsp;iyi&nbsp; &nbsp; görünmüyor. Elbette&nbsp; &nbsp;buna malzeme&nbsp; &nbsp;kalitesi&nbsp; &nbsp;eklenince&nbsp; &nbsp; ,varın&nbsp; çıkın&nbsp; &nbsp; işin&nbsp; &nbsp; &nbsp;içinden.?</p>

<p>Hızırşah&nbsp; Kültür&nbsp; &nbsp;Evinin&nbsp; içi,yine&nbsp; &nbsp; içler&nbsp; &nbsp;acısı. Bürokrası&nbsp; &nbsp;bu&nbsp; kadar&nbsp; &nbsp;aşılmaz&nbsp; &nbsp;bir&nbsp; engel midir.&nbsp; Önümüzdeki&nbsp; &nbsp;günlerde&nbsp; &nbsp;burasının&nbsp; &nbsp;tamirat/restorasyon&nbsp; nedeniyle&nbsp; &nbsp;kapatılırsa, hiç&nbsp; &nbsp;şaşmam.&nbsp; !!!&nbsp; &nbsp;Bahçesinin küçük&nbsp; &nbsp;bir&nbsp; sergi&nbsp; &nbsp;alanı&nbsp; &nbsp;olarak&nbsp; &nbsp;düzenlenmesini&nbsp; ,hep&nbsp; &nbsp;arzu&nbsp; etmişimdir. Hızırşah Da&nbsp; &nbsp; iki&nbsp; lahit&nbsp; &nbsp;ise ,&nbsp; YİNE&nbsp; KADERİNE&nbsp; TERK&nbsp; &nbsp;VE&nbsp; ÇÖP&nbsp; KONTEYNERİ&nbsp; &nbsp;OLMA&nbsp; YOLUNDA.</p>

<p>Tekrar&nbsp; &nbsp;etmeden&nbsp; &nbsp;edemeyeceğim,Kargı'da&nbsp; küçük&nbsp; &nbsp;ŞAPEL&nbsp; ve&nbsp; çevresinin&nbsp; &nbsp; akibeti , birilerinin&nbsp; &nbsp;himmetine&nbsp; kalmış.</p>

<p>TÜM&nbsp; &nbsp;UYARILARIMIZA&nbsp; RAĞMEN, artezyen&nbsp; &nbsp;uygulaması&nbsp; tam&nbsp; gaz&nbsp; devam&nbsp; &nbsp;ediyor.Kamu&nbsp; birimleri&nbsp; &nbsp;arasındaki&nbsp; ,sorumluluk alma&nbsp; konusundaki&nbsp; &nbsp;umursamazlık&nbsp; içler&nbsp; &nbsp;acısı.Kazarım&nbsp; &nbsp;cezamı&nbsp; &nbsp; öderim ve&nbsp; kullanırım&nbsp; anlayışı, pek çok&nbsp; kişinin&nbsp; &nbsp;yolu&nbsp; olmakta.&nbsp; PES etmek&nbsp; &nbsp;istemiyorum&nbsp; &nbsp;ama, bunun&nbsp; &nbsp;sonu&nbsp; yok. Azkanlı&nbsp; mevkiindeki&nbsp; &nbsp;çevre&nbsp; &nbsp;tahribatı&nbsp; cezalandırılsada&nbsp; &nbsp; geri&nbsp; &nbsp;gelecek&nbsp; değil.&nbsp; Yapanın&nbsp; &nbsp; &nbsp;yanına&nbsp; &nbsp;kalıyor&nbsp; &nbsp;anlayışı bir&nbsp; kural&nbsp; olmakta&nbsp; her&nbsp; &nbsp;alanda. Bindiğimiz&nbsp; dalı&nbsp; kesmek&nbsp; &nbsp;gibi&nbsp; birşey&nbsp; &nbsp;değilmi&nbsp; bu. Bir&nbsp; kamu&nbsp; &nbsp;uygulaması&nbsp; dediğimiz&nbsp; &nbsp; İMAR&nbsp; &nbsp;AFFI&nbsp; &nbsp;da&nbsp; bunun&nbsp; bir&nbsp; &nbsp;örneği&nbsp; &nbsp;değil mi.&nbsp; ?</p>

<p>Defalarca&nbsp; &nbsp; bıkmadığım,&nbsp; bir&nbsp; hatırlatmayı&nbsp; tekrar&nbsp; &nbsp;edeceğim,bulvardan&nbsp; Hastaneye&nbsp; &nbsp; giriş&nbsp; kavşağının&nbsp; restore&nbsp; &nbsp;edilerek&nbsp; düzenlenmesi ,DATÇAYA&nbsp; YAKIŞMAZ&nbsp; MI..?</p>

<p>Sokak&nbsp; hayvanları&nbsp; &nbsp; için&nbsp; konan&nbsp; yiyecekler&nbsp; iyi&nbsp; &nbsp;güzelde,bunların&nbsp; rastgele&nbsp; &nbsp;sokaklara&nbsp; &nbsp;savrulması&nbsp; &nbsp;pek&nbsp; &nbsp;güzel&nbsp; &nbsp; görüntü&nbsp; &nbsp;vermiyor. Atıştırmalık&nbsp; yiyecek&nbsp; &nbsp;atıklarının ambalajlarının&nbsp; &nbsp;müsebbibi&nbsp; &nbsp;herhalde&nbsp; bizleriz&nbsp; &nbsp;elbette. UNUTMAYALIM&nbsp; &nbsp;ASLAN&nbsp; YATTIĞI&nbsp; YERDEN&nbsp; BELLİDİR&nbsp; &nbsp; derler.</p>

<p>Yerel&nbsp; temizlik&nbsp; &nbsp; görevlilerimizin&nbsp; &nbsp;gayretlerini&nbsp; &nbsp;takdirle&nbsp; &nbsp; izliyorum. Onları&nbsp; &nbsp;yardımcı&nbsp; &nbsp;olmak&nbsp; hepimizin&nbsp; &nbsp; görevi .Yalnızca&nbsp; &nbsp;birazcık&nbsp; &nbsp;anlayış&nbsp; &nbsp;ve&nbsp; dikkat&nbsp; &nbsp;oluvusun&nbsp; &nbsp;GARİ..</p>

<p>UZUN&nbsp; LAFIN&nbsp; KISASI&nbsp; KENDİMİZE&nbsp; &nbsp;KÜSMEDİĞİMİZ&nbsp; &nbsp; GİBİ&nbsp; &nbsp; DATÇA MİZADA&nbsp; KÜSÜLMEZ.!!!!!!!!!!!!!!</p>

<p>&nbsp;Sağlıcakla.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 21 May 2026 16:15:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BİR DE BERBERLERİ  DİNLEYELİM DEDİK</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/bir-de-berberleri-dinleyelim-dedik-2735</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/bir-de-berberleri-dinleyelim-dedik-2735</guid>
                <description><![CDATA[BİR DE BERBERLERİ  DİNLEYELİM DEDİK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Datça Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanlığı tarafından yeni BERBER İŞLETMELERİ 2026 yılı ÜCRET TARİFESİ yayınlandı.<br />
Burada sizlere listenin tamamını anlatmayacağım.&nbsp;<br />
Biz erkekler için, berbere gitme zorunluluğu (en azından benim için) saç kestirmek &nbsp;oluyor.<br />
Listeden de görüleceği gibi bir normal saç kesimi 600 TL olarak görülüyor.<br />
Hangi berberle konuşsam, hiçbir zaman bu listede yazan ücreti almamışlar.<br />
Daha önce de 450 TL yazdığında da 300-350 tl almışlar. Yani bu tavan fiyatı.<br />
Berberiniz sizden 600 tl saç kesim ücreti alabilir. Onun yasal hakkıdır<br />
Ama bu güne değin buna kimse uymamış. Ya 450, ya da 500 TL alıyorlar.<br />
Bir şeyin altını çizmek istiyorum;<br />
O listede Damat traşı: 5 bin TL yazıyor. Bu güne değin, damat traşı adı altında kimseden , hiçbir berber ücret almamış. Laf ola beri gele.<br />
Peki bu listede görülen fiyatlar çok mu?<br />
Haydi bir berberin giderlerine bakalım önce;<br />
Datça’da en ucuz dükkan kirası 30 bin TL. Stopaj falan 40 ları buluyormuş.<br />
Su parası 2 bin TL, elektrik 3000 TL., tabela gideri, esnaf odası payı, berberin kullandığı girdiler vs. en az 5-6 bin de o yapıyor.<br />
Nereden bakarsanız, bir berber dükkanının aylık gideri 50-60 bin TL arasında.<br />
Eğer berber bir de kendi cebinden sigorta ödüyorsa, gider 70-80 binleri buluyor.<br />
Sordum berberlere, günde ortalama kaç traş yapıyorsunuz diye. Ortalaması 7-8 diyorlar. Bazen 10, bazen 12 , bazen de 3-4 kişi oluyor dediler.<br />
Ortalamasını aldım ben, ayda 200-250 arasında traş yapıyor bir berber<br />
200x500=100 bin TL.<br />
Haydi giderlerden çıkarın ve hesap edin berberin ücretini.<br />
Bu arada bir not daha eklemek istiyorum; çoğu berber iki kişi çalışıyor, kirayı giderleri paylaşmak için, yoksa mümkünü yok yapılmaz meslek diyorlar.<br />
Şimdi siz karar verin traş pahalı mı ucuz mu?&nbsp;</p>

<p>Bu kadar lafın üzerine bir berber türküsüyle bitirelim yazıyı;<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;OCAK BAŞINDA KALDIM<br />
Ocak başında kaldım,<br />
İnce fikire daldım,&nbsp;<br />
Her kapı açılışta<br />
Berber geliyor sandım<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;***<br />
Ah ah a berber oğlan<br />
Oğlan boynuma dolan<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;***<br />
Ocak başı mermeri<br />
Ben severim berberi<br />
Traş eder beyleri<br />
Mis kokuyor elleri<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;***<br />
Ah ah a berber oğlan<br />
Oğlan boynuma dolan.&nbsp;<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 18 May 2026 16:52:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ 	 DEĞİRMENCİ</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-degirmenci-2734</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-degirmenci-2734</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ 	 DEĞİRMENCİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Aman değirmenci de guzum değirmenci<br />
Keman gaşlan(kaşların) senin olsun öğüt buydeyi(buğdayı)<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; (Ara nağme)<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;***<br />
Olmaz hanımım olmaz oluklardan su gelmez<br />
Keman gaşlan senin olsun al git buydeyi<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;(Ara nağme)<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;***<br />
Aman değirmenci de yavrım değirmenci<br />
Al yanaklar senin olsun öğüt buydeyi<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;(Ara nağme)<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;***<br />
Olmaz hanımım olmaz oluklardan su gelmez<br />
Arkıdeşler gayıl gelmez sar git buydeyi<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; (Ara nağme)<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;***<br />
Aman değirmencide canım değirmenci<br />
Per yanlarım senin olsun öğüt buydeyi<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; (ara nağme)<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;***<br />
Oldu hanımım oldu oluklardan su doldu<br />
Her yanın benim olunca un oldu senin buydeyi<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; (ara nağme)</p>

<p>Bodrum yöresinde çalınıp söylenen eski bir türküdür. Karşılıklı söyleniş biçiminde oluşturulmuştur.<br />
Değirmenci ve kadın müşterisi veya sevdiği kadın arasında geçtiği ve buğdayını un olarak öğütmek için, kadından “kendisiyle birlikte olma” isteğini fakat sevdiği kadının da önce nazlandığını, sonunda ise buğdayını öğüttürebilmek için onunla birlikte olmayı kabul ettiğini anlatan olay örgüsü vardır.&nbsp;<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;1930 lu yılların türküsü olarak olarak tahmin edilmektedir. Ara nağmeleri hareketlidir.&nbsp;<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;Ud ve kemanla çalınan türkü, diğer yörelerde söylenen türküyle ezgi benzerlikleri vardır.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp; &nbsp;<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 18 May 2026 16:50:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BENİM  KNİDOSUM (13)</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-13-2733</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-13-2733</guid>
                <description><![CDATA[BENİM  KNİDOSUM (13)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Foto : Knidos'ta yapılan &nbsp;I.nci &nbsp;Knidos &nbsp;Festivaline katılan biz Eleeliler(Reşadiyeliler)..<br />
&nbsp;Soldan &nbsp;3.ncü Y.Ziya Özalp. 4.n cü &nbsp; &nbsp;1983 te Ankara uçak kazasında kaybettiğimiz &nbsp;değerli arkadaşım Doktor &nbsp;Osman &nbsp;Dallar &nbsp;- 1971 &nbsp;yılı..<br />
&nbsp; &nbsp;Yabancı terimleri, kullanmayı pek severiz..Kendimizle sorunluyuz..Kimimiz Arap,Fars hayranı &nbsp;,kimimiz F r e n k ..<br />
1971 de ilk defa düzenlenen Knidos &nbsp;halk şenliğinin adını &nbsp;"Festival" koymuşuz.. Ne demek "Festival " &nbsp;,<br />
Şuna " Ş e n l i k " de geç..<br />
Ne güzel kelime Ş e &nbsp;n &nbsp;l i k ...<br />
Uzatmayalım..<br />
Her ne kadar &nbsp;ilk Knidos festivalinin 1973 yılında yapıldığı söylensede &nbsp; ilk festivale adım atış tarihi &nbsp;1971 &nbsp;yılıdır. Bu fotoğraf bunun kanıtıdır..&nbsp;<br />
İşimize gelince övdüğümüz &nbsp;,işimize gelmeyince sövdüğümüz &nbsp;o yıllarda Knidos'un altını üstüne getiren, hatta ve hatta kazılarda D i n a m i t - p a t l a t a n &nbsp; bizleri bitten pireden kurtaran,gominizme karşı yıllarca koruyan &nbsp; &nbsp;Amerikan vatandaşı &nbsp;'İ r i s - L o v e " hanımefendinin bu ilk festivalin düzenlenmesinde büyük &nbsp;,hem de çok büyük katkıları olmuştur..<br />
&nbsp; Bu festival ile &nbsp;biz Datçalılar orada alın teri döken &nbsp;Datçalı işçilerin hangi koşullarda çalıştığını &nbsp;görmüş,alın terlerini antik taşlara akıttıklarına bizzat şahit olmuşuzdur.<br />
Ayrıca biz Datçalı gençler (18 yaşındaydım..) bu festivalle bizlere meme-bacak ziyafeti çeken &nbsp;birbirinden güzel ,hem de Amerikalı arkeolog kız öğrencileri &nbsp;yakından seyretmek şerefine nail olmuşuzdur.&nbsp;<br />
Onlar kendilerini hayranlıkla &nbsp;seyreden &nbsp;biz Datçalı gençlere &nbsp;göz ucuyla bakmak tenezzülünde bile bulunmadılar..<br />
Bizler neticede &nbsp;;<br />
Amerikanın kontrolünde bir orta doğu ülkesinin cinsel açlık çeken yaramaz çocuklarıydık..<br />
2026 &nbsp;yılının rahat koltuğuna oturupta bu anlattıklarıma gülüp geçmek ,dudak bükmek &nbsp;biraz &nbsp;eğlenceli gibi duruyorsada...<br />
1971 &nbsp;yılından söz ediyorum..<br />
Bu şenlikten hafızama kazınmış başka bir şeyde..<br />
Muğla-F e t h i y e 'den gelen bir folklor ekibinin &nbsp;henüz kazı faaliyetleri bitmeyen Knidos &nbsp;Anfi tiyotrosunda &nbsp;bizlere çektiği &nbsp;yerel 0yunlar ziyafeti olmuştur..<br />
Bir de.. Fethiye'nin yerlisi bir &nbsp;halk türküleri sanatçısı vardı..Muğla-Ege &nbsp;türküleriyle bizleri coşturdu..Biz gençler kurtlarımızı döktük..<br />
Bu sanatçı, Fethiyeli &nbsp;rahmetli A h m e t &nbsp;-G ü n d a y ' mıydı..?<br />
B i l e m i y o r u m ..<br />
(sürecek)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 18 May 2026 16:48:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>U  N  U  T  M  A    SANA EMANET !</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/u-n-u-t-m-a-sana-emanet-2732</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/u-n-u-t-m-a-sana-emanet-2732</guid>
                <description><![CDATA[U  N  U  T  M  A    SANA EMANET !]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Can Dostlar ! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp;Bugünkü yazımızı da güncel bir konuyu ayırdık. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp;" 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı" . &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Bilirsiniz ki insan hayatında belli dönemler vardır. &nbsp;Doğum ,bebeklik, çocukluk, gençlik ,olgunluk, ihtiyarlık gibi. Konuya Her zamanki gibi bir âyet le gireceğiz. "Hani âyette biz bu kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık" diyordu ya ! (Enam :38). &nbsp;<br />
&nbsp;İşte insan hayatındaki evreler de Kur'an'da detaylı bir şekilde şöyle sıralanır. "Biz sizi önce topraktan, sonra nutfeden (zigottan sonra alakadan (embriyo dan) yaratan, sonra sizi bebek olarak (ana rahmin den )çıkaran, sonra da yetişkinlik çağına ulaşmanız, ardından da ihtiyarlamanız için sizi yaşatan O 'dur. İçinizde daha önce vefat ettirilenler de vardır ve belli bir vakte ulaşmanız için sizi yaşatan da O 'dur. Umulur ki akıl edersiniz.( Mü'min sûresi :67 ayet). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Değerli Dostlar ! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Bugün kü yazımızda yukarıda saydığımız evrelerin birinden, yani gençlikten söz edeceğiz. Gençlik yıllarımdan aklımda kalan bir peygamber hadisini dillendirmek istiyorum . &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp;O kutlu Elçi şöyle diyordu : "Allahu Teâlâ gençliğini Allah'a itaat yolunda geçiren gençleri sever" . Böyle bir sevgiye layık olmak ne güzel şey. Takdir edersiniz ki gençlik, kanın deli aktığı, nefsin en hareketli ve taşkın olduğu bir dönemdir. Bu dönemde günahlardan kaçınıp ibadete yönelmek, O'na yakın olmak Allah katında çok büyük bir değer ifade eder. Bu bilinçle hareket eden gençler, hem kendileri huzurlu olur, hem de yaşadıkları toplum huzurlu olur. Peygamberimiz Allah'a ibadetle donanmış gençlerin ,aynı zamanda beden ve ruh sağlığına da büyük önem vermiş, sağlıklı, güçlü ve zinde bir hayat için sporu teşvik etmiştir . &nbsp; İslam'ın temel prensipleri çerçevesinde zararlı olmayan, disiplinli ve meşru sınırlar içindeki fiziksel aktiviteler , her zaman için peygamberin sünneti olarak kabul edilmiştir. O kutlu elçinin özellikle yaptığı ve teşvik ettiği sporlar arasında güreş, ata binmek, yarışmak koşu ve atletizm ,okçuluk ve atıcılık ön planda gelmiştir. Peygamberimiz sporla uğraşan gençleri desteklemiş ,yarışmaları izlemiş ve kazananları ödüllendirmiştir. Hatta eşi Hz .Aişe ile koşuda yarışmış, bir defasında Hazreti Aişe'nin gönlünü hoş tutmak için yenilmiş ,ikinci defa da ki yarışta Hazreti Aişe'yi geçmiştir. Şurası bir gerçektir ki ,spor insan sağlığını fiziksel ve zihinsel yönden destekleyen bir etkinliktir. Her şeyden önce, bu beden bize bir emanettir ve onu da iyi korumak gerekir. Bedene zarar veren şeylerden (alkol, sigara, uyuşturucu )kaçınmak icap eder. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
&nbsp;Kıymetli Dostlar ! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
İlk cümlemizde adını zikrettiğimiz Spor Bayramı konusunda Aziz Ata'mızın düşünceleri nasıl ? Biraz da ondan bahsedelim . Atatürk, sporu milli bir eğitim ve çağdaşlaşma aracı olarak görmüş ,gençlerin bedensel gelişiminin zihinsel ve ahlaki bir gelişme ile bütünlenmesi gerektiğine dikkat çekmiştir. "Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur" sözü onun spora verdiği önemi vurgular mahiyettedir.Yine "Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim "sözüyle , gençlerin sadece fiziksel başarısı ile değil ,aynı zamanda ahlâkî değerlerinin de önemli olduğuna vurgu yapmıştır. Bugün Türkiye'de sporun geniş kitleler tarafından benimsenmesi ve desteklenmesi Atatürk'ün bu alandaki hayalinin bir yansımasıdır. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Can Dostlar ! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Atatürk bir milletin kurtuluşunun gençlerin çabasıyla mümkün olabileceğini ifade etmiştir. Geçtiğimiz yıl yine bu tarihlerde gazetemizde yer alan ve tarafımdan şiir şekline dönüştürülen Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi ile konuya devam ederim. &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp;1- Ey gençlik ilk görevin, sana benden vasiyet &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Tek koruyacağın şey özgür lük Cumhuriyet &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
&nbsp;2- Varlığın geleceğin, tek temeli işte bu &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Bu kıymetli hazinen , sen onu iyi koru &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
&nbsp;3 -Gelecekte belki de, mah &nbsp; &nbsp; &nbsp;rum edenler çıkar. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
&nbsp;Seni bu hazineden içte dışta düşmanlar. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp;Koruman icap etse, özgürlük Cumhuriyeti &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Düşünmeyesin aslâ , imkân ve vaziyeti &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
&nbsp;4-Bütün imkânlar, şartlar, olumsuzluklarla &nbsp;dolsa &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp; Sana düşman olanlar, Dünyada çok üstün olsa &nbsp; &nbsp;<br />
&nbsp; 5 -Zorla veya hileyle, zaptedilse kaleler&nbsp;<br />
Memleketteki bütün , gasp olsa tersaneler.&nbsp;<br />
Ordular dağıtılsa her bir yer işgal görse &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Ümidini yitirme, kapılma asla ye'se &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
6-Bu şartlardan da acı , iktidarda olanlar &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Hıyanet içinde olup ,gaflete de dalanlar &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
&nbsp;Üstüne üstlük bunlar , kendi çıkarlarını &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Düşmanların ki ile, toplasa artılarını &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp;7- Eğer olsa milletin, fakir yahut da muhtaç &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Daha kötü belki de , yıkık dökük bî ilaç &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp; 8 -Ey Türk geleceğinin asil soylu evladı &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp; Her türlü şartta dahi, kimseye olma dadı &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
&nbsp;Özgürlük, Cumhuriyet ,daim sana emanet &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
&nbsp;Bu kudret damarında görüyorum gayet net.&nbsp;<br />
&nbsp;Değerli Gençler ! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp; Önceki yazımızda emanet/ ehliyet ilişkisinden bahsetmiştik ya!&nbsp;<br />
Belki okuyanlarınız çıkmıştır. Mustafa Kemal Atatürk de vatan müdafaası ,hürriyet ve cumhuriyetin korunması mevzuunda ehil olarak siz GENÇLİĞİ görmüştür . &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Selâm olsun bu yurdun asil evlatlarına .Gözünü kırpmadan şehadete yürüyecek bu milletin değerli gençlerine . &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
&nbsp;Vatan müdafaası demişken burada Büyük şair Orhan Şaik Gökyay'ı da anmadan geçmeyelim." Bu Vatan Kimin' isimli şiirinin beni çok etkileyen sadece iki kıtası ile yazımızı noktalamak istedim. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
&nbsp;Nasıldı o şiir ? Birlikte hatırlayalım . &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp;Bu vatan toprağın ,kara bağrında sıra dağlar gibi, duranlarındır &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp;Bir tarih boyunca, onun uğrunda &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Kendini tarihe verenlerindir İleri atılıp sellercesine, Göğsünden vurulup, tam ercesine &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
&nbsp; Bir gül bahçesine girercesine Şu kara toprağa girenlerindir Yazımızı burada tamamlarken, bu vesileyle değerli gençlerimizin BAYRAMINI YÜREKTEN KUTLUYORUM. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
&nbsp;Bundan sonraki yazımızda başka bir konuda buluşmak ümidiyle..... &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın Can dostlar !</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 18 May 2026 16:46:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TRT INT’ te Datça’yı Anlatmak…</title>
                <category>Adil Çulhaoğlu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/trt-int-te-datcayi-anlatmak-2731</link>
                <author>adilculhaoglu@gmail.com (Adil Çulhaoğlu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/trt-int-te-datcayi-anlatmak-2731</guid>
                <description><![CDATA[TRT INT’ te Datça’yı Anlatmak…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’mizin bulunduğu bölgemizdeki savaş ve çatışmaların olduğu ayları yaşadığımız<br />
günlerin getirdiği sıkıntıların turizm sektöründe neden olduğu daralmanın medyada yer<br />
alması, 1999 yılında yaşadıklarımızı hatırlattı.<br />
Yıllar önce, TRT’nin, 1999 yılındaki Marmara depremi ve Uzakdoğu başta olmak üzere, 2001 krizinin ayak seslerinin duyulduğu zamanlarda Türk turizminde yaşanan krizin iç turizmi canlandırarak aşılması amacıyla, Tatil Yörelerini tanıtan TRT İNT kanalındaki programa<br />
katılmıştık.<br />
TRT İzmir stüdyolarında TRT İNT kanalında canlı yayınlanan yöreleri tanıtan programa<br />
Datça’dan konuşmacı olarak, dönemin Belediye Başkanı merhum Erol Karakullukçu ile<br />
Turizm Müdürü olarak ben, İzmir’e davet edilmiştik. Belediye Başkanı Datça’nın bir tatil<br />
kasabası başta turizm sezonuna hazırlık, çevresel sorunları, ben de turizm konularında bilgi<br />
verecektik.<br />
&nbsp;<br />
Programın yayınlanacağı günden bir gün öncesinde Erol Bey ile yola çıkmaya karar verdik.<br />
Katılacağım özel etkinlikler için hazır takım elbise, gömlekten oluşan giysiyi askısıyla beraber<br />
alıp, arabaya yerleştirip, Erol Bey ile İzmir’e hareket etmiştik. İzmir’e vardığımızda TRT İzmir<br />
stüdyolarının bulunduğu Fuar alanına yakın Alsancak semtinde otele yerleştik. TRT’ye ertesi<br />
sabah gitmeden önce takım elbise ve gömleği yeniden ütületmiş odaya getirtmiştim. Sabah gömleği giyip kravatı bağladığımda bir sürpriz beni bekliyordu.<br />
Gömleğin yakası birbirine kavuşmuyordu. Uzun süredir giymediğim gömlek ne kadar süre<br />
giymemişim ki, şişmanlayınca boynum kalınlaşmış, dar gelmişti. Yeni bir gömlek almak için<br />
otel dışına çıkıp bir butik aradığımda Alsancak’ta otele yakın bir mağaza bulamadan otele dönmek zorunda kalıyordum. İzmir’in Alsancak’ında bir gömlek bulamamak, ayrı bir sürpriz<br />
olmuştu benim için.<br />
Fuar alanına gitmek için yürüyerek gitmeye ve yol da gömlek bulabileceğimiz bir dükkan aramaya karar veriyorduk. Her gördüğümüz dükkana girip benim kalınlaşan boynuma uygun<br />
gömlek sormaya başlamıştık. En sonunda küçük bir butikte şişmanlayan bana uygun bir<br />
gömlek bulmuş, satıcı hanımın gömleği ütülemeyi kabul etmesiyle yeni gömlekle kravatlı<br />
olmuştum.<br />
Artık sürprizlerden kurtulmuş, rahatlamış olarak TRT stüdyosuna gitmiş, sunucunun bu<br />
haziran gününde ceketsiz olarak stüdyoya girebileceğimizi söyleyince, kendimizi Datça’da gibi<br />
rahat hissetmeye başlamıştık.<br />
Tatil beldelerini tanıtan programda, biz de Datça’yı tatilcilere anlatıyorduk, ben 1500 yatak kapasitesi olan Datça’da 45 gün gibi kısa süren sezonu yaşayan tatil kasabası özelliği<br />
taşıdığını, tarih ve doğa zenginliği bozulmamış nadir tatil beldesinden biri olduğundan, Datça yarımadasının yat turizmi için öneminin büyük olduğundan söz ediyordum. Datça’dan<br />
görüntülerin gösterilmesi sonunda ve sunucunun sorularını cevaplıyorduk.<br />
Gösterilen görüntülerde turizmcilerin ve tatilcilerin dile getirdikleri konuları, Erol Bey ile cevaplıyorduk. Gelen telefon bağlantılarında Datça’nın pahalı oluşunun konu edilmesi<br />
üzerine, seyirciler adına sunucu’ tatil yapmanın bütçesi nedir, pahalı mıdır Datça’da ’ diye<br />
sormuştu. ‘Datça’da her keseye uygun tatil imkanı var ’ şeklinde pahalı sözcüğünü telaffuz<br />
etmeden cevap vermiştik. Ayrıca, programı seyredenler arasında yapılan çekilişle, 2 çifte<br />
Datça’da 1 hediye edilmişti.<br />
Program su gibi akıp gitmiş, her katılımcının hissettiği gibi anlatacak daha çok şeyimiz vardı<br />
düşüncesiyle stüdyodan ayrıldığımızda Datça’dan ilk düşünceler ve eleştirileri telefonumuzu<br />
açtığımızda almaya başlamıştık. Bense yıllar öncesinden arkadaşım Selahattin Yılmaz’ın canlı<br />
yayına Mersin’den bağlanmasıyla sesini duymamın verdiği sevinci yaşamıştım.<br />
Belediye başkanı Erol Bey ve Turizm müdürü ben TRT INT ’in programında Datça’yı temsil etmiş olmanın rahatlığı ile Datça’ya dönmüş, videoya alınmış programın tamamını<br />
seyredince, söyleyebildiklerimiz ve zamanın yetmemesi nedeniyle söyleyemediklerimiz<br />
üzerine uzun süre sohbete etmiştik.<br />
Datça’ya döndükten sonra, sabah büroya giderken Atatürk caddesinde seyyar simit büfesinde satış yapan bir hanım,’ Müdür bey, Datça’mızı iyi tanıttınız, çok teşekkür ederim’<br />
diyerek size bir simit ikram etmek istiyorum’ diyerek bir simit uzatmıştı. Simit satıcısı Hatice<br />
hanımın bu jesti, programdaki konuştuklarımızı, şu konuyu da gündeme getirseydiniz, bunu<br />
da söyleseydiniz şeklindeki eleştirilere en iyi cevap olmuştu. Benim için de moral olmuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 May 2026 16:00:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/02/adil-culhaoglu-1709211157.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İLGİLİ  MAKAMA</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/ilgili-makama-2730</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/ilgili-makama-2730</guid>
                <description><![CDATA[İLGİLİ  MAKAMA]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bu &nbsp;köşeden &nbsp;yıllardır ,görebildiğim ,hatta &nbsp;duyduğum &nbsp;aksaklık &nbsp; &nbsp;ve &nbsp; eksikleri ,takdir &nbsp; &nbsp;ettiklerimiz &nbsp; &nbsp; olursada &nbsp;tebrik &nbsp; &nbsp;ederek,hedef &nbsp; &nbsp;göstermeden &nbsp;sizlere &nbsp;duyurmaya &nbsp; &nbsp;gayret &nbsp; ediyorum. &nbsp;Bir &nbsp;duyan, kişi &nbsp; &nbsp;veya &nbsp;Kurum /MAKAM &nbsp;olur &nbsp;umudu &nbsp; &nbsp;ile &nbsp;bu &nbsp; iş &nbsp;bizim &nbsp; diyenlerle &nbsp;karşılaşmak &nbsp; umuduyla,yola &nbsp;devam. İlçemizin &nbsp; merkez &nbsp; mahallesi &nbsp;diyebileceğimiz &nbsp;Hızırşah &nbsp; da ,son &nbsp; günlerde &nbsp; inşaat &nbsp;epey &nbsp; &nbsp;hareketli. &nbsp;Yasaların &nbsp; ardına &nbsp;dolaşılarak /uydurularak &nbsp;sorun &nbsp; çözmekte &nbsp; &nbsp;epey &nbsp;marifetliyiz. &nbsp;Besihane &nbsp;bile &nbsp;bir &nbsp; çırpıda &nbsp; konuta &nbsp; dönüştürülebilir. Perde &nbsp;betonları &nbsp; istinat &nbsp; duvarları &nbsp; keyfe &nbsp;keder. &nbsp;Çevre &nbsp; estetiği &nbsp; gibi &nbsp; bir &nbsp;meseleleride &nbsp; yoktur.Burada &nbsp; &nbsp;kimselerin &nbsp; konut &nbsp;yapmalarına &nbsp; karşı &nbsp; olduğum &nbsp; &nbsp;falan &nbsp;yok.Yalnızca &nbsp; ilgili &nbsp;makamların, nerelerde &nbsp; halgi &nbsp; ölçü &nbsp; ve kurallarda yapılaşmanın &nbsp; olabileceği &nbsp;açıkça &nbsp; sık &nbsp; sık &nbsp; anlatılmalı/bilgilendirilmelidir. &nbsp;Kimlerin &nbsp;tekelinde, diye &nbsp;yorumlara &nbsp; fırsat &nbsp; bırakılmadan.!!!!! Yoksa ,estetik &nbsp; katili &nbsp;dediğin &nbsp;pergole &nbsp;/ plan dışı &nbsp;çıkma &nbsp;katlarla &nbsp;çıkma &nbsp;katlarla &nbsp; daha &nbsp; çoooook &nbsp; karşılaşırız. &nbsp; &nbsp;Geçmiş &nbsp;yıllarda &nbsp;çıkarılan &nbsp; &nbsp;İMAR &nbsp;AFLARI &nbsp; &nbsp;ise &nbsp;bir &nbsp; kamu otoritesinin &nbsp; eksikliği &nbsp;değil midir.? Yıkıp &nbsp;yapmayı bir &nbsp;marifet &nbsp; saymak &nbsp; &nbsp;ise ,ayrı &nbsp; bir &nbsp; yaramız.Yaptığımız &nbsp;Eski &nbsp;Hükümet &nbsp;Konağı, &nbsp;Öğretmenevi, Dorya &nbsp; Otel &nbsp; ve &nbsp;Tur Aş &nbsp; tesisleri &nbsp; &nbsp;yıkılmak &nbsp; &nbsp;için mi &nbsp; &nbsp;yapılmışlardı, ? Betona &nbsp; &nbsp;gördüğümüz &nbsp; milli &nbsp; servetimiz.!<br />
İpekböceği &nbsp; yetiştiriciliğinin &nbsp; ilçemizde -Hızırşah da &nbsp;,kala &nbsp;kala &nbsp; &nbsp;iki &nbsp; temsilcisi &nbsp; kaldı. Bilindiği &nbsp; gibi, yalnızca &nbsp;DUT &nbsp; ağacının &nbsp; yaprakları &nbsp; &nbsp;ile &nbsp;beslenen &nbsp; bu &nbsp; canlıların &nbsp; tarım &nbsp; ilaçları &nbsp; ile &nbsp;birlikte &nbsp; yaşayamaz. &nbsp;BİLMEM &nbsp;BU &nbsp;KONUDA &nbsp; İLGİLİ &nbsp;MAKAMLAR, GEREKLİ &nbsp;DUYARLILIĞI &nbsp; &nbsp; GÖSTERİYORLAR MI..? İlçemizde &nbsp; &nbsp;,Gümrük &nbsp;Çıkış &nbsp; kapısının &nbsp;oluşturulması &nbsp;işlemi &nbsp;inşallah &nbsp; yakında &nbsp;sonuçlanır. Altyapı &nbsp; eksikliğimiz &nbsp; hala &nbsp;kanayan &nbsp; yaramız. Yapılacak &nbsp;tesislerde &nbsp; mutlaka &nbsp; sınır/kıyı &nbsp; &nbsp;ticareti &nbsp;merkezinede &nbsp; yer &nbsp; &nbsp;verilmesi &nbsp; &nbsp;iyi &nbsp; olur &nbsp;kanısındayım.<br />
Çeşitli &nbsp; etkinliklerde &nbsp; kullandığımız &nbsp; Hızırşah &nbsp; Kültür &nbsp; Evi &nbsp; bakım &nbsp; &nbsp; ve &nbsp;onarım &nbsp; için &nbsp; &nbsp;ilgiye &nbsp; &nbsp;muhtaç.Ben &nbsp; &nbsp;ilgili &nbsp;MAKAM &nbsp; &nbsp;demeye &nbsp; devam &nbsp; edeyimde,belki &nbsp; duyan &nbsp; &nbsp;olur da,bu &nbsp;iş &nbsp; &nbsp;ve &nbsp;sorumluluk &nbsp; bana &nbsp;düşer duyen &nbsp; &nbsp;olur.<br />
SAĞLICAKLA.....<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 May 2026 16:00:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ(32) DAM BAŞINDA DUDU VAR</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri32-dam-basinda-dudu-var-2729</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri32-dam-basinda-dudu-var-2729</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ(32) DAM BAŞINDA DUDU VAR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dam başında dudu var</p>

<p>Dudu kızın adı var</p>

<p>Eğil eğil öpeyim</p>

<p>Sende şeker tadı var</p>

<p>***</p>

<p>Penceremde cam mımısın</p>

<p>Güneş misin aymışın</p>

<p>Var git oğlan yoluna</p>

<p>Sen benim gocam mısın?</p>

<p>***</p>

<p>Tarlanın tezeklisi</p>

<p>Şalvarı ipeklisi</p>

<p>On beş gızdan eyidir</p>

<p>Gelinin göbeklisi</p>

<p>***</p>

<p>Kerpiç damın avlusu</p>

<p>Irafınına soylusu(Irafık: Arkadaş, dost)</p>

<p>On yiğitten eyidir</p>

<p>Koç yiğidin boylusu.</p>

<p>Fethiye yöresine ait mani türünde bir türküdür. Bir hikayesi yoktur. Yörenin mahalli</p>

<p>sanatçısı Enver Çatal derleyerek notaya almıştı.</p>

<p>DAMA SERDİM KİLİMİ</p>

<p>Dama serdim kilimi</p>

<p>Tut kaynana dilini&nbsp;</p>

<p>Akşam oğlun gelirse</p>

<p>Kırar kambur belini</p>

<p>***</p>

<p>Çatla da patla kaynana</p>

<p>Yürene buz koy kaynana</p>

<p>Görmedim senin gibisini</p>

<p>Sersem cadoloz kaynana</p>

<p>***</p>

<p>Kaynanayı napmalı</p>

<p>Kaynar gazana atmalı</p>

<p>Yandım gelinim dedikçe</p>

<p>Altına çıra çatmalı</p>

<p>***</p>

<p>Çatla da patla kaynana</p>

<p>Yürene buz koy kaynana</p>

<p>Görmedim senin gibisini</p>

<p>Sersem cadoloz kaynana</p>

<p>***</p>

<p>Kaynanayı napmalı</p>

<p>Merdivenden kakmalı</p>

<p>Merdivenden düşerken</p>

<p>Oturup keyfine bakmalı</p>

<p>***</p>

<p>Çatla da patla kaynana</p>

<p>Yürene buz koy kaynana</p>

<p>Görmedim senin gibisini</p>

<p>Sersem cadoloz kaynana&nbsp;</p>

<p>Uyarlama bir türküdür. Bayırlı Cümbüşçü Sabahattin7in Kaya’nın uyarladığı bir türküdür.</p>

<p>Gelin-kaynana didişmelerinden alınarak oluşturulmuştur. Ve kız düğünlerinde çalınıp söylenmektedir.</p>

<p>Zaman zaman bu sözlerin başka mani sözleriyle değiştirilerek söylendiği de görülmektedir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 May 2026 15:58:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DERSHANEYE VERECEĞİNİZ PARAYI DOĞRU GIDAYA VERİN! GIDALARDAKİ TEHLİKELER</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/dershaneye-vereceginiz-parayi-dogru-gidaya-verin-gidalardaki-tehlikeler-2728</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/dershaneye-vereceginiz-parayi-dogru-gidaya-verin-gidalardaki-tehlikeler-2728</guid>
                <description><![CDATA[DERSHANEYE VERECEĞİNİZ PARAYI DOĞRU GIDAYA VERİN! GIDALARDAKİ TEHLİKELER]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>1-Yapay Renklendiriciler</p>

<p>Gıdalara daha canlı görünüm kazandırmak için kullanılan yapay boyalar özellikle<br />
çocuklarda davranışsal sorunlarla ilişkili olduğu belirtiliyor.<br />
Özellikle Tatrazin( E102), Sunset Yellow(E110) ve Allura Red( E129) gibi<br />
renklendiricilerin hiperaktivite, dikkat dağınıklığı ve ruh hali değişimleriyle bağlantılı<br />
olabileceği ifade ediliyor.<br />
Bu maddeler şekerlemeler, gazlı içecekler ve kahvaltılık gevreklerin yanı sıra bazı<br />
soslar, peynirler ve vegan et ürünlerinde de kullanılabiliyorlar.</p>

<p>2-Nitrat ve Nitritler</p>

<p>Sucuk, salam, sosis, jambon ve pastırma gibi işlenmiş et ürünlerinde yaygın<br />
kullanılan nitrat ve nitritler, ürünlerin raf ömrünü uzatıyor ve pembe rengini koruyor.<br />
Ancak, uzmanlar bu maddelerin midede titrozamin adı verilen ve bağırsak kanseri<br />
riskini artırıyor.<br />
Dünya Sağlık Örgütü bünyesindeki Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı’nın<br />
işlenmiş etlerin kanserojen sınıfına dahil ettiği hatırlatılıyor.<br />
Fransa’da yapılan araştırmalarda nitrat ve nitrit içeren ürünlerin alınması prostat<br />
kanseri ve tip 2 diyabete neden olduğu tespit ediliyor.<br />
Bu ürünlerin tamamen yasaklanması yerine, daha az kullanılmasını öneriyor.</p>

<p>3-Emülgatörler:</p>

<p>Hazır gıdalarda yağ ve suyun karışmasını sağlayan emülgatörlerin bağırsak<br />
mikrobiyotasını bozabileceği ifade ediliyor.<br />
Özellikle karboksimetilselüloz ve polisorbat -80 iisimli emülgatörlerin bağırsak<br />
iltihabını artırabileceği ve bunun da inlumatuvar bağırsak hastalıkları obezite ve metabolik<br />
sendrom riskini yükseltebileceği belirtiliyor.</p>

<p>4-İnteresterifiye palm Yağı</p>

<p>Margarinler, hazır hamur işleri ve bazı çikolata ürünlerinde kullanılan interesterifiye<br />
palm yağı vadeli etkileri konusunda hala soru işaretleri bulunuyor.<br />
Yukarıda bahsedilen palm yağından önceki ifade marketlerdeki gıdalarda bulunmadığı<br />
için tüketici bunu fark etmiyor. Lütfen palm yağı yazan ürünleri almayın!</p>

<p>5-Yüksek Fruktozlu Mısır Şurubu</p>

<p>Özellikle şurup türü ürünlerde yüksek miktarda kullanılan mısır şurubu gazlı içecekler,<br />
tatlılar, soslar ve hatta bazı ekmeklerde bulunuyor.<br />
Özellikle fazla kullanımı, karaciğer yağlanması ,insülin direnci, obezite, tip 2 diyabet<br />
hastalıkları ile bağlantılı görülüyor.<br />
Ayrıca bağırsak florasını bozarak iltihaplanmayı artırabileceği ve bağırsak<br />
hastalıklarına yol açabileceği söyleniyor, biliniyor.</p>

<p>Sevgili Tüketiciler, Anneler, babalar;<br />
Çocuğunuzun daha iyi eğitim alması için binlerce lira masraf ediyorsunuz. Daha iyi bir<br />
gelecek kurması için, onlara elinizden gelen özeni gösteriyorsunuz.<br />
Ancak, çocuğunuzun, eğitimi bir bütündür. Bu eğitimin içinde en önemli olanı<br />
beslenmedir.</p>

<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Yukarıda anlattıklarımı lütfen kesip saklayın. Bir de alışveriş yaptığınız o marketlerdeki<br />
ürünlerin üzerine okuyun, çocuklarınıza okutun.<br />
Bence dershanelere (şimdi adına kurs deniyor) vereceğiniz binlerce liranın bir kısmını beslenmeye, beslenme eğitimine verin.<br />
Çocuklarınıza söyleyin, tabii onlardan önce size diyorum, Tüm ürünlerin üzerine,<br />
içindekileri birkaç kez okuyun. Yukarıda numaralarını, adlarını verdiğim katkılara dikkat ediniz.<br />
Bizimle temasa geçin (Tüketici hakları Derneği)<br />
Tükenmeden Tüketiniz<br />
Anadolu insanı gibi beslenmeniz dileğiyle</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 May 2026 15:57:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BENİM  KNİDOSUM (12)</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-12-2727</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-12-2727</guid>
                <description><![CDATA[BENİM  KNİDOSUM (12)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Foto : &nbsp;İngiliz Sir &nbsp;Charles Newton'un yönettiği 1857-1859 Knidos kazılarında ışçı olarak çalışan Datçalı &nbsp;atalarımız. Belki de Datçamızın en eski fotoğrafı..<br />
&nbsp; &nbsp;1964 yılında &nbsp;Reşadiye ilkokul öğrencileri olarak yaptığımız Knidos gezisi &nbsp;bizim için biraz hayal kırıklığına dönüşmüştü doğrusu..Ortada antik kent &nbsp;diye bir şey yoktu, her taraf &nbsp;tarlaydı..Cavur daşları &nbsp;tarla sınırlarına serpiştirilmişti..<br />
Örtmenlerimizin &nbsp;Knidos &nbsp;tiyatrosu diye gösterdiği yer &nbsp;yıpranmış aşınmış üç-beş basamaktan ibaretti..<br />
&nbsp; Antik şehrin &nbsp;toprağın altında olduğunu &nbsp;daha sonra yapılan kazılarda öğrenecektik..<br />
&nbsp; Biz çocukların Knidosta en çok dikkatini çeken ve &nbsp;bakmak zevkine doyamadığımız şey ne oldu biliyor musunuz..?<br />
Knidosta küçük denizin &nbsp;hemen kıyısındaki jandarma karakolunun avlusundaki &nbsp; ayaklı dürbün..<br />
Atatürkümüzün &nbsp;Afyon cephesinde ,büyük taarruz öncesi &nbsp;yere çömelerek düşman hatlarını gözlediği &nbsp;ayaklı, ucu kıvrık bir dürbün vardır..Muhtemelen Alman malı olmalı..Tarih kitapları bu resimle süslüdür. İşte bu dürbünün tıpkısının aynısı &nbsp;Knidostaki Jandarma karakolunun avlusunda dikili vaziyette duruyordu..Zaten &nbsp;Knidosta &nbsp;bina olarak bir Jandarma karakolu vardı.. Birkaç tane de yükseklerdeki tarlalara serpiştirilmiş kulübe..İhtimal ki bunlarda hayvan damıydı..<br />
Jandarmalar &nbsp;bu ayaklı ucu kıvrık dürbünle biz çocuklara &nbsp;İstanköy adası _Knidos arasında sefer yapan büyük büyük ,gadana gibi (!)gemileri seyrettirdiler..&nbsp;<br />
Candırmalar önce dürbünü bir güzel &nbsp;sabitlediler ,sonra ayarladılar.ve biz çocuklar teker teker dürbünün başına geçerek tadına doyulmaz bir zevkle uzaktan geçen &nbsp; gemileri seyrettik..<br />
Antik taşlar umurumuzda bile değildi..<br />
Örtmenlerimizin &nbsp;Knidos tarihi ile ilgili &nbsp;Jandarma avlusunda bizleri toplayıp anlattıkları bir kulağımızdan girdi,öbür kulağımızdan çıktı..<br />
Gözümüz de kulağımız da.. dürbündeydi..Teker teker dürbünün başına geçiyorduk..&nbsp;<br />
Çocukluk işte...<br />
Gelip geçen &nbsp;gemileri ,uzakları seyretme zevkini uzattık da uzattık..<br />
10-05-2026 &nbsp;<br />
Y.Ziya Özalp&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 May 2026 15:56:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>EMANET/EHLİYET İLİŞKİSİ</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/emanetehliyet-iliskisi-2726</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/emanetehliyet-iliskisi-2726</guid>
                <description><![CDATA[EMANET/EHLİYET İLİŞKİSİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Biliyorsunuz ki yazılarımızda bir konuya girerken o konu ile ilgili bir âyeti esas alırız. Yani Kur'an, bizim için rehber olur. Bugün de yine öyle. En'am sûresi 38.âyet aynen şöyle: &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p>"Biz bu kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık." &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
İşte eksik bırakılmayan ve insan/toplum hayatını düzenleyen kurallarda bir tanesi...&nbsp;<br />
O da hangisi diyeceksiniz ?&nbsp;<br />
Evet ..O da emaneti ehline verme meselesi. Bununla ilgili âyet de aynen şöyle: &nbsp;"Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında adâletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah duyandır görendir. ( Nisâ sûresi 58 ayet ) &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p>Sözü uzatmadan hemen konuya girelim. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Aziz Dostlar! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Mekke fethedilmiş, o kutlu elçi çeşitli baskılarla kendi öz yurdundan 10 yıl ayrı kalmak zorunda bırakılmış, ancak bu fetihle doğduğu şehre geri dönmüştü. Daha gençlik yıllarında müşrikler bile emanetlerini ona bırakıyorlardı. Onun içindir ki kendisine " Muhammed ül Emin" lakabını takmışlardı. Mekke'nin fethi ile Kâbe'nin anahtarlarının kimde bulunması gerektiği konusunda bazı tereddütler oluşmuştu. İşte bununla ilgili aşağıdaki bilgileri sizlerle paylaşmak istedim. Beraber okuyalım. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p>Kâbe'nin anahtarları o an için Müslüman olmayan ve hâlâ puta tapan Osman bin Talha'da idi. Peygamberimiz Hazreti Ali'ye Osman bin Talha'yı bulup Kâbe'nin anahtarlarını ondan alma görevini verir. Bu emir üzerine Hazreti Ali, Osman bin Talha'yı bulur ve Kâbe'nin anahtarlarını kendisine vermesini ister. Osman bin Talha, Kâbe'nin anahtarlarının yıllarca kendi kabilesinde olduğunu ve Kâbe'nin korunmasının kabilesi tarafından yürütüldüğünü Hz.Aliye anlatmaya çalışsa da, Hazreti Ali ,bu emrin Hz. Muhammed'in emri olduğunu söyler. Talha, Hazreti Muhammed'in peygamber olduğuna da inanmadığını açıkça söyleyerek Kâbe'nin anahtarlarını vermek istemez. Hazreti Ali ısrarlı davranır ve bu isteğin Hazreti Muhammed'in emri olduğunu bir kez daha Osman bin Talha'ya hatırlatarak, anahtarı her ne şartlarda olursa olsun alacağını söyler ve Osman Bin Talha'nın bileğini bükerek anahtarı elinden alır. Canı yanan Talha anahtarı vermek zorunda kalır. Anahtarı Osman bin Talha'nın elinden zorla da olsa alan Hazreti Ali, hızlıca efendimizin yanına gelir ve anahtarı uzatarak kendisine teslim eder. Efendimiz anahtarı Hz Ali'den alır ve tekrar kendisine uzatarak, anahtarı Osman bin Talha'ya götürmesini ister. Hazreti Ali şaşkınlık içinde kalır ve efendimize sorar. &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
"Ey Allah'ın Resulü ! Biraz önce emrinizle gidip anahtarları alıp getirdim ve size teslim ettim .Şimdi de &nbsp;yine aynı şahsa anahtarları götürüp teslim etmemi emrediyorsunuz.Bunun sebebi nedir."? Kutlu elçi şöyle cevap verir. "Yâ Ali ! &nbsp;Sen anahtarları bana getirirken Cebrail bir vahiy ile bana geldi.<br />
(Gelen vahiy yukarıda sözünü ettiğimiz Nisa sûresinin 58. ayetindeki emanetleri ehline veriniz emridir) Biliyorsun Kâbe'nin anahtarları uzun süreden beri Osman bin Talha'nın kabilesindeydi. Onlar Kâbe'nin nasıl temizleneceğini ,ona nasıl sahip çıkılacağını çok iyi bilirlerdi .Emanetin ehilleri onlardı. Git ve anahtarları emanet ehli olan Osman bin Talha'ya geri ver buyurur." Bunun üzerine Hazreti Ali Osman bin Talha'yı bulur. Önce helallik ister ve sonra da anahtarı ona teslim eder. Bu defa hayret etme sırası Talha'dadır. Anahtarları teslim alır &nbsp;ve sorar." Ya Ali! anahtarları az önce elimden zorla ve canımı acıtarak alan sen değil miydin niçin geri getirdin" der Hazreti Ali olanları Talha'ya anlatır. Peygamberimize vahiy geldiğini, gelen vahye göre de anahtarları sana geri vermem gerektiğini söyledi" der. Osman bin Talha bu olay üzerine Peygamberimize giderek müslüman olmak istediğini söyler ve Müslüman olur. Aziz Dostlar! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
O zaman sormak gerek. &nbsp; &nbsp;Ehil olmak nedir? Ehil olmak, kişinin o konunun uzmanı olması, işini adaletle yapması, kendi çıkarlarını kullanmaması, halka yararlı olması, herkesi eşit görerek ayrımcılık yapmaması, makamını kullanarak kimseyi kayırmamasıdır. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p>Değerli Dostlar! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p>O kutlu elçin'in emanet- liyakat konusuna verdiği önem , sadece bu olayla kalmamış, kaynaklarda bunun dışında atadığı valileri görevlerinden aldığda olmuştur. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p>Aynı hassasiyeti, dört halife döneminde de görürüz. azil (görevden alma )sebepleri arasında ehliyet eksikliği, şahsi kusurlar , halkın şikâyetleri veya daha uygun birinin bulunması gibi sebepler gelir.Bu uygulama özellikle Hz Ömer döneminde daha sistemli bir hale gelmiştir. Halifeliği 10 yıl süren Hazreti Ömer'in vali olarak atadığı Muhris Bin Hârise, Nûman bin Âdi, Nâfi bin Abdülharis, Kudâme bin Maz'un, Sürahbil bin Hase- neyi görevlerinden aldığına kaynaklarımızda rastlıyoruz. Konuyu şöyle bir temenni ile noktalayalım. Selâm olsun işlerine en güzel bir şekilde yapmak suretiyle o işin ehli olanlara.Selâm olsun ehliyet sahiplerini iyi sizinleyip bu işi lâyık olanlara tevdi edenlere (verenlere) Bundan sonraki yazımızda başka bir konuda buluşmak ümidiyle... &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Sağlıkla kalın,&nbsp;<br />
esen kalın hoş kalın&nbsp;<br />
Can dostlar !</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 May 2026 15:54:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İŞTAH-AFİYET</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/istah-afiyet-2725</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/istah-afiyet-2725</guid>
                <description><![CDATA[İŞTAH-AFİYET]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><br />
Son&nbsp; &nbsp;günlerde , sevdiğim&nbsp; &nbsp;dostları&nbsp; &nbsp;bir&nbsp; bir&nbsp; sonsuzluğa&nbsp; &nbsp; uğurluyoruz.<br />
Sevgili&nbsp; dost&nbsp; kardeşim&nbsp; İbrahim&nbsp; Sarıoğlu'nun&nbsp; &nbsp;oğlu&nbsp; ,Emran&nbsp; &nbsp;Sarıoğlu'nu&nbsp; da ,üç dört gün&nbsp; &nbsp; önce kaybettik.Bizleri&nbsp; &nbsp; göre&nbsp; &nbsp; çoooooook&nbsp; &nbsp;genç&nbsp; bir&nbsp; delikanlımız&nbsp; &nbsp;olan&nbsp; rahmetli,o&nbsp; kadar&nbsp; &nbsp;seviyormuş ki, mezarlık&nbsp; doldu&nbsp; taştı. Dört/beş&nbsp; yıl&nbsp; &nbsp;önce&nbsp; &nbsp; kaybettiği&nbsp; &nbsp;anasının&nbsp; &nbsp;yanına&nbsp; yerleşti.&nbsp; Sevgili&nbsp; dost&nbsp; &nbsp;kardeşim&nbsp; &nbsp;İbrahim e&nbsp; sabırlar&nbsp; &nbsp;,sevenlerinin&nbsp; &nbsp; /hepimizin&nbsp; &nbsp;başı&nbsp; &nbsp;sağolsun. Kendisine&nbsp; &nbsp;rahmet&nbsp; diliyorum.</p>

<p>Herşeye&nbsp; rağmen, hayat&nbsp; &nbsp;devam&nbsp; &nbsp; ediyor,edecekte. Sevgili&nbsp; Belediye&nbsp; &nbsp; Başkanımızla&nbsp; ,taziye&nbsp; &nbsp; evinde&nbsp; &nbsp;yapabildiğim&nbsp; &nbsp; sohbette,&nbsp; derdi&nbsp; bizden&nbsp; &nbsp;çok mu&nbsp; derseniz ; EVET&nbsp; &nbsp;bizden&nbsp; daha&nbsp; &nbsp;çok.&nbsp; &nbsp;Otuz Bine&nbsp; &nbsp;yaklaşan&nbsp; &nbsp; &nbsp;ilçe&nbsp; yerleşik&nbsp; &nbsp;nüfusu,&nbsp; yaz&nbsp; &nbsp;aylarında&nbsp; &nbsp;150-200&nbsp; bine&nbsp; &nbsp; çıkmakta. Herkes&nbsp; birşeyler&nbsp; &nbsp;istemekte,yöntem,imkan&nbsp; ve yetkinin&nbsp; ne&nbsp; &nbsp;olduğu&nbsp; &nbsp;konusunda&nbsp; bir&nbsp; haber.&nbsp; Datçamızın&nbsp; &nbsp;özel&nbsp; durumu&nbsp; &nbsp;bir&nbsp; yana, Büyükşehir&nbsp; &nbsp;Yasası ,yerinde&nbsp; &nbsp;yönetim&nbsp; &nbsp;ve&nbsp; yetki&nbsp; kullanma&nbsp; &nbsp; konusunda eli&nbsp; kolu&nbsp; &nbsp;bağlıyor. Buna&nbsp; &nbsp;hizmet&nbsp; &nbsp;bekleyenlerin de sabırsızlığı&nbsp; &nbsp; eklenince ,insanda&nbsp; &nbsp;hizmet&nbsp; &nbsp; verme&nbsp; &nbsp;konusunda&nbsp; &nbsp;NE&nbsp; &nbsp;İŞTAH&nbsp; KALIYOR&nbsp; &nbsp;NEDE&nbsp; &nbsp; AFİYET.</p>

<p>Elbete&nbsp; &nbsp;diğer&nbsp; kamu&nbsp; &nbsp;kurumlarında da&nbsp; &nbsp;olduğu&nbsp; &nbsp;gibi,&nbsp; kamu&nbsp; &nbsp; görevlilerinin&nbsp; &nbsp;inisiyatif&nbsp; kullanma&nbsp; konusundaki&nbsp; &nbsp; &nbsp; tereddütleri , bazanda teknik&nbsp; donanım&nbsp; &nbsp;eksiklikleri&nbsp; &nbsp; eklenince, (personel&nbsp; dahil)&nbsp; iş&nbsp; &nbsp;çığrından&nbsp; &nbsp;çıkıyor.&nbsp; Altyapılar&nbsp; konusunda&nbsp; yetkili&nbsp; &nbsp;karar&nbsp; merci&nbsp; değilseniz, inisiyatif yalnızca&nbsp; &nbsp;tavsiye&nbsp; mahiyetinden&nbsp; &nbsp; öteye&nbsp; gidemiyor.&nbsp; Örneğin&nbsp; ;&nbsp; &nbsp;izinsiz&nbsp; &nbsp; açılan&nbsp; su&nbsp; kuyuları-artezyenler&nbsp; için&nbsp; yerel&nbsp; yönetimin&nbsp; &nbsp; eli&nbsp; kolu&nbsp; &nbsp;bağlanmış.En basit bir&nbsp; mezarlığın&nbsp; tanzimi&nbsp; &nbsp;bile ,yetki&nbsp; &nbsp;alanı&nbsp; &nbsp; içinde&nbsp; &nbsp; değil.&nbsp; Varın&nbsp; &nbsp; siz&nbsp; &nbsp;çıkın&nbsp; &nbsp;işin&nbsp; &nbsp; içinden.</p>

<p>Diğer&nbsp; bir&nbsp; husus&nbsp; &nbsp; ise ,pek çok&nbsp; konuda&nbsp; yerel&nbsp; hizmetlerin&nbsp; verilmesi&nbsp; &nbsp;anında&nbsp; &nbsp;biz&nbsp; bu&nbsp; &nbsp;ilçenin&nbsp; &nbsp;yaşayanları&nbsp; &nbsp;olarak, sorun&nbsp; yaratma&nbsp; konusunda&nbsp; &nbsp;epey&nbsp; &nbsp;becerikliyiz. Üzerimize&nbsp; vazife&nbsp; &nbsp;olarak almamız&nbsp; &nbsp;gereken&nbsp; /gerekebilecek&nbsp; &nbsp;konulanda birazcık&nbsp; destek,kamu&nbsp; hizmetlerinin&nbsp; yerine&nbsp; &nbsp; getirilmesinde&nbsp; &nbsp; iyi&nbsp; &nbsp;olmazmı ? Hani&nbsp; &nbsp;o&nbsp; &nbsp;eski&nbsp; bir&nbsp; &nbsp;POP&nbsp; &nbsp;şarkımız&nbsp; &nbsp;vardı;&nbsp; ONDAN&nbsp; &nbsp;ŞİKAYET&nbsp; &nbsp;BUNDAN&nbsp; &nbsp;ŞİKAYET&nbsp; &nbsp;NE&nbsp; &nbsp;İŞTAH&nbsp; KALDI&nbsp; &nbsp;NEDE&nbsp; &nbsp;AFİYET.<br />
&nbsp; &nbsp;<br />
Bahar&nbsp; &nbsp;mevsimin de&nbsp; &nbsp;geçip&nbsp; &nbsp; gidiyor. Yaz&nbsp; &nbsp; sezonuna&nbsp; &nbsp; girdik&nbsp; &nbsp;sayılır. Her&nbsp; konutun&nbsp; &nbsp; &nbsp;önünde&nbsp; &nbsp;evsel&nbsp; &nbsp; &nbsp;atıklar&nbsp; VB.&nbsp; Maşallah&nbsp; &nbsp; tüm&nbsp; &nbsp;işletmelerimiz /konutlarımız&nbsp; &nbsp;ÇÖP&nbsp; ÜRETME&nbsp; &nbsp; ATÖLYESİ&nbsp; &nbsp; OLDU.&nbsp; &nbsp;Birazcık&nbsp; özen&nbsp; &nbsp; ve&nbsp; &nbsp;özveri&nbsp; &nbsp;yaptıktan&nbsp; &nbsp;sonra ,şikayet&nbsp; &nbsp;etmeyi&nbsp; düşünelim.&nbsp; &nbsp;LUTFEN.</p>

<p>Tekrar&nbsp; &nbsp;demeden&nbsp; &nbsp; edemeyeceğim,&nbsp; KARGI&nbsp; &nbsp;koyunda&nbsp; &nbsp;bulunan&nbsp; &nbsp; ŞAPEL&nbsp; ve&nbsp; &nbsp; çevresi&nbsp; &nbsp; ile, kıyıdaki&nbsp; &nbsp;ÇÖL PEK&nbsp; &nbsp;yapıntısına&nbsp; &nbsp;bir&nbsp; &nbsp; dokunan&nbsp; &nbsp;olsun&nbsp; &nbsp; GARİ.&nbsp; Hiç&nbsp; &nbsp; güzel&nbsp; bir&nbsp; &nbsp; &nbsp;görüntü&nbsp; değil.</p>

<p>Bir&nbsp; &nbsp; önerim de, ilçe&nbsp; &nbsp;merkezimizde&nbsp; &nbsp; &nbsp; üretilmiş ve&nbsp; üretilmekte&nbsp; &nbsp;olan&nbsp; &nbsp; &nbsp;evsel&nbsp; &nbsp;atıkların&nbsp; &nbsp;toplanması&nbsp; &nbsp; ve depolama&nbsp; &nbsp; alanlarına&nbsp; &nbsp;intikalinde, özel&nbsp; hafriyat&nbsp; &nbsp;kamyonlarının&nbsp; &nbsp; destek&nbsp; &nbsp;vermesi&nbsp; &nbsp;olacaktır.&nbsp; Bilhassa&nbsp; &nbsp;hacimli&nbsp; &nbsp;olanların&nbsp; &nbsp;intikali&nbsp; sorunlu&nbsp; &nbsp;olmakta.&nbsp; BİR&nbsp; KÜÇÜK&nbsp; &nbsp;DOKUNUŞTA&nbsp; &nbsp;ONLARDAN&nbsp; &nbsp; OLUVERSİN&nbsp; &nbsp; GARİ.&nbsp; &nbsp;NE&nbsp; DERSİNİZ.?&nbsp; SÖYLEMESİ&nbsp; &nbsp;BİZDE&nbsp; &nbsp; &nbsp;GERİSİ&nbsp; &nbsp;ONLARA&nbsp; KALMIŞ.&nbsp; !!!!!!</p>

<p>LUTFEN:</p>

<p>Şikayet&nbsp; &nbsp;etmeden,sorumlularımızında&nbsp; &nbsp;görevlerini&nbsp; &nbsp;yapmalarına&nbsp; sessizce&nbsp; destek&nbsp; &nbsp;olalım.</p>

<p>ŞİKAYET&nbsp; &nbsp;EDEREK&nbsp; &nbsp;AĞZIMIZIN&nbsp; TADINI&nbsp; KAÇIRMAYALIM&nbsp; ...!!!!!!!</p>

<p>SAĞLICAKLA,,,</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 11 May 2026 18:57:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CAM SAĞLIĞI CAN SAĞLIĞI, Derler. 	BU SERGİ GEZİLİR.</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/cam-sagligi-can-sagligi-derler-bu-sergi-gezilir-2724</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/cam-sagligi-can-sagligi-derler-bu-sergi-gezilir-2724</guid>
                <description><![CDATA[CAM SAĞLIĞI CAN SAĞLIĞI, Derler. 	BU SERGİ GEZİLİR.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Siz bu yazıyı okurken, cam bardakta çay içiyorsunuz ( plastik ve kağıt bardakta içilen çay olsa ne olur!?)</p>

<p>Ya da masanızın üzerinde camdan bir vazo, camdan yapılmış bir biblo.</p>

<p>Otobüste gidiyorsunuz, camdan dışarı bakıyorsunuz, evden dışarı pencerenin camından bakıyorsunuz.&nbsp;</p>

<p>Hiç ilgiliniz olmayan vitrinlerin hepsi cam.</p>

<p>Cam şeffaflığı, cam masumluğu, temizliği anlatır.</p>

<p>Size burada uzun uzun camın tarihçesini, yok Sırça Köşk romanını falan anlatacak değilim.&nbsp;</p>

<p>Bana bir dostum, bir sergi tanıtımı için yapılmış bir kitapçık verdi.</p>

<p>Bayıldım!</p>

<p>Serginin sahibi, Sanatçımız, Ekrem ÖZEN…</p>

<p>Kapak TUTKU&nbsp; adıyla başlıyor,&nbsp;</p>

<p>SERÇE LİMANI BATIĞININ ANISINA…</p>

<p>11. Yüzyılda bir Bizans gemisi, cam külçeleri ve eserlerle dolu&nbsp; kargosunu taşırken SERÇE LİMANI körfezinin derin sularına gömüldü. 1977-1979 yılları arasında, Prof.Dr. George F.Baas’ın başkanlığındaki kazı ekibi gün yüzüne çıkardığı batık, yalnızca arkeolojik bir keşif olmakla kalmadı; çıkardığı batık, yalnızca arkeolojik bir keşif olmakla kalmadı. Doğu ile batı arasındaki ticari ve kültürel ilişkilerin bin yıllık tanıklığını da ortaya çakırdı.</p>

<p>Batıktan çıkarılan ,iç kalıp tekniği, gravür, kesme ve kakma gibi yöntemlerle üretilen bu camlar, dönemin en üstün sanatsal ve teknik bilgisinin ürünleriydi. Yeşil, mor ve mavi tonlarda ışıldayan eserler…(Sayın Özen’in, özenle seçtiği renklerde bunlar. Hepsi sanki Serçe Limanı Cam Batığından çıkmış gibi…</p>

<p>Özellikle dikkat çekici olan gemideki hurda camların varlığıydı. Yeniden eritilip ham cam ile karıştırılarak yeni eserler üretmek üzere taşınan bu kırık parçalar, camın sonsuz geri dönüşüm döngüsünün bin yıl önceki izlerini taşıyordu. Bu döngü, camın yalnızca bir malzeme olmaktan öte, sürekli dönüşen ve yeniden doğan bir varoluş biçimi olduğuna işaret ediyordu.</p>

<p>Bu yazıları okuyunca daha dikkatli düşünmeye başladım. Hani hurdacılar bir sürü hurda topluyorlar; plastik, teneke, demir, kağıt vb .gibi . Bu hurdaların hepsi yeniden kazanılırken de kirlilik yaratıyor. Sadece cam bunların dışında kalıyor gibime geliyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Ekrem Özen’in Cam Sanatı sergisi&nbsp; diye devam ediyor.&nbsp;</p>

<p>Hemen 3. Sayfada “Berrak sözler, Kristal Tınılar” Serçe Limanı Cam Batığı’nın 1000.yılı</p>

<p>Devamında 3-31 Mayıs 2026 MARMARİS BELEDİYESİ KÜLTÜR SANAT EVİ&nbsp; diyor.</p>

<p>Sayın Hanefi Yeter, “Cam Deyip Geçmeyelim” yazısının özeti diyebileceğimiz yazının sonunda W.M. Thackeray’ın sözüyle bir güzel anlatıyor tüm sergiyi!</p>

<p>“Dünya bir aynadır ve her insana kendi yüzünün yansımasını geri verir”</p>

<p>EKREM ÖZEN KİMDİR?</p>

<p>1954 Eskişehir Çifteler doğumlu, resim ve özellikle cam üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan ünlü Türk cam sanatçısıdır.</p>

<p>1979 yılı Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu mezunu olan Özen, yurt içinde ve dışında birçok projede cam ve duvar resimleri uygulamaları yapmış, ayrıca İstanbul Üniversitesi Teknik Yüksek Okulu’unda cam-seramik bölümünde dersler vermiştir.&nbsp;</p>

<p>Sanatçı, “Tutku “ gibi çeşitli sergilerde eserlerini sergilemiş ve hem resmi hem de sivil mimaride camın farklı teknikleriyle çalışmalar yapmıştır. Kendisinin yurt içi ve yurt dışında resmi ve sivil mimarilerde farklı tekniklerle sayısız duvar resimleri, cam resimleri uygulamaları bulunmaktadır.</p>

<p>İstanbul Üniversitesi Teknik Bilimler Fakültesi Cam-Seramik Bölümünde, Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde cam dersleri, Doğuş Üniversitesi Tasarım Fakültesi ve Yeditepe Üniversitesi Plastik Sanatlar Fakültesi’nde duvar resmi teknikleri dersi vermiştir.&nbsp;</p>

<p>Halen Ortaköy’deki atölyesinde çalışmalarını sürdürmektedir.&nbsp;</p>

<p>Datça’ya ortak bir dostumuza konuk gelmişti, hemen oturup konuştuk.&nbsp;</p>

<p>Sayın Özen’le kısa da olsa çok özel ve güzel bir görüşme yaptım.&nbsp;</p>

<p>Eğer Mimar Sinan günümüzde yaşasaydı, eserlerinin cam işlerini inanıyorum ki, Sayın Özen’e yaptırırdı!</p>

<p>Marmaris’e yolunuz düşerse(Kurban Bayramı içinde de açık) sergiyi gezin derim. Ben bunu yapacağım. Belki birkaç arkadaşla birlikte yaparız bunu.</p>

<p>Bitirmeden, Marmaris ve çevresindeki tüm sanatçılara destek veren MAKSAD’a (Marmaris Kültür ve Sanat Derneği’ne başkanı sayın ANGELA BERKER’e&nbsp; teşekkür ederim.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Değerli okurlar;</p>

<p>Sizin gazetemizde gördüğünüz eserler siyah-beyaz olarak görülecektir. Ancak, gazetemizin İnternet sayfasında cam ürünlerini orijinal renkleriyle görebilirsiniz.</p>

<p>Ben sadece birkaç örnek verebiliyorum.&nbsp;</p>

<p>Kendisi eserlerine bir ad vermemiş. Onu da siz koyun.</p>

<p>Ben birkaçına kendimce isim verdim bile.</p>

<p>Savaş, pahalılık, siyasi gerilimler vs. stresten uzak güzel bir sergi gezmeniz size iyi gelecek!</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>SERGİ ADRESİ: Marmaris Belediyesi Kültür Sanat Evi/ Kemeraltı Mah. 95.Sok. No:1</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 11 May 2026 18:50:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ (31) ÇÖKERTME...</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-31-cokertme-2723</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-31-cokertme-2723</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ (31) ÇÖKERTME...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Çökertmeden çıktık Halil’im başımız selamet</p>

<p>Bitez Yalısına da varmadan koptu kıyamet</p>

<p>Arkıdeşim İbram Çavuş Allah’ıma emanet</p>

<p>***</p>

<p>Burası da Asbat değil Halil’im Bitez yalısı</p>

<p>Ciğerime düştü aman mavzer gurşun yarası</p>

<p>***</p>

<p>Gidelim gidelim Halil’im Çökertme’ye varalım</p>

<p>Kolcular gelmiş Halil’im nerelere gaçalım</p>

<p>Teslim olmayalım Halil’im kurşun saçalım</p>

<p>***</p>

<p>Burası Asbat değil Halil’im Bitez yalısı</p>

<p>Ciğerime düştü aman mavzer gurşun yarası</p>

<p>***</p>

<p>Güvertede gezer iken aman gunduram kaydı,</p>

<p>İpekli de mendilimi aman örüzger aldı</p>

<p>Çakır da Gülsüm’ümü Çerkez gaymakam aldı.</p>

<p>***</p>

<p>Burası da Asbat değil Halil’im Bitez yalısı</p>

<p>Ciğerime düştü aman mavzer gurşun yarası.</p>

<p>Türküyü değişik biçimlerde söyleyenler olmuştur. Olagelmektedir. Ancak türkünün özgün şeklinin bu olduğunu derleyenler anlatmaktadırlar.&nbsp; Ancak ikinci bentte aşağıdaki söyleyiş olay örgüsüne daha uygundur. Çünkü Halil ve sevgilisi Gülsüm , kol kayığında yakalanmışlardır.&nbsp;</p>

<p>“Gidelim gidelim Halil’im Asbat’a varalım</p>

<p>Önümüze gol kayığı gelmiş nereye gaçalım</p>

<p>Gayret et Halil’im aman garaya çıkalım”</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Halil 1870 yılında Bodrum Akçaalan (Turgut Reis) te doğmuştur. Hacı Yusuf ailesinden Demirci Ali’nin oğludur ve lakabı da CİNGEN HALİL’dir.</p>

<p>Halil, kız kardeşi Zeliha’yı yakarak öldürmesi ve tütün kaçakçılarıyla işbirliği&nbsp; etmesi suçlarından arandığı&nbsp; sıralarda baskına uğrar. Bu baskın sırasında Kör Bayram adlı birisini daha öldürür. İstanköy’de bir düğünde yakalanır ve zindana atılır. Yedi yıl burada yattıktan sonra serbest kalır.</p>

<p>Bodrum’daki eğlencelerden birinde Dertli’nin Ali tarafından getirilen Gülsüm’e sevdalanır. Halil, Gülsüm’ü buradan kaçırır. Konu Çerkez Kaymakama iletilir( Ömer Lütfü Türk) Kaymakam gizliden gizliye çakır gözlü Gülsüm’e aşıktır. Halil’in peşine adamlarını salar. Fakat Halil’in yakalanması öyle kolay değildir. En yakın arkadaşı Selamoğlu’nun cezasını affetme vaadiyle Halil’in peşine takarlar. Selamoğlu da, Şerifalioğlu İbrahim Çavuş’la birlikte Halil’i eğlenceye çağırır. Konuşurlar. Bu konuşmada Halil, teslim olmayacağını söyleyerek şöyle der;</p>

<p>“Efenin ölüsü dağda kalır, teslim olmam” diyerek son sözünü söyler.&nbsp;</p>

<p>Bu olaydan sonra takipler sıklaştırılır. Halil’in yanına kaçakçılardan oluşan kızanlar katılır. Ünü yedi dağa yayılır.&nbsp;</p>

<p>Halil ve Gülsüm, bugünkü Yalıkavak’ta bulunan Çökertme’ye&nbsp; gelir. Buradan GANKAVA adı verilen süngerci teknesiyle bir adaya kaçacaklardır. Rum kaptan Kosta Paho ve Andon’a sığınırlar. Bu bölgede onlara Çoban İbram&nbsp; aracılık eder.</p>

<p>Hava koşulları çok kötüdür. Kaptan Andon Halil’e Asbat7a çıkmaya ikna eder. Amacı onu ihbar etmektir.&nbsp;</p>

<p>Yolda “Balık otu “denilen zehirle ikisini de uyuturlar. Bitez Yalısı civarında, Gankava’dan kol kayıklarının birine bırakıp denize salınırlar. Bu arada ihbar da ederler. Halil’in ve Gülsüm’ün baygın haldeki durumundan faydalanıp, hem karadan , hem denizden kuşatırlar. Kaymakam tarafından görevlendirilen&nbsp; Barka’nın Ali Kaptan , Halil’i ayağından vurur. Kel Mülazım adlı zaptiye sürükleyerek meydana getirir(Eski Telgrafhane iskelesi) İşkencelerden geçirilen Halil zindana atılır. Kaymakam, Halil’i öldürmesi için Ömer Çavuş’a görev verir. Geceleyin Ömer Çavuş, zindanda Halil’i öldürür.&nbsp;</p>

<p>Ölüsü de aynı zindanda yatanlara gömdürülür.</p>

<p>Bu ölümün ardından sevgilisi bu türküyü yakmıştır. Tabii türküyü&nbsp; Müsgebili (Ortakent) Köroğlu lakaplı Hasan Hüseyin Salım tarafından yapılmıştır.&nbsp;</p>

<p>Çökertme türküsünün&nbsp; Çakır Gülsüm’ü hakkında çeşitli anlatımlar olmuştur. Biir Yalıkavak’ın karşısında Küdür denilen bölgede yerleşen Goca Güssün lakaplı ve çalgıcılık yapan kadın, diğeri ise Türkbüklü Kel Gülsün’ün kızı Hafize’dir. Asıl adı Hafize Alagöz’dür. Ali Gallem’in eşidir. Şerifali Oğlu İbrahim Çavuş, Halil’in ölümünden çok sonra karısının&nbsp; üstüne almıştır. Yıllarca Çakır Gülsüm takma adıyla kendini gizlemiştir.&nbsp;</p>

<p>Konumuz Muğla Türküleri…Ancak bu türküde bir KOLCULAR adı geçer. Bunlar Fransız emperyalizminin, duyun-u Umumi borçlarını tahsil etmek için, tütüne el koyan reji idaresi kolcularıdır. Tütününe el konulan çiftçi tütününü kaçırmak ister, tütün kaçakçıları türer. Halil ve arkadaşları da tütün kaçakçısıdır. Bu dönemde bir söyleme göre 70 bin insan öldürülmüştür Kolcular tarafından.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 11 May 2026 18:46:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇAĞRILIR GELMEZ ! ÇAĞRILMAZ GELİR !</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/cagrilir-gelmez-cagrilmaz-gelir-2722</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/cagrilir-gelmez-cagrilmaz-gelir-2722</guid>
                <description><![CDATA[ÇAĞRILIR GELMEZ ! ÇAĞRILMAZ GELİR !]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dostlar !&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Konuya isterseniz kutsal kitabımız Kur'an'da yer alan adını bir sûreye veren âyetle başlayalım.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bilindiği gibi Cum'a sûresi Kur'an'ın 67. sûresidir. Medine'de hicri 3.yılın sonu ile 4. yılın başında indirilmiştir. 11 ayetten oluşur. Adını 9. âyette yer alan Cum'a anlamındaki El-Cum'ah kelimesinden alır. İnişe göre 100 , resmi sıralamada ise 62. sûredir. Anılan sûrede ;Göklerde ve Yerde ne varsa hepsinin yüce Allah'ı tespih ettiğinden Mekkelilere kendi içlerinden bir peygamber gönderildiğinden, peygamberin kendilerine Allah'ın ayetlerini okuyup aktarmakta olduğundan , onları kötülüklerden&nbsp; arındırmakta&nbsp; ve onlara kitap ve hikmeti öğretme konusunda görevli olduğundan bahseder.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; 5. âyetten sonra da Tevrat ile yükümlü olmalarına rağmen, yükümlülüklerini yerine getirmediklerinden ,bu durumun da sırtında ciltlerce kitap taşıyan bir merkebe benzetildiğinden söz eder .&nbsp; 9. ve 10. âyette inananlara şöyle seslenilir.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; " Ey iman ederler ! Cum'a günü salât (namaz) için çağrıldığınızda hemen Allah'ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın ! Bilesiniz ki bu sizin için hayırlı olandır. Salât (namaz) bitince de yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan isteyin. Allah'ı çok hatırlayın. Umulur ki kurtulursunuz .&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Değerli dostlar !&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Çok değil, bundan birkaç hafta önce İstanbul'daki evime yakın olan bir protokol camiinde (protokol camii her neyse, sonradan o yazı kaldırıldı) Cum'a namazını edâ ediyordum . O gün tesadüfen bir de cenaze var. Cum'a namazından sonra cenaze namazı kılınacak. Cum'a namazını camide ön safta kılarken, gözüm bir ara pencereden caminin dışında cenaze için gelmiş olan kadınlı erkekliğ insanlara takıldı ve istemeyerek de olsa şu soruyu sordum kendi kendime.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;"Yâ İlahi ! İnanan kullarını Cum'a namazını eda etmek üzere mescidine (camiine) ÇAĞIRDIN. Bunların bir kısmı koşarak geldi ve mescitte Cum'a namazını edâ ediyorlar. Acaba dışarıda cenaze için bekleşenler cenaze sahibinin gayrimüslim dostları veya komşuları mı? Tamamı değil muhakkak. Üstelik bunlar, cenaze sahipleri tarafından ÇAĞRILMADIKLARI halde sadece haberleri olduğu için koşarak geldiler. Neden SENİN ÇAĞRINA cevap verip mescide girmiyorlar da ÇAĞRILMADIKLARI halde cenaze için geliyorlar. Bu Rab'be itaatsizlik değil de nedir? Cenaze sahibine sevimli görünmek, Rab'be sevimli görünmekten daha mı iyi acaba ?&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; İşin başka bir yönü ise daha acı ! Cenaze namazına katılmayıp , olanları uzaktan uzağa film seyreder gibi seyrediyorlar.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Kıymetli Dostlar !&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Kutsal kitabımız Kur'an aynı zamanda bir öğüt kitabıdır.&nbsp; &nbsp;O kutlu elçiye de kitabında "Sen öğüt ver" der. Bu emir Zâriyat sûresi 55. ayette, Tûr sûresi 29. âyette ,Gâşiye sûresi 21. ayetlerde de geçer. Mü'minin görevi de , peygamberini örnek alarak iyiyi öğütlemek, kötülüklerden sakındırmak değil midir ?&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; O halde diyoruz ki ; öğüt verenlere ve öğüt alanlara selam olsun, hidâyet olsun, mağfiret olsun .&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bundan sonraki yazımızda buluşmak üzere. ..&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Sağlıkla kalın. Esen kalın. Hoş kalın. Can dostlar !</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 11 May 2026 18:40:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Benim Knidosum(11)</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum11-2721</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum11-2721</guid>
                <description><![CDATA[Benim Knidosum(11)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>BENİM KNİDOSUM.(11)<br />
Foto :&nbsp; Knidos feneri- gün batımı..&nbsp;<br />
ve&nbsp; değerli arkadaşım Sara Esin..<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Fenerci memed amcamız bu geziden önceden haberdar edildiği için&nbsp; belli ki..&nbsp;&nbsp;<br />
Dağın başında tek düze yaşamdan sıkılmış biz çocuklar için sıkı hazırlanmıştı.&nbsp;<br />
bizlere&nbsp; &nbsp;Knidos feneri hakknda&nbsp; aydınlatıcı bilgiler aktardıktan sonra bir köşede duran benzinle çalışan&nbsp; elektrik üretici motoru çalıştırdı..<br />
&nbsp;kendisi en öne geçti..<br />
"Hadi bakalım çocuklar&nbsp; tek sıra içeri " dedi..<br />
Merakımız,heyecanımız gerçekten sonsuzdu..<br />
Fener kulesinin merdivenlerini&nbsp; çocuksu adımlarla&nbsp; tırmandık..&nbsp;<br />
Çocuk&nbsp; aklımızla önceden hayal dahi edemiyeceğimiz ,etrafı camlarla çevrili genişçe bir odaya ulaştık..<br />
Odanın orta yerinde dairesel bir platforma dikey oturtulmuş, helezonik,sarmal&nbsp; &nbsp;büyükçe bir cam parçası ışıltılı bir şekilde&nbsp; bizi bekliyordu..<br />
&nbsp; Fenerci amca ışık sistemini&nbsp; ayarladı..Bir yerlere dokundu..<br />
Sarmal cam kendi etrafında dönmeye başladı..<br />
Ağzımız bir karış açık&nbsp; baka kalmıştık..Sanki bir uzay aracının içindeydik..Yanıp sönen ışık&nbsp; uzaklara doğru kaybolup gidiyordu..<br />
Biz çocuklar için unutulmaz bir manzaraydı bu..Onun için beynime kazınmış..<br />
Fener dönüşü&nbsp; &nbsp;aklımda kalan tek şey..<br />
Önümüze sürü halinde&nbsp; yavrularıyla birlikte&nbsp; çıkıp, çalılar arasına minik adımlarla kayıp, kaybolup giden keklikler oldu..<br />
Bu tür anılar nasıl unutulur..?<br />
Mutlaka hepimizin&nbsp; &nbsp;çocukluğunda ;<br />
beyinlere&nbsp; kazınmış bu tür olaylar mevcuttur.. (sürecek)<br />
01-05-2026&nbsp; Y.Ziya Özalp</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 11 May 2026 18:33:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HIDRELLEZ–(BİR)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/hidrellezbir-2720</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/hidrellezbir-2720</guid>
                <description><![CDATA[HIDRELLEZ–(BİR)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hıdrellezin kökeni hakkında çeşitli fikirler ortaya atılmıştır. Kimi kaynaklarda,<br />
Hıdrellezin Orta Asya, Orta Doğu ile Anadolu kültürlerine ait olduğu, bazıları ise İslamiyet<br />
öncesi Orta Asya Türk kültür ve inançlarına ait olduğu yönündedir. Eski Türkler 21<br />
Haziran’da baharın gelişini kutlardı.<br />
Orta Asya Türklerinde , hıdrellez mevsimlik bayramlardan biridir. Ruz-i Hızır(Hızır<br />
Günü) olarak adlandırılan Hıdrellez Günü, dünyada darda kalanların yardımcısı olduğu<br />
düşünülen Hızır ile denizlerin hakimi olduğuna inanılan İlyas’ın yeryüzünde buluştukları gün<br />
olarak düşünülür ve kutlanır.<br />
Gregoryen takvimine (miladi takvim) göre 6 Mayıs eskiden kullanılan Rumi Takvim<br />
olarak da bilinen Julyen takvimine göre 23 Nisan Hıdrellez günüdür. 6 Mayıs’tan başlayıp, 7<br />
Kasım’a kadar olan süre Hızır Günleri adıyla yaz mevsimini, 8 Kasım’dan 5 Mayıs’a kadar<br />
olan süre ise Kasım Günleri adıyla kış mevsimini oluşturmaktadır. Bu yüzden 5 Mayıs gecesi<br />
kış Mevsiminin bitip sıcak yaz günlerinin başladığı anlamına gelmektedir.<br />
Türkiye’de 5 Mayıs’ı, 6 Mayıs’a bağlayan gece yazın geldiğini anlatır. Bunu<br />
Hıristiyanlar da böyle görür. Yani doğanın uyanması derler. Örneğin; Rum Ortodokslar Aya<br />
Yorgi, Katolikler “Aziz George “ günü olarak kutlamaktadırlar.<br />
Şunu da ekleyip, devam edelim; Hıdrellezin UNESCO ‘nun Somut Olmayan Kültürel<br />
Miraslar Listesine alınması amacıyla 2010 yılında başlayan çalışmalar sonucunda 2017<br />
yılında listeye alınmıştır…(Türklerde Hıdrellezi Muazzez İlmiye Çığ’dan tekrar alıntılayarak<br />
anlatacağım)<br />
Günümüzde de Anadolu’da dilek dilenmiş kağıdı ağaca asma, ateşten atlama gibi eski<br />
Türk gelenekleri devam etmektedir. Yine de Hıdrellezi tek bir kültüre mal etmek olanaksız ve<br />
haksızlıktır.<br />
İlk Çağlardan itibaren Mezopotamya, Anadolu, İran, Osmanlı dönemiyle Balkanlar ve<br />
hatta bütün Doğu Akdeniz ülkelerinde bahar ya da yazın gelişiyle belli başlı sevinç kutlamaları<br />
yapılmaktadır. Kimi yazılı eserler bu tipten, kutlamaların, M.Ö. Mezopotamya’da Ur şehrinde<br />
yapıldığını göstermektedir. Kışın bitişiyle Temmuz ismiyle kutlanan bu ritüeller<br />
Mezopotamya ovasını sulayan Fırat ve Dicle nehirlerinin uyaran gücünü temsil eder.<br />
HIZIR İNANCI<br />
Hızır’ın abıhayatı((bengi su) içerek ölümsüzlüğe ulaşmış, özellikle de baharda insanlar<br />
arasında, sağlık dağıtan darda kalıp, başı sıkışanlara yardım eden bir ermiş(veli veya<br />
peygamber olduğuna inanan, hüviyeti tam olarak bilinmese de halk arasında ve İslam<br />
geleneğinde bir Hızır geleneği vardır. Bazıları Hızır ile İlyas Peygamberin aynı kişiler olduğunu<br />
da iddia etmektedirler.<br />
Halkın, Hızır hakkında kanaat ve inanışı onun ölümsüz olduğu ve baharda tabiatın<br />
uyanışını sağladığı yönündedir. Anadolu’dan başka Kafkasya, Trakya, Kırım, Azerbaycan ve<br />
Suriye’nin birçok yerinde mekanları vardır. Bu da onun İslam aleminin hemen hemen her<br />
yerinde varlığına inanılan, ancak belirli bir hüviyete bürünmemiş sembol olduğuna götürür<br />
bizi. Hızır tabii ki, baharın geldiğinin simgesidir. Onun müjdecisidir.<br />
Halk arasında deyim haline gelmiş Hızır’ın insanlara şifa, sağlık, uğur getirdiğine<br />
inanılır olmuştur. Tabiatta uyanış, direniş gibi güzellikleri simgeler.<br />
İslamiyet öncesi Gök Sakallı, Ak Sakallı, Kocalar medet umulan, yardım istenen , akıl<br />
danışılan , kılavuzluk etmesi beklenen , barış, mutluluk , sağlık , refah getirdiğine inanılan bir<br />
kurtarıcı güç olarak düşünülür.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 07 May 2026 16:12:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ(30)  ÇİL HOROZUM</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri30-cil-horozum-2719</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri30-cil-horozum-2719</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ(30)  ÇİL HOROZUM]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Horazımı uçurdular(türkünün asllında horaz geçiyor)<br />
Damdan dama gaçırdılar<br />
Suyunu da pilav pişirdiler, çil horazım,<br />
Horazım horazım Şal horazım,<br />
Civcivlerin babası Şal horazım<br />
Tavıkların gocası Şal horazım<br />
Sarhoşların mezesi Şal horazım</p>

<p>***</p>

<p>Horaz değil katır idi,<br />
Üstüne binsen götürür idi,<br />
Dağdan odun getirirdi çil horazım,<br />
Horazım horazım Şal horazım<br />
Civcivlerin babası şah horazım<br />
Tavıkların kocası şah horazım,<br />
Sarhoşların mezesi çil horazım</p>

<p>***</p>

<p>Horazımın tüyü gara<br />
Gider idi Üstüdar’a<br />
Getirdi bize para çil horazım<br />
Horazım horazım Şal horazım<br />
Civcivlerin babası şah horazım,<br />
Tavıkların kocası çil horazım<br />
Sarhoşların mezesi çil horazım.</p>

<p>Türkiye’nin birçok yerinde değişik şekilde söylenen bir türküdür. Fethiye yöresinde<br />
söylenen şekli budur. Bu türkü yöre sanatçılarından Arif Sümbül tarafından derlenip, bu<br />
şekilde çalıp söylenmiştir. Şu anda notaya aktarılmamıştır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 07 May 2026 16:11:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“GÖKYÜZÜNDEN GELEN ANNE!”</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/gokyuzunden-gelen-anne-2718</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/gokyuzunden-gelen-anne-2718</guid>
                <description><![CDATA[“GÖKYÜZÜNDEN GELEN ANNE!”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>(Halklar Kardeştir….)<br />
1943 yılında İngiliz Emperyalizminin lordu Churchill Adana’ya gelmiş ve İnönü<br />
ile görüşmüş; aynı yıl Kahire’de Roosvelt ile Churcill İnönü’yü yine saflarında görmek için her<br />
şeyi yapmışlar. Ancak İnönü direnmiştir. Ve Türkiye bunların kirli savaşlarına katılmaz , ama,<br />
şu söylem günümüze kadar gelmiştir. Türkiye ekonomisi de zor günler geçirmektedir.<br />
Yokluğun en çarpıcı örneği ise İnönü ile bir çocuk arasında geçen diyalog olur. Çocuğun<br />
İnönü’ye;<br />
“-Bizi şekersiz(ekmeksiz)bıraktın” sözüne karşılık İnönü;<br />
-Ama babasız bırakmadım, yanıtını verir.<br />
Yunanistan ise 24 Nisan 1941 günü İtalya ve Almanya tarafından işgal edilmiştir.<br />
Almanlar kendi politikalarını uygulaması için Georgios Tsolakoglou’nu yönetime geçirerek<br />
başbakan yapmıştır. Uzun uzun anlatmaya gerek yok, Yunanistan, faşistler ve işgalciler<br />
tarafından bölünmüştür.<br />
Atina ve çevresinde günde 300 ile 500 kişi açlık nedeniyle ölmeye başlamıştır. Tüm<br />
dünya bu felakete izlerken, bu trajik tabloya ses veren Türkiye olur.<br />
İstanbul’dan hareket edecek bir gemi Yunanistan’a erzak gönderecek ve açlık ve açlık<br />
tehlikesine son verecektir.<br />
Türkiye aslında 1940’da Yunanistan’a Kızılay aracılığıyla para yardımında<br />
bulunulmasını sağlamış, aynı yıl Selanik Kızılhaç’ına tetanos aşısı göndermiştir.<br />
Türk basını yardım kampanyasını gündemde tutmuş, Yunus Nadi’de Cumhuriyet<br />
gazetesinde birçok kez çağrıda bulunmuştur. Sonunda harekete geçilmiş yardımların<br />
ulaştırılması için 1941’in Ekim ayında Tavilzade ailesine ait olan “KURTULUŞ “ isimli vapur<br />
kiralanmıştır. Vapurun her yanına saldırılara karşı Kızılay bayrakları yapıştırılmıştır. Gemide<br />
Kızılay temsilcileri Saim Umar ve Feridun Denokan’da vapurda yardımcıları takip edecektir.<br />
KURTULUŞ, 13 Ekim 1941 günü Karaköy’den Pire Limanı’na ilk seferine çıkar. Gemi<br />
kazasız belasız Atina’ya gider . Yardım Yunan halkına dağıtılır. Yunanistan’da açlık o kadar<br />
dehşet vericidir ki, Kurtuluş müretebatı da kumanyalarını Yunanlılara verir.<br />
Kurtuluş 27 Ekim’de ikinci seferini yapar. Nohuttan yumurtaya, soğandan şekere,<br />
yağdan pirince kadar birçok erzak Pire Limanı’ra taşınır. Bu kez yaklaşık 2 bin 500 tonluk<br />
yardım malzemesi ulaştırılır. Vapur, 24 Kasım, 12 Aralık tarihlerinde de yeni seferler<br />
düzenler. Bu seferler üzerine Yunanlılar Kurtuluş’a “Gökyüzünden gelen anne “<br />
yakıştırmasını yapar.<br />
Vapur, 1942’ye kadar 7 bin tonluk erzağı Atina’ya ulaştırmıştır. Altıncı seferine çıktığı<br />
Ocak 1942’de ise büyük bir talihsizlik yaşanır. Zorlu hava koşulları sonucu vapur rotasından<br />
çıkarak Çanakkale Boğazı yerine Marmara Adası’na yönelir ve 20 Ocak 1942 günü Saraylar<br />
Köyü yakınlarında karaya oturur. Kaptan Rıdvan Ür yardım istese devapur su almaya başlar<br />
ve saat 9 civarında sulara gömülür. Tek teselli ise 36 kişilik mürettebatın kurtulmuş<br />
olmasıdır.<br />
Kurtuluş’un batmasının ardından Şükrü Saraçoğlu yardımların devam edeceğini<br />
bildirmiş ve 21 Şubat günü Dumlupınar gemisi ile erzak gönderilmeye devam etmiştir. Ekim<br />
1941-Ağustos 1942 arasında Kurtuluş ve Dumlupınar vapurları 10’a yakın sefer düzenlenmiş,<br />
ortalama 17 bin ton erzağı da Atina’ya ulaştırılmıştır. Bu savaş bitene kadar Kızılhaç’ın<br />
devreye girmesiyle de yardımlar devam etmiştir.<br />
Acı tablo ise işgalin ardından ortaya çıkar<br />
Yunanistan’da 360 bin kişi açlık dolayısıyla yaşamını yitirmiştir.<br />
Dünya halkları kardeştir. Dünya halklarını birbirine düşman edenler, yönetenlerdir.<br />
Dün de böyleydi, bugün de böyle.<br />
Savaştan sonra Kurtuluş’un adının Atina’da bir sokağa verilmesi gündeme gelse de<br />
zamanla ırkçı ve çıkarcı Yunanlı politikacılar bunu unutturmuşlardır.<br />
Yıllar geçmiş, Kurtuluş’u bizlere anımsatan bir belgeseli Erhan Cerrahoğlu çekmiştir.<br />
Adı da “BARIŞI TAŞIYAN VAPUR!”<br />
Bu adı taşıyan belgeselde Yunan akademisyen Georgeos Margaritis da Kurtuluş’un<br />
unutulduğunu ifade etmiş, bu dostlu gemisinin adının Atina’da yaşatılması çağrısı yapmıştır<br />
(dedik ya halklar kardeştir diye)<br />
Bu çağrıda yanıtsız kalmıştır.<br />
Bizim dış işlerimiz de bunu Yunanlılara hatırlattı mı hatırlatmadı mı bilmiyoruz<br />
Günün birinde anımsanır da, Atina’da bir kurtuluş Caddesi, sokağı vs olur, gidip<br />
oralarda halay çekeriz.<br />
Bizim Cumhuriyet’imizin kurucuları ve halkımız hep barıştan yana olmuştur.<br />
“Komşusu açken, tok gezen bizden değildir” sözünü sadece kendi halkı için değil, tüm<br />
dünya için söyle bizim halkımız.<br />
Halklar kardeştir, bölenler kalleştir!<br />
Yurtta Barış, dünyada barış var olsun her zaman</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 07 May 2026 16:10:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BENİM  KNİDOSUM (10)</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-10-2717</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-10-2717</guid>
                <description><![CDATA[BENİM  KNİDOSUM (10)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Foto : &nbsp;Knidos deniz feneri..<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;İlkokul beşinci sınıftayken, &nbsp;Bizim Elee(Reşadiye) ilkokulu olarak örtmenlerimiz nezaretinde &nbsp;çıkmış bulunduğumuz &nbsp;maceralı Knidos seyahatinde benim aklımda kalan en önemli şey Knidos feneri &nbsp;gezimiz oldu.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; Örtmenlerimiz daha önce Knidostaki Candırma (!) &nbsp;karakoluna telefon etmişler, Fenerci Memed amcayı (Rahmetli &nbsp;Mehmet Bora &nbsp;) haberdar etmişler &nbsp;fenerden aşağı inmiş, bizi bekler bulduk..<br />
&nbsp; Memed amcamız önde tıngır mıngır ,zar zor geçilen daracık yoldan tek sıra halinde tırmanmaya başladık..<br />
Bizim için &nbsp;bu maceralı ,renkli yolculuk inanılmaz bir zevk kaynağıydı..<br />
Yükseldikçe &nbsp;deniz sonsuzlaşıyor.. Datça yarımadasını inciden &nbsp;bir kolye gibi çevreleyen adalar zinciri daha da belirgenleşiyordu..<br />
Fener düzlüğüne varınca merakımız ,heyacanımız daha da arttı..<br />
Önümüze muhteşem bir &nbsp;bina çıkmıştı.. Deniz feneri bu binanın içindeydi..Görmek için can atıyorduk..<br />
&nbsp; Daha önce &nbsp;Deniz feneri olarak sadece &nbsp;Merkez iskele mahallesindeki &nbsp;Deniz fenerini görmüştük..<br />
1.temmuz. &nbsp;Kabotaj bayramında &nbsp;bu fener adasına &nbsp; gezi düzenlenir şöyle bir adanın etrafında dolanırdık..<br />
&nbsp;Ama bu defa fenerin içine girecek, işleyişini &nbsp;görecektik..<br />
Çok heyecanlıydık.. çok..<br />
Fenerci Memed amca babamın dostuydu..Özellikle motor tamiri &nbsp; konusunda her işten anlarmış..Bizim ailenin de &nbsp;Reşadiye mahallesindie bir un motoru vardı..<br />
O yılların koşulları işte..Un motoru bozulduğu zaman &nbsp;bubacığım Memed amcaya haber salardı..<br />
Fenerci amca ..Bizi fener düzlüğünde etrafına hale olacak şekilde &nbsp;topladı ..Knidos feneri geceleri nasıl etrafına ışık saçıyor aydınlatıylorsa ;<br />
Memed amca da &nbsp;bizi Knidos feneri hakkında aydınlattı..<br />
1931 &nbsp;yılında Fransızlar tarafından inşa edilmiş,on saniye de bir &nbsp;çakarmış,164 metre yükseklikteymiş..Önceleri &nbsp;fitilli gaz yağı ile &nbsp;aydınlatılıyormuş.. Daha sonra &nbsp; motor(jeneratör) sistemine geçilmiş..görüş mesafesi 12 milmiş..<br />
Kendisi babadan kalma &nbsp;fenerciymiş.. v.s.. v.s..<br />
(sürecek )<br />
29-04-2026 &nbsp;Y.Ziya Özalp</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 07 May 2026 16:09:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YÜREKTEN KUTLUYORUM!</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/yurekten-kutluyorum-2716</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/yurekten-kutluyorum-2716</guid>
                <description><![CDATA[YÜREKTEN KUTLUYORUM!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar !<br />
Bugünkü yazımızın konusunu önceden tasarlamışken , vazgeçerek günün önemi dolayısıyla ANNE' ler günü'ne ayırdık. Hepiniz de bilirsiniz ki ;anne denilince akla önce kadın gelir. Kutsal kitabımız Kur'an'da onun adına 176 âyetten oluşan , kadın haklarından, kadının toplum içerisindeki hukûkî ve sosyal konumundan bahseden ve kadınlar anlamına gelen Nisa sûresine rastlarız. Ayrıca Mücâdele sûresinin ilk 6 ayetinde de kendisine eşi tarafından uygulanan "zıhar "(kocanın karısına onu kendisine haram kılması) geleneği konusunda kadının şikayetinin yüce Allah tarafından işitildiği, zıhar sebebiyle boşanmanın gerçekleşmeyeceğinden söz edilir. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Ayrıca konuya girerken Hazreti Meryem'i anmadan geçmek de onun ruhaniyetine saygısızlık olur diye düşündüm ve ilgili ayeti birlikte bir daha hatırlayalım istedim. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Neydi o ayet ? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
"Hani melekler şöyle demişlerdi . Ey Meryem ! Şüphesiz ki Allah seni seçti seni tertemiz yaptı ( yarattı) ve seni âlemlerin kadınlarına üstün kıldı" demişti. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
(Âl-i İmran:42 ). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Aziz Dostlar ! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Anneler günü, çok değil bundan 100 küsûr sene önce Amerika'da , 1955 yılında da Türkiye'de kutlanmaya başlandı. Amerika'da Mayıs ayının ikinci pazar günü annelere saygı ve sevgiyi göstermek amacıyla kutlanmış ve bu gelenek haline gelmiştir. Oysa bundan 1400 yıl önce Rab'bimiz gönderdiği kutsal kitabımız olan Kur'an'da , anne &nbsp;babalara nasıl davranılması gerektiğini bizlere aşağıdaki âyette şöyle haber verir. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;"Rab'bin sadece kendisine kulluk etmenizi ve ana babaya iyiliği emretmiştir. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa kendilerine sakın" Öf "bile deme ! onları azarlama , kendilerine güzel sözler söyle ! Onlara merhametten kaynaklanan alçak gönüllülük kanadını ger ve şöyle de ! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;" Rab'bim küçüklüğümde onlar beni nasıl sahiplendiyseler &nbsp;(özenle büyüttüyseler)şimdi sen de onlara merhamet et" &nbsp; &nbsp; &nbsp; (İsra: 23 -24 ) &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Can Dostlar ! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Anne hakkı ile ilgili o kutlu elçiden de birkaç hadisi hatırlamaya çalışalım . &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
İbn Mesut'tan rivayet edilen bir hadiste; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Adamın biri Hazreti peygambere şöyle bir soru sorar." &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Yâ Resulallah! amellerin en üstünü nedir ? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Kutlu Elçi şöyle cevap verir. "Vaktinde kılınan namaz ve anne babaya iyilik etmektir" (Buharî- Tevhid 48). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Başka bir hadiste de o kutlu Elçi şöyle buyurur; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
"Rabbin hoşnutluğu ve rızası anne babanın hoşnutluğuna bağlıdır. Rabbin öfkesi de anne babanın öfkesine bağlıdır.( Tirmizî- Birr:3) &nbsp;Başka bir rivayette de ; adamın biri Allah Resulüne şöyle bir soruyu yöneltir. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;" Ey Allah'ın resûlü !kendisine en iyi davranılması gereken kimdir ? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Resûlü Ekrem şöyle cevap verir. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; "Annen, sonra annen, sonra yine annen, sonra baban sonra da sana en yakın olan akraban." der.( Müslim:Birr:2) Toplumda çok kişinin bildiği şu iki hadisi şerifi de birlikte hatırlayalım. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;"Anne Cennet kapılarının ortasındadır (İbn Hanbel V,-198). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;"Cennet, annelerin ayakları altındadır.(Nesâî, Cihad 6). Bu ve buna benzer hadisler uzarda gider. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Ne mutlu ki günümüzde ve yurdumuzda anne olan general ve amiraller gururla izlediğimiz partileri yöneten liderler, vali, kaymakam, başsavcı, hâkim, başbakan var.( Bu arada Hindistan Estonya Gürcistan Macaristan Bosna Hersek gibi ülkelerde Cumhurbaşkanı ile yönetilir.) Kıymetli Dostlar! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Atatürk'te anneleri, toplumun temel taşı ilk eğiticiler ve milletin geleceğini şekillendiren kişiler olarak nitelendirir ve şöyle der. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; - "Dünyada her güzel şey kadının eseridir". &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; -"Ey kahraman Türk kadını ! Sen yerde sürünmeye değil omuzlar üzerinde göklere yükselmeye lâyıksın. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;-" Büyük başarılar kıymetli annelerin yetiştirdikleri seçkin evlatlar sayesinde olmuştur. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Aziz dostlar &nbsp;! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Görülüyor ki anne aziz ve muhteşem bir varlıktır Onun için neler söylense, neler yazılsa yine de azdır. &nbsp; &nbsp; &nbsp;Selâm olsun tüm annelere..&nbsp;<br />
Sağlık olsun.&nbsp;<br />
Esenlik olsun.&nbsp;</p>

<p>Can Dostlar! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Sözleri Yunus Emre'ye bir rivayete göre de Pr. Dr. Hüseyin Nail Kubalı'ya ait olduğu bilinen Selahattin İnal tarafından bestelenen rahmetli Zeki Müren'in o içli sesiyle radyolarda dinlediğimiz ANNEM isimli şarkının dörtlüğünü de hatırlatmadan geçmek istemedim. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Neydi o dörtlük ? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Ana başa tâc imiş &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Her derde ilâc imiş &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bir evlat pîr olsa da &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Anaya muhtâc imiş &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Bu vesile ile büyük küçük demeden tüm annelerin ellerinden, gönüllerinden öpüyor, en içten duygularla ANNELER GÜNÜ'NÜ KUTLUYORUM. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Bundan sonraki yazımızda başka bir konuda buluşmak ümidiyle... &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Sağlıkla kalın.&nbsp;<br />
Esen kalın.&nbsp;<br />
Hoş kalın.&nbsp;<br />
Can dostlar !</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 07 May 2026 16:08:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BENİM  KNİDOSUM  (10)</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-10-2715</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-10-2715</guid>
                <description><![CDATA[BENİM  KNİDOSUM  (10)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Foto : &nbsp;Knidos deniz feneri..<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;İlkokul beşinci sınıftayken, &nbsp;Bizim Elee(Reşadiye) ilkokulu olarak örtmenlerimiz nezaretinde &nbsp;çıkmış bulunduğumuz &nbsp;maceralı Knidos seyahatinde benim aklımda kalan en önemli şey Knidos feneri &nbsp;gezimiz oldu.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; Örtmenlerimiz daha önce Knidostaki Candırma (!) &nbsp;karakoluna telefon etmişler, Fenerci Memed amcayı (Rahmetli &nbsp;Mehmet Bora &nbsp;) haberdar etmişler &nbsp;fenerden aşağı inmiş, bizi bekler bulduk..<br />
&nbsp; Memed amcamız önde tıngır mıngır ,zar zor geçilen daracık yoldan tek sıra halinde tırmanmaya başladık..<br />
Bizim için &nbsp;bu maceralı ,renkli yolculuk inanılmaz bir zevk kaynağıydı..<br />
Yükseldikçe &nbsp;deniz sonsuzlaşıyor.. Datça yarımadasını inciden &nbsp;bir kolye gibi çevreleyen adalar zinciri daha da belirgenleşiyordu..<br />
Fener düzlüğüne varınca merakımız ,heyacanımız daha da arttı..<br />
Önümüze muhteşem bir &nbsp;bina çıkmıştı.. Deniz feneri bu binanın içindeydi..Görmek için can atıyorduk..<br />
&nbsp; Daha önce &nbsp;Deniz feneri olarak sadece &nbsp;Merkez iskele mahallesindeki &nbsp;Deniz fenerini görmüştük..<br />
1.temmuz. &nbsp;Kabotaj bayramında &nbsp;bu fener adasına &nbsp; gezi düzenlenir şöyle bir adanın etrafında dolanırdık..<br />
&nbsp;Ama bu defa fenerin içine girecek, işleyişini &nbsp;görecektik..<br />
Çok heyecanlıydık.. çok..<br />
Fenerci Memed amca babamın dostuydu..Özellikle motor tamiri &nbsp; konusunda her işten anlarmış..Bizim ailenin de &nbsp;Reşadiye mahallesindie bir un motoru vardı..<br />
O yılların koşulları işte..Un motoru bozulduğu zaman &nbsp;bubacığım Memed amcaya haber salardı..<br />
Fenerci amca ..Bizi fener düzlüğünde etrafına hale olacak şekilde &nbsp;topladı ..Knidos feneri geceleri nasıl etrafına ışık saçıyor aydınlatıylorsa ;<br />
Memed amca da &nbsp;bizi Knidos feneri hakkında aydınlattı..<br />
1931 &nbsp;yılında Fransızlar tarafından inşa edilmiş,on saniye de bir &nbsp;çakarmış,164 metre yükseklikteymiş..Önceleri &nbsp;fitilli gaz yağı ile &nbsp;aydınlatılıyormuş.. Daha sonra &nbsp; motor(jeneratör) sistemine geçilmiş..görüş mesafesi 12 milmiş..<br />
Kendisi babadan kalma &nbsp;fenerciymiş.. v.s.. v.s..<br />
(sürecek )<br />
29-04-2026 &nbsp;Y.Ziya Özalp</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 May 2026 15:54:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>FRANKENSTEİN!</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/frankenstein-2714</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/frankenstein-2714</guid>
                <description><![CDATA[FRANKENSTEİN!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yıl 1816 Tambora Yanardağı’nın küllerinin Avrupa’yı karanlığa gömdüğü, tarihçilerin “</p>

<p>yazsız yıl” dediği, kasvetli, sıkıntılı günler.</p>

<p>Cenevre Gölü kıyısındaki bir villada devrin entelektüelleri toplanmış, fırtınanın</p>

<p>geçmesini bekliyorlar. Ev sahibi Lord Byron ortaya bir fikir atar “En korkunç hikayeyi</p>

<p>hangimiz yazar?”</p>

<p>Aralarındaki tek kadını, 18 yaşındaki Mary Shelley’yi hesaba katmaz bile.</p>

<p>Belki de o gece Shelley’in kafasında bir görüntü belirir;</p>

<p>“Dikişli bir beden ve ona tanrısal bir kibirle hayat veren bir adam. Ve insanlığı iki yüzyıl</p>

<p>boyunca titreten Frankenstein doğar. Hikaye bize şunu sorar:</p>

<p>ASIL CANAVAR KİMDİR?</p>

<p>*Canavar dünyaya masum bir çocuk gibi gelir. Öğrenmeye açık, sevmeye hazır</p>

<p>Fakat yaratıcısı Dr. Frankenstein ondan tiksinir. Terk eder. Yetim kalan yaratık dışlanır,</p>

<p>taşlanır, sonunda şiddeti öğrenir.</p>

<p>*Frankeştayn ise yarattığı şey yüzünden her şeyini yitirir.</p>

<p>Shelley’in mesajı nettir:</p>

<p>-Canavar doğulmaz, yapılır. Sorumluluk almayan, etikten yoksun hırsın sonu</p>

<p>hüsrandır…</p>

<p>Nereden çıktı bu yazı?</p>

<p>*Çocukların, çocukları öldürdüğü, çocukların çocukları sevmediği, dahası toplumun</p>

<p>kimi kesimlerinin çocukları hiç sevmediği bir toplumda yaşıyoruz artık.</p>

<p>*Sonra dönüp, Marş’ta, başka yerlerde onlarca çocuğu silahlarla, mermilerle katleden</p>

<p>aynı yaştaki çocuklar için;</p>

<p>-Nereden çıktı bunlar?</p>

<p>Bir temel cümleden söz edeceğim: “ Suçu toplum hazırlar, kişi işler”</p>

<p>Frankeştayn ürettiği canavarı zapt edemez olmuştur. Bu da bize ölüm olarak</p>

<p>dönmektedir.</p>

<p>Tüm bilim insanlarının, tüm siyasetçilerin, eğitimcilerin bir araya gelip ,</p>

<p>Frankeştaynları ve onun ürettiği canavarı yok etmeliyiz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 May 2026 15:53:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇEKİRGENİN TABURU(29) (ÇEKİRGEM UÇMAZ OLDU)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/cekirgenin-taburu29-cekirgem-ucmaz-oldu-2713</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/cekirgenin-taburu29-cekirgem-ucmaz-oldu-2713</guid>
                <description><![CDATA[ÇEKİRGENİN TABURU(29) (ÇEKİRGEM UÇMAZ OLDU)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çekirgenin tabırı</p>

<p>Arpa da buğday batırı</p>

<p>Ben buğdaya gelmezdim (aman)</p>

<p>Nazlı da yârin hatırı.</p>

<p>***</p>

<p>Çekirgem uçmaz oldu,</p>

<p>Ganadım açmaz oldu,</p>

<p>Şu zamane gızları (aman)</p>

<p>Erkekten gaçmaz oldu.</p>

<p>***</p>

<p>Dabancamı doldurdum,</p>

<p>Boş masaya gondurdum,</p>

<p>Uyuyan gözlerini(aman)</p>

<p>Öperek uyandırdım.</p>

<p>***</p>

<p>Dam başında siniler,</p>

<p>Tiske de vursam iniler,</p>

<p>Şu zamane gızları (aman)</p>

<p>Haftada goca yeniler.</p>

<p>***</p>

<p>Çekirgem uçuverdi,</p>

<p>Ganadım açıverdi,</p>

<p>Eilin oğlu değil mi(aman)</p>

<p>Sevdi de gaçıverdi.</p>

<p>***</p>

<p>Dabancam dolu mermi,</p>

<p>Adam böyle eder mi?,</p>

<p>İnsan sevdiği yâri(aman)</p>

<p>Bırakıp da gider mi?</p>

<p>***</p>

<p>Dabancam dolu fişek,</p>

<p>Atarım yüksek yüksek,</p>

<p>Haram olsun sevdiğim(aman)</p>

<p>Sensiz yattığım döşek.</p>

<p>Bodrum yöresi türkülerdendir. Üreticinin sıkıntılarını anlatır.</p>

<p>1885-1905 yıllarında yaşanan çekirge istilası olayından sonra doğduğu</p>

<p>biliniyor. Çekirge iile ilgili olarak yurdumuzun değişik bölgelerinde türküler yakılmıştır. Muğla</p>

<p>yöresinde de birçok çekirge türküsü vardır. Birini geçtiğimiz hafta yazmıştık. Ancak. Bu</p>

<p>türküde aşk ve sevgi işlenmiştir. Yani çekirge bir dert ama, aşkımız ondan önce gelir</p>

<p>denmektedir sanki.</p>

<p>Çekirge çok hareketli bir hayvandır. Türkünün ritmi de çekirge gibi hareketlidir.</p>

<p>Sözleri de.</p>

<p>Görüldüğü gibi ilk dörtlükte üstü kapalı da olsa çekirgeden söz edilmektedir.</p>

<p>Bildiğim kadarıyla rahmetli Oğuz yılmaz’ın söylediği çok güzel bir çekirge</p>

<p>türküsü daha vardır. “Hopla da zıpla çekirge”…</p>

<p>Mustafa Bacaksız(çelik ) tarafından okunmuştur.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 May 2026 15:52:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Haydi Türkiye’mizde Tatile…</title>
                <category>Adil Çulhaoğlu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/haydi-turkiyemizde-tatile-2712</link>
                <author>adilculhaoglu@gmail.com (Adil Çulhaoğlu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/haydi-turkiyemizde-tatile-2712</guid>
                <description><![CDATA[Haydi Türkiye’mizde Tatile…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türk turizmini etkileyen olumsuz farklı farklı gelişmeleri yıllardır sık sık yaşıyoruz. Bu yıl da,</p>

<p>ülkemizin bulunduğu bölgede bir kaç aydır süren savaş ve çatışma haberleri yurtdışından gelmeyi</p>

<p>tasarlayan yabancı tatilcileri rezervasyon yapmalarında beklemeye yönelttiği haberleri medyada yer</p>

<p>alıyor. Turizm sektörümüzün acentecisi , otelcisi ile çalışanlarının sıkıntılı dönemlerde ayakta</p>

<p>kalmaları çeşitli desteklerin yanında vatandaşlarımızın çeşitli desteklerle iç turizmi canlandırmanın</p>

<p>çok önemli yadsınamaz bir gerçektir.</p>

<p>Seyahat yazarlarının şehirler, kasabalar ve beldelerimizin sahip oldukları kültür ve turizm</p>

<p>zenginliklerimizi tanıtan ve yaptıkları gezileri anlatan yazılar yayımlamaları vatandaşlarımıza tatil</p>

<p>seçenekleri konusunda yardımcı olacağını düşünüyorum.</p>

<p>Bu düşünceden yola çıkarak,2020-2025 yılları arasında yaptığım gezileri anlattığım makaleleri Ben</p>

<p>Gezdim Güzeldi, Şimdi Sıra Sizde adıyla bir kitapta toplayarak yayımladım.</p>

<p>İşte, Tatilcilere eşlik edebilecek ‘Ben Gezdim, Güzeldi…Şimdi Sıra Sizde… adlı kitabım..</p>

<p>Ülkemizde Seyahat ettiğim yerler ile kültür, turizm, tanıtma ve sanat konularında 2009-2019 yılları</p>

<p>arasında yazdığım makaleleri Gezdim, Gördüm, Düşündürdü’ adlı kitapta bir araya getirdikten sonra,</p>

<p>gördüğü ilgi, övgünün büyüklüğü beni elinizde tuttuğunuz ‘Ben Gezdim, Güzeldi.. Şimdi Sıra Sizde’</p>

<p>kitabı hazırlamaya yöneltti.</p>

<p>‘Gezdim, Güzeldi…Şimdi Sıra Sizde…’kitabımda; gezdiğim şehirleri, tatil beldelerinde yaşadıklarımı,</p>

<p>gördüklerimi, kültür ve sanat etkinliklerinin bende bıraktığı izlenimlerim ve anlık çektiğim</p>

<p>fotoğraflarla, 2020-2025 yılları arasında turizm sektöründeki gelişmeler ve ülkemizdeki</p>

<p>yansımalarıyla ilgi gözlemlerimi anlattığım makalelerime yer verdim.</p>

<p>Şehirlerimizin gezenlere sunduğu doğal ve kültürel zenginliklerini yansıtan objektifimden fotoğraflar</p>

<p>kareleriyle , makaleler sizleri farklı bir keşfe çıkarıyor.</p>

<p>Dünya’da ve ülkemizde, Turizm sektörünü olumlu olumsuz etkileyen Pandemi ve 6 şubat depremi</p>

<p>ve bölgemizdeki huzursuzluklar vb. gibi faktörler ve gelişmeleri konu edinen makaleler de, sizleri</p>

<p>yayınlandığı tarihlerdeki turizm alanındaki yaşadıklarımıza, tarihsel sürece götürüyor.</p>

<p>Kültür, turizm ve sanat alanında iz bırakmış olan şahsen tanıdığım yaşama veda eden arkadaşlarımı ve</p>

<p>onlarla olan anılarımı anlattığım yazılar da, kitapta sizleri hüznüme ortak ediyor.</p>

<p>Tatilcilere, yurtdışı tatilden önce, Haydi ülkemizde tatil yapalım, turizm sektörümüze destek olalım</p>

<p>diyerek çağrıda bulunmak istiyorum.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 May 2026 15:51:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/02/adil-culhaoglu-1709211157.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Antik Dönem Eğitmenleri Zihnin Mimarları: Antik Bir Eğitim Serüveni</title>
                <category>Okan ÖZALP</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/antik-donem-egitmenleri-zihnin-mimarlari-antik-bir-egitim-seruveni-2711</link>
                <author>arkeologdatca@gmail.com (Okan ÖZALP)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/antik-donem-egitmenleri-zihnin-mimarlari-antik-bir-egitim-seruveni-2711</guid>
                <description><![CDATA[Antik Dönem Eğitmenleri Zihnin Mimarları: Antik Bir Eğitim Serüveni]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Aleyna ve Kaan, mahkemenin kan donduran atmosferinden uzaklaşmak için Agora’nın daha sakin, revaklı bir köşesine doğru yürüdüler. Burada, beyaz keten khitonları(elbiseleri) içinde, bir sütun gölgesine oturmuş yaşlı bir adam ve genç bir öğrenci dikkatlerini çekti. Az önce tanık oldukları vahşetin aksine, burada derin bir huzur ve entelektüel bir ağırlık vardı.<br />
Aleyna, "Bak Kaan," dedi fısıldayarak. "Az önce adaletin fiziksel kırbacını gördük, şimdi ise zihnin terbiyesine tanık olacağız."<br />
Yanlarına yaklaştıklarında, yaşlı adam –ki adı Epiktetos’un ekolünden gelen Hieron’du– onlara dostça gülümsedi. Aleyna, bir tarihçi kimliğiyle söze girdi ve antik dünyada bir insanın zihinsel yolculuğunun nasıl şekillendiğini sordu.<br />
Hieron, genç öğrencisi Lykos’un omzuna elini koyarak anlatmaya başladı:<br />
"Genç dostlarım, Lykos 12 yaşından beri benimle. İlk eğitimine ailesinde başladı. Ahlak, iyi davranış, insan olmayı öğrendi. Babası, Lykos’a cesaret, dürüstlük, adalet ve sorumluluk gibi erdemleri öğretti. Aynı zamanda savaş sanatlarını, atletik becerileri ve stratejik düşünmeyi de öğretti. Baba, Lykos için bir otorite ve rehberdi. Çocukluğunda önce dilin incelikleri, retoriği, müziği ve sayıların gizemi ile mitleri öğrendi. Stylus yardımı ile balmumu tabletler üzerine yazı yazmayı kavradı. Didaskaleion(ilkokul)u bitirdi. Ergenliğinde fiziksel eğitim ile askeri yönünü güçlendirdi. Ama tüm bunlar sadece birer araçtı. Benimle bireysel gelişime ve entelektüel üretime odaklandı. Bizim eğitimimiz, insanın kendi ruhuna hükmetmeyi öğrenmesiyle taçlanır. Lykos artık düşünmeyi, analiz etmeyi ve evrenin yasalarını kavramayı öğrendi. Felsefe, tıp, astronomi, mantık, doğa bilimleri ve edebiyat derslerini tamamladı. Şimdi ise yol ayrımına geldi."<br />
Lykos araya girerek, "Hocama göre formel eğitimim artık sona eriyor," dedi. "Artık kitapların ve derslerin yerini eylemler alacak."<br />
Aleyna, merakla sordu: "Peki, bu noktadan sonra bir eğitimli kişi ne yapar? Hayatınızın geri kalanı nasıl şekillenir?"<br />
Hieron, parmağıyla meclis binasını ve uzaktaki akademileri işaret ederek üç yolu özetledi:<br />
"Lykos dilerse topluma olan borcunu ödemek için meclise girebilir, yargıçlık yapabilir veya bir elçi olarak uzak diyarlara gidebilir. Adaleti sadece mahkemede değil, devletin her kademesinde savunabilir."<br />
"Eğer zihni, başkalarını aydınlatmak için yanıyorsa, kendi okulunu kurup bir filozof olarak yeni zihinler yetiştirebilir. Tıpkı benim yaptığım gibi, meşaleyi devredebilir."<br />
"Ya da hiçbir kamu görevi almaz; evine, özel hayatına döner. Ancak aldığı bu eğitimi, hayatının her anında bir 'ruhsal rehber' olarak taşır. Karşılaştığı her zorlukta felsefeyi bir pusula gibi kullanır." Hieron, öğrencisine dönerek o meşhur öğüdü hatırlattı: "Artık düşünmeyi öğrendiniz, şimdi yaşama biçiminizi felsefeye uygun hâle getirin."<br />
"Gördüğünüz gibi," dedi Hieron Aleyna’ya dönerek, "Eğitim bitmez, sadece biçim değiştirir. Formel dersler sona erse de, asıl imtihan yaşamın kendisidir. Bir filozof için asıl diploma, zorluklar karşısında sergilediği sarsılmaz duruştur."<br />
Kaan ve Aleyna, az önce tanık oldukları o vahşi cezaların, aslında felsefeden ve zihinsel terbiyeden yoksun kalmış bir sistemin sonucu olduğunu daha iyi kavradılar. Adalet, sadece celladın baltasıyla değil, Lykos gibi gençlerin zihinlerindeki erdemle ayakta kalabilirdi.<br />
Zaman otobüsüne doğru geri dönerken, Aleyna defterine şu son notu düştü: "Antik dünyada ceza bedeni parçalarken, eğitim ruhu bütünleştiriyordu."<br />
Aleyna ve Kaan, Hieron’un yanından ayrılmak üzereyken genç Lykos aniden ayağa kalktı. Gözlerinde, az önceki teorik tartışmaların ötesinde, kararlı bir parıltı vardı.<br />
"Kararımı verdim, Efendi Hieron," dedi Lykos sesi titreyerek ama gururla. "Felsefeyi bir zırh gibi kuşanıp, adaletin henüz ulaşmadığı topraklara, siyasi hayatın fırtınalarına dalacağım. İlk görevim için strategoslara (orduyu ve dış siyaseti kontrol eden meclis kurumu) başvuracağım; elçilik heyetiyle Sparta sınırına gideceğim."<br />
Aleyna ve Kaan, bu genç zihnin ilk sınavına tanık olmak için "Kronos" otobüsünün hareket saatini biraz erteleyip Lykos’u takip etmeye karar verdiler.<br />
Lykos, Agora'nın diğer ucundaki mermer sütunlu elçilik binasına girdiğinde, ortam az önceki filozof gölgesinden çok farklıydı. İçeride hararetli tartışmalar, rüşvet iddiaları ve savaş naraları yükseliyordu. Lykos, bir köşede bekleyen elçilik heyetine yaklaştı. Heyetin başındaki yaşlı elçi, Lykos’un temiz khitonuna(elbisesine) ve sakin duruşuna alaycı bir bakış attı.<br />
"Duyduğuma göre bir filozofun okulundan geliyormuşsun evlat," dedi yaşlı elçi. "Spartalılar senin mantık kurallarını dinlemez; onlar sadece güce ve kılıca bakar. Orada felsefen sana ne kazandıracak?"<br />
Lykos, Epiktetos’un öğrencisi olmanın verdiği o sarsılmaz vakarla cevap verdi: "Güç, sadece bedeni sindirir efendim; ama erdemli bir söz, düşmanın zihnini fetheder. Ben oraya savaşmaya değil, her iki taraf için de 'iyi' olanın ne olduğunu göstermeye gidiyorum. Eğer korkarsam, felsefem sadece dilde kalmış demektir; ama gidersem, yaşam biçimime dönüşür."<br />
Lykos’un bu sözleri heyeti susturdu. Aleyna, Kaan’a dönerek fısıldadı: "İşte Epiktetos’un kastettiği buydu. Formel eğitim bitti ama asıl 'yaşama sanatı' şimdi başlıyor."<br />
Heyet yola çıkmak üzere hazırlanırken Lykos, heybesine sadece birkaç parşömen değil, hocası Hieron’un öğütlerini de koymuştu. Yolda karşılaşacağı zorluklarda, belki de az önce mahkemede tanık oldukları o vahşi infazların uygulanmaması için diplomatik bir dil geliştirecekti. O artık bir "öğrenci" değil, bir "eylem adamı"ydı.<br />
Aleyna ve Kaan, Lykos’un heyetiyle birlikte tozlu yollarda kayboluşunu izledikten sonra Kronos’a bindiler. Otobüsün motoru yavaşça uğuldarken, Aleyna günlüğünün son sayfasını şu çarpıcı karşılaştırmayla bitirdi:<br />
"Bugün adaletin iki farklı yüzünü gördük. Bir yanda suçlunun etini koparan, onu çuvala dikip yılanlara atan veya yakan fiziksel dehşet; diğer yanda ise ruhu eğiten, onu bir elçiye ya da bilgeye dönüştüren zihinsel ışık. İnsanlık tarihi, bu iki uç arasındaki savaştan ibaretti. Cellat bedeni, filozof ise ruhu hedef alıyordu."</p>

<p>Zaman otobüsü 2026 yılına, kendi steril dünyalarına doğru ışınlanırken, her ikisi de antik dünyanın o ağır kan kokusuyla, zeytin ağaçları altındaki bilgece sohbetin yarattığı tezatı hayatları boyunca unutmayacaklardı.</p>

<p>Kaynakça: İlker Kerem Bayrak, Klasik ve Hellenistik Dönem Antik Yunan Uygarlığında Çocuk Eğitimi, Yüksek Lisans Tezi, 2025.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 May 2026 15:49:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2026/02/okan-ozalp-1770905444.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>NE İDİK!  NE OLDUK!</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/ne-idik-ne-olduk-2710</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/ne-idik-ne-olduk-2710</guid>
                <description><![CDATA[NE İDİK!  NE OLDUK!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar !&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Bugün de Kur'an'ın can alıcı âyetlerinden birisiyle konuya girecek, daha sonra da bir şiirle yazımıza devam edeceğiz. Âyet söyle der; "Her İnsanın önünden ve arkasından Allah'ın emriyle onu koruyan takipçiler (melekler) vardır.( Kişiler)&nbsp; &nbsp;KENDİLERİNDEKİ ÖZ DEĞERLERİ değiştirinceye kadar Allah hiçbir toplumu değiştirmez. Allah bir topluma kötülük diledi mi, artık onun için geri döndürme diye bir şey yoktur. Onların Allah'tan başka yardımcıları da yoktur. (Ra'd: 11)"&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Evet işte böyle...&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Öz değerler denilince aklımıza neler gelir?&nbsp; Ahlâk, adalet, acıma duygusu, tevazu, sabır, şükür, günahlardan korunma, öğüt, tövbe, iyiliği paylaşma , kötülükten alıkoyma, hatta iyilikte yarışma.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Şu anda ne haldeyiz ?&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; İşte aşağıda sunacağım şiir, ne halde olduğumuzu bir nebze de olsa dile getiriyor sanırım,&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Sözü fazla uzatmadan şiirimize geçelim.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Toplumdaki yaradan, az söz edelim dedik&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Kulaklara kâr etmez, ne&nbsp; &nbsp;dümbelek ne düdük Medeniyet diyerek, bağıra bastık garbı&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Fatih'li yıllara bir bak, çekinme söyle harbi&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Unutmak mümkün müdür, Barbaros'u Sinan'ı&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Onlar hep unutuldu, sade buruk bir anı.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Koca camiler yaptık ,aradan geçti çağlar&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; İmam, müezzin küsmüş, cami boş, mihrap ağalar.&nbsp; Çağ kapayıp çağ açan, Fatihler hayâl oldu Uyuşturucu yaşı, şimdi on&nbsp; üçü buldu&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Nasıl da özlemezsin, Yavuz'u Süleyman'ı&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Tarihler kaydetmemiştir, böyle şah, böyle hânı&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Vatan dedik millet dedik, şeref dedik, şan dedik Bölündük parçalandık, birbirimizi yedik&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Tarikatmış, partiymiş, var mıydı önce bunlar&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Ayrışır&nbsp; bölünürsen, hayâl olur hep dünler.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Seçimlerde verilir ,sayısızca&nbsp; bin vaat&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Kahve köşelerinde, boşa geçiyor saat&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Oysa müminin vasfı sözünün eri olmak&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Taa Fizana gitse , sözünden olmaz caymak.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Hanlar, saraylar, yatlar, israfın sonu nice&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Hiç güneşi bekleme, karanlığa mahkûm gece Helal haram demeden, mideleri doldurduk&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Renk cümbüşü bahçeyi, susuz koyup soldurduk&nbsp; &nbsp; Evlat babaya âsi, memur amire düşman&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Sonucu baştan belli, ya gözyaşı ya da kan&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Toplumu oluşturan,şüphesiz ki aile&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Ellerden hiç düşmüyor, telefon tek gaile&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Sohbet kültürü bitti, ellerde bir telefon&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Sahip olmak çok kolay,&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; sekiz taksit, hatta on&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Okullara da girdi, terör denilen illet&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Acı bize sen yâ Rab, ne hale geldi millet.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Hangi asır diyerek,&nbsp; geçmişe sünger çektik&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Batı imiş ,moda miş ,&nbsp; Maziye darı ektik&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Sahil şehirlerinde, caddeler olmuş plaj&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Hak bilinen dümdüz yol, şimdiyse birçok viraj&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Sevgi saygı kalmadı, unuttuk öteleştik&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Önceleri vahdettik ,şimdiyse ikileştik.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Kanayan yaramıza ,tuz basmadan hep baktık&nbsp; Zararlı akımlara, hep yeşil ışık yaktık&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Bilmedik kıymetini , ne karanın ,denizin&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Güzelliği kalmadı, ne baharın ne güzün&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;İlim ve fen diyerek, bozduk mâmur dünyayı&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; O zaman göreceksin hem anyayı ,Konya'yı&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Ozon, mozon demedik, bak kalbura çevirdik&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;O güzelim dünyayı ,tekme tokat devirdik.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Nereye varır sonu, bulunur mu bir bilen&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Kaş çatık, surat asık, kaldı mı şimdi&nbsp; gülen&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Asırlarca paylaştık, komşumuzla ekmeği, şimdi çok görür olduk ona selam vermeyi&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Tanışmıyor komşular, apartmanda aynı kat Peygamberden koparsan, ilişkin olur sakat&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Kutlu Elçi demişti ,komşunla kur ilgiyi&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bana Cebrail verdi ,bu önemli bilgiyi&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Paylaşıver komşunla bir tas çorbayı dedi&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Mahkemeler dosya dolu, onlar birbirin&nbsp; yedi&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Vefa saygı merhamet, çekildi içimizden&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Ne netice beklenir, bu meçhul göçümüzden&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Bu gidişat nereye ,sen bizi koru Yâ Râb&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Beden yorgun ,kalp küskün, gönüller ise harap.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Bundan sonraki yazımız da buluşmak üzere ,sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın Can dostlar !</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 May 2026 15:42:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BENİM KNİDOSUM (9)</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-9-2709</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-9-2709</guid>
                <description><![CDATA[BENİM KNİDOSUM (9)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Foto &nbsp;: Knidos -Küçük deniz dolayları&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; Tütün tarlaları-1960.lı yıllar..<br />
&nbsp; &nbsp;1964 yılındaki &nbsp;Eleee(Reşadiye ) ilkokulu öğrencileri olarak çıkmış bulunduğumuz maceralı yolculuk tam gaz devam ediyordu..<br />
Örtmenlerimiz ellerinde 1930.lu yıllarda yazılmış, okulumuzun demirbaşı bir kitaptan &nbsp;derledikleri bilgileri &nbsp;bize aktarıyorlardı..<br />
&nbsp;Knidos yolu üzerindeki bütün Cinibiz(Ceneviz) taşları , yapılar mezarlıkmış, &nbsp;Komşu adalardan da buraya gömülenler olurmuş..<br />
Bu mezarlar özellikle Bizanslılar döneminde &nbsp;tahrip edilmiş,soyulmuş., Selçuklular döneminde bu soygun tam gaz devam etmiş..<br />
Bizanslılar(Doğu Roma) &nbsp;Hristiyanlığı kabul edince &nbsp;eski dinler dönemindeki kutsal yerlere mezarlara &nbsp;saygı kalmamış.. v.s..v.s..<br />
&nbsp;Dikkatimi çeken bir şey olmuştu..&nbsp;<br />
Yol kenarlarında &nbsp;bazı yapılar dışında ,ortada antik kent diye bir şey yoktu . Her taraf &nbsp;tütün, buğday arpa. mercimek &nbsp;mürdümük tarlasıydı..<br />
&nbsp; &nbsp;Köylüler tarlalarda alınlarındaki terleri silerek, önlerindeki &nbsp;çift öküzlerine bağırıp çağırarak küfrederek &nbsp;çalışıyorlar..<br />
Çoluk, çocuk,yaşlı nineler dedeler yol kenarlarında koyun otlatıyorlardı..<br />
&nbsp; Tarlaların etrafında ,anlara &nbsp;(sınır) &nbsp; gelişi güzel &nbsp; &nbsp;"cavur daşları" dizilmişti..<br />
&nbsp; &nbsp; Ve &nbsp;yıllar sonra karıştırdığım kayıt ve belgelerde antik &nbsp;Knidos ürünleri şöyle anlatılıyordu..*<br />
"....Knidos ürünlerinin en ünlüsü ,midesine düşkünlerin beğenisini kazanan &nbsp;"Ş a r a p "tı. Bağırsakların &nbsp;kolay çalışmasını sağlayan &nbsp;bu kan yapıcı şarap çok içildiğinde midenin gevşemesine yol açarmış.<br />
Ayrıca o dönemde Mısır ve Knidos &nbsp;sirkeleri de çok gözdeydi."<br />
"... Son olarak antik kayıtlarda &nbsp;"T u z l u " diye adlandırılarn bir çeşit "l a h a n a " &nbsp;dan söz edilir.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Bu garip bitkinin &nbsp;en iyisi &nbsp;Knidos'ta yetişirmiş.."*<br />
Benim, bu toprakların ürünü Y.Ziya &nbsp;Özalp adlı bir kişicik olarak kanaatim odur ki..<br />
Muhteşem ,muazzam ve muhterem &nbsp;bu topraklar bize bir &nbsp;Tanrı lutfu olarak sunulmuşsa da..<br />
Susam var,şeker var yağ var,tekne var..<br />
H e l v a &nbsp;yapmasını bilmiyoruz..<br />
Bu topraklar üzerinde ;<br />
T e p i n i p - d u r u y o r u z ..!<br />
*Kaynak : K a r i a - G e o r g e -E. B e a n<br />
(Sürecek)<br />
25-04-2026 &nbsp;<br />
Y.Ziya Özalp</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 16:50:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BU KATİL ÇOCUKLARI NASIL BÜYÜTTÜLER?</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/bu-katil-cocuklari-nasil-buyuttuler-2707</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/bu-katil-cocuklari-nasil-buyuttuler-2707</guid>
                <description><![CDATA[BU KATİL ÇOCUKLARI NASIL BÜYÜTTÜLER?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yıl 1816 Tambora Yanardağı’nın küllerinin Avrupa’yı karanlığa gömdüğü, tarihçilerin “<br />
yazsız yıl” dediği, kasvetli, sıkıntılı günler.<br />
Cenevre Gölü kıyısındaki bir villada devrin entelektüelleri toplanmış, fırtınanın<br />
geçmesini bekliyorlar. Ev sahibi Lord Byron ortaya bir fikir atar “En korkunç hikayeyi<br />
hangimiz yazar?”<br />
Aralarındaki tek kadını, 18 yaşındaki Mary Shelley’yi hesaba katmaz bile.<br />
Belki de o gece Shelley’in kafasında bir görüntü belirir;<br />
“Dikişli bir beden ve ona tanrısal bir kibirle hayat veren bir adam. Ve insanlığı iki yüzyıl<br />
boyunca titreten Frankenstein doğar. Hikaye bize şunu sorar:</p>

<p>ASIL CANAVAR KİMDİR?</p>

<p>*Canavar dünyaya masum bir çocuk gibi gelir. Öğrenmeye açık, sevmeye hazır<br />
Fakat yaratıcısı Dr. Frankenstein ondan tiksinir. Terk eder. Yetim kalan yaratık dışlanır,<br />
taşlanır, sonunda şiddeti öğrenir.<br />
*Frankeştayn ise yarattığı şey yüzünden her şeyini yitirir.<br />
Shelley’in mesajı nettir:<br />
-Canavar doğulmaz, yapılır. Sorumluluk almayan, etikten yoksun hırsın sonu<br />
hüsrandır…<br />
Nereden çıktı bu yazı?<br />
*Çocukların, çocukları öldürdüğü, çocukların çocukları sevmediği, dahası toplumun<br />
kimi kesimlerinin çocukları hiç sevmediği bir toplumda yaşıyoruz artık.<br />
*Sonra dönüp, Marş’ta, başka yerlerde onlarca çocuğu silahlarla, mermilerle katleden<br />
aynı yaştaki çocuklar için;<br />
-Nereden çıktı bunlar?<br />
Bir temel cümleden söz edeceğim: “ Suçu toplum hazırlar, kişi işler”<br />
Frankeştayn ürettiği canavarı zapt edemez olmuştur. Bu da bize ölüm olarak<br />
dönmektedir.<br />
Tüm bilim insanlarının, tüm siyasetçilerin, eğitimcilerin bir araya gelip ,<br />
Frankeştaynları ve onun ürettiği canavarı yok etmeliyiz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 16:43:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ(28)  ÇEKİRGENİN KANADI</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri28-cekirgenin-kanadi-2706</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri28-cekirgenin-kanadi-2706</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ(28)  ÇEKİRGENİN KANADI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çekirgenin kanadı<br />
Nedir bunun inadı<br />
Körolası çekirge<br />
Arpa buğday komadı</p>

<p>***<br />
Çekirgenin uçkunu<br />
Gelinlerin coşkunu<br />
Coşkun olan gelinler<br />
Kendi sallar peşkiri</p>

<p>***<br />
Çekirgenin taburu<br />
Her tarlayı batırı<br />
Çekirgeyle savaşı<br />
Asker yârin hatırı</p>

<p>***<br />
Tarlalarda yayılır<br />
Kanatları sayılır<br />
Kör olası çekirge<br />
Harmanlara bayılır.</p>

<p>Fethiye ve Teke yöresinde çalınıp söylenen ve Bodrum türküsündeki “Çekirgenin Tabırı” türküsüyle aynı olmayan bir türküdür. 1880 Osmanlı-Rus savaşının ardından ,<br />
köylerde erkek azlığından, tarım işlerini kadınların yaptığı bir dönemdir. Bu dönemde çekirge istilası nedeniyle, tarlalarda maddi kayıpları olan çiftçilerin sıkıntılarını anlatan, bir türküdür. Bir ah çekmedir de diyebiliriz. Türkünün kıvraklığı, çekirgenin hareketliliği ile insanların daha hızlı hareket etmesini salık veren bir türküdür. Türkünün ilk kaydı Mustafa Sarısözen tarafından 1942 yılında yapılmıştır. Fethiyeli Köçek Mustafa , Sarısözen’den izin isteyerek, bu türküyü değişikliklerle kayıt altına aldırmıştır. TRT kayıtlarında mevcuttur.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 16:42:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İNSAN FANİ! ÖLÜM ANİ!</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/insan-fani-olum-ani-2705</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/insan-fani-olum-ani-2705</guid>
                <description><![CDATA[İNSAN FANİ! ÖLÜM ANİ!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>CAN Dostlar! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Bu gün sizlerle geçici olan dünya hayatı ile, ebedî olan ahiret hayatı hakkında Kur'an'dan ayetlerle bir gezintiye çıkalım istedim. Ne dersiniz ? Hepimizin bildiği gibi ölümsüzlük diye bir şey yoktur. Ayet bunu kestirir atar .Bu ayeti çok duymuşsunuzdur. Her mevta'nın cenaze namazı kılınırken cenaze namazını kıldıran kişi, bu ayeti hatırlatır Neydi o ayet? Bir daha hatırlayalım . "Her nefis (can) ölümü tadacaktır. Sonunda sadece bize döndürüleceksiniz. (Ankebût :57). &nbsp; Kıymetli Dostlar! Gelin önce dünyanın ve &nbsp;insanın fani oluşuyla ilgili ayetleri , daha sonra da ölümün aniliğini ve ahiret hayatının ebedî olduğunu anlatan ayetleri hatırlamaya çalışalım +Dünya hayatı aldatıcı bir metadan (ticaret malı) başka bir şey değildir.( Âl-i İmran: 185). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
+Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir. Elbette ki ahiret yurdu Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız? (En'âm :32). +Dünya hayatı ahiretin yanında çok az bir yararlanmadan ibarettir. (Ra'd:26). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Mallar ve evlatlar dünya hayatının süsüdür.Baki kalacak salih ameller ise, Rab'binin katında sevap olarak da ,ümit olarak da daha hayırlıdır.Kehf: 46). &nbsp;+ Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince; İşte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi.(Ankebût: 64) +Bilinizki, dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlence, bir süs ,aranızda karşılıklı bir övünme ,çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. Tıpkı şöyle! Bir yağmur ki; bitirdiği ekin çiftçilerin hoşuna gider, sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra da çerçöp olur.Ahirette (inkarcılar için) şiddetli bir azap vardır. (Müminler için ise) Allah'ın bağışlaması ve rızası vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir. (Hadid: 20) &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bu ve benzeri ayetler Kur'an'da daha da uzar gider. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Aziz dostlar! Gelin şimdi de ölümün hak ve ani oluşu ile ilgili ayetleri hatırlamaya çalışalım. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; + Allah insanları haksızlıkları yüzünden (hemen) hesaba çekseydi yeryüzünde hiçbir canlı insan bırakmazdı. Ancak onları belli bir süreye kadar erteliyor. Ecelleri geldiği zaman artık ne bir an geri kalır ne de ileri gidebilirler Nahl: 61). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; + Nerede olursanız olun sağlam kalelerde bile olsanız ölüm size ulaşır. (Nisa: 78). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Kıymetli Dostlar! ölüm, bazen daha anne karnındayken, bazen bebek, bazen çocuk, bazen genç ,bazen de ihtiyarlıkta yakalar .Kimi zaman otururken , kimi zaman uykuda, kimi zamanda ayaktayken. Ayaktaki ölümle ilgili Hazreti Süleyman'ın Kur'an'da anlatılan ölüm şeklini burada hatırlatmadan geçmek istemedim. Çok ilginç! &nbsp; &nbsp; &nbsp;Nasıl mı ? Ayet bunu bize şöyle anlatır." Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü ancak dayandığı bastonunu kemiren bir ağaç kurdu göstermişti.( Süleyman) yere yıkılınca çalışmaları Süleyman tarafından denetlenen cinler öldüğünü anlamışlardı.Ortaya çıktı ki cinler gaybı (bilinmeyeni) bilselerdi.(Sebe: 4) &nbsp;AzizDostlar! İnsanın &nbsp;bir ömrü olduğu gibi toplulukların da bir ömrü vardır. Bunu da bize şu ayet haber verir." Her ümmetin bir süresi vardır. Süreleri geldiği zaman artık ne bir saat( bir an) geri kalabilirler ne de ileri gidebilirler Yûnus: 49- A'raf &nbsp;34) Bunu da Kur'an'da yok edilen toplulukları haber veren ayetlerden anlıyoruz. +Hazreti Nuh'un çağrısına uymayıp putperestlikte ve inkarda direnen tufan'la yok edilen Nuh kavmi &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Hazreti Hûd'u yalanlayıp kibre kapılan, gaddadarlıkta ileri giden, şiddetli ve dondurucu bir rüzgarla yok edilen Hûd kavmi. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Hazreti Salih'in mucize olarak gönderilen deveyi öldürdükleri için korkunç bir ses, sarsıntı ve yıldırım ile yok edilen Semûd kavmi &nbsp; &nbsp; &nbsp; + Hazreti Lût'un Sodom ve Gomore şehirlerinde yaşayan eşcinsellik ve ahlaksızlıkta ileri gittikleri için şehirleri alt üst olan ve taş yağmuruna tutulan Lût kavmi. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; + Hazreti Şuayb döneminde ölçü ve tartıda hile yapan, ticari sahtekarlık ve zulümü meşguliyet haline getiren, &nbsp;ses ve sarsıntı ile yok edilen Medyen ve Eyke kavmi +Hazreti Musa'ya ve İsrailoğullarına eziyet eden, kibire kapılan ve Kızıldeniz' de boğularak yok olan Firavun kavmi... &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Aziz dostlar! Bir düşünsenize? Nerede Babiller Sümerler, Akadlar ,Asurlar, Fenikeller, Lidyalılar daha da sayılamayacak birçok kavimler. Şunu hatırdan çıkarmamak gerekir ki Dünyanın da bir ömrü vardır Bu ömür'ün son bulmasına da Kıyamet diyoruz. Kıyametin ne zaman kopacağı konusunda o kutlu elçi soru yağmuruna tutulmuştur. Kur'an'da bu şöyle anlatılır ."Sana (son) saatin ne zaman gelip çatacağından soruyorlar. Onun zamanını O'ndan başkası bilemez.( Araf: 187- Nâzi'at 42 -44). &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Kıymetli Dostlar! yazımızı burada noktalarken akla şöyle bir soru geliyor .3 veya 4 saatlik bir yolculuğa çıkarken nasıl ki bir hazırlık yapmak gerekiyorsa, ebedî aleme giderken de yapacağımız yolculuk için bir hazırlık yapmamız gerekmez mi ? &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Yazımızı burada noktalarken başka bir konuda buluşmak umudu ile. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Sağlıkla kalın.&nbsp;<br />
Esen kalın.&nbsp;<br />
Hoş kalın.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 16:38:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>NELERLE SINANIRIZ TAVRIMIZ NE OLMALIDIR?</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/nelerle-sinaniriz-tavrimiz-ne-olmalidir-2704</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/nelerle-sinaniriz-tavrimiz-ne-olmalidir-2704</guid>
                <description><![CDATA[NELERLE SINANIRIZ TAVRIMIZ NE OLMALIDIR?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>CAN DOSTLAR!&nbsp;</p>

<p>Alemlerin yaratıcısı yüce Rab'bimiz biz kullarına göndermiş olduğu kitabında (Kur'an'da) şöyle buyurur. "Yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de arkasından yedi deniz daha katılarak (mürekkep )olsa yine de Allah'ın sözleri (yazmakla) tükenmez. Şüphesiz ki Allah güçlüdür ,doğru hüküm verendir. (Lokman :27). &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bu ayetten de anlaşılıyor ki Kur'an'da hiçbir şey eksik bırakılmamıştır. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Kıymetli Dostlar! Bugün üzerinde durmak istediğimiz asıl âyet bu değil. Kısacık dünya hayatında nelerle imtihana çekileceğimizi bildiren şu ayet ! "Şüphesiz ki sizi biraz KORKU ve AÇLIK,MALLAR DAN, CANLARDAN VE ÜRÜNLERDEN AZALTMA (fakirlik) ile imtihan edeceğiz. SABREDENLERİ müjdele! Onlar (sabredenler) kendilerine bir musibet geldiği zaman, biz Allah'a aidiz ve biz elbette yalnızca O'na döneceğiz derler. İşte Rab'lerinden salavât (pek çok destek )ve merhamet hep onların üzerinedir. Doğru yolu bulanlar da onlardır (Bakara :155-157) &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Aziz dostlar! Şunu unutmamak gerekir ki peygamberler bile imtihana tabi tutulmuşlardır. Mesela hazreti İbrahim'in ateşe atılması ,oğlu İsmail'i kurban etmekle görevlendirilmesi, kavmi ile yaptığı mücadeleler, onun imtihandır. Hz. Yusuf'un kuyuya atılması ,iftiraya uğraması, senelerce zindanda kalması, Hz Nuh'un ailesi ile ,Hazreti Süleyman'ın tahtı ve saltanatıyla sınanmaları, hep hayatlarının birer parçası olmuştur. Bu sınavlarla ilgili peygamberlerin hayatlarından çok örnekler verilir. Hz peygamberin Fatıma hariç bütün çocukları kendisinden önce ölmüştür. İşte bugünkü yazımızda sırasıyla korkudan, açlıktan, mallardan, canlardan ve ürünlerin azaltılmasından ve bunların sonuçlarından dilimizin döndüğü, kalemimizin yettiği kadar anlatmaya çalışacağız. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Can dostlar! &nbsp; &nbsp; &nbsp;KORKU'lar çeşit çeşittir. Korkular hayatın kalitesini düşüren ,psikolojik kökenli öğrenilmiş veya durumsal tepkilerdir. Mesela maddi durumu çok iyi olduğu halde bir mü'minin, hacca gidersem, zekât verirsem, kurban kesersem fakirleşirim korkusu .Öldüğüm zaman bu mallarım ne olacak, har vurup harman savrulacak korkusu .Kısa bir süre önce yaşamış olduğumuz Malatya ,Maraş, Hatay ve başka illeri de kapsayan ve 53.000 kişinin hayatına mal olan deprem korkusu. Yine yakın bir zamanda atlattığımız Sağlık Bakanlığı verilerine göre 101.000 kişinin hayatını kaybettiği Korona virüs korkusu. Gök gürültüsü /yıldırım (astrofobi )korku su, kapalı alan, tünel ,asansörde kalma korkusu, örümcekten korkma ,kan görme ,iğne olma korkusu .Hatta daha da ileri giderek bugün toplumun büyük kesiminin maruz kaldığı cep telefonundan veya bilgisayarından kısa bir sürede olsa uzak kalma korkusu. Yalnızlık korkusu. Evet bu son bahsettiğim yalnızlık korkusu bazı uluslarda o kadar ileri boyutlara ulaşmış olacak ki İngiltere ve Japonya'da bu yalnızların sorunlarına çözüm bulacak bakanlıklar kurulmuş .Siz de şaşırdınız değil mi? Bu korkulara ilave olarak, ayrıca beğenilememe &nbsp;korkusu, şişmanlama korkusu ,şöhreti kaybetme korkusu, ve daha akla hayale gelmeyen nice korkular.... &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Can dostlar! Gelelim AÇLIK konusuna. İnsanların, hayvanların, bitkilerin hayatlarını devam ettirebilmeleri için bazı besin ve gıdalara ihtiyaçları vardır .İnsan koyunu ,kuzuyu yer et olur , koyun kuzu otu yer but olur misali .Açlık demişken bu duyguyu yaşayanlardan biri de şüphesiz âlemlere rahmet olarak gönderilen o kutlu elçiydi. Kaynaklar onun aç kalmasından dolayı karnına taş bağladığından söz eder. Günümüzde böyle mi ? Bazı insanlar aç kalacağım korkusuyla üstelik tek başına yaşadığı halde buzdolaplarını, dipfrizlerini tıka basa doldurmuyorlar mı? Geleceği önceden tahmin edilen kıtlık, şüphesiz &nbsp;açlığı en aza indirmek için alınacak tedbirleri gerektirir. Bu da akla ister istemez Hazreti Yusuf'un Mısır kralının rüyasını yorumlaması ve alınacak tedbirler manzumesini akla getirir .Neydi o rüya ve yorumu? Birlikte hatırlayalım .Olay özetle şöyle .(Yusuf suresi 43- 48 ayetler) Kral rüyasında yedi şişman ineği yedi zayıf ineğin yediğini ,ayrıca yedi yeşil başak ve yedi kuru başak görür ve yorum ister. Rüya yorumcuları ; &nbsp; "Bunlar karışık rüyalar biz bu rüyaların yorumunu bilemeyiz "derler. Oysa zindandan yeni çıkan ve zindandakilerin rüyalarının yorumlarını yapan bir mahkûmun bu rüyayı Yusuf'un yorumlayacağını söyler .Derken emir üzerine hazreti Yusuf huzura getirilir ve rüyayı şöyle yorumlar. "Yedi yıl âdetiniz boyunca ekin ekeceksiniz. Yiyeceğiniz az bir miktar hariç biçtiklerinizi başağında bırakın. Sonra bunun ardından yedi kurak yıl gelecek. İşte bu yıllar içinde biriktirdiklerinizi yiyip bitireceksiniz" der. Bunun üzerine hazreti Yusuf durumu yönetmek üzere kralın hazinelerinin başına getirilir. Aziz Dostlar! &nbsp; &nbsp; Biraz da ÜRÜNLERİN AZALTILMASI ile ilgili bilgiler vermeye çalışalım. Bu da Kur'an'da yine Kalem suresinde geçer ki olayın failleri Bahçe Sahipleri diye anılır .Şunu hemen baştan belirtelim ki; ürünler de rızkın bir parçasıdır. Bununla ilgili âyetlerden birkaçında aynen şöyle der Rabbimiz! "Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı yalnızca Allah'a ait olmasın (Hûd :6) Başka bir ayette de Allah rızık bakımından kiminizi kiminize üstün (farklı) kılmıştır .Farklı(bol rızık) verilenler rızıklarını ellerinin altındakilere verip de bu konuda kendilerini eşit kılmazlar. Bu ve benzeri ayetlere Kur'an'da çok rastlarız. İşte dinde infak (sadaka, hibe, zekat )vesaire konusu buradan doğmuştur Bu emri yerine &nbsp;getirmeyenlere de bahçe sahiplerinin durumu bir örnek olarak verilir &nbsp; &nbsp; &nbsp;(Kalem suresi :21 32 )Ayetlerde olay kısaca şöyle anlatılır .Fakirleri görüp gözeten ve büyük bir bahçesi olan adamın ölümünden sonra, bahçe oğullarına kalır. Bahçedeki mahsul olgunlaşmış ve toplanma zamanı gelmiştir .Sabah erkenden (fakirler gelmeden) bahçenin ürünlerini toplamaya gidecekleri konusunda karar almışlardır. Oysa onlar uykudayken Rabbimiz o bahçeyi tarumar etmiş bahçe anızı yakılmış toprağa dönmüştür. Sabah erkenden kalkıp bahçeye gittiklerinde, bir de ne görsünler. Bahçe tanınamayacak bir hale gelmiştir. Bahçeyi o halde gördüklerinde; "Acaba biz yanlış bir bahçeye mi geldik "derler. İçlerinde en aklı başında olan kardeşleri "Ben size Rabbinizi tesbih edin dememiş miydim" der. Bunun üzerine onlar "Rabbimizi tesbih ederiz (yüceltiriz) Şüphesiz biz zalimlerden olduk" derler .Ama neye yarar .İş işten geçmiştir artık. İşte böyle Kıymetli Dostlar! Yazımızı burada bitirirken &nbsp;dünya hayatının bir imtihan olduğunu ve bizlerin de bu imtihandaki gayretlerimizin iyi ve kötü sonuçları ile karşılaşacağımızı bilmemizi ifade eden &nbsp;çoğumuzun bildiği Mülk (Tebareke) sûresindeki bir ayetle noktalayalım." O hanginizin daha güzel iş yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır .O mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır". &nbsp; &nbsp; &nbsp;Can dostlar ! Bundan sonraki yazımızda başka bir konuda buluşmak üzere.<br />
Sağlıkla kalın.<br />
Esen kalın .<br />
Hoş kalın.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 17:09:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BENİM  KNİDOSUM (8)</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-8-2703</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-8-2703</guid>
                <description><![CDATA[BENİM  KNİDOSUM (8)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp;1964 yılında Elee(Reşadiye ) ilkokul öğrencileri olarak örtmenlerimiz nezaretinde &nbsp;binbir zahmetle ulaşmaya çalıştığımız Knidos gezimiz devam ediyordu.<br />
Çeşme köyden sonra &nbsp;Yazı Köy İlkokuluna geldik.. Okulda dikkatimi çeken ilk şey..Yol kenarındaki okul kapısının &nbsp;yanlarına iliştirilmiş Aslan heykeli oldu..Knidosta bulunmuş buraya dikilmiş..<br />
&nbsp; Okul örtmeni bizlere Yazı köyü ve Knidos hakkında &nbsp;derma çatma bilgiler verdi..<br />
Yine paldır küldür, &nbsp;tıngır mıngır,açık kamyonet kasasında hoplaya zıplaya &nbsp; tozlu taşlı Knidos yollarına düzüldük..<br />
Yol kenarlarında &nbsp;hayatımızda &nbsp;hiç görmediğimiz sıra sıra &nbsp;cavur daşları &nbsp;,C i n i b i z &nbsp;kalıntıları ile karşılaştık..<br />
Bizans döneminde olacak,Datça yarımadası bir ara &nbsp;Bizanslılar tarafından &nbsp;tıpkı istanbul Galata semti gibi kiraya verildiği için biz Datçalılar her antik kalıntıya,taşa &nbsp;"C i n i b i z den kalma &nbsp;" diyorduk..<br />
Ve 1857-1859 &nbsp;yıllarında &nbsp;Knidos'un altını üstüne getiren &nbsp;Kazı başkanı Sir Charles Newton, &nbsp;Yazı köy &nbsp;taraflarını şöyle anlatıyordu &nbsp;*<br />
"....Bizim kazılarımız durdurulduktan ve &nbsp;toparlanıp paketleme işlerimiz bittikten sonra en uç noktasında Knidos'un bulunduğu &nbsp;Yarımadayı incelemek için birkaç gün sarfettim. Bu gezilerimde bana teğmen Smith eşlk etti.Knidos'un doğusundaki Nekropolisten (Kabristan) geçen Y a z ı - k ö y'üne kadar olan &nbsp;yolu takip ettik."<br />
"....Yazı köyüne yaklaşırken &nbsp;küçük bir derenin eteğinden geçtik......<br />
Sağ tarafta bir toprak setinin ötesinde dik bir tepe vardır.<br />
Tepeye tırmanınca zirvesinde orta çağ'a ait, olduğunu tahmin ettiğimiz &nbsp;köylülerin &nbsp; "A s s a r -K a l e s i " &nbsp;dediği &nbsp;kaba &nbsp;kayalar ve kireçli harçla inşa edilmiş &nbsp; bir kalenin kalıntılarını bulduk.."<br />
".. Bu tepenin zirvesi Rodos adasına kadar uzanan çok güzel bir deniz manzarasına sahiptir..Bu nedenle buraya bu kale inşa edilmiştir ...(Fotoğraftaki kale )<br />
&nbsp; Yazı köyden &nbsp;,güney doğu istikametinde tarihi yolu izleyerek&nbsp;<br />
&nbsp;"Ç e ş m e - k ö y &nbsp;" olarak bilinen köye &nbsp;ulaştık.."<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Hey gidi...<br />
&nbsp; Yaşadığı toprakların &nbsp;tarihi ,doğal ,kültürel zenginliklerine göz kapamış, bu topraklara layık olmayan bizler heyyy..<br />
Merak ediyorum..Merak'ın &nbsp;sonuçlarını bile bile &nbsp;...!<br />
&nbsp; Yazı köy " &nbsp;A s s a r - K a l e "sini kaç Datçada yaşayan fani,&nbsp;<br />
merak edip &nbsp;ziyaret etti &nbsp;A c a b a &nbsp;?<br />
* Kaynak :<br />
History of &nbsp;discoveries at Hali carnasus , C n i d u s &nbsp;ect-1863 &nbsp;-Sir Charles &nbsp;Newton&nbsp;<br />
(sürecek)<br />
23-04-2026 &nbsp;<br />
Y.Ziya Özalp</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 17:08:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ(27)  ÇAYA DÜŞTÜ TUTAMADIM KOLUNU</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri27-caya-dustu-tutamadim-kolunu-2702</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri27-caya-dustu-tutamadim-kolunu-2702</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ(27)  ÇAYA DÜŞTÜ TUTAMADIM KOLUNU]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;(ÜMMÜ’M TÜRKÜSÜ)</p>

<p>Çaya düştü tutamadım kolunu<br />
Irak gitti bilemedim yolunu,<br />
Kadir mevlam kısmet etmiş ölümü</p>

<p>***</p>

<p>Kuruyası çaylar nerelere attın<br />
Ümmü’mü , suna boylu yârimi</p>

<p>***</p>

<p>Su yüzünde yüzüp gider bürgüsü,<br />
On sekizdir sırma saçın örgüsü,<br />
Bu güzellik sana hakkın vergisi,</p>

<p>***</p>

<p>Akmayası çaylar nerelere attın<br />
Ümmü’mü suna boylu yârimi</p>

<p>***</p>

<p>Kadı geldi mahkemeler kuruldu<br />
Konu komşu mahkemelerde yoruldu<br />
İfadeler müstantikten (*)soruldu</p>

<p>***</p>

<p>Kudurası çaylar nerelere attın<br />
Ümmü’mü, suna boylu yârimi</p>

<p>***</p>

<p>Davulcusu kaya gibi dolaşır<br />
Düğüncüsü koyun gibi meleşir<br />
Kara haber köye çabuk ulaşır</p>

<p>***</p>

<p>Körolası çaylar nerelere attın<br />
Ümmü’mü, suna boylu yârimi</p>

<p>Ege bölgesinin birçok ilinde bilinen ve söylenen bir türküdür. Türkünün asıl adı<br />
ÜMMÜM TÜRKÜSÜ”dür.<br />
Muğla ilinde değişik söylentiler vardır;<br />
Öyküsü hemen hemen her ilde aynıdır. Ancak Aydınlılar Menderes nehrinde;<br />
Manisalılar Gediz nehrinde,<br />
Muğlalılar Dalaman çayında bu olayın yaşandığını savunur.<br />
Muğla ilinde Dalaman ve çevre köylerinin sahibi Ümmü’nün babasıdır. Aynı köyden,<br />
Ümmü’lerin yanında çalışan Ahmet adlı bir genç Ümmü7ye aşıktır.<br />
Ümmü’nün güzelliği dillere destandır. Tüm zenginlerin gözü Ümmüdedir. Ancak Onun<br />
gönlü Ahmet’tedir. Ahmet yalvarıp, yakarıp akrabalarını gönderip kızı istetir. Ama kızı çayın<br />
öbür yakasındaki ağanın oğluna verirler.<br />
Gelin alma günü gelip çatar. Gelini alıp çay üstünden, köprüden geçerken, nasıl<br />
olduysa at ürker, gelini (Ümmü’yü) çaya düşürür. Ümmü çayda boğuşurken, bunu gören<br />
Ahmet, geriden gelip, köprüden çaya atlar. Ümmü’yü kurtarmak için çok uğraşır ama<br />
bulamaz.<br />
Ancak, Ümmü’nün babası Ahmet’ten davacı olur. “Kızımı çaya Ahmet itti” der<br />
Mahkemeler kurulur. Ahmet hapse atılır. Mahkemeler süresince hiç konuşmaz.<br />
Mahkemenin penceresinde otururken, yukarıdaki türküyü söyler. Mahkeme kadısının evi<br />
hapishaneye çok yakındır. Türküyü dinleyince Ahmet’in suçsuz olduğuna karar verip, Ahmet’i<br />
bırakır.<br />
Bu öykü Yeşilçam Sineması tarafından filme aktarılır. 2005 yılında da KANAL 7<br />
tarafından Muğla ili sınırları içinde türkü filme alınır.<br />
Türkünün ilk derleyicileri arasında Yusuf Ziya Demircioğlu’nun adı geçmektedir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 17:08:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BU KATİL ÇOCUKLARI NASIL BÜYÜTTÜLER?</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/bu-katil-cocuklari-nasil-buyuttuler-2701</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/bu-katil-cocuklari-nasil-buyuttuler-2701</guid>
                <description><![CDATA[BU KATİL ÇOCUKLARI NASIL BÜYÜTTÜLER?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bazıları, şunları diyor;<br />
Efendim, okulların kapılarına jandarma, polis koyalım.<br />
Ben karşıyım. Hiç evelemeden gevelemeden karşıyım.<br />
Eğer öyle 4-5 silahla gelen birisi, yarın daha otomatik bir silahla, belki bombayla gelir<br />
oraya. Dahası kapıda bekleyen güvenlik görevlisini de etkisiz hale getirir.<br />
Yeni bir şey söylemeyeceğim; Türkiye’nin en önemli noktalarında polis var, jandarma<br />
var. Ondan daha önemlisi artık önemli cihazlar kullanılıyor. X-RAY denilen cihazlar var.<br />
Kameralar var.<br />
Öyle maaşlı insan getirmene de gerek yok. Eskiden olduğu gibi iki nöbetçi öğrenci<br />
koyarsın X-RAY cihazının başına, iki öğrenci de kameraların başına…Dakukası dakikasına<br />
gözlersin.<br />
Bu önlemlerden daha önemlisine geliyorum;<br />
Nitelikli, insancıl, yararlı insan yetiştirmenin yöntemini bulmalıyız.<br />
Öyle uzaklarda aramaya gerek yok.<br />
Sevgili öğretmen arkadaşlarım, isterseniz buna yarından başlayabilirsiniz.<br />
Aşağıda özet olarak vereceğim Mevlana’nın yedi öğüdünü ders olarak verin. Ve hatta<br />
çocuklar bunu ezberlesin. Yetmez daha ileri sınıflarda bu öğütlerden kompozisyon yazsınlar.<br />
Ör: Şefkat ve merhamette güneş gibi ol: Ayrım yapmadan, herkese sıcaklık ve aydınlık<br />
sunma sözünden ne anlıyorsunuz? Bunu çevrenizden örnekler vererek anlatınız…gibi<br />
Bu konuya devam etmek istiyorum.</p>

<p>MEVLANA’NIN YEDİ ÖĞÜDÜ</p>

<p>1-Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol: İhtiyaç sahiplerine el uzatmada ve paylaşmada<br />
sınır tanımama, sürekli ve akıcı olma.</p>

<p>2-Şefkat ve merhamette güneş gibi ol: Ayrım yapmadan, herkese sıcaklık ve aydınlık sunma</p>

<p>3-Başkasının kusurunu örtmede gece gibi ol: insanların ayıplarını gizleme, insanların<br />
hatalarını yaymama ve ayıplamama.</p>

<p>4-Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol: Öfke anında sakinliği koruma, nefse hakim olma ve tepkisiz kalma.</p>

<p>5- Alçak gönüllülükte toprak gibi ol: Kibirden arınma, mütevazı olma ve kendini üstün<br />
görmeme.</p>

<p>6-Hoşgörürlülükte deniz gibi ol: Herkesi olduğu gibi kabul etme, anlayışlı olma ve geniş<br />
yüreklilik gösterme.</p>

<p>7-Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol: Özü sözü bir olma, dürüstlük ve samimiyet</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 17:06:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BUNDAN   ŞUNDAN   ONDAN</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/bundan-sundan-ondan-2700</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/bundan-sundan-ondan-2700</guid>
                <description><![CDATA[BUNDAN   ŞUNDAN   ONDAN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gazetemizin &nbsp; sahibi &nbsp; &nbsp;ve &nbsp;yayın &nbsp;hayatını &nbsp; sürdürebilmesinde &nbsp; her türlü &nbsp; &nbsp;fedakarlıktan &nbsp; kaçınmayan .Sayın &nbsp; Haluk &nbsp;LAÇİN &nbsp;e &nbsp;yapılan &nbsp; menfur &nbsp; saldırı ,ilçemizin &nbsp; &nbsp; gündemine &nbsp; oturdu.Tüm &nbsp;olumsuzluklara &nbsp;rağmen, sakin &nbsp; bir &nbsp; yaşamın &nbsp; sürdüğü &nbsp; &nbsp;ilçemizde ,böyle &nbsp;bir &nbsp; olayın &nbsp; ,nedeni &nbsp;ne &nbsp; olursa &nbsp; olsun &nbsp;hiç &nbsp; yakışmadı.Konuşarak/anlaşarak &nbsp;sorunların &nbsp;ortak &nbsp; çözülebileceği &nbsp;ortadayken, hiç kimsenin &nbsp;kabul &nbsp; etmeyeceği &nbsp;böyle &nbsp;bir &nbsp;tepkinin &nbsp; &nbsp; verilmiş &nbsp; olması &nbsp; kabul &nbsp; &nbsp;edilemez.Olayı &nbsp;lanetleyerek &nbsp; kınıyorum.Kendisine &nbsp; &nbsp;acil &nbsp;şifalar &nbsp;diliyorum.<br />
Aralıklarla &nbsp; sürmekte &nbsp; &nbsp;olan &nbsp; bahar &nbsp; yağmurları ,ağaç &nbsp;mahsullerinin &nbsp;dahada &nbsp; &nbsp;verimli &nbsp; &nbsp;olmasına &nbsp;neden &nbsp; &nbsp;olacak &nbsp; &nbsp;gibi.Başta &nbsp; yerel &nbsp;yönetimimiz &nbsp; &nbsp;olmak &nbsp; üzere,tarımla &nbsp; &nbsp;uğraşan &nbsp;üretici &nbsp; &nbsp;vatandaşlarımıza &nbsp; &nbsp;daha &nbsp;yakın &nbsp; &nbsp;olmalarını &nbsp; bekliyorum.Çarşamba &nbsp; pazarımız &nbsp; iyi &nbsp; olsada, köy &nbsp;minibüslerinin &nbsp;bulunduğu &nbsp; &nbsp;alan &nbsp; çevresinin, küçük &nbsp; bir &nbsp; köylü &nbsp; pazarı &nbsp; &nbsp;olarak &nbsp; düzenlenmesinin &nbsp; bir &nbsp; zorluğu &nbsp; &nbsp;olmasa &nbsp; &nbsp;gerek.Küçük &nbsp;üretim &nbsp; yapanlar &nbsp; &nbsp; içinde &nbsp; bir &nbsp; jest &nbsp; olabilir.<br />
Yaz &nbsp; sezonu &nbsp; &nbsp;geldi &nbsp; &nbsp;gelecek,PTT &nbsp;binası &nbsp; yakınındaki &nbsp; eski &nbsp;hükümet &nbsp;konağından &nbsp;kalan &nbsp; bekçi &nbsp; kulübesinin, yerel hizmetlerle &nbsp; &nbsp;ilgili &nbsp;bir &nbsp; başvuru &nbsp;noktası &nbsp; haline &nbsp; &nbsp; getirilmesi ,kamunun &nbsp; halka &nbsp; yakınlığını &nbsp; &nbsp;artıracaktır. Burasıda &nbsp; metruk &nbsp;halden &nbsp;kurtarılarak ,bir &nbsp; işlevli &nbsp;hale &nbsp; &nbsp;çevrilmesinde &nbsp; ne &nbsp; &nbsp;gibi &nbsp;bir &nbsp; engel &nbsp; &nbsp; vardır &nbsp; &nbsp; acaba. ?<br />
Doğruya &nbsp; doğru, merkez &nbsp; iskele &nbsp;mezarlığının &nbsp;duvarlarının &nbsp;çitle &nbsp; çevrelenmesi &nbsp;iyi &nbsp; olmuş. Düzenlenmesi &nbsp;bitti &nbsp;bitecek &nbsp; &nbsp;gibi &nbsp; &nbsp;görülen &nbsp; eski &nbsp; Datça &nbsp; Mahallemizde ki &nbsp;yeni &nbsp; Mezarlığa, yakınında &nbsp; bulunan &nbsp;eski &nbsp;Datça &nbsp;çeşmesini &nbsp; besleyen &nbsp;su &nbsp;kaynağının &nbsp;bir &nbsp; çeşmeye &nbsp; dönüştürülerek &nbsp; kazanılması &nbsp;, bu &nbsp;mezarlığın &nbsp; &nbsp;su &nbsp;sorununda &nbsp; &nbsp;çözüm &nbsp; olabilir. &nbsp;Bu konuda &nbsp; yol &nbsp; &nbsp;gösterilmesi &nbsp; halinde, konuyu &nbsp;üstlenecek bir &nbsp;DATÇALI &nbsp; BABAYİĞİT &nbsp; İN &nbsp;ismini &nbsp;duyar &nbsp; gibiyim. (ismi &nbsp; tarafımda &nbsp; mahfuz) &nbsp;&nbsp;<br />
Bilhassa &nbsp; yaz &nbsp;mevsiminde &nbsp; KARGI &nbsp; KOYU, çok &nbsp; ziyaret &nbsp; &nbsp;edilen &nbsp; bir &nbsp; alan. Burada &nbsp; bulunan &nbsp; KÜÇÜK &nbsp; ŞAPEL &nbsp;ve &nbsp; &nbsp;çevresi &nbsp; çöplük &nbsp; halinde &nbsp; &nbsp;görüntü &nbsp; vermesi &nbsp; pek &nbsp; hoş &nbsp; değil. &nbsp;Birilerinin kulağına &nbsp; &nbsp;seslenmek &nbsp; &nbsp;istiyorum. &nbsp;Benden &nbsp; &nbsp;söylemesi....!!!!!!!</p>

<p>Kulaklarını &nbsp; &nbsp;çınlatmak &nbsp; istediğim &nbsp;,eski &nbsp;Muhtarımız !!!! &nbsp;zamanında &nbsp;üstünde &nbsp;bayrağımızın &nbsp;dalgalandığı &nbsp; - &nbsp;Datça -Hızırşah &nbsp; kalesi &nbsp;,kimilerinin &nbsp; dikkatini &nbsp; çeker mi &nbsp; bilmem. &nbsp; ??? &nbsp; &nbsp;Sahibi &nbsp;kimdir/kim &nbsp;sorumludur,tescili &nbsp; yapılmış mıdır &nbsp;acaba...????</p>

<p>REŞADİYE &nbsp;MAHALLEMİZDE &nbsp; &nbsp;BİR &nbsp;KENT &nbsp; BELLEK &nbsp;MERKEZİ/ &nbsp;ETNOGRAFYA &nbsp; MÜZESİ, &nbsp;BURASININ &nbsp;BİR &nbsp; ÇEKİŞ &nbsp;MERKEZİ &nbsp; OLMASINA &nbsp;NEDEN &nbsp; &nbsp; OLMAZ MI.?&nbsp;<br />
Eski &nbsp;Datça &nbsp; Mahallemiz, mevcut &nbsp;hali &nbsp; &nbsp;ilede &nbsp; &nbsp;olsa, bir &nbsp; &nbsp;açıkhava &nbsp;müzesi &nbsp; &nbsp;gibi &nbsp; inşallah. &nbsp; Eksiklerinin &nbsp;tamamlanması &nbsp; halinde, &nbsp;dahada &nbsp; &nbsp;güzel &nbsp; &nbsp;olacaktır.</p>

<p>Daha &nbsp; güzel &nbsp;bir &nbsp; &nbsp;Datça &nbsp;için,sağlıcakla..</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 17:02:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İLGİLİ  MAKAMA ,COM</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/ilgili-makama-com-2699</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/ilgili-makama-com-2699</guid>
                <description><![CDATA[İLGİLİ  MAKAMA ,COM]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bu &nbsp;köşeden &nbsp;yıllardır ,ilçem &nbsp; &nbsp; ve &nbsp;sosyal &nbsp;hayatımızla &nbsp; &nbsp;ilgili &nbsp; konularda &nbsp; yazar &nbsp;dururum.Kişilerin &nbsp; &nbsp;özel &nbsp;hayatı &nbsp; &nbsp;ve &nbsp;yaşamlarına &nbsp; &nbsp;dokunmadan &nbsp; &nbsp; ve &nbsp;incitmeden &nbsp; olabilmeyi &nbsp; &nbsp; özen &nbsp; &nbsp;gösteririm. &nbsp; Farkında &nbsp; olmadan &nbsp; ima &nbsp; ederek te &nbsp; &nbsp; &nbsp;olsa &nbsp; bir &nbsp;kusurum &nbsp; &nbsp;olmuşsa &nbsp;affola. Çünkü,bende &nbsp; hata &nbsp; yapma ,yapabilme &nbsp;becerileri &nbsp; &nbsp;olan &nbsp;bir &nbsp; insanım &nbsp; o &nbsp;kadar. Bu &nbsp; ilçede &nbsp; yaşayan &nbsp; biri &nbsp; &nbsp;olarak ,o &nbsp;kadar &nbsp; çok &nbsp;bilmediğin &nbsp;konular &nbsp; &nbsp; ve &nbsp; insanlarla &nbsp; karşılaşıyorum ki, &nbsp; kendim &nbsp;bile &nbsp;,seksenli &nbsp; yıllara &nbsp;merdiven &nbsp;dayamış &nbsp; biri &nbsp; olarak &nbsp; hayret &nbsp; ediyorum. Öğrenmenin &nbsp; yaşı &nbsp;yokmuş,bilmiyorsak &nbsp;bilene &nbsp; sormayı &nbsp;kabullenelim &nbsp; artık.</p>

<p>Gözlemlerimi &nbsp; , &nbsp;çözüm &nbsp;önerilerimi, &nbsp; &nbsp;ilgili &nbsp;makam &nbsp; &nbsp;ve &nbsp;temsilcilerine &nbsp;diyerek &nbsp;diyerek &nbsp; hatırlatmaya &nbsp; devam &nbsp; edeceğim. Pek Çok &nbsp;zaman ,adam &nbsp; sende &nbsp;diyerek &nbsp; unutmak &nbsp; istesemde, o içimdeki &nbsp; ilçe &nbsp; sevgim ,,depreşti veriyor,tut &nbsp;tutabilirsen &nbsp;kerdimi.</p>

<p>-Bir &nbsp;Datça &nbsp; bellek &nbsp; merkezi olabilmesi &nbsp;konusunda &nbsp; (Etnografya /Arkeoloji &nbsp;müzeleri) &nbsp; olması &nbsp;konusunda &nbsp; çaba &nbsp; &nbsp;gösteren &nbsp;kişi &nbsp;ve sivil &nbsp;toplum &nbsp;kuruluşlarına &nbsp; &nbsp;yeterince &nbsp;destek &nbsp; &nbsp; verilmemesi, kişisel &nbsp; çabaların &nbsp; nereye &nbsp;kadar &nbsp;dayanabileceği &nbsp;konusundaki &nbsp;kaygım.</p>

<p>-Merkez &nbsp; Marinasının &nbsp; uzayıp &nbsp; &nbsp;giden ,ne &nbsp; zamana &nbsp;kadar &nbsp; &nbsp;süreceği &nbsp;belli &nbsp; olmayan yapılaşma &nbsp; süreci, &nbsp;yatırım &nbsp; aşamasında &nbsp; kimselerin hesap &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp;vermemesi,<br />
sorulmaması,</p>

<p>-İlçenin &nbsp;altyapısı &nbsp; yenilenip/yapılırken &nbsp; yatırım &nbsp;uygulamalarında olan &nbsp; iletişim &nbsp;koordinasyon &nbsp; eksikliği. Uygulayıcıların &nbsp; inisiyatif &nbsp; kullanmadaki &nbsp; gecikmeler &nbsp; yanında,yetkiyi &nbsp; paylaşma &nbsp; eksikliği,</p>

<p>-Kalkınmayı &nbsp;, yalnızca &nbsp; betonlaşma &nbsp;ile çözülebileceği &nbsp; inancı.<br />
-Gıda &nbsp;ürünlerinin &nbsp; &nbsp; üretilmesi &nbsp;konusunda,kamunun &nbsp; yeterince &nbsp; destek ve &nbsp;bilgilendirme &nbsp;yapmaması-yapamaması,<br />
-İlçe &nbsp; kültür &nbsp; varlıkları &nbsp; &nbsp;konusunda &nbsp; kapsamlı &nbsp; bir &nbsp; envanterin &nbsp; yapılmamış &nbsp; olması,<br />
-Yapılmış &nbsp; olanlarının &nbsp; &nbsp; ise, &nbsp;çok &nbsp;yetersizliği,<br />
-Yarımadanın &nbsp; su &nbsp;konusunda &nbsp; &nbsp;gelecekteki &nbsp; &nbsp;ihtiyaçlarının &nbsp; ne &nbsp;olabileceğinin düşünülmemesi,<br />
-Bilhassa &nbsp; &nbsp;imar &nbsp; &nbsp;ve &nbsp;yapılaşma &nbsp;konusunda ,ilgili &nbsp; kurumların &nbsp;halkı &nbsp; &nbsp;ve yatırımcıları &nbsp; yeterince &nbsp; bilgilendirmeleri &nbsp; bir &nbsp; eksiklik &nbsp;değil mi.?<br />
-Datça'da &nbsp; Badem &nbsp; üretimi-sorunları &nbsp;çözümünde, &nbsp;üreticinin &nbsp;kaderine &nbsp;terk &nbsp;edilmesi &nbsp;reva &nbsp; mıdır.?<br />
-Datça &nbsp; hurması da &nbsp;bir &nbsp; gündem &nbsp;konusu &nbsp; &nbsp;gerekmez mi.?<br />
Tüm &nbsp; bu &nbsp;konular &nbsp; ,ilgili &nbsp;makam &nbsp; &nbsp;ve &nbsp;kurumların &nbsp; radarına &nbsp; girsin bizim &nbsp; sorumluluğumuz &nbsp;desinler &nbsp; artık. &nbsp;&nbsp;<br />
Bizler &nbsp;ilgili &nbsp; makamlara &nbsp; demeye &nbsp;devam &nbsp; edeceğiz.</p>

<p>Sağlıcakla.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 17:07:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HİKMET PINARINDAN DAMLALAR (7)</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/hikmet-pinarindan-damlalar-7-2698</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/hikmet-pinarindan-damlalar-7-2698</guid>
                <description><![CDATA[HİKMET PINARINDAN DAMLALAR (7)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar! Hikmet Pınarından Damlalar başlıklı yazılarımıza bugün son noktayı koyuyoruz inşaAllah. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bazı sözler vardır ki bir kulaktan girer, öbür kulaktan çıkar. Ama eğer söz kalpten çıkmışsa o zaman söz özde kalır. Şurası muhakkak ki ancak öz arınmış ve sükûnete ermiş ise etkili olur. Başka bir ifadeyle hatip ile muhataptaki özlerin temizliği ön plandadır. Hiç şüphesiz, sözlerin en güzeli Rabbimizin katındadır .O sözler ki gönüllerde huzurun yerleşmesine ve orada neş vü &nbsp;nema (büyüme serpilme) bulmasına ve kalıcı olmasına vesile olur. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Sözü fazla uzatmadan hemen öze damlayan Hikmet damlalarını yavaş yavaş yudumlamaya devam edelim. +Ayyaş babanın oğluna; içki zararılıdır, içki haramdır, içki günahtır demesi ne kadar etkili olur ki ? O sözün öze ulaşması için özün kulak kesilmesi gerekmez mi ? Allah'ın farzlarını yerine getirmeyen kişinin de sözü, tıpkı Ağustos güneşinde yapay buz üzerine yazılmış yazı gibidir . &nbsp; +Ey can dostum! Eğer canı gönülden Allahu ekber yani Allah en büyüktür diyorsan ,o zaman en büyüğün sözü de en büyük sözdür. O halde gel o en büyüğün sözüne kulak ver ! Vahye göz kulak kesil de O da senin tutan elin, yürüyen ayağın, gören gözün olsun . &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Beden için hastalık dediğin, zayıflık dediğin şey, ruh için sıhhattir kuvvettir. +Bazen sessizlikler çığlıklardan daha anlamlı olur. Hazreti Ali şöyle der." Mazlumların sessizliği çığlıkların en büyüğüdür ". &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Şunu iyi bilesin ki senin O'nu övmen O'nun seni övmesidir. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+ Canı cana dost eden gerçek dostun şânı ne yücedir. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; +İbrahim gibi dostlar sınıfına kaydını yaptır ki ateş seni yakmasın ! &nbsp; &nbsp; +Toprağa emanet olarak bir tohum verirsen o sana bazen 10 mislini verir. Sen de topraktan değil misin ? Sen neden vermezsin güzel kardeşim! &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Tohum toprakta hayat bulur. Nereden geldiğini, neden yaratıldığını bir düşün ! Tohum toprağı hayat bulmak için nasıl özlerse ,sen de geldiğin yerde hayat bulmak için can at ! Çünkü canlar toprağa kavuştuktan sonra sevgiliye ulaşırlar. +Sen sevgide bir katresin(damla &nbsp; &nbsp; &nbsp;sın &nbsp;) o zaman kendini sevgi deryasına at , başka katrelerle (damlalarla) buluş da ummâna dön! Üstünde dağ gibi gemilerin yüzmesine vesile ol ! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+Sevdiğini fani olduğunu düşünerek sev ! Asıl sevgin Bâki olan da yoğunlaşsın! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; + Ey fâni sevdiğini severken sevgi pedalına özenle ve ölçüyle bas! Çünkü o da senin gibi fâni .Ama seni ölçüsüz seven ve senin tarafından da ölçüsüz sevilmeyi isteyen Rab'bini sınırsız bir ölçüyle sev! Hem &nbsp;de öylesine sev ki O sende sen de O'nda sevgi yumağına dönüşün. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;+ İlâhi mesajla ilgisi olmayan, Allah'a sırtını dönmüş demektir. Can dostlar! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bu günlük de bu kadar .Haftaya başka bir konuda yine buluşmak ümidiyle .... &nbsp; Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 17:07:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ   ÇAY TÜRKÜSÜ(26)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-cay-turkusu26-2697</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-cay-turkusu26-2697</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ   ÇAY TÜRKÜSÜ(26)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çaya vardım çayladım<br />
Çayda balık avladım<br />
Ben nazlı yâri görünce<br />
Hüngür hüngür ağladım<br />
***<br />
Çaya indim taşı yok<br />
Yüzük buldum kaşı yok<br />
Havada bir guş gördüm<br />
Benim gibi eşi yok.<br />
***<br />
İndim dere beklerim<br />
Vay benim emeklerim<br />
Yalnız yalnız yata yata<br />
Çürüdü kemiklerim<br />
***<br />
İndim dereye durdum<br />
Çifte güvercin hurdum<br />
Şu Yerkesik’e varınca<br />
Kendime uygun yar buldum.<br />
***<br />
İndim dere içlerine<br />
Bilmem nerelerine<br />
Kaytan sinemi sürsem<br />
Gül kokan memelerine<br />
***<br />
Şu dağlar dağladı beni<br />
Görenler ağladı beni<br />
Zincirler kar etmezken<br />
Zülüfleri bağladı beni</p>

<p><br />
Muğla Yerkesik bölgesinden doğduğu sanılan bir türküdür. Yeni köyünden Kör çakır<br />
lakaplı çalgıcı tarafından ilk olarak söylendiği bilinmektedir.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; Türküyü yakanın da o olduğu<br />
söylenmektedir.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Türkünün çıkış yeri Yerkesik olduğu söylenmesine rağmen, Muğlalı yerel tarihçiler buna benzer sözlerle başka türküler de derlemişlerdir, yazmışlardır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 17:06:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ATOM MODELİ KEŞFEDEN KAŞİF (YAZIK OLAN DEĞERLERİMİZ)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/atom-modeli-kesfeden-kasif-yazik-olan-degerlerimiz-2696</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/atom-modeli-kesfeden-kasif-yazik-olan-degerlerimiz-2696</guid>
                <description><![CDATA[ATOM MODELİ KEŞFEDEN KAŞİF (YAZIK OLAN DEĞERLERİMİZ)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk 19 Ocak 1933 günü Bursa’yı ziyaret eder. Orada birçok tesisin durumuna<br />
bakar. Askeri hastaneye de uğrar. Hastalara moral verir. Bu arada başhekim Reşat Bey, bir<br />
kişinin kendisiyle görüşmek istediğini söyler.<br />
Atatürk( o zaman C. Başkanıdır) Hastaneden ayrılmadan önce, yarbaylık rütbesinden<br />
ayrılan Sıtkı Bey ile görüşür. Sıtkı Bey;<br />
-Yeni bir atom modeli keşfettiğini, bu keşfin fizik ve kimya dünyasında ve uygulaması<br />
dolayısıyla fen ve bilim alanında büyük etkiler yapacağını söyledi. Hatta kendisi Fransız fen<br />
dünyasında bir yazı yayınlamış ve büyük ilgi uyandırmıştır. Nobel Fen yarışmalarına girmek<br />
için eserini bastırmak istediğini söylemiştir. Atatürk de, buna yardım sözü verdi.<br />
Bu haber zamanın Cumhuriyet gazetesinde yayınlanır ve basın bununla ilgilenir.<br />
Gözler bir anda bir atom modeli üzerinde buluşu olan ÖMER SITKI IŞIKSAL’a çevrilir.<br />
O güne kadar adı hiç duyulmamış Sıtkı Bey, mühendis kökenli bir askerdir.<br />
Mühendishaneden mezun olduktan sonra devlet bursuyla Almanya’ya eğitim için<br />
gönderilmiş, Tophane fabrikasında müdürlük ve sonraki yıllarında Bursa Işıklar Askeri<br />
Lisesinde fizik-kimya öğretmenliği yapmıştır. Bunun yanında kimya üzerinde birçok tez<br />
geliştirmiştir. Periyodik cetveller gibi…<br />
Atatürk bu bilim insanının buluşlarıyla ilgilenmeleri için 25 Şubat 19933 günü<br />
toplanmalarını ister. Çok değerli bilim insanları bir araya gelirler. Sıtkı Bey’in tezi üç gün<br />
boyunca değerlendirilir. Cumhuriyet gazetesi tüm bilgileri ve haberleri baş sayfadan verir.<br />
Hatta gazetenin 26 Şubat 1933 günkü sayısında, Fransa’dan bir ilim ödülü kazandığı belirtilen<br />
Sıtkı Bey’in;<br />
-Bir kıvılcım ile bir treni yürütmek mümkün olacaktır..”<br />
Demecine yer vermiştir.<br />
Buna rağmen üç süren toplantılardan bir sonuç çıkmaz.<br />
O komisyonda bulunan birçok bilim insanı Sıtkı Bey’in keşfine olumlu yanıt<br />
vermemişlerdir.<br />
Kendisinin buluşuna olumsuz yanıt veren bilim insanlarına Sıtkı Bey şunları söyler;<br />
-Biliyorsunuz ki Einstein’ da dediği zaman birçok karalamaya hedef olmuştu. Şimdi<br />
ise görüyoruz ki o kurama dayanmayan bir olay yoktur….”<br />
Şöyle devam eder;<br />
-<br />
Bununla birlikte devrimiz demir ve ateş devri değil, elektron devridir. Bunun er<br />
geç anlaşılacağına eminim…<br />
Ömer Sıtkı Bey buluşunu anlattığı kitabı 1934’ün ocak ayında “YENİ ATOM<br />
NAZARİYESİ” adıyla yayınlanır. Nobel’e aday olmak için girişimlerde bulunulur.,<br />
hatta “ Atom ve Matematik” ile “Mekanik ve Elektrik “ isminde kitaplar da çıkarır.<br />
1948 ve 1949 yıllarında Nobel komitesi tarafından kitapları ve buluşları dikkate<br />
alınmış, incelenmeye , değerlendirilmeye değer görülmüştür.<br />
5 Mayıs 1949 günü atomla ilgili keşfini anlattığı mektubuna karşılık İsviçre’deki<br />
Federal Politeknik Okulu rektörü Prof. Dr. Fritz Stüssi’den bir mektup almış,<br />
çalışması olumlu karşılanarak matematikçi prof. Dr. Ferdinand Gonseth ile<br />
paylaşılacağı ifade edilmiştir.<br />
Ve Ömer Sıtkı Işıksal’ın sonrası bilinmiyor. Bazı yazarların ulaştıkları ailesi<br />
Einstein’la yazıştığını anlatıyor. Ellerindeki mektupların belgenin incelenmesini<br />
istiyorlar.<br />
Bir yerden başlamak gerekiyor. Nice büyük değerimizi ya küstürüyoruz, ya<br />
unutuyoruz. Dr. Ziya Özel7e yapılanlar daha dün gibi. Dünya kanserle mücadelede<br />
O’nun buluşlarıyla çığır açıyor. Bizler yok sayıyoruz, tü kaka ediyoruz.<br />
Ömer Sıtkı Işıksal Yeniden incelenmeli derim. Hatta Tübitak vb. kuruluşlar<br />
hemen bu işe girişmeli…<br />
Eğer Atatürk 1948-1949 da sağ olsaydı biz bugün tüm dünyanın konuştuğu bir<br />
bilim insanından her yerde söz edecektik.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 17:05:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BENİM  KNİDOSUM (7)</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-7-2695</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-7-2695</guid>
                <description><![CDATA[BENİM  KNİDOSUM (7)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Foto : &nbsp;Datça -Çeşme köy ilkokulu inşaat halinde(1925-1926 yılları)<br />
ve &nbsp;okulun önünde düğün alayı ..</p>

<p>1964 yılında İlkokulda &nbsp;Knidos gezimiz &nbsp;sanki bizi yeni bir dünya ile tanıştırıyor ,ufkumuz açılıyordu..<br />
&nbsp;Palamut bükünde yaşadıklarımız, gördüklerimiz bile bizim için &nbsp;ayrı bir dünya idi..&nbsp;<br />
Düşünsenize &nbsp;neredeyse Datça ,Betçeye yabancıydı..Konuşmalarımız bile farklıydı..<br />
&nbsp; &nbsp;Palamut bükünden sonra Çeşme köyde mola verdik.Çeşme köy ilkokulunu gezdik.. Yeni yeni arkadaşlarla tanıştık..<br />
Hatırlaya bildiğim sadece rahmetli örtmen A s ı m -B o z a l a n ..<br />
Babacığımın yakın dostuydu...<br />
&nbsp;Aklımda kalan.. Asım örtmen bize , Çeşme köy İlkokulunun &nbsp;yapılışının enteresan hikayesini anlatmıştı..Mübadelede Rumlar Datçayı terk edince &nbsp;inşaat yapı ustası kalmamış..İtalyanların elinde bulunan Sömbeki,Rodos adasından Rum taş ustası getirtmek zorunda kalmışlar..Adamlar bazı nedenlerle &nbsp;inşaatı yarım bırakıp, ve Palamut bükünde bir Türkün kayığına atlayıp kaçmışlar..<br />
İşin ilginç yanı.. Kaçırdıkları kayığı geri göndermeleri olmuş..Dürüst adamlarmış..v.s.v.s.. &nbsp;Konu &nbsp;ilginç olduğu için aklımda kalmış.<br />
Bu anlattıklarımı &nbsp;Cumhuriyetin ilk yıllarının koşullarında değerlendirmek lazım..Düşünün ki &nbsp;o yıllarda Cumalı-Çeşme köy Marmaris'in &nbsp;en uzak Nahiyesi..<br />
Datça yarımadası o yıllarda iki Nahiyeye bölünmüş.. Betçe tarafı S ü l e y m a n i y e -N a h i y e s i - Datça tarafı R e ş a d i y e -N a h i y e s i .. ,Henüz emekleme döneminde bebek olan Cumhuriyetin eğitime verdiği önem &nbsp;inanılmaz...<br />
Çeşme köyü şöyle bir dolaştırdı bize örtmenlerimiz..Eski Nahiye binası &nbsp;dikkatimizi çekti. Kapısında Osmanlıca yazıt vardı.. ve halen durmaktadır...<br />
Düşünün ..Datça yarımadasının &nbsp;üzerinde iki küçük Nahiye arasında bile derin uçurumlar vardı..<br />
Ulaşım, iletişim zordu..Halk birbirini neredeyse tanımıyordu..Köyüne gelen herkes Y a b a n c ı y d ı .. Her köy kendi kabuğuna çekilmiş, kendi yağıyla tuzuyla kavruluyordu..<br />
Sonradan öğreniyoruz ki..<br />
Anadolu da &nbsp;aynı durumdaydı..<br />
Osmanlı , Ankara savaşında &nbsp;Timur'u tutan &nbsp;Anadolu halkını fena cezalandırmış &nbsp;,ağırlığı Rumeliye vermişti..<br />
Datçanın bağlı olduğu Menteşe beyliği de Timur tarafındaydı..<br />
Bu da benim &nbsp;kişisel görüşümdür..Ve gerçek payı vardır..<br />
Yakup Kadri &nbsp;Karaosmanoğlu "Y a b a n " &nbsp;adlı romanında karanlıklara gömülmüş ,yalnızlaştırılmış &nbsp;Anadolu insanını &nbsp;biraz da bu açıdan anlatmıştır..(sürecek)</p>

<p>18-04-2026 &nbsp;<br />
Y.Ziya Özalp<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 17:04:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ADIM.. ADIM.. DATÇA..</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/adim-adim-datca-2694</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/adim-adim-datca-2694</guid>
                <description><![CDATA[ADIM.. ADIM.. DATÇA..]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Foto &nbsp;; Bir elimde N a r t e k s 'in kurusu ,öbür elimde yaşı&nbsp;<br />
Biz Datçalılar,ateşi insanlığa hediye eden mitolojik bitki N a r t e k s 'e ..<br />
&nbsp; G a b u ş &nbsp;veya k a m ı ş &nbsp; deriz..Çocuklar bunlardan &nbsp;yel &nbsp;değirmeni &nbsp; yapar ,rüzgarda döndürürler..<br />
Yaşlılar da &nbsp;hafif olan sağlam sapı &nbsp;sopa -baston olarak kullanır, veya hayvan veya insanın ayağı &nbsp; kırıldığı zaman bunun sapı kırık yere karşılıklı sarılır,bağlanır,destek olarak &nbsp;kullanılırdı..<br />
&nbsp; &nbsp;Nisan-mayıs aylarında sarı sarı çiçekler açan bu &nbsp;.bitkinin mitoojik öyküsü oldukça &nbsp;derindir..<br />
Mitolojik kahraman P r o m e t h e u s &nbsp;,insanların en büyük yardımcısıdır..Ateşi Tanrılardan çalarak &nbsp;insanlığın hizmetine sunmak için kullandığı &nbsp;bitki işte bizim G e b u ş -ç a k ş u r &nbsp;dediğimiz bu bitkidir..<br />
Prometheus bir kurban töreninde &nbsp;bir sığırı ikiye böler ve &nbsp;etli tarafını insanlara &nbsp;,kemikli tarafını tanrılara verir..Bunun farkına varan &nbsp;Tanrılar tanrısı Zeus &nbsp;insanları lanetler ve ateşi onlardan alır.Kullanmalarını yasaklar..İnsanlar &nbsp;eti pişiremezler..<br />
Prometheus &nbsp;gizlice &nbsp;demirci &nbsp;H e p h a i s t o s &nbsp;dükkanına girer, elindeki narteks dalının &nbsp;içindeki süngerimsi tabakayı ateşle tutuşturur..Ateşi bu yolla tekrar insanlığa hediye eder..<br />
Tanrı D i o n y s o s 'a adanmış törenlerde kadınların ellerinde taşıdıkları bitki de &nbsp;N a r t e k s 'dir.<br />
Datçamızın &nbsp;her nedense &nbsp;eski yerleşim yerlerinde &nbsp;çokça &nbsp;yetişen ve zirveye erişen bu &nbsp;mitolojik bitki &nbsp;ne yazık ki..<br />
Gün be gün ,yıl &nbsp;be yıl &nbsp;azalmakta ,nesli &nbsp;tehlike altında kalmaktadır..<br />
Lütfen yaşatalım..</p>

<p>20-04-2026&nbsp;<br />
Y.Ziya Özalp</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 16:39:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ..</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/gecmis-zaman-olur-ki-2693</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/gecmis-zaman-olur-ki-2693</guid>
                <description><![CDATA[GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ..]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dedem-Annennem.-1970.li yıllar<br />
Dedem &nbsp;(Annemin babası ) &nbsp;Ömer Bircan &nbsp;<br />
Datçanın &nbsp;ilk Belediye Zabıta memuruydu.</p>

<p>İstiklal savaşına &nbsp;bahriyeli olarak katılmış<br />
Düşmanın İzmir'de denize dökülüşüne bizzat şahit olmuştu..<br />
İstiklal madalyasını &nbsp;bayramlarda seyranlarda &nbsp;<br />
gururla göğsünde taşırdı.</p>

<p>Otoriter, sert mizaçlı ağır,vakur biriydi..<br />
Savaş anılarını pek anlatmaz..</p>

<p>Yaşlılık yıllarında biz torunlarının &nbsp;ısrarlı &nbsp;sorularına dayanamaz.<br />
"... Yunan denize dökülürken İzmirde &nbsp;gemimizdeydik..<br />
deniz kan kokuyordu &nbsp;..İngiliz gemileri alargada bekliyordu .." diye söze başlar..Atatürk'ü &nbsp;kordonda tesadüfen nasıl gördüğünü ballandıra ballandıra &nbsp;anlatırdı..<br />
Ninem Muzaffer &nbsp;Batırlıydı (Hızırşah köyü ) &nbsp;<br />
1928 &nbsp;yılında yeni alfabeye nasıl geçtiklerini anlatırdı..İlkokul diploması &nbsp;Datçada ilk Latin harflerle yazılı diploma olup..</p>

<p>Teyzem Saniye Reşadiyedeki &nbsp;Etnografya müzesine çevirdiği evinde bu diplomayı duvara asmış, &nbsp;itina ile saklamaktadır. .</p>

<p>Nineciğim Muzaffer hanım her eski Batırlı gibi manilerle konuşur, Her güncel olayda akla hayale gelmedik maniler uydururdu..Şen-Şakrak &nbsp;,neşeli insandı..<br />
Yüz yıla yakın yaşadı...<br />
Minnet,hürmet, hasret<br />
&nbsp;ve rahmetle anıyorum her ikisini de..</p>

<p>17-04-2026 &nbsp;<br />
Y.Ziya Özalp</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 16:39:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BENİM  KNİDOSUM (6)</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-6-2692</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://datca-haber.com/makale/benim-knidosum-6-2692</guid>
                <description><![CDATA[BENİM  KNİDOSUM (6)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Foto ; Knidos'un uzantısı Kumyer &nbsp;Kalesi&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;1964 &nbsp;yılında ilkokul &nbsp;öğrencileri &nbsp;olarak başladığımız &nbsp;Knidos gezisi macerası &nbsp; Palamut bükünde &nbsp;renklenmişti..<br />
Köy Enstitüsü mezunu &nbsp;Betçeli &nbsp;örtmenlerimiz rahmetli Hüseyin Yavuz ve Mustafa &nbsp;Özer'in elinde &nbsp;1937-1938 yıllarında yazılmış &nbsp;"Muğla tarihi " diye bir kitap vardı..Eleee(Reşadiye) İlkokulumuzun demirbaş kitabı olduğu için bu kitabı arada sırada biz çocuklar da karıştırırdık..Özellikle Datçamıza ait bölümü ilgimizi çekerdi.<br />
&nbsp; Örtmenlerimiz &nbsp;bu kitaptan sırası geldikçe pasajlar okuyorlar &nbsp;ve Palamut bükü taraflarından &nbsp;görünen bir tepecik üzerinde "Kumyer Kalesi "olduğunu söylüyorlardı..<br />
Sanıyorum &nbsp;örtmenlerimiz &nbsp;bizlere &nbsp;tarih bilinci aşılamak istiyorlardı.<br />
Ve bu aşı bende çok iyi tutacak.İlerde Datça tarihi hastası olacaktım..&nbsp;<br />
Allahın bildiğini kuldan neden saklayayım.!<br />
Bu aşı &nbsp;öyle bir tutacaktı ki..<br />
&nbsp;Gençlik .yıllarımda (1970.ler) "Definecilik" macerasına kadar sürüklenecek..Cinsellik yoluyla atamadığımız enerjimizi &nbsp;kazma kürek &nbsp;saplarına &nbsp;aktaracaktık..<br />
Ve de..<br />
Yıllar sonra yaptığım araştırmalarda ,kayıt belge &nbsp;karıştırmalarda ;<br />
Çeşme köy-Sındı köy- &nbsp;Palamut bükü üçgeni taraflarında &nbsp;Knidos'tan da eski olması muhtemel "T r i o p i o n " adında hala esrarını koruyan bir &nbsp;medeniyetin varlığından haberdar olacaktım.<br />
1857-1859 &nbsp;yılları arasında padişah &nbsp;izniyle Merkez Knidos 'un altını üstüne getiren &nbsp;İngiliz &nbsp;Sir Charles Newton 1863 &nbsp;yılında kaleme aldığı anılarında * &nbsp;Datçamızın bu taraflarından şöyle söz edecekti..<br />
"....Y a z ı -k ö y den,güney doğu istikametindeki &nbsp;Ç e ş m e -k ö y'e gittik.Çeşme köy'ün doğusunda tarihi bir yolu takip ettik. yol üzerinde tarihi bir köprünün &nbsp;kalıntılarına &nbsp; rastladık...<br />
&nbsp;"...Orta boydaki &nbsp;mavi kireçtaşı &nbsp;bloklardan inşa edilen bu köprü kesinlikle &nbsp;H e l e n i s t i k &nbsp; döneme aittir..<br />
&nbsp; &nbsp; Bu köprü kayalık bir tepe üzerindeki &nbsp;,Rodos ve &nbsp;Symi(Sömbeki) &nbsp;adalarına &nbsp;bakan &nbsp;K o u m y a (Kumyer) kalesi tarafından &nbsp;korunmaktadır.Bu kalenin çokgen bloklardan oluşan duvar işçiliği mükemmeldir..Kapısı hala ayaktadır.(Foto ) &nbsp;"<br />
"...Bu kalenin güneyinde .P a l a m u t &nbsp;ve B a d e m &nbsp;ağaçları ile &nbsp;bezeli &nbsp;verimli bir vadi &nbsp; denize kadar uzanır. (Palamut bükü )<br />
Bak şimdi...<br />
Çocukluğumuzun Knidos'unu anlatacağız derken &nbsp;laf lafı açtı..Konuyu nerelere getirdik..<br />
Datçada zaman sınırsız..Knidos'ta sınırsız..Anlatacak daha çok ama çok şey var. Başımızı soktuk bir kere.<br />
Bakalım işin içinden nasıl çıkacağız &nbsp;...?<br />
*Kaynak &nbsp; ;&nbsp;<br />
History &nbsp;of &nbsp;discoveries at Halicarnasus ,K n i d u s &nbsp; ect.<br />
-Sir &nbsp;Charles &nbsp;Newton-<br />
(sürecek )</p>

<p>15-04-2026 &nbsp;Y.Ziya Özalp</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 16:38:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
