15-09-2020 Orhan Keskinsoy

Dün­ya­nın bir başka ül­ke­sin­de var mıdır bil­mem. “TANRI MİSAFİRİ” kav­ra­mı. Hatta mi­sa­fir(konuk) ile il­gi­li ata­söz­le­ri, de­yim­le­ri, tür­kü­le­ri bir başka ül­ke­de var mıdır ?
Evet, biz gö­çe­be­yiz. Göç­me­niz. Belki hala yer­le­şik de­ği­liz. Çar­pık da olsa DP(De­mok­rat Parti) ga­zıy­la, hurra Ana­do­lu'dan , köy­ler­den şe­hir­le­re akın et­me­ye(Özel­lik­le İstan­bul'a) baş­la­dık. Tam yer­le­şik olduk mu bil­mem…Ama Ana­do­lu'da, biz göç­me­den yer­le­şik top­lum­lar vardı. Ama gen­le­ri­miz­de bir ko­nuk­se­ver­lik var­dır.
Ger­çek­ten ,üs­tü­mü­ze yoktu(r) ko­nuk­se­ver­lik­te…
Ko­nu­ğun Müs­lü­man'ı, Hı­ris­ti­yan'ı, Mu­se­vi'si, sağ­cı­sı, sol­cu­su da olmaz(dı). Kim olur­sa olsun…”İster kafir olsun, ister ateşe tap­sın, ister puta. İster­se yüz kere tövbe etmiş olsun ve is­ter­se yüz kere boz­muş olsun töv­be­si­ni…” Hiç önem­li de­ğil­dir. İster Hı­ris­ti­yan en­gi­zis­yo­nun­dan kaç­mış Mu­se­vi olsun, ister Hit­ler fa­şiz­min­den kaç­mış ko­mü­nist, ya da is­ter­se Ko­mü­nist dev­ri­min­den kaç­mış ka­pi­ta­list…Her zaman açık­tı(r) ka­pı­sı hal­kı­mın.
Yak­la­şık 530 yıl önce,1490 yı­lın­da İspan­ya en­gi­zis­yo­nun­dan kaçıp ül­ke­mi­ze gelen yüz bin­ler­ce in­sa­nı içine almış, ken­din­den say­mış (Se­fa­rad­lar) bir top­lum­duk biz.
Bun­la­rın o kadar çok ör­nek­le­ri var­dır ki; Jerzy S. Latka”Os­man­lı­lar, Po­lon­ya­lı va­tan­se­ver­le­re daima ül­ke­le­ri­ni açık tut­muş­lar­dır. İstan­bul'da Boğaz ke­na­rın­da Po­lon­ya mu­ha­ce­re­ti­nin si­ya­si şu­be­si açıl­mış­tır…”!diye yaz­mak­ta­dır.
Hatta bu­gün­kü Po­lo­nez­köy, ora­dan ge­len­le­rin kur­du­ğu bir yer­dir.
Sa­de­ce Po­lon­ya­lı­lar,Se­fa­rad­lar de­ğil­di konuk edi­len­ler…
SE­FA­RAD, SEFARİD, SE­FARD, ..İspan­ya söz­cü­ğü­nün İbra­ni­ce'deki kar­şı­lı­ğı Se­fard ol­du­ğu için, İspan­ya ve Por­te­kiz Ya­hu­di­le­ri an­la­mı­na gel­mek­te­dir.
İsveç Kralı De­mir­baş Şarl(veya Karl XII), 8 Tem­muz 1709'da Pol­ta­va Sa­va­şı'nda Rus­la­ra ye­ni­lin­ce, be­ra­be­rin­de bin beş yüz, iki bin ki­şi­lik bir bir­lik­le Os­

man­lı İmpa­ra­tor­lu­ğu­na sı­ğın­mış­tır. Pa­di­şah III. Ahmed, sı­ğı­nık 
kralı ve be­ra­be­rin­de­ki­le­ri konuk kabul etmiş ve yıl­lar­ca ağır­la­mış­tır.
Ko­nu­muz­la ne kadar ilin­ti­li bi­le­mem. Şarl'ın , İsveç'ten ge­lir­ken, ma­lı­nı, mül­kü­nü yö­net­mek için ema­net bı­rak­tı­ğı ada­mın adı OM­BUDS­MAN'dır. Gü­nü­müz­de­ki om­buds­man­lık ora­dan gel­miş­tir. Ana­do­lu'da, özel­lik­le Ahi­lik dö­ne­min­de buna ben­zer ya­pı­lar var­dır zaten. Ak­sa­kal, halk adamı, ehli vukuf gibi…
1848-1849 ara­sın­da, Rus­la­rın önün­den kaçan Macar ulus­çu­la­rı­na da ev sa­hip­li­ği yap­mış­tır Türk­ler…
Öyle sı­ğı­nık­lar var­dır ki, Af­ri­ka'nın taa öteki ucun­dan gelip yer­le­şen ko­nuk­la­rı­mız var­dır. Ör­ne­ğin; 1991 yı­lın­da Adana'da SHP Sey­han İlçe baş­kan­lı­ğı yap­mış olan Meh­met Tatlı, bu yüz­yı­lın baş­la­rın­da Çu­ku­ro­va'ya yer­leş­ti­ril­miş Mo­ri­tan­ya­lı sı­ğı­nık­la­rın to­run­la­rın­dan­dır.
1981 yı­lın­da Nobel ede­bi­yat ödülü alan Avus­tur­ya­lı yazar Elias Ca­net­ti de, üç cilt­lik yaşam öy­kü­sün­de şöyle der”İspan­yol Ya­hu­di­le­rin­den ço­ğun­lu­ğu Türk uy­ruk­luy­du; Türk­le­rin yö­ne­ti­mi al­tın­da her zaman rahat ve iyi ya­şa­mış­lar, Bal­kan­lar­da­ki Hı­ris­ti­yan İslav­lar­dan daha üstün bir ko­nu­mu el­le­rin­de bu­lun­dur­muş­lar­dır. …İspan­ya'dan ko­vul­duk­tan sonra geçen yüz­yıl­lar için­de ara­la­rın­da ko­nuş­tuk­la­rı İspan­yol­ca pek fazla de­ğiş­me­miş­ti. Zman­la dilin kap­sa­mı­na bazı Türk­çe söz­cük­ler alın­mış­sa da, bun­la­rın Türk­çe söz­cük­ler ol­du­ğu an­la­şıl­mak­tay­dı hemen. “ diye yaz­mak­ta­dır.
Çok il­ginç­tir, İspan­ya'dan kaçıp gelen Se­fa­rad'lar­dan 440 yıl sonra, bu kez Alman Na­zi­le­rin­den(Hit­ler­den) kaçan Yidiş Ya­hu­di­le­ri­nin de yar­dı­mı­na yine Türk­ler ko­şa­cak­tı.
Hit­ler'den ca­nı­nı zor kur­tar­mış, bütün Orta Av­ru­pa­lı Ya­hu­di­ler ve de­mok­rat­lar çağ­rıl­mış, ül­ke­de konuk edil­miş­ler­dir. Hatta bu gelen bilim in­san­la­rı, mi­mar­lar, mü­hen­dis­ler, tıp adam­la­rı üni­ver­si­te­le­ri­mi­zin de­ğer­li eğit­men­le­ri ol­muş­lar­dır. Bun­lar­dan bir­kaç örnek ve­re­ce­ğim;
Yani, İkinci Pay­la­şım Sa­va­şı ari­fe­sin­de, hiç kuşku yok ki. Av­ru­pa'nın, belki de dün­ya­nın en de­mok­rat ve ko­nuk­se­ver ül­ke­si Tür­ki­ye'dir. Kim­ler ağır­lan­ma­mış­tır. Kim­ler?...
HİTLER'DEN KAÇIP…”BOĞAZİÇİ'NE SI­ĞI­NAN­LAR….”
Bun­la­rın en ün­lü­sü, dün­ya­nın saygı duy­du­ğu, 1933 yı­lın­da, üni­ver­si­te re­for­mu için çağ­rı­lan ve bunu hemen kabul eden, daha 33 ya­şın­da genç bir bilim adamı. Hit­ler fa­şiz­min­den ka­ça­rak Tür­ki­ye'ye gel­miş. İstan­bul Üni­ver­si­te­si, İkti­isat Fa­kül­te­si ku­ru­cu­su, 1952 yı­lın­da ül­ke­si­ne dön­dük­ten sonra da 2 kez Frank­furt Üni­ver­si­te­si'ne rek­tör se­çi­len, uzun süre Al­man­ya Ma­li­ye Ba­kan­lı­ğı da­nış­man­lı­ğı yap­mış, Tür­ki­ye Anı­la­rı­nı yazan Prof. Fritz Ne­umark ,”Bo­ğa­zi­çi'ne Sı­ğı­nan­lar” adını ver­di­ği bir kitap ya­yın­la­mış­tır.
Öyle bir ko­nuk­se­ve­riz ki, yüz bin­ler­ce konuk ağır­la­mı­şız, bun­lar­la il­gi­li bir tek kitap yaz­ma­mı­şız. Bu bil­gi­le­ri , o konuk et­ti­ği­miz güzel in­san­lar yaz­ma­sa ço­ğu­nu bi­le­me­ye­cek­tik!
Öte­ki­ler­den de bir­kaç örnek ve­re­yim:
-An­ka­ra Si­ya­sal Bil­gi­ler Fa­kül­te­si'nin şe­hir­ci­lik pro­fe­sö­rü, savaş son­ra­sı Ber­lin'in ünlü be­le­di­ye baş­ka­nı Ernst Re­uter
-İstan­bul Üni­ver­si­te­si İkti­sat pro­fe­sö­rü Wil­helm Röpke
-Ünlü cer­rah Ru­dolf Nis­sen,
-İstan­bul Üni­ver­si­te­si Pa­ta­lo­ji pro­fe­sö­rü Phi­lipp Sc­h­wa­ertz
-İstan­bul Üni­ver­si­te­si kimya pro­fe­sö­rü Fritz Arndt
-Çağ­daş mi­mar­lı­ğın ku­ru­cu­la­rın­dan Prof. Bruno Taut
Bu say­dı­ğım ün­lü­ler, tıpkı Ne­umark gibi anı­la­rı­nı Türk­le­ri öve­rek an­lat­mış­lar­dır…
Bu in­san­la­rın ta­ma­mı ya Ya­hu­di ya da De­mok­rat ve solcu idi.
Tabii Hit­ler'den ka­çan­lar sı­ğın­mış da, Mus­so­li­ni'den ka­çan­lar sı­ğın­ma­mış­lar mı?
-Ünlü ik­ti­sat­çı­lar­dan Roma Üni­ver­si­te­si Öğ­re­tim Üyesi Ord. Prof. Um­ber­to Ricci de, savaş yıl­la­rın­da, Mus­so­li­ni'nin hış­mın­dan kaçıp, eşiy­le bir­lik­te Bo­ğa­zi­çi'ne sı­ğın­mış­tır.
Eğer say­ma­ya kal­kar­sam, yüz­ler­ce bilim ada­mı­nı bu­ra­ya yaz­mam ge­re­ki­yor. Hepsi ben de var. Ama ko­nu­muz Tanrı Mi­sa­fi­ri ol­du­ğu için , bu­ra­da tu­tu­yo­rum.Bir­kaç bilim ada­mı­nı daha ya­za­ca­ğım;
-Ünlü res­sam Le­opold Levy ge­len­ler­den…
-Ünlü Alman yon­tu­cu Ru­dolf Bel­ling
-Ünlü bes­te­ci Paul Hın­de­mıth ge­len­ler­den…
-Ünlü Macar bes­te­ci Bela Bar­tok Dev­let Sen­fo­ni or­kest­ra­sı­na ge­ti­ril­di.
-1917'den Sonra da hem Troç­ki, hem de ko­mü­nist­ler­den kaçan Rus­lar Bo­ğa­zi­çi'ne sı­ğın­mış­lar­dır…
-Rus Dev­ri­min­den kaçıp, Tür­ki­ye'ye sı­ğı­nan Beyaz Rus­lar'ın sa­yı­sı (sa­de­ce İstan­bul'da) 200 binin üze­rin­de­dir.
Ko­nuk­se­ver­li­ği­miz üze­ri­ne Jak De­le­on'dan bir alın­tıy­la son­lan­dı­rı­yo­rum:
J.​De­le­on “SPASSİBO BOSP­HO­RUS!...​Spas­si­bo Cons­tan­ti­nop­le!...”
Rusça, şük­ran, te­şek­kür an­la­mı­na gelen ki­ta­bın­dan;
“ SENİN İÇİN TÜRKİYE!... İkinci va­ta­nı­mız­da­yız. Göz­yaş­la­rı ve umut­suz­luk için­de kı­yı­la­rı­na ayak bas­tı­ğı­mız Tür­ki­ye'de sıcak bir dost­luk­la kar­şı­laş­tık. Bu ko­nuk­se­ver top­rak­lar bizi bir kar­deş ku­ca­ğı gibi sardı ve ısıt­tı. İstan­bul'da ye­ni­den insan kim­li­ği­mi­ze ka­vuş­tuk. Bir bö­lü­mü­müz Batı Av­ru­pa ve Ame­ri­ka'ya gi­di­yor. Ama hiç­bi­ri Tür­ki­ye'yi unut­ma­ya­cak. Tümü be­ra­be­rin­de Tür­ki­ye'den güzel anı­lar gö­tü­re­cek­tir. Bu ne­den­le kar­deş­çe şük­ran­la­rı­mı­zı ve yine kar­deş­çe el­ve­da­mı­zı lüt­fen kabul edi­niz. Spa­si­bo Cons­ta­nop­le!... Şük­ran sana İstan­bu­l1 Bize kol­la­rı­nı açtın, ba­rın­dır­dın, iş bul­dun, ha­ya­tı­mı­zı kur­tar­dın. Siz­le­ri hiç unut­ma­ya­ca­ğız. İstan­bul'u hiç unut­ma­ya­ca­ğız. Dünya gü­ze­li şehir!”
Peki dün­ya­nın gıpta ile bak­tı­ğı bir ülke iken, şimdi yal­nız­laş­tı­rı­lan bir ülke nasıl olduk?
Bu kadar ko­nuk­se­ver iken, neden Su­ri­ye­li­le­re, neden öte­ki­le­re düş­man­ca bak­ma­ya baş­la­dık? Ne oldu bize? Kim, nasıl, niye bize kıydı? Niye o güzel has­let­le­ri­mi­zi kay­bet­tik? Kılıç Ar­tı­ğı ne demek!? Ne demek Kılıç Hakkı! Ye­ni­den top­la­ya­bi­lir miyiz?
Bir umu­dum var, biraz bey­lik ama, oda “GENÇLİKTEDİR….”


Bu yazı 292 defa okunmuştur.



Orhan Keskinsoy Diğer Yazıları
Çok Okunan Haberler
Köşe Yazarları
Anketimize Katılın

Web sitemize nasıl ulaştınız?

Reklam
Tavsiye
Arama Motorları
Diğer