22-07-2019 Aydın BALCI

Kıb­rıs… Doğu Ak­de­niz'in nö­bet­çi ku­le­si…Dünya üze­rin­de­ki çoğu me­de­ni­ye­tin ar­zu­la­dı­ğı ada…Os­man­lı'dan beri bizim olan ada,bir za­fi­yet yü­zün­den İngi­liz­le­rin eline geçti ve bir daha alı­na­ma­dı.Onlar da dost­la­rı olan Yu­nan­lı­la­rı kul­la­na­rak ada­nın ger­çek sa­ki­ni olan Türk­le­re yıl­dır­ma po­li­ti­ka­la­rı yö­nelt­me­ye baş­la­dı­lar. Ancak unut­tuk­la­rı bir şey vardı: Türk­le­rin ör­güt­len­me gücü… Ne kadar yan­sa­lar da ya­ra­lan­sa­lar da hatta kal­leş­çe öl­dü­rül­se­ler de Ma­ka­ri­os denen rahip kı­lık­lı Yunan baş­ka­nı­na ve onun ta­li­ma­tıy­la ku­ru­lan ve Kıb­rıs' ın Yu­na­nis­tan' a bağ­lan­ma­sı­nı sa­vu­nan Eno­sis fik­ri­ni ha­ya­ta ge­çir­me­ye ça­lı­şan terör ör­gü­tü EOKA ve onun ba­şın­da­ki ele­ba­şı Ye­or­yas Gri­vas' a boyun eğ­me­ye­cek­ler­di. Fazıl Küçük et­ra­fın­da top­lan­dı­lar, Türk­ler de 1974' e göre daha pasif bir ko­num­da yan­la­rın­day­dı. Dünya ka­mu­oyu­na haklı da­va­mı­zı işte bu şart­lar al­tın­da öl­dü­rül­sek de sü­rül­sek de an­la­ta­cak­tık. Kıb­rıs Yunan' ın de­ğil­di, bunu an­lat­mak da va­zi­fe­miz idi. BM ve İngil­te­re ko­nuy­la ya­kın­dan il­gi­len­dik­le­ri­ni gös­ter­me­ye ça­lı­şı­yor­lar ancak İngil­te­re' nin asıl amacı sü­re­ce ABD' yi de dahil edip çözüm yol­la­rı­nı be­ra­ber ara­mak­tı. Ne de olsa ABD' nin pasif dö­ne­mi bit­miş dünya li­der­li­ği­ne ha­zır­la­nı­yor­du.İşte bu sü­reç­te 2 başlı dev­let yö­ne­ti­mi ve 2' li be­le­di­ye yö­ne­tim­le­ri ko­nu­şul­ma­ya baş­lan­dı. Ma­ka­ri­os cum­hur­baş­ka­nı, Fazıl Küçük ise yar­dım­cı­sı ola­cak­tı. İşte süreç daha kö­tü­ye gi­di­yor­du. Rum­lar hiç­bir Türk ha­re­ke­ti­ni ve yö­ne­ti­mi­ni ta­nı­maz ol­muş­tu.İşte o dö­nem­ler­de Kıb­rıs Türk Fe­de­ras­yo­nu­nun baş­kan­lı­ğı­nı yap­mış, BM' de Kıb­rıs Türk­le­ri­ni tem­sil etmiş ve bir yan­dan da adaya giriş ya­sa­ğı ol­ma­sı­na rağ­men Eren­köy' de Rum te­rö­rist­ler ile sa­vaş­mış bir lider pa­laz­la­nı­yor­du:Rauf Denk­taş. Ada­da­ki Türk­le­rin or­du­su olan ve Tür­ki­ye' nin des­tek­le­di­ği Türk Mu­ka­ve­met Teş­ki­la­tı­nın ku­ru­lu­şun­da da yer al­mış­tı. Artık Tür­ki­ye adaya silah da ta­şı­yor; ma­ğa­ra­la­ra çe­kil­miş, zu­lüm­den bitap düş­müş soy­daş­la­rı­nı ko­ru­yor­du. Türk jet­le­ri ada­nın üs­tün­de Rum­lar bir kal­kış­ma­da bu­lu­nun­ca gö­rü­nüp ada­da­ki Türk­le­rin sa­hip­siz ol­ma­dı­ğı­nı gös­te­ri­yor­lar­dı. Ancak bu durum Rum te­rö­rist­le­ri daha da kız­dır­ma­ya yet­miş­ti. Türk böl­ge­le­ri­ne si­lah­lı ey­lem­ler dü­zen­li­yor­lar, Batı Ana­do­lu' yu işgal et­tik­le­rin­de yap­tık­la­rı­nı şimdi yine tek­rar­lı­yor­lar­dı. En utanç ve­ri­ci­si daha son­ra­la­rı Kanlı Noel ola­rak anı­la­cak 20 Ara­lık 1963 günü baş­la­yan Rum te­rö­rist­le­rin ey­lem­le­riy­di. 24 Ara­lık ge­ce­si Rum­lar, Lef­ko­şa'nın Kum­sal sem­tin­de Bin­ba­şı Nihat İlhan'ın evine bas­kın dü­zen­le­di. Rum sal­dır­gan­lar, Nihat İlhan'ın 3 küçük oğlu, Kutsi, Murat, Hakan ve eşi Mü­rüv­vet'i sak­lan­dık­la­rı ban­yo­da kü­ve­tin için­de kur­şun yağ­mu­ru­na tu­ta­rak kat­let­ti. Nihat İlhan, 1963 yı­lın­da o dönem adı Kıb­rıs Türk Alayı olan Kıb­rıs'taki 650 ki­şi­lik Türk gü­cü­nün dok­to­ruy­du. Kıb­rıs ta­ri­hi­ne Kanlı Noel diye geçen Rum­la­rın si­lah­lı sal­dı­rı­la­ra baş­la­dı­ğı 20 Ara­lık 1963'teki, Türk Alayı'nda gö­re­vi ba­şın­day­dı. Bu dö­nem­de çoğu Türk zulme uğ­ra­mış­tı. Ancak bu kat­li­amın fo­toğ­raf­la­rı dünya ka­mu­oyu­na Türk­ler ta­ra­fın­dan ya­yı­lın­ca Lond­ra Kon­fe­ran­sı top­lan­dı. Ancak ye­ter­li sonuç elde edi­le­me­di. Zaten ada­da­ki Türk­ler adaya Tür­ki­ye­nin mü­da­ha­le et­me­si­ni is­ti­yor­lar­dı. Bu ancak 1974 yı­lın­da bar­da­ğın taş­tı­ğı bir za­man­da müm­kün ola­bil­di. Yu­nan­lı­lar açık­ça Kıb­rıs' ta ordu ku­ru­yor­lar­dı ve kar­şı­la­rın­da Türk alayı ve Türk Mu­ka­ve­met Teş­ki­la­tı vardı. Zu­lüm­ler gün geç­tik­çe ar­tı­yor­du. Tür­ki­ye'den 20 Tem­muz 1974 günü jet­ler ha­va­lan­dı, do­nan­ma ge­mi­le­ri demir aldı. İşte Kıb­rıs' ı ye­ni­den fet­het­me za­ma­nı gel­miş­ti. Ko­man­do­lar adaya çı­kar­ma yaptı. İşte as­ke­rim mü­da­ha­le ma­sa­da büyük bir kuv­vet teş­kil ede­cek­ti. BM Gü­ven­lik Kon­se­yi'nin 1974 20 Tem­mu­zun­da al­dı­ğı 353 sa­yı­lı ka­rar­la ada­nın üç ga­ran­tör dev­le­ti olan İngil­te­re, Tür­ki­ye ve Yu­na­nis­tan ara­sın­da bir mu­ta­ba­kat sağ­lan­ma­ya ça­lı­şıl­dı. 25 Tem­muz ta­ri­hin­de Ce­nev­re'de baş­la­yan gö­rüş­me­ler 30 Tem­muz ta­ri­hi­ne kadar sürdü. So­nun­da ta­raf­lar 8 Ağus­tos da al­dık­la­rı bir ka­rar­la adada bu­lu­nan Rum-Türk ta­raf­la­rı­nın de­vam­lı­lı­ğı ve ada­nın fe­de­ral dev­let sta­tü­sün­de kal­ma­sın­da mu­ta­ba­ka­ta var­dı­lar. Ateş­ke­sin ar­dın­dan adada bu­lu­nan 40.000 Türk as­ke­ri bek­le­me­ye geç­miş­ti. Fakat Rum­lar et­ra­fı­nı çe­vir­dik­le­ri Türk köy­le­rin­de genç-yaş­lı, ço­luk-ço­cuk de­me­den in­san­la­rı kat­let­me­ye devam et­ti­ler.

Kıb­rıs'ın kim­li­ği­ni be­lir­le­mek için ya­pı­lan Bi­rin­ci Ce­nev­re Kon­fe­ran­sın­da adeta zaman ka­zan­mak için an­laş­ma­ya uyan Rum ta­ra­fı II. Ce­nev­re Kon­fe­ran­sın­da alı­nan ka­rar­la­ra iti­raz et­me­ye baş­la­dı. Ce­nev­re Kon­fe­ran­sı­nın ikin­ci ya­rı­sın­da bek­le­nen ba­şa­rı alın­ma­yın­ca TSK II. Ha­re­ka­ta baş­la­dı. 14 Ağus­tos ta­ri­hin­de Türk or­du­su bütün me­za­li­me karşı ko­ya­rak Pa­şa­köy ve Ser­dar­lı'da va­tan­daş­la­rıy­la ku­cak­laş­tı. Ordu ha­re­ke­ti­ne devam eder­ken 14 ve 15 Ağus­tos ta­rih­le­rin­de Doğu ve Batı hat­tın­da iler­le­ye­rek Ma­go­sa, Lef­ko­şa ve Lefke hat­tı­nın ku­ze­yin­de­ki böl­ge­nin hepsi ele ge­çi­ril­di. 415 Kara, 65 Deniz, 5 Ha­va­cı ve 13 Jan­dar­ma olmak üzere top­lam 498 Türk as­ke­ri şehit olmuş ve 1200 asker ise ya­ra­lan­mış­tır. Ay­rı­ca as­ker­le­rin dı­şın­da 70 ada va­tan­da­şı mü­ca­hit ve 270 Kıb­rıs Türkü ha­ya­tı­nı kay­bet­miş­tir. Bun­dan sonra dip­lo­ma­tik süreç ifa edi­lip ada kim­li­ği tar­tı­şı­la­cak­tı ancak tah­min edi­le­ce­ği üzere Rum ta­ra­fı rahat dur­mu­yor­du. Rauf Denk­taş büyük ça­ba­lar sonu Kıb­rıs' ın Türk ve yunan ta­raf­la­rı­nın ay­rı­lıp fe­de­ral dev­let­ler ola­rak kal­ma­la­rı için an­laş­ma yaptı. 15 Kasım 1983' te KKTC ku­rul­muş, ba­şı­na da büyük lider Rauf Denk­taş geç­miş­ti.

Kıb­rıs ile il­gi­li Mus­ta­fa Ne­ca­ti Se­pet­çi­oğ­lu' nun Kıb­rıs için yaz­dı­ğı roman se­ri­nin 5. ki­ta­bın­da geçen şu pasaj bir daha okun­ma­lı­dır:

“Bir top­ra­ğa sa­hip­len­mek kolay de­ğil­dir, sen bi­lir­sin, bir top­ra­ğı yurd edin­mek bu dün­ya­da iş­le­ri­nin en zo­ru­dur. Elin üs­tün­den ay­rıl­ma­ya­cak bir an bile o top­ra­ğın, gözün üs­tün­den ek­sil­me­yecek. Elini fazla bas­tı­ra­maz­sın, bas­tı­rır­san ezer­sin, ezi­len top­rak ürün ver­mez hay oğul, ben de­ne­dim, ver­mi­yor. Ezi­len top­rak­ta in­san­lar kö­le­le­şi­yor çünki..?Fakat bu böyle diye gev­şek de tu­ta­maz­sın elini..?top­rak ka­yı­ve­rir..?Fazla ok­şar­san şı­ma­rır. Ne kayan top­rak se­nin­dir, ne şı­ma­ran­dan güven bek­le­ye­bi­lir­sin. Ya na ya­pa­cak­sın? Eğit­mek ka­lı­yor ge­ri­ye, eği­tim! Sen Kıb­rıs'ta Türk­men'i ba­şı­boş bı­ra­kır­san kopar, çabuk kopar.”


Bu yazı 3826 defa okunmuştur.



Aydın BALCI Diğer Yazıları
Çok Okunan Haberler
Köşe Yazarları
Anketimize Katılın

Web sitemize nasıl ulaştınız?

Reklam
Tavsiye
Arama Motorları
Diğer