23-11-2020 Orhan Keskinsoy
Orhan Keskinsoy

Orhan Keskinsoy

CEN­NET­TE FAKİRE YER VAR MI? DAR GELİRLİ-BOL GİDERLİ(BOL GELİRLİ)

Bi­ri­nin adı Dar ge­lir­li Ahmet, öte­ki­nin adı Bol gi­der­li Ahmet…(Bol ge­lir­li de diye oku­ya­bi­lir­si­niz)
İkisi de aynı köy­den­dir. İkisi de ma­te­ma­tik­çi­dir. Dar ge­lir­li Ahmet 2 kere iki­nin dört değil, dert et­ti­ği­ni söy­ler. Bol gi­der­li ise sıfır kere sıfır yüz eder, di­ye­rek yeni icat­lar bul­muş­tur…
İkisi de Cum­hu­ri­yet ilan edil­di­ği gün doğ­muş­tur. O ne­den­le ken­di­le­ri­ne Cum­hu­ri­yet Ço­cu­ğu de­ne­bi­lir. Dar ge­lir­li Ahmet buna se­vi­nir, Bol gi­der­li ise başka çağ­rı­şım yapar diye, ken­di­si­ne Cum­hu­ri­yet ço­cu­ğu den­me­si­ni is­te­mez.
İstan­bul'da doğ­muş­lar­dır.Ba­ba­la­rı iş bu­la­bil­mek için İstan­bu­l­7a gel­miş­tir. Ama ad­la­rı köy­le­riy­le anı­lır.
İkisi de ma­te­ma­tik­çi de­miş­tik. Dar ge­lir­li ders­le­ri­ne çok ça­lı­şıp ba­şa­rı­lı olur­ken, bol gi­der­li kopye çe­ke­rek sı­nıf­la­rı geç­miş­tir!
Dar ge­lir­li çok iyi hesap ya­pı­yor. Bol gi­der­li de he­sap­tan ki­tap­tan an­la­mı­yor­du. O ne­den­le ar­ka­daş­la­rı ona”He­sap­sız, ki­tap­sız Ahmet” di­yor­du.
Yok­sul­luk ne­de­niy­le her ikisi de okulu terk etmek zo­run­da kaldı. Bir yer­ler iş bulup ça­lış­tı­lar,yev­mi­ye ile.
As­ke­re aynı anda alın­dı­lar, aynı bir­li­ğe ve­ril­di­ler. He­sa­bı iyi olan dar ge­lir­li Ahmet, as­ke­ri talim ve ter­bi­ye­ye önem ve­rir­ken, bol gi­der­li önce ko­mu­ta­nın emi­re­ri, sonra kan­tin­ci ola­cak­tır.
Dar ge­lir­li, ma­ki­ne­li tü­fek­le­ri söküp ta­ka­bi­li­yor, as­ke­ri tüm do­na­nı­mı bi­li­yor­du. Bol ge­lir­li kan­tin­de ya­pa­ca­ğı, ka­za­na­ca­ğı pa­ra­ya ba­kı­yor­du.
Dar ge­lir­li cep­le­ri boş eve dö­ner­ken, bol gi­der­li cep­le­ri ola­rak ter­his edil­miş­ti.
Aynı da­ire­de aynı işi ya­pı­yor­lar­dı. Dar ge­lir­li Ahmet zar zor ge­çi­nir­ken, Bol gi­der­li Ahmet bir eli yağda bir eli balda. Ar­ka­daş­la­rı­na zi­ya­fet­ler verir. Sık sık se­ya­ha­te çı­kar­dı.
Dar ge­lir­li, şeh­rin dı­şın­da bir ge­ce­kon­du­da otu­rur­ken, bol gi­der­li en lüks semt­

ler­de otu­ru­yor­du.
İki­si­nin de iki ço­cu­ğu oldu. Bu iki ço­cu­ğu ye­tiş­ti­rir­ken dar ge­lir­li çok sı­kın­tı çekti ve “İki iki daha dört değil, dert eder” te­zi­ni doğ­ru­la­mış oldu. Bol gi­der­li ço­cuk­la­rı­nı yurt dı­şın­da okut­tu.
Bol gi­der­li­nin “Sı­fı­ra sıfır, elde var yüz” te­zi­ne kimse karşı çı­ka­mı­yor­du!
Bol gi­der­li şöyle di­yor­du”
“Yor­gan kısa, aya­ğım uzun­sa ka­ba­hat benim mi? Bendi yor­ga­nı­mı aya­ğı­ma göre uza­tı­rım, Allah da­ğı­na göre kar ve­rir­miş. Benim mas­ra­fım çok. Allah da ve­ri­yor bana.”
Dar ge­lir­li bu ko­nu­da bir şey söy­le­mek is­te­mi­yor. Sa­de­ce şunu di­yor­du:
“Bu dün­ya­da çok sı­kın­tı çek­tim, ama na­mu­sum­la ya­şa­dı­ğım için, öbür dün­ya­da rahat ede­ce­ği­me ina­nı­yo­rum…” de­mek­tey­di.
Dar ge­lir­li Ahmet, eşini ve ço­cuk­la­rı­nı gez­me­ye çı­ka­rı­yor, vit­rin­ler­de­ki mal­la­rı sey­ret­ti­ri­yor­du. Ka­rı­sı, iç ça­ma­şır­la­rı­nı gö­rün­ce, ayak­ka­bı­la­rı gö­rün­ce:
-Ayy bu kadın do­nu­mu, in­sa­nın po­po­su bunun içine sığar mı? Ayy bu ayak­ka­bı mı? Di­yor­du.
Ço­cuk­la­ra muzu, hur­ma­yı gös­te­rip, ta­nı­tır­dı. Por­ta­ka­lı, çi­ko­la­ta­yı uzak­tan gös­te­rip, ço­cuk­la­rı­na an­la­tır­dı.
Bu min­val üzere ya­şa­yıp gi­der­ler­ken, yurt dı­şın­dan Tür­ki­ye'nin eko­no­mik du­ru­mu ve geçim va­zi­yet­le­ri­ni ölç­mek için dı­şa­rı­dan bir heyet geldi.
İnce­le­mek için de bu iki Ahmet'i örnek ola­rak ele al­dı­lar. So­ru­lar so­ru­la­cak, bun­la­rı elekt­ro­nik beyin kay­de­de­cek­ti. Yanıt ve­re­cek­ti. Önce dar ge­lir­li­ye sor­du­lar:
-Ma­aşı­nız net ola­rak ne ka­dar­dır?
-As­ga­ri üc­ret­le ça­lı­şı­yo­rum. Elime geçen net 1750 lira
-Aile­niz kaç kişi?
-Dört
-Siz­den başka aile­niz­de ça­lı­şan var mı?
-Yok.
-Evi­niz kaç oda?
-Bir buçuk!
-Ek­mek kaça?
-İki lira..
Buna ben­zer bir­çok soru daha so­rul­du. Elekt­ro­nik beyne yük­len­di. Elekt­ro­nik bey­nin düğ­me­si­ne ba­sıl­dı. Bir fiş düştü. Fişte;
-Ya­şa­mı­yor, diye ya­zı­yor­du.
Ame­ri­ka­lı uz­man­lar, buna bir anlam ve­re­me­di­ler. Çünkü bun­la­rın ma­ki­ne­si hiç ya­nıl­ma­mış­tı, bu güne kadar. Tek­rar sor­du­lar, tek­rar yanıt al­dı­lar. Bu kez;
-Öl­müş dedik ya…
Ame­ri­ka­lı­lar, ıs­rar­la sor­du­lar Dar ge­lir­li Ah­me­t­7e, o da ya­nıt­la­dı. Tek­rar gir­di­ler bil­gi­le­ri ma­ki­ne­ye. O da:
-Siz laf an­la­maz mı­sı­nız/ Ölmüş di­yo­ruz ya…Ver­di­ği­niz bil­gi­le­re ve bilim esas­la­rı­na göre, Dar­ge­lir­li Ahmet Efen­di, bun­dan yirmi yıl önce ölmüş ol­ma­lı­dır. Halen ya­şa­ma­mak­ta­dır. ..
Bu kez sı­ra­da Bol gi­der­li Ahmet'e so­ru­lar sor­du­lar:
-Ma­aşı­nız net ola­rak kaç lira?
-Eli­me geçen 1750 lira. As­ga­ri üc­ret­li­yim..
-Evi­niz kira mı?
-Evet.
-Ne kadar kira ve­ri­yor­su­nuz?
-İki bin lira…
Uz­man­lar, tek­rar soru so­ra­cak­lar­dı ki, elekt­ro­nik be­yin­de bir ça­tır­tı çu­tur­du koptu. Ma­ki­ne bo­zul­du. Tamir edip, Bol gi­der­li­ye soru sor­ma­ya devam et­ti­ler:
-Evi­ni­zin mut­fak mas­ra­fı ne kadar?
-Ayda dört bin lira…
Elekt­ro­nik beyin bu kez daha şid­det­li ses­ler çı­ka­ra­rak durdu…Bol gi­der­li her yanıt ver­di­ğin­de, ma­ki­ne bo­zu­lu­yor­du. Bı­rak­tı­lar…
Neyse bu şe­kil­de ya­şa­yıp giden iki Ahmet. Aynı yıl ve günde öl­dü­ler.
Dar ge­lir­li Ahmet, ken­din­den emin bir şe­kil­de , CEN­NE­TE GİDER , ok­la­rı­nı takip ede­rek,cen­ne­tin yo­lu­na gi­der­ken, bir­den biri önüne geçip, onu itti. Bir de baktı bol gi­der­li Ahmet..
Ya­şa­mın­da bir kez bile kötü söz söy­le­me­yen Dar ge­lir­li şöyle dedi:
-Ulan dürzü, ulan pe­ze­venk, ulan alçak, ulan na­mus­suz! Ulan ezil! Ulan hır­sız! Dün­ya­da iyi ya­şa­dın, key­fi­ni aldın, ta­dı­nı çı­kar­dın. Bense her ezi­ye­te kat­lan­dım, her çi­le­yi çek­tim. Tek ölün­ce cen­net­te rahat ede­yim dedim. Gel­di­ği­miz dün­ya­da keyif çat­tı­ğın yet­me­di mi de, bir de bu­ra­da cen­ne­te gi­re­cek­sin?
Bol ge­lir­li ve bol gi­der­li Ahmet, şöyle Dar ge­lir­li­yi sü­ze­rek:
-Sen fu­ka­ra­la­ra yar­dım ettin mi? Para ver­din mi?
Dar ge­lir­li Ahmet:
-Pa­ram yoktu. Ka­rı­ma bile yar­dım ede­me­dim.
-Peki hayır ha­se­nat yap­tın mı?
-Ner­de­ee…Ço­cuk­la­rı­mı bile ge­çin­di­re­mez­ken…
-Hac­ca git­tin mi?
-Gi­de­me­dim.
-Ha­yır ce­mi­yet­le­ri­ne yar­dım…
-Yooo…
-Ök­süz­le­re, ye­tim­le­re, has­ta­la­ra?
-Ken­dim yar­dı­ma muh­taç­tım zaten!
Dar ge­lir­li­ye buna ben­zer bir­çok soru daha sordu. O da yooo, Nerde? Yok. Gibi ya­nıt­lar verdi. Bol gi­der­li:
-Şuna bak hele, bir de uta­nıp sı­kıl­ma­dan cen­ne­te gi­re­cek­miş! Hangi yüzle, hangi su­rat­la! Dur geri, diye ba­ğı­rıp yü­rü­dü. Ce­bin­den çı­kar­dı­ğı bi­le­ti gös­te­rin­ce, cen­ne­tin ka­pı­sın­da­ki melek, tu­ris­tik lüks otel­le­rin va­le­le­ri gibi iki bük­lüm eği­le­rek, cen­ne­tin ka­pı­sı­nı ar­dı­na kadar açtı…
Dar ge­lir­li Ahmet'i iyi­lik yap­ma­dı­ğı, hacca git­me­di­ği için cen­ne­te sok­ma­dı­lar…Kö­tü­lük yap­ma­dı­ğı için de ce­hen­ne­me at­ma­dı­lar…
NOT: Hala ah­lak­la­rı­nı bo­zul­ma­yan, 18 ya­şın­dan küçük ço­cuk­la­ra okut­ma­ma­nı­zı öne­ri­yo­rum. On­la­rın ah­lak­la­rı da bo­zul­ma­sın!
-Aziz Nesin'in bir öy­kü­sün­den esin­le­ne­rek ya­zıl­mış­tır…


Bu yazı 815 defa okunmuştur.



Orhan Keskinsoy Diğer Yazıları
Çok Okunan Haberler
Köşe Yazarları
Anketimize Katılın

Web sitemize nasıl ulaştınız?

Reklam
Tavsiye
Arama Motorları
Diğer