10-06-2022 Puya Sevi Mimiroğlu

Akıl ça­ğı­nın so­nuç­la­rı yeni ka­pi­ta­list değer yar­gı­la­rı üre­tir­ken, hem bi­re­yi öz­gür­leş­ti­ren hem de onu ya­ban­cı­laş­tı­ran bir durum or­ta­ya çıktı. Akıl ça­ğı­nın in­sa­nı mad­de­leş­ti­ren so­nu­ca karşı bi­rey­ci bir baş­kal­dı­rı­cı ruhu ge­liş­me­ye baş­la­dı. Bu ruh inanç çağı in­san­la­rı ru­huy­du. Bu in­san­lar­da gö­rü­len ko­num­sal, duy­gu­sal yan top­lum­sal de­ği­şim­le­re çö­züm­le­yi­ci ola­rak değil, eleş­ti­rip kendi dün­ya­la­rı­na çe­ki­le­rek bak­ma­la­rı­nı do­ğur­du. Ör­ne­ğin bur­ju­va­la­rın ya­şan­tı­la­rın­dan ve bu­lun­duk­la­rı yer­den kaçıp, duy­gu­la­rı­nı ve bi­rey­sel­lik­le­ri­ni du­yum­sa­ya­cak­la­rı sakin or­man­la­rı, kendi hü­zün­lü an­la­rı­nı ter­cih edi­yor­lar­dı. Bu yüz­den du­yu­lar­la al­gı­la­nan ger­çe­ğin bi­lin­me­si­nin öte­sin­de şey­ler arı­yor­lar­dı.
İmge­lem (in­sa­nın is­te­di­ği şey­le­ri gö­zün­de can­lan­dı­ra­bil­me ye­ti­si) ara­cı­lı­ğıy­la nes­nel olan bi­rey­sel­le­şi­yor­du. Zaten Ro­man­tizm de im­ge­lem Ger­çek­çi­lik ve İzle­nim­ci­li­ğe göre daha fazla rol oy­na­mış­tır.
Kant 'a göre ''ken­di­ne şey-nes­ne'' du­yum­la­rı­mı­zı et­ki­ler ve ham du­yum­la­rı­mı­zı et­ki­ler ve ham du­yum­sal bil­gi­ler ve­rir­ler. Ak­lı­mı­zın veya zih­ni­mi­zin bilme gü­cü­nün süz­ge­cin­den geçen bu ham bilgi, bu­ra­da kav­ram­la­şır. Kant, özne ile nesne ara­sın­da­ki algı ve bilgi iliş­ki­si­ne ''Tran­san­dan­tal dü­şün­me'' diyor. Bilme gü­cü­mü­zün sı­nır­la­rı­nı ir­de­le­di­ği için onun fel­se­fe­si­ne ''kri­tik fel­se­fe'' de denir. Kant'a göre du­yar­lı­ğı­mız ve kav­ra­ma ye­ti­mi­zin, önsel (a pri­ori) ka­te­go­ri­le­ri bizde ön­ce­den var­dır. Ve bilme gü­cü­müz de bun­lar­la sı­nır­lı­dır. Ve öz­nel­dir. Bu yüz­den de ''ken­din de şey-nes­ne'nin'' bi­lin­me ola­nak­la­rı sı­nır­lı­dır; hatta tam ola­rak da bi­lin­mez. İşte Ro­man­tik ruh böyle bir bi­li­ne­mez­ci­lik­te akıl­dı­şı ola­nın kay­na­ğı­nı buldu. Kant'ın fel­se­fe­si­nin bu me­ta­fi­zik bo­yu­tu, ro­man­tik­le­rin ki­şi­lik­le­ri­ni de akıl­la bir­lik­te var ola­bi­lecek bi­rey­sel­li­ğin her türlü bo­yut­la­rı­nı, ya­ra­tım­la­rı için se­fer­ber et­me­le­ri­ni sağ­la­ya­cak­tır.
Bi­rey­sel duyuş gü­cü­ne sahip insan var­lı­ğı­nın dı­şın­da hiç­bir şey hiç­bir yasa onun özgür se­çi­mi hak­kın­da karar ve­re­mez artık. Bu da ka­çı­nıl­maz bi­çim­de öz­nel­li­ğin zo­run­lu­ğu­nu ve duy­gu­nun ger­çek­li­ği­ni or­ta­ya ko­yu­yor­du.
Bu olu­şum­lar­dan sonra, ya­ra­tı­ma in­sa­nın duy­gu­ya iliş­kin bo­yut­la­rı gir­me­ye baş­la­dı. Ger­çek kar­şı­sın­da şi­ir­sel eylem, gizli var­lı­ğın (ken­din­de şey) zor­la­dı­ğı bi­lin­çal­tı, coşku hal­le­ri , me­ta­fi­zik açım­la­yı­cı esin kay­na­ğı ol­muş­tur.
Şimdi bu aşa­ma­da şöyle bir be­lir­le­me yap­mak du­ru­mun­da­yız. İnsa­nın ma­ne­vi yönü onun dü­şün­sel, ruh­sal bo­yut­la­rı­nın ta­ma­mın­dan oluş­tu­ğu­na göre, in­sa­nın soyut düz­lem­de gö­re­bil­di­ği­miz her yanı onun ma­ne­vi bo­yu­tu­dur. Ancak Orhan Han­çer­li­oğ­lu, ruh bilim te­rim­le­ri söz­lü­ğün­de, ruh in­sa­nın daha çok dü­şün­sel ya­nıy­la il­gi­li bir kav­ram ola­rak ele alı­nı­yor. Ruhu ise daha çok duy­gu­sal ya­nıy­la ilin­ti­li bu­lu­nu­yor. Ancak iki kav­ram an­lam­daş ola­rak da kul­la­nı­la­ge­li­yor. Ancak biz ruhi du­yum­lar­la il­gi­li, du­yum­la­rı da kap­la­yan geniş bir zi­hin­sel ka­pa­si­te ola­rak an­lı­yo­ruz. Bi­rey­sel­lik bo­yu­tun da ge­niş­le­yen ve çe­şit­le­nen bir ka­pa­si­te. 20.​yy. sa­na­tın­da böyle çok bo­yut­lu ge­li­şen so­yut­la­yı­cı zihin fa­ali­yet­le­ri­nin ürün­le­riy­le bu çe­şit­li­lik için­de kar­şı­la­şa­ca­ğız.
Şimdi tek­rar Ro­man­tiz­me dö­nü­yo­ruz. Duy­gu­nun temel alın­dı­ğı ro­man­tik dö­nem­de, bu bu­na­lım­lı ve çal­kan­tı­lı çağda pek çok akım bir­bi­ri içine gi­ri­yor. Ro­man­tiz­me bu­la­şan onun için­de eri­yor­du.
'' Resim sa­na­tın­da Barok ve Ro­ko­ko üs­lu­bu­nun ya­pay­lı­ğı­na karşı güç ka­za­nan Neo Kla­sik eği­lim, top­lum­sal de­ği­şim­ler ve Fran­sız Dev­ri­mi­nin et­ki­siy­le (ge­le­nek­le­rin alt üst ol­ma­sı ne­de­niy­le) öğ­re­ti­sel eği­tim te­me­li oluş­tu­ra­ma­dan yok oldu… Bu an­lam­da baş­lan­gıç­ta pek çok Neo-Kla­si­sist sa­nat­çı(David'de dahil) son­ra­dan Ro­man­tiz­min ku­ral­la­rı­nı uy­gu­lar hale gel­miş­ler­dir.(Fran­cis Clo­udon ro­man­tizm sanat an­sik­lo­pe­di­si)
İngres'de öyle, ancak o aka­de­mik ve do­ğa­ya ba­ka­rak çizim yön­te­miy­le Ro­man­tik tarz­da­ki re­sim­le­ri­ni oluş­tur­du. Ro­man­tizm de bi­re­yin duy­gu­la­rı­nı pek çok olgu (eko­nomşk,top­lum­sal,dü­şün­sel) yön­len­di­ril­di. Me­se­la sa­na­yi uy­gar­lı­ğı İngil­te­re'de ''pi­to­resk (pic­tu­re­s­que)( doğa par­ça­la­rı­nın katı bir bi­çim­de an­la­tıl­ma­mış çolak ve ar­tis­tik bir he­ye­can­la ya­pıl­mış olan re­sim­le­ri­ne denir) ola­rak ni­te­le­nen doğa gö­rü­nüm­le­ri­ne yö­ne­lik il­gi­le­rin art­ma­sı­na neden ol­muş­tur.(a. genç g.s.f dok­to­ra tezi)
De­lac­ro­ix Fran­sız dev­ri­mi­ne sem­pa­ti­si­ni re­sim­le­riy­le dile ge­tir­miş­tir. Bu olay pek çok sanat alan­la­rın­da or­ta­ya çıkan bi­rey­ci­lik ve baş­kal­dı­rı ru­hu­na ortak bir hava verdi. Ro­man­tik­ler­le dev­rim yak­la­şı­mın­da eş cev­her söz ko­nu­suy­du. Ancak bu eş cev­her, olu­şan ruh ha­liy­le ku­ru­lan bir pa­ra­lel­lik ve bu baş­kal­dı­rı­sal özden kay­nak­la­nan iç tep­kiy­di. Bi­re­yin var olana karşı hoş­nut­suz­lu­ğu, dü­zen­den sı­kın­tı­sı, kut­sa­la ve son­su­za öz­le­min so­mut­laş­ma­sı is­te­ği…
Kı­sa­ca to­par­lar­sak…
Düş bil­gi­si ro­man­tik­ler­de derin bir anlam bul­muş­tur. Bu es­te­tik ya da özel bir me­ta­fi­zik değer ka­za­nan gece dü­şü­dür. Me­se­la Al­bert Ben­gu­in Ro­man­tik ruh ve düş adlı ki­ta­bın­da ''insan dü­şün­ce­si­nin her dö­ne­mi, düş ile uya­nık yaşam ara­sın­da kur­du­ğu iliş­ki­le­re göre ye­te­rin­ce derin bi­çim­de ta­nım­la­na­bi­lir.''
Her türlü duygu taş­kın­lı­ğı­na sahip olan Ro­man­tizm'de kadın acıyı do­ğu­ran, düş­le­nen, se­vi­len, tut­kuy­la bağ­la­nı­lan bir ol­guy­du. Go­et­he'nin Genç Wert­her'in ölü­mün­de, Wert­her'in umut­suz­luk aş­kıy­la ince ya­ka­rış­la­rı­na ve tra­jik so­nu­na neden olan yü­cel­ti­len ve giz­le­re bü­rü­nen kadın ima­jı­nı açık­ça gö­rü­rüz. Böy­le­ce kadın ro­man­tik­ler­de ölümü, if­fe­ti, kh­ra­man­lı­ğı, ya­ban­sı­lı­ğı sim­ge­ler oldu.
Ro­man­tiz­min psi­ko-pa­to­lo­jik ve has­ta­lık­lı abar­tı­la­ra kayan ya­nı­na da Kara Ro­man­tizm denir. Ro­man­tik taş­kın­lı­ğın en ka­rak­te­ris­tik bo­yu­tu­dur bu. Bu an­la­ma­da­ki sa­nat­çı­lar kendi ki­şi­sel ruh bo­zuk­luk­la­rın­da or­ta­ya çık­tı­ğı an­lar­da ka­ra­ba­san­la­rın san­rı­la­rı­nı (ha­li­sü­las­yon) gör­sel­leş­tir­miş­ler­dir.


Bu yazı 121 defa okunmuştur.



Puya Sevi Mimiroğlu Diğer Yazıları
reklam
Çok Okunan Haberler
Köşe Yazarları
Anketimize Katılın

Web sitemize nasıl ulaştınız?

Reklam
Tavsiye
Arama Motorları
Diğer