02-12-2019 Orhan Keskinsoy

Benim ya­şım­da olan­la­rın çoğu 1960 ih­ti­la­li­ni anım­sar. Ben 1957 se­çim­le­ri­ni anım­sı­yo­rum. Evi­mi­ze ULUS diye bir ga­ze­te ge­li­yor­du. İkinci sı­nıf­ta ol­ma­lıy­dım. Zar zor oku­muş­tum,ga­ze­te baş­lık­la­rı­nı
Bir anımı daha yaz­ma­dan asıl ko­nu­ya geç­mek is­te­mi­yo­rum. 1960 ih­ti­la­li olmuş, Çar­şam­ba'da İpçi Mus­ta­fa diye biri var. Ger­çek­ten urgan,yular falan sa­tar­mış. DP ik­ti­da­rı dö­ne­min­de, Sam­sun M.?vekili Tev­fik İleri Çar­şam­ba Be­le­di­ye­si önün­de seçim ko­nuş­ma­sı ya­par­ken;
-Biz bu halk için be­li­mi­ze kemer ye­ri­ne ip bağ­la­dık, de­yin­ce.
Onu din­le­yen­le­rin için­den bi­ri­si:
-Gös­ter ba­ka­lım şu ipi,gös­ter!...
Der demez,der­dest edi­lip,doğru ce­za­evi­ne gön­de­ril­miş. Adı İpçi Mus­ta­fa Olmuş. Çar­şam­ba'da hala to­run­la­rı­nın ol­du­ğu­nu sa­nı­yo­rum.
İşte bu İpçi Mus­ta­fa, 27 Mayıs 1960 ih­ti­la­li­ni takip eden gün­ler­de, ce­za­evin­den sa­lın­mış; O da, Çar­şam­ba So­fu­oğ­lu ca­mi­si­nin tam kar­şı­sın­da tek katlı,ahşap bir bi­na­dan iba­ret olan CHP ilçe bi­na­sı önün­de zi­ya­fet sof­ra­la­rı ha­zır­la­yıp, üç gün üç gece Çar­şam­ba­lı'lara ik­ram­da bu­lun­muş­tu. Ben ço­cuk­ken, bu olaya biz­zat tanık olmuş bi­ri­yim.
BİZİM KUŞAK…
*Ço­cuk­lu­ğu­muz bu kar­ga­şa için­de geçti. 1968'de 18-19 yaşın he­ye­ca­nıy­la 68 ku­şa­ğı­nın çi­le­si­ni çe­ken­ler­de­niz.
*Bizim o yıl­lar­da ço­cuk­lu­ğu­muz hep sı­kın­tı­lar­la geç­me­di. Biz er­gen­li­ğe geç gir­dik.
*Ço­cuk­lu­ğu­mu­zu uzun ya­şa­dık; oyun alan­la­rı­mız çoktu. Yem­ye­şil ça­yır­lar­da ,bah­çe­ler­de; evi­miz­den bile gü­ven­li so­ka­ğı­mız­da,çeşit çeşit oyun­lar oy­nar­dık.
*Biz,küçük şey­ler­den mutlu ol­ma­sı­nı iyi bi­lir­dik. Uzun kış ge­ce­le­rin­de so­ba­la­rın üze­rin­de, ya da odun ya­kı­lan ocak­lar­da,gü­ğüm­ler­de kay­na­tı­lan su­lar­la dem­le­nen çay­lar­da; aile top­lan­tı­la­rı­nın sı­cak­lı­ğı­nı hep his­set­tik.
* O yıl­lar­da kom­şu­luk bağ­la­rı­mız da güç­lüy­dü. Şe­hir­ler­de ve ka­sa­ba­lar­da”BİR MANİNİZ YOKSA AKŞAM AN­NEM­LER SİZE GE­LECEK” sözü biz­le­ri mutlu eder­di. Köy­ler­de bu bile ya­pıl­ma­dan çat kapı gi­di­lir­di. Köyün genç­le­ri bir araya ge­lin­ce yük­sük gibi,hır­sız-po­lis gibi oda oyun­la­rı oy­nar­dı.
*Yok­sul ve ka­ran­lık gün­ler­de ön­lük­le­ri­miz ka­ray­dı ama, ka­ran­lık­la­rı ay­dın­la­tan beyaz ya­ka­la­rı­mız gibi, umut­la­rı­mız,mutlu gün­le­ri­miz de vardı.
*Ki­tap­la­rı­mı­zı,def­ter­le­ri­mi­zi özen­le kap­lar­dık,üze­ri­ne eti­ke­ti de ba­sar­dık. Es­ki­me­sin,ge­lecek yıl tek­rar­dan bi­ri­le­ri­ne ve­re­lim veya sa­ta­lım diye. Çünkü her zaman ders ki­ta­bı bu­lun­maz­dı.
*Tah­ta­dan,tel­den, ağaç­tan, hatta ka­bak­tan,ce­viz­den,bil­di­ği­niz düğ­me­den oyun­cak­lar ya­par­dık
*Ya­ra­tı­cı, ye­te­nek­li,pay­la­şım­cı ço­cuk­lar­dık.
*Biz,yu­var­lak,kö­şe­li kur­şun ka­lem­le­ri­miz­le; düz,eğik,süslü,ita­lik, oku­nak­lı ya­zı­lar ya­zar­dık. Kenar süs­le­ri için­de­ki say­fa­la­rı­mı­za.
*Okul kü­tüp­ha­ne­le­ri­miz bize ye­ter­di. Halk kü­tüp­ha­ne­le­ri vardı.
*Ne omuza as­ma­lı deri, renk­li çan­ta­la­rı­mız, ne 0,5 uç­la­rı­mız,ne ko­ku­lu sil­gi­le­ri­miz vardı.
*Tahta sı­ra­lı, varil so­ba­lı,sı­nıf­la­rı­mız­da,ço­ğun­luk­la beş sınıf bir arada okur­duk. Kara tahta başı he­ye­can­lar ya­şar­dık.
*No­hut­lu,fa­sul­ye­li,mı­sır­lı ve çu­buk­lu ma­te­ma­tik ders­le­ri­miz, Cin Ali se­ri­si okuma sa­at­le­ri­miz,An­dı­mız, Genç­lik mar­şı­mız, Cum­hu­ri­yet şi­ir­le­ri­miz,sa­pan­la kuş avı­mız,de­re­de yüzme ya­rış­la­rı­mız,Ye­şi­lır­mak'a aile­le­ri­miz­den ka­ça­mak gi­diş­le­ri­miz;
*Ömer Sey­fet­tin, Dede Kor­kut Hi­ka­ye­le­ri,Ab­dul­lah Ziya Ko­za­noğ­lu ki­tap­la­rı okur­duk. Mayk Ham­mer'lerle yeni ta­nış­ma­ya baş­la­mış­tık. Kaf Dağı ar­ka­sı­na uza­nan ma­sal­la­rı­mız,Bat­tal­ga­zi,Kö­roğ­lu Des­tan­la­rı..
*Hele uzun kış ge­ce­le­rin­de de­de­le­ri­mi­zin,ba­ba­la­rı­mı­zın,am­ca­la­rı­mı­zın çoğu abar­tı­lı as­ker­lik anı­la­rı­nı din­le­ye­rek uyur­duk.
*Sonra o gü­ze­lim or­ga­nik ya­şa­mı­mı­zın içine et­ti­ler. Ame­ri­kan süt­to­zu­nu,balık ya­ğı­nı yutan,yiyen bir­çok ar­ka­da­şı­mı­zın kus­tu­ğu­nu gö­rür­dük. O za­man­lar­dan biz Ame­ri­kan em­per­ya­liz­mi­ni sev­mi­yor­mu­şuz!
*Sabah kah­val­tı­sın­da sıcak dön­der­me ha­vu­cu­nu(Bir çeşit kalın krep di­ye­bi­lir­si­niz) yemek ye­ter­di de ar­tar­dı bize. Öğle ye­me­ği için oku­lu­muz evi­mi­ze uzak­sa,çan­ta­mı­za ko­nu­lan kuru yuf­ka­dan ya­pıl­mış iki parça ya­lan­cı bö­rek­le öğ­le­yi ge­çi­rir­dik. Kara la­ha­na çor­ba­sı,hele mısır çor­ba­sı­nı sabah te­re­ya­ğı ile ısı­tıp zevk­le yer­dik. Ak­şam­la­rı da içine yo­ğurt ko­yar­dık.
*Köy­den şehre okula ge­len­ler,öğle ye­me­ğin­de bir çey­rek ek­mek­le, o ince ka­buk­lu Ka­zo­va üzü­mün­den yerdi. Tabii 25 ku­ru­şu daha varsa,bir parça da pey­nir.
*Ka­sa­ba­da otu­ran ar­ka­daş­la­rı­mız el­le­rin­de mar­ka­lar­la fı­rın­la­ra gi­der­di. Eve ge­le­ne kadar bir ek­me­ğin ucun­dan sıcak par­ça­lar ko­par­mak ne zevk­liy­di.
*Sonra o gü­ze­lim ma­sal­la­rı­mız gitti,Ame­ri­ka'dan ithal, Tom Miks,Tek­sas,Zagor,Ki­no­va,Teks gibi çizgi roman ki­tap­la­rı­mız vardı.
*Daha sonra Hayat,Ses Der­gi­le­ri;Hür­ri­yet'in ek­le­ri,Re­sim­li Ro­man­lar,Yerli çizgi ro­man­lar da oku­duk.
*Rad­yo­da(daha te­le­viz­yo­nu bil­mi­yor­duk) Eno­sis-Ma­ka­ri­os,Wi­et­nam ha­ber­le­ri,Ar­ka­sı Ya­rın­la­rı­mız, Li­se­ler Arası Bilgi Ya­rış­ma­la­rı­mız ;
*Bi­zim­ki­ler,Kay­na­na­lar;radyo Ti­yat­ro­la­rı­mız, Erkan Yolaç'la EVET-HA­YIR, Orhan Boran'ımız­la YUKİ'miz,DOĞRU MU?-YAN­LIŞ MI bilgi ya­rış­ma­la­rı­mız vardı.
*Soğuk kış gün­le­rin­de,buzlu yol­lar­da,ba­vu­la ben­ze­yen tahta çan­ta­la­rı­mız­la kızak yapar, ka­yar­dık. Ev­de­ki fır­ça­yı kim dü­şü­nür­dü?
*Bizim köy bak­ka­lı­mız vardı. Bir­kaç yu­mur­ta gö­tü­rüp,bis­kü­vi,akide şe­ke­ri ala­bi­lir­dik. Bazen bir­kaç kilo fa­sul­ye,mısır da bu işe ye­ter­di. Şehir ve ka­sa­ba­la­rı­mız­da ma­hal­le bak­ka­lı­mız vardı. Dü­ğü­nü,ni­şa­nı,ölümü, sağ­lı­ğı o bi­lir­di. Ondan so­ru­lur­da ad­res­ler. Ve­re­si­ye def­te­ri kur­ta­rı­cıy­dı.
*Yo­lu­nu öz­lem­le bek­le­di­ği­miz pos­ta­cı­mız,Bekçi Mus­ta­fa'mız,ka­sa­bı­mız,ma­na­vı­mız, aile­mi­zin bi­rey­le­rin­den biri sa­yı­lır­dı.
*Las­tik ayak­ka­bı­dan, nay­lon ayak­ka­bı­ya, bez top­lar­dan,nay­lon top­la­ra,ba­tar­ya pilli rad­yo­dan,ağır,iri san­du­ka­lı dan­tel ör­tü­lü,si­yah-be­yaz te­le­viz­yo­na biz ka­vuş­tuk.
*Sa­ca­yak­lı ocak­lar­dan,gaz oca­ğı­na,ora­dan tüp gazlı ocak­la­ra biz geç­tik.
*Vita yağı te­ne­ke­le­rin­den su kap­la­rı,çiçek sak­sı­sı ya­par­dık.
*Ame­ri­ka Apol­lo 11'i aya gön­de­rir­ken,bizim ilk yerli oto­mo­bi­li­miz Ana­do­lu'muz,ar­ka­sın­dan 124 Murat'ımız,Şahin'imiz vardı. O yıl­lar­da ne em­ni­yet ke­me­ri­miz,ne oto­ma­tik kli­ma­mız,CD ça­la­rı­mız, ne uzak­tan ku­man­da­mız, ne oto alar­mı­mız,ne hava yas­tı­ğı­mız,ne oto­yol­la­rı­mız vardı.
*Ça­tı­lar­da,daha iyi gö­rün­tü ver­sin diye an­ten­le­ri biz çe­vi­rir­dik. Grun­dig, Sc­ha­ub Lo­renz;Te­le­fun­ken, Phi­lips,Na­ti­onal marka te­le­viz­yon­la­rı­mız vardı. Ya­yın­lar,karlı,buzlu,çok net ol­ma­sa da biz­le­ri mutlu eder­di.
*Akşam ka­ra­ra­na değin,so­kak­lar­da kim­se­den kork­ma­dan,çe­kin­me­den oyun­lar oy­nar­dık. Gece mu­hab­bet­le­ri­miz, to­pa­cı­mız(ton­tu­ruk),enek­le­ri­miz(mis­ket), uçurt­ma­mız(ga­ze­te ka­ğı­dın­dan ya­pıl­mış ol­sa­lar da)Giz­li­ce iç­ti­ği­miz,ön­ce­le­ri mısır püs­kü­lü si­ga­ra­sı,sonra Bi­rin­ci,Bafra, Ge­lin­cik,Ye­ni­ce,Yaka si­ga­ra­la­rı. Sam­sun si­ga­ra­sı daha bizim için lüks­tü.
*Pamuk şeker, horoz şeker, kağıt hel­va­la­rı­mız,koz hel­va­la­rı,renk­li renk­li şeker ma­cun­la­rı,Hacı Bekir'in Te­re­yağ­lı­la­rı(un ku­ra­bi­ye­si)
*Uzun eşek,bir­dir­bir, sak­lam­baç, komen, elim sende, çe­lik-ço­mak,dom­ba­lis, al sa­ta­rım bal sa­ta­rım,men­dil kap­ma­ca, yakan top, sek sek istop, dokuz taş,on iki taş, gazoz ka­pa­ğı si­ga­ra ku­tu­su,ar­tist re­sim­le­ri,düğ­me­ler­le ya­ra­tıl­mış bir oyun dün­ya­mız vardı.
*Ne güzel bay­ram­la­rı­mız vardı. Bay­ram için yap­tı­ğı­mız bi­ri­kim­ler­le, biz­ler köy­den şehre iner inmez si­ne­ma­ya, şe­hir­de­ki­ler dönme dolap,atlı ka­rın­ca,lan­gırt, beş atış yirmi beş,çadır ti­yat­ro­su­na gi­der­ler­di.
*Okul­la­rı­mız­da Yerli malı haf­ta­sı vardı. Evde ta­sar­ru­fa teş­vik edici kum­ba­ra­la­rı­mız vardı.
*Kıb­rıs Ha­re­ka­tı­nı gör­dük. So­kak­ta ben­zin,yağ,şeker,si­ga­ra,tüp gaz kuy­ruk­la­rı­nı ya­şa­dık.
*Pos­ta­ne­den yaz­dır­ma­lı te­le­fon­la­rı­mız, Pö­ti­ka­re­li mu­şam­ba­lı oda­la­rı­mız, Kes­ta­ne pi­şir­di­ği­miz ku­zi­ne so­ba­la­rı­mız(hala köy­ler­de var), mut­fak­la­rı­mız­da tel do­lap­la­rı, du­var­la­rı­mız­da Sa­at­li Ma­arif Tak­vi­mi­miz,içten,sıcak aile top­lan­tı­la­rı­mız vardı.
*Ön­ce­le­ri sır­tın­da se­pet­li(kü­fe­li) ha­mal­lar, son­ra­la­rı at ara­ba­sı,hamal ara­ba­sı,süslü fay­ton­la­rı­mız, ora­dan, Aus­tin, Ma­gi­rus,Ford,Opel;Chev­ro­let marka ba­ga­jı üs­tün­de şe­hir­ler arası oto­büs­le­ri­miz vardı.
*Fut­bol sa­ha­la­rı­mız­da,Lef­ter,Metin Oktay,Şenol Birol, Kadri,Sanlı,Ka­le­ci Varol, Can Bartu,Sabri Dino,Cemil Turan,Metin Kurt,Me­tin-Ali-Fey­yaz ve unu­tul­maz derbi maç­la­rı vardı.
*Küçük Ame­ri­ka ol­muş­tuk ya. John Wayne'li,Clint Eas­wo­od'lu film­ler gö­rül­me­ye baş­lan­mış­tı. Beyaz per­de­miz­de Ayhan Işık,Bel­gin Doruk, Ahmet Tarık Tekçe, Gök­sel Arsoy,Filiz Akın,Fatma Girik, Ediz Hun Yıl­maz Güney, ne güzel ses sa­nat­çı­la­rı­mız vardı; Mü­zey­yan Senar,Zeki Müren, Be­hi­ye Aksoy, Nes­rin Si­pa­hi, Emel sayın, Erkin Koray, Ber­kant, Erol Bü­yük­burç,Ne­za­hat Bay­ram, Ahmet Sez­gin,Nuri Se­si­gü­zel, Yıl­dız Ayhan,Barış Manço ile dünya turu(ya­şa­yan­la­ra uzun ömür di­li­yo­rum) Yeri gel­miş­ken yaz­ma­dan ge­çe­me­ye­ce­ğim; böyle sa­nat­çı­la­rın artık çık­ma­ma­sı­nın bir ne­de­ni ola­rak Ara­besk denen mü­zi­ğin o yıl­lar­da ha­ya­tı­mı­za gir­me­si di­ye­bi­li­rim.
*70 li yıl­lar­da muh­tı­ra­lar. Sağ-sol ça­tış­ma­la­rı,üni­ver­si­te­ler­de,ko­mü­nist-fa­şist suç­la­ma­la­rı. Dev­let ta­ra­fın­dan bes­le­nen sivil mi­li­ter güç­ler…Fab­ri­ka­lar­da DİSK-MİSK mü­ca­de­le­le­ri,,,Grev­ler,sen­di­ka ağa­la­rı,okul­lar­da dev­rim­ci-ül­kü­cü kav­ga­la­rı,bö­lün­müş,böl­dü­rül­müş öğ­ret­men­ler,ta­raf­lı po­lis­ler, bu arada yok olan gen­ce­cik fi­dan­lar;
*Tay­lan­lar,Ma­hir­ler,Ulaş­lar, Yu­suf­lar,De­niz­ler ve daha yüz­ler­ce­si…Bu hi­ka­ye he­pi­mi­zin…Bir­bi­ri ar­dı­na di­zi­len ce­na­ze­ler. Kar­deş kav­ga­la­rı,si­ya­si ci­na­yet­ler,kur­ta­rıl­mış böl­ge­ler,okul­lar,ma­hal­le­ler,ya­kı­lan,yı­kı­lan,bo­şal­tı­lan köy­ler. Deniz Yusuf Hü­se­yin'in idam­la­rı. Akıl almaz iş­ken­ce­ler…Bu iş­ken­ce­le­re göğüs ge­ren­ler,sür­gün­ler,kı­yım­lar. 68 ku­şa­ğı­nın öz­gür­lük sa­vaş­çı­la­rı bu hi­ka­ye sizin.
*Artık kül­tür em­per­ya­liz­mi girdi ül­ke­me; Dal­las,Köle İsaura, Yalan Rüz­ga­rı, Cosby Aile­si,Taş Devri,Jet­gil­ler, Uzay yolu,Tatlı Cadı, Küçük Ev,Ame­ri­ka,Av­ru­pa,Bre­zil­ya di­zi­le­ri; Be­at­les,Rol­ling Sto­nes,Bo­ney-M,Adamo,Ame­ri­ka,Av­ru­pa der­ken bitli tu­rist­ler de girdi ya­şa­mı­mı­za. Ben­li­ği­mi­zi yavaş yavaş kay­bet­me­ye baş­la­dık.
*Cola,Adi­das, Blu­eje­an,rak-rok pop me­ra­kıy­la unu­tu­ver­dik kendi öz mü­zi­ği­mi­zi, öz de­ğer­le­ri­mi­zi;Tür­kü­le­ri,boz­lak­la­rı,sür­me­li­le­ri,halk oyun­la­rı­nı,des­tan­la­rı,hi­ka­ye­le­ri­mi­zi unut­ma­ya baş­la­dık.
*Sonra bir 12 Eylül sa­ba­hı. Yani 12 Eylül 1980 sa­ba­hı. Hasan Mut­lu­can'ın da­vu­di se­siy­le “Yine de şah­la­nı­yor aman….” Tür­kü­süy­le uyan­dık. Tu­tuk­la­nan­lar,gö­zal­tı­na alı­nan­lar,ina­nıl­maz iş­ken­ce­ler­den ge­çen­ler,be­den­le­ri­ni ruh­la­rı­nı kay­be­den­ler,yeni idam­lar,yeni da­ra­ğaç­la­rı..Gö­nül­den ya­ra­la­nıp,genç­li­ği­ni sür­dü­ren­ler bu öykü sizin,bizim…
*Ulu­sal de­ğer­le­re biz sahip çık­tık. İstan­bul'da,Ame­ri­ka­lı­la­rı Dol­ma­bah­çe'den de­ni­ze biz dök­tük. Kar­şı­mız­da du­ran­lar bugün bizi yö­ne­tir du­rum­da­lar.
*Ba­ğım­sız­lık sev­da­lı­sı va­tan­se­ver genç­ler­dik. ÖSS'yi bil­mez­dik ama gece en son 23.00'te rad­yo­dan pu­an­la­rı din­ler,erken dav­ran­mak için ge­ce­den yola çı­kar­dık. Eği­ti­min çi­le­si­ni de biz çek­tik. Ül­ke­si­ni öle­si­ye seven de biz­dik.
*Er­kek­ler­de İspan­yol paça pan­to­lon­lar, geniş gös­te­riş­li kra­vat­lar, uzun saç ve fa­vo­ri­ler, si­ya­si gö­rü­şe uygun yu­ka­rı-aşa­ğı kalın bı­yık­lar,deri çiz­me­ler,asker pos­tal­la­rı,par­ka­lar,kalın ke­mer­ler,pa­las­ka­lar,kal­pak­lar,arka cepte ince dişli ta­rak­lar,yu­var­lak ay­na­lar,göm­lek cep­le­rin­de Ge­lin­cik,Bafra si­ga­ra­la­rı. Adına glo­ba­lizm denen(kü­re­sel­leş­me) dö­ne­min­de Ame­ri­ka­no­fil si­ga­ra­lar çı­kın­da yaka ce­bin­den ço­rap­la­rın içine girdi sa­mi­mi­yet­siz­ce si­ga­ra­lar…Kız­la­rı­mız­da lüle lüle saç­lar,al­lık­lar,kü­pe­ler,her genç kızın rü­ya­sı!,,,Ze­ti­na dikiş Ma­ki­na­sı rek­lam­la­rı,ince belli man­to­lar, yük­sek to­puk­lu rugan ayak­ka­bı­lar, dö­pi­yes­ler, jar­se­ler, koyu kır­mı­zı ruj­lar, kalın ke­mer­ler, doğal gü­zel­lik­ler,tabii ko­ku­lar,ma­su­ma­ne ba­kış­lar,kı­na­lı eller, Ahh…ahh o ince bel­ler.
*Biz,anne baba sözü de din­ler­dik. Ço­ğu­muz gö­rü­cü usu­lüy­le ev­len­dik.
*Kim ne derse desin,hala devam eden çok mutlu ev­li­lik­ler kur­duk. Sev­me­si­ni de,se­vil­me­si­ni de iyi bi­lir­dik. Leyla'yı bilir,Mec­nun'u an­lar­dık. Bizim de unu­tul­maz aşk­la­rı­mız vardı. Mev­sim mev­sim ya­şa­dık duy­gu­la­rı­mı­zı. (Ör­ne­ğin; benim çok ön­ce­den sev­di­ğim,şimdi belki to­ru­nu olan eski sev­gi­lim­den kötü bir haber duy­mak is­te­mem. O'nun mutlu ol­ma­sı­nı is­te­rim. Benim ol­ma­dı diye mut­suz mu ol­ma­lı? ) Şar­kı­lar­da sever, şar­kı­lar­da ay­rı­lır­dık. Bizim mek­tup­la­rı­mız renk­li ka­ğıt­la­ra ya­zıl­mış,kendi el ya­zı­mız­la,göz yaşı dö­kül­müş ,aşk mek­tup­la­rı,asker mek­tup­la­rı, Gül ko­ku­lu,duygu dolu,göz­yaş­la­rıy­la ıs­lan­mış,için­de bir tutam saç,bir küçük el izi,dudak izi ta­şı­yan mek­tup­lar. Çoğu ya­zı­lıp,ya­zı­lıp,sev­gi­li­ye ulaş­tı­rıl­ma­yan mek­tup­lar…
*Ah! Biz ney­dik,ne de­ğil­dik?
*Ro­man­la­ra konu ya­şam­la­rın sa­hi­biy­dik. Biz o yıl­lar­da iyi ki var­dık. Bütün olum­suz­luk­la­ra rağ­men,mutlu bir çocuk,sev­da­lı birer genç­tik.
*Sı­ra­dan lo­kan­ta­la­ra bile gi­de­mez­dik. Şöyle sof­ra­lar kurup,iki tek ata­maz­dık. Or­dövr ta­ba­ğı,ape­ra­tif adını duy­ma­mış­tık; ara sıcak,ana yemek,üs­tü­ne tatlı,kahve hiç gör­me­dik. Ama daha güzel ma­sa­la­rı­mız vardı. 35 lik bir votka şi­şe­si­nin ya­rı­sı votka,ya­rı­sı meysu. En güzel iç­ki­miz­di. Pir­zo­la­yı,mey­ve­le­ri,ara sı­ca­ğı,ana sı­ca­ğı ce­bi­miz­de ta­şır­dık. Onun adı, bir elma veya man­da­li­na,za­ma­nı­na güre bir­kaç can eriği,bin avuç leb­le­biy­di. Bütün mey­dan lo­kan­ta­la­rı bi­zim­di! Orası çok gör­kem­li bir ağaç altı,Ye­şi­lır­mak ke­na­rın­da bir çayır,mah­muz­la­rın üs­tüy­dü çoğu kez. Ama ne güzel soh­bet­ler eder­dik. Ne güzel evi­mi­ze gi­der­dik. Geç za­man­lar­da eve var­dı­ğı­mız­da, yemek ma­sa­sı­nın üze­rin­de ni­ne­mi­zin ya da an­ne­mi­zin bı­rak­tı­ğı kı­zart­ma­lar du­rur­du. Genç­tik ge­ce­nin bir sa­atin­de onu da yer­dik!
*Biz,2000'li yıl­lar­da yine varız. Biz 60 larda çocuk, 70'de genç­tik,biz 80'lerde ih­ti­lal,biz 90'larda eko­no­mik kriz­le­ri bir kez daha ya­şa­yan­la­rız.
*Şimdi tek­no­lo­jik ge­liş­me­ler­le dolu 21'inci yüz­yı­lı ya­şı­yo­ruz. Kredi kartı,bil­gi­sa­yar, in­ter­net,cep te­le­fo­nu,sü­per­mar­ket,MP3 çalar, di­züs­tü­ler,plazmalar..?Artık o ko­ku­lu,duygu dolu uzun mek­tup­lar yok, AŞK­lar yok oldu. Duy­gu­lar kı­sal­dı,sem­bol oldu. Genç­ler aşk­la­rı­nı gü­nü­bir­lik ya­şı­yor­lar. Bir bank­ta yan­ya­na otu­rup,cep te­le­fon­la­rın­da ayrı ayrı oyun oy­na­yan güya aşık­lar ça­ğın­da­yız…
*Genç­le­ri yoz­laş­tır­dı­lar. İle­ti­le­rin­de”nbr”,”by”,”slm” kı­salt­ma­la­rı kul­la­nı­yor. Cep te­le­fon­la­rın­da kısa mesaj çıl­gın­lık­la­rı,..
*Ne­re­de mey­ve­si­ni eli­miz­de top­la­dı­ğı­mız ağaç­lar? Kor­ku­suz­ca oyun oy­na­dı­ğı­mız so­kak­lar? Ne­re­de sö­zü­nün eri o yağız de­li­kan­lı­lar? Ve­fa­lı dost­luk­lar, öle­si­ye ar­ka­daş­lık­lar …Ne­re­de utan­gaç,al ya­nak­lı kız­lar?
*Saf­lık,do­ğal­lık,sa­mi­mi­yet ne­re­de?
*Bu ne­den­le ÇO­CUK­LU­ĞU­MU ÖZ­LÜ­YO­RUM…
*El yap­ma­sı oyun­cak­la­rı­mı…Uçurt­ma­mı, ya­ra­lı di­zi­mi, an­ne­min nin­ni­si, Bekir Usta'nın te­re­yağ­lı­sı­nı,Sabri us­ta­nın si­mi­di­ni,bak­ka­lın Ege,Mabel sa­kı­zı­nı, bah­çe­de­ki incir ağa­cı­nı,nar ağa­cı­nı,erik ağa­cı­nı öz­lü­yo­rum. Ya şim­di­ki ço­cuk­lar…Çoğu in­ter­net ba­şın­da­lar..?Fesfut­lar­la,süper me­nü­ler­le bes­le­ne­rek;bil­mem hangi ya­ban­cı mü­zi­ği in­di­rip din­li­yor­lar. Cep te­le­fon­la­rı­na,bil­gi­sa­yar­la­rı­na sa­rıl­mış, çoğu ki­lo­lu, renk­le­ri uçuk,diş­le­ri bozuk, Tek­no­lo­ji ça­ğı­nı ya­şı­yor­lar…
*Artık 20'inci asır ge­ri­ler­de kaldı. Ço­cuk­tuk genç olduk;baba olduk; dede olduk;nine olduk. Ne ba­di­re­ler at­lat­tık, Yı­kıl­ma­dık,ayak­ta kal­dık. Artık ya­şa­dı­ğı­mız kadar ya­şa­ya­ma­ya­ca­ğı­mı­zı, Bir bu kadar daha öm­rü­mü­zün ol­ma­dı­ğı­nı bi­li­yo­ruz. Olsun iyi ki o yıl­la­rı gör­dük.
*O ha­yat­la­rı ya­şa­dık. Piş­man­lık mı? Asla!...
*Sa­de­ce o dolu diz­gin yıl­la­rı öz­lü­yo­ruz..?Verseler aynı ha­yat­la­rı yeni baş­tan,büyük bir ke­yif­le ya­şa­mak is­te­riz.
*En azın­dan ben öyle is­te­rim!...

İşte! Sağ­dan sol­dan der­le­di­ğim; çok kısa an­lat­ma­ya ça­lış­tı­ğım,bir­çok yeri at­la­dı­ğım bu bizim hi­ka­ye­miz…


Bu yazı 392 defa okunmuştur.



Orhan Keskinsoy Diğer Yazıları
Çok Okunan Haberler
Köşe Yazarları
Anketimize Katılın

Web sitemize nasıl ulaştınız?

Reklam
Tavsiye
Arama Motorları
Diğer