13-03-2018 Mehmet Emin Berber

Bu yazı di­zi­si uzadı bi­li­yo­rum. Hin­dis­tan'a gi­der­ken bazı ar­ka­daş­la­rım uyar­mış­tı; “sakın Hin­dis­tan'ı keş­fet­me­ye kalk­ma”diye... Öyle bir ni­ye­tim hiç ol­ma­dı. Hele Hin­dis­tan'ı gör­dük­ten sonra bunun bir çıl­gın­lık ola­ca­ğı­na ke­sin­lik­le kani oldum. Benim ki, kör­le­rin bir fili ta­nı­ma­sı için filin de­ği­şik yer­le­ri­ni tutup ona göre fili tarif et­me­ye kalk­ma­sı gibi... Sa­de­ce 15 günde gez­di­ğim kent­le­ri en az 10 kez gez­sem bile yaz­ma­ya ne za­ma­nım, ne de­ne­yi­mim ve bilgi bi­ri­ki­mi­min yeter..
Şimdi bir film şe­ri­di gibi ge­çi­yor gö­zü­mün önün­de gez­di­ğim Hint şe­hir­le­ri. 15 günde o kadar çok yer gez­dik ki, kimi yer­le­ri daha şim­di­den unut­mu­şum bile. Ancak belli bir sıra ile fo­toğ­raf çek­ti­ğim için bir kro­no­lo­jik sıra oluş­tu­ra­bi­li­yo­rum.. Size de bu sa­ye­de hiç not tut­ma­dan bu gezi iz­le­nim­le­ri­mi ak­ta­ra­bi­li­yo­rum.
Hin­dis­tan'ta o kadar yok­sul­luk gör­düm, o kadar se­fa­le­te tanık oldum ki, ta­ra­fi müm­kün değil. İnsan­lar­da da zaten bu yok­sul­lu­ğun derin iz­le­ri­ni gö­re­bi­lir­si­niz. Soluk be­niz­li, kirli siyah saçlı, ço­ğu­nun üs­tün­de üst baş yok, ana­dan uryan ço­cuk­la­rın fo­toğ­ra­fı­nı çe­ker­ken içi­min de­rin­den sız­la­dı­ğı­nı his­set­tim. Kimi yerde fil has­ta­lı­ğı­na ya­ka­lan­mış, ayak­la­rı ina­nıl­maz de­re­ce­de büyük in­san­la­rı gör­düm. Beş ayak­lı ineği May­mun­lar Ta­pı­na­ğı­na çı­kar­ken fo­toğ­raf­la­dım. Sözün kı­sa­sı neyi gör­düm­se bas­tım dek­lan­şö­re, nasıl olsa es­ki­den ol­du­ğu gibi film derdi yok. Ve or­ta­ya öyle fo­toğ­raf­lar çıktı ki iyi ki çek­mi­şim di­yo­rum. İna­nıl­ma­sı güç ama 15 gün­lük süre için­de 5 bin do­la­yın­da fo­toğ­raf çek­mi­şim. Şimdi bun­la­rı azalt­ma­ya ça­lı­şı­yo­rum ve hiç bi­ri­ne de kı­ya­mı­yo­rum işin doğ­ru­su...
Hin­dis­tan'da o yok­luk ve se­fa­let için­de el­bet­te gü­zel­lik­le­re de rast­lı­yor­su­nuz. Bu bir ba­tak­lık­ta açan bir lotus ya da ni­lül­fer çi­çe­ği gibi bir şey. Kara kuru çalı ba­cak­lı kız­la­rın-ka­dın­la­rın ara­sı­na öyle ser­piş­ti­ril­miş öyle ba­kım­lı ka­dın­lar gör­düm ki, ba­tak­lık­ta­ki ni­lü­fer çi­çe­ği­nin de­ği­şik ton­la­rı gibi. Morun en çıl­gı­nı, har­dal sa­rı­sı­nın en baş­tan çı­ka­ra­nı, pem­be­nin en ateş­li­si, züm­rüt ye­şi­lin in­sa­nın yü­zü­ne çar­pan gi­ze­mi işte bu ka­dın­la­rın üze­rin­de bir başka du­ru­yor.
Hin­dis­tan bir zıt­lık­lar, çe­liş­ki­ler ül­ke­si.. Omuz­la­rı yarı çıp­lak, bel­le­ri ta­ma­men açık alın­la­rı­nın or­ta­la­rı­na kon­dur­duk­la­rı üçün­cü göz­le­ri ile Hint ka­dın­la­rı in­sa­nı daha yan­la­rı­na yak­laş­ma­dan alev­le­ri için­de eri­tecek ne­re­de ise...
Bu ka­dın­la­ra Hin­dis­tan kent­le­ri­nin yok­sul semt­le­rin­de de rast­lar­sı­nız, kut­sal yer­ler­de de, Hi­ma­la­ya'nın çıl­gın ya­maç­la­rın­da da, ya­ta­ğı­na isyan eder­ce­si­ne akan şe­la­le­le­rin al­tın­da ayak­la­rı­nı yı­kar­ken de... O gü­zel­lik­le­ri gö­rüp­te ob­jek­ti­fi­ni­zi doğ­rult­tu­ğu­nuz­da size mut­la­ka gü­lüm­se­ye­rek bak­tık­la­rı­nı... İran'da ol­du­ğu gibi dev­rim mu­ha­fız­la­rı te­pe­ni­ze bin­mi­yor, ya da ka­dı­nın is­ya­nı ile kar­şı­laş­mı­yor­su­nuz. Bu kadar kalsa iyi ya, bu kez o da si­zin­le bir" sel­fie" (öz­çe­kim) çek­tir­mek is­ti­yor. Kır­mak müm­kün mü? Ne­re­de ise yanak ya­na­ğa de­ğecek kadar yak­la­şı­yor­lar; bir, iki, üç ...?sel­fie çe­ki­li­yor. Bu­nun­la kal­mı­yo­ruz, bir de bizim ob­jek­ti­fi­mi­ze gü­lüm­se­me­le­ri­ni is­ti­yo­ruz; hiç hayır de­dik­le­ri­ni rast­la­ma­dık ve son de­re­ce dos­ta­ne yak­la­şa­rak bir anı fo­toğ­ra­fı çek­ti­ri­yo­ruz. Bu say­fa­da o tür fo­toğ­raf­lar­dan epece bu­la­cak­sı­nız. Bun­lar­dan ki­mi­sin­de fo­toğ­raf çek­tir­mek is­te­yen biz olduk, kimi za­man­da onlar oldu.
YASH RAJ CHOP­RA'A BEN­ZETİLİYORUM
Bi­ri­si­ne ben­ze­til­me­yi hiç sev­me­dim ama zaman zaman bi­ri­le­ri­ne ben­ze­til­di­ğim ol­muş­tur. Hin­dis­tan ge­zi­sin­de de bu ta­lih­siz­li­ği ya­şa­dım. Şi­ka­yet­çi misin der­se­niz, hiçte şi­ka­yet­çi de­ği­lim. Ge­zi­mi­zin bir rengi oldu bile...
Zafer Boz­ka­ya'nın fa­ce­bo­ok'taki ta­kip­çi­le­rin­den biri Zafer Beyle olan fo­toğ­ra­mı­zı gö­rün­ce; "Ooooo, ya­nı­nız­da­ki ar­ka­da­şı­nız­da Yash Chop­ra'ya ben­zi­yor. Size Hin­dis­tan'da çok iti­bar çok olur artık..." diye bir mesaj atı­yor. Zafer Bey de bunu, gu­rup­ta­ki ar­ka­daş­la­rın ya­nın­da bana söy­le­di; "Seni Yash Chop­ra'ya ben­ze­ti­yor­lar.." dedi. O za­ma­na kadar Yash Chop­ra''nın var­lı­ğın­dan ha­ber­siz ben­de­niz, reh­be­ri­miz­den hemen Yash Chop­ra''nın res­mi­ni bul­ma­sı­nı is­te­dim. Zafer Bey anın­da Yash Chop­ra'nın on­lar­ca res­mi­ni bu­la­rak gös­ter­di. Hepsi ben­ze­mi­yor­du ama bir ta­ne­si epey­ce ben­zi­yor­du.
Kimdi bu Yash Chop­ra?
1932 yı­lın­da Pa­kis­tan'ın Pen­cep eya­le­ti, Lahur ken­tin­de doğan Yash Chop­ra, 21 Ekim 2012 yı­lın­da Hin­dis­tan'ın Bom­bay (Mum­bai) ken­tin­de 80 ya­şın­da ya­şa­ma veda etmiş. Se­nar­yo ya­za­rı, Ya­pım­cı, yö­net­men ola­rak pek çok hit olmuş filme imza atan Yash Chop­ra, Hin­dis­tan'ta çok se­vi­li­yor. Ulus­la­ra­ras üne sahip Yash Chop­ra,nın al­ma­dı­ğı ödül yok gibi. Hin­dis­tan si­ne­ma­sı­nın temel taş­la­rın­dan ve Bol­li­wo­od'u, Hol­li­wo­od ile ya­rı­şır hale ge­ti­ren büyük bir si­ne­ma us­ta­sı.. Gerek ulu­sal­da ge­re­se ulus­la­ra­ra­sı pres­tij­li film ya­rış­ma­la­rın­da pek çok ödüle layık gö­rül­müş bir si­ne­ma adamı ..

Yash Chop­ra'ya ben­ze­til­mem bu­ra­da kal­ma­dı tabi ki... Artık Gu­rup­ta­ki ar­ka­da­şı­mız İsmail Yörük'ün di­li­ne düş­müş­tük. İsmail ince mizah an­la­yı­şı ile bu benim Yash Chop­ra'ya ben­ze­me­mi epey­ce kul­lan­dı. Kut­sal me­ka­nı gezen bir öğ­ren­ci gu­ru­bu mu gördü, hemen öğ­ret­me­ni­ne yak­la­şı­yor ve “Yash Chop­ra ara­mız­da, ha­be­ri­niz var mı?" diye fı­sıl­dı­yor. Yash Chop­ra'ya eriş­me­le­ri müm­kün ol­ma­yan bu öğ­ret­men ve öğ­ren­ci­ler, bu ha­be­ri du­yun­ca me­rak­lı göz­ler­le et­ra­fa bak­ma­ya baş­lı­yor­lar ve ba­şın­da fötr şapka ile beni gö­rün­ce "Siz ger­çek Yash Chop­ra mı­sı­nız?" diye sor­ma­dan ede­mi­yor­lar. Kimi zaman İsmail'in şa­ka­sı­nın biraz sür­me­si­ni is­ti­yo­ruz; ve ses­siz ka­lı­yo­rum. Ama ço­ğun­luk­la "Ben Tür­ki­ye'den ge­li­yo­rum ve Tür­küm.." di­yo­rum. Bu kez inan­ma­ma sı­ra­sı on­lar­da olu­yor ve bu arada resim çek­tir­mek için bir­bi­ri ile ya­rı­şan öğ­ren­ci­ler... Bun­la­ra zaman zaman öğ­ret­men­le­ri de ka­tı­lı­yor. Bu say­fa­da gö­re­ce­ği­niz güzel kız­lar­dan ba­zı­la­rı beni hep Yash Chop­ra zan­ne­den­le­rin fo­toğ­ra­fı. Bu ina­nış­ta olan­lar kuş­ku­suz sonra da müt­hiş bir düş kı­rık­lı­ğı ya­şa­dı­lar. Avuç­la­rı­nın iç­le­ri­ne kadar gelip konan kuş uçup git­miş olu­yor­du.
İsmail Yörük, o ince mizah an­la­yı­şı ile ben­de­ni­zin Yash Chop­ra'ya ben­ze­me hi­ka­ye­si­ni hep kul­lan­dı. Kimi zaman gü­lüş­tük, kimi zaman da en gi­ril­mez yer­ler­den Yash Chop­ra sa­ye­sin­de ko­lay­ca ge­çi­ver­dik.
Hele bir ke­zin­de tren yol­cu­lu­ğu­muz sı­ra­sın­da tu­va­let için iki va­go­nun bir­leş­ti­ği yere git­ti­ğim­de, bu­ra­nın 1. sınıf kom­par­tı­man yol­cu­la­rı­na ser­vis ya­pı­lan yer ol­du­ğu­nu gör­düm. Tam geri dö­nü­yor­dum ki, sem­pa­tik bir gö­rev­li bı­rak­ma­dı. Hemen bir nes­ca­fe ge­ti­rip ikram etti. Bir­lik­te fo­toğ­raf çek­tir­dik. Onun­la kalsa iyi ya, o bö­lüm­de gö­rev­li 10 kadar Sih'te fo­toğ­raf çek­tir­mek için sı­ra­ya girdi. Belli ki on­lar­da beni Yash Chop­ra'ya ben­zet­miş ol­ma­lı­lar­dı. Ye­ri­me otur­du­ğum­da bile il­gi­le­ri­ni esir­ge­me­di­ler. Gelip gidip bir ih­ti­ya­cı­mın olup ol­ma­dı­ğı­nı sor­du­lar. Ar­ka­daş­la­rım kıs­kan­dı mı bil­mem ama Yash Chop­ra olmak kolay de­ğil­di.
Hin­dis­tan'daki gün­le­ri­miz azal­ma­ya baş­la­dı. Bu yazı di­zi­si­ni bi­tir­mek is­ti­yo­rum ama siz­ler­le pay­laş­ma­dan ge­çe­me­ye­ce­ğim o kadar çok konu var ki; Dalai Lamay'ı an­ma­dan, Hi­ma­la­ya etek­le­rin­de bir­kaç gün ko­nak­la­ma­dan, Tac­ma­hal'i gör­me­den, Hin­dis­tan'da tren yol­cu­lu­ğun­dan iki üç söz­cük söy­le­me­den bu yazı di­zi­si­ni bi­tir­mek is­te­mi­yo­rum. Belki oku­yan var­dır ve bu sa­ye­de Hin­dis­tan'ı merak edip benim gibi yol­la­ra düşen olur diye dü­şü­nü­yo­rum. O kadar uzun uçak yol­cu­lu­ğu ol­ma­sa, hiç dur­mam önü­müz­de­ki muson yağ­mur­la­rın­dan sonra tek­rar Kuzey Hin­dis­tan'a git­mek is­te­rim.
Hin­dis­tan rü­ya­la­rı­mı süs­ler oldu. Cılız sesli ana­la­rın ses­le­ri ku­la­ğım­dan git­mi­yor. Baş­la­rı yere dü­şü­ve­re­cek­miş gibi be­be­ler, sol­gun yüz­le­ri ve bay­gın ba­kış­la­rı ile hep bey­ni­min bir kö­şe­sin­de..
Hin­dis­tan'ın yap­tı­ğı atı­lım­la­rı duy­duk­ça he­ye­can­la­nır oldum. Ma­te­ma­tik ve bil­gi­sa­yar da­lın­da ya­ka­la­dık­la­rı ba­şa­rı­lar uma­rım iler­de Hin­dis­tan'ın makus ta­li­hi­ni ye­ne­bi­lir. Nehru'nun baş­lat­tı­ğı ve ba­şa­rı­sız­lık­la sona eren nüfus kont­ro­lü uy­gu­la­ma­sı uma­rım, tek­rar gün­de­me gelir ve ba­şa­rı­ya ula­şır. Şu anda 1 mil­yar 216 mil­yon olan Hin­dis­tan nü­fu­su, şöyle bir 800 mil­yon­la­ra inse, Hin­dis­tan'da yok­sul insan kal­ma­ya­ca­ğı­na ina­nı­yo­rum. Şu anda bir düş olan bu dü­şün­ce­min ya­şa­ma geç­me­si için tüm kal­bim­le dua ede­ce­ğim Hin­dis­tan halkı için...


Bu yazı 4889 defa okunmuştur.



Mehmet Emin Berber Diğer Yazıları
Çok Okunan Haberler
Köşe Yazarları
Anketimize Katılın

Web sitemize nasıl ulaştınız?

Reklam
Tavsiye
Arama Motorları
Diğer