02-03-2020 RUMUZ - SENSİZ OLMAZ
Bu sabah tam bir rüya görürken birdenbire uyandım. Çok şaşırdım, neden mi? Hani bir filmi çok beğenip DVD’sini alıp, ya da bir şekilde kaydedip ara sıra tekrar tekrar seyredenler vardır, ama onlar bunu istedikleti için, yani bilinçli olarak yaparlar. Ben ise hayatımda bir rüyayı ikinci defa gördüm. Her ikisinde de rüyayı görürken birdenbire uyandığım için ne gördüğümü epey iyi hatırlıyorum. Geçen akşam televizyonda seyrettiğim Orta Asya Türkleri konulu film bir sonraki sabah sanki gördüğüm rüyaya da girmişti. Çok ilginç ama hemen hemen aynı rüyayı bir daha görürken uyandım bu sabah. Her sabah ki gibi yine erken uyandım. Perdenin arasından sızan güneş bugün havanın farklı ve güzel olacağı müjdesini veriyor. Küresel ısınma ile artık mevsimler bir tuhaf oldu. Kışın ortasında ılık ve güneşli bir hava var bugün. Her sabah kahvaltıdan önce hava nasıl olursa olsun bir yarım saat hızlı adımlarla yürüyüş yaparım. Hemen üstüme birşeyler giydim, kendimi sabah sabah erkenden dışarı attım. Güzel havanın keyfini çıkarmak, temiz hava almak istiyorum. Yolda yürürken iki farklı gece tekrar gördüğüm rüyadan birşeyler hatırlıyorum, en iyi hatırladığım da Orta Asya'daki Türklerin atlara ne kadar düşkün oldukları ve özellikle erkekler için bir sembol ve ögünç nedeni olduğu. Aklımda rüyamda kalan atlar olunca bu iki konuyla ilgili, hatta ikisini birleştirip çeşitli sözler geçiyor kafamdan. "Dereyi geçerken at değiştirilmez", sonra da "Atı alan Üsküdar'ı geçti ", " Üsküdar'a gideriken aldı da bir yağmur" gibi. Tabii at deyince "At, Avrat, Silah" da bildiğimiz bir atasözüdür. Bunlar Türk kültürüne göre yiğitliğin, erliğin ve erkekliğin vazgeçilmeziydi eskilerde; yani at, avrat, silah olmazsa olamazlardı erkekler için. Bu atasözümüz "At, Avrat, Silah" da zaten onun içindir. Erkeklerin hakim olduğu bir toplum yapısının dışa vuruşu, açıklamasıdır. Namus, güç kavramını mülkiyet, sahip olma, hakkıyla birleştirmektedir. "At" hız, güç, erişebilmek tutkusunu; "Avrat" eş, kadın, seks tutkusunu, "Silah" ise üstünlük, korkmazlık, şiddet tutkusunu simgelemektedir.Ama bugün bunun yerine " Araba, Avrat, Cep Telefonu" desem daha güncel olmaz mı sizce? Atla gideceğimiz yerlere, hatta daha uzaklara bir araba ile daha kolay ve rahat gideriz. Avratı, yani sevgilimizi, eşimizi, ya da güzel bir bayanı atda arkamıza oturtmak yerine arabada yanımıza oturturuz. Silaha gelince, eskiden bir erkeğin olmazsa olmazı, bir sembolü imiş. Günümüzde ise ne yazıkki ve artan bir şekilde büyük şehirlerimizde magandalar silahlı. Otoyolda bile yanınızdan geçerken size kafayı takarlarsa silah kullanabiliyorlar. Günümüzün modern yaşamında ise hem erkek, hem de bayanlar için cep telefonu bir zamanlar silahda olduğu gibi bir semboldur. Marka söylemeden yazayım, insanlar kullandıkları cep telefonlarını benimki şu marka, şu özellikleri var diye birbirlerine hava atmak için de kullanırlar. Cep telefonu sırf telefon etmek için değil ayrıca sayısız fonksiyonlar içindir. E-Mail, Whatsapp, Facebook, Instigram, Twitter, Google, Online alışveriş, banka işlemleri, fotoğraf çekmek, görüntülü görüşmek, yazı yazmak, tabela yapmak, hesap makinası, alarm, cep lambası, uçak biletiniz, App'lerle yüzlerce işlem ve eğlence, smart bir şekilde evinizdeki elektikli aletleri uzaktan yönetmek, uyuyan bebeğinizi gözlemek, partner seçmeķ, bilmem sayamadığım daha onlarca başka hangi kullanımlar. Yani "At, avrat, silah" yerine " Araba, avrat, cep telefonu" demekle herşey eksiksiz, hatta cep telefonu tam gerçek anlamda bir silah da olabilir. Kişileri cep telefonu mesajları ile tehdit edebilir, devamlı korkutucu mesajlarla kapı krizi geçirtip ölümüne bile neden olabiliriz. Aman Allah korusun. Hatta cep telefonu sanal partnerlerle avratın yerini bile alabilir. Yazdıklarım beni bile korkuttu şimdi. Atalarımızın "At, Avrat, Silah" sözü yerine bugün geldiğimiz yerdeki karşılıkları konuyu nasıl düşündüğümüze göre bazen biraz, hatta duruma göre fazla da ürkütücü. Ama cep telefonunun güzel yönlerini de unutmayalım; sevdiklerimizle hep temasta olmak, onların güzel fotoğraflarını saklamak, daha bir sürü başka faydalı kullanımlar da tabii ki. Eski avrat kavramının anlattığı kadın ile bugünün kadını arasında da çok fark var. O zamanların tartışılmaz erkek hakimiyeti altında olan, başkasına emanet edilmeyen kadın bugün artık ekonomik özgürlüğünü elinde bulunduran, haktan, hukuktan, kadın haklarından konuşan, taviz vermeyen, sesini daha yüksek çıkaran olma yolunda büyük adımlar atmış ve atmaya devam ediyor. Yani artık onlar erkeği eş, hayat arkadaşı seçen ama ona bağımlılığı azalan, ya da hiç olmayan kadınlar. Ben bu yazımda "At, Avrat, Silah" sözünü "Araba, Avrat, Cep Telefonu" olarak değiştirince niye avrat yerine kadın yazmadın diyenler çok haklı. Ama avrat kelimesi benim hoşuma gider, hatta öyle söyleyince eşime, kadınıma daha büyük bir sevgi ve saygı gösterdiğimi hissederim. Yani o nedenle değiştirmedim. Bana bugün „Araba, Avrat, Cep Telefonu“ olarak senin aklından neler geçiyor diye sorarsanız, marka vermeden söyleyeyim: Araba olarak Datça ve çevresinin güzel havasında keyifli kullanacağım bir cabrio araba, avratı birazdan yazarım, cep telefonu için ise keşke olsa da hani elimde değil de tamamen konuşarak kumanda edebileceğim bir modelini isterdim. Avratı atlamıştım; o da çok güzel, şen şakrak, kadife sesli, iyi yemek yapan, kendine güvenli, tam bir eş, hayat arkadaşı ya da sevgili olsa mükemmel olurdu diyeceğim ama hayır bu özellikleri yetmez. Günümüzde insanlar insanlara bile insan gibi davranmazken, hayvanlara daha da çok eziyet edildiğini gözlemliyoruz. Bu durumda benim avrat adayım Datça'da yaşayan bir bayan. O hem çok güzel, hem şen şakrak, hem kadife sesli, üstüne üstlük hayvanları çok seven, onlara bakan, onların psikolojilerini bile düzelten bir kişi. Bunlar iyi de, sarı inatlığı da var ne yazık ki, ama bu kadar kusur kadı kızında da bulunur ! Işte o sizin de şimdi tahmin ettiğiniz, hatta çoğunluğunuzun tanıdığı şu Sertap. At deyince „ahır“ aklıma geldi birdenbire. Size Milliyet gazetesi yazarı Güngör Uras'la ilgili 20.10.2017 tarihli “ Karakter boyutu„ yazısından güzel bir alıntıyı kısaltarak sunayım. Güngör Uras'ın 60 yıl boyunca gezdiği ülkelerle ilgili izlenimleri yazdığı kitabı "O Ülkeden Bu Ülkeye Geze Geze" Fransa'dan Rusya'ya ABD'den Singapur'a kadar onlarca ülke Uras'ın anılarında okurla buluşuyor. Bu ülkelerden biri de İngiltere... İngiltere'de mülk edinme konusunu merak eden Uras, İngiltere'de bir emlakçıda yaşadığı ilginç hikayeyi anlatıyor. "Türk'üm, İstanbul'dan geliyorum" diyen Uras'a "Madem Türk'sünüz size bir ahır verelim" diyen emlakçıyla olan diyaloğu İngiltere'de mülk edinen Türklerin "ahır merakı"nı açıklıyor. İşte Güngör Uras'ın kitabındaki "Türkler Londra’da Neden Kapış Kapış Ahır Satın Alıyor?" başlıklı o bölüm: "Türkiye’de duyuyoruz. Birçok kimse gidip Londra’da mülk satın alıyor. Londra’da bir mülk kaça alınır? Nasıl alınır? Bunu merak edip dururum. Londra sokaklarında gezinirken, baktım bir emlak komisyoncusu, hemen daldım içeri: 'Efendim, bir yabancı olarak Londra’da emlak satın almak istiyorum. Bana bu konuda yardımcı olabilir misiniz?' Hemen 'buyur ettiler', bir odaya aldılar. Karşımda nazik bir komisyoncu... “Beyefendi, acaba hangi ülkedensiniz?” 'Türk’üm, İstanbul’dan geliyorum.' 'Ooooo... Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz... Madem Türk’sünüz, size bir ahır verelim.' Birden kan beynime sıçradı. Bayağı bozuldum. 'Siz beni ne sanıyorsunuz? Bana hakaret mi ediyorsunuz?' 'Aman Beyefendi, ben size yardımcı olmaya çalışıyorum. İyilik yapayım diyorum. Siz Türkler ahıra pek meraklısınız da...' Allah Allah! Neden ahıra meraklı oluyormuşuz? Hadi eskiden bir at sevgimiz vardı. Orta Asya’dan at binip Anadolu’ya gelmiştik. Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şen olmuştuk. Bunun için Türklerin 'atı, avradı ve silahı' çok sevdikleri yedi cihanda duyulmuştu. Adam bizi hâlâ oralarda mı sanıyor, nedir! Hakarete uğramışlığın kızgınlığı ve ezikliği içinde çıkıp gitmeye hazırlanıyordum ki durumu fark eden komisyoncunun açıklamalarıyla gerçeği öğrenebildim. İngiltere’de gayrimenkul iki türlü satılıyor: Biri mülkiyet satışı (free-hold), öbürü uzun vadeli kira (lease). Ancak müstakil binalar mülkiyet hakkıyla satılıyor. Bir binada müşterek mülkiyet varsa, kat satın alınmıyorsa en fazla 99 yıllık kira mukavelesi yapılabiliyor. Ahırlar mülkiyet hakkı satışı yapılabilen binalar olduğundan Türkler bunları çok tutuyormuş. Bu defa da benden yine bu kadar. Sağlıcakla … Rumuz: Sensiz Olmaz, 01.03.2020
Bu yazı 1537 defa okunmuştur.



RUMUZ - SENSİZ OLMAZ Diğer Yazıları
Çok Okunan Haberler
Köşe Yazarları
Anketimize Katılın

Web sitemize nasıl ulaştınız?

Reklam
Tavsiye
Arama Motorları
Diğer