23-02-2018 Savaş Ünlü

Fakir Bay­kurt'a ki­ta­bı­mı im­za­la­yıp ver­dim. - Bol bol yazın. Bu ül­ke­de nice güzel ya­zar­lar var, daha da çı­ka­cak­tır. Kal­dı­ğı­mız yer­den siz sür­dü­rün, söz­le­ri şimdi bile ku­lak­la­rım­da.Acı­pa­yam so­kak­la­rın­da Fakir Bay­kurt'la ge­zi­yo­ruz. Sınıf ar­ka­da­şı Hü­se­yin bey de ya­nı­mız­da. Bur­dur'da öğ­ret­men­lik yap­mış. Emek­li olmuş. Zaman zaman geç­mi­şe dalıp öğ­ren­ci­lik yıl­la­rı­nı an­la­tı­yor­lar. Ya­şa­dık­la­rı komik olay­la­ra yıl­lar sonra da gü­le­bil­yo­ruz. Öğ­le­yin yemek za­ma­nı. Bir lo­kan­ta­ya gi­ri­yo­ruz. Güveç yi­ye­lim, diyor Fakir Bay­kurt. Bir bil­diğ var ki güveç is­ti­yor. Biz­ler de aynı ye­mek­ten is­ti­yo­ruz. Ül­ke­min ye­mek­le­ri­nin bile tadı bile bir başka, hiç­bir ül­ke­de bu tadı bu­la­maz­sı­nız, diyor. Ye­mek­ten sonra bal gibi ka­vun­lar ge­li­yor. Üstad, Al­man­ya'da bu ka­vun­la­rın ta­dı­nın nasıl da bur­nun­da tüt­tü­ğü­nü uzun uzun an­la­tı­yor. Acı­pa­yam Şen­lik­le­ri­nin ger­çek adı kavun fes­ti­va­liy­miş. Bir­kaç yıl­dır buna kül­tür ek­len­miş.
Ye­mek­ten sonra yine da­lı­yo­ruz so­kak­la­ra. Ge­zer­ken an­lat­tık­la­rın­dan bir şeyi çok iyi an­lı­yo­rum. Ül­ke­si­ni bu denli seven bi­ri­ne az rast­la­dım. Sev­me­se o ya­pıt­lar or­ta­ya çıkar mıydı hiç?Halk­la iç içe. Sırça sa­ray­lar­da ya­şa­ma­mış, hep on­lar­la bir­lik­te olmuş, soluk alıp ver­miş. Köy kö­ken­li ol­mak­tan gurur du­yu­yor. Köy Ens­ti­tü­le­rin­de ye­tiş­miş. Ki­tap­la­rın­da o yıl­la­rı çok iyi *an­la­tır. Birer bel­ge­dir, o yı­la­rın ta­nı­ğı­dır hepsi de. Fakir Bay­kurt'un ta­nım­sız bir sı­cak­lı­ğı var. Ege sı­ca­ğıy­la ya­rı­şır gibi. Yap­ma­cık­sız, ya­lan­sız bir sı­cak­lık. Ol­du­ğu gibi. Yolda yü­rür­ken ken­di­siy­le ko­nu­şan­lar­la kırk yıl­lık dost sanki. İnsa­nı­na, hal­kı­na ya­ban­cı değil. İnsa­nı­na bu denli yakın ol­du­ğun­dan, yok edil­me­si ge­re­ken biri ola­rak gö­rü­lü­yor­du bazı mih­rak­lar­ca. Onu üstün kılan ni­te­lik­ler ne­ler­di? Fakir Bay­kurt, insan hak­la­rı­na say­gı­lıy­dı. Kör inanç­la­rın kar­şı­sın­da bir ka­ley­di.Öz­gür­lük ve ba­ğım­sız­lık­tan ya­nay­dı. Bil­gi­siz­li­ğe, boş inanç­la­ra düş­man­dı. Dini inanç­la­rı sö­mü­ren­le­re kar­şıy­dı.
Ül­ke­si­ni bu denli seven bir ay­dı­na vatan haini sı­fa­tı ya­kış­tı­rıl­mış­tı. 12 Mart, 12 Eylül ül­ke­yi çok geri gö­tür­dü. Bunun acı­sı­nı ge­lecek ku­şak­lar çe­kecek. 12 Eylül'ün iz­le­ri­ni top­lum­dan uzun yıl­lar sil­mek kolay ol­ma­ya­cak, diyor. Yolda yü­rür­ken ki­tap­la­rı el­le­rin­de in­san­lar. İmza is­ti­yor­lar. Ayak üstü imza kolay değil, yazım bozuk olur­sa ba­ğış­la­yın, diyor. Hü­se­yin ho­ca­ya, masa sen ola­cak­sın, başka ça­re­si yok, diyor. Hü­se­yin hoca eği­li­yor. Fakir Bay­kurt da ki­tap­la­rı­nı im­za­lı­yor. İki­si­nin de yü­zün­den mü­zip­lik akı­yor. Yıl­lar ön­ce­si­ne dö­nü­yor ikisi de belki de. İki ya­ra­maz çocuk. Köy­den çıkıp gel­miş­ler, “efen­di­lik sa­va­şı” için ge­ce­le­ri­ni gün­düz­le­ri­ne ka­tı­yor­lar...Ka­çı­rıl­ma­ya­cak ka­re­ler ya­ka­lı­yo­rum. Ya­şa­mım­da idol ola­rak ka­bul­len­di­ği­miz bir ya­za­rın, eği­tim­ci­nin, sen­di­ka­cı­nın bu poz­la­rı kaç­ma­ma­lı. Ben hiç­bir zaman “ Fakir Bay­kurt'u Çok Sev­miş­tim.” der­ken kul­lan­ma­ya­ca­ğım bu poz­la­rı. Evi­min, gön­lü­mün en güzel kö­şe­sin­de sak­la­ya­ca­ğım.İlçe­nin pa­za­rı­na gi­di­yo­ruz. Fakir Bay­kurt ile ora­la­rı do­laş­mak başka bir zevk, bir başka gü­zel­lik...Bu in­sa­na reva gö­rül­dü tüm kö­tü­lük­ler. Sü­rek­li ezil­me­ye ça­lı­şıl­dı. Sal­dı­rı­la­ra uğ­ra­dı, sür­gün­ler yedi. Ce­za­ev­le­rin­de çile dol­dur­du. Onun öte­sin­de çok sev­di­ği yur­dun­dan uzak­ta ya­şa­mak zo­run­da bı­ra­kıl­dı. Dü­şü­nü­yo­rum da ne çok yan­lış ya­pıl­mış. On­la­rın canı gibi sev­dik­le­ri yurt­la­rı­nın nice de­ğer­le­ri, ya­ban­cı­la­ra, ya­ban­cı iş­bir­lik­çi­le­re sa­tı­lır­ken, Fakir Bay­kurt'a karşı çı­kan­lar niçin su­su­yor­lar. İşte o zaman, Fa­kir­ler daha bir, daha bir bü­yü­yor gö­zü­müz­de, gön­lü­müz­de. Fakir Bay­kurt, bazı köy ens­ti­tü­lü ya­zar­la­ra ya­kış­tı­rı­lan' onlar köyde kaldı' ka­ra­la­ma­la­rı­na da bir to­kat­tır. Ka­fa­sıy­la, yü­re­ğiy­le o köyde kal­ma­dı. Ya­pıt­la­rı köy­den kente göç etti. İlk ro­ma­nın­da­ki Iraz­ca'nın to­ru­nu Ahmet'in kente ge­li­şi Kara Ahmet Des­ta­nı'yla an­la­tıl­mış­tır.Ya­şa­dı­ğı çev­re­de­ki in­san­la­rın so­run­la­rı­na du­yar­sız kal­ma­mış. So­run­la­rı­nı iş­le­miş­tir. Gece Var­di­ya­sı, Barış Çö­re­ği, Yük­sek Fı­rın­lar, Koca Ren, Du­is­burg Treni, Al­man­ya ve orada ya­sa­yan in­san­la­rı­mı­zı an­la­tan ki­tap­la­rı­dır. Bu ya­pıt­la­rı çok iyi ta­nı­dı­ğı Ana­do­lu in­sa­nı­nın yurt dı­şın­da­ki iliş­ki­le­ri­nin, öz­lem­le­ri­nin bir bel­ge­si­dir.


Bu yazı 5442 defa okunmuştur.



Savaş Ünlü Diğer Yazıları
Çok Okunan Haberler
Köşe Yazarları
Anketimize Katılın

Web sitemize nasıl ulaştınız?

Reklam
Tavsiye
Arama Motorları
Diğer