14-04-2020 RUMUZ - SENSİZ OLMAZ

Aldım elime kalemimi ve birkaç hafta aradan sonra köşem için yine yazmağa gayret ediyorum . Yazabileceğim hem öyle çok şey var, hem de hiçbirşey yok. Neler mi var? Sırf Korona konusunu ele alsam bu gazetenin sayfaları yetmez. Ama niye hiçbirşey yok derseniz, yok tabii çünkü şu günlerde yaşadığım hayat belirsiz, anlamını açıklayamadığım, ne olacağını kestiremediğim bir hayat. Ne yazdığımın da anlamı yok belki de o yüzden. Her yayın ķanalı ya da haberleşme sistemi, yani televizyon, radyo, gazete, telefon, whatsapp, facebook, ..., hepsinde günün 24 saati bir çoğunu takip edemeyeceğim kadar çok korona haberi, yazılar, videolar, klipler, fotoğraflarla dolu. Kimi doğru, kimi yanlış, kimi ciddi, kimi gırgır, kimi belden aşağı, kimi rezil. Bir çoğu oradan buradan tekrar tekrar geliyor. Artık fazla geldiği ve sıkıntı verdiği için bazen doğru olanı dinlemiyor, okumuyor, ya da siliyorum. Bazen de işe yaramaz, uydurma, hayal ürünü olanın işe yaramadığını ancak sonunda anlıyorum. Farklı ülkelerdeki korona durumları, oralarda alınan önlemler, hangisi iyi, hangisi yanlış ya da başarısız gibi konular da dahil. Hani bir çok insan da evde kal sloganları ile evde ya, ya da sokakta aramızda 1,5 metre falan gibi belli mesafe ile dolaşabileceğiz ya, ya da 31 büyük şehirde 65 yaşı üstü ve 20 yaş altı sokağa çıkma yasakları sonunda ya sıkıntıdan, ya da bol zamanı olmaktan ortaya çıkan yaratıcılıklar da izliyoruz . Kimisi bilgi veren, kimisi komik, kimisi ilginç, kimisi saygısız, kimisi rezil klipler falan da. Sadece bir tane hoşuma gideni yazayım. Bir video klipte iki adamın karşılıklı ve birbirine çok yakın dans ettiğini seyrediyorsunuz. Meğer adam ayna karşısında dans ediyormuş, yani yanlız. Siz de sonunda bu safhaya geldiniz mi sorusu ile bitiyor klip.
Nereden nereye geldik bu korona konusunda. Olumlu sonuçlar da olmadı değil ister istemez, Hani hep fırsat bulamadığınız aile fertleri olarak daha çok birlikte olmaya, yakınlarımızı telefon veya Whatsapp ile daha sık aramaya, yağlı boya resim yapmaya, roman okumaya, tamir gereken birşeyleri tamir etmeye zamanımızın olması gibi.
Bu çok zor ortamda çok zor koşullarda çalışanlar, çalışmak zorunda olanlar var. Sağlık personeli, yani doktorlar, hasta bakıcılar ve diğer sağlık görevlileri, hem gece gündüz yorgun, uykusuz, hem onlar için de daha fazla korona tehlikeli ortamlarda, hem de hastahanelerde ve yaşlı bakım evlerinde insani yönden dayanılmaz şeyleri yaşadıkları, gördükleri ortamlarda inanılmaz özveri ile çalışıyorlar. Her ülkede onlara olan şükranlarını insanlar her şekilde, yani yayın organlarında hatta bir çok akşamlar balkonlarından pencerelerinden alkışlarıyla
belirttiler. Tabii canla başla çalışan başkaları da var. Yanlız şunu unutmayalım. Çalışan, çalışma mecburiyetinde olan ve bu korona ortamında, virüsü kapma riski büyük ortamlarda, çalışan bir çok başka meslek sahibi de böyle teşekkürleri hak etmiyormu? Bir süpermarket kasiyerini düşünün. Bütün gün her yaştan, korona virüsünü kapmamış ya da kapmış kişilerle karşı karşıya geliyor, para alıp veriyor. Ayrıca zaten çok zor olan asıl gorevlerine ek olarak, yaşlılara, ihtiyacı olanlara torbalarla onların ihtiyaçlarını, yiyecek, içeceğini taa evlerinde götüren polislerimiz, toplu taşıma araçları şöförleri, pazarcılar, ekmek fırınları çalışanları ve burada yazamadığım yine risk altında ve büyük özverilerle çalışan diğer meslek sahipleri. Vurgulamak istediğim şu ki, bazı teşkilatları övüp göklere çıkarırken başkalarına da ben önemsizmiyim dedirtmeyelim. Hepinize sağlık, hepinize bu zor ortamda yaptığıniz işler için şükranlar, teşekkürler, saygılar. Sizleri unutanlar varsa da ben ve benim gibi kişiler de var inanın. Sizleri seviyoruz, sizlere de çok şeyler borçluyuz o görünmez, adı anılmayan kahramanlar.
Aslında bu yazımın başlığını "Pilav üstü az korona" koyup amacım korona konusuyla yatıp kalktığımız şu günlerde başka konulara da değinmek, belki de kafaları biraz rahatlatmak, dağıtmaktı ama tam beceremedim. Ama şimdi yine de konuyu değiştireyim artık.
Peki başlık niye " Korona beni de vurdu " derseniz, son iki günde hala inanamadığım. açıklayamadığım, beni gerçekten yıkan, ne kadar düşünsem yok böyle birşey olamaz sen delisin dedirten bir durumla karşılaştım, yıkıldım, nerdeyse aklımı kaybettim. Ben o eski ben değilim, hayır seni yanlış tanımışım diyen biri, o çok değer verdiğim kişi, kırıp parçaladı beni. O da bu yazımı okur ve tekrar tekrar düşünür umarım. Başka sıkıntıları, üzüntüleri, acıları koronaya benzetmek, o virüse yakalanmış olanların izdırabı ile karşılaştırmak saygısızlık olur. Ama bendeki kırgınlık, üzüntümden boğazımın düğümlenmesi, bütün dengelerimin alt üst olması ve o pırlanta, hiçbir başka vazgeçemediğim değerle karşılaştıramayacağım, o ölçülemez değerli arkadaşımı belki de hayatımın sonuna kadar kaybedeceğim düşüncesini "korona beni de vurdu" diye tanımlıyorum.
Ben ne olur öyle olmasın diye dua ediyorum. Eğer siz de beni daha evvelki yazılarımdan tanıyorsanız, o yerlere göklere sığdıramadığım Sertap'ı bilerek, isteyerek bu aşırı şekilde üzüp kızdırabileceğime, kıracağıma inanırmısınız? Ona çeşitli yazılarımda verdiğim değeri, hayranlığımı ifade ederken hiç saygısizlık ettim mi sizce? Ah bir de şimdi ne halt ettiğimi anlamama, onun ile iki laf edip durumu anlayıp, kendimi ifade edebilmeme izin verse. Ben bir zamanlar onun
gözünde "güzel insan" 'dım, şimdi bir kaç saat içinde berbat insan oldum. İstemiyorum, inanamıyorum buna, düşünemiyorum onu kaybetmeyi. "Korona beni de vurdu" dememi mazur görün, hüsranımı, vücut olarak gücümün çökmesini, beynimin normal çalışmamasını, adeta nefes alamamamı başka türlü ifade edemiyorum. Ateşim yok ama içim yanıyor. Bana seni affettim ama artık görüşmeyelim dese, anılarında da kötü insan olarak kalmasam bile razıyım; ama yok yok hayır razı değilim, dayanamam buna bile.
Hani belki "Kolunun Diyeti" başlıklı 27.12.2019 tarihli, yine bu köşedeki bir yazımı okumuşsanız, belki ben de şimdi, ama ne olduğunu bilmediğim, bir diyet ödüyorum, ama öyle büyükmüşki borcum hiç bitmeyecek galiba.
Yazımın sonunda Can Yücel'den aldığım onun her bir ayrı ama çok anlamlı sekiz sözünü yazıyorum, çünkü bunlar ya benim şimdiki halimi özetliyor, ya da bana yol gösteriyor ve çok anlamlı olarak ruhumu okşuyor. - Bilinmedik bir hüzün var içimde, bir gariplik. Anladım ki, ya ben fazlayım bu şehirde ya da biri eksik. - Ben gidiyorum dediğimde, ‘gitme’ diyen birini değil, "ben de geliyorum, yalnız gidemezsin!" diyen birini istiyorum. - Haykıracaksın ama isyan etmeyeceksin. Ağlayacaksın ama belli etmeyeceksin. Onsuz kalacaksın belki; ama asla vazgeçmeyeceksin. - Değişmek zor; ama bazen aynı adam olmak daha zor… Hayat öyle yüklenir ki; ne kalmak istersin, ne gitmek. O durumdayım işte. - Eğer çok konuşmak faydalı olsaydı, Allah iki ağız, bir kulak verirdi. Onun için, çok dinleyip az konuşmak gerek. - Utanılacak bir şey değildir ağlamak, yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer. - Toprak gibi olmalısın. Ezildikçe sertleşmelisin! Seni ezenler sana muhtaç kalmalı! Hayatı sende bulmalı. - En kötüsü bu sanırım.. Anlaşılamamak.. İfadesiz kalmak.. CanYücel
Dualarınız hepimiz için olsun. Belki de bu yazım sizlerle de son beraberliğim olacak, hepinize çok teşekkür ederim. Daha evvel size hitap etmeyen yazılar da yazdıysam affedin ve hepiniz hakkınızı helal edin.
Datça'mızı hep sevin, onun için güzel şeyler yapın, sağlıcakla kalın.
Rumuz: Sensiz Olmaz, 04.04.2020


Bu yazı 4046 defa okunmuştur.



RUMUZ - SENSİZ OLMAZ Diğer Yazıları
Çok Okunan Haberler
Köşe Yazarları
Anketimize Katılın

Web sitemize nasıl ulaştınız?

Reklam
Tavsiye
Arama Motorları
Diğer