20-02-2018 Mehmet Emin Berber

Müs­lü­man­lar için Mekke'deki Kabe ne ise Sih­ler için de "Altın Ta­pı­nak" ya da "Har­man­dır Sahib" odur. Hin­dis­tan'ın Pen­cap eya­le­ti baş­ken­ti Am­rit­sar ken­tin­de bu­lu­nan Sih ta­pı­na­ğı, halk ara­sın­da Altın Ta­pı­nak veya Tanrı'nın Ta­pı­na­ğı ola­rak anı­lır. Altın Ta­pı­nak Sih inan­cı­na göre en önem­li iba­det­ha­ne­ler­den biri ve Sih gu­ru­d­wa­ra­la­rı­nın en es­ki­le­rin­den­dir. Ta­pı­na­ğı 4. Sih gu­ru­su olan Guru Ram Das Ji ta­sar­lan­mış­tır. Guru Ram Das Ji aynı za­man­da Am­rit­sar ken­ti­nin plan­la­yı­cı­sı ve ku­ru­cu­su­dur. Bu ne­den­le, ta­pı­na­ğın bu kent­te bu­lun­ma­sı ne­de­niy­le kente Guru Şehri an­la­mı­na gelen Guru Di Nagri de­ni­yor.
Ta­pı­nak 1574 yı­lın­da ya­pıl­mış. Babür İmpa­ra­to­ru olan Ekber Şah, ara­zi­yi 3. Guru, Guru Amar Das'ın kı­zı­na ev­len­me he­di­ye­si ola­rak ver­miş. Kızın ev­len­miş ol­du­ğu Bhai Jetha daha sonra 4. Guru olan Guru Ram Das Ji'dir. Dör­dün­cü Guru, Guru Das Ram Ji ön­der­li­ğin­de gölet bü­yü­tül­müş­tür. Sonra 5. Guru olan Guru Arjan Dev Ji dö­ne­min­de ise ta­pı­nak komp­lek­si ta­mam­lan­mış­tır.
Har­man­dir Sahib büyük bir alanı kap­la­mak­ta­dır. Komp­lek­sin or­ta­sın­da ta­pı­nak yer alır. Ta­pı­na­ğı çev­re­le­yen suni gölün adı Am­rit­Sar yani Kut­sal Su Gölü ya da Ölüm­süz­lük Pı­na­rı Ha­vu­zu'dur. Ta­pı­na­ğın yer yanı beyaz mer­mer­ler­le kap­lı­dır.
Büyük bir gölet dü­şü­nün. Et­ra­fı yük­sek du­var­lar­la çev­ri­li. Şöyle beş altı fut­bol sa­ha­sı­nı gö­zü­nü­zün önüne ge­ti­rin ve bunun or­ta­sı­na büyük bir saray ge­ti­rin ve o da dört katlı olsun. Sa­ra­ya sa­de­ce ke­nar­la­rı altın kap­la­ma kor­ku­luk­la­rı olan bir plat­form­dan ula­şı­la­bi­li­yor.
Henüz daha Ta­pı­na­ğın bu­lun­du­ğu ikin­ci bö­lü­me geç­me­den büyük bir mey­dan kar­şı­lı­yor sizi. Her taraf beyaz mer­mer kap­la­ma­lı. İnsan se­li­ni yara yara ayak­ka­bı­la­rı bı­ra­ka­ca­ğı­nız yere ula­şı­yor­su­nuz. Bu­ra­da ayak­ka­bı­la­rı­nız bir çu­va­la dol­du­ru­lu­yor ve gö­rev­li­ye tes­lim edi­yor­su­nuz. Gö­rev­li size bir nu­ma­ra ve­ri­yor. O nu­ma­ra­yı sakın unut­ma­yın.Ta­pı­na­ğa başı açık gir­mek yasak. Ta­pı­na­ğa gi­rer­ken havuç renk­li bir baş ör­tü­sü ve­ri­li­yor ki ba­şı­nı­zı ör­te­si­niz. Kadın erkek far­ket­mez, her­kes aynı tül­bent­le ba­şı­nı ör­tü­yor.
Gö­rü­nen man­za­ra şu; çok geniş alana ya­yı­lan dış komp­leks­te in­san­lar yüz­le­ri­ni Altın Ta­pı­nak ta­ra­fı­na dön­dü­re­rek sec­de­ye gi­di­yor ve öy­le­ce bir süre ka­lı­yor. Bu o kadar çok tek­rar­la­nı­yor ki, hemen önü­nüz­de giden insan se­li­nin sec­de­ye git­me­si­ni, siz bir an için acaba düş­tü­ler mi şek­lin­de al­gı­lı­ya­bi­lir­si­niz. Öyle değil, iba­det, yal­va­rıp ya­kar­mak için in­san­lar sec­de­ye va­rı­yor­lar. Dı­şa­rı­dan gelen ka­la­ba­lı­ğı, içer­de muh­te­me­len ak­şam­dan ve gece ya­rı­sın­dan sonra bu­ra­ya gelip bu­ra­da sa­bah­la­yan in­san­lar kar­şı­lı­yor. Kar­şı­lı­yor de­di­ğim, yer­le­re se­ril­miş ya da uyu­yup kal­mış­bu in­san­lar­la kar­şı­la­şı­yor.
Yalın ayak yü­rü­me­ye baş­lı­yor­su­nuz. Altın Ta­pı­na­ğın bu­lun­du­ğu ikin­ci bö­lü­me var­ma­dan bir su ha­vu­zu­nun için­den ge­çi­yor­su­nuz. 1.5 metre kadar ge­niş­li­ği olan ha­vu­zun suyun de­rin­li­ği olsun olsun 10 cm kadar falan. Bütün in­san­lar bu su içine ba­sa­rak Altın Ta­pı­na­ğın büyük ka­pı­sı­na doğru yü­rü­yor. Sih­ler ise her­ke­sin ayak­la­rı­nı yı­ka­dı­ğı bu suyu avuç­la­rı­na alı­yor ve içi­yor­lar. Bu da on­la­rın bir başka iba­det şekli...
Altın Ta­pı­nak ya da Har­man­dir Sahib tek bir ta­pı­nak­tan öte büyük bir komp­lek­si kap­sar; komp­lek­sin or­ta­sın­da ise ta­pı­nak yer alı­yor. Ta­pı­na­ğı çev­re­le­yen sunî bir göl bu­lun­mak­ta­dır. Bu gölün ismi Am­rit­Sar yani "Kut­sal Su Gölü" veya "Ölüm­süz­lük Pı­na­rı Ha­vu­zu"dur. Ta­pı­na­ğa dört yan­dan gi­riş­ler bu­lun­mak­ta­dır ki bu hoş­gö­rü ve açık­lı­ğın öne­mi­ni sim­ge­ler. Ta­pı­nak komp­lek­si­nin için­de geç­miş Sih Gu­ru­la­rı­na, Aziz­le­ri­ne ve şe­hit­le­ri­ne ait bir­çok türbe bu­lun­mak­ta­dır. Her biri ta­ri­hî bir olay veya Sih azi­ziy­le iliş­ki­len­di­ril­miş üç kut­sal ağaç bu­lun­mak­ta­dır.
Büyük ka­pı­dan gir­dik­ten sonra; Ko­ca­man bir gölet ve or­ta­sın­da altın kap­la­ma­lı bir saray kar­şı­lı­yor sizi. Gölün çev­re­si ve sa­ra­yın ze­mi­ni beyaz mer­mer­ler­le dö­şen­miş. Gölün ke­na­rın­da zin­ci­re tu­tu­na­rak suya giren Sih­ler daha sonra sa­ray­dan ta­ra­fa dö­ne­rek iba­ret­le­ri­ni ya­pı­yor. Or­ta­lık­ta kabin falan yok. Çar­şa­fı bel­den aşa­ğı­sı­na saran Sih­ler, us­ta­ca don­la­rı­nı çı­kar­dık­tan sonra ma­yo­su­nu gi­yi­yor ya da kü­lo­tu ile bir­lik­te suyun içine bı­ra­kı­yor ken­di­ni. Az sonra sudan çı­kı­yor ve sa­ra­ya dö­ne­rek se­la­mı­nı ver­dik­ten sonra gi­yi­ni­yor. Bu, gece ve gün­düz aynen devam edi­yor.
Bu­ra­ya dün­ya­nın her ta­ra­fın­dan de­ği­şik din­le­re men­sup in­san­lar ge­le­bi­li­yor ve bu­ra­da be­da­va ka­la­bi­li­yor. Ay­rı­ca hemen her gün 100 bin ki­şi­ye ikram edi­len ye­mek­ten de ya­rar­la­na­bi­li­yor.
Ta­pı­nak­la il­gi­li dra­ma­tik bir öykü de an­la­tı­lı­yor.
1946 yı­lın­da Hin­dis­tan or­du­su, ta­pı­na­ğı üs ola­rak kul­la­nan Sih mu­ha­lif­le­ri sin­dir­mek için ta­pı­na­ğa kanlı bir bas­kın dü­zen­li­yor. Za­ma­nın baş­ba­ka­nı İndira Gandi'nin emri ile ger­çek­le­şen sal­dı­rı­da çok sa­yı­da Sih mu­ha­li­fi öl­dü­rü­lü­yor. Bu sal­dı­rı İndira Gandi'nin de so­nu­nu ha­zır­lı­yor: Bil­di­ği­niz gibi sal­dı­rı­yı takip eden yılın so­nun­da Sih di­ni­ne men­sup bir ko­ru­ma­sı ta­ra­fın­dan öl­dü­rü­lü­yor.
Ta­pı­nak­ta si­ga­ra içmek Sih ki­tap­la­rın­da ya­sak­lan­mış­tır.. Ancak içki için Sih ki­ta­bın­da açık bir hüküm yok­tur. Bu hu­ku­ki boş­luk­tan ya­rar­la­nan Sih­le­rin sa­yı­sı­nın ol­duk­ça fazla ol­du­ğu­nu öğ­re­ni­yo­ruz. Yani Altın Ta­pı­nak­ta içki içmek Sih di­ni­ne göre ya­sak­lan­ma­mış­tır.
Altın Ta­pı­nak­ta ge­zin­me­ye sol ta­raf­tan baş­lı­yor­su­nuz. Altın Ta­pı­na­ğı sey­re­de sey­re­de ve her açı­dan fo­toğ­raf­la­ya­rak gölün çev­re­sin­de bir tur atı­yo­ruz.
Su ve helva ikram edi­len yer­ler­de uzun kuy­ruk­lar...
İlk turu ta­mam­la­dık­tan sonra yemek ikram edi­len bö­lü­me gi­di­yo­ruz. Ön­ce­le­ri ni­ye­ti­miz sa­de­ce gör­mek­ti. Bu merak bizi önce gö­ze­ri­mi­zi ya­şar­tan ve yüz­ler­ce ka­dı­nın soğan soy­du­ğu bö­lüm­den ge­çir­di. Soğan ko­ku­su taa iç kı­sım­la­ra kadar git­ti­ği için göz yaş­la­rı­mız hiç dur­ma­dı. Ye­mek­te kul­la­nı­lan kap ka­cak­lar sanki birer kam­yo­net bü­yük­lü­ğün­de­ki te­ker­lek­li ara­ba­lar­la gö­tü­rü­lü­yor ge­ti­ri­li­yor. Biz de eli­mi­ze bir ser­vis tep­si­si aldık ve geniş bir sa­lo­nu gir­dik. Gi­ren­ler na­maz­da saf tutar gibi yer­le­re otu­ru­yor ve gö­nül­lü Sih­le­rin ge­tir­di­ği ye­mek­ler ser­vis ta­ba­ğı­nı­zın il­gi­li bö­lüm­le­ri­ne dol­du­ru­lu­yor. Mer­ci­mek çor­ba­sı, sıcak süt­laç, pilav o günkü ta­bil­dot­ta olan yi­ye­cek­ler.
Reh­be­ri­miz Zafer Boz­ka­ya hiç du­rak­sa­ma­dan kaşık sal­la­ma­ya baş­la­yın­ca; ben de şöyle bir ta­dı­na ba­ka­yım dedim, sıcak süt­la­cın. Hiç de fena de­ğil­miş. Nasıl olsa bir kaşık yedik, bir kaşık.. bir kaşık daha der­ken sıcak süt­laç bitti. Ba­ha­rat­lı mer­ci­mek çor­ba­sı ve pi­rinç pi­la­vı da bi­ti­ver­di. Sü­rek­li arada do­la­şan­lar, bo­şal­dık­ça tak­vi­ye ya­pı­yor­lar ser­vis ta­ba­ğı­nı­za. Ya­nın­da ver­dik­le­ri mısır ek­me­ği de ol­duk­ça gü­zel­miş...
Bu ye­mek­ha­ne­de her gün 100 bin in­sa­nın karnı do­yu­yor der­sem abart­mış olmam. Bu her gün böyle devam edi­yor. Hin­dis­tan'da in­sa­na ve­ri­len, pay­laş­ma­nın de­ğe­ri­ni bilen bir örnek ola­rak ak­tar­dım size bun­la­rı. Çok dü­zen­li otu­ru­yor­lar, çok dü­zen­li yemek yi­yor­lar. Tabak ve çanak gü­rül­tü­sün­den başka ses du­ya­maz­sı­nız. Hin­dis­tan el­bet­te fakir bir ülke. Ama elin­de­ki az mik­tar­da­ki yi­ye­ce­ği pay­laş­ma­sı­nı er­de­mi­ni bi­li­yor ve bunun çok güzel ör­ne­ği­ni su­nu­yor. Bu­ra­da ça­lı­şan in­san­la­rın hep­si­nin gö­nül­lü ol­du­ğu­nu da söy­le­me­li­yim.
Altın Ta­pı­nak gece ve gün­düz gölün or­ta­sın­da pırıl par­lı­yor. Her zi­ya­ret­ten sonra ge­ce­nin iler­le­yen sa­at­le­rin­de gö­nül­lü Sih­ler, ta­pı­na­ğı si­li­yor, pak­lı­yor.Ta­pı­na­ğı çev­re­le­yen kor­ku­luk­lar, altın su­yu­na ba­tı­rıl­mış süt ve ben­ze­ri par­la­tı­cı nes­ne­ler­le si­li­ni­yor. Yer­ler pırıl pırıl, süt dök yala he­sa­bı..
Gece ise Altın Ta­pı­nak adeta bir renk cüm­bü­şü.Gölün su­la­rı­na yan­sı­yan altın sa­rı­sı rengi ile do­yum­suz bir gö­rün­tü ser­gi­li­yor. Ta­pı­na­ğın her yanı ayrı bir gü­zel­lik­te. İşte o pa­rıl­tı­lı ışık zen­gin­li­gi için­de ta­pı­na­ğın 4. ka­tı­na tır­man­dık. Fo­toğ­raf çek­mek yasak ama kim din­ler.
Altın Ta­pı­nak­ta gece bir tö­ren­le son bu­lu­yor bizim için. Tö­re­ne ka­tı­lan ka­la­ba­lı­ğı tarif etmek için bütün Hin­dis­tan bu­ra­ya gel­miş sanki di­ye­bi­lir­si­niz. Altın ip­lik­ler­le iş­len­miş kut­sal kitap, yine altın ip­lik­ler iş­len­miş şalın için­de Altın Ta­pı­nak­tan alı­na­rak gölün ke­na­rın­da ve ikin­ci kat­ta­ki ye­ri­ne gö­tü­rü­lü­yor. Mah­şe­ri bir ka­la­ba­lı­ğın el üze­ren­di ta­şı­dı­ğı kut­sal kitap ve şalı gören her Sih, hemen secde edi­yor ve bun­la­rı ye­rin­den kal­dır­mak­ta yine gö­rev­li Sih­le­re dü­şü­yor.
Helva da­ğı­tı­mı da ta­mam­lan­dık­tan sonra biz ote­li­mi­zin yo­lu­nu tu­tu­yo­ruz. Ve ka­fa­mız­da bin­ler­ce soru ile..
Haftaya Salı : HİNDİSTAN - PAKİSTAN SI­NI­RIN­DA NÖBET DEĞİŞİM TÖRENİ


Bu yazı 5134 defa okunmuştur.



Mehmet Emin Berber Diğer Yazıları
Çok Okunan Haberler
Köşe Yazarları
Anketimize Katılın

Web sitemize nasıl ulaştınız?

Reklam
Tavsiye
Arama Motorları
Diğer