1908 – 1914 KANDİNSKY'NİN “DEHA DÖNEMİ” VE AVRUPA'DA TOPLUMSAL - POLİTİK OLAYLAR
15 Mart 2022, Salı 12:22Bu dönemde, sanayileşmiş ülkeler statükolarını ve uluslararası düzeydeki ekonomik ilişkilerini korumakta iken bu süreci henüz tamamlayamamış olanlar, varlıklarını dünya sahnesinde bin bir zorlukla kabul ettirmeye çalışmaktadırlar. Avrupa güçleri, sömürgeci politikalar benimseyerek hakimiyetlerini dünyanın yeni bölgelerine taşımıştır. Bu sırada Avrupa kıtasında, Balkan ulusları arasında savaş sürmektedir. Sosyalizm ve Komünizm' in yükselişi, feminist hareketle birleşerek, toplumun özünü eleştiren soruların ortaya atılmasına yol açar. Eskiden beri doğru kabul edilen tezler çürütülür; bunların yerini bilim adamlarının, filozofların ve psikologların ilerici kuramları alır. Albert Einstein'ın madde ve enerjinin doğasına ilişkin buluşları ile Sigmund Freud'un bilinçaltı kuramı, geleneksel düşünceleri yerle bir eder. İlkel içgüdünün hayatımızdaki rolü yeniden değerlendirilir, zihnin ve ruhun “gerçekliği” keşfedilir. Bilginin göreliliği artık kabul edilmiştir. Bu dönemin bilimsel başarıları arasında Verdi'nin Ernani operasının kaydedilmesi, Wright kardeşlerin motorlu uçuşu gerçekleştirmesi, Sempione demiryolu tünelinin hizmete girmesi, sanayileşmiş ülkelerde demir ve çelik fabrikalarının kurulması sayılabilir. Tour de France (Fransa Turu) bisiklet yarışı ve Milano-San Remo rallisi de dönemin “ilk” lerindendir. XIX. yüzyılın sonunda kurulmuş olan otomobil endüstrisi gelişimini hızla sürdürmektedir. Sanat alanında ise, avangart hareketler XX. yüzyılın ilk yıllarından itibaren kendini göstermeye başlar. Genç sanatçılardan oluşan avangart topluluklar yeni değerleri cesurca kucaklamışlar, esin kaynaklarını batılı olmayan kültürlerde bulmuşlardır. Kandinsky'nin “deha dönemi” olarak adlandırılan yıllar, diğer Rusların da dünya çapında yükselişine tanık olur. Bunlar arasında, tıpta Nobel ödülüne layık görülen Ivan Pavlov ile, Ballets Russes'i Paris'e götürerek büyük beğeni ve alkış toplayan Sergey Diaghilev de vardır. Filozof Henri Bergson, Yaratıcı Tekâmülde evrimin kişiyi daha ileri derecede bireyselliğe ve derinliğe yönelten bir itici güç olarak tanımlanması gerektiğini söyler; bu gücü élan vital “hayat gücü” olarak nitelendirir.
20 Wassily Kandinsky, a.g.y., s.206. 22 Dönemin ünlü sanat düşünürü Wilhelm Worringer Abstraktion und Einfühlung “Soyutlama ve Özdeşleyim”inde şöyle demektedir: “Sanatsal dürtünün, doğayı yeniden yaratmakla bir ilgisi yoktur. Bu dürtünün hedefi saf soyuttur. Bütün kültür mirasımızın Aristocu kavramlara köle gibi bağlı kalması yüzünden estetiğimizin de bir türlü kurtulamamış olduğu o harcıalem yansılıma kuramları, her sanat üretiminin çıkış noktası ve amacı olan asıl ruhsal değerler karşısında ne yazık ki gözlerimizi bağlamış.”21 Worringer'e göre, sanatı bütün kapsamıyla içine alan ve her tür maddeci yorumu aşarak, ister Maorilerin ağaç oymalarında olsun, ister karşımıza ilk çıkan Asur kabartmasında olsun, bütün yaratı ürünlerinde belgelenen daha yüksek bir metafizik vardır. Bu metafizik anlayış ise, sanat yaratımının insan ile dış dünyanın yaratıldıkları günden beri içinde bulundukları ve gelecekte de bulunacakları büyük hesaplaşma sürecinin sürekli olarak kaydedilmesinden başka bir şey değildir. Worringer, sanatı şöyle tanımlamaktadır: “Sanat, kaynağı aynı sürecin içinde olan ve gerek din, gerek dünya-görüşünün evrimi olgusunu belirleyen ruhsal güçlerin sadece farklı bir dışavurum biçimidir.”22 Worringer'in sanat tanımı, çalışmamızın özünü oluşturan Kandinsky'nin en önemli yapıtı, renkle ve biçimle ilgili felsefi araştırmalarının önemli bir evresini belgeleyen, aynı zamanda kuramsal düşünce ve görüşlerinin derlemesi olan Sanatta Tinsellik Üzerine adlı kitabının filizlenmesi için gereken zemini hazırlar. Marcel Duchamp “Merdivenden İnen Nü” adlı yapıtını 1913'te New York'ta sergileyerek Amerikan toplumunu ve gelenekçi eleştirmenleri hayretler içinde bırakır. Soyut anlayış, hareket ve durağan analiz, bu tabloda bir araya gelmektedir. Bu dönem Kandinsky için son derece önemli sayılabilir. Yapıtları artık Matisse, Boccioni ve Picasso gibi ressamlarınki kadar ilgi çekmekte, sergi ve yazılarında çağdaşlarına yönelttiği eleştirilerle öne çıkmaktadır.
Okunma Sayısı: 1698
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.