26-06-2015 ŞEBNEM DOĞAN

     Öz­le­di­ği­ni his­set­tir, bir kaç gör­me­miş­ti. İçi sı­kın­tı­lı, si­ne­si dardı. Aradı bir kaç kez açan ol­ma­dı, te­li­ni. Mesaj attı üst üstte cevap gel­me­di. Tuhaf, dostu hemen açar, hemen ya­zar­dı. Te­laş­la dı­şa­rı çıktı. Evine gidip ka­pı­sı­nı çaldı içe­ri­den te­le­viz­yon se­si­ni du­yu­yor­du ka­pı­yı uzun uzun çaldı açan ol­ma­dı. 
     
     Ba­şı­na bir şey gel­miş­tir diye en­di­şe­le­nip yanan yü­re­ği, başka bir acıy­la doldu. Dostu onu gör­mek is­te­mi­yor­du. Ha­ta­sı­nı söy­le­yip dü­zelt­me şansı bile ver­me­den sil­miş­ti onu. Ya­şa­dık­la­rı­nı ge­çi­rir­ken ak­lın­dan ya­na­ğın­dan sü­zü­len­le­ri si­li­yor­du yavaş yavaş.
 
     Kabuk bağ­lı­yor yü­rek­le­ri­miz ya­ra­lan­dı­ğı yer­ler­den. Ku­ru­yor, bü­kü­lü­yor, ka­tı­la­şı­yor. Üs­te­lik so­kak­ta­ki in­san­dan değil kıy­met ver­dik­le­ri­miz­den. Sev­dik­le­ri­miz­den. Ate­şin yak­tı­kığ­nı, bı­ça­ğın kes­ti­ği­ni so­ğu­ğun üşüt­tü­ğü­nü, bi­be­ri düş­me­yi öğ­re­ni­yo­ruz, kü­çük­ken. Kö­pek­ten, ke­di­den, kuş­tan, bö­cek­ten sa­kı­nı­yo­ruz bü­yü­me­den, teh­li­ke­yi kok­la­ya­cak kaç­ma­yı, en­di­şe­len­me­yi, sa­vun­ma­yı bi­li­yo­ruz. 

     Peki neden in­sa­nın za­ra­rın­dan ko­run­ma­yı öğ­ren­mi­yo­ruz. Bu tec­rü­be tek ki­şi­lik. Sı­fır­dan baş­lı­yo­ruz her in­san­da. Melek diye he­ves­le­ne­rek, ilahi lütuf sa­yı­yo­ruz. Sonra yavaş yavaş gör­me­ye baş­lı­yo­ruz insan ol­du­ğu­nu, ku­sur­la­rı­nı, hiss­le­ri­ni, baş­ka­lık­la­rı­nı ümit ve mu­hab­bet­le ya­nıl­ma­yı di­le­yip "ama ben se­vi­yo­rum onu" li­man­da çe­ki­yo­ruz, ümit tek­ne­mi­zi zaman yuta yuta bi­ti­ri­yor se­vinç­le­ri ve yine fi­yas­ko. 
 
     Sebep hazır "insan işte çiğ süt emmiş" bizim hiç ka­ba­ha­ti­miz yok. Oysa kendi cel­la­dı­mı­zı, ken­di­miz ye­tiş­ti­ri­yo­ruz. 

     Önce ka­nat­lar takıp ru­hu­muz­da uç­ma­sı­na izin ve­ri­yo­ruz. Yet­mi­yor, se­vinç­le­ri­mi­ze ışık kabul edi­yo­ruz. Kendi bı­ça­ğı­mı­zı, ken­di­miz bi­ley­li­yo­ruz. Işıl ışıl olana kadar, ma­na­lar ma­na­lar yük­lü­yo­ruz. Gön­lü­müz­de yer verip zeh­ri­mi­zi bes­li­yo­ruz. Isısı güneş nemi için yağ­mur olu­yo­ruz. Biz ne kadar çok emek ve­rir­sek, için­de­ki çiğ süt o kadar çabuk ek­şi­yor. İnsan bu bo­zu­ğu hiç çe­kil­mi­yor.

     Mec­bu­ruz bir ba­kı­ma yal­nız ya­şan­mı­yor hayat. yü­re­ği­miz­de fış­kı­ran bir sevgi, da­ğı­lan hoş­gö­rü sı­nır­sız iyi niyet, efil efil ümit rüz­gar­la­rı var. Şar­jı­mız diğer yü­rek­ler­den. Se­ve­rek bes­le­ni­yor ruh­la­rı­mız. Gü­ve­ne­rek güç­le­ni­yor. Öy­ley­se sorun nedir. Ara­la­rın­da bir hata ya­pı­yor ol­ma­lı­yız. Hep kö­tü­le­ri, ham­la­rı, çiğ­le­ri düş­mü­yor her halde bize. 

     Ge­le­ni, mas­ke­si ve kos­tü­mü ne olur­sa olsun, evi­rip çe­vi­rip için­de­ki gizli za­rar­la­rı or­ta­ya çı­ka­rı­yo­ruz. Pi­si­ler­den aslan, kuş­lar­dan kar­tal, kö­püş­ler­den kurt­lar fış­kır­tı­yo­ruz. Ge­rek­siz il­gi-ala­ka,gazla kıy­met ve­re­rek. Kıy­me­ti yoksa için­de, hemen ça­mur­la­şı­yor. 
     
     Çöm­le­ği de­fa­lar­ca pi­şir­me­nin se­be­bi­de bu işte, ça­mur­laş­ma­sı­nı en­gel­le­mek sür­me­dik at, düş­me­dik yiğit olmaz, sil­ki­nip kal­ka­bil­mek ma­ha­ret­tir. Ye­ni­den ümit­le sa­rı­lı­yor yürek. Eski de­sen­le­ri, gönül du­var­la­rı­na tablo sa­ya­rak. 
Mümin aynı yer­den iki kere ısı­rıl­maz bu­yu­ru­lur efen­di­miz (sav) düşe kalka bü­yüt­sek de içi­miz­de­ki ço­cu­ğu aynı yan­lı­şa düş­me­me­yi, aynı ya­nıl­gı­yı ya­şa­ma­ma­yı salık ve­ri­yor.
 
     İlk ba­kış­ta zarar etmiş gibi gö­rü­nür insan ancak asla kay­bet­me­ye­ce­ği ni­met­tir ka­zan­dı­ğı tec­rü­be. Her şey kay­bo­lur gider ama tec­rü­be­ler hep bizde kalır. Son­ra­ki ha­ya­tı­mı­zı net gös­te­ren, par­lak göz­lük cam­la­rı gi­bi­dir.

     Ağaç­ta meyve ver­me­den önce çiçek açı­yor boynu bü­kü­lüp dö­kü­len çi­çe­ğin hemen di­bin­den mey­ve­si püs­lü­yor. Tec­rü­be mey­ve­ler­de ümit ve se­vinç çi­çek­le­ri dö­kü­lün­ce çı­kı­yor. Acıt­sa­da kalan öm­rü­müz­de tatlı mey­ve­ler bı­ra­kı­yor. 
Her ya­nıl­gı­da biraz daha ka­lın­la­şı­yor, uçu­şan gönül tül­le­ri kı­pır­da­maz olu­yor. Bir tatlı te­bes­süm­le eri­yen kalp, ayak­la­rı­na se­ri­len yü­rek­le­re, basıp ge­çi­yor. Birer büyük madl­ya ha­zır­la­ma­lı, yo­ğur­du üf­le­ye­rek ye­dir­ten dost­la­ra he­di­ye etmek için.

     Tec­rü­be pa­ha­lı bir nimet. Be­de­li peşin öde­nen. Et­ki­li acı bir re­çe­te he­pi­mi­ze. Gön­lün kaç ya­nıl­ma hakkı var­dır. Limit ne zaman dolar. Daha kaç kerte ha­va­la­nır se­vinç ba­lo­nu ve ne­re­de ça­kı­lır yere. Hayat bu. Böyle devam eder dev­ran, son ne­fe­se kadar ıda­ki­ki dost­la­rı ta­bu­tun için­den gö­re­ce­ğiz. Ne yazık ki kal­kıp sa­rıl­ma şan­sı­mız ol­ma­ya­cak.Çü­rü­ğü­nü, çi­ği­ni ayırt et­me­ye yo­rul­ma­ya­lım. 
     
     Gön­lü­müz­de his­set­tik­le­ri­mi­ze bol bol sa­rı­la­lım.


Bu yazı 4855 defa okunmuştur.



ŞEBNEM DOĞAN Diğer Yazıları
Çok Okunan Haberler
Köşe Yazarları
Anketimize Katılın

Web sitemize nasıl ulaştınız?

Reklam
Tavsiye
Arama Motorları
Diğer