06-12-2019 RUMUZ - SENSİZ OLMAZ

Genç bir bayan hala ha­va­la­rın güzel git­ti­ği bir kış günü, bir Pazar günü sahil ka­sa­ba­la­rın­dan bi­rin­de ge­zi­yor. Ne ya­pa­ca­ğı ko­nu­sun­da pek bir planı yok. Amaç­sız bir şe­kil­de do­laş­mak­tan sı­kı­lıp sa­hil­de sa­hi­bi­ni ta­nı­dı­ğı bir res­to­ran­da otu­ru­yor. Zaten o ka­sa­ba­da onun ta­nı­ma­dı­ğı, ya da ter­si­ne onu ta­nı­ma­yan yok gibi. Amacı sa­de­ce biraz otu­rup bir çay içip, et­ra­fa ba­kı­nıp orada da biraz zaman ge­çir­mek. Çay fas­lın­dan sonra kal­kıp evine git­mek ni­ye­tin­de iken kar­nı­nın acık­tı­ğı­nı his­se­di­yor, bu­ra­da bir ­şey di­ye­yim diyor. Res­to­ra­nın ta­nı­dı­ğı bayan sa­hi­bi­ne „ab­la­cım bana bir balık ha­zır­lar­ mı­sın diyor“. Nefis bir şe­kil­de ha­zır­lan­mış, ya­nın­da ro­ka­sı falan olan balık ta­ba­ğı ge­lin­ce de afi­yet­le ye­me­ğe baş­lı­yor. Bayan güzel olun­ca zaten onu ta­nı­yan ta­nı­ma­yan her­ke­sin dik­ka­ti­ni çe­ki­yor. O ye­me­ği­ni yer­ken o res­to­ra­nın müda­vi­mi bir bey de oraya doğru ge­li­yor. Res­to­ran sa­hi­bi, yani onun ab­la­cım diye hitap ettiği bayan o beyi daha uzak­tan gör­dü­ğün­de yemek yiyen ba­ya­nın ya­nı­na gelip „bak şu gelen bey de senin mes­lek­da­şın sa­yı­lır“ der­ken, oraya yak­laş­mak­ta olan bey de bunu du­yu­yor, fır­sat bu fır­sat deyip, „ Mer­ha­ba Ser­tap hanım ben Hasan, ben sizin hak­kı­nız­da çok şey duy­dum, as­lın­da sizin de beni uzak­tan ta­nı­dı­ğı­nı­zı tah­min edi­yo­rum“ deyip, nasıl olsa o res­to­ra­nın da mü­da­vi­mi ya, sor­ma­ğa bile gerek gör­me­den o ba­ya­nın ma­sa­sı­na otu­ru­yor, eee güzel bir ba­yan­la bir­lik­te otur­ma fır­sa­tı­nı ka­çı­rır mı hiç. Bu güzel bayan, yani Ser­tap hanım, se­ve­cen­li­ği, güler yüz­lü­lü­ğü ile ta­nı­nan, öyle hiç ta­nı­ma­dı­ğı halde ya­nı­na ya­na­şan­la­ra bile ters dav­ran­ma­yan melek ruhlu, iyi ni­yet­li biri. Bu defa da et­raf­ta bir sürü boş masa var­ken lop diye kar­şı­sı­na otu­ran Hasan beye de karşı çık­mı­yor. Hasan bey, „ben de si­zin­le bir çay içe­yim, aynı mes­lek­te­niz biraz laf­la­şı­rız“ diyor ama ni­ye­ti başka. „Aaa ne güzel balık yi­yor­su­nuz benim de canım çekti“ deyip o da ta­nı­dı­ğı res­to­ran sa­hi­bi ba­yan­dan balık ıs­mar­lı­yor. ya­nın­da da ra­kı­lar. Hasan beyin te­sa­düf gibi bir ha­vay­la fır­sat ya­ra­tıp otur­du­ğu mes­lek­da­şı­nın ma­sa­sı, so­nun­da balık ve rakı keyfi, li­man­da de­ni­ze ve tek­ne­le­re karşı güzel bir man­za­ra­nın da et­ki­siy­le ro­man­tik ve sa­at­ler süren bir or­ta­ma dö­nü­şü­yor. Üs­tü­ne birer de şe­ker­siz Türk kah­ve­si der­ken, güya mes­lek­taş ol­ma­la­rı­nın ana konu ol­du­ğu soh­bet ko­nu­dan ko­nu­ya at­lı­yor. Bu arada Ser­tap ha­nı­mın çok uzak­lar­da otu­ran, bir fır­sat­ta ta­nış­tık­tan sonra sa­de­ce What­sapp'la ha­ber­leş­ti­ği, ama Ser­tap ha­nı­mın gü­zel­li­ğin­den, se­ve­cen­li­ğin­den, işin­de­ki ba­şa­rı­sın­dan et­ki­len­diğì için ar­ka­daş­lık et­ti­ği bir başka bey de te­sa­dü­fen Ser­tap ha­nı­ma mesaj gön­de­rip, ne yap­tı­ğı­nı so­ru­yor. İyi ni­yet­li Ser­tap hanım da „balık yi­yo­rum“ diye cevap yazıp, balık ta­bak­la­rı ile do­nan­mış ma­sa­nın bir fo­toğ­ra­fı­nı çekip gön­de­ri­yor. Kar­şılıklı iki tabak olan do­nan­mış ma­sa­nın fo­toğ­ra­fı­nı gören kıs­kanç huylu ar­ka­da­şı „ki­min­le yemek yi­yor­sun?“ diye mesaj gön­de­rin­ce Ser­tap hanım da onu daha da kıs­kan­dır­mak için „yeni ta­nış­tı­ğım bir beyle“ diye cevap ya­zı­yor.
Hasan beyin Ser­tap ha­nım­la akşam ye­me­ği orada bit­mi­yor, hava güzel, içi­len ra­kı­lar da or­ta­mı ra­hat­laş­tır­mış ya Ser­tap ha­nı­ma „gelin şu sa­hil­de bir­lik­te yü­rü­ye­lim, dal­ga­la­rı sey­re­de­lim“ diyor. As­lın­da olum­lu bir cevap bek­le­mi­yor­ken Ser­tap ha­nı­mın hiç de iti­raz et­me­me­si key­fi­ne keyif ka­tı­yor. Çok güzel bir ba­yan­la li­man­da de­ni­ze ba­ka­rak yemek, şimdi de ka­ran­lık­ta sa­de­ce tek­ne­le­rin de­ni­ze düş­müş ışık­la­rı­nın çok az ay­dın­lat­tı­ğı sa­hil­de bir­lik­te ro­man­tik bir yü­rü­yüş. Hasan bey için­den „ba­şı­ma talih kuşu kondu, bun­dan sonra da gel yine biraz mes­lek­ten ko­nu­şa­lım diye sık sık davet ede­rim“ diye dü­şü­nü­yor. Ama o gece o uzak­ta olup da sa­de­ce What­sapp ile Ser­tap ha­nım­la ha­ber­le­şe­bi­len kıs­kanç ar­ka­da­şı bu sahil yü­rü­yü­şün­den de haber alın­ca cin­le­ri te­pe­si­ne çı­kı­yor ve Ser­tap hanım ile ya­zış­ma­la­rı ta­ma­men, aşa­ğı­da­ki gibi, başka bir ha­va­ya dö­nü­şü­yor. O uzak­lar­da­ki ar­ka­şın adı da Kaya.
Kaya Ser­tap'a şöyle ya­zı­yor: Ser­tap sen yan­gı­na kö­rük­le gi­di­yor­sun. Ser­tap (biraz da inat ya): Ser­çe­den kor­kan darı ekmez Kaya: Işi orada bi­tir­din Ser­tap: Dert­siz baş olmaz Kaya: Yo­ğur­dum ek­şi­dir deyen olmaz Ser­tap: Na­lın­cı ke­se­ri gibi hep ken­di­ne yon­tu­yor­sun Kaya: Sana ve­re­yim bir öğüt, ununu elin­le öğüt Ser­tap (yine inat): Pi­lâv­dan dö­ne­nin ka­şı­ğı kı­rıl­sın Kaya: Şah­ken şah­baz oldun Ser­tap: Bir pire için yor­gan ya­kıl­maz Kaya Kaya: Senin yap­tı­ğın de­ni­zi geçip çayda bo­ğul­mak Ser­tap: Yapma Kaya, kılıç ya­ra­sı iyi­le­şir, dil ya­ra­sı iyi­leş­mez Kaya: Çir­ke­fe taş atma üze­ri­ne sıç­rar Ser­tap: De­ve­den büyük fil var Kaya: Yan­gı­na kö­rük­le git­me­ğe devam etme lüt­fen Ser­tap.
Ser­tap: "... doğ­ru­su, yan­lı­şı, ağ­rı­sı, san­cı­sı, ne varsa ya­şa­na­cak ..." Kaya: "... içim­de yıl­gın rüz­gar­la­rın ayak ses­le­ri ..." Kaya ve Ser­tap'ın bu ya­zış­ma­la­rı uzak­ta olup bir­bi­ri ile ancak What­sapp ile ha­ber­le­şen iki in­sa­nın pla­to­nik aşkı. Genç Sertap, Kaya'yı kıs­kan­dır­mak ve aşk­la­rı­nı kö­rük­le­mek is­ti­yor. Kıs­kanç Kaya ise Ser­tap'sız ya­pa­ma­ma­nın duy­gu­sal­lı­ğı­nı ya­şı­yor. As­lın­da bu ya­zım­da­ki ana ama­cım Tük­çe­mi­zin ne kadar zen­gin ol­du­ğu­nu ve çok an­lam­lı belki de yüz­ler­ce de­yim­ler, ata­söz­le­ri kul­lan­dı­ğı­mı­zı, bun­la­rın ba­zı­la­rı­nı da Ser­tap ve Kaya'nın pla­to­nik, ateş­li ya­zış­ma­la­rın­da kul­la­na­rak siz­le­re böyle an­lat­mak is­te­dim. As­lın­da o iki aşık uzun uzun cüm­le­ler­le his­le­ri­ni ve dert­le­ri­ni belki yine de an­la­ta­ma­ya­cak­ken, bu de­yim­ler­le ya da ata­söz­le­rin­le, kısa cüm­le­ler kul­la­na­rak ne kadar güzel ve söy­le­mek is­te­dik­le­ri­ni tam ta­mı­na an­la­ta­bi­li­yor­lar değil mi, hani cuk
otur­du den­di­ği gibi? Tabii alı­şıl­mış bir ko­nuş­ma tarzı değil böyle sa­de­ce, yüzde yüz, deyim ve ata­söz­le­ri kul­lan­mak. Nor­mal bir ko­nuş­ma­da bir ya da iki tane kul­la­nır bir insan. Bir de in­sa­nın di­lin­den dü­şü­re­me­di­ği bazı şarkı söz­le­ri de çok uya­bi­lir ifade edil­mek is­te­nen ko­nu­ya. Bunun bir ör­ne­ği­ni de Ser­tap ve Kaya'nın en son­da­ki cüm­le­le­rin­de ver­dim. Bilin ba­ka­lım bu söz­ler kimin hangi şar­kı­sın­dan? Deyim Nedir?
Ge­nel­lik­le ger­çek an­la­mın­dan az çok ayrı bir an­la­mı olan, ilgi çe­ki­ci bir an­la­tı­mı bu­lu­nan, ifa­de­yi daha zen­gin kılan, iki veya daha fazla ke­li­me­den mey­da­na gelen, ka­lıp­laş­mış söz top­lu­luk­la­rı­na "deyim (tabir)" denir.
Ata­sö­zü Nedir? Ata­la­rı­mı­zın uzun de­ne­me­le­re da­ya­nan yar­gı­la­rı­nı, tec­rü­be­le­ri­ni, bil­ge­ce dü­şün­ce ya da öğüt ola­rak ifade eden ve ka­lıp­laş­mış bi­çim­le­ri bu­lu­nan, halka mal olmuş, öğüt ve­ri­ci ni­te­lik­te söz­ler­dir.
Gelin şu kul­lan­dı­ğım de­yim­ler­le, ata­söz­le­ri­ne ve an­lam­la­rı­na da şöyle bir ba­ka­lım. Yan­gı­na kö­rük­le git­mek: [Deyim] – An­laş­maz­lı­ğı, ger­gin­li­ği, kar­ga­şa­lı­ğı ar­tı­rı­cı, her iki ta­ra­fı kış­kır­tı­cı söz ve dav­ra­nış­lar­da bu­lun­mak. Kötü dav­ra­nı­şı des­tek­le­mek, kuv­vet­len­dir­mek; kuv­vet­len­dir­mek için gay­ret gös­ter­mek. Şah­ken şah­baz olmak: [Ata­sö­zü] – Küçük bir za­ra­rı, küçük bir yan­lı­şı ön­le­mek için büyük za­ra­ra, büyük yan­lış­la­ra gir­mek. Zaten çok iyi de­ğil­ken bir se­bep­le daha da kötü olmak. Çir­ke­fe taş atma üze­ri­ne sıç­rar: [Ata­sö­zü] – Çev­re­le­rin­de kötü, edep­siz ta­nı­nan ki­şi­ler­le iliş­ki­ye gir­mek doğru de­ğil­dir. On­la­rın kö­tü­lük­le­rin­den büyük zarar gö­rü­le­bi­lir. Ter­bi­ye­siz, cahil ve gör­gü­süz ki­şi­le­rin tep­ki­si­ni çe­kecek işler yap­mak­tan sa­kın­ma­lı­dır. İt ürür, ker­van yürür: [Ata­sö­zü] – Doğru yolda olan güzel işler yapan kim­se­le­re sa­ta­şan­lar, on­la­rı yol­la­rın­dan geri çe­vir­mek, en­gel­le­mek is­te­yen­ler çı­ka­bi­lir. Bun­la­ra al­dır­ma­ma­lı­dır. İyi ve doğru yolda devam et­me­li­dir.
De­ni­zi geçip çayda bo­ğul­mak: [Deyim] – Çok büyük en­gel­le­ri or­ta­dan kal­dı­rıp işin so­nu­na gelip ba­şa­rı­ya yak­la­şıl­dı­ğı za­man­lar­da küçük bir en­ge­lin ba­şa­rı­yı or­ta­dan kal­dır­ma­sı. Pi­lâv­dan dö­ne­nin ka­şı­ğı kı­rıl­sın [Ata­sö­zü] – Kişi her olay­da kendi çı­ka­rı­nı gö­zet­me­li­dir. Bunun için de
elin­den gelen gay­re­ti so­nu­na kadar har­ca­ma­sı ge­rek­mek­te­dir. Yıl­ma­ma­lı­dır gay­ret gös­ter­me­li­dir.
Na­lın­cı ke­se­ri gibi hep ken­di­ne yont­mak: [Deyim] – Ha­re­ket­le­rin­de hep kendi çı­ka­rı­nı sağ­la­ya­cak şe­kil­de dav­ran­mak. Sana ve­re­yim bir öğüt, ununu elin­le öğüt: [Ata­sö­zü] – İnsan­lar kendi iş­le­ri­ni baş­ka­la­rı­na yap­tır­ma­ma­lı­dır­lar. Her­kes kendi işini kendi yap­ma­lı­dır ki ba­şa­rı­lı ola­bil­sin. Yo­ğur­dum ek­şi­dir deyen olmaz: [Ata­sö­zü] – Hiç kimse kendi ma­lı­nı kötü diye or­ta­ya koy­maz. Kendi dost­la­rı­nın kötü ol­du­ğu­nu kabul etmez. Kılıç ya­ra­sı iyi­le­şir, dil ya­ra­sı iyi­leş­mez: [Ata­sö­zü] – Kılıç ya­ra­sı ne kadar derin olur­sa olsun et­ki­li bir bakım ile iyi­le­şir. Ama kötü sözün içi­miz­de aç­tı­ğı ya­ra­yı iyi­leş­tir­me­ye imkân yok­tur. Çünkü dilin aç­tı­ğı yara doğ­ru­dan, en has­sas ye­ri­miz olan kal­bi­mi­zi et­ki­ler.
Dert­siz baş olmaz: [Ata­sö­zü] – Her­ke­sin kendi ça­pın­da bir sı­kın­tı­sı var­dır. Hiç kimse dert­siz de­ğil­dir. Yok­sul, zen­gin fark etmez. Ser­çe­den kor­kan darı ekmez: [Ata­sö­zü] – Her işin ken­di­ne göre zor­luk­la­rı var­dır. Bun­la­rı göze ala­ma­yan işe hiç baş­la­ma­ma­lı­dır. İş inada bin­mek: [Deyim] – İşin mut­lak su­ret­te ba­şa­rı­lı ol­ma­sı için, karşı olan­la­rı alt etmek için, bütün güç­le­ri en­gel­le­ri yen­me­ye gay­ret gös­ter­mek.

Ge­çen­ler­de, 23 Kasım ak­şa­mı Datça'nın pres­tij­li otel­le­rin­den biri olan Pe­ri­li Bay Re­sort Otel'de yan­gın çık­mış, üzücü bir haber de­ğil­mi? Ga­li­ba elekt­rik kon­ta­ğın­dan­mış. Allah'ın ya­rat­tık­tan sonra üze­ri­ne ağaç­lar, dağ­lar, vi­raj­lı yol­lar koyup sak­la­dı­ğı cen­net Datça'nın çok de­ği­şik ta­sa­rım­lı, en güzel otel­le­rin­den biri o. Bu ger­çek bir yan­gın, yani hani yan­gı­na kö­rük­le git­mek de­yi­miy­le hiç ala­ka­sı yok. İnşal­lah ne­de­ni bu­lu­nur ve hasar büyük ol­ma­mış­tır. Tabii ki bu yan­gı­na kö­rük­le gi­dil­sey­di yan­gın daha da bü­yür­dü, ama yan­gı­na it­fa­iye ile gi­dil­di­ği için önce kont­rol al­tı­na alın­mış, sonra da sön­dü­rül­müş çok şükür.

Ha­yat­ta özel­lik­le sev­dik­le­ri­niz­le, dost­la­rı­nız­la, ar­ka­daş­la­rı­nız­la ko­nu­şur­ken, her ne ne­den­le olsun, hatta on­la­ra çok kı­zı­yor bile ol­sa­nız, ne olur yan­gı­na kö­rük­le git­me­yin, hem on­la­rı ve so­nun­da da ken­di­ni­zi çok üz­dü­ğü­nü­zü er ve geç an­la­yıp piş­man ol­ma­nız ka­çıl­maz olur büyük ola­sı­lık­la. 30.11.2019


Bu yazı 967 defa okunmuştur.



RUMUZ - SENSİZ OLMAZ Diğer Yazıları
Çok Okunan Haberler
Köşe Yazarları
Anketimize Katılın

Web sitemize nasıl ulaştınız?

Reklam
Tavsiye
Arama Motorları
Diğer