04-07-2019 10:59 GÜNDEM

“2 TEM­MUZ MA­DI­MAK KATLİAMI AN­MA­ VE BASIN AÇIK­LA­MA­SI”

Rıza EZER: Hacı Bek­taş Veli Ana­do­lu Kül­tür Vakfı Datça Şu­be­si Ce­me­vi, Pir Sul­tan Abdal Kül­tür Der­ne­ği Datça Şu­be­si ve Datça De­mok­ra­si Plat­for­mu­nun bir­lik­te ger­çek­leş­tir­di­ği Sivas Kat­li­amı 26. Yıl Anma Prog­ra­mı ve Basın Açık­la­ma­sı Salı günü (02.07.2019) Datça Cum­hu­ri­yet Mey­da­nın­da ya­pıl­dı. Su­nu­cu­lu­ğu­nu Meral San ve Özcan Bay­rak­tar'ın yap­tı­ğı prog­ram­da Asım Bezirci ve Metin Al­tı­ok'un şi­ir­le­riy­le baş­la­dı. Ölen­ler için ya­pı­lan saygı du­ru­şu­nun ar­dın­dan isim­le­ri tek tek okun­du. Mey­dan­da bu­lu­nan­la­rın “BURDA” di­ye­rek an­dı­ğı et­kin­lik­te ha­zır­la­nan Basın Açık­la­ma­sı Leyla DİNÇER ta­ra­fın­dan okun­du. Has­ret Gül­te­kin, Ne­si­mi Çimen ve Muh­lis Akar­su'nun tür­kü­le­ri­nin yer al­dı­ğı et­kin­li­ğe, CHP Datça İlçe Baş­kan­lı­ğı, HDP Datça İlçe Baş­kan­lı­ğı, Datça Mü­zik­se­ver­ler Der­ne­ği, Kadın İş Gücünü Geliştirme ve Yaygınlaştırma Der­ne­ği, DAÇEV, Eği­tim Sen ve bir çok STK üye­le­ri ka­tıl­dı.

“2 TEM­MUZ MA­DI­MAK KATLİAMI AN­MA­ VE BASIN AÇIK­LA­MA­SI”

 

MA­DI­MAK YA­NI­YOR HÂLÂ!
26 yıl önce bugün, 2 Tem­muz 1993'te şi­ir­le­ri, de­yiş­le­ri, re­sim­le­ri, ki­tap­la­rıy­la; ne­fes­le­ri, se­mah­la­rı, gü­lüş­le­riy­le; yine bu şe­hir­de öl­dü­rül­müş bir hak aşı­ğı­nı;
“Dost elin­den dolu içmiş de­li­yim/ Üstü kan kö­pük­lü meşe se­li­yim/ Ben bir yol oğ­lu­yum yol se­fi­li­yim/ Ben de bu yay­la­dan Şah'a gi­de­rim/ Alın­mış ab­des­tim al­dı­rır­lar­sa/ Kı­lın­mış na­ma­zım kıl­dı­rır­lar­sa/ Sizde Şah di­ye­ni öl­dü­rür­ler­se/ Ben de bu yay­la­dan Şaha gi­de­rim” diyen ve da­ra­ğa­cın­da, bem­be­yaz en­ta­ri­si servi bo­yuy­la bu şeh­rin onul­maz ka­ran­lı­ğı­nı ay­dın­la­tan Pir Sul­tan Abdal'ı an­ma­ya, ad­la­rı­nı onun adına ka­ta­rak bir şehri ay­dın­lat­ma­ya giden otu­züç can ve on­la­ra hiz­met için çır­pı­nan gen­ce­cik iki gö­rev­li, bir şe­hir­de, bir otel­de, adını, ken­di­si­ni Ana­do­lu'nun gel­miş geç­miş tüm halk­la­rı­na cö­mert­çe sunan bir ottan, Ma­dı­mak'tan alan bir otel­de, vah­şi­ce öl­dü­rül­dü! Bir şe­hir­de; Sivas'ta!
Sivas Ana­do­lu'da bir şeh­rin adı de­ğil­dir! Ara­dan 26 yıl geç­tik­ten sonra ne acı­dır ki Sivas artık her an her yer­de­dir!
Daha dün Sivas, An­ka­ra'nın bir il­çe­sin­de, baş­ken­tin or­ta­sın­da, Çubuk'ta, em­ni­yet amir­le­ri­nin, ge­ne­ral­le­rin, si­ya­si­le­rin, on­lar­ca ko­ru­ma­nın göz­le­ri önün­de or­ta­ya çık­ma­dı mı? Çubuk'ta, biz­zat ana mu­ha­le­fet par­ti­si li­de­ri­ne karşı yeni bir Sivas pro­va­sı ya­pı­la­bil­miş, “evi yakın” ni­da­la­rı ye­ni­den ek­ran­la­ra ta­şı­na­bil­miş­se, Sivas ne­re­si­dir? Bu yeni Sivas kat­li­amı gi­ri­şi­mi­ni yine bi­ri­le­ri bir­kaç ken­di­ni bil­me­ze bağ­la­mış­sa, kat­li­am gi­ri­şi­mi­nin gös­ter­me­lik bir faili bu­lun­muş, öte­ki­ler buhar ol­muş­sa, bu fail hak­kın­da bile şim­di­ye kadar hiç­bir işlem ya­pıl­ma­mış­sa, üs­tü­ne üst­lük bir de o suçlu el­le­ri öpü­lüp poz poz fo­toğ­raf­lar ve­ril­miş­se, bu fo­toğ­raf­la­rı ve­ren­le­rin ar­dı­na dü­şül­me­miş­se, ar­dı­na dü­şül­me­di­ği gibi, sal­dır­gan­lar bir de yine si­ya­si­ler ta­ra­fın­dan yi­ğit­lik­le, mert­lik­te tal­tif edi­lip sal­dı­rı­ya uğ­ra­yan suç­lan­mış­sa, Sivas artık her an, her yer­de­dir! Değil di­ri­le­ri­miz, ölü­le­ri­miz bile Tay­bet Ana­mız gibi so­kak­lar­da kurda kuşa bı­ra­kı­lır­ken, Hatun Ana­mı­zın be­de­ni, linç­ci bir gü­ru­hun bas­kı­nıy­la me­zar­dan çı­ka­rı­lır­ken, el­bet­te
Ma­dı­mak hala yan­mak­ta­dır!
O kat­li­am ote­li­nin al­tın­da ke­bap­çı dük­ka­nı aça­bi­lecek, et lo­kan­ta­sı­na ruh­sat ve­re­bi­lecek ve ça­lış­tı­ra­cak, o dük­kan­da et yi­ye­bi­le­cek­ler var ol­du­ğu sü­re­ce de Ma­dı­mak yan­ma­ya devam ede­cek­tir! Ni­ha­yet oteli ka­pa­tıp, Ale­vi­le­rin müze ta­lep­le­ri­ne ku­lak­la­rı­nı tı­ka­yıp, sözüm ona bilim kül­tür mer­ke­zi ha­li­ne ge­ti­rip anma kö­şe­sin­de en başa kat­li­am zan­lı­la­rı­nın adını ya­zan­lar ol­duk­ça Ma­dı­mak yan­ma­ya devam ede­cek­tir.
Dün­den bu­gü­ne, şimdi de­mok­ra­si­ci­lik oy­na­yıp de­mok­ra­si ha­va­ri­si ke­sil­mek­te hiç­bir beis gör­mez­ken, kat­li­ama hala kat­li­am di­ye­me­yen­ler, kat­li­ama hala kaza süsü ver­mek is­te­yen­ler, “şeh­ri­mi­zin adı kö­tü­ye çı­ka­rı­lı­yor” diye fe­ve­ran edip, şe­hir­le­ri­nin can­sız ad­la­rı­nı ölü­le­ri­mi­zin ca­pa­can­lı ad­la­rın­dan üstün tu­tan­lar, o şehre can­la­rı­nı an­ma­ya ge­len­le­re her 2 Tem­muz günü ye­ni­den ölüm sı­ca­ğı ya­şat­mak­tan geri dur­ma­yan­lar, ya­nan­la­ra değil, ya­kan­la­ra geç­miş olsun di­yen­ler, içe­ri­de ateş cana değ­miş­ken, “hal­kı­mı­zın burnu bile ka­na­ma­dı” diye demeç ve­ren­ler, hü­kü­met­te olup “ama yet­kim yoktu” diye ölü­le­ri­mi­zin ağır yü­kü­nü üs­tün­den at­ma­ya kal­kan­lar, bir sos­yal medya pay­la­şı­mın­dan kos­ko­ca ör­güt­ler imal edi­lir­ken, Sivas Kat­li­amın­da, tıpkı Hran­tı­mı­zın kat­le­dil­me­sin­de ol­du­ğu gibi, ör­gü­tü sa­man­lık­ta kay­be­den­ler, yar­gı­la­ma sü­reç­le­riy­le kat­li­am­cı­la­rı masum ilan eden­ler, da­va­nın düş­me­si­ni ve ka­pa­tıl­ma­sı­nı ha­yır­lı olsun söz­le­riy­le kar­şı­la­yıp, bir za­man­lar Çorum ya­nar­ken Çorum'u bı­ra­kın Fatsa'ya bakın di­yen­ler gibi, kat­li­am­cı­la­rın ya­kın­la­rı için göz­ya­şı dök­me­yi tav­si­ye eden­ler, ada­let ara­yan­la­rı ide­olo­jik bo­ra­zan­lık­la suç­la­yan­lar, kat­li­am sa­nık­la­rı­nı ce­za­ev­le­rin­de el üs­tün­de ağır­la­yan si­ya­si­ler, on­la­rın avu­kat­la­rı­nı birer birer ödül­len­di­rip mil­let­ve­ki­li, bakan ya­pan­lar ve tüm bu ger­çek­le­rin yüz­le­ri­ne vu­rul­ma­sı­nı da boz­gun­cu­luk sa­yan­la­rın dün­ya­sın­da Ma­dı­mak yan­ma­ya devam ede­cek­tir! Çünkü ada­let yoksa hukuk da yok!
Ara­dan 26 yıl geçti. Hala ada­let arı­yo­ruz; ara­mak­tan da asla vaz­geç­me­ye­ce­ğiz! Ada­let! Sivas'ta kat­le­di­len­ler için! Bi­li­yo­ruz ki Ma­dı­mak için te­cel­li edecek ada­let, ka­ran­lık­tan çıkıp ka­ran­lı­ğa ka­rı­şan ama var­lı­ğı­nı her­ke­sin bil­di­ği o zulüm ma­ki­na­sı­nı par­ça­la­ma­ya­dır! Ada­let! Daha dün, el­le­ri ters ke­lep­çe­li as­falt­la­ra di­zi­li­ve­ren­ler için! Ada­let! Ana­ya­sa Mah­ke­me­si ka­pı­la­rın­da cop­la­nan ana­lar, ba­ba­lar için! Ada­let! Din­le­ri, dil­le­ri, renk­le­ri, cin­si­yet­le­ri ne olur­sa olsun, her­kes için ada­let! Ada­let! Şe­hir­le­ri­mi­zi beyaz to­ros­la­rın te­rö­rün­den siyah trans­por­tır­la­rın te­rö­rü­ne tes­lim et­me­mek için ada­let!
Dün­den bu­gü­ne sürüp gelen bu linç re­ji­mi, kendi zu­lüm­le­ri­ni, zalim er­kek­lik­le­ri­ni, ço­ğun­luk­çu ik­ti­dar­la­rı­nı, yağma dü­zen­le­ri­ni Ale­vi­li­ği­miz­le, Kürt­lü­ğü­müz­le, Arap­lı­ğı­mız­la, Er­me­ni­li­ği­miz­le; Rum­lu­ğu­muz­la, Sür­ya­ni­li­ği­miz, Laz­lı­ğı­mız, Ro­man­lı­ğı­mız, Çer­kes­li­ği­miz­le; yer­le­şik­li­ği­miz­le, mül­te­ci­li­ği­miz­le, akla gel­dik gel­me­dik kim­lik­le­ri­miz­le, yö­ne­lim­le­ri­miz­le, türlü türlü hal­le­ri­miz­le ak­la­ma­ya, ken­di­le­ri­ni aidi­yet­le­ri­mi­zin ar­ka­sı­na sak­la­ma­ya ça­lı­şan­la­rın re­ji­mi­dir. Bu re­ji­min kar­şı­sın­da on­la­rın ka­bu­su gibi, eşit­lik ta­le­bi­mi­zi yük­selt­mek­ten vaz­geç­me­ye­ce­ğiz! Çünkü bi­li­yo­ruz ki en büyük ada­let­siz­lik en büyük eşit­siz­lik­tir! En büyük eşit­siz­lik, en büyük ada­let­siz­lik! Bir Kürd'ün eli ke­sil­se, bir Türk'ün eli ka­na­ma­dık­ça, bir Er­me­ni'yi ök­sü­rük tutsa, bir Rum hasta ol­ma­dık­ça, bir Alevi'nin göz­ya­şı, bir Sünni'nin gö­zün­den ak­ma­dık­ça, ondan ona, ondan ona, elden ele elden ele, dil­den dile dil­den dile, eşit­lik yoksa ada­let de yok! Kim Ale­vi­le­rin ka­pı­la­rı­na çarpı işa­re­ti atar­sa atsın, kim Er­me­ni me­zar­lık­la­rı­nı par­ça­la­yıp ev­le­rin­de bı­çak­lar­sa bı­çak­la­sın, kim son Sür­ya­ni­le­ri­mi­zi de kov­ma­ya ça­lı­şır­sa ça­lış­sın, kim son Rum­la­rı­mı­zın va­liz­le­ri­ni top­la­ma­ya cüret eder­se etsin, kim so­kak­la­rı­mı­zı, plaj­la­rı­mı­zı mül­te­ci­le­ri­mi­ze ka­pat­ma­ya ça­lı­şır­sa ça­lış­sın; he­pi­miz her yerde ol­ma­ya devam ede­ce­ğiz; bu, en başta yet­mi­şi­ki mil­le­ti bir gören biz Ale­vi­le­rin, Koç­gi­ri'den Der­sim'e, El­bis­tan'dan, Ma­lat­ya'ya, Or­ta­ca'dan, Maraş'a, Çorum'dan, Sivas'a, Gazi'ye…yi­tir­di­ği­miz can­la­rı­mı­za bor­cu­muz­dur! Çünkü bi­li­yo­ruz “ki bu dün­ya­da, bu zulüm… açsak, yor­gun­sak, al kan için­dey­sek, şa­ra­bı­mı­zı ver­mek için üzüm gibi ezi­li­yor­sak,” de­me­ye de di­li­miz var­mı­yor ama bizim yü­zü­müz­den; “ka­ba­ha­tin çoğu bizim.” He­pi­mi­zin! Evet bugün hü­zün­lü­yüz ama “en büyük mu­ha­le­fe­ti­miz hüz­nü­müz­dür de!” Sivas'ta yi­tir­di­ği­miz hak aşı­ğı­mız Muh­lis Akar­su'nun de­di­ği gibi “ölü gidip sağ ge­le­ce­ğiz” ve madem ki ka­ba­ha­tin çoğu biz­de­dir, “ya­ra­mı­za acı bir tuz vu­ra­cak” kim­se­yi bek­le­me­ye­ce­ğiz! Yara biz­dey­se, tuz da biz­de­dir! Yara bi­ri­miz­dey­se, he­pi­miz­de­dir! Can­la­rı­mız­dan Metin Al­tı­ok'un söy­le­di­ğin­ce, on­lar­dan bize bir büyük boş­luk kaldı, on­lar­dan bize, alın­la­rı­nı da­ya­dık­la­rı yerde ve biz, he­pi­miz o büyük boş­lu­ğu ken­di­miz dol­dur­ma­dık­ça, o ka­ran­lı­ğın güç­le­ri dol­dur­ma­ya devam edecek! Biz, bu coğ­raf­ya­nın cümle top­lu­luk­la­rı, cümle ezi­len­le­ri, sa­yı­mız bire de düşse, buna izin ver­me­ye­ce­ğiz!
Ya hep be­ra­ber, ya hiç­bi­ri­miz! Datça De­mok­rasi Plat­for­mu


Bu haber 221 defa okunmuştur.

HABERE YORUM YAZIN

DİĞER GÜNDEM HABERLERİ
Çok Okunan Haberler
Köşe Yazarları
Anketimize Katılın

Web sitemize nasıl ulaştınız?

Reklam
Tavsiye
Arama Motorları
Diğer